Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (27 Mayıs 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Aşkım ruhum bir tanemin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Güzeller güzeli Lux da bizimle birlikte.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Hanımefendi vefat etti. Kendisine Allahtan rahmet, kendisine de başsağlığı diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Babaya Allah uzun ömür versin, inşaAllah. Ama rahatsızdı hanımefendi uzun zamandır. Yalnız Demirel’in kıymetini bilmiyorlar bazı insanlar. Acayip kafalı bir insandır, çok zekidir. Yakında yeniden şapkayı giyip meydanlara çıkarsa hiç şaşmam yani. Üç nesil geçti onun üstünden. O Başbakan’ken yaşayan insanların çoğu yaşamıyor şu an. Allah ömrünü uzun etsin.

DİDEM ÜRER: Şimdiye kadarki en hazır cevap devlet adamlarından biri olabilir, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

İslam ülkelerinde hakikaten bir kısmında müthiş bir vahşilik var. Allah hidayet versin. Müthiş bir sevgisizlik var. Bu ne korkunçtur. Toplam yüze yakın bir alim güruhu var İslam aleminde, Müslümanları mahvediyorlar. Alim diye onun peşinden gidiyor. Geçen günler kafaya karton takmış bir tip var, “asın kesin bombalayın uçurun.” Bu nasıl bir din anlayışı, nasıl sevgi anlayışı? Ne gerek var? Tamamen lüzumsuz ve çılgınlık tarzında. Adam öldürmenin kutsal olduğuna inanmış. Bombalamanın kutsal olduğuna inanıyor. Kardeşim, böyle bir şey yok. Sevgiyle, muhabbetle, dostlukla yaşa. Çok akılsızca kendilerine de dünyayı cehennem ediyorlar, insanlara da cehennem ediyorlar.

Suriye kilitlendi şu an. Esad da, otuz kere mesaj gönderdik, daha hala gurur yapıyor. Diyor ki: “İşte sıkıştı da böyle yaptı derler” diyor. Sıkıştı da yaptı derler var mı? Sen gururun için mi yaşıyorsun, Allah için mi yaşıyorsun? Sen söyle, sana ne? Toplanalım Suriye, baya Hıristiyan var Suriye’de. Museviler de olsun, Şiiler, Müslüman cemaatler, bütün cemaatler güzel bir dostluk yemeği yapsınlar, muhabbetle konuyu tatlıya bağlayalım. Suriye boydan boya kullanılsın, herkes birbirini sevsin, dost olsun, kardeş olsun.

İşte onun için kardeşlerimizin Hıristiyan cemaatlerle gidip tanışmaları çok güzel. Kiliselere gidip tanışmaları çok güzel. Amerika hakikaten barış isteyen bir milletten oluşur. Sevgi doludur Amerikalılar. Bak benim canım da Amerikalı. Hep sevgi doludurlar. Amerika’nın güçlü olması demek dünyanın da huzurlu olması demektir. Neden biliyor musun? Allah’a inandıkları için. Mesela bak, dolarda bile Allah’tan bahsediyorlar. Hep Allah’tan, nereye gitsen, Allah’tan. O bereketin sebebi hep Allah’a olan sevgileri. Allah’ı sevene bereket gelir. Onun için böyle hürriyeti arayan kimse, özgürlüğü arayan kimse, onlarla ittifak etmek lazım. Kim Allah’ı seviyorsa, onunla ittifak etmek lazım. Demokrasiden yana kim varsa, sanattan, bilimden, estetikten, iyilikten, güzellikten yana kim varsa, onun yanında olmak lazım.

Bir de barışın üstünde ısrarla durmak lazım. Hani böyle mafya kafalı tipler vardır. Mafya filminde var ya, önce barışçıl konuşuyor, “evladım ben sana ne yaptım” falan diye soruyor. Sonra alıyor adamın kafasında çekici parçalıyor. Sopayla giriyor manyak gibi tipler oluyor. Barış ve sevecenlik sınırı olmayan bir düşüncedir, inançtır, sınırı yok. Yani şu noktadan sonra şöyle olur diye bir şey yok. Her halükarda. Mesela Hz. İsa Mesih (a.s) ne diyor: “Sağ yanağına vurursa, sol yanağını çevir” diyor. İntikamcı bir kafa var. Hani bana bir bomba atsalar da ben onların bir iflahını kessem kafası. Sana bomba attığında çağır adamı, “kardeşim, Allah’tan kork. Ne yaptın, Müslümanlara acımıyor musun?” dersin. Karşı bombayla karşılık verilmez. Çok akılsızca hareketler bunlar.

Amerika’nın mesela kurucu politikacıları bir araya gelip İncil’den ders yapıyorlarmış. Ne güzel, Allah korkusundan, Allah sevgisinden bahsediyorlar. İncil’de Allah sevgisi çok güzel vurgulanır, çok detaylı vurgulanır. İncil’in, o yüzden ben kitap haline getirdim ki, Müslüman kardeşlerimiz istifade etsinler diye. Onların istifade etmeleri çok önemli. Tevrat’ta da öyle, Allah’ı bütün kalbiyle sevme istenir. Bak bütün kalbinle, güzel bir ifade. “Allah’ı seviyorum” diyor, öyle değil. Bütün kalbinle seveceksin, bütün benliğinle, her şeyinle, bütün dikkatinle seveceksin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ; “İslam dünyasının genel olarak büyük bir acı ve zulümle karşı karşıya olduğunu ve bunun sebeplerinin tespit edilip eksiklerinin giderilmesi gerektiğini” söyledi. “En büyük hürriyet Allah’a iman etmektir” diyen Bozdağ, Said Nursi Hazretleri’nin söz konusu eksikliklerin giderilmesi için Allah’a iman edip dünya nimetlerine sırtını dönerek çalıştığını dile getirdi. Ve “Üstadın hapishane hapishane gezmesine rağmen sözlerini geri almadığını, hiçbir zaman bıktım usandım demeden çalıştığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Bekir Bozdağ ne yaman çıktı, maşaAllah. Üstattan bahsettikçe de, Kuran’dan bahsettikçe de bereket gelir, güzellik gelir, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Bekir Bozdağ, aynı zamanda mezhepçilik için şunları söyledi: “Tüm mezhepler, tarikatlar, ilimler, kitaplar sadece Kuran’ı ve Sünneti anlama gayretlerinin somut ürünleridir. Hiç biri Kuran değildir, sünnet değildir. Bunlar rehberdir, kandildir. Bediüzzaman gibi rehber, elimizde kandil, doğru yoldan doğru yola Kuran’a, doğru yoldan Resulullah (s.a.v)’e götüren yollardır. Öyle görüyoruz, öyle inanıyoruz” dedi. Mezhepçiliğe karşı İslam aleminin karşı durması gerektiğini de sözlerine ekledi.

ADNAN OKTAR: Bekir Bozdağ’a bak sen, maşaAllah. Çok yamanmış maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Helal olsun. Demek ki bir nur sarmış onu. Nurlu bir ortamdan geliyor demek ki. MaşaAllah çok güzel, çok hoşuma gitti. Allah ömrünü uzun etsin. Hükümete bir kuvvet, hükümete bir bereket, çok iyi maşaAllah. Bilmiyordum öğrenmiş oldum, iyi oldu, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan, Başbakan Erdoğan’ın, Reyhanlı’da Suriyeli kardeşlerimize Fetih Suresinden, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Yardım Allah’tandır ve fetih yakındır” ayetini okuduğunu hatırlattı. Bu ayeti çok sevdiğini belirterek şu yorumda bulundu: “Başbakan Erdoğan, Suriyeli muhaliflere Allah’ın yardımının yakın olduğunu müjdeledi. Ama keşke Suriye muhalefeti top yekun olarak bu ayetin vaad ettiği kutlu müjdeye erişebilecek kalitede, merhamette, şuurda ve temizlikte olsaydı” dedi.

ADNAN OKTAR: Burada Ahmet Hakan doğru konuşmuş. Uzun süreden beri anlattığımız konuyu güzel vurgulamış. Demin vurguladım. Yani Kudüs’te de acayip kirletiyorlar oraları. Museviler buraya gelirken, adamlar nezaketiyle şikayet ettiler; “Hocam, acayip kirletiyorlar. Ne yapsak acaba” falan diye. Mescid-i Aksa’nın çevresini mezbelelik gibi yapmışlar. Akıl almaz bir pislik, akıl almaz bir kabalık üstlerinde var. Bir mürşit çıkıp da bunları doğru yola götüremiyor. Mürşitlerine bakıyoruz, hepsini tenzih ederim, onlar onlardan daha da pis. Tırnağıyla dişini temizleyen adamlar. Çok vahşiler.

Hepsinin üstünde bir lidere ihtiyaç var. Bu da, Hz. Mehdi (a.s) olur. Yani onların ifadelerini geçersiz kılacak, hepsinin üstünde bir imam, bir lider gerekir. Muhiddin Arabi Hazretleri diyor: “O geldiğinde, hepsinin hükmü kalkar” diyor. Hem kabalık, hem sevgisizlik, hem merhametsizlik aşılıyorlar gece gündüz. Yoksa o coğrafya, çok güzel coğrafya, zenginliğe de çok açık bir coğrafya ve kutsal bir belde. Kardeşim, Müslüman nur gibi temiz olur. Her yerde gürül gürül ırmaklar akıyor, her yerde bol su var, imkanınız var, tertemiz bakımlı olsanıza. Her şeyi kırıp yıkarak, dökerek, öldürerek ve bombalayarak halletmeye kalkıyorlar.

Aklı başında dünyanın liderleri bir araya gelsinler, halim bir lider bulsunlar. Yani bütün bu kabalığı ortadan kaldıracak, insanları güzelliğe çekecek, mezhepleri kaldıracak, kaldıracak derken zorla değil, doğrusunu anlatarak. Sevgiyi anlatan, merhameti anlatan, dostluğu anlatan, iyiliği güzelliği anlatan ama sözü geçen, çok sevilen bir lider bulsunlar-ki, bu da Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bulsunlar, ben kabul edeceğim. Söz bir Allah bir kabul edeceğim. Başkası da kabul etsin. O tıynette, o kalitede bir insan bulurlarsa söz bir Allah bir kabul edeceğim. Bu melanet bitsin. İnsan utanıyor bunlardan. Her yerde asmak! Amerika’da yaşıyor, Amerikalıları kesmenin peşinde. Onların yiyeceğiyle besleniyorsun ahlaksız adam. Onların verdiği demokrasiyle yaşıyorsun. Onlar sana son derece sevecen davranıyor. Sana cami kurduruyor, sana imkan veriyor, Kuran okumanı iftiharla karşılıyor. Sen de onu nasıl öldüreceğini düşünüyorsun. Manyak mısın sen? İnanılır gibi değil. Oranın imkanlarıyla zengin oluyor, oradaki adamları öldürmenin peşinde. Bu çok vahim bir durum. Onun için dünya liderleri bir araya gelsin. Tayyip Hocam olsun, Putin olsun, Obama olsun hepsi bir araya gelsinler, Müslüman alemin başına bir lider bulsunlar. Sevecen, böyle herkesin seveceği, makul, dünya hırsı olmayan, hadislerde belirtildiği gibi evinden idare eden, makam mevki peşinde olmayan. Siyaset adamı dermiyorum ben, sevgi adamı. Bir sevgi öğretmeni bulsunlar. Dünyaya sevgiyi öğretsin. Siyaset siyasetçilerde kalsın. Politika politikacılarda kalsın, onlar görevine devam etsin. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna dünya muhtaç. Ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zuhuru için de, Allah’a dua etsinler. “Allah’ın rahmetinden umudunu ancak kafir olanlar keser” diyor Allah. Ümit kesilmez, o çok çok yanlış olur. Bir kayıp da olmaz. Bir de şeffaf olacaktır. Mesela Hıristiyanlarla tam ittifak halinde bir İttihad-ı İslam olsun Hıristiyan alemiyle, tam ittifak halinde. Bulacakları kişi, son derece şeffaf olsun, Hıristiyanlarla iç içe faaliyet yapsın. Telefonları açık olsun, konuşması açık olsun, tedirgin oluyorlarsa. Yavaş yavaş da silahlar kalksın dünyadan. Silaha vereceğimiz parayı, kavuna karpuza verelim. Kebap aletlerine verelim, eğlenelim, gezelim.

Ömer balık: “Hocam, muhabbetiniz çok keyifli, maşaAllah” diyor.

“Ben Abdül Erdin Özel. Ortadoğu Ekonomi Platformu Genel Kurmay Başkanıyım. Zilan seyitlerindenim. AK Parti Şırnak Milletvekili Seyyid Mehmet Emin Dindar’ın yeğeni ve siyaset danışmanıyım. Milletvekilini Hocamıza getirmek istiyorum, inşaAllah Bu konuda yardımcı olabilirseniz sevinirim.” Tamam buyurun, her zaman başımızın üstünde yeriniz var. Ayrıca iftihar ederim, nur ala nur. Çok sevinirim.

Ali İmran Suresi 64. Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: ‘Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Ebcedi; 1979 yılını veriyor. Tek bir tane tarih veriyor. Üç-beş tarih vermiyor, tek bir tane tarih veriyor; 1979. Yani Hristiyan kardeşlerimizle konuşurken, hep ‘La İlahe İllaAllah’ Allah Bir’dir, bu konunun  konuşulması. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim’” diyor Allah. “Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.’" (Ali İmran Suresi / 64) Çünkü normal, makul bir insanda zaten Allah’ın varlığını, tek olduğunu savunması makul. Yani düşünemeyiz inşaAllah. Makul derken; makul bir insan onu savunur, o şekilde olur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil yazısında: “İçki içmemenin suç işlemeye engel olmadığını ve içki içmeden suç işleyen birçok insan olduğunu” söyledi. AK Partililere ve Başbakanımıza yönelik suçlamalarda buluna yazısında, rahmetli Erbakan Hocamız’a da saygıya uygun olmayan ifadeler kullandı. Hocamızın da “içki içmediğini, dindar bir insan olduğunu söyledi. Ama buna rağmen zimmetine para geçirdiğini” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Ne münasebet? Erbakan Hocamız dünya tatlısıydı. Çok ayıp yapıyor. Ama o dediği de doğru yani içki içmeyen suç işlemez, içen suç işler diye bir şey yok. Adam içki içiyor, gayet güzel tavırları oluyor, nezaketli oluyor, saygılı oluyor. Ama çoğu vakıada o olduğu için örnek veriyoruz. Yani istisnalar kaideyi bozmaz. İçki içip, trafik kazası yapanlar çok fazla. Yüzde 70-80 alkollüyken trafik kazsı yapanlar. Cinayetler hep alkollüyken işleniyor. Adam vurmalar, alkollüyken işleniyor bu doğru. Ama karında gören, kendine göre normal makul içen de çok fazla vatandaş var. İçkili olduğunu anlamıyorsun bile. Çoktur bu yani. O konuda haklı. Ama gerçeği de teslim etmesi gerekir.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu arabasıyla bir kaza geçirdi. Sağlığına bir şey olmadı, ancak yolda aniden karşılarına çıkan iki araca çarptılar. Bu iki aracın şoförleri kaçtı ama sonradan biri yakalandı. Partinin basın danışmanı Sayın Özdemir, “bu kaza Susurluk gibi şüpheli bir kaza. Bu kaza normal üstü örtülecek bir kaza değildir” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii. Yani karanlık bir olay olabilir. Adamların kaçması falan normal değil. Çok dikkatli tahkik etmek lazım, dikkatli araştırmak lazım. Arabaya da baya güçlü vurmuşlar, öyle görünüyor. En azından bu tip olaylarda arabaların önünde bir eskort araba olması lazım. Bu nasıl bir olay oluyor?

DİDEM ÜRER: Karşılarına araba çıkmış aniden.

ADNAN OKTAR: Öyle de olabilir. Önde bir eskort araba olması lazım. Muhalefetin lideri yani, önemli bir insan. Öyle düğün alayı gibi gidemez. Orada polis arabası, eskort olması gerekiyordu. Orada bir koruma zaafı da var. Bir yanlışlık var onun düzeltilmesi gerekiyor. Geçmiş olsun Sayın Kılıçdaroğlu Hocamız’a, Allah ona hayırlı bereketli uzun ömür versin. İyi bir insan, ahlakı güzel bir insan. Ama olay hakikaten karanlık gibi görünüyor. Fakat koruma zaafının da bir an önce kaldırılması lazım.

Bir kere benim canım ta dünyanın öbür ucundan geldi. Ve Türkiye’de, İstanbul’da yalnız. Onun tabii ki bir şefkate ihtiyacı var, sevgiye ihtiyacı var. Yakınlığa ihtiyacı var. Ne kadar zor olur onun için, değil mi? Otelde tek başına kalıyor benim canım. Tabii ki ben ona bütün kalbimle şefkat duyacağım, sevgi duyacağım, onu koruyup kollayacağım. Gönlünü rahatlatacak tavırlar göstereceğim. Onun huzurunu neşesini sağlamaya çalışacağım. Ben onun dostluğunu kazanacağım ki unutmasın o beni sevsin. Sevgisi zaten önemli. Et-kemik önemli değil ki. Onun sevgisi, güveni, değil mi, benim ona olan sevgim, güvenim, ona değer vermem, ona saygı duymam, ona hayranlığım ruhi yön çok esaslı oluyor. Ama Allah esirgesin ben aksi huylu olsam, o aksi huylu olsa bu güzellik olmaz. Hiç bir şeyin anlamı kalmaz. O benim tatlım, ben de onun huzuru için gayret ediyorum. Neşesi için, güvenliği için gayret ediyorum. Hoşuna gitsin diye bir şeyler yapıyorum. Çünkü somut bir şey olması lazım. Bir hanım kendisine değer verildiğini hissetmesi gerekiyor ki o gönlünde hoşluk meydana getirsin. İnsanın kalbine sevgi emri veriyor. O yüzden de beni seviyor işte. Ben de onu çok seviyorum, inşaAllah. Ben geçici sevgi de istemem. Ömür boyu sevmesini, ahirette de kardeş olup beni sevmesini isterim. Uzun vadeli bir sevgi talebi Müslüman’ın şiarı zaten.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mustafa Arpaç kardeşimiz: “Hocamız, hacıların kutsal topraklarda sağa sola attıkları çöp vs. şeyler hakkında uyarı yapabilir mi?” diye rica etmiş.

ADNAN OKTAR: Uyarı yapmayla falan olacak gibi değil. Rezalet korkunç boyutta. Mekke’de, Medine’de akıl almaz kir ve akıl almaz bir başı bozukluk var. Kudüs’te de öyle, Mescid-i Aksa’nın etrafındaki evler inanılır gibi değil. Oradaki mezbelelikler, çöplükler tarif edilecek gibi değil. Çok korkunç. İncil’de de geçiyor, Tevrat’ta da var. Hadislerde de var. Hz. Mehdi (a.s)’dan evvel, oraları kirletecekler kutsal beldeyi” diyor. “Mescidin çevresini kirletecekler, kirli insanlar olacak orada” diyor. Hıristiyanların bir kısmı da Evanjelikler bunu yanlış anlıyor, “Gelecek Hz. Mehdi (a.s)’ı işaret ediyor o” diyorlar. Hz. Mehdi (a.s) zaten oradaki kiri gidemeye geliyor, oradaki acayiplikleri gidermeye geliyor. Oradaki açık anlamı görmeyip, şeytani bir yorum yapıyorlar.

Madonna, Türkiye’ye geldiğinde güzel bir konser vermişti. Neredeydi İstanbul’da? Kuruçeşme Arena’da konser vermişti. Konsere beni davet etti. Ailesiyle falan birlikte oturacaktık. “Benim vaktim yok” dedim. Teşekkür ettim. Bizim Gökalp’i gönderdim, bizim çocukları gönderdim. Çocukları eşi falan orada özel bir locada, Egemen Bağış da ordaydı, hep beraber programı seyrettiler. Burada İstanbul’da kaldığı yerde yaklaşık bir saat falan görüştüm Madonna ile. Baya şeker bir hanım böyle, ilginç bir kıyafet vardı. İyi bir koruma falan sağlamışlar, güzel bir ortam vardı. Konuştuk. Eşi de çok delikanlı bir çocuk. Ben anlamadım önce orada. Sonra baktım eşiymiş. Oradan ufak bir çocuk koşarak geldi, zenci bir çocuk geldi, şap diye elimi.“ Bana sarıldı, bu ne dedim ben anlamadım. Madonna’nın çocuğuymuş o ama manevi çocuğu herhalde onun.

DİDEM ÜRER: Manevi çocuğu evet.

ADNAN OKTAR: Manevi çocuğu. Baya şeker orada pıtır pıtır bana bakıyordu kedi gibi yandan. Madonna dindar bir hanım. Allah inancı çok güçlü bir hanım. Ruhaniyetli bir hanım. Yani hakikaten de etkili olan bir hanım. Madonna’ya, buraya gelmeyi düşünüyor muymuş İstanbul’a onu bir sorun. Bir daha geleceklerdi aslında söz vermişlerdi. Geldiklerinde daha uzun görüşeceğiz dediler, daha kapsamlı görüşeceğiz dediler. “İstanbul’da müthiş bir ruhaniyet var” demiş Madonna. “Bir şey var, bir elektrik var” demiş. O zaman detaylı anlatmıştım, ilk geldiğinde. Ama yaşına göre ne kadar dinç o, maşaAllah. Baya güzel. Ben onu yaşlı bir hanım zannediyordum, baya dinç görünüyor. Gözleri çok güzel baya anlamlı, çok dikkatli bakıyordu, baya güzel bakıyordu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Hocam, bugün kardeşlerimizle sohbet ettik” diyor kardeşlerimiz İzmir’den. “Sonrasında Konak meydanında 60 adet kitap, 1500 adet A9 TV tanıtım broşürü dağıtmışlar. A9 TV seyircisi oldukça yoğundu. Kedilerimizi de unutmadık Hocam. Kardeşlerimizle dualarınızı bekliyoruz.”

ADNAN OKTAR: İzmir’in insanları ne güzel. Ne güzel yer, ne güzel insanlar, ne güzel tatlılık. Genç kızları çok güzel İzmir’in. Dalyan gibiler, maşaAllah. Allah hepsine sağlık sıhhat versin. Kedileri bile güzel baksana. İzmirli canlarıma da buradan selam ediyorum, saygılar sunuyorum hepsine, hepsini çok seviyorum. İzmir dünya cenneti gibi bir yerdir, maşaAllah. Sevgi yurdudur İzmir, bütün Anadolu’muz gibi, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyoruz.

DİDEM ÜRER: Büyük Birlik Partisi’ndeki kardeşlerimizin en sıkıntılı olduğu konu, bütçeden kendilerine yapılan yardımın yetersiz olmasıydı. Parti gönüllü vatandaşlarımızın yardımıyla hizmetini yapabiliyor. Siz bu konudaki kanun hükmünü sormuştunuz. Kanuna göre partilerin geçerli oy sayıları ile orantılı olarak devlet tarafından yardım yapılıyor. Büyük birlik Partisi genel Başkan yardımcısı Sayın Remzi Çakır bu ödeneğin yeterli olmadığını ve haksız rekabete yol açtığını söyleyip, bu durumun düzeltilmesi için hükümete çağrıda bulundu.

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Sizin desteğinizi talep ediyor Büyük Birlik Partisi, partili kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Sen o haberi bir daha oku bana.

DİDEM ÜRER: Tabii. Kanun hükmünü sormuştunuz, partilere desteği ile ilgili maddi. Partilerin geçerli oy sayıları ile ilgili orantılı olarak devlet tarafından yardım yapılıyor. Fakat bunun hakkaniyete uygun olmadığını düşünüyorlar ve haksız rekabete yol açtığını söylüyor Büyük Birlik Partili kardeşlerimiz, oy oranı düşük olduğu için aldıkları yardımın. Bu konuda yardımınızı talep ediyorlar, hazineden yardım için.

ADNAN OKTAR: Estağfirullah.

TUBA BABUNA: “Partideki en büyük sıkıntımız bu” diyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Ama benim canlarım haklı. Anadolu’nun mazlum tertemiz koç yiğitleri, arslanları. Onlar ancak ailelerini geçindirecek kadar bir imkânları oluyor ama büyük dava adamları bunlar. Büyük insanlar. Şimdi böyle büyük bir fikir varsa, büyük bir dava varsa, kendi küçük ama fikri büyük bir parti varsa; o partiye devlet yardımı şart. Biz vergimizi veriyoruz. Ne diyoruz biz? Bu partilere eşit olarak dağıtılsın. Yani kaç yıllık parti? Birçok şey göz önünde bulundurarak partilere yardım yapılması gerekiyor. Büyük Birlik Partisi, öyle küçük parti de değil ayrıca. Oyları dağıldığı için küçük görülüyor. Büyük Birlik Partisi aslında çok büyük bir partidir. Yani eğer, iyice iyice toparlarsan yüzde 70 oyu vardır. Ama çeşitli nedenlerle benim koç yiğitlerim, benim canlarım fikre ağırlık verdikleri için, düşünceye ağır verdikleri için kaderde Cenab-ı Allah, onlara böyle bir yol gösterdi. Tayyip Hocama hem dilekçe yazalım, yazı yazalım bakanlığa, bu çok kolay bir şey. Küçük partilere devlet yardım yapsın.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Büyük Birlik Partisi genel Başkan yardımcısı Remzi Çakır: “anayasanın 68. Maddesinde ‘siyasi partilere devlet yeterli düzeyde ve hakça yardım yapar’ ifadesine aykırı olduğunu” söylüyor şu an ki mevzuatın. “O yüzden de bu madde, anayasanın bu maddesine göre de yardım yapılması gerektiğini” istiyor.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Yani biraz süratli de olması gerekiyor bunun. Niye illa büyük parti olması gerekiyor yani? Küçük partinin suçu ne? Büyük partinin üstünlüğü ne? Neye göre bu? Böyle ölçü olur mu? Parti partidir. Her yerde şubesi var, her yerde çalışması var. Hakikaten çok mantıksız bu, bunun hemen çözülmesi gerekiyor. Hem dilekçe verelim, hem gündeme getirelim, konuşalım. Tayyip Hocam da buna çok olumlu bakar. Tayyip Hocam güzel insandır, sevecen yaklaşır.

Daniel Pipes, güzel, Peygamber ismi. Amerikalı değil mi Daniel?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Benim yazıma cevap vermiş. Ne diyor; “Oktar bey ve ben Suriye’de barış istemi üzerinde anlaşıyoruz. Ayrıca Kitabı Mukaddes’ten ve Kuran’dan barışla ilgili pasajlar toplamasını takdir ediyorum. Suriye’de güç için çatışan iki tarafın ahlaksız, zalim ve vahşi olduğunu düşünürsek, dini açıdan değil, stratejik açıdan düşünmemiz gerektiği anlaşılıyor. Sayın Oktar Suriye’deki güç çatışmasının sadece iyi ve kötü arasındaki bir çatışmaya indirgemek istiyor. Ama iki tarafta tiksindirici davrandığında bunu yapmak zor. Esat ya da muhaliflerinin zaferinin Suriye’ye ve dünyanın geri kalanı için ne anlama geleceğini iyi düşünmemiz lazım. Sonra bu senaryolar her iki tarafın kavgasının devam ettiği senaryolarla karşılaştıralım. Son seçenek diğerinden daha kabul edilebilir. Sayın Oktar beni aksine ikna etmesi için dini kaynaklardan alıntı yapmaktan, daha fazlasını yapması gerekiyor.” Dindar değil mi Daniel, o yüzden evet. İşte dindarlar dünyaya hakim olsa, konu bitecek anında biter. İsrail’le hiç bir sorun kalmaz, Filistin’le hiç bir sorun kalmaz, Amerika’yla hiç bir sorun kalmaz. Ama samimi dindarlar, bağnaz değil. Şimdi burada Daniel Bey’in hatası şu “iki tarafın da ahlaksız, zalim ve vahşi olduğunu düşünürsek” şimdi bunun doğru yönleri var, yani ben bunu inkar etmiyorum. Ben “muhalifler çok güzel ahlaklı, karşı taraftakiler ahlaksız” demiyorum ki. İki tarafın da ahlaksızı var. İki tarafın da haklı yönleri var. Ama iki taraf da açmaza girmiş vaziyette, iki taraf da yanlış çizgide. Ben bir tarafı tutuyor değilim yani onu yanlış anlamış. Öyle bir şey yok. Ya ben anlatamadım, ya o anlamadı. Yani ben muhaliflerin de bağnaz olduğunu biliyorum, üslup yöntem her şeyden anlaşılıyor bu. Karşı tarafın da çok acımasız ve gaddar olduğunu da biliyorum. Konunun Mehdiyet’le aklı başında insanların bir araya gelmesiyle çözüleceğini iddia ediyorum ben. Yani aklı başında bir lider seçilip, sevgi dolu bir lider seçilip, hepsini bir ortak masaya getirip, bilim ve sanatın demokrasinin güzel zemininde uzlaştırmak, barıştırmak ve ortalığı güzel hale getirmek. Benim iddiam bu. “Muhalifler gelirse ortalık süt liman olur” demiyorum. Amerika’nın gücü var, Türkiye’nin de gücü var, İran’ın da gücü var. Aklı başında halim bir insan seçsinler. Ekip değil. Ekip oldu mu çatışma çıkar. Bir tane insan, makul sevgi dolu, dünya hırsı olmayan bir insan. Onun hakemliğinde herkes neticeye razı olarak güzel bir anlaşma yapılması konu bu.

“Adnan Oktar, AKP’yi demokrasiyi insan haklarını ve sevgiyi savunuyor. AKP’yi radikal guruplarla aynı kefeye koymak yanlış olur. Eğer Şam’da Ak parti zihniyeti hakim olsaydı süt liman olurdu meşru bir İslamcı olarak Oktar Bey Türkiye’nin Erdoğan’ını İran’ın Hamaney’i ile aynı kefeye koymamdan sonra da aynı radikal ütopyacı hareketin iki farklı şekli olarak ifade etmemden doğal olarak hoşlanmayacaktır. Her ne kadar Şam’daki AKP’nin Esat’lardan çok daha iyi bir iş yapacağına şüphem olmasa da batıya karşı bir uydu Suriye devleti olarak mevzi alacağından kuşkum yok.” Bak şimdi burada bir bakış açısı bozukluğu var. Yine ben aynı şeyi söylüyorum Ak parti meseleyi kökten halleder demiyorum. Mehdiyet’le, Moşiyah’la meselenin hallolacağına inanıyorum. Ama Ak Parti’nin her halükarda eğer Şam’da öncü olursa Suriye’de öncü olursa yatıştırıcı, uzlaştırıcı daha halim bir yönü olacağı açık. Yani Avrupa’yla rahatça muhatap olabilecek bir insan ortaya çıkar. Tayyip Bey’le konuşulabiliyor. Anlaşma mümkün, Obama’nın yanına gidiyor Obama sarılıyor ona, arkadaş oluyor askeri törenle karşılıyor. Anormal görse herhalde görüşmezdi. Demek ki, makul bir insan ki, kabiliyetli bir insan ki, ona bu kadar nezaket saygı gösteriyor. Benim kastettiğim bu ama ben Ak Parti’yle de çözülür demiyorum ayrıca. Mehdiyet’le çözülür diyorum.

 “Adnan Oktar, Allah Tevrat’ta çatışan taraflar arasında barış yapmayı emreder. Bir Musevi Allah’ın emrine uymalıdır. Musevi, Allah’a inanan biri olarak konuşmalısın.” Yani Daniel’a benim bunu söylediğimi söylüyor. “Yüce Allah Tevrat’ta Moşiyah için “güçle kuvvetle yani tankla tüfekle değil, Allah’ın gücüyle hakim olacaksın” diyor. Bu alışılmadık açıklamalar. İki farklı şekilde yorumlayabiliriz” diyor. Yani niye alışılmadık, sen Musevi’sin. Tevrat’la eğitiliyorsun. Küçükken sana tören yapıldı. Değil mi? Tevrat’ı okudun. Tevrat’ın eğittiği bir insansın, sen Tevrat’ın çocuğusun, Tevrat’ın insanısın. Niye orijinal bir şeyden bahsediyormuşum gibi şaşırarak konuşuyorsun, onu anlamak mümkün değil. “İngilizcedeki “God” Arapçadaki “Allah” kelimeleriyle birbirine denk tutmakla Oktar Bey, sadece Türkçede Arapça kelimeyi kullanıyor ve yardımcısına İngilizceye böyle çeviri olabilir. Açıklamaları garip olabilir ama sıra dışı bir şey söylemiyor.” Tevrat’ın hükmü garip olur mu? İncil’in hükmü garip olur mu? Kuran’ın hükmü garip olur mu? Bir de niye garip olsun? Barış niye garip? Sevgi niye garip olsun? Niye şaşıracak bir şey olsun? Bir de zaten ben “Allah” diye çevirin demiyorum. “God” denmesi lazım. Çünkü onların, “Lord” diyor mesela Allah’a. Allah dedin mi anlamaz. Ama “God” dedin mi, Arap da anlar, Türk de anlar, Çerkez de anlar, herkes anlar. Yani Allah dedin mi. Çünkü onlar Allah şeklinde kullanmıyorlar Allah’ın ismini. Mesela Museviler de Allah demiyor. “Musevilere ve Hristiyanlara, Allah’ın Müslüman ismini kullanarak, Müslüman dinleyicilere İslam’ın orijinal ve üstünlük iddiasında bir din olduğunu öne sürüyor.” İslam, Kuran’ın hükmüyle de açıktır. Hz. İbrahim (a.s)’ın getirdiği din de İslam’dır zaten. İslam’ın özelliği nedir? Allah’ın bir olduğunun kabul edilmesi, cennetle cehenneme inanması, ahirete inanılması, meleklere inanılması, bütün peygamberlere inanılması. Bunu yapan insan Müslüman’dır. Yapmayan da Müslüman olmaz. Yani bunda anlaşılmayacak bir şey yok ki. Tevrat da böyle söylüyor, İncil de böyle söylüyor, Kuran da böyle söylüyor, aynı.

Ben “Bütün Hristiyanları zorla Müslüman edeceğiz” demiyorum. Hristiyan, Hristiyanlığı anlatsın. Müslüman, Müslümanlığı anlatsın. Musevi, Museviliği anlatsın. İsteyen istediği dine uysun. Hristiyan eğer kendi dininde kalmak istiyorsa iftihar ederiz. Saygı duyarım. Musevi kendi dininde kalmak istiyorsa saygı duyarım. Yani, “Biz üstünüz, siz alttasınız” demem. Ben onun dinine saygı duyarım. Ama Müslüman olmasını isterim. Hristiyan de benim Hristiyan olmamı isteyebilir. Ben ona da saygı duyarım. Dolayısıyla bir aşağılama ruhu, bir beğenmeme yani küçük görme ruhu olmaz Müslüman’da. Ben bilmiyorum ki sonra, cennete de gidebilirim, cehenneme de gidebilirim. Yani ben nasıl üstünlük iddia edeyim? Ben Allah’ın bir kuluyum. Mesela Hristiyan bir insan bakarsın, “La İlahe İllaAllah” der, “Muhammeden Resulullah” der. İncil’e de uyar aynı zamanda, Hz. İsa (a.s)’a tam tabii olur. Cennete gider. Müslümanım diyen, beş vakit namazında adam bakarsın cehenneme gider. Yanlış yoldadır. Samimiyetsizdir. Münafık tiğnetlidir cehenneme gider. Ama yine Daniel Bey’in üslubunu olumlu buluyorum. Yani çünkü Museviliğe uzak olmasına rağmen, -bir Musevi olarak- Museviliğe uzak olmasına rağmen iyi niyete, sevgiye yakınlığı güzel. Ama ben Suriye’de kan döküp dehşet saçan hiç kimseyi desteklemiyorum, onu söyleyeyim. Yani Suriye’nin iyi olduğunu söylediğim bir bölümü yok. Ben barışı isteyen, sevgiyi isteyen insanları desteklerim. Onların ben Hz. Mehdi (a.s) kanalıyla kurtulacağını düşünüyorum, o kadar. Hz. İsa Mesih (a.s)  vesilesiyle kurtulacağını düşünüyorum. Yani Moşiyah.

Biz Suriye’deki karşıtlar iyidir demedik ki. Yani öyle bir şey yok. Nereden çıktı o? Böyle bir şeyimiz yok. Biz dehşetle halledilen bir konuyu kabul etmiyoruz. Ne münasebet. Nur gibi insanlar. Her iki taraf da Müslüman. Şiiler de Allah aşığı, Sünniler de Allah aşığı. Radikal Müslüman yanlış yolda olabilir. Ama tabii ki her ülkenin Müslüman’ı da. Biz onlara müşrik dediğimizde şirk olan yönleri için diyoruz. Yoksa “La İlahe İllaAllah diyen adama müşrik demeyiz. O anlamda değil ama şirk olan yönleri var. Mesela Kuran’ı yetersiz görüyor. Kendi kafasına göre hükümler veriyor. Allah’ın hükmünü değiştirmeye kalkıyor. O yönleri şirktir. Yoksa Peygamber (s.a.v)’i sevmesi şirk olmaz. “Allah birdir” demesi, cennete cehenneme inanması, kadere inanması, hayrın-şerrin Allah’tan geldiğine inanması. Değil mi? Bunlar iman alametidir. Müslümanlık alametidir. Bu yönleriyle tabii ki sevip, takdir ediyoruz. Herhangi bir takva denen bir Müslüman bile eğer bir konuda şirke girdiyse, şirk koşuyordur orada. Ama her yönüyle müşriktir anlamında değil bu. Müslüman değildir demiyoruz. O konuda şirke girmiş oluyor. Onu düzeltmesini istiyoruz. Yani bir damgalama yok orada. Bunu kardeşlerimiz yanlış anlamasın. Mesela El Kaide’deki insan Müslüman değildir demiyoruz biz. Yahut Hamas’taki insan, Hizbullah’taki insan Müslüman değildir demiyoruz. Tabii ki Müslümanlar. Ama müşrik dediğimiz olay nedir? Şirk koşulan yönlerdir. Şirk koşulan yönleri var. Bunları temizlemelerini istiyoruz. Mesela dehşet ve şiddet kullanılması. İslam’da olan bir şey değil bu. Allah’ın hükmü değildir. Silm-İslam barıştır zaten. Ne zorun? Niye asıp kesiyorsun? Okullar aç, üniversiteler aç, eğitim yap. Kimse sana bir şey demez ki. Teşvik ederler. Kaliteli insanları yetiştir. Herkese sevgi duy, muhabbet et. Kimse sana bir şey demez. Yani dehşetin anlamı yok. Mesela dehşet yönü, bu bir şirktir. Bu anormal bir harekettir. Biz bu yönünü eleştiriyoruz. Yoksa “Allah bir” dediğine, “bu şirktir” der miyiz? Düzelmelerini istiyoruz. Ve elimizin kenarıyla itmiyoruz. Biz düzeleceklerine inanıyoruz. Yani Suriye’de de biz Şii kardeşlerimizin de düzeleceğine inanıyoruz, Sünnilerin de düzeleceğine inanıyoruz. Ama şu an yöneticileri ve yönetim ve stil, inanç sistemleri bozuk. Kırıp geçiriyorlar birbirlerini. Allah bir felaket veriyor. Görülüyor, ayet bu artık, delil. Suriye’de her iki tarafı da biz beğenmiyoruz.  Şiddet yönüyle. Her iki tarafı da sevgiye, barışa davet ediyoruz. Ama bunu yaparken bir hocanın, bir alimin, bir insanın sözünü dinlemezler. Hepsinin üstünde bir güç gerekiyor. Hepsinin üstünde. Bu ancak, Hz. Mehdi (a.s) ile olur işte. Ancak Hz. İsa Mesih (a.s) ile olur.

Amerika samimi yaklaşıyor, sevecen yaklaşıyor. Türkiye samimi yaklaşıyor. İran samimi yaklaşıyor. Suriye’nin aklı başında insanları var. Bir kişiyi seçsinler. Desinler ki, “Bu insan hakikaten şefkatli, merhametli, herkesi iyi yola davet eder, bir sevgi öğretmeni seçelim” desinler. Bak “sevgi öğretmeni” siyasetçi değil. Dünya siyasetine kimse karışmıyor. Siyasetçiler yapsın. O ayrı bir meslek. Ama sevgi öğretmenliği ayrı bir şeydir. Bir sevgi öğretmeni seçecekler dünya çapında. O seçtikleri şahıs işte Hz. Mehdi (a.s)’dır. Kaderde onu seçecekler. Yani ikinci birini seçemezler. Onu seçtiklerinde ben o kişiye tabii olacağım işte. Çünkü Allah onların kalbine ilham edecek. Bütün dünya liderlerinin kalbine Allah ilham edecek. “Ona uyun” diyecek. Yani ikinci bir kişi, yanlışlık olmaz korkmasınlar. Diyorlar ki, “ya yanlış bir adama gider de tabii olursak” öyle bir şey olmaz. O ne demek? Allah’ın kontrolü dışında hareket ediyorum anlamına gelir, haşa. Allah size ilham edecek. Obama’ya da, Başbakanımıza da, Suriye’ye de, hepsine ilham edecek. Ve ediyor da, kalplerine ilham ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’a uyacaklar. Hz. Mehdi (a.s) da Suriye’deki insanlara diyecek ki, “Şii kardeşlerim size görüşeyim ben” diyor, diyecek. “Namazlarınızı güzel kılıyorsunuz. Allah’a aşkınız güzel. Helale harama titizsiniz. Sünniler namazlarını güzel kılıyorlar. Helale harama titizler. Allah’ı çok seviyorlar.” Arada fark? Hiç fark yok. O zaman ne? Şeytan musallat olmuş iki tarafa da. Ve şirke sürüklemiş onları. Şirk de birbirlerini kırdırıyor. O şirk yönünü üstlerinden aldığımızda, o belayı temizlediğimizde nur gibi Müslüman olmuş olacaklar. Konu bu. Elimizin tersiyle ittiğimiz bir insan yok bizim. Öyle bir şey yok. Yani ölmesini istediğimiz, tepelenmesini istediğimiz bir insan da yok. Sadece sevgiyi onlara öğretecek bir üst öğretmene ihtiyaç var. Konu bu, herkesin sözünü dinleyeceği.

DİDEM ÜRER: Hocam, Recep Erhan kardeşimiz yazmış: “İslam Birliği Derneği Konferanslarının daimi konuğu Raşit’in resimlerini göndermişti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Raşit’in keyfi yerinde. MaşaAllah, elhamdülillah. Allah ömrüne bereket versin.

Didem Hocam siz buyurun, ben sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bursa’dan çok sayıda kardeşimizin size mesajı var.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Bursa ecdad yadigarı, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: 26 Mayıs Pazar günü Bursalı ve İnegöllü kardeşlerimizle ortak faaliyetimizi İnegöl’de gerçekleştirdik. 2500 adet A9 Tv broşürü ve 75 adet Hocamızın çeşitli kitaplarından dağıtım yaptık. Faaliyet sonrası Bursalı Eyüp Babamız ve Hacı Annemizin evinde önce akşam yemeğimizi yedik. Akabinde Kuran-ı Kerim okuyup, sohbet ettik inşaAllah. Tüm kardeşlerimize ve biricik Hocamıza bilinen evrendeki kuarkların küpü adedince sevgilerimizi gönderiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel toplantı, ne güzel sohbet. MaşaAllah, ne nurani insanlar. Çok güzel olmuş, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Alanya’dan kardeşlerimiz turizm festivalinin ikinci gününde 500’den fazla kitap ve broşür dağıtmışlar. Canımız Hocamızın nurlu ellerinden öper, Hocamızın dualarını bekleriz inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Orayı bayram yerine çevirmişler, maşaAllah. Çok güzel olmuş. Ben de onların ellerinden öpüyorum. MaşaAllah, aferin benim canlarıma, maşaAllah.

Buyurun siz devam edin.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz şöyle yazmış: “Bebeğimizin ismini Hocamız vermişti. Şimdi 6 aylık oldu, maşaAllah. Hocamızın duasını bekliyoruz, inşaAllah. Kızımızın ismi Havva Dilara. Süt kızınız” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bu şeker saf şekerden oluşmuş bu. Annesi bir kollarından ısırsın. İki kolundan bir de patilerinden. MaşaAllah, nur gibi. Allah, hayır, bereket, iyilik, güzellik versin, ailesine de, kendine de maşaAllah. Uzun, sağlıklı, Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olarak, İsa Mesih’e talebe olarak Cenab-ı Allah ömür versin.

DİDEM ÜRER: Bir bayan kardeşimizin bugün doğum günüydü. Sizden isim hediye istiyor, doğum günü hediyesi olarak. Zeliha kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Peki tamam. Ya Allah, bismillah. Açıyorum, bakayım. “Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" (Enbiya Suresi / 62) Hz. İbrahim (a.s), “"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin." (Enbiya Suresi / 63) Zeliha’ya Yasemin ismi verelim.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz, “sesiniz kalbimize tesir ediyor” diye yazmışlar Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Gebze’den kardeşlerimiz yazdı: “Kardeşlerimizle birlikte 24 Mayıs akşamı ev sohbetimizi yaptık. Kuran’dan ayetler, sizin kitaplarınızdan bölümler okuyup, iman hakikatleri anlatıp, çalışmalarımız hakkında istişare yaptık inşaAllah. Nurlu ellerinizden öpmeyi Allah bize nasip etsin, inşaAllah.”

ADNAN OKTAR: Bak bereket masasını görüyor musun? Nur masasına bak, orada onlar melek hükmünde o küçükler masum, günahsız insanlar maşaAllah, elhamdülillah. Kardeşlerimiz de nur gibiler, aslan gibi delikanlı kızlar. Ne güzel, her zaman söylüyorum, başörtülü, başörtüsüz, çocuklar, bizim milletimizin özü. Ve iman hakikatleriyle imanlarını güçlendiriyorlar. En güzel nimet derin imandır, maşaAllah, elhamdülillah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bugün Ankara’da kardeşlerimiz Yenimahalle metro çıkışında 60 Harun Yahya kitabı, 25 belgesel cd’si, 500 adet A9 Tv broşürü dağıtmışlar. “Dünyanın en güzel ve en kaliteli insanlarından olan Hocamızın ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ben de onların elinden öpüyorum, çok güzel olmuş, maşaAllah. Tek bir kitap bile bir eve gittiğinde çok büyük bereket.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bugün kardeşlerimiz dün Bilecik’te A9 TV broşürü dağıtmışlar, size sevgi ve saygılarını iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma, maşaAllah. Allah onlara güç, kuvvet, sağlık, sıhhat versin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Trabzon’dan da kardeşlerimiz hafta sonu Trabzon’da yapılan PKK ile İlmi Mücadelenin Önemi konferansına katılmışlardı. Oradaki resimlerini gönderdiler. Bu kardeşlerimiz çok şevkli ve çalışkan, konferans öncesinde şehir içinde tanıtım amaçlı çok yoğun faaliyetleri oldu. Şöyle demişler; “kendimizi Türk İslam Birliği uğrunda Allah’a adadık. Sevgiyle, hürmetle biricik Sultanımız, canımız Hocamızın ellerinden hürmetle öpüyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ben de onların ellerinden öpüyorum. Allah beni onlara hizmetçi kılsın.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bugün İstanbul Başakşehir’de İsmet kardeşimiz 1300 adet A9 TV broşürü dağıtmış. Sizin ellerinizden hürmetle öptüğünü iletti. Bir de kedisi Balım’ın resmini göndermiş.

ADNAN OKTAR: Balım’ı bir göreyim. Balım hakikaten çok tatlı bir şeymiş. Dağıtmış kendini bayağı. Bunların huzuru keyfi acayip zevkli bir şey

 Didem Hocam sen devam et.

DİDEM ÜRER: Bu Trabzon ekibi.

ADNAN OKTAR: Trabzon ekibi bakayım.  MaşaAllah, Allah onlara dert hastalık vermesin. Bütün imkanlarını İslam için, Kuran için kullanmayı Allah nasip etsin. Allah yolunda ağırmış saç da nurdur. MaşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir bayan kardeşimiz şöyle yazmış; “canımın içi, güzel gözlü, bir tanecik canım Hocam. Bu sevimli keklik arkadaşımın evinde yaşıyor. Arkadaşım nereye giderse arkasından gidiyor. Bebek gibi onu gezdirip, parka götürüyormuş” diyor. Devamlı ses çıkarıyormuş, arkadaşının kucağına alınca sesini kesiyormuş ve sevilmek çok hoşuna gidiyormuş.

ADNAN OKTAR: Allah Allah ilk defa görüyorum böyle bir şey, maşaAllah. MaşaAllah elhamdülillah. Ne şeker varlıkmış öyle. Çok akıllı demek ki hayret. Yani yabani hayvan, normalde çeker gider. MaşaAllah çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz de şöyle yazmış; “merhaba Hocam Aydın Üniversitesi Rektörü Sayın Yadigar İzmirli hanımefendiye ve üniversite kütüphanesine beşten fazla kitap gönderdik”. Kendisi çok sevinmiş ve teşekkür etmiş. Kitapları hediye eden Azerbaycanlı bir kardeşimiz, İsmail Babayev kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aferin benim koç yiğidime. Aferin benim canıma. Ne güzel Allah yolunda böyle genç yaşta güzel gayretler gösteriyorlar, maşaAllah. Bana anlatacağın başka neler var?

DİDEM ÜRER: Sayın Bahçeli’nin bir konuşması vardı. Ülkücü şehitlerimizi anma gününde şöyle söyledi; “bir ülkü için hayattan vazgeçmek büyük bir özveridir. Kutsal bir hedef için kurşunların önüne atlamak, candan olmayı göze almak ve toprağa düşmeyi gül bahçesine girer gibi kabullenmek, tarifi olmayan bir mertlik ve destansı bir tavırdır. Türkiye’yi bölmek ve küçültmek isteyenlere karşı yegane direnç, MHP’dir. Bir bozkurt gibi milletimize kılavuzluk yapacağız, saflarımızı sıkı tutacağız” dedi. Konuşmanın ardından da burada namaz kıldı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Allah kabul etsin, çok güzel. Milletin manevi yönünü, milletin güzel hedeflerini, güzel vurgulayan, güzel anlatan, aşkla coşkuyla anlatan bir insan. Mesela Turan’dan bahsetmesi muhteşem. Çünkü Turan olmadığı için, Türk devletleri şu an mafyaya teslim, mahvolmuş vaziyetteler. Halbuki Turan oluşmuş olsa, Türk devletleri bir araya gelmiş olsa, cennet gibi bir vatan olmuş olacak.  Buradan bir çıkacağız Özbekistan, Taşkent her yere gideceğiz. Her yer güvenli olacak. O filmlerde falan vardır ya eski tarihi filmlerde, işte Tarkan falan atına biner yanında matarası vardır, hazır yanında pişmiş tavuğu vardır, at sürer orada kilometrelerce kimse ona karışmaz. Kimse zarar vermez. Gittiği her yerde güvenlik içindedir. Yine eski günlere döneceğiz, inşaAllah. Huzur güven içerisinde, neşe içerisinde, uçsuz bucaksız Türkistan’ın bozkırlarında kardeşlerimiz ve bizler neşe içerisinde İslam’ı Kuran’ı yaşayacağız. Sevginin, barışın, kardeşliğin güzelliğini bütün derinliğiyle ruhumuzda hissedeceğiz, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Papa’nın Salı günü toplu ayininde “Allah hepimizi affetmiştir, İsa’nın kanı ile sadece Katolikleri değil, herkesi ateistleri de” şeklinde bir konuşması olmuştu. Ateistlere yönelik bu sözleri Hristiyan dünyasında; “ateistler de cennete girecek mi?” şeklinde tartışmalara neden oldu ve Vatikan, Papa’nın sözlerine bir düzeltme getirdi. “Ruhun kurtuluşu için, Katolik kilisesinin varlığından haberdar olan insanların kilisenin nüfusuna girmeleri gerekir” şeklinde bir açıklama yaptılar.

ADNAN OKTAR: Yani “Katolik olun kurtulun” demek istiyor. Yani öyle demesinler de şöyle desinler; “Hz. İsa’yı sevin, Allah’ı sevin” desinler, severek herkes bunu kabul eder. Bak “Allah Bir’dir” desinler, “Hz. İsa’yı sevin, güzel ahlaklı olun, namazlarını kılın” deyin çünkü İncil’de var mı? Var. “Zekat verin, fakirlere para verin” desin yani yardım edin yiyecek verin desin. Bu var mı? Var. “Bütün Peygamberlere inanın” desinler. Bu var mı? Var. “Kadere iman edin, cennete cehenneme iman edin” bu da var. Bunu söylersen zaten Müslüman olursun. Ama bütün Peygamberlere inanacak, hepsine inanacak, ayrım yapmayacak. Hz. İbrahim (a.s)’e de inanacak, Hz. Muhammed (s.a.v)’e de inanacak. Bir tanesini çıkarırsa o din olmaz. Biz mesela haşa Hz. İsa (a.s) çıkarmış olsak-haşa haşa neuzubillah-mahvoluruz. Hz. Nuh (a.s)’u çıkarsak, mahvoluruz. Hz. Muhammed (s.a.v)’i çıkarırsa bir insan mahvolur, Allah esirgesin. Çünkü bütün Peygamberleri kabul ediyorsun, Hz. Muhammed (s.a.v)’i kabul etmemenin amacı ne? Ne yaptı sana Hz. Muhammed (s.a.v)? Yani hangi zararını gördün? Anlaşamadığın husus nedir? Anlayamadığın husus nedir? Sevgi, merhamet, şefkat, muhabbet, dostluk, güzellik, iyilik her şeyi anlattı mı Peygamberimiz (s.a.v)? Anlattı. “Allah birdir” diyor, bütün Peygamberleri seviyor, “kadere iman edin “diyor, kendi de iman ediyor. Cennet ve cehenneme iman ediyor. Nedir beğenmediğiniz yön? “Beğenmediğimiz yön yok” diyor. Peki geçmiş Peygamberlere inanıyorsun. Hepsine inanacaksın. Yani ortada olan Peygamberlere de, son peygambere de inanacaksın. Başa da, sona da, ortaya da hepsine inanacaksın, ayrım yapamazsın.

Mesela bu ayeti okusunlar; “Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki” şeytandan Allah’a sığınırım, bak Hristiyan Musevi kim olursa olsun “ölmeden önce” sağ adamlar bak “ölmeden önce” sağlar “ona” İsa Mesih’e İbni Meryem İsa Mesih İbni Meryem, “ona iman etmiş olmasın. Kıyamet günüde o da onlara şahitlik edecektir” diyor Allah. Şimdi Peygambere iman edip Peygamberi görmek lazım. “İman edecekler” diyor, bakın “Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki ölmeden önce ona (İsa’ya) iman etmiş olmasın.” Hepsi iman edecekler diyor. Bu nasıl olur? Ancak İsa Mesih gelerek olur. Çünkü şu an iman etmiyorlar. Topluca dünya iman edecek, ayet bu hakikate işaret ediyor.

“Eğer tüm kitap ehli İsa’ya iman edecekse, İsa’nın inişinden önce kitap ehli ne olacak”? Peki o zaman şöyle sor deki; “Hz. Nuh (a.s)’dan öncekiler ne olacak?” de, “Hz. İbrahim (a.s)’dan öncekiler ne olacak? Peygamberimizden öncekiler ne olacak?” de. Bakiye dinlerinden devam ediyorlardı.  Eğer vicdan ehliyse, güzel vicdanlıysa Allah ona zaten bir yol gösterir. Ben mesela Ankara’da İslam’ı bilmiyordum. Dini bilmiyordum. Vicdanımın sesini dinledim, kendim araştırdım. Beni kimse eğitmedi. Gittim Ulus’ta yerde kitap satıyorlardı, gittim aldım oradan okudum. Yanlışmış bir kısmı da ona rağmen uyguladım ve araştırdım. Gittim ilmihal aldım, tam ilmihal Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihali. Geceli gündüzlü okudum, araştırdım. Vicdan ehli bulur onu. Öğrenemez diye bir şey yok. Her dönemde Peygamberler vardır. Her dönemde din vardır. Arıyorsa adam bulur zaten. Aramıyorsa bulamaz. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında da mesela Hanifler vardı. Hz. İbrahim (a.s)’in bakiye dinine iman eden Hanifler, namazlarını da kılıyorlardı. Helale harama dikkat ediyorlardı. Aynı İslam dini gibi. Peygamberimiz (s.a.v) de o dini yaşıyordu, fıtri bir dindir Hz. İbrahim (a.s)’ın Hanif olan dini. Böyle silsile olarak gelir, unutulmaz o hak dinler. Dolayısıyla, Hz. İsa Mesih (a.s) geldiği vakit, ehl-i Kitap’ın hepsi iman edecek. Bir mucizedir bu. Bir kere olacak.  Zaten ayetin ikinci bir anlamı olmuyor. Hepsi iman edecekler. Çünkü öbür ayetle destekliyor, diyor ki; “seni sevenleri” diyor bak “sana tabi olanları kıyamete kadar dünya hakimi yapacağım” diyor. Ne demek o? Dünya hakimi ne demektir? Anlaşılmayacak gibi mi? “Seni sevenleri” kim seviyor? Hristiyanlar. Kim seviyor? Müslümanlar. Bu nasıl olur? Hz. Mehdi (a.s) devrinde İsa Mesih’in zamanındaki dünya hakimiyeti. Ona bakıyor ayet. Bak hiçbir Peygambere Cenab-ı Allah, “sen kıyamet alametisin” demiyor. Ama Hz. İsa Mesih (a.s) için diyor ki; “İsa Mesih, o kıyamet alametidir.” Anlaşılmayacak gibi değil, ama işine gelmeyen anlamazdan gelebilir tabii.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz şöyle sormuş Hocam; “Hz. İsa (a.s) indiğinde Hristiyanlar iman edecekler, önce ölmüş olan Hristiyanların hükmü nasıl olacak acaba?” diye size soruyorlar. 

ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah Gafur Rahim’dir. Bir şey vardır yani mutlaka, mesela tek Allah’a inanması mantıklı. Yani İncil’de öyle dendiğini bile iddia etseler, İncil’i okusa dahi, şu haliyle bile okumuş olsa, yine La İlahe İllaAllah demesi gerekiyor. Yani orada kaçacağı bir nokta yok. Yani böyle kendini kurtarmak için yapacağı bir nokta yok. Çünkü İncil’e biz dikkatlice baktık. Şimdi bu kitap “Hristiyanlar, Hz. İsa’yı Dinlesinler” bu kitap, bayağı kalınca bir kitap. Gayet de güzel hazırladık, maşaAllah. 408 sayfa. Şimdi bak 408 sayfa, İncil’den Allah’ın birliğini anlatıyoruz. İncil’den dikkat et. Yani sırf kaynak İncil veriyoruz. Nasıl inkar edecek ahirette, ne diyecek? Allah Bir’dir diyorsa, Peygamberimiz (s.a.v)’e de içinden bir muhabbet duyduysa, gizli Müslüman olan Hristiyanların haddi hesabı yok. Biz konuşuyoruz Hristiyan kişiler oluyor veyahut Museviler oluyor konuşuyoruz, mesela “Hz. Muhammed (s.a.v)” diyor konuşuyor, “Allah onu Peygamber olarak gönderdi” diyor. Ağzından kaçırıyor, “o da bir peygamber” diyor. Konuşmalarının arasında anlıyorsun ki, inanmış inanıyor. Hatta kendi aralarında masonlar konuşuyorlardı camide, dört mason üstad mason “bizim İslam’a inandığımızı ailemiz duyarsa, acaba sorun çıkar mı, ne olur acaba?” diye durum değerlendirmesi yapıyorlar. Net inanıyorlardı. Geldiler, burada büyük bir sevinçle namaz kıldılar. Kesin doğru diyorlar, peygamber diyorlar. Anlaşılmayacak gibi değil ki. Bir peygamberi anlamak, o kadar zor değildir ki. Allah ilham eder, vahyeder kalbine. Yani diyor ki adam; “ben nasıl anlayacağım?” Nasıl anlayacaksın biliyor musun? Kalbine vahyedilir, oradan anlayacaksın. Her insanın kalbine, Peygamberimiz (s.a.v)’in peygamber olduğu vahyedilir zaten. Adam direniyor, direndiği için “anlamadım” diyor. Nasıl anlamazsın? Sana net düzgün vahiy olarak bilgi geliyor kalbine senin. Her insana istisnasız Peygamberimiz (s.a.v)’in peygamber olduğu ilham olur, vahyedilir Allah tarafından.  İnsanlar direnirler. Anlaşılmayacak bir yönü yok. İsterseniz konuşun bakın. Öyle kişilerle falan ağzından kaçırır sık sık. Yani inandığını hissettirir konuşmalarında. İnanırlar, öyle bir şey yok, inanmıyoruz diye bir şey yok. İnanmaması için de bir sebep de yok ayrıca, mantık yok. Yani Hz. Muhammed (s.a.v)’den benim canım dedemden, herhangi bir rahatsızlık duydukları bir konu olması lazım, mesela şu nedenden sevmiyorum demesi lazım. Bulamıyorlar, yok, diyemez. Yahut peygamber olmadığına dair bir delil söyle diyoruz, mesela şu nedenden olamaz desin. Onu da diyemiyor. Onun için orada vicdana uymak yeterli. Mesela bir rahip arkadaşımız var; “Ben İncil’den Allah’ın bir olduğunu anlıyorum” diyor. Nasıl anlamasın. Ben kitapta işte burada bu kitapta (Hristiyanlar Hz. İsa’yı Dinlesinler) sırf İncil’den anlatıyorum. Alenen ve açıkça ‘Allah birdir’ diyor. Yani anlaşılmayacak gibi değil.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam Lübnan’ın önde gelen Şii alimlerinden Fadlallah: “Suriye’deki Hizbullah birliklerinin çekilmesi gerektiğini “söyledi. “Rejim tarafından zulme maruz bırakılan Suriye halkının haklı taleplerini destekliyoruz. Lübnan Şii’lerinin azımsanamayacak bir kısmı Esad rejimine karşı Suriye halkını destekliyor. Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve İran’ın Suriye’nin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmasını sağlamak için uzlaşmaları gerekiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Fadlallah da, Nasrallah da hep bir araya gelelim, bir araya getirelim, bir şeyler yapalım. Aklı başında insanlar bunlar, öyle psikopat dengesiz insanlar değiller. Ama etraflarında var, psikopat cani ruhlu insanlar var. Tayyip Hocam olsun, İran’ın siyasi otoritesinin tamamı olsun, Lübnan’dan katılsınlar. Fas, Tunus, Cezayir’den gelsin katılsınlar. Aklı başında bir toplantı olsun. Enaniyetten uzak, böyle büyüklük hissinden uzak bir sevgi öğretmeni konusunda anlaşsınlar. Eğer bir sevgi öğretmeninde anlaşılmazsa, bu nefreti durdurmanın mümkünü görünmüyor. Deniz gibi bir nefret var. Yani okyanus gibi bir nefret var. Kıyasıya bir öldürme arzusu var insanlarda. Şeytan, insanların kanına girdi. İnsanlığın büyük bir bölümünün kanına girdi şeytan. Müthiş bir öldürme arzusu verdi onlara. Kıyasıya birbirlerini öldürmek istiyorlar. Yani hatta bombayla öldürmeyi en çok ondan haz duyuyor adamlar. Yani makineli tüfek falan da değil artık direkt bombayla. Yani binlerce on binlerce adamı bir anda öldürmek. “Elhamdülillah” diyor bomba patlıyor, tekbir getiriyor. Oh elhamdülillah diyorlar. Müslüman öldürüyorsun deli adam. Aklını başına al. Kamyonla bombayı getiriyor. Müslümanları şehit ediyor. Oh, elhamdülillah diyor. Delirdiler, Allah akıllarını aldı, şeytanın oyuncağı oldular. Onun için siyasetle hallolan bir konu değil bu. Politikacıların yapacağı bir şey değil. Mehdi (a.s)’ın halledeceği bir konu. Sadece sevgiyle halledilecek bir şey bu. Ama en yüksek otorite olarak en üstte bir lider olarak bir Mehdi seçilmesi, ümmetin buna ihtiyacı çok açık görülüyor. Başka da bir çözüm yok. Başka hiçbir çözüm yok. Varsa bana söylesinler. Bak, Amerika da hiçbir şey yapamıyor. Türkiye de bir şey yapamıyor. İran, hiç kimse bir şey yapamıyor. Yangını sadece seyrediyorlar. Yangın alevlenerek genişliyor, daha da artıyor. Büyük bir orman yangını düşünün; müthiş bir fırtına esiyor, yangın gittikçe dallanıp budaklanıyor. Bunu söndürecek olan sevgidir. Sevgi de, Hz. Mehdi (a.s) ile olur. Yani çıkarıp Fadlallah’ı getirsen kimse dinlemez, Nasrallah’ı getirsen kimse dinlemez, Tayyip Hocam da gelse dinlemiyorlar, dinlemezler. Obama da gelse dinlemezler. Çeşitli alimler var. İslam alimi, sevilen alim. Kesinlikle dinlemezler. Onlar çok belirli kendi arkadaş gruplar var. Onun dışında kimse dinlemez. Onlar bile kendi içlerinde dinlemiyorlar. Çok yüksek otorite, çok sevilen birisi. Bak sevgiyle otorite ama bak burada, korkuyla değil. Çok sevilen bir insanı çok sevilecek bir insanı başa getirip sevgi öğretmeni olarak ama siyasetçi değil. Sevgi öğretmeni olarak başa getirip, konuyu kökünden halletmek lazım. Hıristiyan alemi de durulur, Türkiye de durulur, dünya da her yer durulur, sakinleşir. Anlaşılmaz bir yönü yok bu konunun.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün şöyle bir haber vardı: “Başta emniyet istihbarat şube müdürü olmak üzere bilgi işlem bilişim suçlarıyla mücadele personel istihbarata karşı koyma hukuk işlemlerinden sorumlu gibi şube müdürleri görevden alındı ve yerine yenileri getirildi. Bunun üzerine bazı kesimler Başbakanımızı çok sert bir şekilde eleştiriyorlar ve iddia edilen Ergenekon ve Balyoz konusunda tecrübeli tüm ekip değiştirildi, bu soruşturmalar yarım kalacak diye itiraz getiriyorlar.”

ADNAN OKTAR: Yok yok, Tayyip Hocam boş iş yapmaz, bir bildiği vardır. Tayyip Hocam onların tahmininin üstünde çok zeki bir insan, bayağı akıllı, son derece uyanık. Yani gittikleri o alınan polisler de uzaya gönderilmiyor ki, Türkiye’de görev alıyorlar. Orada daha da kritik önemli yerlere gidiyorlar. Onunla onun alakası yok. Ama Tayyip Hocam bir şey yapıyorsa, şuurlu olarak ve bilerek yapar. Aylarca bir şeyi incelemiştir, düşünmüştür, taşınmıştır, bir hayır görmüştür, hikmet görmüştür, gereğini yapar, inşaAllah.

Buyurun, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Yaşar Kemal Kürt olduğunu belirterek, “hayatı boyunca ona bir kez bile sen Kürt’sün demediklerini” söyledi. “Ben Kürt çocuğuydum ama oyun oynarken arkadaşlarımız kavga ederdi, herkesi döverlerdi ama beni dövmezlerdi. Bir kez bile bana ‘Sen Kürtsün’ diye laf söylemediler. Cennet gibi bir köyde hiçbir kötülük görmediğini” belirterek “tüm Türkiye benim köyüm gibi olsun isterim” açıklaması yaptı.

ADNAN OKTAR: Yaşar Kemal. Kaç yaşında Yaşar Kemal?

DİDEM ÜRER: 90 küsur.

ADNAN OKTAR: Ne kadar dinç insan, maşaAllah. Epey oluyor bir otelde toplantımız vardı bizim, orada gördüm. Çok kalender bir insan, çok neşeli, mütevazi de. Böyle yürüyerek yanıma geldi, “Hocam nasılsın?” diye böyle hoşsohbet, çok canlı. Böyle ekabirlikten uzak, dürüst bir insan.

DİDEM ÜRER: 90 yaşındaymış Hocam, 1923 doğumlu.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Solcu ama baba adamdır, yani çok dürüst, efendi bir insandır, seviyoruz. İnce Mehmet’i onun adı üstündedir çok güzel. Mesela Toroslar, İnce Mehmet yani zaten sırf şu kelimeler bile olayın tamamını anlatmış oluyor. Çok güzel bir Anadolu ruhu, çok güzel bir Anadolu ahlakı vardır. Allah uzun, bereketli ömür versin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Etkin kardeşimizin size selamı var. “Şu an yayınınızı izliyoruz. Kedimin de size bir mesajı var” diyor. Kedisi de size mesaj göndermiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Selam veren herkese Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu diyoruz.

Evet, Didem hocam.

DİDEM ÜRER: İngiltere, Avrupa Birliği’nden bazı muhalif gruplara silah sevkiyatı yapılmasına olanak sağlanmasını istedi. İngiltere bunun olmaması durumunda ise, Avrupa Birliği’nin silah ambargosu konusunda birlik üyelerine serbest bırakmasını talep etti. “İngiltere dışişleri bakanı muhaliflere yönelik silah ambargosunu gevşeterek açık bir sinyal göndermeli ve Esad’ın barış görüşmelerinde ciddi davranmasını sağlamalıyız” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Böyle bir yöntemle netice alamazlar. İran karşı tarafa yani Suriye hükümetine silah veriyor, Rusya veriyor, Çin veriyor, Kuzey Kore’den silah geliyor. Bütün komünist örgütler destekliyor. Karşı tarafa da diğer ülkeler silah veriyorlar. Hadi bakalım kim kimi yenecek diyorlar. Bir göreceğiz. O ona o ona, yenişemezler kardeşim. Sadece Müslümanlar yok olur. 50 biryanda 50 biryanda, bir süre sonra 25 bir yanda 25 bir yanda, biraz sonra 5 bir yanda 5 bir yanda, bir süre sonra 1 bir yanda 1 bir yanda, sonra 0 bir yanda 0 bir yanda olur ve biter. Böyle çözüm olmaz. Bu sevgiyle hallolur. İki taraf da dursun kardeşim. İki taraf da mübarek insanlar, fikirleri yanlış, şiddet özlemleri yanlış. Sevgiyle hallolur. Başta Mehdi olması gerekiyor. Yani herkesi seven bir sevgi öğretmeni. Herkes itaat etti mi o sevgiye o muhabbete süt liman olur ortalık, konu biter. Şii, sana ne Şii gayet güzel Şiiliğini yapsın. Sen de Sünni’sin, Sünni olarak ibadetini yap.

Nejdet: “Hocam, sizi 6 ay kadar önce hiç tanımıyordum, isminizi duymuştum. A9 kanalını izliyor ve kendisini 2 yıldır devamlı, oğlum var, ‘kanalı niye izliyorsun’ diye kızardım. Hatta büyük bir kavga yaptık. Kanalınızda çok güzel konular var, ‘çok güzel şeyler anlatıyor’ dedi. Hakkınızda yakışıksız konuşanlar da vardı. Ben de onun etkisinde kaldım” diyor. Hocam, ben bu 6 aylık sürede çok değiştim. A9’u izlemeye başladım. İnanın Hocam şu an size hayranım. Evrim teorisini Darwinizmi çökerttiniz. Harika, yaratılış müzesi belgeselleriniz muhteşem. Kitabınızı okudum. Daha önce size karşı tavrımdan dolayı tekrar tekrar özür diliyorum. A9 kanalı benim hayatımın bir parçası oldu” diyor. Özetle, biz bu Nejdet’i dava etmişiz öyle mi benim anladığım?

DİDEM ÜRER: Herhalde, evet.

ADNAN OKTAR: “Hocam sizi çok seviyorum, vazgeçtim” diyor. Tamam Nejdet düşüneceğim, inşaAllah. Ben merhametten yanayım, madem bizim kanalı da izliyorsun. Bizleri de seviyorsun, fikirlerimize saygı duyuyorsun. Ama hakikaten bilmediklerinde çok ters oluyorlar. Okuyup inceledikten sonra tavırları değişiyor. Ama sevgisizliğe o kadar yatkın ki insanlar. Israrla burada sevgiyi görünce “biz ne yapmışız” diyorlar bu sefer. Yani nefretin çirkinliğini görüp sevginin güzelliğine kendilerini bırakıyorlar. Bütün İslam aleminde bu olacak, inşaAllah.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Hucurat Suresi, 16 “De ki: “Siz, Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz?” muazzam bir ifade. İşte bak bağnaz kesime tam bir cevap bu. Bak; “De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz?"” Allah’a din öğretiyorlar, beğenmiyorlar Allah’ın hükmünü. Kuran’da böyle dedi, ‘olur mu Kuran öyle yazıyor ama nesh oldu o’ diyor. Ne oldu diyorsun, ‘hadis geldi, onun hükmü kalktı’ diyor, ‘fetva var, ayet var ama ona karşı da fetva var’ diyor. Allah akıl fikir versin.

“Hocam zaten iki şeyi görmeden ölürsek gözümüz açık gideceğiz Allah esirgesin” diyor. “Bir karakalem çalışmanız, iki kanun çalmanız”  diyor. çok sevimli maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam zamanında karakalem çalışmalarınızdan bir koleksiyonumuz olduğunu kardeşlerimize söylemiştim. Mükemmeldi. Yaklaşık 20 saniye içerisinde mükemmel insan figürleri çiziyorsunuz. Hiçbiri birbirine benzemiyor ve mükemmel gerçekten.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, bak akademide bana dediler ki “bir liman resmi çizeceksiniz” dediler hepimize. İşte orada çalışan işçiler, gemiler var limanda. Ağabeyiniz bir resim yaptı, en üst puanı aldım. Hocaların biri gidip biri geliyordu. Dediler ki hocam baktı bir tanesi “resim bu” dedi, maşaAllah. Fotoğraf gibi böyle. Sonra akademiyi üçüncü kazanmıştım. 20 bin kişi falan girmişti, üçüncü kazanmıştım, maşaAllah.

Hz. Mehdi (a.s) kim? Hz. Mehdi (a.s)’ı, Allah insanlara ilham edecek, bütün dünyaya ilham edecek, o şekilde anlayacağız. Yani Hz. Mehdi (a.s) tartışılacak gibi olmayacak. Acabası olmayacak. Kalplere ilham olacak, inşaAllah. Delillerinden, hayatından, her şeyinden anlayacağız. Yani o bir zorluk getiren konu olmayacak bizim için. Kolay bir konu olacak, inşaAllah. Ayrıca benim bir Mehdilik iddiam yok. Hiçbir zaman için de Mehdilik iddia etmeyeceğime dair defalarca yemin ettim, yine yemin ediyorum; Allah adına yemin ediyorum, hiçbir dönemde, hiçbir zaman, ömrümün sonuna kadar Mehdilik iddiasında bulunmam ve bulunmayacağım, inşaAllah.

Didem Hocam gidelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü