Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (10 Haziran 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


CEYLAN ÖZBUDAK: Yakışıklı bebeğimin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam’dan bir konu alalım.

DİDEM ÜRER: Bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra açıklama yaptı Hükümet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç; “Türkiye’de artık yasadışı eylemlere kesinlikle izin verilmeyeceğini ve bunlara karşı gerekenlerin yapılacağını” söyledi. Sayın Arınç; “Eğer konu insan hakları, çevre duyarlılığı ve demokrasi ise, bunları muhataplarıyla konuşulmasını gerçekten isteriz. Sayın Başbakanımız bazı gruplara sanırım Çarşamba günü için randevu verdi. Onlara, işin gerçeği anlatılacaktır. Halkımızın huzur ve güvenlik içinde olması için, gereken mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam, güzel. Ama sevecenliği hiç bırakmamak lazım. Yani merhamet, şefkat üslubunu, her halükarda, her ne olursa olsun bırakmamak lazım. Çünkü Kuran’ın hükmü, Allah’ın en çok üstünde durduğu konu, o. Şefkat, merhamet, hilm-halim olmak. Hz. İbrahim (a.s) için Cenab-ı Allah “halimdi” diyor. Bütün peygamberler halim oluyorlar. Hep Allah, o yönünü övüyor. Hz. İsa Mesih (a.s) içinde Cenab-ı Allah öyle diyor. İbrahim-i ahlak, Nuh-i ahlak, Muhammed-i ahlak; sevgiyi ve şefkati gerektiriyor, hilm-i gerektiriyor.

Gezi Parkı’nın bir krokisi vardı, onu görebiliyor muyum?

DİDEM ÜRER: O Hocam, daha farklıymış, Gezi Parkı geride kalıyor, o kroki onun önüne, yani o ağaçlık olan yöne değil, o ağaçlık olan yerin önüneymiş. Yani tam gerçeği yansıtmıyormuş.

ADNAN OKTAR: Yani doğru değil. Mesela Tayyip Hocam, oraya hiçbir şey yapmadan, sırf ağaçlandırmaya başlasın. Yani arazi açsın, ağaçlandırsın. Yeşile olan sevgisini, ağaçlara olan sevgisini, hayvanlara, bitkilere, insanlara olan sevgisini her fırsatta, her imkanda dile getiren bir insan ve fiilen uygulayan bir insan ama bilinmiyor. Mesela AKP iktidarı dönemine meydana getirilen ormanlık alanlar, fotoğraflarla gösterilsin, belgeleriyle gösterilsin. Bunun bizim yapmamız mümkün olmaz, çok zor olur. Çünkü biz bilmiyoruz neyin nerelerde nasıl yapılmış. Devlet bunu belgelendirsin, video filme aldırsın, TRT’yi görevlendirsin, her yeri halka göstermemiz mümkün olur, yeşillenen alanları. Daha önce yeşillikken, ormanlıkken yıkılıp, kendi hükümetleri döneminde değil, diğer hükümetlerin dönemlerdeki yıkılıp, yakılıp, orman arazilerinin çölleştirildiği veyahut ormanların sökülüp yerine binalar yapılan yerleri, video filme alıp göstersinler, belgesel tarzında. Devletin ilgili kurumları var. Veyahut AK Parti hükümeti partinin kasasından versin veyahut AK Partili herhangi bir şahıs, bir gazeteciyi, birkaç kişiyi görevlendirsin, birkaç kameraman görevlendirsin, fazla pahalıya mal olmaz, filmlerini çektirsin, basına dağıtsın, herkese dağıtsın. Böylece konular netleşir. Biz mesela Yiğit Bulut’tan öğreniyoruz konuları. Niye Yiğit Bulut’tan öğrenelim? Devletin resmi bir kurumu, resmi bir görevlisi şakır şakır açıklasın, nedenleri budur desin, belgelerle, dokümanlarla açıklansın. Yani şu muğlaklığın, şu fluluğun kalkması gerekiyor. Her konuyu yıllar sonra öğreniyoruz. Mesela AK Parti hükümeti döneminde, büyük bir ağaçlandırma çalışması yapıldığını, ancak bu konu vesilesiyle öğrenebildik, bu Gezi olayları sonucunda.

DİDEM ÜRER: 2 milyar fideden bahsediliyor Hocam. 900 bin hektar ormanlık alanı.

ADNAN OKTAR: Mesela bilmiyoruz bunu. 900 bin hektar ormanlık alan ormanlaştırılıyor, bunu bilmiyoruz. Bunların hepsi belgelenebilir. Ormanlaşmadan önceki hali ve ormanlaştıktan sonraki hali, görüntülerle film halinde gösterilebilir halka. Yani bizim milletimiz komünistlerin peşine kalkıp gidecek bir Milet değil. Aklı başında bir millet. Birde, kimsenin inancına, hayatına müdahale edilmeyeceği iyice hissettirilmesi lazım. Geleneksel akıl vardır, kafa vardır; şeriat gelecek, hayat felç olacak. Hz. Mehdi (a.s) gelecek, hayat yüz misli daha rahat olacak, yüz misli daha özgür olacaksınız. O zannediyor ki, özgürlükler kalkacak. Mevcudun yüz misli daha özgür olacaksın. O zaman anlayacak özgür olmadığını, Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde anlayacaksın. Özgürlüğü yaşayınca, ben daha önce özgür değilmişim diyeceksin, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Ağır bir gıda zehirlenmesi nedeniyle Amerikan Hastanesi’nde tedavi altına alına Ahmet Hakan’ın tedavi sonrası durumunun düzeldiği” belirtildi. “Doktorların bugünde kontrol altında tutacakları” söylendi. Yarın taburcu edilecek. Ahmet Hakan Twitter’da, “ciddi bir rahatsızlık nedeniyle hastanedeyim, lütfen dua edin” ifadelerini

ADNAN OKTAR: İlk defa rahatsızlandıysa. Gıda zehirlenmesi sık rastlanan bir şey, birçok kişide rastlanıyor. Allah şifa versin. Her halükarda, denge unsuru bir insan. Yani aşırılıklara karşı bir tavrı var, o yönden çok güzel.

Burak Yılmazer; “Biz, o kişilerle bir arada değiliz. Tek dayanağımız, o kişilerin Gezi Parkı’nda değil, Taksim Meydanı’nda olması, Gezi direnişçilere alakasız olmaları. Ama şunu sizin aracılığınızla bir kez daha yenileyim, bizim o gruplarla ideolojilerle, ideallerle bir ilgisi yok. Tek bir isteğimiz var, bu da kişisel bir istek değil, saygı sevgi çerçevesinde yaşamak.”

Bakın aynı şeyi söylüyor; saygı ve sevgi.

“Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek zorunda değil kimse ama bunca seven varken, saygısızlık yapamaz kimse.” Vicdanen de sevmeleri gerekir. Atatürk’ü sevmiyorsa adam, ben hakikaten onun sevgisinden şüphe ederim. Çünkü ahde vefa yok demektir, iyilikten anlamıyor demektir, güzellikten anlamıyor demektir, minnet borcu duymuyor demektir. Vesile olmuş o insan, o zaman sen ona demek ki, bir yemeğe götürsen, bir elbise alsan, bir şey hediye etsen, diri diri bakacak suratına. Yani bu, güzel ahlakın bir gereğidir; bir iyilik yapan insana, faydası dokunan bir insana. Bir kere vatanı kurtarmış, yedi ayrı beladan kurtarmış, modern bir Türkiye meydana getirmiş. Buna vesile olan bir insanı sevmemek, ona karşı bir minnet borcu duymamak, bence güzel ahlaka uymaz. Ben şahsi olarak, o insanın, vicdanından, ahlakından şüphe ederim.

“Mesela yasaklar Türkiye hür ve demokratik bir ülke. Bu, Osmanlıdayken de bu böyleydi. Bu millete kimse yasak koyamaz.” Yasak konurda, hakikaten menfaatini çiğneyen bir durum vardır, insanların mutluluğunu bozan bir durum vardır, orada yasak koyarsın. Mesela o adam gece yarısı bas bas bağırıyor.Yahut müzik açıyor gecenin üçünde, ben özgürüm diyor, yeri göğü ayağa kaldırıyor. Burada bir yasak tabii ki oluşur. Ama mümkün mertebe yasaklar olmaması lazım. Yasaklardan azami kaçınmak lazım. Her yasak insanları bunaltır, her yasak insanların içini karartır. Her yasak kalkmasa da, uygulanması da insanın hoşuna gider, ferahlatır. Mesela diyorlar ki; “Şu arazideki yeri geçemezsiniz.” Bu adamı sıkar. Her gün kalktığında onu görüyor, adam bunalır. Doğu Almanya’yla Batı Almanya arasındaki duvarı yıktı, gençler acayip ferahladılar. Belki hayatında Doğu Almanya’ya geçmeyecek, belki Doğu Almanya’daki Batı Almanya’ya geçmeyecek ama o duvar onu sinirlendiriyor, rahatsız eder, sıkar, her gün kalktığında o duvarı görmek. Yasaklar insanı bunaltır. Yani hayırlı, bereketli yasaklar vardır, onlar insana mutluluk verir. Ama insan yapısı yasaklar, onlardan kaçınmak lazım.

“Bir Başbakan olarak, yalandan da olsa, bugün çıkıp özür dilese, yaralı insanları ziyaret etse, zaten gergin olan hava biraz yumuşar ve her şey daha kolay olur. Yapar yani yaralı bir insanı ziyaret eder, sever öyle şeyi, çocuklara şefkat gösteriyor, hediyeler veriyor, halim. Mesela kendi elini öpmek isteyenlerin elini öpüyor Başbakan. Şefkatli, güzel.

Kısa bir ara verelim.

Konu nedir?

DİDEM ÜRER: Hocam, insanların sadece kendi menfaatlerini düşünerek değil de, toplumun ve ülkenin menfaatlerini düşünüp, ona göre davranması yönünde konuşmuştuk. Genel olarak mesela Gezi Parkı olayları başladığında da bazı talepler vardı ama olayın renk değiştirmesi, bazı başka örgütlerin içine girmesi ve karşı tarafında.

ADNAN OKTAR: Örgütü bizim gençler takmazlar. Yani Çarşı Grubu delikanlıdır, Fenerbahçe, Beşiktaş hiç kaile dahi almazlar. Onları tavşan niyetine bile, öyle bir konu olmaz. Ama çocuklar özgürlük, şefkat, sevgi, o konuda haklılar, canlı bir Türkiye olsun. Ne güzel hopluyorlar, zıplıyorlar, bir hareket olsun. Bu nedir, herkes evde oturuyor. Canlılık güzel işte. Başbakanımız da çok sevecen, neşeli bir ortam meydana getirsin, o kadar, inşaAllah. Yani söylenen şeylerin hepsi mantıksız olmaz. Komünist örgütleri oturup kaile alamaya da gerek yok. Onlar zaten kendi aralarında birbirleriyle çelişki içindeler, hiçbiri birbirini beğenmiyor. Maocular, Marksist-Leninistçilere gıcık oluyorlar. Marksist-Leninistçiler de, Maoculara gıcık oluyorlar. Hiç uzlaşacakları bir nokta da yok. Onun için, tipik Türk genci profili vardır, neşe dolular, gider Cuma namazı kılarlar, hoplar zıplar arada sırada bira da içerler, Atatürkçüdürler, neşeli sevgi doludurlar, espritüeldirler, maça giderler, heyecanlı, hareketlidirler. Makul olan talepleri yerine gelirse, onlarda mutlu olur, bizde mutlu oluruz, herkes mutlu olur. Biz siz yok zaten, hepimiz beraberiz, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDİEM ÜRER: Sayın Bülent Arınç, gazetecilerin Çarşı Grubu üyesinin bıçaklanması sorusu üzerine verdiği yanıtta; “’Burada içki içilmesin’ dediği için bıçaklanmıştı. Arkadaşımızın taburcu olurken söyledikleri, Türkiye’ye ibret olmalıdır. Beşiktaş Çarşı Grubu, bu gösterilerden tamamen çekilmektedir. Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarlarının da işin geldiği bu noktadan sonra, biz bu işte yokuz diyerek çekildiklerini ya da çekileceklerini düşünüyorum” dedi ki, zaten UltrAslan Grubu, çekildiklerini söyleyen bir yayın yaptılar. Trabzonspor’da, Galatasaray’da çekildiklerini söylediler.

ADNAN OKTAR: Çarşı delikanlıdır, Fenerbahçe silme delikanlıdır, Galatasaray silme delikanlıdır, Beşiktaş silme delikanlıdır. Delikanlı kaleleri oralar. Tabii ki, vicdanıyla, aklıyla hareket ediyor. Oturup, üç beş tane komünistin askeri konumuna gelmezler. Kaile dahi almazlar, muhatap dahi olmazlar. Ama haklı yönlerini değerlendirip, sevecenlikle onların neşelerini arttıracak gayretlerde artış, çok güzel olur.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün Ankara’ya dönen Başbakan Sayın Erdoğan’ı karşılayanlar arasında, MHP bayraklarıyla yollara dökülen ülkücüler de vardı. Slogan atan ve pankart açan grup, birlik beraberlik mesajı verdi. Etimesgut’lu ülkücülerle beraber, Çubuk ülkü ocakları da, Sayın Erdoğan’a destek verdi.

ADNAN OKTAR: Vatan-millet için. Yani hoşlarına gitmeyen bir yönde eleştiriyor ülkücüler Tayyip Hocamız’ı. Mesela şundan hoşlanmıyoruz diyorlar, şunu riskli görüyoruz diyorlar, mesela bu akil adamlarda huylandık dediler, rahatsızız, ne olduğunu anlamadık dediler. Haklıya haklı. Ama bu konuda, vatanın-milletin selameti için “biz senden yanayız” diyorlar. Ama bu hususta, yani vatanın-milletin selameti açısından, vatanı-milleti komünistlerin eline teslim etmeyiz, bunu vurgulamak istiyorlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin en büyük kenti Benja Luka’da, Müslümanlar, Katolik Hristiyanlar ve Yahudilerin dini temsilcileri tarafından, barış ve uzlaşma konusunda dini görevler deklarasyonu imzalandı. Deklarasyonda; “Tek Tanrı’ya inananlar olarak, kimsenin dini kötüye kullanmaya, Tanrı adına ve dini topluluğu adına nefret ve şiddete teşvik etmeye hakkı yoktur” ifadesine yer verildi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel ama Hz. İsa Mesih (a.s) olmadan, Hz. Mehdi (a.s) olmadan bu sözler, bir dereceye kadar etkili olur.

DİDEM ÜRER: Taksim Gezi Parkı eylemleri sonrasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için düzenlenen karşılama törenleri, Arap basınında çok geniş yer buldu. Çıkan haberlerde; “Halkın Başbakana desteğini gösterdiği” belirtildi ve “Sayın Erdoğan’ın Allah dışında, kimse Türkiye’nin yükselişini durduramaz” sözleri ön plana çıkarıldı.

ADNAN OKTAR: Türkiye, Mehdiyet vesilesiyle sürekli tırmanacaktır, güçlenecektir, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez; “Nasıl ki, İslam dünyasındaki mezhep çatışmalarını ortadan kaldırmak için, din bilginlerine ve dini kurumlara görevler düşüyorsa, aynı şekilde, İslam’a ve Müslümanlara yönelik korkuyu, nefreti ortadan kaldırmak için de, bütün dini kurumların, farklı dini kurumların bir araya gelerek, ortak bir çaba içerisinde olmaları gerekiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru, yani ne demek istiyor?

DİDEM ÜRER: Mezhep çatışmalarını ortadan kaldırmak için bir araya gelsinler, aynı zamanda da Müslümanlara karşı olan korkuyu da ortadan kaldırmak için, Allahualem, kendi ifadesiyle, sizin söylediğiniz gibi Müslümanlardan bir korku var, bu hurafelerden dolayı, İslam’ın böyle olmadığını göstermeye çalışalım demek istemiş diye düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Sayın Diyanet İşleri Başkanımız nurlu bir insandır, yiğit bir insandır. Şakır şakır söylesin, sonuna kadar yanındayız.

Ya Allah bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Müminun Suresi-52-“İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir” diyor Allah. Mezhepler, cemaatler yok diyor Allah. “Ve Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse Ben’den korkup-sakının. Ancak onlar işlerini kendi aralarında, farklı Kitaplar halinde böldüler.” Farklı mezhepler; Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, Şii, Vahabi. “Her bir grup kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.” Allah ne diyor; -“İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir” diyor.

Amerika’dan misafir gelmiş, o zaman Hz. Mehdi (a.s)’ın dış alametlerini ezberleyelim, bende kısa bir konuşup geleyim, inşaAllah.

VTR-Hz. Mehdi (a.s)’ın Fiziksel Özellikleri

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Aklına, güzelliğine ve sevme gücüne hayran olduğum bir tanem kalbimle devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Benim kendi samimi kanaatim; Türkiye’nin, Amerika ve İsrail ile çok dostane bağlantılarını sürdürmesi ve güçlendirmesi, elzem. Amerika ortadan kalkmış olsa, çekilmiş olsa, Rusya kalıyor ve Çin kalıyor, yani dünya allak bullak olur. Onun için körü körüne Amerika karşıtlığı, akıllı bir hareket değil. Allah’a inanan bir milleti kucaklamak, onları daha iyi olması için gayret etmek, İslam’a, Kuran’a yaklaşmaları için gayret etmek, Allah Bir diyen bir milleti sevgiyle değerlendirmek, hayati. İsrail de öyle, Allah’ın birliğine inanan, dindar insanların bulunduğu Ortadoğu’da bir ülke. Daha önce her taraf, komünist ve sosyalistlerle doluydu. Bütün Arap ülkeleri, komünistlerin eline geçmişti. İsrail orada dindar bir ülke olarak kendini gösterdi ve bütün İslam alemine örnek oldu. Ve İsrail’den sonra ülkeler dindar olmaya başladılar, İslam alemi. Dindar olmaları yönüyle, Allah’a Bir demeleri yönüyle, peygamberlere inanmaları yönüyle de, İsrail milletine, İsrail halkına sevgi duymak, onları koruyup kollamak, vicdanın, aklın, Kuran’ın ruhunun bir tezahürü olarak görüyorum. Aksini söyleyenler de, samimiyetsizler. Kendi kafasına göre öfkeyle, sevgisiz bir üslupla bunu söylüyorlar, şefkatsiz bir üslupla bunu söylüyorlar, hemen hemen herkese karşılar.

“Taleplerimiz gerçekleştirilinceye kadar buradayız; Mücadele Birliği Platformu.” “31 Mayıs Taksim ayaklanması” diye bir pankart asmışlar. “A-Burjuva hükümeti denen hükümetin istifası, bütün iktidarın halka devredilmesini istiyorlar. B-Polis teşkilatının ve ordunun dağıtılması, bunun yerine milis güçlerinin geçirilmesi. C-Bankalara, tekellere, büyük dış ticarete, emekçi sınıflar yararına el konulması.” Yani bütün herkesin malına mülküne zenginlere el konulması. “D-Halk temsilci konseyinin toplanması.” Yani meclis yerine, meclisin lağvedilip, “halk temsilci konseyinin toplanması. E-Tutsakların derhal özgürleştirilmesi.” Yani hapishanelerin boşaltılması. “F-Ezilen ulus ve ulusal toplulukların kendi kaderlerini tayin hakkının tanınması.” Mesela Kürt kardeşlerimizin ayrı devlet kurması, yani Güneydoğu’nun da bölünmesi. Mücadele Birliği Platformu, bunları istiyoruz diyorlar.

Devlet, komünizme karşı eğer duyarsız olursa, hükümet komünizme karşı duyarsız olursa, bu onların istediği bir şey gibi görülüyor. Devlet ve hükümet, komünizme karşı çok duyarlı olup, anti komünist, anti Darwinist, anti materyalist bilimsel karşı propaganda yapması lazım. Bu yapılmadığında, sağlıklı bir tavır olmaz.

Bakın, buradaki talepler, Lenin’in Devlet ve İhtilal adlı eserinden aynısını söylüyor. “Mücadele birliği platformu” bak burada. Göster bakayım. Halen asılı bu, Taksim’de duruyor, aynısı.

Lenin diyor ki bir konuşmasında: “Hükümetleri devirmek, ancak cebir ve şiddetle” yani şiddet ve terör, anarşi çıkararak, saldırarak “kan dökmekle mümkün olabilir.” Kan, bombalayarak, asarak, keserek. “Bu çağrıya başvuranlar, merhamet nedir bilmemelidir. Proleter devletin kanlı bir ihtilal olmadan burjuva devletin yerine geçmesi imkansızdır” diyor. Kanlı bir ihtilal, adamların aradığı da, bu. Fenerbahçeli, Beşiktaşlı canlarıma bildiriyorum, Galatasaraylı canlarıma bildiriyorum, Trabzonsporlu canlarıma bildiriyorum; adamların amacı bu, komünistlerin, bunu söylüyorum. Bakın diyor ki ayrıca, Lenin’in Devlet ve İhtilal adlı kitabından: “Kapitalizmi devirmek için yalnız burjuvazinin elinden iktidarı almak, yalnız kapitalistleri atmak kafi değildir.” Yani devlete el koyduk diyor, kapitalistleri attık. Yani kapitalist deyince; sermayesi olan, malı-mülkü olan kim varsa hepsini atmak, mevcut hükümete de el koymak, hükümeti devirmek. “Burjuvazinin bütün devlet makinesini parçalamak. Eski ordusunu” yani Türk ordusunu onların şu anda, Türk ordusu, “bürokratik memur teşkilatını” kaymakamlar, valiler kim varsa, “ve polisini yıkmak.” Yani polisle ilgili hiçbir kurum, kuruluş hiçbir şey bırakmamak. “Ve onu işçi sınıfına dayanan yeni bir devlet” yani komünist devlet, “yeni bir sosyalist haline getirmek lazımdır. İşte Bolşeviklerin” yani komünistlerin yaptığı da budur” diyor Lenin. Şimdi arkadaşların istediği bu, anlattıkları bu. Hükümetimizin böyle faaliyetlere karşı anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist faaliyet yapması gerekir. Bilimsel, akılcı. Yani eğer seyredilirse bu, görüyorsunuz ilerliyorlar adım adım. Bediüzzaman diyor: “Büyük bir taundur” diyor komünizm. Söylediğimizde diyor: “Nerede komünizm mi var” diyor. Peki bu ne? “Nerede komünizm” diyor. “Nerede komünist var? Var mı ki öyle bir şey” diyor. Peki bunlar ne? Adam söylüyor bak açık açık söylemiş. Taksimde duruyor asılı. Bakın, anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist bilimsel karşı propaganda gerekir. Devletin radyolarından, televizyonlarından, bütün imkanlarından bu gerçekler halka anlatılmalı. Anlatılmadığında, “telkin kabiliyeti, ikna kabiliyeti tevessü ettikçe” geliştikçe, “bu taunda” yani komünizm de “tevessü eder gelişir” diyor Bediüzzaman. “Ancak bu tauna karşı iman hakikatleriyle, Kuran hakikatleriyle karşı konulabilir” diyor. Hükümetimizin de bu tip bir faaliyet yapması gerekiyor. Bunu kaç yıldan beri söylüyoruz? Üç yıldan beri söylüyorum. Komünizme karşı bilimsel faaliyet yapılmıyor. Bilakis devlet Darwinist-materyalist eğitim yapıyor. Darwinist-materyalist eğitim yapıldığı müddetçe de sürekli kum gibi komünist genç yetişiyor. O komünist gençler de bu sefer, bir kısmı için söylüyorum hepsi için söylemiyorum, onlar sokağa dökülüyorlar. Polise saldırıyorlar, askere saldırıyorlar. PKK’nın konumu ortada. Devletin, hükümetin bu konuda acil önlem alıp anti-Darwinist, anti-materyalist faaliyet yapması lazım. Üç yıldan beri söylüyorum, yine söylüyorum. Amerika’ya karşı da dostane bir tavır içinde olmamız lazım. İsrail’e karşı da dostane bir tavır içinde olmamız gerekiyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, İnegöl’den Merve kardeşimizin size bir mesajı var: “Sizleri her gün kaçırmadan izliyoruz. Sizleri çok seviyoruz. Okulumda arkadaşlarıma, Hocamızın kitaplarından dağıtım çok beğendiler. Hocamıza onu çok sevdiğimi söyler misiniz, inşaAllah” demiş. “Hocamızın ve siz ablalarımın ellerinden öpüyorum” diyor. Çok tatlı Merve.

ADNAN OKTAR: Nasıl şekermiş o, arkadaşları da nasıl tatlıymış, nasıl balmışlar onlar. Kuzuya benziyor hepsi arkadaşları da, kendi de maşaAllah, melek gibiler.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz dün Ankara Keçiören’de 1000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. “Ahir zamanın en büyük nimetlerinden olan Hocamıza en derin sevgilerimizi gönderiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım burayı kediler basmış. Ne kadar kedi varsa burada. Rengarenk kedi bunlar, minik kediler bunlar. Acayip şekerler, acayip tatlılar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ayrıca Ankara’dan başka kardeşlerimiz dün Mavi Göl’de mangal ve piknik yapmışlar. “Aslanlar aslanı Hocamızla da aynı sofrada yemek yeme duasıyla” demişler.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, şu sofranın güzelliğine bak, şu sofanın güzelliğine, şu insanların güzelliğine bak. Ne güzel maşaAllah, Allah kalplerine ferahlık, nur, iyilik, bereket versin. Yediklerini içtiklerini İslam’a kuvvet bulacak şekilde Allah bedenlerine nakşetsin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Şeyda kardeşimiz şöyle yazmış: “Merhaba Hocam. Eylül bizim komşumuzun şekerlemesi. Mehtap’ın küçüklüğü sanki” demiş. Bizim Mehtap’ın. “Sizlerle paylaşmak istedim” demiş.

ADNAN OKTAR: Ama hayret hakikaten aynısı. Bak sen tatlılığa, yanakların tatlılığına bak, burunun tatlılığına bak. Bakışların şekerliğine bak. Ama harikulade güzel kız maşaAllah. Ağız-burun okka gibi, maşaAllah. Allah hayır bereket versin, uzun ömür versin, Hz. Mehdi(a.s)’a talebe kılsın.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gebze’deki kardeşlerimiz Cuma akşamı bir raya gelip Kuran’dan ayetler okumuşlar. Ayrıca Adamlık Dini adlı kitabınızdan bölümler okuyup iman hakikatleri üzerine konuşmuşlar. “Allah bizleri sizlerden sonsuza kadar ayırmasın, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım ne şeker bunlar. Teker teker hepsini göreyim sıradan. MaşaAllah, ne güzel nurani topluluk, ne güzel insanlar. Allah hepsinin güzelliğini, sağlığını, sıhhatini artırsın, hayır bereket versin. Evlerini meleklerle doldursun Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Rauf kardeşimizin oğlu Ahmet Adnan’ın yeni resimlerini göndermişti. Sizi çok seviyormuş Ahmet Adnan.

ADNAN OKTAR: Yalnız yakışıklılık biraz artmış. Kıyafetler, pozlar. O bilekler o kollar falan tam ısırmalık, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan kardeşlerimizin mesajı var size: “Aslanlar aslanı Muhammed Adnan Hocam. Pazar günkü sohbetlerimize ve hizmetlerimize devam ediyoruz, inşaAllah. O mübarek nurlu ellerinizden öpüyor ve derin dualarınızı, himmetlerinizi bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aslanlarıma. Allah onlara İslam’a hizmette güç versin, ta ki Hz. Hz. İsa Mesih (a.s) çıkana kadar, Hz. Mehdi (a.s) zuhur edene kadar. Ufaklıklar, maşaAllah nur onlar nur.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimizin de size Samsun’dan mesajı var: “Canımızın içi bir tanemiz nurumuz Hocamız. Samsun’dan size ve kardeşlerimize en derin sevgilerimizi gönderiyorum. Bu hafta Samsun’da çok sayıda esnafa sizin iman hakikatleri kitaplarınızdan hediye ettik. Çok olumlu tepkilerle karşılaştık elhamdülillah. Gerçek kedi bulamadık ama size evdeki küçük kediciklerin resimlerini gönderiyorum. Sizi çok seviyoruz, dualarınızı bekliyoruz” demiş.

ADNAN OKTAR: Kedi bunlar zaten. Orayı kediler basmış, bir tane iki tane de değil. Ama şu ufaklığın tatlılığını görüyor musun sen, maşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Irak’ın Musul şehrinde gerçekleştirilen dört bombalı saldırıda ilk belirlemelere göre 11 kişi hayatını kaybetti, 22 kişi yaralandı Hocam.

ADNAN OKTAR: İşte o onu kırıyor, o onu kırıyor. Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar bu fitne böyle kesintisiz devam eder. Hoca efendiler de sürekli, Hz. Mehdi (a.s) yok, Hz. İsa (a.s) yok diye Müslümanların heyecanını ve şevkini kırıp, farkında olmadan, bilmeden deccaliyetin ekmeğine yağ sürüyorlar. Halbuki Bediüzzaman diyor ki: “Asır” diyor, “her meyusiyet asrı kuvve-i maneviyenin takviyesine medar olacak mahiyette Mehdi manasına muhtaçtır” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın da ortadan kaldırma peşindeler. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı da ortadan kaldırma peşindeler. Şahs-ı manevi aşağı, şahs-ı manevi yukarı. Bak, şahs-ı manevi sizi bu hale getiriyor o zaman. Izdıraptan ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Şahs-ı maneviyle olmaz. Bediüzzaman doğru söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v) hepsinin üstünde doğru söylüyor. Cenab-ı Allah’ın Kuran’da bildirdikleri doğru.

Yasin Kaya; “İsrail devletini doğruya çağırma ve güç ve kudretine sahip miyiz? İsrail kimi dinliyor ki Hocam, Allah aşkına” diyor. İsrail’in dindar olması zaten başlı başına yeterli, çok önemli. Yani doğruya çağırma; biz İsrail’de Darwinizmin geçersizliğine dair konferanslar verdik, kitaplar dağıttık. İbranice. Ve Darwinizmi İsrail’de de yerle bir ettik. Yani bu çok önemli bir faaliyetti. Dolayısıyla İsrail’de halkın dindar olması Müslüman milletimiz için büyük bir nimettir. Çok büyük bir takviyedir, çok büyük bir güçtür. İsrail ne kadar dindar olursa Ortadoğu’daki dengeler de o kadar güçlü olur. Dolayısıyla İsrail’in dindar olmasını nimet olarak bilmek bir Müslüman’ın vasfıdır. “Allah bir” diyor, “Allah’ın meleklerine inanıyorum” diyor. “Cennete, cehenneme inanıyorum” diyor. “Ölümden sonra hayata inanıyorum” diyor. “Kaderin Allah’tan geldiğine inanıyorum” diyor. Domuzu haram biliyor, değil mi? Sünnet oluyorlar. Kahir ekseriyetle İslam’a yakın bir din Musevilik. Adeta İslam dini gibi, o kadar yakın.

Mert Aydın; “Antileri döşemişsin ama bunlar olmadan bilim olmaz be aga” diyor. Şöyle de bir gülme işareti yapmış. “Darwinizm-materyalizm olmadan, bilim olmaz” diyorsun. Ama bilim olduklarını tamam kabul edelim, ama yanlış yönünü, hatalı yönünü antisi olmadan nasıl çıkacaksın? Yani bilim sanki antilerin üstüne kurulu değil mi? Antisi yoksa nasıl bilim oluyor, değil mi? Bilim ne demek? Tartışılabilinen, araştırabilinen, incelenebilinen şeye denmiyor mu bilim diye? Tamam, bilim bu olduğuna göre, Darwinizmin antisi yoksa, bu Darwinizm nasıl bir ilim oluyor? Eleştirilemiyorsa, değil mi? “Proteinler tesadüfen olamaz” diyorsun. “Yok” diyor adam, “bu tabu sen bunu konuşamazsın, bunun antisi olmaz.” Niye? “Bu bir inanç, felsefe” diyor. Yani? “Pagan dini” diyor. “Biz bu dine söz ettirmeyiz” diyor. Hani bilimdi? Bilimse müsaade et eleştirelim, bilimsel eleştiri yapalım. Bilimsel eleştiri yoksa o zaman pagan dini var demektir. Nitekim de bütün dünyada Darwinizmi eleştirmek yasak pagan dini olduğu için. Proteinler tesadüfen olur mu olmaz mı? Bilimsel olarak bu eleştirilemez mi, araştırılamaz mı? “Yok, araştıramazsın” diyor. Paleontolojik delilleri sunmak istiyoruz diyoruz, fosilleri. “Ben kırarım onları” diyor. “Fosilleri katur kutur yerim” diyor, kurabiye gibi. Bu nedir diyoruz? “Bilim bu” diyor. Bilim değil, pagan dini. Taş yeme alışkanlığı normal bir şey değil. Bilimle alakası yok. Mert, anladın değil mi?

Gençliğin anti-Darwinist, anti-Marksist, anti-kapitalist yetişmesi için devletin imkanlarını kullansın. Anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist, anti-kapitalist. Vahşi kapitalizmi kast ediyorum. Faşizmin yanlışlıklarını anlattırsın. Çıksın bilim adamları konuşsunlar her gün. Daha dindar bir nesil yetiştirelim. Nasıl dindar? Hür düşünen, her şeyi araştıran, her şeye güzel gözle bakan, sevgi dolu, merhametli, şefkatli, aydın, bilimi esas alan, Allah’a aşık, demokrasiyi coşkuyla savunan, fikir hürriyetini coşkuyla savunan, her kesimi, herkesi kucaklayan, sanata, bilime, estetiğe, kaliteye çok önem veren, nezih bir eğitim politikası gençliğimiz için daha üst, daha kaliteli, daha hoş verim alınması açısından isabetli olur. Elzem, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, alkolle ilgili düzenlemeleri de içeren beş kanunu onayladı. Düzenleme, alkolün 22:00-06:00 saatleri arasında perakende satışını yasaklarken, alkole reklam yasağı ve televizyonda yayınlanan programlarda içkiye özendirici görüntülere yasak getiriyor.

ADNAN OKTAR: Bu toptan yasaklayıcı bir şey değil. Alkole herkes her zaman ulaşabiliyor. Ama karınca kararınca bir tedbir.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, maşaAllah elhamdülillah hemen devam edeyim inşaAllah.

Kardeşlerimizin faaliyetlerinde bugün Ankara Yenimahalle’de bazı kardeşlerimiz 700 adet yaşayan fosiller ve A9 TV broşürüyle 10 adet kitap dağıtmışlar. Ayrıca başka kardeşlerimiz de Ayrancı Hoşdere Caddesi’nde, 1500 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. “Muhammed Adnan Hocamız’ın ellerinden öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ben de onların ellerinden öpüyorum. MaşaAllah, elhamdülillah. Bu da arkadaşları, çete bu çete. Patilerini bunun kıtır kıtır yemek lazım. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz 9 Haziran Pazar günü Taksin gezi parkındaki kütüphaneye sizin kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok güzel. Gönderelim yine. Bak kitaplar azalmış, olmaz. Oraya kitap gönderelim.

Mert Aydın; Mert biraz okumuş bir gence benziyor. İlmi meydan okumalarından anlaşılıyor. Mert’e bizim kitapları tavsiye edin, bizim siteyi tavsiye edin oralara bir baksın. Ağabeyi kaç kitap yazmış, neler yazmış, nasıl delillendirmiş bir görsün.

“Tabii ki bilimde apriori olur. Ancak sizinki eleştirel yaklaşımdan, deneysel hazırlıktan çok bir amansız saldırı bu. Olmaz ama” diyor. Eleştirel yaklaşım, deneysel hazırlık. Deneysel değil, fiili ispat var. 400 milyon adet fosili şakır şakır ortaya koyuyoruz. Diyoruz ki; al getir herhangi bir hayvanı bak, fosiline de bak bir değişiklik var mı? Bu ne bu? İspatın şahı. Beş yaşındaki çocuk dahi anlar. İspatın en mükemmel yöntemi, en mükemmel bilimsellik. İspat ediyorsun delille. Proteinin molekül yapısını ortaya koyuyorsun, protein tesadüfen olur mu olmaz mı? Matematik olarak ispat edip ortaya koyuyoruz, sıfır ihtimal. Bir proteinin oluşması için, proteine ihtiyaç var. Bu ne demektir? Sıfır ihtimal. Peki bu bilim mi, bilim değil mi? Bu bilim. Bilimin hası, çünkü ispat ediyoruz. “Amansız bir saldırı.” Doğru. Çünkü, haklı bir amansız saldırı var. 400 milyon fosili sen saklarsan, bizde tabii ki amansız saldırıyla onu ortaya koyarız. Saklıyorsun, halktan gizliyorsun. Olmaz. Proteinin yapısını insanlardan gizliyorsun, bizde tabii ki açıklarız. Amansız bir saldırı değil, amansız bir bilimsel çalışma var.

Emekli polis memuru bir kardeşimiz yazmış; “Sevgili Hocam, ben sizden şikayetçiyim. Neden mi? Çünkü ben artık sizin sohbetlerinizin tiryakisi oldum, başka kanalların varlığını unuttum. Neden bu kadar güzel programlar yapıp, bizi televizyonun başına esir ediyorsunuz? Her gece sohbet programınız bitene kadar sizi izlemekten uyku uyuyamaz olduk. Hocam, sohbetlere ne olur biraz erken başlayın, mesela saat 18:00 gibi. Hocam, son Gezi Parkı yürüyüşüyle ilgili ne güzel konuşuyorsunuz. Sevgi dolu kelimelerle insanlara doğru yolu gösteriyorsunuz. Sevgi, barış, kardeşlik, merhamet gibi güzel sözlerle içinizdeki güzelliği dışa yansıtıyorsunuz. Sizi seven milyonlar adına teşekkürler.” Tamam, ne gerekiyorsa yapacağız, inşaAllah.

“Ben Atatürk’ü seviyor diye dinsiz değilim.” Atatürk’ü seviyorsan zaten dindarın şahısın. Nereden çıkarıyorsun? “Ben Peygamberimiz (s.a.v)’i seviyorum diye yobaz değilim.” Doğru. “Ben herkes eşit olsun istiyorum diye komünist de değilim.” O da güzel. “Şu anki gidişatı sorgularken, anarşistte değilim.” Bu da güzel. “Sakın bana sen ne ayaksın deme.” Değilsin, aslansın sen aslan. “Ben insanım” diyor. İnsansın tabii, aslansın, inşaAllah.

Çapulcu Oğuzhan Sanç; “Onlara göre tek Müslüman kendileri. Mustafa Kemal Atatürk ve evlatları, onlara göre kafir.” Mustafa Kemal Atatürk, o kadar mükemmel Müslüman’dır ki, sahabe İslam’ını Türkiye’ye getiren insandır. Yani özgür, modern, sevecen akılcı, aşk ve muhabbet dolu bir insan. Nasıl Atatürk kafir oluyor ki, imam hatipleri kurdurmuş, ilahiyat fakültelerini kurdurmuş, diyanet işleri başkanlığını kurdurmuş, Elmalı tefsirini yaptırmış, Buhar-i Şerif-i tercüme ettirmiş. Onbinlerce Kuran’ı Anadolu’ya dağıttırmış, camiye çıkıp hutbe vermiş. Allah’ı, Kuran’ı, İslam’ı aşkla muhabbetle övmüş, Peygamberimiz (s.a.v)’e aşık bir insan.

Mert Aydın; “Atatürk dindar bir aydın bir dindardı. EyvaAllah. Ama onun gençliğine çapulcu denmesi ya da ayyaş dinsiz denmesi ne kadar doğru peki?” Çapulcu dediği; elinde silahla gezen, polisi yaralayan, polisi yumrukla döven kişiler. Nur gibi gençlere demiyor. Taksime neşe katan, sokaklara neşe katan, demokrat, hürriyet yanlısı, sevecen, sevgi dolu gençlere demiyor.

Gökhan Börucu; “Hocam, bu saatte seni izleyen insanlara bir selam gönderin, hayırlı geceler” diyor. Hepsine selam ediyorum.

“Ayda 800 lira asgari ücretle yaşayabilir misin?” diyor, benim için. Tabii ki milletimiz fakir. Ama Mehdiyet devrinde, Peygamberimiz (s.a.v); “görülmemiş bir bolluk olacak” diyor, “mal o kadar fazla olacak ki, mal verilen insanlar, utanıp geri vermeye kalkacaklar, ‘ben çok fazla mal aldım, ihtiyacım yokken aldım, gözüm doymadığı için aldım, geri vermek isteyecek, fakat buna rağmen, verilen mal, geri alınmayacak” diyor. Öyle bir zenginlik, önümüzdeki yıllarda, bütün Ortadoğu’yu, bütün İslam alemini saracak, bunu da göreceksiniz. Mehdiyet’in zenginliği hiçbir şeye benzemez.

“Atatürk’ün dinsiz olduğuna dair de bir sürü delil var. Biz hangisine inanalım? Eğer o iddiaları çürütürseniz, çok iyi olur.” Bana bir tane iddia belirt. Atatürk, gençliğinden itibaren dindar. Annesi dindar, babası dindar, Çanakkale’de oradaki gazilerimize, şehitlerimize üslubunu herkes biliyor. Büyük bir coşku içinde, Allah’a, Kuran’a bağlı bir insan. Bingazi’de, Trablusgarp’ta, her yerdeki üslubu dindar. Cumhuriyet döneminde dindar. Vefatından 3 ay önce yine dindar. Allah’a, Peygamber (s.a.v)’e hayranlığını anlatıyor. Kendi hayatı dine, İslam’a, Kuran’a hizmetle geçmiştir. Onbinlerce Kuran dağıtan bana bir devlet adamı söyleyin. Diyanet İşleri Başkanlığını kurduruyor. Dinsiz bir insan Diyanet İşleri Başkanlığını kurdurur mu? Niye imam hatipleri kurdu peki, madem dinsizdi? Niye ilahiyat fakültelerini kurdurdu? Niye Allah’a, Peygamber (s.a.v)’e, hayranlığını gece-gündüz dile getirdi. Niye hafızları çağırıp her gece Kuran okutuyordu? Niye camide hutbe okudu o zaman? Bıraksınlar bu üslubu.

Atatürk diyor ki, vefatından birkaç ay önce; “Bütün dünyanın Müslümanları, Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, İslamiyet’in bütün hükümleri olduğu gibi yerine getirilmeli, zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.” Urduca Yayınlarda Atatürk. Atatürk Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayını. 1979, sayfa 70-71. Kaynaklı.

GN2110M; “Hocam Diyarbakır’a gelmeyi düşünüyor musunuz?” Elhamdülillah, ala külli hal. Böyle böyle bize Kürtçeyi öğreteceksiniz. Cansınız can, Kürt kardeşlerim benim bir tanemdir. “Yani nasılsınız iyi misiniz diye sordum Kürtçe.” Böyle Bana yazın, çok iyi olur.

Mehmet Tenkan 9M; “Adnan Oktar, sevilmeye değer, sevgi dolu bir canımız.” MaşaAllah, sizler cansınız. Biz de sizin hizmetçiniziz, inşaAllah.

Demir 1435; “Hocam, örgütler küçük çocukları kullanıyor” diyor. Çocuklar özgür rahat olmak, şefkat istiyorlar, istedikleri şeyler, oradaki köftelerin makul de, komünist örgütler arada.

Sevimli biri var BDP’li Sırrı Süreyya Önder’in ifadeleri dehşet, şahane. Çok şakacı. Bir ara davet edelim de gelsin, ben onunla görüşeyim. Çok komik, diyor ya; “Cankurtaran arkasından giden uyanık taksici gibi.” Şahane konuşma.

DİDEM ÜRER: Risale-i Nur’u çok iyi bildiğini söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel.

Çağar H-Hitu; “Atatürk’ün son meclis konuşmasında, 1931 yılında basılan tarih kitabında eserde çok iddialar var, bunları çürütün bence” diyor.

Atatürk diyor ki; “Gökten geldiği iddia edilen hurafelerle ben bu devleti yönetmem” diyor. Hurafe. “Gökten geldiğini iddia ettiği” diyor. Bağnazlar nereden geldiğini söylüyorlar zaten? “Gökten geliyor bu” diyorlar. Kuran’da var demiyor, “gökten bize böyle bir bilgi geldi” diyor, ilham. “Zanla ve tahminle yalan söylerler” diyor Allah ayette. Atatürk, gökten geldiğini iddia ettikleri hurafeleri söylüyor, Kuran’ı söylemiyor. Kuran’a aşık Atatürk. Lafı çarpıtmasınlar. Biz de diyoruz. Hurafeyi adam iddia ediyor, “Peygamber (s.a.v) söyledi” diyor hurafeyi söylerken. Peygamber adına yalan söylüyor. Atatürk’ün söylediği de, bu. Atatürk hep, hurafeyle mücadele etti.

Abdurrahman Aktaş, “Belgesel ve erkeklerin olduğu programları izliyoruz. Size bir önerimiz var, kadınların çıktığı programları istemiyoruz. Onun yerine sadece erkeklerin olduğu sohbet programları yapın Hocam. Bayanları programa almayın. Kolay gelsin, hayırlı günler” diyor. Abdurrahman iyi saatte olsunlar, akşam akşam. Kadınlar candır, can. Dünyanın en güzel varlıkları kadınlardır, çok büyük nimettir. Cennette de en büyük nimettir, dünyada da en büyük nimettir. Ne yapıyorsun sen Allah aşkına? Zehir almışsın sen herhalde, kadınları yarım olarak düşünüyorsun değil mi? Çünkü yarım olunca niye çıksın. Kadınlara danışacaksın, aksini yapacaksın değil mi, senin iddian bu. Kadın arkada yürüyecek. “Allah onları geride bırakmıştır, siz de onları geride arkada bırakın” diyor. Allah seni bu yanlış düşünceden kurtarsın. Kadın dünyanın en mükemmel varlığıdır, çok büyük nimettir. Bak benim canlarıma bakıyorum, içim açılıyor. Melek gibiler. Bu nasıl bir kafadır? Allah’a sığın, tevbe et, kendini hasta etmişsin, düzelt kendini.

Kemal Gün 1960; “Tüm insanlara doğruları gösteriyorsunuz, teşekkürler. Dünyanın manevi lidere ihtiyacı vardır ve siz tek adaysınız.” Tek aday değilim. Tek aday; Hz. Mehdi (a.s)’dır, Hz. İsa Mesih (a.s)’dır. Biz talebeleriyiz, inşaAllah.

Gizem; “Sayın Oktar Hocam, sizleri çok seviyorum. Sohbetinize sürekli gönül misafiri oluyor, çok beğenip takdir ediyorum. Bende sizin sohbetinize bir kez bile olsa katılmak istiyorum.” Tamam, buyur şeref duyarız. “Sizlerin arasında olmaktan ve aydınlanıyor olmaktan gayet memnun olacağımı belirtmek isterim. Benim gibi genç insanları aydınlattığınız için sizlere minnettarım.” Tamam, çok iyi olur.

Diyarbakır’dan Mustafa 21GN21; Hiç bu tarafa geldiniz mi?” Geleceğiz, hem de anlı şanlı geleceğiz.

Urfalı Mehmet Bayram; “Hocam biz, Allah’a aşık, merhametli insanlar, salavat çekerek giriyoruz camiye, komünistlerde kafayı çekerek giriyorlar camiye.” Yok, öyle bir şey olmaz. O kargaşa anında, panik anında alkollü insanlarda var, bayılan insanlar var, can havliyle, başka açık yer yok. Gece cami açık, geniş bir yerde olduğu için, zaten camiler böyle olaylar içindir aynı zamanda, acil olaylar içindir. Vatandaşı oraya taşımışlar. Olabilir elinde bira kutusu vardır, alkollüdür bırakır oraya, olmuş olabilir. Oraya içkili olarak girmez kimse. Bizim milletimiz örfe, adaba, edebe dikkat eder, öyle insan çok nadirdir.

Mustafa Batumak 59S; “Adnan Oktar, emenete xwedére.” Kürtçe Allah’a emanet ol demekmiş. Böyle kardeşlerimiz yazsınlar, Kürtçe öğreniriz, çok iyi olur.

Artin Yanciyan-Damarcı Artin1M; “Hocam daha beş dakika önce videonuzu twittledim, bana bir selam söyler misiniz?” Selam sana Artin. Allah’ın selamı üstüne olsun.

21GN211M; “Kapitalist sanatçıların, ünlülerin millete sosyalizm satmasına ne diyorsunuz?” Herhalde şirin görünmeye çalışıyorlar bazı gençlere.

Ömer Refik İnan-Refik45-“Bediüzzaman evliya mı?” Tabii ki evliya, velidir. Bana göre öyle.

Mazlum Elasan; “Hocam ben sizi çok ama çok seviyorum, Allah rızası için.” Allah razı olsun, Allah seni de sevsin.

H Duman G18M-Hakan Duman; “Adnan Hocam, bu hanımları nereden buldun. Hepsi olağanüstü güzeller, hepsi de birbirlerine benziyorlar” diyor. Allah buldu, Allah yarattı, Allah getirdi, Allah konuşturdu, Allah sevdirdi, Allah’ın lütfu.

Hakan Duman-H Duman GS54S; “Adnan Oktar var ya, onun yanındaki kızlar çok çok güzeller diyorum.” Allah’a hamd olsun, elhamdülillah. Allah’ın tecellisi olarak güzeller.

ADM Aktaş AKTS1M; “Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam. “MaşaAllah çok karizmasınız. Sizden ricam, kapitalist düşüncenin belgesellerinizde daha kapsamlı anlatılması.”

Bir kitabım daha çıkıyor; “Vahşi Kapitalizm ve İslam” diye, ondan istifade edebilirsiniz.

Çapulcu Mikesnet3M; “Adnan Oktar çok samimi Hocasınız, danslarınıza hastayız” diyor.

Sevda Akay-5M; “Gönlünde Allah aşkı olan her şeyi güzel görür.” MaşaAllah.

İlhan Aydın 75-“Hükümet, alkol satışıyla ilgili tedbirinde isabet ediyor. Alkol kullanan insan uyuşur. Bize zinde bir nesil gerekir” diyor.

Mehmet Şenkan; “Adnan Oktar Hocam, annem 60 yaşında sizin hayranınız, sizlere selam ediyor” diyor. Aleykum Selam. “Bana talimat verdi, gerisini size bıraktım” diyor, maşaAllah.

Yaşar Taylan-FB5352S; “Hocam, seninle arkadaş olmak haddimize değil ama sohbetinizde bulunmak isterim açıkçası Hocam” diyor. Estağfirullah, iftihar ederiz.

“Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’ndaki gençlik, Adnan Oktar’ın düşünceleridir. Hepimiz Adnan Oktar olmalıyız. Ben oldum, inşaAllah” diyor.

Atatürk ile ilgili bir toplantı yapmıştık, Cemal Kutay gelmişti. Dedi ki; “Atatürk’ün ileride geleceğini vaat ettiği bir gençlik var, bir topluluk var, o gençler sizsiniz, buradaki topluluktur” dedi. “Atatürk’ün ileride geleceğini kastettiği gençler, sensin ve buradaki topluluktur” dedi. Hakikaten, Atatürk’ün böyle bir ifadesi var.

Alparslan 7301; “Kuzey Irak sınırında görevdeyim, dualarınızı bizden eksik etmeyin. Hocamı ve sizleri çok seviyorum. Jandarma Özel Harekat-Alparslan Kaan.” Helal olsun canlarıma, helal olsun koçlarıma.

Hocam burada yüzlerce yazı var, 12’ye kadar okusam bitmez, yarın devam edelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü