Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (1 Haziran 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Aşkım, bebeğim, sevgilimin yayınına başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dün ilginç bir şekilde yayın kesildi. Bir tek de bizimki Allah’ın hikmeti, değil mi? Vardır bir hikmeti.

Didem Hocam buyurun.  

DİDEM ÜRER: Hocam, İstanbul Gezi Parkı nedeniyle çıkan olaylarda son iki gündür 26 güvenlik görevlisi, 53 vatandaş yaralandı. 939 kişi gözaltına alındı. Bugün ise Kadıköy’de toplanan halk Taksim’e yürüdü. Polisler öğleden sonra geri çekilerek göstericilerin Taksim’e girmesine izin verdi. Taksim’e girdikten sonra Atatürk anıtı üzerine terör örgütüne ait bir bez astılar ve her yere TKP’nin sözde flamaları açıldı. Diğer yandan ODTÜ’lüler, dört bin kişiyle Eskişehir yolunu trafiğe kapattılar. İstanbul’da Taksim ve Beşiktaş hakaretlerle yapılan gösteriler hala devam ediyor. Sürekli hükümete istifa çağrıları yapıyorlar. Az önce de Beşiktaş’ta Başbakanlık binasına ofisine saldırı oldu, yedi polisin yaralandığı belirtildi.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de sistem demokrasi üzerine, yani kıran kırana, ezen ezene, kim kimi ezerse, o iktidar olur diye bir model yok. Böyle bir model olmuş olsa bambaşka bir şekil olurdu. Milletin kanaatini nasıl belirteceği açıklanmış. Millet sandığa gidiyor oyunu atıyor o şekilde iktidarı belirliyor. ‘Hükümet istifa’ hükümet istifa eder tamam, nasıl istifa eder, sandıktan oy çıkar, bakar kendine oy çıkmamış istifa eder. Onun yerine biz der millet şunu istiyoruz şu kişiyi istiyoruz, onu getirir iktidara. Böyle kırarak yıkarak iktidar değiştirmek olmaz eğer böyle bir model olursa zaten karşı taraf bin kere pişman olur böyle bir şeye. Eğer model bu olursa ben kere on bin kere pişman olur, öyle bir şey yok. Bizim milletimiz sakin, halim, aklı başında, dürüst bir millettir makul düşünür. Kime oy vereceğini bilir. Komünistlerin emriyle hükümet istifa etmez. Komünistlerin emriyle de yeni bir hükümet gelmez. Demokraside sistem belirlenmiş. Nasıl olacağı açıklanmış ama rahatsız oldukları olaylar olabilir. Ağaç kesme, hakikaten ben ağaçlara karşı çok şefkatliyim, hayvanlara karşı çok şefkatliyim. Kesilse bile geçen gün konuşmuştum, başka yerde daha güzel bir hayatı olması şartıyla olabilir. Kökten çok geniş alınırsa, özel onun aleti edevatı var, o şekilde olursa olur. Bir bebeği bir yerden bir yere götürmek gibi öyle olabilir. Evini değiştirebilirsin bebeğin ama bebeğin canlı kalması lazım. O ağaçlar benim için bebektir o anlamda ama burada hükümet istifa falan bunlar apayrı şeyler. Ona millet karar verir. Komünist örgütler karar veremez. Komünistlere göre tabii ki komünist iktidar olması gerekiyor ve halkın ne istediğine önem vermez komünistler halkı (haşa) bir sürü gibi görürler. En akıllı en güzel kendilerinin düşündüğünü vehmederler. Ve bizim dediğimiz kişi ve parti iktidar olacak derler. Kabul etmezseniz işte olay çıkartırız hadise çıkartırız mantığında yaklaşırlar. Bunlar yanlış. Dolayısıyla bu konuda Sayın Kılıçdaroğlu bir açıklama yapsın. Bu adamların tavrı yanlış! Polis yaralanıyor bir tanesi komada polislerden bir tanesi, bu milletin vicdanında yara meydana getiriyor. Bir hanımefendi de herhalde bir çocuk da orada yaralandı çatışmada genç kızımız, bunlar çok vahim şeyler. Tabii takdir onların olmakla beraber ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Devlet Bahçeli’nin de açıklama yapmasının güzel olacağını düşünüyorum. Çünkü ülkücü gençliği bazı komünistler kullanabileceklerini düşünüyorlar. Ülkücülük, vasfı itibariyle zaten anti-komünisttir, hiçbir şekilde birlikte yaşayacak gibi bir sistem değildir, yani artı ile eksi gibi gece ile gündüz gibi zıt sistemlerdir.                            

DİDEM ÜRER: Hocam Sayın Bahçeli bir açıklama yaptı uygun görürseniz okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: “Taksim de yaşanan olayları ülkücü camianın kesinlikle destek vermediğini” belirterek şunları söyledi. “Eğer protestolar ilk başladığında mahkeme kararı alınsaydı bunca olay da olmazdı ancak bunda polisin suçu yok. Gaz at diyorlar polis de atıyor. Asıl sorgulanması gereken polisi yönlendirenlerdir” dedi. Başbakanın, MHP’yi de bu olaylarda gösterdiğini görüyorum MHP’nin hiçbir ferdi bu eylemlerde yer almamıştır. Arkadaşlarımızın tamamından katılmamaları yönünde hassasiyet göstermelerini istedik.”    

ADNAN OKTAR: Evet, Sayın Bahçeli’nin bu açıklaması mükemmel. Kendine yakışanı yapmış. Böylece yakışıksız çirkin eylemlere ülkücülük gibi asil,  soylu bir düşünceyi katmaya kalkmak, onun içerisine karıştırmaya kalkmak mümkün değil bunu unutacaklar. Ülkücülük ana sütü gibidir çok temiz ak milletimizin güvencesi olan bir sistemdir. Ülkücülük Sayın Alparslan Türkeş’in rahmetlinin soylu talebelerinin ve bizzat başbuğumuzun eğitimiyle oluşmuş bir fikir akımı bir düşünce akımı. Türk İslam sentezini Türk İslam Birliği’ni savunan bir düşünce! Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklaması konuyu kökten bitiren bir üsluptur.

Evet, Didem Hocam. 

DİDEM ÜRER: Hocam, ağaçlara olan bakış açılarını göstermek için bu resimleri yayınlamışlar.

ADNAN OKTAR: Göster. Evet, bak kendileri ağaçları söküyorlar. Ağaçtan daha kutsal insan var. Ağaç ne ağaç, insanı öldürüyor adam. Ağaca sevgim var diyor, çoluğu çocuğu olan gencecik aslan gibi delikanlı polisi komaya sokuyor. Ve birçoğunu da ağır yaraladılar polislerin. Ve bunu Leninizm adına komünizm adına yapıyorlar ve PKK adına yapıyorlar. Ve PKK’lılar da alenen kendi içlerinde bunların geziyorlar şu an. Marksist Komünist örgüt militanları geziyorlar. Bir prova yapıyoruz diyor. Türkiye yetmiş milyonun üzerinde, siz kaç kişisiniz? Hadi olun olun da en fazla elli bin kişi çıkarsınız en fazla. Nereye komünizmi getiriyorsunuz siz nereye, ancak işte ücra bazı semtlerde bodrum katlarında kendinize komünler oluşturmuşsunuz oralarda komünizmi yaşıyorsunuz. Ülkücü gençler sizinle muhatap olmaz bir, Saadet partisi gençliği sizinle hiçbir şekilde muhatap olmaz iki, Ak Parti gençliği muhatap olmaz üç, Alperenler sizinle muhatap olmaz dört, milletin gerçek sahipleri millet sizinle hiçbir şekilde muhatap olmaz beş. Bun unutacaksınız. Nerenin ağaç sevgisi sen ağaç sevgisi için günlerden beri birçok insanı ağır yaraladınız. Birçok insanı yaraladınız. Birçok evini barkını yıktınız. Mahvettiniz birçok insanı nerenin ağaç sevgisi. İnsan sevgisi olan insan gencecik delikanlı polislerin başına kiloluk üç kiloluk beş kiloluk taş atar mı?           

DİDEM ÜRER: Hocam şu resim vardı.

ADNAN OKTAR: Baksana attığı taşa.

DİDEM ÜRER: Birde çivili lastik top böyle polise atılıyormuş.

ADNAN OKTAR: Bu, kime yapılır? Bu inanılır gibi değil. Şu nefrete bak. Polis senin namusunu koruyor. Bir de ağaç sevgisinden bahsediyor. Sen önce insan sevgisinden başla. İnsana bakışın bu senin, insanı deviriyorsun sen, insanı söküyorsun nerenin ağacı. Komünizmi kendilerince kendi kafalarınca böyle getireceklerini düşünüyorlar. Bağırtıyla çağırtıyla, millet sizi sessiz sakin izliyor, sizin yönteminizle size millet bir cevap vermeye kalksa kaçacak delik ararsınız. Aklınızı başınıza alın. Bir avuç komünist milleti kendilerince (haşa) hizaya getirmeye çalışıyor. Fakat tabii hükümetin de daha önce de söyledim defalarca söyledim bir şeyi yapıldığında detaylı açıklama yapsın hükümet muğlak olmasın. Diyorlar ki akil adamları gönderelim, kardeşim bilmiyoruz ne konuşacaklarını, ne olacağı belli değil açıklayın tam netleştirin. Ağaç kesiyorsun, açıklayın ben buradan bu ağaçları çıkaracağım ama bak şu yöntemle çıkarıyorum götürüp ekeceğim yerde burası, şu kadar hektar orman yaptık biz daha önce ve yine yapacağız, burayı bu yeşilliği on misli yüz misli yeşerteceğiz, her yeri ağaçlarla dolduracağız de, açıkla millete bu zor bir şey değil ki. Yapmıyorlar bunu muğlak bırakıyorlar. Anavatan partisi döneminde de öyleydi söylemezlerdi. Ne olduğu belli değil sürpriz iki yıl üç yıl sonra anlardın ne olduğunu. Gayet kolay bu beş dakikada açıklayın muğlak bırakmaya ne gerek var da bu adamlara konuşma veya şamata imkanı veriyorsun.                 

DİDEM ÜRER: Bugün Sayın Bülent Arınç da bu konuda özür dilemiş, detaylı bilgi vermedik, bu konuda bir hata yapık diye.  

ADNAN OKTAR: Bu zor bir şey değil ki, şimdi mühim bir proje yapılıyor gayet kolay. Böyle güzel bir pano üstünde bak dersin burayı orman yapacağız, bu kadar ağaç, burada şu kadar ağaç var bunları söküp olduğu gibi buraya götüreceğiz. Anlat milletin kafasında bir her şey netleşsin muğlaka ne gerek var. Kaç defa söyledim böyle muğlak bırakmayın diye, rica ettik, istirham ettik. İlgili bakan veya müsteşar kimse buna özen göstermek hükümeti çok sağlıklı hale getirir. Çok sıhhatli hale getirir. Her şeye açıklama. ‘Başkanlık sistemi’ bilmiyoruz etmiyoruz çünkü başkanlık sistemi federatif sistem mi getirecek. Bunun konuşulması bile insanı tedirgin ediyor. Muğlaklığa ne gerek var. Biz onu ona göre ayarlarız diyorlar. Ayarlarsın da mübarek muhterem, ya ayarlayamazsan ne olacak. Bu millet herhangi bir millet değil ki yani bütün dünyaya yön veren bir millet, bütün dünyayı idare etmeye namzeti olan bir millet, asil bir millet. O yüzden burada bir yanlışlık görünüyor. Her şeyi berrak ve açıklar hale getirmek lazım. Kamuoyunu tam doyuracak açıklamalar yapmak lazım. Kamuoyunun kanaatini oluşturduktan sonra tamam başlarsın gayet de güzel olur. Yoksa belli ki bir güzel bir şey yapacaklar orada anlaşılıyor. Yeşil alanı göstersene ormanlığı! Yeşillik çok güzel ama adamların derdi ağaç ot değil öyle bir konu yok. Ağaç mı kıymetli insan mı kıymetli? İnsan, kıymetli, insanı öldürüyor adam. Ağaç için insan öldürülür mü? Ağacı sev sen bitkiyi sev ama insan azizdir, her şeyden daha azizdir insan. İnsan sevgin yok senin. Sayın Kılıçdaroğlu’da bir açıklama yapması lazım. Çünkü son günlerdeki üslup bir hayli sertti. Başbakanımız da çok üstüne gidiliyor onun da. O da şefkatten uzak bir hayat içerisinde yaşıyor. Önüne gelen bağırıyor çağırıyor, eleştiriyor, kızıyor ama milletin de yüzde atmış desteğini alıyor. Şu olaylarla beraber milletin en az yüzde yetmiş desteğini alır. Millet tehlikeyi görünce sağın özelliğidir bu merkez partiye bütün gücüyle yüklenir. Çünkü vatanı tehlikede görür milleti tehlikede görür bütün gücüyle yüklenir. Şimdi bakın oylama baksınlar yaklaşık yüzde yetmiştir oyu. Sağ böyle hep kendiliğinden güçlenir. Bir hükümetin provokasyonu değil. Solun komünist örgütlerin bir kısmının akıllı görünüp yaptıkları hatası. Sağa ikram. Şu an Ak Parti’den vazgeçen, çünkü iktidar olduğu için yıpranır iktidar normal her iktidar yıpranır, vazgeçmek eğiliminde olan epey bir kitle vardı, hepsi yeniden Ak Partili oldu şu an. Hepsini yeniden iktidara bağlı hale getirmiş oldu şu an. Ve iktidarın eli acayip güçlenmiş oldu şu an. Ve komünizm tehlikesini de halk bir kez daha görmüş oldu. Bana diyorlar ki, “nerede komünizm tehlikesi var?” Bu ne bu gördüğün? Güneydoğu’da gördüğün neydi? Şu an gördüğün ne? Hani komünist tehlike yoktu? Komünist tehlike var.

DİDEM ÜRER: Hocam, sayın belediye başkanı da bugün tekrar özür dileyip, “tabelalarla aslında bilgi vermemiz gerekirdi” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak aylar önce söyledim. İlgili yayınları ben size göstereyim, aylar önce söyledim.

DİDEM ÜRER: “Biz bilgi vermeyince bu provokasyonları yapanlar bilgi verdiler halka” dedi. “O da yanlış oldu tabii” dedi. Özür diledi halktan.

ADNAN OKTAR: Biz yaparız, olur biter. Öyle değil ki. Açıkla ne güzel zaten hayır işinin peşindesin. Anlaşılmaz o. Mesela kaç hektar orman yaptığından milletin haberi yok. Anlatsana? İlk defa duyuyor millet. Kaç hektar demiştin?

DİDEM ÜRER: Dokuz yüz bin.

ADNAN OKTAR: Bak dokuz yüz bin hektar yoktan orman yapmış hükümet. Kimsenin haberi yok. Birçok insanın haberi yok. Ne olur bunları söyleseniz? Orada nihayet bir yol çalışması var. “Ağaçları alıp, biz naklediyoruz” diyor. Ama bunu yaparken göz göre göre yap. Mesela dozerle çıkart, al, ağacı götür, ek. Film olarak hazırla, yayınlansın basına ver. Bu kadar. Adamlara malzeme vermenin alemi ne yani? Konu vermenin alemi ne? Çünkü komünizm daima haksızdır. Haksızlığını her zaman göstermek lazım. Haklı, hayırlı bir şeyi haksızlıkmış gibi göstermek, çok yanlış bir şey olur. Haklısın, iyi bir şey yapıyorsun ama ne yaptığını bilmezse insan çok yanlış etki yapar. Mesela orada meydana gelebilecek yeşilliği, orada meydana gelebilecek ormanı, güzelliği çok iyi vurgulasa, insanlar bilgilense konu biter.

DİDEM ÜRER: Çağlayan’a ekilmiş götürülen ağaçlar ama kimse bilmiyor.

ADNAN OKTAR: Bak mesela gizli. Çağlayan’a ekiyorlar, kimse bilmiyor! Bunun gizli kalmasının sebebi ne? Ne amaç var burada? Bu devlet sırrı mı bu, niçin gizlensin?

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bir de Hocam yaklaşık on iki milyon lale ekilmiş.

ADNAN OKTAR: Laleler çabuk soluyorlar. Ağaç iyidir. Lale güzel tabi seyretmek ama ben biliyorum ki ölecek. Lale de benim hep içimde uhde olur. Lalenin anlarım öleceğini. Ağaç iyidir, ağaç ölmez, inşaAllah. Sen ölürsün, ağaç ölmez.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakan Erdoğan da şöyle bir açıklama yaptı; “Çoğunluk nasıl azınlık üzerinde baskı kuramazsa, azınlık da bu ülkede artık çoğunluk üzerinde baskı kuramaz. Dayatmalar yapamaz, tercihler dayatamaz. Şu an gelindiği nokta, ideolojiktir. Polis orada dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Çünkü Taksim Meydanı aşırı uçların cirit attığı bir yer olamaz. Menderes’i idam etmeye giden sürecin nasıl başladığını unutmadık. Biz hiçbir mafyatik örgüte diz çökmedik. Sırtımızı önce Hakk’a, sonra halka dayadık” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir bir hepsiyle uğraşamaz ki Başbakan. Ağacı sökün, alın götürün işte halka gösterin, nereye gömdüğünüzü gösterin. O zaman onun ucu bucağı gelmez ki. Ağaçları suladığınızı gösterin. Başbakan bununla mı uğraşacak?

DİDEM ÜRER: On üç ağaç toplam.

ADNAN OKTAR: Uğraşıp on üç ağacı nasıl anlatsın Başbakan? Nasıl uğraşsın yani? On üç ağacı söyle mesela şöyle şöyle de. Gönlümüze bir esenlik olsun. Oradan söküldüğünü gördüğümüzde içimizde ızdırap olur, rahatsızlık olur. Ama ağacı sen götürüp başka yere ekmişsin. O bize sevinç verir. Bir bebek gibi gitmiş, orada yaşıyor. O bizi sevindirir. Niye haberimiz yok?

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, Taksim Meydanı’nda çıkan olaylar için, “ne vatandaşların, ne de polisin şiddete başvurmaması gerektiğini” söyledi. Ve sözlerine şöyle devam etti; “ama dün de gördük ki, bu olaylar normal bir protesto olmaktan çıkmış, tamamen marjinal grupların başını çektiği, bir hesaplaşma ve başkaldırıya dönüşmüştür.” Ayrıca “Taksim’de Topçu Kışlası’nın aslına uygun olarak yapılmasına destek verdiklerini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Çok hoş olur tabii. İstanbul’un her tarafı tarihi yapılarla donatılması lazım. Buram buram tarih kokması lazım. Eski, orijinal haline getirilmesi İstanbul’un muhteşem olur. Dünyanın en güzel şehirlerinden bir tanesi olur. Roma’nın güzelliği, boydan boya tarihi binalarla dolu olması. Modern binalarla olsa, Roma kimse muhatap olmaz. Roma’nın bir güzelliği olmaz. İstanbul’un da güzelliği, tarihi binalarıdır. Topçu Kışlası tabii ki çok çok güzel olur, görüntü olarak. Ama orada meydana gelebilecek yeşillik, hoşluk yani böyle bazı kapitalistlere, mekan sunma amacı değil de burada, tarihi, doğal bir güzellik amacı olduğunun da çok iyi vurgulanması lazım. Yoksa bazı köşe dönmeci tiplerin merkezi haline getirilebilecek anlamında bir görünüm hoş olmaz. Mesela orada müze yapılacaktır, mesela o müze vurgulansın. Mesela çok çok güzel. Sana galerileri olabilir, çok güzel olur boydan boya. Zaten orası o zaman arı kovanı gibi olur. Sana galerileri ve müze olmuş olsa kaynar. Yani İstanbul’un en güzel mekanlarından bir tanesi olmuş olur, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Erdoğan açıklamalarına şöyle devam etti; “Hiç kimse ağaçlar kesilmesin diye ortaya çıkarak böyle hareketler yapmaya hakkı yoktur. Biz bunları çok yaşadık. Eğer sorun Topçu Kışlası’na karşı çıkmaksa, kusura bakmasınlar biz o tarihi kışlayı yapacağız. Biz yeşilse yeşilin en fazlasını yine yeni projede her türlü yapacağız. Hedef insansa, insan için gerekirse üç beş ağaç söker, yerine başka bir şey yaparsın. Ancak başka bir bölgeye de yine insan için ağaç dikersin” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama işte orada gereksiz bir şey daha var. Bak şimdi “ağaç sökersin” deyince, ağaç ölecek zannediyorlar. Halbuki burkar bu insanı. “Canlı götürüp, ekiyoruz” dese, o bebekleri Başkanımız, çok güzel olacak. Sanki ağacı öldürüyorlarmış gibi bir üslup kullanıyor. Konuyu kökünden hallet. Gayet güzel olur. Bir da Başbakan bunlarla uğraşamaz yani tek tek. Bunu yapacak Belediye Başkanımızdır. İlgili personeldir, ilgili müdürlerdir. Her şeyi Başbakan’dan beklemek olmaz. Mesela ilgili müdür getirsin, çekim yaptırsın, değil mi? Alıp mesela götürüp nasıl ekiyorlar, göstersin. Bu komünistlerin ağzını kapatmak için değil, halkın gönlüne ferahlık vermek için, sevinç vermek için. Nasıl bitki sevgisi var, hayvan sevgisi var, bu gösterilmiş olur. Bu hükümetin elini acayip güçlendirir. Çok güzel olur.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Topçu Kışlası’nın resmi vardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Baksana kardeşim ihtişama, şahane bir şey, maşaAllah. Böyle birşey yaparlarsa süper olur, baya güzel olur. Süper yani Taksim’e ve İstanbul’a muazzam bir güzellik eklenmiş olur. Böyle dev ağaçlarla her yeri dolduracaksın, güzel yeşillik böyle mesirelik falan. Güzel, kaliteli lokantalar da güzel olur, değil mi? Pastaneler, oturma yerleri falan muhteşem olur yani. Tayyip Hocam’ı bu konuda destekliyoruz. Yalnız Tayyip Hocamız elli yerle birden uğraşamaz. İlgili müsteşarlar, ilgili müdürler, genel müdürler, Sayın Belediye Başkanımız, hepsi Tayyip Hocamız’a bu konuda yardımcı olmaları gerekir, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, İngiltere’nin en çok okunan gazetelerinden The Guardian’da İstanbul’daki protestolar, “Türk baharının tohumlarını ekiyor” başlığını kullandı haberinde. “Küçük çapta başlayan protestonun, hükümete karşı büyük bir gösteriye dönüştüğünü” söyledi. “Polisin göstericilere müdahalesiyle olayların daha da büyüdüğünü” belirtti. Ve New York Times Gazetesi de, “Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’nin dindar kitlesinden büyük destek aldığını ancak laik kesimin hükümetin muhalif görüşlere tolerans gösterememesinin bir göstergesi olarak gazetecilerin tutuklanmasını eleştirdiğini” ifade etti.

ADNAN OKTAR: Aslında orada tabii hafif bir doğruluk payı var. Dinsiz, ateist insanlara yahut mesela komünist insanlara özgürce yaşayacaklarını hissettiren bir üslup da güzel olur. Daha iyi vurgulanması lazım. Adam mesela farz edelim bir konuya kafası takılıyor. Alabildiğine özgürlüğün olduğu bir ülke olduğu vurgulanması lazım. Bir de bak bahar, yaz, kış bilmem ne, onlar da hemen fırsatçılar. Türkiye’nin baharı çoktan geldi. Türkiye’de Mehdiyet baharı var zaten. Türkiye’nin baharı geldi, haberiniz yok. Bahardan yaza geçiyor Türkiye. Oturmuşlar daha hala bahar özlemi içerisindeler. Mehdiyet’in olduğu yer, zaten baharın en mükemmel yaşandığı yerdir. Dolayısıyla onlar Türkiye’deki bu güzelliği göremiyorlar. Bir avuç komünistle meydana gelen olay bahar değil. Olsa olsa dolu yağıyordur. Millet geçici olarak şöyle bir evine çekilir. Sonra o dolu erir, sonra millet de işine devam eder, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu eylemlere katılanların sosyal paylaşım sitelerinde yazdığı üslupları da değişti. Genellikle masumane bir ağaç eylemi gibi düşünüyorlardı. Ama şimdi bazı toplulukların neler yaptığını gördüler, polise karşı eylemlerini. “Hiçbir şekilde alet olmayalım. Bizim amacımız bu değil” diye, şu an bu yönde paylaşıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yazık günah yani. Vatan için, millet için hizmet eden bir Başbakan’ı bu kadar yormak, bu kadar üstüne gitmek, bu kadar eza vermeye kalkmak. İyi niyetle, “Topçu Kışlası’nı yapalım” diyor, “bir güzellik olsun” diyor. Tarihi canlandırıyor. Ne güzel, ne kadar muhteşem. İnsanlar akşam olduğunda, “hadi Topçu Kışlası’na gidelim” diyecek. Ne güzel. Müze, lokantalar, pastaneler, gezme yerleri, mesireler. Çok hoş bir şey bu. Ağaçlar, yeşillik ışıklandırılmış, pırıl pırıl. Taksim’e bir güzellik. Yer altından arabalar gidiyor. Orası bomboş, araba yok. Ne güzel. Ama bunu tarif etmek çok önemli. Tarif etmiyorlar. Sayın Belediye Başkanımızın müdürleri bu konuya el atsın. Güzel olan birşeyi imrendirerek anlatmak lazım.

Teoman Kadıoğlu; “Aynı görüşteyim. Örnek Cumhuriyet mitingleri. Bir ay sonra gelen oy patlaması” diyor. Cumhuriyet mitingleri olmasa Ak Parti mümkün değil iktidara gelemez. Kardeşim millet ondan bir kısım insan dehşete kapıldı. “Aman aman” dediler, “hemen Ak Parti’ye gidelim.” Bak Ak Parti’nin ben açıkça söyleyeyim hiç hoşlanmadığı halde oy verenler var. Sağın özelliği budur. Sağ şimdi bunu gördü ya millet, bitti. En az yüzde yetmiş oyu Ak Parti’nin.

Diyor ki, “Arkadaş seçimlerde görmedin mi ölü seçmenler, kayıp oy pusulalarını? Neyi savunuyorsunuz hala?” diyor. Muhtarlıkta yazılı, adresler belli, nasıl böyle bir imkan olsun? Gittin mi muhtarlıkta ortaya çıkıyor onlar. Olur mu öyle şey? Herkesin ismi bilgisayara yazılmış. Ev ev, hane hane belli. Ölülerin listesi var, dirilerin listesi var. Velev ki, yanlışlıklar olsa bile, hepsi ortaya çıkıyor. Her seçimde olur yanlışlık. Elli, yüz işte bin neyse oluyor. Ölü oluyor adam ama çıkıyor. Çok kolay o. Hemen çıkar ortaya o. Zaten orada bakıyorlar geldiğinde, değil mi? Seçim için gittiğinde bakıyor adam listede nedir. Ölü mü, diri mi hepsi yazıyor orada zaten. Adam da gidip oraya damgasını basıyor. Parmağını da boyayıp gönderiyorlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu polisin çekildiği yerdeki NTV arabasını bu şekilde devirmişler, haber kanalının arabasını.

ADNAN OKTAR: Mesela bak NTV normal bir kanal. Neyine devirirsin arabayı? Şimdi bu da milli servet. Kırıp yıkıyorsunuz, yazık günah değil mi?

“Müslüman Araplara bahar geldi mi?”Onların bahar, bahar diye bir şey yok aslında. Orada sadece rejimler değişti. Deccaller gitti, boşluk meydana geldi sadece. O boşluğu Mehdiyet dolduracak işte İsa Mesih dolduracak. Boşluk olan yere girer Mehdiyet. Allah önce deccali yok etti, deccalleri yok etti. Boşluk meydana getirdi. Oradan Mehdiyet oraya giriyor.

Nedir bu gençler?

DİDEM ÜRER: Bu da Öcalan’ın bayrağını açmışlar, ağaç korumaya gelenler!

ADNAN OKTAR: Bak hem Atatürk, hem Öcalan. Burada Atatürk’ü göstermeniz samimiyetsizlik. Atatürk’ü kullanıyorlar. Sen Marksist, Leninistsin. Atatürk’le nereden alakan oluyor senin? Atatürk, İttihad-ı İslam’ı istiyor, istiyor musun sen? Atatürk Kuran dağıtıyor Anadolu’ya, istiyor musun? İstemiyorsun. İmam Hatipleri kurdurmuş, İlahiyatları kurdurmuş Atatürk, var mı sende bu? Yok. Atatürk’ü boş yere kullanmaya kalkma. Samimi ol, dürüst ol. Bak adam Abdullah Öcalan’ı göstermiş. Samimi o. Dürüstçe göstermiş. “Benim liderim bu” diyor. Gerçek fikri adamın. Ama sen Atatürk’ü gösteriyorsun inanmadığın halde. İnandığını göster. Lenin’in resmini as, göster. Çünkü gerçek inancın o. Sana kimse bir şey demez. Ama Abdullah Öcalan resmini göstermen yani onu böyle iftihar vesilesi gibi göstermen şehit ailelerine, milletimize karşı saygıda kusur ettiğini ve anormal bir bakış açısı içinde olduğunu gösterir. Senin babanı birisi vursa, onun katilinin resmini adam tişörtüne koysa, karşına gelse. Bu senin hoşuna gider mi? Gitmez. O da milletimizin hoşuna gitmez. Ayıp yapıyorsunuz.

DİDEM ÜRER: Bu kışın gerçi Norveç’te çekilen bir fotoğrafmış ama zihniyet olarak aynı.

ADNAN OKTAR: Atatürk’ün ismini kullanmaları, hiçbir şekilde hoşlanmazlar Atatürk’ten. Atatürk bir Osmanlı paşasıdır. Cumhuriyet'i kurmuş bir aslandır. Nur gibi bir Müslüman evladıdır ve İslam’ın özünün yaşanmasını isteyen, sahabe İslam’ının yaşanmasını isteyen çok kaliteli bir Müslüman’dır. Asrımızın en kaliteli Müslümanlarından birisidir.

Ümit Essim; “Sevgili Hocam, o eyleme gidenleri ağaç dikmeye çağırsan biri bile gelmez” diyor. Hadi yarın ağaç dikmeye gidiyoruz. Gelin bakalım, geliyor musunuz?

DİDEM ÜRER: Hocam, şu köprü üzerinde Avrasya Maratonu’na dair resimleri, halk yürüyüşe geçti diye verdiler. Bütün köprü başından sonuna kadar dolu resimde, hem de bazı milletvekilleri.

ADNAN OKTAR: Bak şimdi halbuki bu haberler, orada burada yayıldığında, halk bunu duyduğunda, halkın bir kısmında bu dehşet duygusu meydana getirir. Acayip ürkütür halkı. Ak Parti’den nefret ediyor, değil mi? Tayyip Hocam’dan da hiç hoşlanmıyor. Coşkun bir bağla bağlanır. Ve bir daha da bu olayları bildiği için, asla vazgeçmez Ak Parti’den. Tayyip Hocam ne yaparsa yapsın, vazgeçmez. Ak Parti’yi öyle güçlendirdiler ki, ikinci bir ihtimal bırakmadılar, durduk yere. Yani Ak Parti kendisi böyle bir seçim çalışması yapsa, yetmiş yıl geçse böyle bir netice alamazdı. Muazzam netice aldı yani. Millet mümkün değil artık bırakmaz. Ve büyük illerin tamamını alır Ak Parti söyleyeyim. Demişti diyeceksiniz. Tamamını alır. İşte kader Cenab-ı Allah böyle. Hayır zannedersin şer oluyor, şer zannedersin hayır oluyor işte.

DİDEM ÜRER: İki taraf da şuan yazıyormuş. “Ne olur bu şiddeti bu gece durdurun” diye. Polislerden de, halktan da, göstericilerden de sosyal paylaşım sitelerinde.

ADNAN OKTAR: Şimdi Maocular bu fırsatı iyi değerlendirmek ister kendilerince. Komünistleri kendi hallerine bıraksınlar. Bence hiç muhatap olmasınlar. Sayın Bahçeli’nin açıklaması yeterli. Tayyip Hocam’ın açıklaması yeterli. Ama Sayın Kılıçdaroğlu da birkaç kelime etse güzel olur, inşaAllah.

Ah sizi köfteler ah, bütün ekip şu an takipte. Ama bu köftelerden de izlemeyen kimse yok.

DİDEM ÜRER: Yani Allahualem şu an çok geniş bir kadro, evde oturanların hepsi izliyor Allahualem.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kadıköy’de CHP de miting yapacaktı bugün. Ancak Başbakan Erdoğan CHP’ye “senin yüz bin topladığın yerde, ben bir milyon kişi toplarım. İşi buraya getirmeyin. Özellikle ben ana muhalefetin genel başkanına sesleniyorum. Bu akşam için Kadıköy’de miting kararı vermiş. Fakat o mitingde tahrik ifadeleri kullanırsan, bilesin ki bu millet seni hiçbir zaman affetmez ” şeklinde bir açıklama yaptı. Kısa süre sonra CHP mitingi iptal ettiğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Gereksiz provokasyona sebep olur. CHP’nin üstüne leke gelir diye akılcı bir karar almışlar. Güzel olmuş. Yalnız Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP kurmayları kısa, derli toplu bir açıklama yapsalar iyi olur bence. Yani buna benzer olaylarda adamlar daha akıllarını başlarına alırlar. Yani milletin bütün olduğunu, anarşiyle, terörle, şamatayla değil de oyla ve demokrasiyle Türkiye’nin yönetildiğini hissederler. Çünkü kim daha kabadayıysa, kim daha iyi olay çıkarıyorsa iktidar onun olur diye bir şey yok. Kim demokrasiyi savunuyorsa, kim akılcı yaklaşıyorsa, kim sevgiyle yaklaşıyorsa iktidar onundur. Yani dehşet yöntemleri falan o Vandallar şunlar bunlar falan, eski dönem. O döneme ait kafa.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Ertuğrul Özkök, Başbakan Erdoğan’ın alkol, kürtaj gibi tartışmalarda dini referans göstermesi ya da ‘dindar nesil yetiştireceğiz’ demesini gerekçe göstererek ‘biz aldatıldık mı?’ diye sordu. Şöyle söyledi; “Başbakan Erdoğan 2002 yılında ‘milli görüş gömleğini çıkardım’ dediğinde, ona samimi biçimde inanan bizler, ‘referansımız İslam değildir’ dediğinde, cani gönülden destekleyen bizler aldatıldık mı? Kandırıldık mı?” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani içkiye karşı olması normal. Yani insani bir tavır. Yani içkiyi hakikatten kontrolsüz cahilce içenler var. Başını belaya sokanlar var. Trafik kazası yapanlar var. Vicdanen bir kere böyle bir açıklama yapması bir güzelliktir. Yani bu gece gündüz konuşacağı bir konu değil. Biz de alkolün zararlarını zaman zaman anlatıyoruz. Ama ben içki içene karşı da saygılıyım. Yani içer bizim vatandaşımız. Milletimizde yaygındır içki. Güneydoğu’da içerler. Tokat’ta, Turhal’da falan çok yaygındır. Yani saygı duyarız. Ama zararına karşı da uyarmakta fayda var; sigaraya karşı da. Ben mesela genç kızları falan özellikle görüyorum, delikanlıları sigara içerken görüyorum. İnsan rahatsız oluyor. Yazık ya, yani güzelliklerine yazık. Sağlığına bir zarar gelecek diye insan kendi parçası gibi görüyor onları. Aman işte onu çiçek gibi solar, güzelliği gider diye insan tedirgin oluyor, konu bu.

Eren Pullukçu. Eren, güzel bir resim göndermiş. Oradaki gençler, bir köpek biber gazı yemiş; çok sevimli dünya tatlısı, onu tedavi ediyorlar. Mesela bu güzel. Oradaki gençlerin bu tavrı hoş. O hanım mı öbürü?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Bu çok hoş bir şey, bu güzel. Köpek de ama acayip şekermiş. Mesela bunları her gören insan, güzel karşılar. Bunlar bir sevgidir, bir muhabbettir, çok hoş. Eray Demir, Eray işte bizim söylediğimiz o. Şimdi komünist provokasyon oluyor, polisin de canı yanıyor, vatandaşın da canı yanıyor. Kardeşi kardeşe kırdırmak istiyorlar, olay bu. Yoksa mesela diyorsun ki; “Ağaç kesilmesin” çıkın Taksim’e bağırıp çağırın. Pankart açın, yürüyüş yapın. Kimse size bir şey demez, gayet hoş. Yani izin alın, zaten bir şey var. Onun kanuni, kısa bir prosedürü var, anlayışlı davranırlar. Mesela köpeklere karşı sevginizi gösterin, kedilere karşı sevginizi gösterin. İttifak haline gelin o konularda. Ama polisle vatandaşı karşı karşıya getirmek, oraları yakıp yıkmak, bunlar çok acı olaylar. Yazık mesela oradaki yaralanan gençlere de yazık, polisimize de yazık. Çünkü polis de can havliyle kendini savunmaya çalışıyor, biber gazı atıyor. Biber gazı attığında roket gibi bir şey değil mi? Onu ayarlamak da mümkün değil. O gelir adamın suratına da gelir, kafasına da gelir, yani o kontrol edilebilecek bir şey değil. Dolayısıyla, daima demokratik yöntemlerle, sevecenlikle konuları halletmek lazım. Fakat işte diyorum, bir polisin çok şefkatli vatandaşa ama her yerde bir tek bu tip olayları falan demiyorum her yerde sevecen bir tavrı olması. Dünya polisine benzemesin bizim polisimiz. Başka türlü olsun. Ama büyük bir zulüm olduğunda da, polis kendini hakkıyla korusun. Kanun onun da yolunu açsın. Yani polise karşı büyük bir zulüm varsa, polis de kendini hakkıyla koruması gerekir. Yani polis kaçan polis konumunda olmaması lazım, sığınan polis konumunda olmaması lazım. Yani kanunda o özgürlüğü olmaması lazım. 

“Peki bir Müslüman, Atatürkçü olabilir mi? Tevhidi benimsemiş bir insan Atatürkçü olabilir mi?” Adam açık konuşuyor. Diyor ki bak; “Bir hafta sakalını keserse bir adam, öldürürüz.” diyor. Açık, kitaplarında yazıyor adamların. Atatürk seni böyle beladan kurtardı. Kadını yarım gösteren, yarım gören zihniyetten seni kurtardı. Senin ablanı, bacını, ananı yarım insan olarak görüyor yobazlar. Kabul ediyor musun sen? Atatürk kurtardı bundan seni. Ve sana sahabe İslam’ını getirdi. Gerçek İslam’ı getirdi Atatürk. On binlerce Kuran dağıtmıştır Atatürk. İlahiyat fakültelerini sen mi kurdun? İmam hatipleri sen mi kurdun? Kardeşim bir tane, iki tane, üç tane, dört tane değil ki. Kıymetini bilmemişler ayrı, Atatürk’ün değerini bilmemişler o dönemde. Yani Dolmabahçe’ye ikamet olarak oraya. Kardeşim rüzgar alan soğuk bir yer, gidip sen otursana orada. Olacak iş mi? Açtığında, rüzgarı acayip rüzgar vuruyor. Nemli ve soğuk. Birbirinden güzel binalar var İstanbul’da. Hayır, ziyarete gitsin. Mesela cumhurbaşkanlığı ofisi olarak kullanabilir, ara ara gidebilir ziyarete ama sabit mekan olarak kullanılması çok acayip.  

Hicri; “Bu direnişe komünizm gibi yakıştırma yapmanız saptırmadır. Bu masum göstericilere orantısız güç kullanımıyla başlamış.” Mesela diyor ki adam; “orada ağaçlar var, yeşillikler var, biz bunları protesto ediyoruz.” Bu çok güzel. Yani istemiyoruz diyor. Yanlış anlamış olabilir. İçlerinde masum gösteri yapmak isteyen olabilir. O genç kızlar falan şeker, onlar hakikaten tatlı. “Özgürlüğümüzü niye sınırlıyorsunuz” diyor, bir şey diyor kendince. Bir genç kız olarak şey yapabilir veyahut yani Avrupalılar gibi, mesela Avrupalı gençler gibi özgür olduğunu göstermek istiyor olabilir, bağırıp çağırmak istiyor olabilir, onlara bir sözümüz yok, iftihar ederiz. Bağırsınlar ne güzel “Türkiye’de demokrasi var” deriz. İçimiz açılır değil mi? Ne güzel. Mesela desinler ki işte “şurada bina yapıldı güneşimizi kesiyor”, protesto ediyorsun. şu Greenpeace mesela gemilerin üstüne çıkıyorlar, diyorlar ki “bu gemi asbestten yapılmış, istemiyoruz” diyorlar. Herkes sever öyle insanları. Yani ama tabii kanuni bir ölçü içinde yapmak lazım yahut makul, mesela polise direnmeden. Onlar direnmiyor zaten fazla. Köfte gibiler, hemen doluşup gidiyorlar. Yoksa iftihar ederiz. Bizim böyle genç kızlar çok şeker, çok tatlı delikanlı genç kızlar mesela delikanlılar var falan. Bağırır çağırır protesto eder güzel. Yani Türkiye’de demokrasinin ve özgürlüğün gücünü gösterir o.

“Hocam nasıl bir ülkede yaşıyoruz. Hem Atatürkçü olup, hem İslam’ı dosdoğru yaşayamayacak mıyız?” Ne demek istiyor? Zaten İslam’ı dosdoğru yaşamak Atatürkçülükle mümkün olduğuna göre, daha önce yaşayabiliyor muydun? Yaşayamıyordun. Osmanlı sultanları bile yobazlardan rahatsızdı, onlar da ne yapacağını bilemiyordu. Tabii mesela Abdülmecid Efendi resim yapıyor, yobazlar mahvederdiler onu bilseler. Denize şortla giriyor Abdülmecid Efendi. Mahvederler.

Kenan Abbas çok komik, diyor ki; “Tayyip Hocamız içkiyi yasaklayınca, halk birden ayılıverdi.” Çok komik espri yapmış. İçkiyi niye yasaklasın? Avrupa’da her yerde satılıyor içki. Laf mı şu?

DİDEM ÜRER: Zaten özellikle düzenleme diye belirtiyorlar.

ADNAN OKTAR: Her hükümet döneminde bu kanunlar vardı, uygulanmıyordu. Başbakan bir daha gündeme getiriyor. Konu bu yani. Mesela sosyalist Fransa da içki sınırlaması getiriyor yeni. Rusya’da da var. Başına bela içki şu an. Bir düzenleme ama içki illa içeceğim diyorsa, adama sen karışamazsın. Yani tehlikesine dikkat çekersin, riskine dikkat çekersin, işte çoluğu çocuğu koruyacak tedbir alırsın. Alkol muayenesi yapılıyor, şimdi içki içene baskı mı bu? Mesela polis bakacağım size diyor, getiriyor o zımbırtıyı, alakan yoksa bile herkes alkol muayenesinden geçiyor. Potansiyel içmiş gözüyle bakıyor. Yani ne olur ne olmaz. Şimdi bu özgürlüğün sınırlanması değil; özgürlüktür bu. Bu özgürlüğün teşvikidir. Dünyanın her tarafında alkol muayenesi yapılıyor. Bu nasıl hakkımızın bizim elimizden alınması denir mi buna? İçki içen istediği gibi içer. Kimse de karışmıyor, içmeye de devam ederler, ediyorlar da.

Molotoftan kastım, Özgün Emre Sorkun, daha önceki olaylar için diyorum. Olayları ben zaten izlemedim, bilmiyorum yani daha önceki. Ama şu an benim aldığım haber, başbakanlık ofisinin önünde çok fazla polisin yaralandığı ve birinin de komada olduğu. Gençlerimize de yazık ayrıca o canlarımıza, genç kızlara. Köpeğe yazık. Mesela çok can şeker, ona da yazık.

Salih Bülbül; “Hocam, İngiltere’den yazıyorum. İngiltere’de saat 22:00’dan sonra içki satılmaz. Bu yeni değil” diyor. Tabii.

Şu an gençlik kitlenmiş vaziyette bize, maşaAllah.

Mesela polis araçlarını parçalama, milletin parasıyla alınıyor polis araçları. Bu klasik komünist yöntemdir. Hangi delikanlı genç kız, hangi İzmir’in fidan gibi delikanlı kızı gider de polis arabası parçalar? Protesto eder, bağırır çağırır ama bunları yapmaz. Mobeseleri yıkmak, polisi komaya sokmak.

Tuncay Köse; “Bir insanın Atatürkçü mü olması önemli, yoksa İslamcı mı olması önemli?” gerçek İslamcı Sahabe İslam’ını savunur. Sahabe İslam’ını da Atatürk, en güzel uygulamıştır. Halifelik mi kalmış Atatürk’ün zamanında? İslam alemi paramparçaydı. Halifeyi kim dinliyordu ki? Halifelik kalkmıştı. Adı kalmıştı halifeliğin. Atatürk, meclisin şahs-ı manevisine bağladı halifeliği. Nerede halifelik? Tarihi de incelemiyorsunuz, olaylara da bakmıyorsunuz. İslam alemi lime lime olmuştu, paramparça olmuştu.  Atatürk “İleride, gerçek anlamda İslam Birliği oluşacak” diyor. Şu an mahvolmuştu İslam alemi. Bağnazlık, yobazlık birçok yeri sarmış diyor. Atatürk arı ve duru bir İslam anlayışı ortaya getirtti. “Bu arı ve duru İslam anlayışı öyle bir hale gelecek ki” diyor “İslam alemi de aydınlanacak ve büyük bir İslam Birliği oluşacak.” diyor. Ölmüş olan hilafetin adını koydu Atatürk. Öldüğünü söyledi ve yeniden dirileceğini söyledi. Ve dirilmesi için de zeminini hazırladı Atatürk.

Polisin emir altında olduğunu biliyorsunuz. Eğer polis topluluğa “dağılın” diyorsa, dağılması lazım. Talimat geldiğinde “dağıtın” deyince, o zaman bir güç kullanıyor polis mecburen. Aşamalı olarak bir güç kullanıyor. Protesto etmek istiyorsanız, mesela gündüz vakti toplanın, mesela birçok yer var, pankartlar açın, konuşmalar yapın. Yani izinde alabilirsiniz. İftihar ederiz. Bağırın çağırın. Mesela ben o delikanlı kızlar filan hep içim açılıyor, hoşuma gidiyor. Çünkü suskun bir Türkiye değil, güzel o. Ama polise saldıranlar, bunlarla sizin ne işiniz var?

Yusuf Altay; “Her dinden insanın, sizin gibi Atatürkçü olması temennisiyle Sayın Adnan Oktar” diyor. İnşaAllah. Atatürk’ün bir İran… Hatırladın mı?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Bu kadar kibar insan, yok böyle bir şey. Bu kadar şık giyinen, Osmanlı padişahlarından şu ana kadar tarihte yok. Bana öyle birisini gösterin. Mimikleri bu kadar güzel, kibar, bu kadar yakışıklı hiçbir lider gelmemiştir. İslam’ı da bu kadar candan seven, Peygamberimiz (s.a.v.)’e bu kadar aşık. O kadar aşkla söylüyor ki Peygamberimiz(s.a.v.)’e sevgisini. “Her dediği yapılması lazım onun” diyor. “Allah’ın Kuran’ına tam tabi olmamız gerekir” diyor. Karşı olanlara bakıyorum, İslam’dan uzak adamlar. Atatürk’ün yaptığı İslam’a hizmetin milyonda birini yapmamış adamlar. Bunlar kulaktan dolma, milletin tahriki ile hareket eden tipler. Bak göster.

VTR- Atatürk.

ADNAN OKTAR: Müthiş kibar bir insan, mimikleri filan. Etrafında tabii çok cahil insanlar da vardı. Onları da nezaketi öğrenir hale getirdi. Masa adabı, sofra adabı yani muhteşem oldu. Mesela genç kızların kıyafetleri, etrafındaki insanların kalitesi, jilet gibi bir gençlik meydana getirdi. Muazzam bir zevk anlayışı meydana getirdi. O kadar güç şartlar altında, Cumhuriyetin ilk dönemleri o kadar zordu ki. O dönemdeki kadınların kıyafetleri, gençlerin kıyafetleri, etrafındaki insanlar, masanın ihtişamı. En ala lokantaya gitseniz, öyle masa bulamazsınız. Muhteşem, çok güzel. Bizzat kendisi tarif ediyor Atatürk’ün. Üst baş mesela kendi zevkidir Atatürk’ün, muhteşem. Kumaşın kalitesi, kravatlar. Bak, şu varsa bana böyle bir tip insan bana gösterin. Şahane.

Funda Kaban; “Şu an yayınınızı izliyorum ve inanın o kadar çok dürüst ve tarafsız olarak yayın yapmanız harika. İnsanları iyi yönde aydınlatmanız süper. Aynı zamanda arkadaşlarım tarafından … Tv ismindeki kanalı izleyip link paylaşmam söyleniyor. İnanın açıp kapatmam bir oldu.” Her halde hoşlanmamış öbür kanaldan. Ben buna cevap vermeye kalkarsam, sabahı bulur, maşaAllah. Bu nedir? Bugün olağanüstü bir şey var.

“Helal sana Hocam. Çok iyi yorum yaptın, bravo” Veli Bey.

Mücbir Haller; “Atatürk, Allah tarafından gönderilmiş özel bir insandır.” Doğru, onu ben söyledim zaten.

Ali Küçük; “Sayın Adnan Hocam, şiddeti kullanan hükümet yanlısı polis ise.” Her hükümette polis hükümetten yana olmak mecburiyetindedir, kanunen. Nereden yana olacak peki? Görevi odur, devleti ve hükümeti korumaktır polisin görevi. Mücahit Önen, kim bu İzmir’den?

DİDEM ÜRER: Bilmiyoruz.

ADNAN OKTAR: Tanımıyoruz. “Sevgili Adnan Hocam, dünya kurulduğu günden beri iyilik ve kötülük mevcuttur. Adem (a.s)’ın evladı şeytana uyup kardeşini öldürdü. Hz. Nuh (a.s) peygamberimizin oğlu Allah’a inanmadı. Babasına karşı geldi ve sonu hüsran oldu. Hz. Yusuf (a.s) peygamberimizi kardeşleri kuyuya attılar. Daha neler neler. Tarih boyunca iyilik ve kötülük hep kavga etti. Bugün de aynı şey oluyor, tarih tekerrür ediyor. Kötülerle iyiler birbirlerini suçlayıp vurmaya devam ediyor. Yani kısacası şeytana uyuluyor. Recep Tayyip Erdoğan Ağabeyimizin canımızın, Başbakanımızın hayırlı çalışmalarını, ülkemiz için yaptıklarını yıllardır teşekkürle, saygıyla ve minnetle seyrediyoruz. Allah ondan razı olsun. Elimde olsa hayatımın kalan kısmını ona hediye etmek isterdim ki, din kardeşlerime ve ülkeme daha uzun hizmetleri olsun diye. Onu anlamayanlara Allah akıl fikir versin” diyor “Mücahit Önen, İzmir’den. Adımı verebilirsiniz” diyor. “İyiler ve kötüler birbirlerini suçlu bulmaya devam ediyor.” Yani şimdi polisin içinde iyilerde olur, kötülerde olur. Halkın içinde de iyiler ve kötüler olur. Kitle değil yani. İyilerle kötüler bir blok karşılaşma değil. Olabilir yani. Mesela polisin içinde de acımasız insanlar olabilir. Ama genellikle mazlum, Anadolu çocukları polis. Ne diyorlarsa onu yapıyor yani. Devletin emrinde onlar. Yani amiri ne derse onu der. Müdürü ne derse onu yapar. Dolayısıyla emir altında olan insana, o gözle bakmak lazım, şefkatle bakmak lazım.

Çok fazla yazı var, çok fazla soru var. Yarın konuşalım, inşaAllah hadi bakalım.

Masaüstü Görünümü