Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (5 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Dünyalar güzeli, heybetli aşkımla yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bugün Miraç Kandili Hocam bildiğiniz gibi. Tüm İslam aleminin ve Müslümanların Miraç Kandili mübarek olsun, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah tekrarına erdirsin. Demek ki, ahir zamanda olaylar, ne diyor Resulullah (s.a.v); “Birbirine bağlı boncuklar gibi. Biri bitti derken biri başlar, kesintisiz devam eder. Evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar” diyor. “Denenmedik hiçbir hükümet, denenmedik hiçbir fikir, hiçbir inanç kalmaz” diyor, “insanlar tarafından. En sonunda insanlar, Mehdi (a.s)’a mecbur olur” diyor. “O istemediği halde, manevi baskıyla başa getirilir” diyor. Ama siyasi anlamda değil. Sevgi öğretmeni olarak. Dostluk, barış, kardeşlik, özgürlük öğretmeni olarak, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İstanbul Valimiz Sayın Hüseyin Avni Mutlu, Miraç Kandili vesilesiyle bir dua etti Hocam. “Allah’ın rahmeti ve bereketi Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz’i, onun ehl-i beytini ve ashabına, milletimizin ve ümmetimizin üzerine olsun, inşaAllah. Dua edelim, Rabbimiz’e yalvaralım, barış umutlarının en güçlü şekilde yeşermesi için Rabbimiz’e yalvaralım. Çünkü bizim duadan güçlü hiçbir şeyimiz yok. Duamız olmazsa bizim ne kıymetimiz var? Bu akşam, ‘Ya Rabbi, bu gece bizim boyunlarımızı, başlarımızı duayla eydir. Ve sana en içten yalvarmalarımızla bize lütfuyla gönüllerimizde, ülkemizde ve evrende barışı daim eyle’” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet söyledim işte, “muhterem bir insan” dedim.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Gezi Parkı için eylem yapanları temsilen Bülent Arınç’la görüşen Gezi Parkı platformu üyeleri, hükümetten bazı taleplerde bulundular. Topçu Kışlası, üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, kanal İstanbul projelerinin ve yeni yapılacak hidroelektrik santrallerinin iptalini istediler. Ayrıca yurttaşların eğitim ve sağlık haklarının önündeki tüm engellerin kaldırılması, gaz bombasının yasaklanması, Taksim ve Kızılay başta olmak üzere, Türkiye’deki tüm meydanların protesto ve eylemlere açılması yönünde de talepleri var.

ADNAN OKTAR: Şimdi demokratik haklar güzel. Üçüncü havaalanı nereye yapılıyor? Havaalanı yapmayacak, köprü yapmayacak, imar faaliyeti yapmayacak! Ama mesela hiç ummadık bir yere gider, ormanlık bir alanı yok eder, havaalanı yapar. Bu tamam, bu yanlış. Çünkü açık, geniş bir yer olması lazım. Mesela kullanılmayan bir yer, oraya olur. Ama hiç olmayacak bir yere havaalanı, o olmaz. Mesela camii, “camii yapılmasını istemem” diyor. O zaman bütün Türkiye’de camileri durduralım. Bütün cami inşaatları dursun. Tabii gidip Taksim’in ortasına da cami yapılmaz. Her şeyin bir estetiği, bir anlayışı var. Oraya görüntü olarak da güzel olacak şekilde, halkın ihtiyacına uygun, kibar, Osmanlı motifinde bir cami olur. Ama yer açarsın, alanın ortasına değil. Topçu Kışlası da yaparsın, tarihi. Halkın, herkesin istifade edeceği şekilde, bol yeşillikli, geniş bahçeli, oraya geniş istimlak yapıp muazzam bir yer yapılabilir. Atatürk Kültür Merkezi, yıkarsın, çok daha büyük bir Atatürk Kültür Merkezi yaparsın. Çok eski o Atatürk Kültür Merkezi. Yani silueti de çok bitkin duruyor. Mesela çok muhteşem böyle İstanbul’a yakışacak, içinde her türlü kültür faaliyetlerinin yapılacağı, sinema salonları, tiyatrolar, sergiler olacak şekilde, genişçe bir sanat, kültür merkezi tarzında yine Atatürk Kültür Merkezi adı altında bir yer yapılır. Onu da istemiyorlar. “Bütün binalar eski dursun.” Mesela eskiden Boğaziçi Köprüsü’ne de karşı çıkmışlardı. Demirel zamanında “kesinlikle istemiyoruz köprünün yapılmasını” dediler. “İhtiyaç yok” dediler. “Kapitalizmin oyunu” dediler, köprünün yapılmasına. Peki ne yapalım? Onu yapma, bunu yapma! Köprü de yapmayacaksın, havaalanı da yapmayacaksın, baraj yapma, şunu yapma, bunu yapma. Ama mesela hidroelektrik santrali, nehri öldürmek, nehrin gırtlağına yapışmak, olmaz.  Nehir aksın, özgür olsun nehir. Buna gerek yok. Nükleer santraller mesela bunlar hakikaten rahatsızlık verici. Ama mesela çok akılcı, güzel bir planla baraj yaparsın ama nehre de zarar vermezsin. Nehir yine akmasına devam eder. Hem baraj da nehre de fayda veriyor, nehrin temiz olmasına. Mesela bu olur, Türkiye’deki diğer barajlar gibi. Ama baraj yapılır da, adam barajdan çıkar sağlar belirli bir sermaye grubu. Ve hakikaten güzel bir yere yaparlar. Çok güzel bir yerdir, bölgeyi öldürür, oraya baraj yapar. Ben buna karşıyım tabii ki. Çok usturuplu olması lazım. Mesela kayalık, kullanılmayan bir yer olur. Baraj oraya gerekir. Irmak coşkunca akıyordur, yazık suyu akar gider. Barajla o düzeltilebilir. Yani özetle baraj yapılacaksa zaten barajlara çok ihtiyaç var, yapılır. Mesela ölü noktalar, oralara çok güzel olur baraj. Topçu Kışlası da resimlerinden gördüğüm kadarıyla tarihi, çok şahane bir bina. Ama iyi süslü, güzel yapılsa, bol yeşillikli, bol bahçeli olarak yapılırsa. Ama benim gördüğüm modelde bahçe yok. Dümdüz beton. Bu çok itici durur. Ağustos’un sıcağında düşün kızgın betonun üstünde, Topçu Kışlası’nın önünde geziyorsun. Cayır cayır güneş tepene geçiyor. Betonda kızmış. Burası ne? Topçu Kışlası. Olmaz. Yemyeşil olması lazım. Koca koca ağaçlar, ağaçların içinden gideceksin oraya.

Polisimiz çok delikanlı, çok mazlum çocuklar. Öyle garibanlar yani. Allah’ın tertemiz kulları. Anadolu’dan gelmiş çocuklar. Niye istesin adam dövmeyi? O an vatana, millete zarar gelecek zannediyor, bir topluluğa zarar gelecek zannediyor. Komiseri talimat veriyor. İşte, gerekeni yapın, engelleyin. Nitekim de polis, yüz altmış tane polis yaralandı. Birini komaya soktular. Kardeşlerimizden de zaten vefat edenler oldu, Allah rahmet etsin.

Beton yığını ben asla istemem. Büyük selvi ağaçları, büyük meyve ağaçları, muazzam cennet gibi bir yer yapılacaksa, Topçu Kışlası, kışlanın bahçesi de öyle olacaksa, sanat, kültür merkezleri, sergiler, müzeler nefis olur. O zaman orası kaynar.

DİDEM ÜRER: “Biz hafta sonu oldu mu yeşilliğe çıkmak istiyoruz” diyorlar. Dediğiniz gibi kimsenin dediği bir şey yok.

ADNAN OKTAR: Kardeşim yeşillik yok orada. Çok küçük bir bahçe var Taksim’de. Öyle yeşillik olmaz. Oranın en az kırk, elli misli olması lazım. İstimlak olsun, açsınlar orayı. Beton tamam ortada beton olabilir. Baktım yukarıdan çekilmiş resmine, gri beton, cayır cayır beton. Çok acayip bir şey. Geniş bir cadde, tamam orası hadi diyelim toplantı yeri, geziliyor, konuşuluyor. Orası tamam. Ama çevresi, zümrüt gibi yeşil olması lazım. Hatta geniş havuzlar böyle büyük, değil mi? Suni havuz mesela. Bir kilometrekarelik yahut iki, üç kilometrekarelik suni havuz yapılabilir. Büyük şelaleler falan şarış şarıl. Gelsin gençler mesela orada eğlensinler, sohbet etsinler delikanlılar, genç kızlar gezinsinler, cıvıl cıvıl olsun. Güvercinler inip, çıksın böyle güvercin beslensin orada. Tatlı bir şey olsun. Küçük hayvanat bahçeleri olabilir.

Marks Can; “Adnan Hocamız’ı da geziye bekliyoruz, inşaAllah. Gezi Parkı direnişi Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişinin habercisidir” diyor. Doğru söylemişsin. Espri olarak yapıyor ama doğru söylüyor. Buram buram Mehdiyet kokuyor. Yeşillikler, bağlık bahçelikler, özgürlükler, demokrasi, sevinç, güzel insanlar, nedir bu? Mehdiyet bu işte. İstesen de istemesen de Mehdiyet’e hizmet ediyorsun, Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet ediyorsun, farkına bile varmadan yahut farkına vararak. Marks’ı da bana sevimli göstermeye çalışma. Marks Can. Bu köfteler öyle yamanlar. Bunların zekası çok hoşuma gidiyor. Esprileri de çok güzel oluyor.

Twitter’da 19.525 takipçisi olan Ak Parti Kulisi’nin yazısı; “Adnan Hoca Taksim projesi teklifini anlatıyor. Alan en az elli kat büyütülsün, cıvıl cıvıl olsun, güvercinler inip kalksınlar.” Tabii öyle olur. Mesela oraya çok büyük bir havuz yapılması lazım. Aynı Paris’te olduğu gibi heykellerin üstünden akan heykel mesela aslan heykeli olabilir, insan heykelleri olabilir. Böyle hem de tunçtan muhteşem. Hatta gençler ayaklarını sarkıtsınlar havuzun içine. Var ya havuzun kenarında toplanıyorlar, çok güzel olur. Güvercinler inip kalksın. Baktım Taksim’e inşaat alanı gibi hiçbir şey yok. Eski Atatürk Kültür Merkezi var. Çok eskimiş, çok çok eskimiş. Bir de dümdüz gri beton var, pırıl pırıl parlıyor. Hiçbir şey yok. Öyle Taksim alanı mı olur? Ortada bir tek anıt var, o kadar. Aşağı doğru, yanlara doğru genişlet. Dünya çapında bir merkez haline getir. İstanbul deyince, milletin aklına orası gelsin. Turisti, şunu bunu hepsi gelsin. Çok kolay, çok ucuza da mal olur. Geniş alanlar, yemyeşil. Topçu Kışlası’nın da kubbelerini altın kaplayacaksın, ince altın, cayır cayır yanacak böyle uzaktan baktın mı. Rengarenk böyle seramiklerle süsleyeceksin. Dünyanın harikalarından bir tanesi olur. Bu şekilde olmaz. Sürekli eylem yapılan, dümdüz bir beton alan. Böyle olmaz.

“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ellerinizden öperim. Bence Türk İslam birliği yalnızca sizin önderliğinizdeki, liselerde ve üniversitelerde yetişen gençlerin parti kurup iktidara gelmesiyle mümkün gibi duruyor, inşaAllah. Kısacası Türkiye’deki eğitime el atmanız lazım. Başbakanımızın canı burnunda, yardımcı olmamız lazım. Ayhan Güler.” Şimdi MHP, Türkiye’nin büyük partilerinden birisi, kitle partisidir. Ne istiyor? Türk İslam Birliği’ni istiyor. Büyük Türkiye Partisi, Alperenler, ne istiyor? Türk İslam Birliği’ni istiyor. Saadet Partisi ne istiyor? Türk İslam Birliği’ni istiyor. Ak Parti ne istiyor? Türk İslam Birliği’ni istiyor. Bu durumda, zaten zemin oturmuş, zemin tamam. Önderliğe gelince, her biri birbirinden kıymetli liderlerimiz var, siyasetçilerimiz var. Onlar bize yeter.

“Hocam biraz daha konuşursanız, eylemcilere hak veriyorsunuz sanacağız. Zaten siz nereye biz oraya. İsterseniz eylemci de oluruz” diyor. Eylemci de gençler modernlik istiyorsa, çağdaşlık istiyorlarsa, sevgi istiyorlarsa, Mehdiyet’in ruhunu anlatıyorlar demektir. Ama polise saldırıyorsa, kepazelik çıkarıyorsa, rejimi tehdit ediyorsa, hükümete baskı yapmaya, hükümeti felç etmeye, hükümeti hareketsiz hale getirmeye, hükümeti istifaya zorlamaya kalkıyorsa, o zaman derin devletin elemanı demektir. Karşılığı müebbet hapistir. Buna hiç kimse de bir şey diyemez. Yani hükümeti görevinden cebren mene tayir, tebdil, ilgaya cebren tam teşebbüs. Eskilerin idamdı karşılığı. Direkt idamdı karşılığı. Şu an ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Hükümet, hükümetliğini yapsın. Demokrasi istediği gibi coşkusunu göstersin, hükümete tavsiyeler verilsin, hükümet zaten milletin sözünü dinleyecektir ama samimiyet içerisinde, sevgiyle. Haklı olan yönlerde ittifak halindeyiz. Ama “hükümetin icraatına karşıyım.” Karşısın, güzel olabilir. Fikrini söyleyebilirsin vatandaş olarak. “Referandum sonucuna da karşıyım” diyor. O zaman seçime gerek yok. Referanduma da karşıysan, seçim yapmayalım! Demokrasiye de gerek yok, devlete de gerek yok! Konu bitmiş.

Leyla Çelik Biliş; “Sürekli modernlik diyorsunuz. Biraz açar mısınız, modernliğin sınırı nedir?” Modernlik, kalbinde bir vicdan vardır, güzel bir duygu olarak. En iyiyi, en güzeli yaptığında, en modern olursun. Vicdanına uyacaksın. Mesela bir insana baskı yapıldığında vicdan rahatsız oluyor. Diyorsun, “buna baskı yapmayayım, rahat olsun.” Bir yasak mesela insanı rahatsız ediyor. Mesela beton gördüm havadan çekilmiş, rahatsız oldum ben. Her yer beton. Atatürk Kültür Merkezi’ne baktım, çok çok eskimiş. Yıllardan beri orada o şekilde, artık çürümüş bina. Görülmemiş bir bina yapın, görülmemiş bir şey yapın. Atatürk’ün şanına uygun, muhteşem bir şey yapın, inşaAllah.

Mehmet Şentürk; “Tarihi yapıların yapılmasını istemez ama heykel isterseniz, o kitapları yazan Harun Yahya olamazsınız.” “Tarihi yapıların yapılmasını istemez.” Heykel, Peygamberimiz (s.a.v) zamanında putperestliğe karşı tedbir olarak Peygamberimiz (s.a.v) geçici olarak yasaklamıştır. Heykelin ne suçu var. Geçici yasak her zaman yapılır. Hükümet de mesela diyor ki, “sokağa çıkma yasağı koyuyorum” diyor. Ömür boyu çıkma o zaman evden. Deden gelsin daha hala çıkma. Geçici yasaktır o. Heykel niye yasak olsun? Gayet güzel, çok çok güzel. Her türlü heykel çok güzel. Çok estetik. Hayvan heykeli olabilir, insan heykeli olabilir, başka modern heykeller olabilir. Çok çok güzel bir şey. “O kitapları yazan Harun Yahya olamazsınız.” Ama olduk işte. Hz. Süleyman (a.s) sarayında diyor ki ayette, “heykellerle süslüydü” diyor. “Sanat eserleriyle süslüydü” diyor. “Çiçek motifleriyle süslüydü” diyor parantez içine almışlar. Halbuki heykel. Tevrat’ta da geçiyor. “Kuru birer” diyor. Mesela aslan heykelleri var. Çocuk görünümünde heykeller var. Detaylı tarif ediliyor.

“Bir tane Çapulcu.” Ne sevimli tipler bunlar. Çapulcu adı. Lakabı Çapulcu yazmış. “Camii okey” diyor. Herhalde “tamam” diyor. “Kilise tamam. Kışla olmaz Hocam.” Niye kışla olmasın? Görünümü çok güzel. Adı kışla. Kışla deyince siz gidip orada istihkam yapacak halin yok tabii. Mesela önce Osmanlı döneminde ok atışı için kullanılmış bir yer. Veyahut Feshane, fes yapılmış. Git sen orada yeniden fes mi yapacaksın? Tarihi bina o yani onun özelliği o. Kışla deyince gidip orada tüfekle oturacak halin yok.

Baksana görünüş güzel. Göster bakayım. Çok hoş, bayağı güzel. Ama kubbeleri yeşil değil, altın rengi olursa çok güzel olur. Yani altın kaplanırsa, binayı da çok iyi dizayn ederse, içi dışı çok iyi Osmanlı sanatlarıyla çok çok güzel olur. Ama muhteşem bahçe ve muhteşem havuzlar. Çok güzel heykellerle de süsleyeceksin, çok güzel olur.

“Hocam, sizi düzenli olarak üç gündür takip ediyorum. Hoşgörülü, barışçıl, sevgi dilinizi beğenmemek mümkün değil.” Mehmet Fevzi Cantimur. MaşaAllah, elhamdülillah.

Ak Parti Kulis; “Hocamıza saygılar. Topçu Kışlasının bahçesi var. Gayet yeşil ve güzel olacak. Beton alanı ise şimdiden az ve meydan tarafında kalıyor.” Alabildiğine geniş. Projeyi genişletsinler, çok büyük havuz da yapalım. Gençler ayağını sarkıtacak sıcak havada. Binlerce güvercin uçacaklar. Onu göreceğiz. İçinde kuğular gezecek. Ormanlık, yeşillik böyle, o şekilde.

DİDEM ÜRER: Hocam “Hey Çapulcu” diye biri yazmış size Twitter’dan. “MaşaAllah Hocam, sizi izleyince gecemiz aydınlık oluyor” demiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Sevgili Adnan Hocam, senelerdir uyandıramadığımız halkımızı sevgili Tayyip Hoca bir kelimesiyle uyandırdı. Aklınızda, yanınızda bulunsun bir sırlı kelime: ‘Çapulcu.’ Çapulcu, çapı büyük anlamındadır. Bak çap. Çapı uzun, latif, cana yakın, uyumlu. Benim canlarım candır sadece. Canulcu diyebiliriz.

“Sayın Adnan Hocam, öncelikle sizin ve güzeller güzeli ekibinizin Miraç Kandilini kutlar, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim. Diyeceğim şu ki, ülke olarak barışa çok muhtacız. Bizim birbirimize kenetlenmemiz lazım. Nasıl bir orman bir ağaçtan oluşuyorsa, bir toplum da fertlerden oluşur. Kısaca sizle yaşamak bir ağaç gibi, tek ve hür bir orman gibi kardeşçesine. Çok teşekkür ederim, saygılarımla. Fatih Genç. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,” Nazım Hikmet’in bir şiiri, “ve bir orman gibi kardeşçesine. Bu hasret bizim.” Ne şahane insanmış bu mübarek. Şiire bak sen. Güzelliğe bak. Nazım Hikmet dünya çapında bir şair ama böyle şair bir Nazım Hikmet’in dışında kim vardır? Necip Fazıl. İki tane şair vardır. Bakın şu şiirin güzelliğine bak, Nazım Hikmet’in; “Dört nala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.” Ne güzel açıklama görüyor musunuz? “Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak. Bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları bir daha açılmasın. Yok edin insanın insana kulluğunu bu davet bizim. Yaşamak bir ağaç gibi, tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine. Bu hasret bizim.” Şahane. MaşaAllah. Bak “ipek halıya benzeyen toprak” çok güzel bir kelime. “Bilekler kan içinde, dişler kenetli” ama bu kötü tabii, bu “kan içinde,” bu dehşeti ve şiddeti çağrıştıran bir şey, bu olmaz. “Bu memleket bizim” o çok güzel. “Bu cehennem, bu cennet bizim.” İmtihan oluyoruz, cehennem gibi de olabilir, cennet gibi de olabilir ortam, o anlamda olabilir. “Kapansın el kapıları bir daha açılmasın.” O ne demek acaba? İşgali kastediyorsa, tabii. İşgale geçit yok.

Bizim polisimiz böyle şeker çocuklar, mazlum. Göster resimlerini. Bak çiçek koymuşlar. Hayır, çocukların yüzüne bak polisin, nur gibi evlatlarımız. Bizim kendi kardeşlerimiz yani Türkiye’nin dışarıda gördüğümüz tatlı insanları. Kuzu gibiler, baksana yüzlerine. Ne zoru onların? Millete, “polis düşman.” Seni tanımaz, bilmez. Ne düşman olacak sana? Bilmez, etmez. Vatana, millete, devlete zarar gelecek sanıyor, orada komiser, polis ajite oluyorlar olaylardan, bir anda panik oluyor, insanlık hali. O anda o tip bir tavır gösteriyor. Sonra da diyor ki, “hakikaten yanlış yolda.” O anda onu kestiremez ki. Mesela komünist ayaklanma zannedebilir, bir şey zannedebilir. Nereden çıkarsın? Nasıl tespit etsin?

Sesilya güzel sanat eseri göndermiş. Göster bakayım. “Mesela Hocam” diyor, “buna benzer bir şey yapılabilir.” Çok daha güzeli yapılabilir. Çok daha güzeli yapılabilir. Bizde böyle bir şeyin olmaması çok acayip. Nedir bu yani nihayeti? Çok muhteşem, ne Paris’te olan, ne Londra’da olan muhteşem bir sanat eseri yapalım. Turistler ilk geldiğinde oraya gelsin, insanlar ilk geldiğinde oraya gelsin. Uçsuz bucaksız bir alan olsun, cıvıl cıvıl.

Adiye; herhalde Çerkez kardeşimiz. “Gezi Parkı’ndan yayın yapmayı düşünüyor musunuz?” Gezi Parkı’na biz zaten buradan yayın yapıyoruz. Gezi Parkı’ndaki gençler de, her yerden bizi izliyorlar şu an.

Hrant Dink arkadaş grubundan olan Hayko Bağdat Twitter’da şöyle yazmış: “Devrimci devrimci direnirken kandil kutlayıp, simit yiyip, Kuran dinleyen bir Ermeni haline geldim. RT yine kazandı galiba.” Onunla ne alakası var? Recep Tayyip Erdoğan vatandaş olarak mazlum, klasik bir Anadolu delikanlısı, kendince en iyiyi yapmaya çalışıyor, kendi bilgisi dahilinde. Hayko Bağdat, Marksist’miş. Fakat genel tavrı çok demokrat ve sevecenmiş, üslubu neşeliymiş, güzel. Agresif tipler çok kötü. Sinirli böyle, bıraksan hemen adam öldürecek gibi böyle can atıyor yani. Ya kendini öldürtmek istiyor, ya birini öldürmek istiyor. Böyle çizmiş, o çok kötü. Ama neşeli, sevecen, iyi niyetli olursa, Marksist de olabilir, başka türlü de olabilir.

DİDEM ÜRER: Hocam, yurtdışında çok fazla sayıda asılsız haber yayınlanıyor. Özellikle büyük medya kuruluşları da yayınlıyorlar. Hem Başbakan’ın sözüymüş gibi gösteriliyor, hem de Türkiye’yi de sanki Suriye gibi bir ortammış gibi gösteriyor. Sonra da şöyle demişler; “Gördüğünüz gibi Türkiye Ortadoğu’ya liderlik yapacak vasıfta bir ülke değil” diye de, o şekilde bir propaganda yapıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Onlar öyle zannetsinler. Bir de internetin bu kadar yaygın olduğu bir ortamda, ne uğraşıyorsun oturup yalanlarla? Çok eskiden olsa olabilirdi. O zaman hakikaten gazeteler, dergiler çok azdı. Adnan Menderes döneminde mesela diyorlardı, “çocukları kıyma yapıyorlar.” Birçok insan inanıyordu, çünkü cevap verme imkanı yok. Gazetede çıkıyor, ister inan, ister inanma. Ama şu an öyle oyun oynanacak gibi ortam yok. Herkesin bilgisayarı var, internete giriyor, her yerden bağlantı alıyor, her türlü bilgi akışı var. Olacak iş değil o.

Didem Hocam dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Sayın Devlet Bahçeli kendisine gelerek, eylemlere destek vermesi için görüşünü almak isteyen Milletvekilleri ve ülkü ocakları gençlerine “eylem yerine gidip destek vermek isteyen eylemcilerle yan yana gelmek isteyen varsa, istifasını versin öyle gitsin şeklinde bir talimat vermiş.

ADNAN OKTAR: Bir alkış. Çok muhterem insan, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Zaman Gazetesi yazarı Turan Alkan, Başbakan Erdoğan’a açık mektup yazarak; “adaletten ve hakkaniyetten ayrıldığı taktirde ona denilen bütün duaların bıçak gibi kesileceğini” söyledi. Başbakan’ın eleştirileri ciddiye almasını rica etti. Bir takım siyasi çıkarlara tamah etmemesi yönünde kendisini uyardı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, makul insandır. Göreceksiniz, baya güzel tavır gösterecek, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Çelik Hocamız, Başbakan’ı ülkeye döndüğünde çok büyük bir kalabalıkla karşılanması için bir organizasyon yapılmasına dair iddialara cevap verdi. “Sayın Başbakan’ın böyle bir karşılanmaya ve gövde gösterine ihtiyacı olmadığını” belirtti.

ADNAN OKTAR: Basitlik olur. Yani “alın size biz de böyle karşılık verdik” der gibi gerek yok. Hepsi bizim vatandaşlarımız, hepsi bizim insanımız. Devlet, rejim tehdit altında olursa, asker-polis gereğini yapar. Vatandaşın ortaya çıkması diye bir konu olmaz. Devletin legal güçleri vardır, hukuk ve kanun ölçüleri içerisinde devlet kendini korur. Kendini koruyacak mekanizması vardır devletin. Devlet kendini yıktırmaz. Kimsenin de böyle bir münasebetsizliğe yönelik bir tavrı olmaz. Dolayısıyla, demokratik rejim içerisinde demokratik tepkiler güzel. Bu ilerleme sağlar, aydınlanma sağlar, ferahlık sağlar, daha güzele doğru götürür. Ama devlete kabadayılık yapmak, devleti yıkıp rejimi ortadan kaldırmaya kalkmak ağır suçlardır. Devlet kendini koruduğunda, vatandaş da devlete destek olur. Bunu da bilmek lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, eylemcilerden olan Zeynep Duru kardeşimiz bugün sizin kandilinizi kutlamıştı. Yayında onun isminden bahsettiğiniz için gurur duyduğunu ve çok hoşuna gittiğini söylemişti. Aynı zamanda internetten yayını izleyeceğini söyledi. Buradan kendisine sevgilerimizi iletiyoruz. Kedisinin resimlerini göndermişti. Kedisinin adı Garfield. Çok sevimli. Annesine almış onu, ismini o koymuş. “Büyük bir onurdur sizlerle tanışmak.”

ADNAN OKTAR: Bak tatlılığa bak sen. İnsan bunu kıtır kıtır yer. Süper tatlı dile bak sen dile, maşaAllah. Biz de sevgilerimizi, muhabbetlerimizi gönderiyoruz. Ben de onu çok seviyorum, bilsin.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Gülerce Hocamız da, “son olaylardan iki sonuç çıkardığını” söyledi. “Bunlardan birinin, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün gücünü kaybetmediği gerçeğidir ve AK Parti bu konuda yeni bir durum değerlendirmesi yapmalıdır” dedi. “İkincisi ise demokrasinin daha fazla olmasına dair duyulan ihtiyaçtır” dedi. Ayrıca Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün adının değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Yunus Emre Köprüsü olsun diye sizin fikrinizi soranlar var.

ADNAN OKTAR: Yunus Emre köprüsü. Olur, güzel olur. Yani bir tek Yavuz Sultan Selim değil ki Türk büyüğü. Hepsi olur, gayet güzel olur.

“Alparslan Köprüsü olsun” diyor öyle mi? O da çok güzel, Devlet Bahçeli. Sultan Alparslan Köprüsü, çok güzel olur yakışır, inşaAllah. Onu da halka sormak lazım.

DİDEM ÜRER: Sayın Bülent Arınç bu köprü konusunda açıklama yapmıştı; “Alparslan köprüsü de deriz, hatta Hacı Bektaşi köprüsü de deriz” dedi. “Ama önemli olan Yavuz Sultan Selim ismine gerçekten karşı çıktığını bize birileri gelip söylesin. Biz sadece bir iki derneğin basınından duyuyoruz” dedi. “İtirazını söylerlerse değiştiririz” dedi.

ADNAN OKTAR: Hacı Bektaşi köprüsü de çok iyi, çok güzel tabii çok iyi akıl. Süper olur, olur. Çünkü dünya tatlısıdır Hacı Bektaşi Hazretleri. Hacı Bektaşi Veli Köprüsü, çok güzel. Tamam, çok iyi olur.

“2014 hakkında ne düşünüyorsunuz? Nasıl geçebilir? Bol selamlar” diyor, Kerim Yüksel.

Mehdiyet gittikçe yükselecek. Yani bütün olaylar, bütün dünyadaki gelişmeler Mehdiyet’e göre dizayn ediliyor. Hz. Hızır (a.s)’ın yönlendirmesiyle. Şaşkınlıkla dünya izliyor. Her yer, her şey, Mehdiyet’e göre dizayn oluyor. İstese de istemese de herkes, Mehdiyet’e hizmet ediyor.

“Sayın Hocam, olaylar insanların arasına giren fitnecilerin kışkırtmalarıyla değil midir? Ülkemize güzel havası yüzünden milyonlarca turist geliyordu. Şimdi birkaç ağacın kesilmesi olayı yüzünden milyonları kaybettik. Gençlerimiz ülke menfaati bilinci az olmalı, kıt olmalı herhalde. Siz ne düşünüyorsunuz? Saygılarımla. Yasin.”

Gençlerimizin bir kısmının diyeceksin. Bir kısmı, hepsi değil ki, gençlerimiz aslan bizim. Ülke menfaati bilinci bir kısmının az olabilir doğru. Ama her halükarda her şeyde bir hayır vardır. Allah hayırsız bir şey yaratmaz. “Siz şer zannedersiniz hayır olur, hayır zannedersiniz şer olur” diyor Allah. Bunda da bir hayır var. Hayırlarını göreceğiz, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hasan Bilgin kardeşimiz; “Bediüzzaman Said Nursi Köprüsü olsun. Lütfen Hocama iletir misiniz?” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama Hacı Bektaşi herkese mal olmuş bir insan. Said Nursi. Mehdiyet zamanında o isimler verilir, şimdi değil. Hz. Mehdi (a.s) devrinde bütün dünya sevecek Bediüzzaman’ı, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Polis eylemleri bitirmek için kriz masası kurdu. Zorunlu olmadıkça biber gazı kullanılmaması, Dolmabahçe Ofisinin olduğu bölge koruma altına alınması. Eylemcileri dağıtma yönünde bir girişimde bulunulmaması, zorunlu olmadıkça gözaltı olmaması, taşlı-sopalı radikal saldırılara taraftar toplamadan acil müdahale edilmesi kararı alındı.

Bir de Hocam, dün polisin çektikleri bir video görüntüsü vardı. “Kardeşlerim rica ediyorum, size müdahale etmek istemiyoruz. Ama şişe atıyorsunuz” diyor. Karşısındakiler yine şişe atmaya devam ediyorlar. Bir çak kere daha uyarıyor, “mecburen şimdi müdahale etmek zorunda kalacağız” diyor yine şişe atıyorlar. Onlar da biber gazı sıkarak dağıtmak durumunda kalıyorlar. Direkt polisin kafasına şişe atıyorlar.

ADNAN OKTAR: Şişe bir buçuk kilo falan ağırlığında bir şey, cam. Normalde beyin kanamasına sebep olur. Beyin kanamasından ölünme sebep olur Allah esirgesin. Gözüne gelse gözünü çıkartır. Bu nedir bu? Yani öldürücü bir maddeyi birisinin üstüne atmak, mesela birisine kurşun sıkıyorsun ne oluyor? Öldürmeye teşebbüs. Beş kiloluk taşı da polisin kafasına atarsan, koskoca cam şişeyi polisin kafasına atarsan, öldürmeye tam teşebbüs olur.

AK Parti Merkez; “Üzerine bir de taç koysak mı nasıl? O zaman Roma tipi olur” diyor. Olur, Omsalı kültüründen, Roma kültüründen, Fransız kültüründen hepsinden almak azlım. İlla Osmanlı kültürü olacak değil ki. Mesela Osmanlı ile Avrupa kültürü Arasında, yani Osmanlı sanatıyla, Avrupa sanatı arası bir süsleme muhteşem olur. Biraz ondan biraz ondan, çok yakışır.

“Değerli Hocam, sizleri çok seviyoruz. Ayrıca insanları aydınlattığınız için size çok teşekkür ederim. Kandilinizi kutluyorum. Selim Çuhalan.” MaşaAllah.

“Hocam, Türkiye’deki bu gezi parkı olayı bence ülkemizi bölmek isteyenlerin oyunundan başka bir şey değil. Hatta bence bu deccalin sinsi bir oyunudur. Son yıllarda Allah’a şükür, ülkemiz geliştikçe gelişiyor. Dünya üzerinde itibarı arttı ve terör bitti. Bütün bu güzelliklerin yaşandığı şu dönemde bu gezi parkı olayının yaşanması olayı korku yaratıyor. Her şeyde bir hayır vardır Hocam. Yüce Allah bu olayları hayra çevirsin inşaAllah. İman, sevgi, sağlık üzerinizden eksik olmasın. Not: Reklam süresi konusunda mesaj atan arkadaşa katılıyorum” diyor. “Çok kısa olması gerekiyor” diyor. İsmail Hakkı Almanya’dan yazıyor.

Metin; “Barışçıl düşünceleriniz insanın içini ısıtıyor var olun.”

Melih Altınok. “Hocam, Feshane’de fes mi yapılıyor ki Topçu Kışlası’nda talim yapılsın yorumunuz, gece gece zihnimizi açtı. Saygılar inşaAllah” diyor.

Bolu’dan Alperen kardeşimiz, Sinan Bey’in soruları. Sinan Şah. “Ölmeden önce ölünüz hadisi sahih midir?” Tabii ki. Bu gerçek anlamda bir ölme değil de, nefsi tezkiye etme, nefsin kontrolsüz tavırlarına Kurani kontrol getirme.

“Allah yarınız olsun” Allah razı olsun. “Rahmetli lider Muhsin Yazıcı oğlu sizce şehit midir?” Allah yolunda cehd için ortaya çıkmış bir mücahit, Allah için gökte uçan atına biniyor ve Allah onu bir dağda şehit ediyor. “Yanıma gel” diyor. Şimdi şehit midir, değil midir? Ömür boyunca niçin uğraştı? Allah için. Niçin gayret etti? Allah için. Mürşitti, tasavvuf ehliydi, beş vakit namazında mübarek bir insandı. Tek amacı da, Allah’ın rızasıydı. Makam mevki hırsı yoktu onun. Tebliğe giderken şehit oldu. Tabii ki şehittir.

Zeynep; “Çok tatlısınız, çok güzelsiniz maşaAllah çok teşekkür ederim. Babamla beraber izledik. Şu yorucu süreçte sizlerle tanışıp bu güzel serüvenlere başlamak ilaç gibi geldi, inşaAllah güzel günleri paylaşırız. Hocam siz başta olmak üzere tüm ekibinize sevgiler.” Ne kadar hanım kızlar var, maşaAllah. Geçen gösterdin ya resmini muhteşem, çok çok güzel. Sesilya da çok güzel kıza benziyor.

Hatice; “Anlamadığım şu Hocam, batı polisine-ki, Amerikan polisi gerçekten baya bir kısmı cani. Buna rağmen polisiye filmlerde kendi polislerini kahraman gösteren bir üslup takınırlar. Tamam, polis hadsiz ve haksız davrandı ilk gün ama acaba bu polise olan nefreti neden acımasızca sürdürüyorlar?” Gerçek anlamda nefret bizim canlarımızdan çıkmaz. Bir şey yapmasına gerek yok polisin zaten. Polisin zaten öldürülmesi ve yok edilmesi gereken bir hedeftir Marksist, Leninist düşüncede. Polisin bir şey yapmasına gerek yok. Asker de öyle ve mülki amirler de öyle. Bankalar zaten soyulması gereken yerler olarak görülüyor. Paraları paylaşın deniyor, “bir kısmını silaha yatırın, bir kısmını partiye verin” diyor. Yani polisin bir şey yapmasına gerek yok. Polis mutlaka görüldüğü yerde öldürülmesi gerekir diye düşünülüyor, asker de öyle. Marksist, Leninist düşünce bunu savunur. Leninizm bunu savunur.

Ben dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Biraz faaliyetlerden okuyayım Hocam ben. Bir bayan kardeşimiz yazmış. “Canım, aslanlar aslanı Hocam. Dün Ereğli Özbay Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı’na broşür ve kitaplarınızdan hediye ettik. Hikmetli sohbetlerinizden bahsettik. Bu dünya güzeli de önce poz vermezken, Türkçe bilmemesine rağmen, ‘Hocamız’a göndereceğim resimlerini. Hadi poz ver’ dedim, maşaAllah. Ondan sonra tatlı tatlı gülümseyerek, sevinç çığlıkları atarak poz verdi. Sizi Allah rızası için çok seviyoruz.”

ADNAN OKTAR: Allah Allah, böyle tipler inanılır gibi değil, maşaAllah. Çoraplara bak sen. Carton film gibi, maşaAllah.

Yunus Akar, Adige, öbürünü başka bir dilla yazmış. Çerkez anladığım kadarıyla. Ne anlama geldiği belli değil öbürünün. “Kara verin artık. Eylemi destekliyor musunuz, yoksa karşısında mısınız?” Biz bu taraftayız. Karşı taraf oluyor dimi? Anadolu yakasındayız. Dolayısıyla, evet. Hak olan, güzel olan herşeyi desteklerim. Yanlış olan herşeyi de eleştiririm. Dolayısıyla birşeyin hepsi yanlış olmaz. Hepsi de doğru olmaz. Doğru kısımlarına katılırsın, yanlış kısımlarını da eleştirirsin. Mesela bak, Beşiktaşlı gençler ne dediler? Protesto güzel. Fikirlerimizi beyan etmek güzel ama mala, cana zarar vermek çirkin. Bak ayırım yapıyor. Gerekli işareti verdik, gerekli anlatacağımız konuları anlattık, “tamam” diyorlar. Mesela bu, makul. Bunun için de bile makul olamayan yerler olabilir, makul olan yerler olabilir ama akılcı düşünüyor Beşiktaşlı gençler. Aslında düşündüm de ya mesela Beşiktaş gençliği Türkiye için aktif bir güç, Fenerbahçe gençliği aktif bir güç, Galatasaray gençliği aktif bir güç. Yani dünyayı titretecek güçler. MaşaAllah, vatana, millete, bayrağa sadakatte, Türkiye’nin bölünmezliğini müdafaada esaslı bir güç ayrıca. Karadeniz boydan boya ayrı bir güç, Anadolu’nun delikanlıları ayrı bir güç. Ordumuz zaten bir güç, polisimiz ayrı bir güç. Muazzam bir milletiz maşaAllah.

“Hocam İzmir’de yayın yapmayı düşünüyor musunuz? Boran Can.” Ne demek istiyor, İzmir’de yayın yapmak.

DİDEM ÜRER: “Oraya da gelecek misiniz?” diyor herhalde.

ADNAN OKTAR: Röportaj filan mı?

DİDEM ÜRER: Olabilir, ya da sizin gidip belki oradan yayın yapmanızı mı soruyor?

ADNAN OKTAR: Onu düşünüyordur, evet. İzmir’e gidip canlı yayın yapacağız. İzmir insanları güzeldir ama çok çok güzeldir, çok tatlıdır İzmirliler. Genç kızları çok güzeldir İzmirlilerin. Hayrettir yani Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah’ın yaratması olarak filinta gibiler, çok güzeller. Halkı da çok sevecendir, hoş sohbet. Cenab-ı Allah’ın hikmeti, Anadolu’nun ahlakı orada hâkimdir.

Hasan Bilgin; “Sorularımıza ve görüşlerimize yer verdiğiniz için program değil, karşılıklı sohbet oluyor. Çok akıcı” diyor.

Banker Bilo; “yayınızdaki bayanlardan ‘inşaAllah, maşaAllah’ kelimelerinden başka sözleri duyabilecek miyiz?” İşte benden önce program yapıyor onlar, uzun uzun ilmi, akılcı, kapsamlı konuşuyorlar. Ayrıya birçok yerde yazıları çıkıyor. Onlar yeter ama ben gelince şimdi herkes bana dikkati kilitleniyor. Yani şimdi burada “illa” dersin “Hocamız konuşsun bir an önce.” Doğru mu Banker Bilo?

DİDEM ÜRER: Hocam, A9.com.tr adresinde “Arkadaşlarımızın Sohbetleri Bölümü”nde, o sohbetleri görebilirler, inşaAllah.

“Hocam o köprünün bir tek ismi var. O da “Muhammed Mehdi Köprüsü” diyor. Bütün isimler güzeldir inşaAllah. Resulullah (s.a.v.)’in ismi güzeldir. Ama böyle herkesin hoşuna gidecek, herkesi mutlu edecek bir isim olabilir. “Hacı Bektaş Veli Köprüsü” de güzel yani. İyi olur “Hacı Bektaş Veli Köprüsü.      “ Bence öyle yapsınlar, inşaAllah.

Diyor ki kardeşlerimiz; “Yahudileri ve Hristiyanları veliler edinmeyin.” Peki, 9. Sure’nin 23. ayeti “Ey iman edenler” diyor Cenab-ı Allah “eğer imana karşılık inkârı sevip tercih ediyorlarsa” her hangi bir noktada inkârı savunuyorlarsa, mesela Kuran’ın her hangi bir hükmünü kabul etmiyorsa, İslam’a ait herhangi bir hükmü kabul etmiyorlarsa, “babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin.” Sen, baban mesela karşı oluyor dinin birçok hükmüne, veli ediniyorsun. Burnunun dibinden çıkmıyorsun “babacığım babacığım” diye. Kardeşini bağrına basıyorsun İslam’ın birçok hükmünü yapmıyor mesela. “Sizden kim onları veliler edinirse işte bunlar zulmeden kimselerdir.” Nedir burada? Onun yoluna giden, yani onun dediğini yerine getiren, onun idaresi altına giren anlamındandır burada ayette. Yani onun yanlış hükümlerini uygulayan, doğru olmayan hükümlerini uygulayan anlamında. Yoksa onlarla muhatap olmayın, konuşmayın, selam vermeyin, adam yerine koymayın, düşman olun anlamında değil. Bak, eğer samimi düşünürseniz, aynı ifade. “Ey iman edenler, imana karşı inkârı sevip tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin.” Aynı şeyi Hristiyanlar ve Yahudiler için de söylüyor Allah. “Veliler edinmeyin. Sizden kim onları veliler edinirse işte bunlar zulmeden kimselerdir.” Aynı ayet, orada da aynı ifade var. Öbür ayette de aynı ifade var. O zaman burada kast edilen, onlara düşman olmak, karşı çıkmak, onlarla uğraşmak değil; onların valiliğini, idareciliği kabul etmek. Yani bir konuda onun inancına uymamak, onun yönlendirmesine uymamak. Konu bu.

Başbakanımız Afrika dönüşü şeker gibi üslup kullanır. Merhametli, sevecen tertemiz Anadolu delikanlısı Tayyip Hocam. Ama yoruyorlar bazen, çok bitkin oluyor. Normalde çok şefkatli ve halim bir insandır. İslam’a, Kuran’a tabi çünkü Kuran’a göre hareket ediyor, tabii ki şefkatli olacaktır.

Kardeşim o kadar çok ucu bucağı yok bu yazıların. Aman Allah’ım. Bunları bırakıp insan gidemiyor da. Bayağı şekerler. Ama çok çok fazla bu, sabaha kadar okusak bitmez.

Bir de kardeşlerimiz diyorlar ki; “Hocam, polisin mağdur olduğuna dair fotoğraflar var ama halkın mağdur olduğuna dair fotoğraflar niye yok?” Kardeşim şimdi ne faydası olacak bunun? Sadece üzüntüyü artırır, tedirginliği artırır. Biz barıştırmak, ortalığı huzur, sevinç ve bereket içinde kılmak istiyoruz. Şimdi olmuş bir kere. Yani bu fayda getirmez. Devlete karşı, polise karşı da bir öfke olduğu için bazı kişilerde, bunun yatışması gerekiyor. Onun için onların şefkat yönünü harekete geçirecek resimleri gösteriyoruz. Şimdi öyle bir şey olduğunda, o denge bozulmuş olur. Çünkü olmuş o artık bir kere. Polisimiz mazlum, milletimiz mazlumların mazlumu. Mühim olan bundan sonraki polisin tutumu. Dolayısıyla ben faydalı bir çığır, faydalı bir yol için kapı aralıyorum. Onun bir faydası olsa yaparım. Hayır yönüne bakıyorum, güzellik yönüne bakıyorum. Tamam, yarın görüşürüz, şimdilik bu kadar yeter, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü