Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (4 Haziran 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Güzel gözlü, güzel sözlü, dünya yakışıklısı aşkımla sohbetimize başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Bülent Arınç, Cumhurbaşkanımızla bir görüşme yaptı. Görüşme sonrasında yaptığı açıklama da; “polisin gazlı müdahalesiyle olayların çığırından çıktığını” belirterek, “samimi bir şekilde ağaçları korumak için gösteri yapan vatandaşlardan özür diliyorum” dedi. “İnsanların yaşam tarzları bizim için son derece önemlidir. Toplumla inatlaşacak bir anlayışı içinde olmadık ve olamayız. Herkes bizi takdir etmek zorunda değil. Ancak biz onlarında görüşlerine açığız. Öz eleştirimizi yaparız, kimsenin şüphesi olmasın” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte bakın, bu Risale-i Nur terbiyesi. Diyorlar ki; “Bediüzzaman kimdir?” Karşı çıkanlar var. Tamam, ama Mısır’daki adam da Kuran’dan terbiye alıyor, Afganistan’daki de alıyor, Türkiye’deki de alıyor. Ama tefsiri kimden almışlar? Bediüzzaman Said Nursi’den almışlar. Görüyor musun, Bediüzzaman’ın üslubunu? Risale-i Nur’un, siyasete etkisi böyle güzel oluyor, işte. Onun için bütün gençlere, herkese, bütün milletimize Risale-i Nur’u tavsiye ediyorum. Risale-i Nur’dan bir parça istifade eden bile huyunda, suyunda, karakterinde bir değişiklik olur. O açıklamalarda buram, buram Risale-i Nur kokuyor. Buram, buram yani kelimesi, kelimesine.

“Ben sol görüşüm, ama komünist değilim.” Ne olur, komünist olsan ne olur? Yani niye komünistlikten çekiniyorsun? Komünist olabilirsin. Yani saldırgan olmadıktan sonra, adam öldürmedikten sonra, polis öldürmedikten sonra milletin, devletin malını yakıp, yıkmadıktan sonra  komünist olman gayet normal yani. Bunda şaşılacak ne, niye bunu bir suç gibi görüyorsun? 

“Hocam, Taksim parkına katılanlara komünist dediniz.”Doğru içinde var. Adam tutuyor bayrak elinde. Yazıyor içinde işte komünist yazıyor. Adam komünistim diyor zaten afişinde yazıyor. Bayrak böyle sanki savaşa gidiyor, elinde bayrakla geliyor. Koca, koca bayraklar adamlar onunla gidiyor. Bayrağı bırakmıyor, komünist bayrak yapmış, komünist işaretleri olan bayrak. Ben onları söylüyorum. Ve gidip polise saldırıyor, polis canım benim devriliyor polis artık çocuk. Üstünden geçiyorlar polisin. Sen demin anlattın ya çadırlara, oturak biber gazı sıkmışlar. Mesela bu da çok acayip. Oturuyorsa, bizim hoşumuza gider. Gelsem, görsem izin alsınlar, çadır kurup oturuyorlarsa ne güzel. Filinta gibi delikanlılar, filinta gibi genç güzel kızlar.

“Ben sol görüşüm ama komünist değilim. Ne fikrim ne uygulamam var, katılmam bile. Ben gaz yedim, ben lafı yedim.” Ne kadar duygusalsın Allah aşkına sende. Yani herhalde anlamışsındır.

Yayınınızı izliyorum. Atatürk’ün geçmesine çok sevindim. Allah yolunuzu açık etsin” diyor. Arkasından da bak. Atatürk’ü, en samimi, en akılcı Türkiye’de sevdiren benim. Aksini söyleyen çıksın ortaya. Bütün millete Atatürk’ü bambaşka tanıtıyorlardı. Dindarların arasında da Atatürk’ü sevdiren benim. Atatürk’e olmadık lafı ediyorlardı. Hepsinin ağzını tıkadım. Bir kişi konuşamadı Atatürk hakkında şuan. Aksini söyleyen ortaya çıksın. İspat ederim.

Türk, kaçağını çakmak yakarak kontrol eden bir milleti bir gazıyla korkutamazsınız.”Hakikaten tüp patlıyor mu, patlamıyor mu diye adam çakmağı yakıyor. Bakıyor, eğer patlamazsa sağlam bu diyor, tüp dolu diyor. Helal olsun.

Bakın diyor ki: “Biz, sinek ilacı aracının arkasından koşmuş nesilleriz.” Hani çocuklar sinek ilacı aracının arkasından koşarlar ya, gazda neymiş. Bak filinta gibi de genç kızlar. Çok güzeller maşaAllah, boyunu posunu yaratan Allah’a kurban olayım. Ben onların acayip şekerler maşaAllah. Çocukların arasına komünistlerin girmesi çok gıcık yani. İnsan yürürken sinek musallat olur. Komünist derken bu adam öldüren komünistler. Normal komünistler benim akademideki arkadaşlarımın hepsi komünistti. Sohbet ederdik, konuşurduk. Ama efendi çocuklardı, saygılıydılar. Adam öldüren, cinayete yatkın orayı, burayı yakan, yıkan, ben onlara karşıyım. Komünist olmak niye suç olsun. Adam başka bir inançta da olabilir, ateist de olabilir.

DİDEM ÜRER: Sayın Bülent Arınç; “yalan haberlerle ilgili kirlilik yapanların yurtdışından sosyal medyayı kullandıklarını ve olayların faili olarak oraya bakmak gerektiğini” söyledi. “Türkiye’nin ekonomisini bozmak için yurtdışından genelde bütün sörlır hep oraya ait çıkıyormuş.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim ben bir şey söyledikten kırk sekiz saat sonra açıklama yapılıyor zaten. Ben bunu 2 gün öncesinde söyledim. Yurtdışından diye çok detaylı anlattım. Kırk sekiz saat sonra aynı açıklama. Gençler sokakta özgür olacak. Ben onu gördüğümde, içim açılır. Alabildiğine neşeli rahat olsunlar. Ondan güzel oluyor ortalık zaten. Filinta gibi genç kızlar, filinta gibi delikanlılar neşeli ve rahat olacaklar. Bu kadar üzgün olmaya farz edelim Bağdat Caddesi’nde falan böyle caddenin kenarında oturuyor gençler çok güzel oluyor. Onların vatanı, kendi evleri, kendine ait vatanı. Mesela orada yeşillikler var. Sohbet etsinler, konuşsunlar inşaAllah.

Abdullah Cömert, Allah gani gani rahmet etsin canımıza. Allah işte onun kaderinde öyle bir şey yaratmış. İnşaAllah, bundan sonra böyle bir olay olmaz, inşaAllah.

“Bir Müslüman’ın başka topraklardaki direnişe silah dağıtması, destek olması konusundaki fikirlerinizi merak ediyoruz.” Tabii bu çok korkunç bir şey.

Suriye için kurtuluş Mehdiyet’tir. Merhametli bir insana teslim olacaklar. Şefkatli bir insana. Aleviyle, Sünni’yi bir araya getirecek. Hepsini oraya bir araya getirecek. Beraber yemek yiyecekler, beraber sohbet edecekler, müzik dinleyecekler. Suriye cennet gibi bir yer. Kime yetmiyor? Her yer cehenneme dönüyor. Ne oluyor, niye silah dağıtılsın? Hiç kimse silah dağıtmasın. Rusya’da silah dağıtıyor. Arap ülkeleri de dağıtıyor. Suudi Arabistan’da dağıtıyor. Türkiye’den dağıtıldığını iddia ediyorlar ama Tayyip Hocam öyle belalı işe girmez. Tehlikeli işler bunlar. Çünkü yarın bir gün ispat edilir falan diye düşünür. Birde haram olduğu için en başta yapmaz. Ama Arap ülkeleri veriyor. Biber gazı kullanmasınlar zararlı. Hükümet onu yasaklasın.

DİDEM ÜRER: Bir bayan konuşuyordu, bugün. Dün biber gazına maruz kalmış. Hala bütün vücudunun kaşındığını, gözlerinin yandığını ertesi gün bile etkisinin devam ettiğini anlatıyordu.

ADNAN OKTAR: Kalıcı tahribat yapıyormuş, o olmaz. Ben zannettim ki, öyle usulen rahatsız eden bir şey. O olmaz. Mesela gözde, korneada, akciğerde falan kalıcı rahatsızlık yapıyormuş. Onu hükümet yasaklasın. Olmaz öyle şey. Polis de çok şefkatli canlarım, Anadolu delikanlılarıdır. Onlar diyor, “bize emir verildi, geldik” diyor çocuklar. “Belki onlar da haklı olabilir. Bilmiyoruz” diyorlar. Bir emirle gidiyor canlarımız. Yukarıdan, ona ondan, ona ondan, ona ondan, ona ondan zincirleme, bir emir-komuta oluyor. Polise orada öfkenin bir anlamı yok. Polis ne yapsın, gariplerim, canlarım? Emir gelince ne yapsın?

Tayyip Hocam’a dua etsin milletimiz. Tayyip Hocam’a dua etsin. Allah kalbine ferahlık versin, suhuret versin. Onu dış tehlikelerden, iç tehlikelerden korusun. Hidayetle nurlandırsın Allah. Her yerini nur kılsın. Yüzüne nur versin, kalbine nur versin, damarlarını nurlandırsın. Üzerinden sıkıntılarını kaldırsın Allah, içine ferahlık versin. Nur gibi Müslüman. İmam Hatip mezunu, imamdır zaten kendisi, imam. Hizmet ehli. O üzerindeki bu sıkıntının kalkması için dua edersek, kalbi ferahlar, daha iyi olur.

DİDEM ÜRER: Hocam, polis bu anonsuyla alkış almış: “Arkadaşlar sabah 10’dan beri siz de, biz de ayaktayız. Eve gidip dinlenelim, yarın yine geliriz” demiş.

Allah, milletimizin sevgi gücünü arttırsın, merhamet, şefkat gücünü arttırsın. Tek bütün hale getirsin. Allah sevgisiyle kalplerini doldursun. Milletimiz Allah aşığı, dünyaya örnek bir millet olsun, inşaAllah. Kalplerine ferahlık versin. Kalbinde sıkıntı olanların da, kalbindeki sıkıntıları atsın Allah. Gençliğimizi de Allah daha güzelleştirsin. Tavırlarını da güzelleştirsin. Birbirlerine, Allah’a başta sevgilerini arttırsın. Ama benim gördüğüm maşaAllah, çocuklar, gençler bağnazlığa karşılar. Ama Kuran’a da aşıklar. Allah’a da aşıklar. Tam Kuran talebesi çocuklar, maşaAllah. Yani o uyanıklıkları çok güzel. Mesela bağnazlığa kesin tavır alıyorlar, çok güzel. Ama aşkları, muhabbetleri Allah’a, vatana, millete, bayrağa çok güçlü. Bizim aradığımız da bu. MaşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam biraz faaliyetlerden okuyayım mı kardeşlerimizin?

ADNAN OKTAR: Evet, ,nşaAllah.

DİDEM ÜRER: Önceki gün Aksaray’da konferansımız vardı. Fosil sergisi düzenledi kardeşlerimiz. Sergiye de ilgi büyüktü, maşaAllah. Ayrıca sizin Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınız ücretsiz olarak dağıtıldı. PKK terör örgütünün ideolojisi olan komünist tehlikeyi anlatan sunumlar yapıldı konferansta. Konferansı düzenleyen kardeşlerimiz; Abdullah ve ailesi, Ahmet, Nuriye, Songül, Mehmethan ve eşi, Enes, Habib ve eşiydi.

ADNAN OKTAR: Harikulade olmuş. Ah benim canlarım, bir yaklaştır bakayım şu köfteleri. Şu şekerliğe, şu ballığa, şu kaymaklığa bak. Nasıl nurlu, nasıl tatlılar. Hepsi baldan kaymaktan oluşmuş. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin. Emek verenler, vesile olanlar, cennette Peygamberimiz (s.a.v)’e komşu olsunlar, inşaAllah. Allah kalplerine ferahlık, suhulet versin, böyle başarılı yüzlerce, binlerce çalışma yapmayı Allah nasip etsin. Böyle bir millet, komünizme geçit vermez. Ve vermedi de. Yüzyıldan beri uğraşıyorlar, “Çanakkale geçilmez” dediler, hiçbir şekilde komünizme kapıyı açmadılar. Bin kere yıkılırdı böyle bir millet, çok güçlü elhamdülillah. Allah hidayetle, nuruyla sarmış bu milleti. Bir nurdan zırh var milletin üstünde. Bir oyun daha oynamak istediler, bu Suriye’nin ayaklanması, işte Suriye’deki olaylar, o araya Türkiye’yi de sıkıştırmak istediler, paldır küldür. Son zamanlarda bir ortada zaten kuşlar uçtu muçtu, bir şeyler oldu böyle, göçmen kuşlar, anlaşılıyordu bir şeyler olacağı, Türkiye’yi batağın içine çekeceklerdi güya, işte kardeş kavgası çıkaracaklar, Suriye’ye çevirecekler, o gürültünün arasında da Güneydoğu’yu vereceklerdi. Yani “ayaklanma olmuş tabii millet başı derdine düşmüş. Artık Güneydoğu’yu düşünecek adam mı var” diyeceklerdi kendilerince. “Verelim gitsin. Bir de öyle bir sorun mu çıkacak? Zaten başı derdimizdeyiz” diyeceklerdi. Millet Allah’ın nuruyla korunuyor. Melekler kol geziyor. Hızır (a.s) kol geziyor. Hızır (a.s)’ın bir soluğuyla, mesele bitiyor. MaşaAllah. Ama Hızır (a.s)’ın bir soluğuyla da başlar, söyleyeyim. Öyle acayip bir durum var. Evet, Hızır (a.s)’sız pek bir olayın meydana gelmesi de mümkün değildir.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Erzurum’dan Yavuz kardeşimizin size mesajı var; “Canım Hocam önceki gün 1000 kadar A9 broşürü dağıttık. Resimledik fakat resimleri bilgisayarımıza aktarmaya çalışırken kayboldu. Nasıl oldu anlamadık. Her şeyde bir hayır vardık dedik. Ben de Erzurum’daki fosil sergisinde çekmiş olduğumuz kızım Fatma ile oğlum Muhammed’in resimlerini gönderiyorum. Erzurum Valisi’ne de sizin kitaplarınızdan verdik. Allah’ım sağlık, sıhhat ve afiyetinizi arttırsın. Kardeşim Serdar, ağabeylerim Mesut, Erdal için ve ailelerimiz için sizden dua istirham ediyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Bir yakından göster bakayım. Şu nura, şu tatlılığa bak sen. Fevkalade güzeller, maşaAllah. Diğer resimleri de bir daha göreyim. Bak bak bak şekerliğe bak. Kıyafetlerin güzelliğine bak, kafanın güzelliğine bak sen. Burun nohut gibi. Kollar mollar, kıyafetler canım benim maşaAllah. Günahsızlığın güzelliğini görüyor musun yüzlerinde? Nasıl tatlı bakıyorlar? Annesi bunları hafiften bir kulaklarından ısırırsa çok iyi olur ve kollarından özellikle. Ama çok hafif.

Osman Endülsoy, İskoçya’dan bir kardeşimiz; “Bir kez daha anladım ki, Sayın Adnan Oktar Hocamız da olmasa, Türkiye’de farklı ideolojiler arasında köprü kurulması çok zor” diyor. “İnsanlar birbirlerinden kopabilirlerdi” diyor. Allahualem, belki de.

Sosyalist bir gencin yorumları var. Uzun bir şey yazmış genç kardeşimiz. Ama özetle “tabii ki öncelikle polis bizim kitap okuduğumuz çadırda, yattığımız parklardan çekilsin” diyor.

Tabii ki yani biz gençleri özgür gördüğümüzde, içiniz açılıyor. Onları neşeli gördüğümüzde içimiz açılıyor. Böyle durgun gördüğümüzde, gözlerini kaçıran,  neşesiz falan istemeyiz. Onun bin katı bir canlılık istiyorum ben aslında. Neşelensinler, eğlensinler, meyve ağaçları olsun sokakalarda, benim kafamda olan bambaşka da, şu an onun taklidinin taklidinin taklidi oluyor. Bence Topçu Kışlası olsun ama şöyle olsun, muazzam bir alan açsınlar, yemyeşil yapsınlar oraları, böyle meyve bahçeleri, parklar, bahçeler ama muazzam böyle üzüm bağları, muazzam bir alan açsınlar. Mevcut park, o ne avuç kadar zaten çok küçük o park. Onun otuz misli, kırk misli, elli misli yer yapsınlar, çok geniş bir yer olsun. Oturma çay bahçeleri yapılsın, kafeteryalar, lokantalar. Ama otel, alışveriş merkezi, bunlar olmaz, buna gerek yok. Ama Topçu Kışlası fikri güzel. Öyle çok süslü güzel bir şey olur çok güzel olur, inşaAllah. Taksim’de de uygun bir yere güzel bir Osmanlı Camii yapsınlar, Taksim’de camii yok. Yani topçu kışlasının bir bölümünde de yapabilirler. Bahçesinde güzel, kibar bir mescid yapabilirler. Amam uçsuz bucaksız geniş bir alan olsun, çok fazla yeri istimlak etsinler, gençler orada eğlensin. Yiyende olsun, içende olsun, gezende olsun ama namaz kılmak isteyende, gitsin o camii de namazını kılsın. Kimse kimseye de karışmasın, kimse kimseye laf etmasin. Olgun sevecen karşılasın, ben gençlerin neşeli olmasını kafama koydum zaten, çok eskiden beri. Böyle filinta gibi çok şık giyinsinler, çok neşeli olsunlar, kimi müzik çalsın, kimi eğlensin. Kimi kitap okusun, kimi gezinsin biz onları filinta gibi görelim böyle. İnşaAllah.

“Anlamadığımız nokta şu, bu ülkede cemaati de var, muhafazakarı da var, her ideolojiden insan var, komünizmi de olması da gerekir, olacak” diyor. Gece gündüz söylemek istediğim o zaten benim.  Komünist olması, dürüstçe söylüyorum, yıllardan beri söylüyorum, Budist de olabilir, Hristiyan, Musevi zaten onlar candır zaten olacak. Ama katil, ben katile karşıyım. Yakana yıkana karşıyım. Akademide benim Marksist arkadaşlar vardı, son derece efendi çocuklardı. Maocu çocuklarda vardı, son derece halim selim efendilerdi. İGD’li gençler vardı, son derece hürmetkarlıydılar, gayet saygılı kendi aralarında olgun, nezih çocuklardı. Benim bulunduğum dönemde hiçbir olay olmadı. Hiç kavga olmadı. Hatta bizim bulunduğumuz dönemde, bizim atölye de, büyük atölye vardı. Yüz kişilik falan daha da kalabalık olabilir, atölye de biz çalışma yapıyorduk, ben orada kitap dağıtıyordum. Aydınlıkçılar benden görünce, dediler “madem böyle özgürlük var, bizde bildiri dağıtalım, yazı dağıtalım” dediler. İGD’liler, çok rahatsız oldular. “Yaptırmayız” dediler. Dediler ki “ biz oradan baskına geleceğiz.” Nuri Hoca vardı bizim pipolu Nuri Hoca. Once dediler ki “ toplantı salonuna gideceğiz” dediler. “ bir şey yapacağız konuşma yapacağız” dediler arkasından da olay çıkacak güya. Nuri Hoca benim bulunduğum bölüme dedi ki; “bu bölümü göndermiyorum” dedi. “Nereye götürüyorsanız götürün” dedi. Benim bulunduğum bölümü. Aslında sırf benim için yaptı Nuri Hoca, yarısı Marksist diğer arkadaşların. Ortalık baya hareketlendi, kız arkadaşları falan da vardılar. Dedim “konuşunda böyle bir şey yakışık almaz” dedim, “bu ne alakadır biz arkadaşız, kardeşiz” dedim. Hakikaten yatıştı. Ben mesela Cuma namazına giderdim, çocuklar barikat kurmuşlardı, iki, üç kişiyi vurmuşlardı o dönemde, bir öğretim üyesini de vurmuşlardı, cinayet işlemişlerdi iddia edilen Ergenekon terör örgütünün karanlık katilleri. Onlarda oraya barikat kurdular, okulun çıkışına, kapıya üç nokta da barikat kurdular, hiç kimse okula girip çıkmıyordu, dışarı çıkamıyordular. Cuma günüydü, sela verildi dedim; “ben camiiye gidiyorum” dedim. “Siz nereye gidiyorsunuz”? dediler.  Sonra ben; “camiiye gidiyorum” dedim. Acayip şaşırdılar, “tabii buyurun” dediler. Mesela normalde karşı ideoloji, çocuklar orada anormal bir tavıra girebilir. Son derece hürmetli. İkinci engele geldim, sıralar, tahtalar yığmışlar barikat dedikleri, “nereye gidiyorsun beyefendi” ben “ camiye gidiyorum” dedim “ “tabii buyurun” dediler. Oradan da geçtim. Gittim, namaz kıldım geldim. Dürüstçe, açıkça açık açıkta anlatıyordum. Ama sonradan baktım çok etkiliyim, grup halinde geldiler böyle askeri barkalar kızlı erkekli falan, ellerinde maket bıçaklarıyla yontuyorlar, çizeriz falan gibisinden. “Anlatma” dediler. Ben maddenin hakikatini anlatıyordum, o çok sarstı. Darwinizmi anlattım ondan etkilenmediler o kadar da, maddenin hakikatini anlatinca onu kavradılar, o çok şiddetli onlarda etki meydana getirdi. Onla baş edecek gibi değil o. O benliği değişiyor adamın başka bir boyuta giriyor. O yüzden “anlatma” dediler  “istemiyoruz”  dediler. Dedim “liderlerinize anlatayım o zaman” dedim, “olur, git” dediler, “hocalara anlatabilirsin” dediler. “Diğer liderlere anlatabilirsin” dediler, “ama burada anlatmanı istemiyoruz” dediler. İlk defa orada anti demokrat tavırlarını görmüştüm.  Yani ona da işin doğrusu bozulmadım. Belki kendi aralarında onları tahrik edenlerde olmuştur, nasıl oluyor gibisinden. Veyahut Aydınlıkçılar “o özgürse, bizde özgür olmak istiyoruz” gibi düşünmüş de olabilirler.  Bir sebeple öyle bir şey yapmışlardı. Ama çok efendi çocuklar özetle.

“Bu insanlara marjinal diyerek itilmemeli” diyor. Tabii ki. O bir renktir. Allah kuran da söylüyor, müşriklerde var, inanmayan insanlarda var, Mecusiler var” herkes olur gayet normal hepsine saygı duyulur. Hatta Allah diyor ki; “müşrikleri güvenlik içinde bir yerden bir yere götürün.” Canınızı riske atın ama onları koruyun” diyor Allah ayette. Müşrikleri, müşrik artık onları koruyun.” Onları güvenli bir yere götürün teslim edin, ondan sonra dönün diyor Allah ayette.

“Bu ülkenin İran olmasına ne kadar karşıysak,” aferin maşaAllah, “ başka biride rejim olayıyla gelse, ona da karşıyız.” Güzel. “Kimsenin rejimle falan derdi yok.” Güzel. “Varsa da, bu bir hayal, endişelenecek bir şey yok. Bu devletin rejimini kimse değiştiremez. Yarında onun için çadırda kurarız, çadır kurarız parka” diyor herhalde anladığım kadarıyla. “Tek istediğimiz herkesin yaşam tarzına saygı gösterilmesi.” Bu çok önemli. Bu beni çok rahatsız ediyor. Yani bir adamı hizaya getirmeye kalkmak, bir insanı hizaya getirmeye kalkmak. “Herkesin yaşam tarzına saygı gösterilmesi.” Ben mesela rahatsız olurum, bir adam hizaya getirilmeye çalışılıyorsa, onu biz sıkıyorsak, beni o rahatsız eder. Özgür olsun adam. Sana ne. O da bir renk. Allah onu öyle yaratıyor. Onun özgür olduğunu görmek insanı rahatlatır. Bir kere demokrasi var demektir. Korkuyla hiza edebilirsin, tamam. Münafık edersin adamı. Samimi olsun. Komünistse, “komünistim” desin. Ne ise, o. Yahut başka bir inancı da olabilir. Mesela ilginç inançları da olabilir. “Ben, AKP’ye oy veren vatandaşlar olarak, komünist olan vatandaşlarımla sohbet edip, konuşmak, çay içmek istiyorum.” Aferin, çok güzel.

Benim on yıllarca yıldan beri içimdeki özlem odur; hep pırıl pırıl, canlı, bakımlı gençler sokaklarda özgürce gezinsinler, her yer onların süsüyle, güzelliğiyle dolsun. Mesela biri bir kenarda gitar çalsın, biri bir fasıl oluştursun, sohbet etsinler, bir yerde çay içsinler. Ben, Allah vermesin, yani İran gibi sokaklar olmasını istemem, Moskova gibi de sokaklar olmasını istemem, Pekin gibi sokak olmasını istemem. Bize mahsus, cıvıl cıvıl, canlı, dolu dolu bir Türkiye isterim. Mehdiyet’in bir amacı da budur zaten. Alabildiğine özgür bir dünya, alabildiğine neşeli, alabildiğine hoş bir dünya. Kedilerin özgür olduğu, köpeklerin özgür olduğu, mesela kedilere acayip sevgi gösterilsin, herkesin kucağında olsun kediler. Onlar çok güzel yiyeceklerle beslensin. Mesela lokantalarda kediler için ayrı bölüm olsun, kedilere ısmarlama bölümleri. Mesela sosis mi ısmarlamak istiyorsun, oraya düğmeye basacaksın, kedi kafası olacak orada. Basacaksın, kedi payı çıkacak. Mesela oraya parayı koyduğunda, oradan kedi payı düşecek. Hemen orada kediye sunacaksın. Köpek için de ayrı. Güvercin payı olacak.

Didem Hocam buyurun, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Gezi Parkı eylemcileri, yarın Miraç Kandili dolayısıyla bu şekilde bir şey yayınlamışlar; “Miraç Kandilinde herkesi kucaklıyoruz” diyorlar. “Direniş alanında içki içmiyoruz” diye de duyuru yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Bu bizim çocuklar Fenerbahçeli, Beşiktaşlı, Galatasaraylı koçyiğitler onlar. Onlardan yamuk, yanlış çıkmaz. Bizim kastettiğimiz; cinayet örgütleri, iddia edilen Ergenekon terör örgütü, onlar. Yoksa bu canlar, Türkiye’nin dinamik, canlı, hareketli, hayat dolu, zinde Koçyiğitleri. Allah hepsine sağlık, sıhhat, iyilik, güzellik versin. Tabii ki vatanlarına, bayraklarına, dinlerine, imanlarına, Allah’ımıza, Kitap’ımıza bağlılıkları mükemmel. Onlar vatanın sahibi, tertemiz aslanlarımız.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kayseri’deki kardeşlerimiz dün Türkçe olimpiyatlarında yabancı misafirlere kitap hediye etmişler. 2000 adet broşür dağıtmışlar, size sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok iyi yapmışlar, süper olmuş. Allah şevklerini arttırsın. Çok yerinde hareket, maşaAllah. Böyle imkanları iyi değerlendirmek lazım. Mesela bir toplantı oluyor ama özü biraz boş oluyor. Farz edelim orada müzik dinliyor sadece. Müzik artı imani, kültürel bir faaliyet, bilgi artması. Sırf müzikle dönmesin. Müzik tamam güzel, dans da güzel, ama sırf onla dönmek bir eksiklik. Kültürle, bilgiyle, imani heyecanla, bir donanımla dönmek çok güzel. O da kitapla mümkün, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, İstanbul’dan Leman kardeşimizin bir mesajı var size; “Dün yine A9 broşürü dağıttık. Güzeller güzeli sultanımızı çocuklar çok seviyorlar, ilgiyle izliyorlar. Hatta bir prensesin tam fotoğrafını çekecektik, hemen evine koştu, ‘güzel giyinip geleceğim’ dedi, süslendi, geldi. Resmini Hocamıza güzel çekip yollamamızı istedi. Resimlerdeki o muhteşem dörtlü çok sıkı takipçiniz ve hayranlarınız Hocam. Size sevgilerini ilettiler. Hele kediler üzerimize atlıyorlar. Canlar cancı sultanımıza fotoğraf yollatmak için. Hocam sizi çok çok seviyoruz. Sevginiz kalbimizi ruhumuzu kapladı maşaAllah. Dualarınızı bekliyoruz. Biz de kızımla hep size dua ediyoruz. Sevgiler saygılar.”

ADNAN OKTAR: Şimdi ufaklıklardan başla ben onları yakından bir göreyim. Prensten başlayalım, prensesten. Ah canım benim şu temizliğine bak sen. Kardeşine ne güzel sarılmış, tablo gibi çok güzel resim olmuş. Ruhum benim. Masumluk, görüyor musun, günahsızlığın yüzündeki ifadesine bak. Ne kadar dürüst, temiz ifadesi, maşaAllah. Aslanlarım, mahallenin koçları. Yaklaştır bakayım benim köftelerime, minik kuzulara. Ne kadar güzeller maşaAllah, elhamdülillah. Allah yüzlerine bir ışık, güzellik vermiş maşaAllah, elhamdülillah. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin, hayır bereket, iyilik, güzellik versin.

DİDEM ÜRER: Kayhan kardeşimiz şöyle yazmış: “Aslanlar aslanı Muhammed Adnan Hocam, Pazar günü Bağcılar’da kardeşlerimizle toplanarak sohbet yaptık. Faaliyetlerimiz de devam ediyor. Allah nurunuzu artırsın, inşaAllah Hocam” demiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte bu toplantılar hiç görülmeyen toplantı şekilleri. Mesela bir bazen Nur talebesi kardeşlerimiz oluyor, hep yaşlı, belirli insanlar. Veyahut sadece gençler. Kardeşim, yanında canın kız kardeşin var, çocuğun var, annen var, hep beraber bir dinlersin. Ne var bunda? Bak ne kadar güzel olmuş. Ve bütün sohbetler çok güzel. Müslüman böyle olmalı işte. Gerçek Müslüman böyle olmalı, çok güzel maşaAllah, elhamdülillah. Başı açık genç kızlar var, çarşaflı anneler var, dekolte hanımlar da var, ufak 3 yaşında çocuklar da var, 5 yaşında çocuklar da var, onlar melek hükmünde. Toplantının güzelliği, bereketi onlarda saklı, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, size çok sayıda davet geliyor yarın Taksim’e katılmanız için. “Hocam siz de gelin” diye davet etmişler.

ADNAN OKTAR: Şimdi gelecekte o kadar güzel olacak ki. Diyecekler; “Hocam, ne kadar güzelmiş dünya, hayat ne kadar güzelmiş.” Onların hayalinin 1000 mislini, 10 bin mislini yapacağız, inşaAllah. Cennete çevireceğiz dünyayı, inşaAllah. Bir tek Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu, Balkanlar’ı her yeri. Buradan otobüslere binip, Şam’a hep birlikte gideceğiz. Uçağa doluşup Şam’a akşam yemeğine gideceğiz. Ertesi gün Bağdat’a gideceğiz. Fas’a, Tunus’a gideceğiz birlikte, sazlı sözlü hem de, inşaAllah.  

DİDEM ÜRER: Hocam, Zeynep Duru Durul şimdi de şöyle yazmış; “İnşaAllah, bu diriliş güzel şeylere vesile olacak Hocam” diye size mesaj yazmış.

ADNAN OKTAR: Mehdiyet, güzel şeylere sebep olacak. Hz. Hızır (a.s)’ın talimatıyla olaylar gelişiyor. Allah sizi yönlendiriyor, Allah beni konuşturuyor. Yoksa “bana ne” derim. Nemelazımcı olur birçok şeye karışmaz. Allah size bayrağı sevdiriyor. Allah size ezan okunurken susturup, nezaketle dinletiyor. Allah size bu Allah sevgisini veriyor. Allah size bu şakacı ve tatlı üslubu veriyor. Kan döken katiller nerede, sizin tatlı huyunuz nerede? Siz Türkiye’nin süsüsünüz, bizim canlarımızsınız.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bursa’dan kardeşlerimiz şöyle yazmışlar; “2 Haziran Pazar günü Bursa Belediye Caddesinde beş yüz adet A9 TV broşür ve 40 adet Hocamızın çeşitli kitaplarının dağıtımını yaptık. Yiğidimiz, yakışıklımız, dünyanın en samimi Müslümanlarından el-Hâris İbnu Harrâs Hocamıza mesajımızı iletiyoruz” diyorlar. Bugün Bursa’da yağan ultra sağanak yağmurdaki damlalar âdetince sevgimizi gönderiyoruz, inşaAllah” demişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Bursa’daki bu nur nedir böyle? Bursa’daki bu güzellik nedir? O melek gibi varlıkları ben bir göreyim. Canlarım benim, ne kadar güzeller bunlar böyle maşaAllah. Nur gibiler, hayret bu kadar güzel, temiz olmaları, maşaAllah, elhamdülillah. Öbür yakışıklıyı göreyim. Aslana bak sen aslana, şu nura bak. Allah hepsini Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin. Ne kadar dürüst ifade var yüzlerinde, maşaAllah. Ne temiz ifade var, maşaAllah.

“Hocam, ben Almanya’dan arıyorum, daha hala bu saatte sizi seyrediyorum Hocam” diyor. Ben de hala bu saatte sizlerle konuşuyorum. “Kızım da yanımda” diyor. Göreyim şu köfteyi. Babası bence şu kollarını bir açsın şunun, bir ısırsın. Bir de patilerini ısırsın, bir de şu yanaklar çok müsait ısırmaya.

Bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Cayır cayır yanan sadece ceketiniz değil canım Hocam. Yüreğimiz yanıyor. Çok çarpıcı, çok şahanesiniz, maşaAllah” diyor.

Bakın, mesela bu çok güzel bir resim, göster. Helal olsun maşaAllah. Polis son derece şefkatlidir bizim canlarımız. Hep Anadolu’dan, Kastamonu’dan, Manisa’dan gelen gençler. Tokat’tan gelen gençler, hep mütedeyyin ailelerin çocukları. Ne zoru Var? Niçin kin öfke duysun kendi milletine? Deli mi? Ne zoru var? İlk başta anlayamadılar, tedirgin oldular. Acaba bir kalkışma mı var, bir oyun mu var diye panik olmuş olabilirler o anda. Emniyet de öyle tedirgin olmuş olabilirler. O karmaşa içerisinde kontrolsüz tavırlar olmuş olabilir. Bundan sonra mümkün değil öyle bir şey olmaz. Yani mahiyeti de anlaşılmış durumda, böyle bir şey olmaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Trabzon’dan bayan kardeşimiz şöyle yazdı; “Canım Sultanım, ortanca kızım Sacide Gül’ün resimlerini gönderdim. Kızım beş yaşında Kuran hatmini bitirdi. Daha önce Hocamız dua etmişti, bereketini gördük, elhamdülillah. “Hocamı çok seviyorum. Evi yakın olsa da ziyaretine gitsek anne” diyor” Canım benim, tatlılığına bak, temizliğine bak sen. Hayret şu yüzündeki ifadenin temizliği yani mucize bu. Günahkâr olduğunda belli oluyor insan. Hayret yani, mümkün değil, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, şu temiz ifade oluşmaz yüzünde. Nur gibi, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Hz. İsa Mesih (a.s)’a, Hz. Mehdi (a.s)’a talebe kılsın, çok güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz geçtiğimiz gün broşür dağıtmışlar. Ayrıca Pazar günü bir araya gelerek, sizin kitaplarınızdan ve Kuran okuyup, sohbet etmişler. Beraber yemek yemişler. Size sevgilerini iletiyorlar, dua istiyorlar.

ADNAN OKTAR: maşaAllah. Ne güzel sofra, ben de imrendim, maşaAllah, ne güzel ev, ne güzel insanlar. Allah onlara bereket, huzur, iyilik, güzellik versin. Her sofralarında melekler de onlarla birlikte olsun, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Eskişehir’den de kardeşlerimiz beş yüz adet A9 broşürü dağıtmışlar. Sizin ellerinizden öpüyorlar ve sizi çok sevdiklerini söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Eskişehir güzel bir yer. İnsanları da güzel Eskişehir’in. Eskişehir’de, oranın ünlü yağda kızarmış çiğ böreği var. Çok şahanedir. Oranın güzel bir otelinde kalmıştık. Üst katı böyle çok hoş, otel sahibi de çok efendi, iyi bir insandı, maşaAllah, çok güzel ağırladı bizi, üst katı bize tamamen ayırdı, böyle püfür püfürde hava geliyordu. Çiğ böreğinde ustası oradaymış zaten. Çaylar gitti börekler geldi, börekler gitti çaylar geldi, böyle şahane bir ortamdı, maşaAllah. Orada çok değerli ağabeylerimiz vardı, çok değerli kardeşlerimiz vardı, hepsine selam ediyorum, Allah hepsine sağlık, sıhhat versin. Misafirperverliklerini unutamıyoruz. Çok nezih, çok sevgi dolu, çok saygı doluydular, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Devlet Bahçeli; “Taksim olaylarının kenarında köşesinde olmamız mümkün değildir. Bizim için Ak Parti’nin devrileceği tek yer, sandıktır. ‘Taksimde neden MHP yok?’ diyenlere, kafaları bulandırmaya çalışanlara kapımız kapalıdır” dedi. “Biz yangından mal kaçırmak için karanlıktan faydalanarak heybesini doldurma çapsızlığında olmadık, olmayacağız. Dikkatimizi çeken bir konu da; Taksim de İmralı canisinin posterlerinin olması, PKK paçavralarının olmasıdır. Samimi ve duyarlı bir şekilde Gezi Parkı’na sahip çıkan vatandaşlarımızla, bölücü militanları aynı kefeye koymak mümkün değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: Devlet Bahçeli, hakikatten çok değerli, çok oturaklı, muhterem bir devlet adamı. Çok güzel devlet terbiyesi almış, çok güvenilir bir insan. MHP için de tabii çok büyük bir nimet. Hakkıyla da seviliyor, takdir gören bir insan. Dikkat ederseniz çok makul, çok tutarlı, yatıştırıcı, sevecen ve Türk ahlakına, Müslüman Türk ananelerine uygun, makul, Osmanlı ruhuyla konuşan bir insan, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin.

“İnanın bana, hiçbir komünist adalet, eşitlik ve barıştan başka bir şey istemez. Bunu unutmayın.” Tamam unutmayız. Eşitlik, barış çok güzel. Eşitlik, Mehdiyet’in bir vasfıdır. Barış, Mehdiyet’in bir vasfı. Eğer siz bu görüşteyseniz, zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesisiniz, Mehdiyet’in talebesisiniz. “Basın ve medya düzenin iktidar taraflı yayın yapmak zorunda kaldığı için, olayların manipüle ediyor. Oyuna gelmeyin.” Bana mı söylüyorsun? Tamam, oyuna da gelmeyiz,  inşaAllah. Yani sana yazmış, bana iletmen için. Anladım. Medya iktidarın yanlısı yayın yapsa ne olur? Nihayetinde bizim aklımız var, bilgimiz var, muhakememiz var, yargımız var, internet var, araştırmamız var. Mutlaka akılcı bakarız. Mutlaka vicdanla bakarız. Mutlaka merhametle ve makul gözle bakarız. Dikkat ederseniz, analizlerimde son derece makulüm, son derece akıcı ve vicdanlı, Allah’tan korkan, Allah’ı seven, bütün insanlara sevgi duyan bir üslupla olayları değerlendiriyorum.

“Hocam, sokaktaki insanları anlayamamışsın.” Ne diye küt diye bir laf ediyorsunuz? Anlayamamışsam, anlamaya çalışıyorum işte okuyor, konuşuyoruz. Nereden biliyorsun ayrıca anlayamadığımı? Mahallenin çokbilmişi köfte seni. “İnsanlar Gezi Parkı’na dokunulmasını istemiyorlar.” Yok, dokunulsun büyütülsün. Ufacık yer benim bildiğim. Zor bela görülüyor, ben gittim Taksim’e falan kenarda ufacık bir yer. Öyle park mı olur? Onun en az elli misli olması lazım. Koca koca da ağaçlar getirtsinler, kafeler hatta diskolar ama tabii benim tarif ettiğim tarzda olacak, inşaAllah. Lokantalar, gezi yerleri, tiyatrolar, sinemalar. Biz de onların mutluluğunu göreceğiz, güzelliğini göreceğiz, inşaAllah. Şık giyinecekler şartı o, güzel giyinecekler. Öyle kot-tshirt giyip ortaya çıkmakla olmaz. Atatürk devri gibi çok şahane olacak. Dayatma değil, tavsiye. Yoksa isteyen istediği gibi giyer.

Taha Layf; “Olaylara karşı takındığınız ılıman ve yapıcı tavırdan hepinizi tebrik ederim Hocam” diyor. “Hatta o kadar objektif ve sakin. Müthiş” demiş. Kuran öyle emrediyor, Allah öyle emrediyor. Kendi mantığımız değil.

“Kanalın adını AKP TV diye değiştirsenize” diyor. İyi tamam öyle yapalım. AKP TV dediğin senin, milletin yüzde atmışını alan bir partiden bahsediyoruz. Ve demokrat zihniyet. Şu an, ben Adnan Menderes’i de desteklemiş oluyorum, ANAP’ı da desteklemiş oluyorum, Doğru Yol Partisi’ni de desteklemiş oluyorum. Bak, Menderes’ten itibaren, sürekli yüzde atmış yetmiş sağ iktidar olmuştur muntazam, darbelerin dışında. Benim desteklediğim AK Parti değil, o zihniyettir. Muhafazakar, dindar, mukaddesatçı zihniyet. Oylar bölünmesin diye destekliyorum. AKP’li olmakla ne alakası var bunun? Bırak şu ağızları. Yani çok uç, sevgisiz, mantıksız bir ifade. Milletin yüzde atmışını temsil eden bir partiyi, liderini sevecen bir üslupla değerlendirmek ve bu güzel insanları sevgiyle kucaklamak AKP’li olmak mı oluyor? Ben MHP’yi de destekliyorum, anlattım demin, ben MHP’li mi oldum şimdi? Akıl mı şu seninkisi? Sayın Kılıçdaroğlu’nu da destekliyorum ahlakından, tavrından, ben CHP’li mi oldum? Muhsin Yazıcıoğlu Hocamız, şehidimiz, onu da destekliyorum, Alperenleri mi desteklemiş oluyorum? Yani o camia içinde mi oluyorum? Ülkücü gençliği destekliyorum, ülkücü mü olmuş oluyorum? Milletimin Osmanlı’dan gelen o sağcı, mukaddesatçı, o tatlı nurunu temsil ediyorum. Ve onu destekliyorum ben, dolayısıyla hepsini destekliyorum. Ayıp yapıyorsun, olmamış o sözün. Yani mantıklı konuşsan, tamam ama konuşmanda mantık yok.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ankara Aydınlıkevler’de 1000 adet A9 TV broşürü ve 20 adet Harun Yahya kitabı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır bakayım şu sevimliyi. Canım benim nasıl temiz, maşaAllah. Bu çocuklardaki temiz ifade. Bak bak sevimliliğe bak sen. Bir de resim çekilirken utanmış.

Ben arkadaşlara rica ediyorum gençlerimize canlarımıza, Allah aşkına şu Maocu ağzını bıraksın bir kısmı. Onlar bazıları baya uçuk bir üslup kullanıyorlar, bir garipler, böyle çok sevgisiz, şefkatsiz böyle tutarsız. Halep oradaysa arşın, burada ben açık açık konuşuyorum. Sözümden de hiçbir şekilde dönmem ve dönmedim de ben. Otuz yıldan beri ben mücadele ediyorum, birçok kişi davasından döndü. Ben bin bir türlü çileye rağmen davamı savunuyorum. Tımarhaneye koydular, hapishaneye koydular, olmadık iftiralar attılar, akıl almaz hakaretler ettiler. Daha İstanbul’a ilk geldiğimde, yedi kurşun sıkmışlardı, hoş geldin karşılaması yaptılar. Ben hiç bir şeyden korkmam bir tek Allah’tan korkarım, inşaAllah.

Didem Hocam ne konuşalım?

DİDEM ÜRER: Hocam, isterseniz tek bir faaliyet okuyayım ben yine, inşaAllah. Ankara’dan Nurseba kardeşimiz yazmış: “Ben Hamiyet Baş’ın torunuyum. Bu fotoğrafları onun adına gönderiyorum. Okuldaki faaliyetin resimleri var. Sizi her zaman izliyorum, hep çok güzel bilgiler alıyorum. Kedimiz tarçının da resmini gönderiyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, bu ne kadar tatlı varlık böyle. Ama çok çok güzel bu, çok çok güzel kız olacak maşaAllah, elhamdülillah

“Adnan Hoca ve Adnan Hocacıların bakımlı insan takıntısı nedir tam olarak?” diyor. Bir hanım yazmış. “Bakımlı insan.” Bakımsız insan niye normal oluyor? Sen de bakımsız insanı savunuyorsan. Bak sen bakımsızı savunuyorsun, ben de bakımlı insanları savunuyorum. Bakımlı olmak; İslam’a, Kuran’a, akla, vicdana en uygundur. Sanat ruhunu, güzellik ruhunu, estetik ruhunu, sevgi ruhunu ifade eder. Bakımsız da, iyi bir şey değil. Sen bakımsızı savunuyorsun, ben de bakımlı insanları savunuyorum.

“Hocam, sevgi düzeni ne zaman gelecek?” İşte yavaş yavaş geliyor, gelecek. Mehdiyet’i kast ediyor.

Faruk Kara; “AKP reklamını bırak. İnsan kaybediyoruz.” Faruk, ben sana ne diyeyim? İnsan kaybediyoruz, bir yandan da insan kazanmışız gördüğüm kadarıyla. Faruk’u da kazanmışız.

En adil kararı, en adil düşünceyi, en makul bakışı anlatıyorum. AKP reklamı değil bu. MHP’yi övüyorum, o zaman sen diyeceksin ki, MHP reklamı yapıyorum diyeceksin. Mesela Büyük Türkiye Partisi’ni savunuyorum. Diyeceksin ki “Büyük Türkiye Partisi’ni savunuyorsun.” Saadet’i ben yere-göğe sığdırmıyorum, o kadar çok övüyorum. Saadet Partili değilim ben. Saadet Partisi’nin reklamını mı yapmış oluyorum? Ben sevginin, aşkın, muhabbetin, dostluğun, kardeşliğin reklamını yapıyorum. Tanıtım, reklam diyorsun, sen de senin dilinle konuşuyorum ben. Yani tanıtımını, onun tebliğini yapıyorum.

“Gezi Parkı’yla ilgili siz yanlış yönlendiriyorlar. Lütfen sağlıklı bilgiler alın çevrenizden.” Onu konuştuk tamam. Bilginin şahı bizde, o konuda gönlün rahat olsun.

Kayra Gökmen; “Animasyonu göremedin mi Hocam?” diyor. “Topçu kışlasında çimenlik alan ve üç beş ağaç var sadece gerisi beton” diyor. O betonsa, biz de onu betonlaştırırız ve onu yaptırmayız. Öyle bir şey olmaz. Ben bir şeyi istemiyorsam, o olmaz zaten Allahualem. Ben betonu ne yapayım? Öyle bir şey olsa, gereken tavrı koyarız. En az elli misli yeşillik, güzellik, bağlık-bahçelik. O zaman olur.

Mehmet Emin Kaya; “Bence hiçbir şey yapılmasın. Başbakan bu yapılanları hak etmedi. Gece-gündüz çalışsın, üstüne de böyle hakaret yesin.” Ne demek istiyor hiçbir şey yapılmasından kastı acaba?

DİDEM ÜRER: Herhalde eylem yapılmasın gibi anladım ben.

AYİN KOCAMAN: Galiba Hocam, orada bir düzenleme yapılmasın. İyilik yapıyor, bu anlamda.

ADNAN OKTAR: Ama o da onun sevabı. Şimdi Allah yolunda mücadele ediyorsa, Allah rızası için yola çıktıysa; ne dedi: “Kefenim üstümde çıktım geldim” dedi. Çok çile çekti, çocukluğunda beri gençliğinden hep çile çeker. Hep acı içinde yaşadı Tayyip Hocam. Hiç Böyle rahat ettiği, huzurlu olduğu gün olmamıştır. Hep çile, hep azap içinde biraz hapishanede yattı. Saadet Patisti içinde de öyle hep çileyle yaşadı. Hakaretler ona sevap olarak döner bir şey olmaz. Allah kalbide şefkati artırsın, merhameti artırsın, muhabbeti artırsın, yüzüne nur versin Allah, kalbine damarlarına nur versin. Tekrar dua ediyorum, içine ferahlık versin, herkese sevgiyle muhabbetle yaklaşmayı nasip etsin. Bu vasıflar yok mu onda? Var, çok daha fazla olsun istiyorum, çok daha fazla.

Abdullah Gezer. Kardeşimizin hüsn-ü zanları var. “Bütün kalbimle, sizin Hz. Mehdi (a.s) olmanızı diliyorum” diyor. Allah seni, Hz. Mehdi (a.s) etsin, inşaAllah.

Didem Hocam biz gidelim, yarın devam ederiz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü