Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (26 Mayıs 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


CEYLAN ÖZBUDAK: Aşkım, Bir tanemin programına başlıyoruz, inşaAllah. Amerikalı misafirimiz Lux, bugün de bizimle beraber.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan; “Türkiye’de çok büyük değişikliklerin olduğunu” belirterek, şöyle söyledi: “Eğer kararlıysanız, inançlıysanız, eğer ülkenin evlatlarını seviyorsanız yaparsınız. Çünkü bütün bu işler bir sevda işidir, bir aşk işidir. İşte bu aşk bizi deli divane etti. Biz ‘güzele bakan güzel düşünür’ diyen medeniyetin temsilcileriyiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, herhalde oya doymuyor anladığım kadarıyla. Hayra, sevaba da doymuyor, maşaAllah. Ama asıl sevaba doymuyor, Allah sevabını arttırsın.

Tayyip Hocam güzel konuşuyor, mübarek insan, dindar insan. İşte Allah’tan korkuyor, dürüst yaklaşıyor. İyi, güzel. Tayyip Hocamdan yamuk çıkmaz. Yanlış yapmaz o yani öyle bir şey yapmaz. Allah’tan korkan bir insan, çalışkanlığı da iyi ama şu üç yıl işini kaldırsın ya. Üç sene işini. O bizi tedirgin ediyor. Kaldırsın onu ya, gitsin o yani. “Ben bunu kaldırdım” desin. Böyle bir şey mi olur ya? Niye üç yani? Dört, beş, altı, yedi. Allah ömrünü uzun etsin. Niçin yani?

Anlat bir şeyler Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Davutoğlu, Necip Fazıl’ı okuyanlarla, okumayanlar arasında fark olduğunu belirterek; “ayağa kalk Sakarya” dizesine şöyle bir gönderme yaptı: “Ayağa kalktınız mı, bir daha oturmayacaksınız. Elhamdülillah bu millet artık ayağa kalkmıştır” dedi ve “büyük doğunun ufku nasıl belli bir coğrafya ile sınırlandırılmış değilse, bizim dış politikamızın ufku da bir coğrafya ile sınırlı değil” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir alkış.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Davutoğlu şöyle devam etmiş: “Bizim ufkumuz, dünyada nerede bir mazlum varsa, dünya da kim var diye soran feryadımıza cevap verecek merhamet sahibi yok mu dediğinde, evet biz varız, ben varım dememizdir” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel demiş.

Şeyhimiz Sultanımız Şeyhin Şah Şeyh Nazım Kıbrısi El-Hakkani Hazretleri, tansiyonu mükemmel. Dışarıya devriyeye çıkmış.

Yaşar Nuri Öztürk Hocamız da aranmış. Sağlığı çok iyiymiş. “Söylediklerinizi titizlikle uyguluyorum” dedi. “Hocanız nasıl?” diye sordu, “ben gösterdiğiniz ilgiyi, vefayı hiç unutmam” dedi. “Hocanızı hep savundum, üstüme geldiler hiç çekinmem” dedi. “daha önce kendisiyle görüşmüştüm” dedi.  Evet, doğru. Yaşar Nuri Hoca hakikaten, o yönde yiğit ve mert insandır. Yani çok kaliteli, klas insandır. Mert ve delikanlıdır hakikaten. Bir tek Allah’tan korkar, hep onurunu korur, yani hiçbir lafın altında kalmaz. Öyle basit insanların, basit konuşmalarıyla basitleşmez. Asil tavır gösterir. Soylu bir insandır. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin.

Allah’a sığın. Çok güzel huylu ol, tevekkülü ol. Sevecen ol. Kuran’ı oku, Allah’a teslim ol. Ne güzel dünya. İnsanlar ne güzel. Hayat ne güzel, ahiret güzel. Allah sonsuz güzel. Bak ne güzel tatlı varlıklar yaratıyor Allah.

Didem Hocam, bana bir şeyler söyle.

DİDEM ÜRER: Tamam Hocam, hemen inşaAllah.

Sayın Erdoğan; “Hatay yakınları şehit olan ailelerin ziyaretinde mütevekkil gördüğünü” söyleyerek, “terörle mücadele de çok dikkatli olacaklarını” söyledi. “Tüm bunlara rağmen biz birbirimizi seveceğiz. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i birbirine ayrı düşmeyecek. Bizde dinsel milliyetçilik olmayacak. Bir olacağız beraber olacağız” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Bir alkış da buna. Şahane. Tayyip Erdoğan Başbakanımız, çok iyi bir insan. Gerçekten iyi bir insan.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Sayın Davutoğlu, Üstad Necip Fazıl ile ilgili sözünü şöyle devam ettirdi. “Üstad Necip Fazıl, en zor dönemin zirve şahsiyetidir. Bütün İslam dünyasını karamsarlık rüzgarı kaplamışken, onun ifadesi ile ‘kim var?’ dendiğinde, herkes sağına soluna bakarken ve Müslüman olmanın neredeyse onur olmaktan çıkıp saklanması gereken bir kimlik olarak görülmeye başladığı bir dönemde bazı şahsiyetler çıktı ve bulundukları coğrafyalardan ‘evet, biz varız’ diye haykırdılar. Üstad Necip Fazıl bunlardan biriydi, Bediüzzaman bunlardan biriydi” dedi. Ve Başbakan Erdoğan’ında “Arap liderler kendi çıkarlarını gözetirken, Necip Fazıl ve Bediüzzaman gibi aynı şekilde ben varım dediğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Bir alkış da buna. MaşaAllah. Diyorlardı ki; “İttihad-ı İslam olmaz. Türkiye büyük olmaz” diyorlardı. Şu liderlerin konuşmasına bak. Otuz sene evvelini al, tahayyül edilemeyecek konuşmalar bunlar. Zihninden dahi geçiremedi şahıslar. Bak dediğim doğru muymuş? Adım adım dünya barışa gidiyor. Adım adım dünya güzelliğe gidiyor. Adım adım dünya huzura doğru gidiyor, inşaAllah. Her yer güzelleşecek, her yer hoş olacak, herkes özgür olacak, insanlar korkusuz yaşayacak. Sevgi içinde.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetlerinden okumak istiyorum. Bu hafta sonu Rize ve Trabzon’da “PKK ile İlmi Mücadelenin Önemi” konferansımız vardı. Konferanslarda fosil sergisi düzenlendi ve sizin kitaplarınız ücretsiz olarak dağıtıldı. Trabzon konferansımızı düzenleyen kardeşlerimiz; Cemile, Amine, Yasemin, İrem, Abdurrahman, Hanife, Muzaffer, Metin ve Mehmet. Rize konferansımızı düzenleyen kardeşlerimiz ise; Bilal, Yasin, Serdal ve Osman.

ADNAN OKTAR: Süper olmuş, çok güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Konferanslarımıza Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehmet Mehdi Eker, Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar, Rize Milletvekili Sayın Nusret Bayraktar ve Sayın Hasan Kartal da, telgrafla tebriklerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. elhamdülillah. Bunlar da ayrı bir güzellik.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici: “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin İslam sancaktarlığını bin yıldır yapmakta olan böyle bir milleti sevmenin ve mensubiyet duymanın gurur, şeref ve onur dolu olduğu” sözüne işaret ederek, “İslam dünyasının birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiğini” belirtti. “Bu konuda artık konuşmak değil, icraata geçmek gerektiğini” hatırlattı. Ayrıca “ırkçılığa da değinerek, ırka dayalı üstünlük olmadığını ve Allah’ın ismini yeryüzüne yaymak için kim gayret göstermiş ve gösteriyorsa asıl üstün kişinin o olduğunu” söyledi.

ADNAN OKTAR: Destici Hocam’a, maşaAllah. Ağzından nur dökülüyor, nur. Tebrik ediyoruz, maşaAllah. Destici Hocam’a da bir alkış.

DİDEM ÜRER: Manisa’da bir piknik alanında düzenlenen Yunt Dağlılar Festivali’ne Sayın Bülent Arınç da katıldı. Civar köylerden gelen beş bin vatandaşımızın katıldığı bu festival, Onuncu Yıl Marşı’yla başlayınca Sayın Arınç kürsüye çıkmış ve “festivali Onuncu Yıl Marşı yerine Mehter Marşı’yla başlasak daha anlamlı olur, daha çok yakışırdı” açıklaması yapmış.

ADNAN OKTAR: Helal olsun Hocam’a. Onuncu Yıl Marşı niye, ne var o marşta ki? Ben anlamadım. O da güzel; ama mehterle başlaması daha iyi. Tarihi kökleri var. Mehterle başlat, Onuncu Yıl Marşı’yla bitir, inşaAllah. Şimdi mehteri hiç yerine koyar gibi bir üslup yakışmaz. Ordumuz bile, genelkurmayın özel mehter takımı var. Biz giderdik hipodroma, kılıcı bir çekerdi mehter başı, şimşek gibi çakardı uzaktan. Oynatıyordu kılıcı, parıl parıl parlıyordu. Ceddin Deden’le bir başlıyordu, yer gök inim inim inliyordu, yankılanıyordu. Ve kösle, ata yüklüyorlardı kösü. Ordu bu kadar önem verdiğine göre biz de bu kadar önem veriyoruz demektir. Hepimiz çok önem veriyoruz. Padişahlar ayakta dinliyor mehteri. Mehter başladığında, mehter başı oraya geldiğinde, “has dur” dediğinde padişah, Osmanlı padişahı ayağa kaldırıyor, bütün devlet erkanı ayağa kalkıyor. Mehteri hiçbir Osmanlı padişahı oturarak dinlememiştir, mutlaka ayakta dinliyorlar.

Bismillah. Allah Allah. MaşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hac Suresi, 40- “Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere.” Kim bu? Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri. Kim bu? Hz. İsa Mesih (a.s) ve talebeleri. “Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder.” Görüyor musunuz mucizeyi? “Kesin olarak yardım eder” diyor, ortada bırakmaz” diyor, Allah. Kesin olarak yardım eder. Diyor ki; “mucize görmek istiyorum.” Al sana mucize işte. Allah Kendi dinine yardım edene kesin olarak yardım ediyor. 1980’de başladık faaliyete, hiçbir şekilde durduramadılar. Kaç çeşit komplo yaptılar. Oyun oynamaya kalktılar. Mahkemelere vermeye kalktılar, iftiralar attılar. Bütün basın üstüme geldi, onlar şu an, rüzgarları havalarda esiyor. Ortada yoklar. Biz dimdik ayaktayız, elhamdülillah, yani bizzat kendim. Allah iyilere yardım eder, inşaAllah. “Şüphesiz Allah, güçlüdür, üstündür.” Ebcedi kaç? 2007. 2007 tarihini veriyor, harf toplamı. “Onlar ki” diyor, devam ediyor Cenab-ı Allah, 41’inci ayet; “yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak.” Yani; “Hz. Mehdi (a.s) yaparsak, bütün Müslüman aleminin, dünyanın başına geçirirsek”. Ne diyor? “Yeryüzünde”. ‘Bir memlekette, şehirde’ demiyor; ‘yeryüzünde.’ “Kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak.” Ebcedi kaç? 1979. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor. Biri 2007 tarihi, biri 1979. Bunu görüp de, insanın iman etmemesi ilginç olur, şaşırtıcı olur.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Zeynep kardeşimiz, sizi çok sevdiğini iletti ve oğlu Bedirhan’a dua etmenizi rica ederek resmini gönderdi.

ADNAN OKTAR: Kıtır kıtır yerim onu. Keyiften uçuyor kerata. Acayip şeker. MaşaAllah. Allah ona uzun ömür versin, hayırlı uzun ömür. Uzun ömür olur da, hayırsızdır, olmaz. İmanla, güzellikle uzun ömür istenecek Allah’tan. Yoksa adam yatakta olur da uzun ömürlü olur, Allah vermesin. O da imtihandır ama zordur yani. Yatalak hastalara da çok sevecen bakmak lazım. “Öf” dememek lazım. Çok büyük bir zulüm olur. Yatalak hasta, çok çok sevaplı o. Acayip sevabı var onun. Mesela namaz kılmaktan bir sevap alıyorsan, ondan on bin sevap alırsın. Öyle sevap çünkü zordur, kolay bir şey değil. Onun için Hristiyanlar, bu rahipler görev alırken, hep hasta bakıcılık görevi alırlar, çok sevaplı olduğu için. Rahibeler hep hasta bakıcı olurlar dikkat ederseniz. Hep yatalak hastalara özen gösterir onlar. Zordur çünkü o, sevabı daha çok olsun diye onlara bakarlar. Onun için yatalak hastalarda çok şefkatli olmak lazım, merhametli olmak lazım, sabırlı. Mesela -Allah vermesin- diyor ki; “ölmüyor” diyor. Ne korkunç ifadedir o, Allah vermesin. Sen de imtihan olabilirsin, olur mu öyle şey? Ne korkunç ifade. Birçok yerde öyle, sabırla ölümünü bekliyorlar.  “Allah” diyor, “hayırlısıyla canını alsaydı” kafasında oluyor. Allah’tan uzun ömür dile, şifa dile. Deli misin sen? Çünkü Allah’ı zikrediyor, sevap kazansın. Biz buraya imtihana geldik. Sabredecek, sevap alacak, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bir bayan kardeşimizin size mesajı var: “Canımız, yakışıklılar yakışıklısı aslan Hocamız, dün akşam Eyüp Sultan’da kız kardeşlerimle beraber beş yüz adet broşür ve kırk adet Gizli Azapların Çözümü adlı kitabınızdan dağıttık. İlgi yine çok güzeldi. Çok güzel sohbetlerimiz oldu, maşaAllah. Sizi çok fazla seveniniz var Hocam. Sizin başımızdan eksik olmamanız, amacınıza ulaşmanız için dua ediyor herkes. Sizi Allah rızası için çok seviyoruz” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu da tam çete bu. Bayağı şeker, maşaAllah, elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan kardeşlerimiz de, Beyoğlu’ndaki Protestanlık Kilisesi’ne gidip sizin Hristiyanlar Hz. İsa (a.s)’ı Dinlesinler kitabınızdan hediye etmişler. Kilise görevlisi Sona Hanım çok güzel karşılamış. “Mesih kurtarıcıyı beklediklerini” dile getirmiş. Ve “Bir tanemiz Hocamızı çok seviyoruz” diyor kardeşlerimiz. Dualarınızı bekliyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Ne güzel. “İsa Mesih’i bekliyoruz” diyor, öyle değil mi?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ağızlarına sağlık. Ağızlarına, Cenab-ı Allah nur sürsün, nur. Ağızlarından nur dökülsün. Allah her yerlerini onların nurla kaplasın. Hristiyan kardeşlerimize gösterdikleri şefkat çok çok hayati. Aman nerde bir Hristiyan görürlerse bağırlarına bassınlar. Özellikle kiliselere çok sahip çıksınlar. Desinler bak, “telefon numaramız bu, sizin kılınıza zarar gelirse, bize on misli zarar gelmiş olur. Her an gece ikide, üçte de olsa bizi arayın. En ufak bir rahatsızlığınızda bizi arayın. Siz bizim canımızsınız” diyecekler. Ne güzel. Ahir zamanda İsa Mesih’e sadakatleri devam ediyor. Bakın, 2000 yıl. 2000 yıldır sadakat. Allah’a. Allah’a sadakat, Hz. İsa Mesih (a.s)’a sadakat, peygamberlere sadakat. 2000 yıl bu. MaşaAllah. Museviler de 4000 yıldan beri Allah’a sadakat gösteriyor. 4000 yıl, birçok inanç kayboluyor, yok oluyor. Felsefeler kayboluyor. Allah “kaybolmayacak bu din” diyor. Hristiyanlık ve Musevilik. Ta Hz. Mehdi (a.s) zamanına kadar duracak. Ta ki İsa Mesih gelinceye kadar. “İsa Mesih geldiğinde, hepiniz ona iman edeceksiniz” diyor. “Sana iman etmedik hiç kimse kalmayacak” diyor Cenab-ı Allah, Meryem oğlu İsa Mesih (a.s)’a. Müslümanlar, sevinçle coşacaklar Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde. Hristiyanlar, göklere uçacak sevinçten. Museviler, bakmayın şimdi karşı olduklarına, geldiğinde acayip sevgiyle bağrına basacaklar. Çünkü, La İlahe İllaAllah diyecekler. “La ilahe İllaAllah Muhammeden Resullullah” diyecekler. “Muhammed de, Allah’ın resulüdür” diyecek. “Ben Allah’ın Mesih’iyim. Bana Allah İncil verdi ama şu an ben Kuran’a tabiiyim” diyecek, inşaAllah. İncil geçersiz değildir. İncil’in bazı yerleri geçersizdir. Yoksa Tevrat da, İncil de geçerlidir. Biz mesela kitap haline getirdik. Hüküm hepsi İncil’den alma. Hepsi geçerli. Kuran’la mutabık. Bak İncil’den hüküm, Allah’ın hükmü. Hepsi geçerli. Hepsini kitap haline getirdik. Tekrar tekrar söylüyorum ki, “anlamadım, dinlemedim” olmasın.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan da kardeşlerimiz şöyle yazmış: “Aslanlar aslanı Muhammed Adnan Hocam, Cumartesi günü Eminönü’nde İngilizce ve Türkçe kitap ve broşür dağıttık. Pazar günü de her zamanki gibi sohbetimizi yaptık, inşaAllah. Tavsiyelerinize elimizden geldiği kadar harfiyen uymaya çalışıyoruz. O nurlu ellerinizden öper derin himmet ve dualarınızı bekleriz, inşaAllah” demiş kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Çocuk olan yere bereket gelir. Çocuk olan yerler şenlenir. Masum günahsız varlıklarla oturmak ne demek, melekle oturuyorsun gibi. Sağında, solunda melek gibi çocuk öyledir. Çok büyük berekettir çocuk. Kıymetini iyi bilmek lazım. Onlara küçük hediyeler. Diyor, “sokakta giderken simit istiyor.” Al kardeşim. Ne bağırttırıyorsun çocuğu? Ne eziyet ediyorsun? Küçük bir bisiklet istiyor. İki saat canını yakıyor. “Şımarır” diyor. Ne şımaracak? Ne şımaracak? Sen Allah’tan bahset ona, İslam’dan bahset. Bereket gelir o çocuğa, güzellik gelir. Sen dinden, imandan bahsetmezsen. Tabii ki ona da, çocuğa da şeytan musallat olur, sana da şeytan musallat olur. Ve canını yakar çocuğun. Senin yapacağın çocuğu Allah’a yaklaştırmak. Ama hediyesini al. Gönlünü al, hoşuna gitsin.

Bir kardeşimiz diyor ki, “Hocam” diyor, ayet vermiş. Naziat, 42, 44. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sana o kıyameti soruyorlar, ‘ne zaman kopacak?’ diye. Sen nerede, onu anlamak nerde? Onun son ilmi Rabbine aittir.” Evet, bu şekilde mi mealleri?

DİDEM ÜRER: Tam öyle değil.

ADNAN OKTAR: Mealini bana bir bulup gönderin.

DİDEM ÜRER: “Söküp çıkaranlar, çekip çıkaranlar” anlamına gelen Naziat kelimesi. Naziat; “Söküp çıkaranlar, çekip çıkaranlar” anlamına geliyor.

ADNAN OKTAR: Çekip çıkaranlar, söküp çıkaranlar. Evet, şimdi ayet tabii ki doğru söylüyor Cenab-ı Allah. “Kıyamet saatini sen bilmezsin” diyor. “Ben bilirim” diyor Cenab-ı Allah. “Gaybı sen bilmezsin” diyor başka ayetlerde.

42, 44; şeytandan Allah’a sığınırım. “Artık şüphesiz cennet bir barınma yeridir. “O ne zaman demir atacak?” diye sana kıyamet saatini soruyorlar.” Allah Allah, hem de demir atacak. Hakikaten dünyanın merkezi demir dolu. Dünya dağıldığında demir dışarıya dağılıyor. Demiri atmış oluyor merkezinden. Tabii çekirdek kısmı olduğu gibi demir. Yani erimiş demir. Mesela bu çekim de oradan kaynaklanıyor. “Ne zaman demir atacak?” Yani anlamı çok acayip. “Kıyamet saatini soruyorlar. Onunla ilgili bilgi vermekten yana sende ne var ki? En sonunda o, onunla ilgili bilgi Rabbine aittir. Sen yalnızca O’ndan içi titreyerek korkan için uyarıcısın. Onu gördükleri gün sanki bir akşam veya bir kuşluk vaktinden başka yaşamamış gibidirler.” Yani ‘çok kısa yaşadıklarını zannedecekler’ diyor Allah. ‘Bir kuşluk vakti kadar yaşadığını zannedecek’ diyor. Şimdi bu ayet ve diğer ayetlerde de diyor Allah, ‘Gaybı bilmez kimse’ diyor. Gayb Allah’a aittir. ‘Ama Peygamberlerinden seçtikleri hariç’ diyor. ‘Onlara gaybı bildirir’ diyor Allah. Şimdi bu ayet ne? Kıyamet, gayb değil mi? Tamam. Diğer ayetlerde de söylüyor Allah. “Gaybı hiç kimse bilmez” diyor. Şimdi o ifadeye göre “hiç kimse bilmez” diye anlayacaksın. “Peygamberler de dahil, bilmez” diyeceksin. Bunu yazan kardeşimizin kafasına göre, mantığına göre o. O anlam çıkıyor. O da onu bilmez. Ama Cenab-ı Allah diyor ki bak, “Peygamberlerinden seçtikleri hariç. Onlar gaybı bilirler benim bildirmemle” diyor. Şimdi orada onun cevabını almış oluyor. İkincisi, kıyametin alametlerinin olduğunu söylüyor Allah Kuran’da. Kıyametten önce alametlerden bahsediyor. Alametleri de geçmiş oluyorsun sen. Üçüncüsü Allah diyor ki; “Bir beldeye ben toplu felaket vermem, orada tebliğ yapılıyorsa, İslam anlatılıyorsa” diyor. Bu da, üçüncü cevabı. Yani ayeti, ayetle tefsir ediyorum ben. Eğer yanlış anladıysa, yine sorabilir kardeşimiz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ankara’daki arkadaşlarımız bugün Hüseyin Gazi Cem Evi’ne gitmişler. Hüseyin Gazi Derneği Başkanı Sayın Güla Öz ve Alevi dedesi, Sayın Cemal Mutluer’e sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. Kendileri “bu ziyaretten çok memnun kaldıklarını ve A9’u düzenli olarak izlediklerini, sizi çok sevdiklerini” söylemişler. Muhabbetlerini ve selamlarını iletmişler. Ankara’ya geldiğinizde de sizin Cem Evine şeref vermenizi rica etmişler ayrıca.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Alevi canlarla ne güzel olmuş, tebrik ediyorum. Elhamdülillah. Bütün Alevi kardeşlerimi de hürmetle sevgiyle selamlıyorum. Allah her yerlerini nur kılsın, hepsine selamet versin, iç ferahlığı güzellik versin, nuruyla sarsın Cenab-ı Allah, maşaAllah elhamdülillah. Çok güzel olmuş çok, maşaAllah. Alevi dedesi, muhteremin Hocamızın da ellerinden öpüyorum. Alevi dedeler çok olgundurlar, çok efendi insanlardır. Onlarla sohbet edenler, çok istifade ederler. Yani olgunluk almada, insani yönü, İslami ruhu geliştirmede derin bir karaktere, derin bir güzelliğe sahiptirler. İnsan sevgisi, merhamet, şefkat, doğruluk, dürüstlük, olgunluk o güzel insanların vasfıdır bir Müslüman olarak, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Cihan kardeşimiz yazdı: “Seyyidimiz, nurumuz, aslanlar aslanımız, Seyyid Muhammet Adnan Oktar Hocamız’ın ismini verdiği Süleyman Mehdi ismini Hocamız güzel eyledi. Bahtını da Rabbim güzel eylesin, inşaAllah. Hocamızın o nurlu ellerinden öperiz” diyor ve size resmini göndermiş.

ADNAN OKTAR: Ah canım benim, nasıl yakışmış kıyafeti de. Yani bu kıyafet olmuş, bak sarık gibi olmuş başında. Bayağı güzel. Allah her yerini nurla sarsın, hayırlı, bereketli, uzun ömür versin ona, sağlık versin, hastalıklardan korusun Cenab-ı Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe eylesin. Ah benim canım nur gibi, görüyor musun? Görünüşü çok çok güzel.

Şu parçanın güzelliğine bak kardeşim, maşaAllah.  Bunlar da unutuldu, bu çok acayip bir şey. O unutulacak bir kültür mü? Harikulade güzel. Tangur tungur üç beş şey bıraktılar geriye. Öyle olmaz. Değerli sanatçılar bak birer birer gidiyorlar. Halen yaşayanlar da var sordum birkaç ünlü sanatçı, kimsenin haberi bile yok yani. Kardeşim çok değerli insanları ortaya çıkarmak lazım. Vefat edenleri de anmak lazım. Hüdai Aksu şahane bir sanatçı, ama sanatçı.  Muhteşem bir udi, sesi de çok güzel. Bayağı güzel söylüyor. Yani sanatın da, sanatçının da değerini bilmek lazım.

Bediüzzaman zaten kıyamet saatini söylerken, “45’de olabilir” diyor , “1566’da olabilir, 1577’de olabilir” diyor. “Gaybı kimse bilmez” diyor “ama kuvvetli bir işaret var” diyor. Bu, bir. Bediüzzaman net konuşmuyor zaten, “Allahualem” diyor. Şimdi bu kesin böyle olacak demek ayrıdır, Allahualem böyle demek ayrıdır. 1545’de ortalık darmadağın oldu mu, ne imiş? Doğru olduğu anlaşılır, bu kadar açık. Yani bak vahiyde ayrıdır. Vahiyde inanmak farzdır. Yani “kıyamet şu tarihte” diyorlar farz olur o. Ama burada diyorsun ki, Allahualem 1545’de kopacak. Bu zannı galip Allahualem, zannediyorsun. 1545’de birden bire böyle boğaz açılıp açılıp kapanmaya başladığında, deniz ötelere kadar girdiğinde, kıyamet başlamıştır işte. Nereye, yani aksini nasıl savunacaksın? Bu bir. İkincisi kıyametin alametleri var, ayet. Yecüc-mecüc var. Mesela duman zuhuru var. Kıyamet alametleri bunlar. Mesela “ay yarıldı” diyor. Kıyamet alameti bu da. Dolayısıyla, burada kardeşimizin anlaması gereken şey şu; “Allah anılırken, tebliğ yapılırken, Allah toplu bir felaket vermeyeceğini söylüyor” ayette. Şu an İslam daha dünyaya hakim olma aşamasında, İslam hakim olacak. Ondan sonra bozulma olacak. Kötülerin üstüne kopacak kıyamet. Yoksa iyiler varken, öyle bir ifade de bulunmuyor Cenab-ı Allah. Tebliğ yapılırken, din yaşanırken kıyamet kopar demiyor. Ama benim kanaatim, Allahualem 1545, isterse bir yere yazsınlar. Olursa tamamdır, dediğimiz doğru demek ki. Çıkmazsa, yanlış söylemişiz demektir, o zaman 66’yı beklerler. O zaman 77’yi beklerler. Ama diyorum ki, 1545 doğru Allahualem. “Birçok cihetten” diyor Bediüzzaman “öyle olduğu anlaşılıyor” diyor, inşaAllah. Hadisle de mutabık. Sonra kıyameti kimse bilmez ayetiyle, gaybı kimse bilmez ayetiyle aynı anlamdadır. Mesela Allah diyor ki; “gaybı kimse bilmez” ayet, bir daha söylüyor Allah; “gaybı kimse bilmez” diyor. Çok fazla ayet var. “Kıyameti de kimse bilmez” diyor, sürekli söylüyor  “kıyameti kimse bilmez.” Bir kere söylemiyor ki, defalarca söylüyor. Tek bir yerde söylüyor Allah diyor ki; “gaybı” kıyamette gaybdır hepsi, gaybla ilgili her türlü bilgi. Şimdi bu buna dahil değil, diyebilir misin? Gayb, her türlü gayb diyor Allah, gayb derken bir sınırlama yapmıyor. “Kıyamet bilgisi dahil her türlü gayb bilinmez” diyor. “Ancak peygamberlerinden bir kısmı hariç” diyor. “Onlara bildirir” diyor. Yani o ayetler tamamında zaten gayb bilinmez şeklinde anlatılıyor. Öbürlerinde de kıyamet bilinmez diye anlatıyor. Ama tek bir yerde bu açıklamayı getiriyor Allah. Bu anlaşılmayacak gibi değil. O ayet, hepsini açıklayan bir ayet olmuş oluyor.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Şeyma Nur kardeşimiz yazmış; “canımın içi Hocam bugün Taksim İstiklal Caddesi’nde ve kilisede A9 broşürü dağıttık, kuzenim Buse ile birlikte. Dua ve nasihatlerinizi mahrum etmeyin bizi, inşaAllah. Sizi çok seviyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Kilise ziyaretleri çok iyi kardeşlerimizin. Çok şefkatli davransınlar, çok sevecen davransınlar, saygıda hürmette kusur etmesinler, hep ahbap olsunlar, dost olsunlar. Tekrar tekrar söylesinler mesela; “aman, aman aman siz bizim canımızsınız, kardeşimizsiniz, Allah sizleri bizlere emanet etti, bu yurt da, bu vatan da hepimizin, sizin de bizim de. Hep kardeşiz, dostuz. Aynı Allah’a inanıyoruz. Birlikte ateizme, Darwinizme, materyalizme karşı sevgiyle, barış ruhuyla, kardeşlikle, muhabbetle mücadele edelim” diyecekler, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Yavuz Sultan Selim döneminde, 1517 yılında Yemen Valisi Özdemir Paşa lezzetine hayran kaldığı kahveyi İstanbul’a getirmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Osmanlı Paşaları yaman. O zamanlar keklik kebabı, Sülün kebabı falan sarayda olmak varmış, maşaAllah. Hatta bir ziyafete gitmiş padişah, her şey mükemmelmiş. Ebu Ziyafe denen bir şahıs çok ünlü, böyle çok sükseli bir sofra mantığı ve zevki varmış şahsın, böyle bir kap getirmişler, ama süsü o kadar yok, yani cam kap. İçinde hoşaf gelmiş. Demiş “Ebu Ziyafe” demiş “sen sanatınla sofralarınla ünlüsün. Böyle bir kapta getirmişsin hoşafı, sana yakışmadı” demiş. “Sultanım buzdan yapılmış bir kap” demiş. Padişah tabii renk falan, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetlerinden yine; Ankara Balgat’ta bugün kitap, cd ve broşür dağıtmışlar, size sevgilerini ve hürmetlerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Bende onlara sevgilerimi, hürmetlerimi, saygılarımı iletiyorum. Allah onlara iç ferahlığı, iç huzuru versin. Cenab-ı Allah fer kuvvet versin, maddi manevi Cenab-ı Allah onları güçlendirsin. Çünkü hep Allah yolunda hizmet ediyorlar. Mallarına, paralarına bereket versin ki, Allah yolunda kullanabilsinler. Bazen bereketi olmaz, mesela çok parası vardır insanın, bereket olmaz. Bazen de azdır ama bereket olur. Hayret edilecek şekilde yeter ve taşar. En ziyade Cenab-ı Allah hastalığa para verdirmesin. Hep sıhhat selamet içerisinde, İslam’ı yaymayı Cenab-ı Allah nasip etsin. Devletimiz güzel, hükümet güzel, muhalefetimiz de güzel, maşaAllah. Özellikle MHP’nin tavrı çok güzel. CHP’nin de dine bakış açısı çok güzelleşti. Çok hoş, gittikçe daha iyi oluyor, maşaAllah. BBP zaten maşaAllah, evliya partisi. Saadet, zaten adı üstünde nurdur, maşaAllah. Güzel Türkiye’nin hali, maşaAllah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Değerli izleyicilerimiz bugünkü sohbetimiz sona erdi, yarın inşaAllah görüşmek üzere. Allah herkese hayırlı geceler nasip etsin. 

Masaüstü Görünümü