Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (6 Haziran 2013; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

DİDEM ÜRER: Giyim zevkine, hitabetine, aklına ve gözlerindeki imanın derinliğine hayran olduğum aşkımın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey’in torunu Mustafa Sait Güngör, “Hocam merhaba. Başbakanımızı karşılamaya gideceğiz. Siz de duyurabilir misiniz?” Başbakanımız bizim sevdiğimiz, saygı duyduğumuz, değer verdiğimiz bir insan. Eksikleri, hataları olabilir. İnsan, o da imtihan oluyor. Melek değil. Yanlışları olabilir. Gittikçe olgunlaşır, gittikçe gelişir. Hatalarını görür, düzeltir. Dolayısıyla böyle melek kusursuzluğunda bir başbakan aramak, yanlış olur. Tabii karşılamaya gidersiniz, gideceksiniz. Nezakettir, saygıdır. Yalnız bırakmak, zaten çok ayıp. Aksi olmaz. Ama böyle bazen dangalaklar çıkıyor, abuk sabuk bağırtılar böyle münasebetsizlik yapıyor, aptal kafasına güveniyor, kendince ucuz kahramanlık yapmaya çalışıyor. Böyle aptallara karşı dikkatli olursanız iyi olur.

Ama komünist deyip de geçmemek lazım. Haklı yönleri olabiliyor. Mesela ben şu havaalanı işine önce gıcık oldum, havaalanı işine niye karşı çıkıyorlar? Ama “havaalanı yapılacağı yer de, ormanlık alan” diyorlar. Kardeşim ne gerek var? Çöl gibi yerler var. Bomboş geniş arazi var, oraya yapın. Yeşillik alana yazık, günah değil mi? Ne gerek var? Dümdüz arazileri var İstanbul’un birçok. Silivri’de orada burada falan dümdüz yerler var. Boş arazi yani süper olur havaalanı için. Ormana çok yazık. Yani çevre mühendisleri, en hayati görecekleri konu bu. Şimdi kardeşim üç havaalanına da İstanbul’un, on havaalanına da ihtiyacı olabilir, yirmi havaalanına da ihtiyacı olabilir. Hep ormanın içinden gideceksek, bitti o zaman ormanlar. Olmaz. Boş yerler, kıraç yerler aramak lazım. Uzak da olsa, binsin otobüse gitsin havaalanına. İki saatse yolu binsin arabaya gitsin. Hızlı tren yapılır, havaalanına giden, adam saat başı oradan kalkan hızlı trenle gider havaalanına. İlla İstanbul’un göbeğinde olacak diye bir şey yok ki. İstanbul’un çok uzağında da olabilir. İki saat uzağında da olabilir, bir buçuk saat uzağında da olabilir. Ama boş arazi olsun. Yazık, günah yani.

DİDEM ÜRER: Başbakan kapanmış kömür, maden ocakları demişti havaalanı için. Galiba üçüncü köprü için ormanlık alan diyorlar. Ama tam hangisi şu an bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Tamam öyle boşsa olur, inşaAllah. Ama mesela bu üçüncü köprü, ben ağaca hiç kıyamam. Yolda da mesela görüyorum ağaçlar. Adam çivi çakmış, illet oluyorum. Senin vücuduna çaksalar o çiviyi, ister misin? Yazık değil mi, ağacın üstünde çivinin ne işi var? Tabii yazık ona. Oradan mantar alabiliyor. Damarını kesiyorsun çakıp onu. Kaç yıllık? İki yüz yıllık ağaç. Ne güzel, ne tatlı, git sev onu, canlı. Ağzı yok, dili yok, konuşamıyor da. Orada kuzu kuzu duruyor. Fatih Sultan Mehmet’i gören tipler de var bazen. Böyle acayip dedelerin dedesi, eski mi eski yani. Çok şekerdir ağaç. Ağaçlara yazık. Ama çok iyi bu çevreci olayı Allah sebep ediyor. Onların vesile olmasıyla da korunuyor biraz bu yeşillikler, güzellikler. Aferin onlara kimse onlar.

Yalnız komünistlerin araya girmesine gıcık oluyorum. Vardı ya BDP’li bir isim, cankurtaran giderken arkasından giden?

DİDEM ÜRER: Sırrı Süreyya Önder.

ADNAN OKTAR: Uyanık taksici. Ama süper laf, şahane bir laf, tebrik ediyorum. Bazen böyle çok şahane laflar ediyorlar. Hakikaten onlar da böyle uyanık taksici gibi çevrecilerin peşine takılırlar. Çevreci ayrı çocuklar onlar kibar, nezaketli, şeker delikanlılar. Genç kızlar da öyle, dünya tatlısı onlar, çevreciler. Ne alaka arasına giriyorsunuz çocukların? Kesinlikle aralarına sokmasınlar
Orman, kıyılacak bir şey değil orman.

DİDEM ÜRER: “Tam yani klasik ormanlık alan gibi değil ama kesilebilecek ağaçlar var” diyorlar. Mecburen kesilmesi gerekiyormuş bu yönde.

ADNAN OKTAR: üç beş tane mesela on tane, elli tane de olabilir. Ama hepsini teker teker söker, taşırsın, güzel bir yere ekersin. Hemen onun bitişinde bir yere ekersin. Öyle olur. Ama orman, ağaç aynı insan gibi. Aynı bir köpek, kedi gibi.

Şimdi çevreci gençler bunlar şeker bunlar bal. Bunlar çok tatlılar. Aralarına komünistleri de sokmuyorlar, dünya tatlısı. Türkiye onların. Onlar bizim canımızın içi. Onlar çok klas, şeker insanlar. Ne alaka adam öldürmüş katilleri aranıza sokuyorsunuz? Baktınız eşkali bozuk falan, “kardeşim uzak dur. Ne alaka dersin, sen işine bak, uzak dur” dersiniz. Sen güzel insansın, kaliteli insansın, görgülü insansın, klassın. Adam en az üç-beş kişiyi faili meçhul ile öldürmüş, şehit etmiş. “Bas git” diyeceksin. Tabii bakıyorum aslan gibi delikanlılar, tertemiz kızlar, parkalı it-kopuk takımı arkalarında. Ne alaka? “Çekin, gidin” desinler. Yeşilliğe duyarlı olmaları, hayvanlara, köpekle beraber yatıyor falan şahane, çok güzel. Kedisiyle geliyor, şahane.

DİDEM ÜRER: Köpeğe gözlük ve maske takmışlar.

ADNAN OKTAR: Köpekle beraber sarılmış yatıyor. Köpeğin maskesi de var, gözlüğü de var. Bir de dobiş bir şey. Kaliteli gençler, ufku geniş olan gençler, akıllı olan gençler, onlar bizim canımız. Onlar içlerinde Allah sevgisi olan, modern İslam anlayışı içerisindeler, Allah’a coşkuyla içlerinde sevgi duyuyorlar, bağnazlığa şiddetle karşılar. Ultra modernler. Aşk insanı, muhabbet insanı onlar. Merhametli, kediye acır, köpeğe acır, ağaca acır, fakire acır. Kültürünü arttırır, birbirlerine nezaketlidir, saygılıdır, hürmetlidir. Tamam, ne güzel. Tam İslam ahlakı, ne güzel. Kadim İslam ahlakı. Ta Hz. İbrahim (a.s) dönemi, ta Hz. Adem (a.s) dönemi, Hz. Yakup (a.s), Hz. İsmail (a.s), Hz. İshak (a.s) dönemi, hep öyledir. O devren en kaliteli insanı hep Müslüman olmuştur. En seçkinleri.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam bu gece saat iki de sizin de söylediğiniz gibi Türkiye’ye gelmesi beklenen Başbakan Sayın Erdoğan, Tunus’ta yaptığı açıklamada; “Hiçbir hak hukuksuz yollarla aranamaz” dedi. Başbakan Erdoğan, sizin de dün dikkat çektiğiniz şekilde, “Taksim projesinin tarihi, çevreyi ve kültürü bir arada toplayan bir proje olacağını, bunun İstanbul’da çok güzel bir ortam oluşturacağını” vurguladı.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi Tayyip Hocam’ın oraya şöyle geniş, büyük bir havuz yapması lazım. Göl gibi olacak. Bakan, ucu bucağı olmayacak. Çok güzel bir şey. Hatta deniz suyuyla da besleyebilirler. Bayağı büyük bir yer, inşaAllah. Gençler ayağını sokacak olsun havuzun içine. Etrafına dizilecekler böyle, şarkı söyleyecekler, eğlenecekler. Alabildiğine büyük ağaçlar, uçsuz bucaksız olması lazım. Kafeler peş peşe, restoranlar. Otel istemiyorum ben vatandaş olarak. Birisinin köşe dönmesi beni ilgilendirmez. Bir de millete de tepeden bakan tipler oluyor, bir kısmı. Zengin, yalısı dikenli tellerle kapalı. Yazıhanesine gitmek mümkün değil. Halkla muhatap olmaz. Böyle arabasıyla giderken de yandan bakar. Kardeşim benim paramla sen zengin olmadın mı? Benim imkanlarımla zengin olmadın mı? Neyinle hava atıyorsun? Kaç günlük ömrün var? Ölüp gidiyorsun sonunda. Ben tenzih ederim Sakıp Sabancı’yı. Ben çok severdim onu, candı. İmparatorluk gibi mal edindi. Dedi ki, “çeyrek ekmeğin arasına kıyma koyup yiyemiyorum” dedi. “Zenginim ama malım bana bir fayda sağlamıyor” dedi. Ve vefat etti, gitti. Bak şimdi birkaç metre toprağın altında duruyor şuan kıpırdamadan. Atları, köşk falan hepsi duruyor. İşyerleri, hepsi duruyor. Ama kendi o birkaç metrekare kara toprağın altında, yıllardan beri kıpırdamadan bekliyor. Işık yok, hava yok, hiçbir şey yok. Öyle duruyor onun altında. Kıyamete kadar da çıkamaz. Yani dünya geçicidir. Zenginlerimiz de halka şefkat, sevgi duysunlar. Çok mesafeli olmasınlar. Kardeşim ünlü zenginler var, tanımam, etmem, bilmem. Ne olur halkla bir iç içe olun, milleti sevin yani şefkatli olun. Fakirlere bir şeyler dağıtsalar, değil mi? Hayır, yine malı onun olsun. Ama yani göster bir güzellik olsun, iç içe olun insanlarla. İşte iş yeri yapılması. Kardeşim geçende de söyledim, zaten her yer dükkan dolu. Kimsenin parası yok ki alışveriş yapsın zaten. Ne yapacağız? Ama mesela orada uçsuz bucaksız güzel müzeler, sanat sergileri. Nereye gidiyorsun? “Taksim’e gidiyorum” desen, şimdi gittin mi bir tek Gezi Parkı var. Bir avuç bir şey. Ben de zannettim acaba dedim görmediğim yeri mi var Taksim’in? Bir avuç bir yer. Çok küçük. Kardeşim elli mislini yap. İstimlak et, geriye doğru git gidebildiğin kadar, aşağılara doğru git. Fransa’yı geçelim. Paris’in sokağını geçelim. Çok kolay olur. İstanbul dünyanın en güzel şehri olsun. Bir kere doğal güzelliğimiz müthiş. Bir de öyle çok kaliteli bir ortam meydana getirirsek, muazzam olur. Mesela Topçu Kışlası’nın kubbeleri altın kaplanması lazım, çok ince. Hem çok dayanıklı olur, hem güneş vurduğunda, cayır cayır yanar kilometrelerce öteden. Acayip güzel. Kubbet-üs Sahra gibi çok acayip güzel olur.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizin evinizde küçücük bir incir ağacı var. Hiçbir şekilde kestirmediniz, onu ona göre ayarlattınız, evin dizaynını.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bak dal evin kenarından çıktı. Evin içinde besliyorum ağacı.

DİDEM ÜRER: Ve o senelerdir Hocam hiçbir şey olmadı.

ADNAN OKTAR: Hep çok özenle, dikkatle bakıyorum, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir çapulcu kardeşimizden istirham varmış. Daha doğrusu canulcu demiştiniz siz. “Güzel Hocam, canım Hocam, lütfen Tuğrul Cansel’i seviyorum der misiniz? Yalvarırım Hocam. Çok önemli” diyor.

ADNAN OKTAR: Tuğrul’u seviyoruz, inşaAllah. O bizim kardeşimiz, inşaAllah.

Çarşı, bugün yazılı açıklama yapmış, Yunus Emre’nin beyitleriyle başlıyor açıklama. “Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyleme. Bir gönül yapamazsan yıkıp viran eyleme. Bilenler bilir bizi. Gerektiği zaman özür dileyenleri severiz. İstemeden de olsa kime ne bir zararımız dokunmuşsa, geride bıraktığımız tek bir çöp için halkımızdan ve dünyadan en onurlu işini, en az ücret karşılığı yapan tüm temizlik işçilerimizden özür dileriz.” Çarşı; Beşiktaş’ın delikanlıları, Koçyiğitleri, aslan onlar, maşaAllah.

Tayyip Hocam, belki biraz hani muhafazakarların onun modernliğinden rahatsız olacağını da düşünüyor olabilir, bir denge siyaseti gidiyor olabilir.

AYLİN KOCAMAN: Fikirleri de Hocam, şu anda çok hayranlıkla bakıyorlar ona.

ADNAN OKTAR: Evet, modern olması, bayılırlar yani. Avrupa da çok hoşlanır sevecen olmasına. Arap ülkeleri, onlar beceremedi Arap ülkesi. Mesela Mısır beceremedi. Buraya da geldiler gariplerim, hakikaten çaresizler, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Komünistlerin de gücü yok. Dindarlar da kalabalıklar ama bağnaz felsefe hakim olduğu için, yeni bir dine bakış açıları da olmadığı için, bağnaz felsefe ellerini kollarını bağlıyor, felç ediyor onları. Yani mesela kadını yarım görüyor sistemleri, felsefeleri. Şimdi kadına saygı gösterecek, felsefesinde yok. Yapamıyor o yüzden. Mesela çocuk sevgisi, temizlik. Çünkü diyor ki, “bir hırka, bir lokma.” Beton zeminde yatıp kalkıyor adam. Kaliteyi yok ediyor. Halbuki kalite çok çok önemlidir. Yani iktidarların en önemli hedeflerinden birisi kalitedir. Mesela kalite olmuyor. Yani şimdi Türkiye’de de işin doğrusu kalite düşük. Hizmet güzel ama kalite düşük. Mesela havaalanı oluyor ama o yeşilliğiyle, güzelliğiyle, klaslığıyla, modernliğiyle bir hoşluk göstermesi lazım. İşlevsel oluyor. Tamam, sağlam binalar, İran’da da öyle. Mesela yıkılmaz bina yapıyor. Ama küt. Kaliteli değil. İran’da kaliteli hiçbir bina bulamazsın. Mesela Dubai kaliteye önem veriyor ama biraz da atom forvetler yani. Biraz Pakistan modeli falan karışık, değişik bir şey. Özenti ama çok abartılı böyle hani Hint kültürü var ya, onu andırıyor. Ama yine de hiç yoktan iyi, öbürlerine göre daha iyi.

Tayyip Hocam, ultra modern olup bütün Avrupa’nın hayran olacağı bir üsluba dönse, şahane olacak. Yapsın bence. Hepsinin de ağzını tıkamış olur. İnşaAllah. Ama kardeşim söyleyeyim, Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan, hiçbir yer durulmaz. İlla ki Hz. Mehdi (a.s). İmkansızdır. Peygamberimiz (s.a.v) diyor, “bütün hükümetler denenecek, herkes denenecek, her fikir denenecek, hiç biri kurtuluş olmayacak, ta ki evlatlarımdan Muhammed Mehdi çıkıncaya kadar” diyor. Mehdiyet’in yeni bir aşamasıdır bu, şu an. Bir zemin aşamasıdır. Hızır (a.s)’ın parmağı olan bir olaydır. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam Büyük Birlik Partili kardeşlerimiz de Başbakanımızı karşılamaya gitmişler.

ADNAN OKTAR: Büyük Birlik. Güzel yapmışlar.

DİDEM ÜRER: Bir de bir duyuruları var, Alperen kardeşlerimiz şöyle söylüyorlar: “Allah’ın izniyle yeni il merkezimizdeki sohbetlerimize 8 Haziran Cumartesi akşamı saat 20:00’da Alperen Ocakları İstanbul Eski İl Başkanlarımızdan Selim Şimşek’le bismillah diyoruz. Tüm Alperenleri bekleriz. Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Hüseyin Aktaş.”

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Allah mübarek etsin. Allah sayılarını arttırsın. Onlar can, onlar ahir zaman velileri, onlar ahir zaman aslanları. Allah her yerlerini nur kılsın.

DİDEM ÜRER: Bir de Hocam, 7 Haziran 2013 saat 20:05’te Beykoz Necmettin Erbakan Kültür Merkezi’nde Muhsin Yazıcıoğlu suikastının perde arkası paneline davetlisiniz, onu söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, iddia edilen Ergenekon terör örgütü bak şu anda da pervasızlığını devam ettiriyor. İnanılır gibi değil, bir hafta öncesinden dediler ki, “bir siyasi lidere suikast yapılacak” dendi. “Ya” dedik, “nasıl yaparlar?” Hatta ben dedim ki, “Tayyip Hocama mı acaba yapacaklar?” dedim. “Tayyip Hocamın konuşma yaptığı yere kurşungeçirmez, camdan bölüm yapalım” dedim, “olağanüstü tedbir alınsın” dedim. Vay kahpeler. Meğer benim canımı hedeflemişler. Canımızı, Muhsin Yazıcıoğlu velidir, güzel ahlaklıdır, sevecendir, dünya tatlısıdır, mütevazidir. Benim canımı hedeflemişler. Ve kahpece bir tuzakla onu şehit ettiler. Aynen dedikleri çıktı. Bir hafta öncesinden söylediler. Bağırdık buradan, dedik, “tedbir alın.” Genel olarak siyasiler için “tedbir alın” dedik. Buna rağmen yaptılar.

Bakın çok güzel, bir kardeşimiz, bir ev, çok güzel bir ev yapılmış, ağaca dokunmamışlar. Evi ağaçla iç içe güzel bir halde dizayn etmişler. İşte olacak olan budur.

DİDEM ÜRER: Bu ağaç olmasa çok vasat olur.

ADNAN OKTAR: O ev neye yarar o zaman? Ne güzel olmuş. Tebrik ederim kim yaptıysa.

Orhan Çelenk; “Allah sizden razı olsun Hocam. Herkesi kucaklayıcı ve yapıcı yaklaşımınızı hayranlıkla izliyoruz.”

Berkay Mürseloğlu; “Hocam, dinlemeye doyamıyorum sizi. Antalya’dan selamlar. Ultra moderniz hepimiz” diyor. MaşaAllah.

Oğuzhan Sancı; “Canlı yayındayım. Adımı okursanız ve sizi sevdiğimi söylerseniz çok mutlu olurum.” MaşaAllah. Allah da seni sevsin.

Hande Özsoy; “Tayyip Hocamı kardeşlerimiz, kardeşiz, kardeşiz bizi kimse bölemez sözleri, sevgi ve kardeşlik sloganları ile karşılasınlar.” Demin söylediğimizi söylüyor. Evet. Kardeşiz, kardeşiz. Bizi kimse bölemez. Kardeşiz, kardeşiz. Bizi kimse bölemez. Güzel.

“Kıyametin koptuğunu görseniz dahi elinizdeki fidanı dikiniz. Hz. Muhammed (s.a.v)” Evet, “Hocam, siz de böyle bir yöntem içerisindesiniz” diyor. MaşaAllah.

Seyfullah; “Hocam sizi canımdan çok seviyorum. Lütfen canlı yayında bir kere Seyfullah Çiçekçi talebemdir deyiniz, lütfen Hocam” diyor. Tamam, bir şartla sen de “Adnan Hocam benim talebemdir” diyeceksin, ben de o zaman onu diyeceğim.

“Hocam Hz. Mehdi (a.s) gelince Allahualem, ilk önce Kabe’nin etrafındaki beton görüntüyü yeniden düzenleyip, orayı yeşillendirir.” Tabii. Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde ilk yapacağı şeylerden birisi, Kabe’ye yapılan o saygısızlığı, -güya saygısızlığı, kendilerince öyle zannediyorlar-kaldırmaktır. O gökdelenlerin hepsini kaldıracak Hz. Mehdi (a.s). Yemyeşil, bağlık, bahçelik. Resulullah (s.a.v)’in sözü o; “Yemyeşil olacak” diyor, “çöl. Çölde ırmak akacak” diyor. Söz bir, Allah bir, ya Resulullah (s.a.v), inşaAllah yapacağız Allah’ın izniyle, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri olarak. Beton binaların içerisinde yok etme kafası, akla bak sen. Oradaki Kabe’yi kendi kafasınca yok edecek. Sen bir gör, orada tek bir bina kalıyor mu? Yemyeşil yapacağız, yemyeşil. Binanın ne işi var orada kardeşim? Git 100 kilometre öteye yap, 50 kilometre öteye yap. Hızlı trenle giderler. Ne alakası var?

Serkan Candan; “Topluluğu kucaklamanın sırrını bence sizden en iyi bilen yoktur. Açıklar mısınız, zahmet olmazsa Hocam” diyor. İşte Kuran ahlakıyla, Allah sevgisiyle herkese şefkat. Dinsizine de, dindarına da şefkat.

“Havai fişek atma, kuş ölüyor” diyor. Güzel. Hülya Sepken. Hülya da güzel kızmış maşaAllah.

Semra Aydın Avşar; “Bayraklar ve havai fişekler var ama genel olarak herkes aynı.” Mesela bayrak sevgisi, helal olsun. Geçenlerde bir zırtapoz, bayrak yakıyor, Türk bayrağı. Yaksan kaç yazar? Yetmiş milyonun, yetmiş milyon bayrağı var. Güya yakıyorsun. Güya, kendi kafanca. Bir yetmiş milyon bayrak daha gelir onun yerine. Boşa uğraşıyorsunuz. Gençlerin bu bayrak sevgisi çok güzel. Aferin, maşaAllah.

Şu Maocu yalanlarına da Allah aşkına bir son verin. Çok kötü.

Çağlar Genç; “Bir tane kara sinek girdi eve. Yemin ediyorum böcek ilacı sıkamıyorum hayvana. Anladım çünkü ne çektiğini” diyor. “Vız vız yapar gider, kıyamam” diyor.

Sibel Can gibi bir sanatçı bir daha gelmez. Niye? Çünkü acı içinde yetişmiş bir insan. Çile içinde yetişmiş bir insan. Aşkla söyler. Bak açıkça söyleyeyim, istisnaları belki kabul edebiliriz. Zengin ve rahat yaşamış bir insan hiçbir şekilde o tarz bir sanatçı olamıyor. Yani yok. İlla çile çekmiş, hep acı çekenlerdendir dikkat ederseniz. Hep fakir. İbrahim Tatlıses mesela “mağarada doğdum, mağarada yaşadım” diyor, “evim” diyor. Hep çileyle yetişmiştir. Ne kadar candan aşkla söylüyor.

“Selamun Aleykum Hocam. Başbakanımız on gün önce, ‘insanı hayvan sananlarla da hesaplaşacağız’ demişti. Bekliyoruz, inşaAllah” diyor. Öyle mi dedi Başbakanımız?

DİDEM ÜRER: Belki o şekilde, öyle bir ifade kullanmamıştır.

ADNAN OKTAR: “Hesaplaşacağız” demedi. Lafı çevirme. “Güneş doğuyor” diyor, “kazanın dibinde fasulye pişiyor” diyorsun. Ne alaka? Darwinistlere Başbakanımız, “karşıyım Darwinizme” dedi, anlattığı, o.

DİDEM ÜRER: “Sandıkta hesaplaşacağız” diye söylemiş Başbakanımız.

ADNAN OKTAR: “Sandıkta” tamam, güzel. Sandıkta hesaplaşılmıyor mu?

“Kalite ve İslam konulu kitabınızı bekliyoruz.” Yazıyorum, hazırlanıyor, inşaAllah. Daha çok hazırladığım kitap var. Yeni çıkan ama bir tane, iki tane değil.

DİDEM ÜRER: Havaalanına giden bütün trafik durduğu için insanlar yürüyerek şu an gidiyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Güzel. Başbakanımıza insanlarımızın sevgi göstermesi, bir vefa borcudur, bir nezakettir. Güzel tabii inşaAllah. Yani o muhabbeti, o sevgiyi, o coşkuyu, o barışçılık ruhuyla benim dediğim veya bir başka tarzda sevgiyi ifade eden sözlerle, bilmiyorum onlar kanuni mi, değil mi de, izin alsınlar valilikten, ona göre hareket edebilirler.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu arada sizin kalitenin önemini anlatan tüm açıklamalarınız, deşifre olarak yayın yaptığımız sitemizde mevcut. A9 sitesinden de, harunyahya.org sitesinden de bulabilir kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Tamam.

Seyfi Çiçekçi; “Hocam, Rize’de olayların içindeydim. Polislerimiz canla başla komünist arkadaşları korudu. Lütfen yalan atanlara oradan seslenin.” Tamam, ben de gördüm. Bayağı titizlikle korudular. Ama Karadenizli, Laz şekerler, onların coşkusu benim çok. Tabii yani her zaman şefkat esastır, delikanlılığın özünde bu vardır, şefkat. Müslüman’ın temel özelliği. Polisimiz de candır.

“Hocam, ben de bir slogan buldum” diyor; “Kardeşiz, kardeşiz, Mehdi talebesiyiz.” Yani tabii hepimiz, bütün Müslümanlar, Hz. Mehdi (a.s) talebesidir, ben de, sizler de, hepimiz inşaAllah.

Mustafa Yıldırım, Milli Gazete Sorumlu Yazı İşleri Müdürü; “Usta’nın havaalanındaki karşılamasını izlemek istemeyenlere, A9 TV’yi önerebilirim. İlminiz artar belki bu sayede.” Yani nasıl diyelim? İlim tabii her yerde var. “Çin’de olsa alın” diyor Cenab-ı Allah yani Resulullah (s.a.v) vesilesiyle bize bildiriyor. Bizde ilim, nakil var bizde tabii. Naklediyoruz. İlim ayrı.

DİDEM ÜRER: Ama hikmet var Hocam sizde, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Bakın aslanlara bayrağı açmışlar, çok güzel. Görebiliyor muyum? Allah Allah, Allah Allah şu bayraktaki ihtişama bak. Çok güzel. İşte bu komünist bazı arkadaşların, PKK’lıların yani çıldırtıyor adeta. Tansiyonlarını çıkartıyor. Dünyanın en güzel bayrağıdır Türk bayrağı, ben söyleyeyim.

Bir ihtişamı, bir güzelliği vardır, maşaAllah.

Ne oldu Tayyip Hocam, geldi değil mi?

DİDEM ÜRER: Evet, uçağı indi ama daha havaalanından dışarı çıkmadı. 100 bin kişi karşılamaya gelmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yüz bin de olur, milyon da olur. Tayip Hocam’ı seven çok.

Müzik Arası

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam geldi mi?

DİDEM ÜRER: Evet, şu an indi.

ADNAN OKTAR: Hadi bakalım hayırla selametle. Ama çok kalabalık. MaşaAllah onlara da Allah güç-kuvvet versin. Bir oraya gidiyor, bir oraya gidiyor Allah selamet versin. İnsan bir seyahate gidiyorlar iki gün dinleniyorlar. Annemiz söylediğimi yapsın. Tayyip Hocam’ı Cumartesi Pazarları dinlenmeye teşvik etsin. Gezsin Tayyip Hocam. Bilal bir fasıl getirmişti, onu muntazam hale getirmesi lazım.

DİDEM ÜRER: “Vatan, kardeşlik, huzur” diye slogan atıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: “Vatan, kardeşlik, huzur” güzel. O ve ona benzer böyle birliği beraberliği ifade eden sloganlar, eğer bir mahsuru yoksa güzel olur.

“Hocam, Başbakan gerçekten Osmanlı’yı biliyor mu?” Bilir, niye bilmesin? Hepimizin bildiği kadar veyahut daha fazla bilir. İhtisas gerektiren bir konu ama genel anlamda Osmanlı deyince bizim aklımıza sevgi dolu, İslam’a Kuran’a aşık bir ruh gelir.

“Ertuğrul diye bir arkadaşım vardı” diyor, Selvan Tanrıkulu. “Kendisini ateist olarak belirtiyor, yalnız ateist değil. Günah mıdır?” Ne demek istemiş?

DİDEM ÜRER: Ateist olmadığı halde ateist olduğunu söylemesi günah mı?

ADNAN OKTAR: Mantıklı bir şey değil. Tabii ateisttir herhalde, Ateist olmasa niye söylesin? Belki tereddüt ediyordur, yani karar veremiyordur, olabilir.

“Hocam, senin bu iktidara ihtiyacın yok, tek başına iktidarsın maşaAllah. Ben tarafsız olmanızı tercih ederdim. Gülçin İpek.” Gülçin, işte tarafsızım. CHP’yi canı gönülden destekliyorum. CHP’de çok sevdiğim insanlar var. MHP’yi destekliyorum büyük bir coşkuyla. Büyük Birlik Partisi’ni destekliyorum. Saadet’i destekliyorum. Ama AK Parti’nin de güzel olan yönlerini, faydalı olan yönlerini destekliyorum. Yanlış gördüğümde de eleştiriyorum.

Çapulcu Tuğrul Keleş; “Hocam, sizi bir ağabey, bir amca, bir baba olarak görüyorum, çok iyi bir adam ve insansınız.” Teşekkür ederim, Allah razı olsun.

Hasan Sağlık; “Hocam, Rize’den yazıyorum. Arkadaşlarıma sizin sayenizde İslam’ı doğru biçimde aktarıyorum.” MaşaAllah. Rize halkı candır, bütün Anadolu gibi.

Ankara Çubuk silme delikanlıdır. Ankara Karaşar silme delikanlıdır. Yani öyle anladığınız gibi değil. Yani eğer delikanlılığın kitabı yazıldıysa, oradadır. Hayrettir o, Osmanlı’dan gelen bir gelenek hep delikanlıdırlar yani. O zamanlar bir ananeydi delikanlılık. Hepsi kabadayıdır, inşaAllah. Onun da faydası oluyor tabii. Yani sırık bir millet değiliz. Bazı millet çok sırık korkaktır, bizim milletimiz öyle değildir.

Tayyip Hocam konuşmaya devam ediyor.

DİDEM ÜRER: Evet Hocam, ara ara kesiliyor sözü.

ADNAN OKTAR: Sloganlarla.

DŞİDEM ÜRER: Birkaç başlık söyleyebilirim isterseniz konuşmalarından.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

DİDEM ÜRER: “Biz seccadeleri başında dua eden anneleri, nineleri, tüm işçi, emekçi kardeşlerimi selamlıyorum” diye başladı konuşmasına. “Türkiye kadar vakur, ağırbaşlı genç kardeşlerimi selamlıyorum.” Yunus Emre’den bahsediyor ve “ben kavga için gelmedim, benim işim sevgi için, dostluklar gönüller yapmaya geldim” diyor. Ve “Allah kardeşliğimizi daim etsin. Rabbim birliğimizi, dayanışmamızı, muhabbetimizi daim etsin” diye dua etmiş. “Gönüller kırmaya değil, gönüller yapmaya geldim.”

Ne diyor Tayyip Hocam başka?

DİDEM ÜRER: Hocam, şöyle söylüyor: Faiz lobisinden bahsetti; “Biz yapmayı biliriz. Bugüne kadar yaparak, üreterek, inşa ederek Türkiye’yi büyüterek bugüne geldik. Şimdi altını çiziyorum, faiz lobisine rağmen buralara geldik. Faiz lobisi borsada spekülasyon yaparak, bizi tehdit edeceğini zannediyor. Bu tehditlere uymayız” diyor. “Bir banka müdürü çıkıp bu vandalizmi organize ediyorsa, buna karşı bizim söyleyeceğimiz olur. Biz bugünlere Türkiye ekonomisini büyüterek geldik. Bizimle uğraşmaya başladılar. Biz buralara insanımızı yücelterek geldik. Böyle bir dönemde nereden çıktı bu işler? Biz bu günlere Ya Sabır diyerek, sabreden zafere ulaşır diyerek geldik” diye devem ediyor.

ADNAN OKTAR: Ama bir suç işleniyorsa, organize bir hareket varsa, onu polis ortaya çıkartmalı. Kimse ilgili suç işleyen ortaya çıkması lazım. Suç da işlemiyorsa, anormal bir yapı varsa, halkın da bu konuda bilgilenmesinde fayda var.

DİDEM ÜRER: Şöyle devam ediyor: “Herkes şunu bilsin ki biz Türkiye’yi kardeşlik üzerine, kardeşlikle büyüterek bu günlere geldik. 76 milyon, hiçbir ferdini ayırt etmedik. Biz 76 milyonun hizmetkarı olduğumuzu söyledik” diye söylüyor. “Kimseyi ayrıt etmeden hizmet götürdük” diyor Başbakanımız. “Yüzde 50’nin Başbakanı olduğumu söylüyorlar. 76 milyonun hizmetkarıyım” diye söylemiş, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Güzel. Fakat işte kaliteyi ön plana almak lazım. Kalitede gelişme hayatidir. Biz Avrupa ilkesiyiz. Herhangi bir üçüncü dünya ülkesi değiliz. Bizde kalite hayati bir konu. Çevre duyarlılığı çok hayati bir konu. Başbakanımızın da bu konuyu ön plana alacağını görüyoruz, hissediyoruz. İnşaAllah, daha iyi olacak.

Kısa bir ara verelim, devam edelim, inşaAllah.

DİDEM RAHVANCI: Bugünkü yayınımız burada bitiriyoruz, Allah ülkemize huzur ve güvenlik versin. İnşaAllah, yarın tekrar görüşmek üzere. İyi geceler. 

Masaüstü Görünümü