Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (9 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BEYZA BAYRAKTAR: Aşkım, ruhum, bir tanemin yayınına başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Herkes hoş geldi, sefa geldi. Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan bugün Mersin, Adana ve Ankara’nın dört ayrı bölgesinde mitingler yaptı. Ankara’da Başbakanımız’ı karşılamak için yüz binlerce insan alanlarda toplandı. Taksim’de de Taksim Dayanışma Platformu büyük bir karşı miting yaptı. Eylemcilerin miting temsilcileri, “artık her itirazı düşmanca bir refleksle yanıtlayan, kendisi gibi olmayanların inancına, kimliğine, yaşam tarzına, bilime, sanata, saygı duymayan bir iktidar anlayışını reddediyoruz” dediler.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu gençler, beni aracı yapsınlar. Ben tam iki tarafında görüşünü dinleyeyim. En adil olanı ben açıklayacağım, teklif edeceğim, konuşacağım, inşaAllah. Samimi kanaatim. Çünkü benim hiçbir şeyden çıkarım yok. Yani adam hakikaten samimi konuşuyor da olabilir. Ben teknik değerlendireceğim. İki tarafa da bakacağım. Anlatsınlar. Doğru olan yönlerini var gücümle savunuyorum. Gerçekten bir samimi fikirleri varsa. Çünkü söylemiyorlar ne olduğunu. Şuna şu yüzden karşıyız diye net açıklasınlar. Kimse de bilmiyor yani. Oraya toplanan kalabalıklar da büyük bir bölümü bilmiyor niye toplandığını. Yani neye karşı olduğunu bilmiyor. Tamam, Tayyip Hocam’a karşılar da yani ne yönden karşılar onu bilmiyor. Bu olmaz. Mesela niye oraya köprü istemiyorlar? Niye bu Atatürk Kültür Merkezi’nin yeniden yapılanmasını istemiyorlar. Yahut hangi modelde olursa kabul ederler? Bunları bana bir anlatsınlar, söylesinler. Yazılı göndersinler madde madde. Mesela şu şu şu, açık açık. Kimse şu ana kadar bunu bilmiyor. Bir tek onlar biliyorlar gibi. Onların içinde belli guruplar biliyorlar gibi. Geçenlerde Yiğit Bulut çıktı, uzun uzun bir şeyler anlattı bir konu hakkında. Mesela ona katılıyorlar mı anlattıkları hakkında, katılmıyorlar mı? Bunlar teknik konular, anlatın. Tam ortasını bulalım, doğrusunu bulalım. Ama samimiyseniz. Ama Türkiye’yi bölmek için komünistler kendi arasında anlaşıp, bir kısım sağcıları da kafalayıp, sağcı gibi görünen solcularla anlaşıp Türkiye’yi bölmek istiyorsanız, o zaman olmaz tabi. O zaman millet kendini korur. Ama anlatırsanız samimi olarak, ben size son derece anlayışlı davranırım. Son derece sevecen davranırım. Ve sizden yana da düşünmeye çalışarak çünkü adil olanı görmeye çalışacağım. Karar vereyim, söyleyim. Yayınlayalım, anlatalım. Görünsün. Bağırmayla, çağırmayla olmaz. Yani ondan birşey çıkmaz. Çünkü bağırırken birşey düşünmek mümkün olmuyor. Toplanmayla da birşey olmaz. Toplanırsın, bilgi alamıyorsun ki, konuyu bilmiyorsun. Haklı yönleri yazın. Doyurucu bir anlatımla anlatın. Çok kolay hükümet kabul eder. Bak söz bir Allah bir ben sonuna kadar yardımcı olacağım, ne olduğun söylerseniz. Ama ne olduğu belli olmayan bir mücadele olmaz.

DİDEM ÜRER: Şu an bu Taksim platformu, “tek bir çivi bile çakılmasın Taksim’e” diye söylüyorlar. Başbakan da, “bir temsilcinizi seçin. Bana gönderin. Onla konuşalım” dedi bugün.

ADNAN OKTAR: Ön görüşme olsun. Yani bizlere bir getirsinler. Teknik, kısaca bir gözden geçirelim. Hemen anlaşılır o. O kadar karmaşık birşey yok. Sonra da gitsinler, Başbakan’la da konuşabilir. Zaten hemen net, samimi zemini açıklarız, inşaAllah. Bu şekilde olmaz. Mesela neden Taksim’e tek bir çivi çakılmasın? Vardır mantıklı bir açıklaması. Bunu söylesinler, şu sebepten diye.

DİDEM ÜRER: “Şu an ki halinden daha fazla yeşillendirelim” diye de dün söylemişti, Başbakan. Tam sizin söylediğiniz üslupla.

ADNAN OKTAR: Öbür türlü pek anlaşılır bir durum olmaz. İki tarafta birbirini görmüyor gibi. Gözü kapalı bir mücadele varmış gibi olur. Halbuki, “şu nedenle şuranın yapılmasını istemiyoruz. Şurada şunun olmasını istemiyoruz. Şöyle makul gerekçelerimiz var.” Bu zor mu bu? Bir bilen vardır içlerinde. Üç beş sayfa açıklasınlar. Sonuna kadar savunurum, inşaAllah. Teknik bir konuysa önden bir hazırlasın. Tayyip Hocam’ın da makul birşeyin aksini savunması mümkün değil. Nasıl yapacak? Makul birşey olacak. Fakat Başbakan ona direnecek. Nasıl yapsın? Acayip mahçup olur. Olur mu öyle şey? Mesela bir Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyoruz. Ama haklı gerekçelerimiz var. Hakikaten doyurucu anlatıyoruz. Kimsenin birşey diyeceği gibi durum yok yani. Ama mesela boş, mantıksız birşeyi de savunmak da olmaz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine bugün Başbakan Adana’daki konuşmasında etrafa zarar veren eylemciler için, “kendi Başbakanına ağıza alınmayacak küfür eden bir gençlik benim gençliğim olamaz. Çeşitli iş yerlerini basanlar, bu ülkenin gençliği olamaz. Aklıselim gençlerimize sesleniyorum. Bu oyunu bozun” dedi.

ADNAN OKTAR: “İstediğiniz şeyi tam söyleyin” diyecek yahut ben diyorum. Teknik açıklasınlar. Mesela kardeşim baraj yapıldığında şu zararları vardır. Şakır şakır anlatsın. Zor birşey değil ki. Kısa. Mesela üçüncü köprüyü şu yüzden istemiyoruz. Buna karşı da neden gerektiğini açıklarız. Onlar makul bir cevapları varsa, bitti. Tamam dedikleri olur. Ona kimse birşey demez ki. Makulse hakikaten bilimsel, akılcı bir karşılığı varsa, tamam doğrudur. Konu da bitmiştir. Böyle sokakta bas bas bağırmakla, polis dövmekle, bilmem ne, bu şekilde olmaz ki. Ne halkımız biliyor ne istediklerini, ne kendileri biliyor ne istediğini, birçoğu. Milletin büyük bölümü şuan olayların ne olduğunu bilmiyor. Mesela yiğit Bulut biraz açıklama yaptı. Ama o tabi kendi yönünden olayı açıklıyor. Belki onların da bir cevabı var ona karşı. Mesela Yiğit Bulut’un açıklamalarına cevabınız da olabilir. Açıklayın, anlatın, makulse herkes aklı başında bu Türkiye’de yani. Öyle aklı zayıf bir millet değiliz ki biz. Baya aklı başındayız. Hemen kabul ederiz. Konu biter. Bir kargaşa ortamı var. Mutlaka ne istediklerini açık açık, samimi anlatacaklar. Teknik olarak aklıselim galip gelir.

Baran Eren, “komünistler ne zamandan Türkiye’yi bölmek ister oldu?” PKK komünist partisi değil mi? PKK komünist değil mi? İşte böleceğiz demediler mi? Bölünmek istiyoruz demediler mi? Bu kadar şehit niye verdik?

Emre Ussuz, “Adnan Hoca gibi bir lider istiyoruz” diyor. Ben liderlik yapmak değil de, vakit geçirmek, ona emek vermek, dikkat vermek falan çok zaman alıcı birşey. Ve çok tecrübe gerektiren bir şey. Liderlik ayrı konu. Liderlik yapacak bizim çok değerli insanlarımız var. Tayyip Hocam da çekirdekten yetişme liderdir. Fakat aklıselimde birleşme ve sevgi konusunda, muhabbet konusunda ben iyiyimdir yani. Onu açık söyleyeyim. Dostluk, kardeşlik, sevgi ortamı meydana getirmede iyiyimdir. O konuda yardımcı olacağım. Ortalığı yatıştırmada iyiyimdir. “Ama Hocamız’ı Taksim’e bekleriz.” Gelelim de, Taksim’de ne yapacağız? Bedava köfteler falan var, sandeviçler var. Hamaklar kurmuş orada bazı gençler, sallanıyorlar. Biz de hamak mı kuralım, ne yapalım yani?

DİDEM ÜRER: Kütüphane yapmışlar bir tane küçük.

ADNAN OKTAR: Okumaz orada kitap birçoğu. Temiz havaya ihtiyaçları var. Mesela ben size çok güzel bir çözüm getirdim. Dedim ki, Taksim’i cennet gibi yapalım. Çok büyük havuz yapalım. Şimdi onun projesini de hazırlatıyorum. Küçük, yan havuzlar yapalım ayrıca. Meyve bahçeleri yapalım, üzüm bağları yapalım. Hayvanat bahçesi gibi küçük küçük bahçeler olsun. Kuğular yüzsün içinde. Cennet gibi yapalım. Doluşun oraya. Orada istediğiniz gibi gezin, şarkı söyleyin, eğlenin. Gelirim o zaman. Güzel hanım kızlarımız da olsun, canlar.

Murat Sadi, “Marksizm tam tersini söyler. Ama kapitalizm gelişsin ki sınıf da oluşabilsin.” Şimdi zengin Türkiye olunca ne sınıfı oluşacak, Allah aşkına Murat? Bin sekiz yüzlerin kafasıyla düşünmek biraz acayip değil mi Murat? Nerenin sınıfı? İşçiler kısa sürede ev alıyorlar. Kısa sürede araba alıyor, zengin oluyorlar. Öyle bir şey olmuyor. Fabrikalar da, hep fabrikasyon, otomatik çalışan fabrikalar var. Eskisi gibi işçi alıp, kapatıp, koyup, öyle bir şey yok. Sürekli işçilerin yaptığı görevi makineler yapmaya başladı. İşçi sınıfı diye bir şey pek kalmıyor artık. Kalabilir de ama zaten onu Mehdiyet en güzel hale getirecek. “Malı, mülkü eşit olarak dağıtacak” diyor, Mehdi (a.s), inşaAllah.

Komünistlerin haklı yönlerini ben sonuna kadar takdir ediyorum. Mesela sosyal adalet istemeleri çok güzel. Fakirleri korumaları çok güzel, değil mi? “İşçi sınıfının” diyorsunuz, “hakları korunsun.” O çok güzel. Hepsine katılıyorum ben. Zengin fakir dengesi, o düzenlensin. “Kapitalist yapıya, vahşi kapitalizme imkan verilmesin” diyorsunuz. Bunlar da güzel. Ona birşey dediğimiz yok.

Bana akılcı, samimi, hakikaten insanın vicdanına hitap eden bir açıklama getireceksiniz. Bizim millet baya akıllıdır, çok aklı başındadır. Hükümetin de katı bir yönü olmaz. Samimi olarak söyleyin. Deyin ki, “arkadaş biz şunu istiyoruz. Bu da şu şekilde mantıklı.” Böyle gözü kapalı mücadele olmaz. Hiçbir şekilde olmaz. Bizim milletimiz makul olanı mutlaka kabul eder. Makulse fikriniz mutlaka söyleyin. Değil mi makulu kim kabul etmez? Vicdanı kim kabul etmez?

Oğuz Kaan, “sadece özgürlük, başka bir şey değil.” Tam bak bu konuda var gücümle destek olurum size. Özgür olmadığınız yerleri de bana söyleyin. Cayır cayır açarız. Öyle bir konu olmaz. Eğer sadece özgürlükse, tamam. Cennet gibi yaparız vatanı sizin için, Allah rızası için. Öyle bir konu olmaz. Özgürlüğü hiç kimse bir şey demez. Ne desin hükümet özgürlüğe? Yok ben özgürlüğü istemiyorum mu diyecek? Olmayan yerleri söyleyin, hemen açtıralım.

“Yöneticilerimiz ve idarecilerimiz hata yapmış olabileceklerini kabul etmemeleri.” İnsan nasıl hata yapmaz? Hepimiz hata yapıyoruz. Nasıl hata yaptığını kabul etmez? Öyle birşey olmaz.

“Biz sınıflandırılmak istemiyoruz, Gezi Parkı’nda.” Oyuncak adam yazmış.

Yalçın Yılmaz, “Gezi Parkı’nda her şey normal. Başbakan’ın bize karışmasını istemiyoruz. Üslubunu değiştirsin.” Sadece buysa, bu da hallolur. Çok kolay bu. Bak çok net ne istediğinizi söyleyin. Çok makul, vicdanlı. Mesela diyorsunuz ki,  “Başbakan’ın bize karışmasını istemiyoruz.” Tamam. Hangi konulara karışmasını istemiyorsunuz? Ama devlet hiçbir şeye karışmaz diye bir şey olmaz. Yani biri bir yere zarar veriyorsa onun elini tutar, durdurur yani. Başbakanlık ofisini adam basıyorsa, durdurur tabi yani. “Özgürüz biz. Başbakan’ın ofisine gireceğiz. Cam çerçeve kırmak istiyoruz” diyemez. Olmaz.

Koray Peköz, “gezideki gençler, kedi canını onların diyecek kadar yanlış yolda değiller” diyorlar. Koray diyor ki, “siz” diyor, “şey yapmayın” diyor. Olur mu? Biz olaylarla en titiz ilgilenen kişi olacağız. Oluruz ve olacağız da. Seyir mi edeceğiz yani tabi ki ilgileneceğiz.

DİDEM ÜRER: Hocam valimizin bir açıklaması vardı, özrü. Okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet. Zaten vali nur gibi insan. Onu ben biliyorum. Gayet güzel, nezaketli, özür de diledi. Hürmetkar üslubu da var. Müthiş saygılı konuşuyor. Eğer bu valiyi beğenmiyorlarsa söylesin. Mesela şu yönde beğenmiyorum. Üslubu nefis valinin. Baya güzel ahlaklı bir insan, inşaAllah.

Ağaçkakan sinir71, “Hocam sosyalist komünist Müslüman olur mu? Olmazsa İhsan Eliaçık ne oluyor? Komünizmi en iyi siz biliyorsunuz.” İhsan Eliaçık herhalde anladığım kadarıyla, “sosyal adalet olsun” diyor. “Fakirler korunsun” diyor. Onun ağırlıklı şeyi o. Güzel. O Mehdiyet’in zaten hedefidir. Onda acayip birşey yok.

Başka bir kardeşimiz, “yapıcı ve bütünleştirici bir siyaset istiyoruz. Daha fazla demokrasi istiyoruz. Tartışmak, konuşmak istiyoruz.” Güzel. Tamam ama bak arkadaşların madde saydılar. “Şunu şunu şunu yaptırmak istemiyoruz” diyorlar. Mutlaka bir mantığı vardır. Etmeyin, yapmayın, tutmayın yani. Değil mi bir mantığı vardır yani. Mesela barajı niye istemiyorsun söyle? Üç kelime söyle. Ne kaybedersin? Atatürk Kültür Merkezi yerine yeni bir kültür merkezi niye yapılmaması gerekiyor, onu söyle? Makul da olabilir. Sonuna kadar yanınızda olacağım. Ama ruh gibi şuan. Görünmüyor ne olduğu. Olmaz öyle.

“Dünyada gördüğüm, aklına, güzelliğine hayran olduğum, karizmanın anlamı, aslan seyidim, maşaAllah” demiş bir hanım kardeşimiz.

Başka bir hanım kardeşimiz, “zümrüt gözlüm, hakikat sözlüm, ruhum” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz, “ifade etmeye kelimelerimizin yetmediği, gözümün nuru” diyor. MaşaAllah.

Tahsin Canyılmaz, Ali Atays, asıl internet rumuzları bu mu onların?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği zamanının en iyi ülkesi ve komünistti ve zengindi. Ayrıca gelişmiş Çin de komünist ve zengin. Söyledikleriniz yanlış.” Tamam, zengin de mutlu değiller. Çin, devlet zengin, millet fakir. Bilmiyorum Çin’de insanların nasıl yaşadığını biliyor mu bu Tahsin kardeşimiz? İki buçuk metrekare evlerde yaşıyorlar. Bilmiyorum, Çin’e gidebilirsin istersen.

DİDEM ÜRER: O sokak aralarında dolaşsın. Zaten bir daha..

ADNAN OKTAR: Korkunç halkın durumu. Devlet zengin. Dolar zengini. Ama halk fakir, sürünüyor. Ve çok mutsuz halk.

Memoste Maruf, “Gomanist kalmadı be aga. Toplasan bir kasabı idare edecek kadar ancak varlar.” Şebinkarahisar’ı onlara vermeyi düşünüyormuş. Bu ne demek? Milim santim hiçbir yeri vermeyiz.

Engin, “Evet hayat mücadeledir.” Tamam, mücadele de, mücadelenin bir amacı olması lazım. Durduk yere mücadele olur mu? Biz böyle pilokolik hareketler yapsak, amaç ne? “Yok öyle” diyeceğiz, “böyle böyle hareket ediyoruz.” Olur mu?

Yasin Yıldız 30; Yani o rumuzu. “Hocam, Başbakan inşaattan vazgeçse bu iş biter.” Tamam, çok kolay olur o da. Bana makul bir sebep getirin. “Şu nedenle” deyin mesela, “Şu zararı olacak yani faydaları var ama şu zararı daha büyük” deyin. Mesela yüzde 51, bir yüzde 49 faydası vardır. Yüzde 51’de zararı vardır. Bitti.

Yavuz Kılıç, “Hocam sen Başbakan olsaydın bu sorun çoktan çözülmüştü.” Başbakanlık çok zor bir iş. Bayağı zor iş. Acayip stresli. Oradan oraya gideceksin, oradan oraya gideceksin ama fikir ifade etmek falan bunlar daha kolaydır. Başbakanlık çok zor.

Nuri Boran Altun, Eningeç rumuzlu. “Gel bu meydanların sesi ol Hocam.” İşte sesi oluyorum. Söyleyin, makul bir şey söyleyin. Normal makul, hemen anlaşılır. Bizim milletimizin kafası çok berraktır. “Ya arkadaş” dersin mesela, “Buradan buraya yol geliyor ya, bu orman gidecek” dersin. “Yağmur yağmaz” dersin. Değil mi? “Dereler bozulur. Oksijen kalmaz memlekette.” Bir şey söyle bana makul, mantıklı. Bilim adamlarına sorarım. Eğer öyle ise bitti. Hemen dediğinizi yaptırırız. Yani karmaşık bir şey yok.

Alper Özenay, Alperau, “Gezilecek yer, Gezidekilerin tek istediği bu. Bu kadar büyütülecek bir şey yok aslında.” Şimdi Allah aşkına bu kadar değil. Adamlar açık açık söylüyor işte. “Baraj yapmayacaksın. Şunu yapmayacaksın. Bunu yapmayacaksın.” Liste verdiler.

DİDEM ÜRER: Evet, yedi madde galiba.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun aralarında fikir birliği yok çocukların. Her biri ayrı bir şey söylüyorlar. Özgürlük; bir kere o sonuna kadar sağlanır. Öyle bir dert olmaz. Onu sağlarız. Ama asıl konu o değil. Şimdi bak tek tek söylüyor. “Enerji santrali yapmayacaksın” diyor. “Baraj yapmayacaksın. Yol yapmayacaksın. Köprü yapmayacaksın.” Yani, “Türkiye’yi imar etmeyeceksin” diyor. “Türkiye’yi zenginleştirecek hiçbir şey yapmayacaksın” diyor. Olabilir bak bir şey demiyorum. Makul bir yolu olabilir. Yüzde 10 bile mantıklı olsa konuşalım. Yüzde 20 mantığı bile varsa. Ama yeter ki söyleyin mantığı nedir? Söylemezsen olmaz. Mesela Yiğit Bulut anlattı. Adam neden yanlış söylüyor? Yanlış da olabilir anlattıkları. Baştan sona yanlış olabilir. “Şu nedenle yanlış” deyin. Bağıra bağıra anlatacağım. Sonuna kadar yanınızda olacağım.

Çapulcu; yani çapulcu dediği elinde silahla gezen psikopatlar. Adam görüyorsunuz çocuğu tutup aşağı atıyor. Polise omuz vurup, aşağı atıp şehit olmasına vesile oluyor. Onlara çapulcu diyor. Siz nur gibi sevimli, tatlı şeylersiniz. Boğaziçi’nden toplanmış köfteler şarkı söylüyorlar, acayip şekerler. ODTÜ’nün balları, şekerleri toplanmış. Kim diyebilir size öyle bir şey?

DİDEM ÜRER: Bugün Çapulcu’nun açılımını yaptı Başbakan zaten konuşmasında.

ADNAN OKTAR: Ne dedi?

DİDEM ÜRER: “Vatandaşlarımın dükkanını yıkan” dedi, “arabaları yakan” dedi, “polisimize taş atan” diye yani özellikle belirterek ayrı ayrı.

Sinan Oğan, “AKP ve Sayın Başbakan’a milletin hala meydan okumasının sebebi meydanı doğru okuyamamasındandır. Dileriz Sayın Başbakanımız Meydanı okusun.” Yani meydanı Başbakan’a anlatsın. “Meydanda ne var?” onları anlatsın, evet. Olabilir. Ama onlar da anlatsın işte. Derli toplu, o kadar detaya girmeye de gerek yok. Hemen de anlaşılır. Şu, şu, şu, şu. Ama yirmi, otuz çeşit teklif varsa o zaman iş değişir. Bambaşka bir şey olmuş oluyor o. O zaman onun bir ortalamasını almamız gerekir. İnşaAllah.

En baştan beri Gezi eylemlerinde olan bir genç yazıyor. “Parkta yaptığımız şeyin adı eylem değil artık. Orada olan şeyin adı işgal olmuş durumda. Onuncu gün bitti. On koca gün ve biz hiçbir şey yapamadık. Bir şey kazanmayı bırak, doğru dürüst bir şey bile isteyemedik. Bizim ne istediğimiz belli bile değil.” Doğru. Ne istediklerinin belli olması lazım. “Her yerde Gezi Parkı’nın istekler yazılı, kafasına esen parti, örgüt, dernek isteklerini yazdırmış afişlere, asmışlar parka. Hepsi farklı birbirinden. Biri diyor “kalk gidelim” diğeri diyor “otur.” “Anayasanın Gezi Parkı’nın temsilcileriyle yeniden yazılması” diye madde gördüm. Anayasanın Gezi Parkı’nın temsilcileriyle yeniden yazılması. Böyle bir madde varmış, yeni. Acayip. “Bu istekler arasında böyle bir örgüt bastırmış, asmış afişi oraya. Anayasa yazılacakmış Gezi temsilcileriyle beraber. Gezi temsilcileri kim? Yahu orada yaşıyorum ben. Benim neden haberim yok? Temsilcilerimiz mi var bizim? Bizim ne istediğimiz bile belli değil” diyor. Yani “temsilcimden de haberim yok. Oradayım ben” diyor. “Kimmiş bu temsilci?” diyor. “Kim seçmiş?” diyor. “Yedi maddelik liste sunulmuş. Kim sundu? Kime sordu? Maddeleri kime sordu? Bilmem fakat kabul edilmez” diyor. “Gezi’de olan kalabalık fazla büyümüş onların gözünde. Öyle bir sürü vali, emniyet müdürü görevinden aldıracak kuvvetimiz yok bizim” diyor. “Bırakalım kör bağırmayı, anlamsız bağırmayı. Bunların yüzünden de mağlup olacağız. “Gezi Parkı projesi iptal edilsin de bitsin işte” diyor. “Her yerde solcular var. Her yerde SODEP, ÖDP, TİKP, EDP, DİSP n,celeri daha. Dostum, hani siyasi değildik? Parti parti işgal ettiniz. Bildiri dağıtımı yaptığınız çadırlarınızla oturacak yer kalmadı. Ben senin bildirini almak için mi geliyorum oraya? Senin propagandalarını dinlemek için mi geliyorum?” diyor. Oradaki komünist partilerin. “Öcalan posteri asanlar bizi dövüyor” diyor. “Öcalan posteri açan kişiler var çünkü parkta” diyor. “Sayıları hiç de az değil. Dün gece kocaman pankart astılar: “İmralı’dan Gezi’ye selam var” diye. Nitelendirmiyoruz o fotoğrafları. İstemiyoruz. Bir kere BDP’lilerden darp gördüm” diyor. “Tekrar gerekirse yine kabul ederim” diyor. “Dertliyim” diyor. “Her kesimden insan vardı. Artık yok. Solcular artık sadece. Ben ilk polis dayaklarımı yerken ülkücü dostlar da vardı yanımda” diyor. “Ben zafer işareti yaptım, onlar bozkurt işareti yaptı. Beraber gaz yedik. Birbirimizi taşıdık. Ee ama gitti artık bu adamlar. Günlerdir yoklar. Beş yüz tane BDP’liyi tek ülkücüye değişmem ben. İstisnasız her sabah kavga var. Kadınlar, erkekler, gruplar. Revire durmadan hasta taşınıyor. Ya alkol koması, ya kavga edip bir yerleri parçalanan tipler. Polis gelmese bile revir çalışıyor yani. Toz pembe değil orası. Dün ilk kez yemekte kavga çıktığına şahit oldum. İnsanlar yemek kalmadı diye yemekhaneye laf atmaya, bağırmaya başladı” diyor. Yani durumu görüyorsunuz.

“Sayın Adnan Oktar, sizinle dünya görüşlerimiz farklı olsa da, sizi hemen hemen her gün izliyorum. Olayları soğukkanlı karşılamanız hoşuma gidiyor. Selamlarımla. Yusuf Mirza.”

“Hocam sonuna kadar haklısınız” diyor Abdülkadir İzci. “Medya çok etkiliyor halkı. Murat Boz isimli sanatçı bunu desteklemediğini söyledi. Ama medya baskısıyla zorla adama baskı yapıldı” diyor Abdülkadir İzci. Ben tanımıyorum delikanlıyı ama olabilir de.

Hüseyin Amaç, “Seçim sonuçlarına güvenmiyoruz. Oylama yöntemine güvenilir yenilikler getirsin.” Mesela bu olabilir. Tamam. Kimse buna bir şey diyemez. “Devleti” bir şey demiş ama, “eline geçirenler” diyor özetle, “istediği şeyi yapma hakkına sahip olmasın. Yapılacak projeler anlık halkın onayından geçirilsin. Günümüzde teknolojiyle ATM’lerden bile oylama yapılabilir.” Zaten diyor hükümet. “Yapalım oylama” diyor. Bir şey dedikleri yok. Olur da. Yani bu makul. Mesela buna kimse bir şey diyemez. “Vekiller en az üniversite mezunu olsun.” Yok, böyle bir şarta gerek yok. Üniversite mezunu oluyor, terörist oluyor adam, anarşist oluyor. PKK’lı adamlar var. Çok fazla adam öldürüyorlar. Terör örgütlerinin çoğu üniversite mezunu. Yani hep üniversite öğrencisi, birçoğu. Üniversite mezunu olmayan çok nadir. Üniversite mezunu olmak, üstün olmak, akıllı olmak, vicdanlı olmak anlamına gelmiyor. Ama üniversite mezunu olmak tabii ki kültürlü olmayı, kaliteli olmayı getirir. Ama üniversite mezunu olmayan insanların arasında da arif olan, ince düşünceli, detayları güzel görebilen, derin düşünen, Allah korkusuna, Allah sevgisine sahip muhteşem ve mükemmel insanlarımız var. Onlara sen bu kapıyı kapatırsan, bu olmaz. Adam ilkokul mezunudur ama dört üniversite mezunu olandan çok daha arif, çok daha olgun, daha değerli olabilir. Böyle bir katılığa bence gerek yok. Bunu eğer kabul etmiyorsan, yaz. Cevabını daha detaylandırayım.

Hüseyin Amaç diyor ki, “Her alanda sevginin dili yani Mehdiyet hakim olsun. Ayrıştırıcı, kırıcı, toplumu kınayıcı sözler kullananlar siyasi görevlerinden hemen alınsın. Devamı gelecek” demiş Hüseyin. Hakikaten bir emniyet müdürü olur, hakikaten zulmeder. Hakikaten anormal durumları vardır. Fotoğraf, belgelerle bu şahitlerle bu ispat edilir. Zaten hükümet onun gereğini yapar. İlgili vali veyahut kimse üst amir gereğini yapar.

Bugünlük bu kadar olsun, yarın devam edelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü