Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (11 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BEYZA BAYRAKTAR: Sevgilim, yakışıklım, aşkımın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam bugün sabah polisimiz Taksim’i sol örgütlerin pankartlarından ve yollara kurdukları barikatlardan temizlemek için müdahalede bulundu. Marjinal gruplar polise molotof ve taş atarak karşı geldiler. Polis defalarca uyardıktan sonra saldırılar durmayınca gaz ve suyla müdahale etmek durumunda kaldı. Polisler, Atatürk Kültür Merkezi üzerine Türk bayrağı ve Atatürk posteri astı. Gezi Parkı’ndaki gençler, kendilerine taş atanlardan ayırdılar. Oraya polis bir müdahale yapmadı. Hatta gazdan etkilendikleri için de özür dilediler.

ADNAN OKTAR: Polisimiz, hükümet burada samimi davranıyor, işin doğrusu bu. Gençlerin olması bize neşe verir. Herkese neşe verir. Hoşumuza gider. Ama komünizme bizim milletimiz karşı. Öyle dayatmayla komünizm olmaz. Fikirle geliyorlarsa gelsinler, tartışalım, konuşalım.

Mustafa Deniz; “Adnan Oktar Hocamız devreye girsin ve şu olayı bitirsin. Fikirle biter. Ama biraz da gençlerde benim istediğim, onların da istediği daha modern bir Türkiye. Her yerin daha kaliteli olması, işin doğrusu bu. Kökeninde bu yatıyor. Ama komünistlerden kendilerini kesin çizgiyle ayırsınlar gençler. Onların tırnağı etmez komünistler, değil mi? Komünistler nedir yani adam öldürenleri kastediyorum tabii. Fikri planda olanlar, terör yapmayanlar, saldırmayan komünistler, onlar da kardeşimizdir. Konuşuruz, tartışırız, kaliteli gençler olursa, aklı başında olursa. Komünizmi savunursa, onda bir şey yok. Ama molotof kokteyli ne demek? Yangın bombası. Süper tehlikeli. Bak direk öldürmeye teşebbüs. O olmaz.

Dünyanın sultanı Şeyhin Şah Sultanı Şeyh Nazım Kıbrısi, El Hakkani Hazretleri. Tansiyonu, nabzı güzel. Dışarıya meşhur devriyesine çıkmış. İsmi acayip hoş, devriye.

CNN International, Amerika komünizmi nasıl destekliyor? Hiçbir gerekçeyle komünizmi destekleyemez Amerika. Madem Allah’a inanıyorsun, değil mi? Nerede gördün İncil’de komünizmin desteklenmesini?

DİDEM ÜRER: Obama’ya da karşılar genel olarak Hocam, onu çok sıkıştırıyorlar, o çevreler.

ADNAN OKTAR: Oradaki siyasi sol komünistlerin elindeymiş Amerika’da. Çok garip. Hayret yani Amerika’nın komünist düşünce olması. İşte Amerikalı dindarlarla ittifakın önemi burada ortaya çıkıyor. Hıristiyanlarla ittifak edilmesi. Bak onlar da baş edemiyorlar. Halbuki Hıristiyan dindarlarla Müslümanlar ittifak etse sorun bitecek. Onun için kardeşlerimiz Hıristiyanlarla ittifak konusuna çok ciddi ağırlık versinler. Çok yoğunlaşsınlar. Yurt dışında da öyle. Onlar çekinebilir, tedirgin olabilir, fark etmez. Çok yakın, sevecen, şefkatli bir üslupla onlara yaklaşırlarsa onlar rahatlar. Çünkü Müslümanlığı onlar terör dini gibi görüyorlar. Vahşet dini gibi görüyorlar. Böyle hani kırar, yıkar, keser, atar, biçer. Çünkü Hristiyanlıkta hakikaten şefkat, merhamet ağırlıklıdır. Ama İslam şefkat, merhametin asıl şehridir. Asıl yeridir. Ve şefkatin, merhametin, dostluğun, güzelliğin bütün alt yapısını oluşturur dinin hükümleri, Kuran. Mesela sevgiye giden bir yolu mu tıkıyor, onu kaldırır Kuran. Muhabbete giden bir çıkış yolu kapandıysa, onu açar. Mesela egoistlik, egoistlik ne yapar? Sevgiyi öldürür. İslam, Kuran, onu kaldırıyor. Pintilik ne yapar? Sevgiyi öldürür. Kuran pintiliği kaldırır. Baskı, özgür olmamak neyi getirir? Sevgisizliği getirir. Kuran özgürlüğü teşvik ediyor. Mesela “köleleri de bırakın” diyor, Allah. En yoğun köleci yapının hakim olduğu devrede böyle.

DİDEM ÜRER: Daha önce Amerika Büyük Elçiliği’ni de bombalamışlardı Hocam. Şimdi özgürlük savaşçıları olarak gösteriyorlar DHKP-C’yi, CNN’de.

ADNAN OKTAR: Terörist listesine aldılar, komünist, anarşist olarak listeye aldılar, mücadele edilmesi gereken teröristler olarak gösteriyorlar, sonra Türkiye’nin karışması mevzu bahis olunca, “halk kahramanı bunlar” diyor. Olmaz. Halk kahramanının yapacağı fikirle ortaya çıkmaktır, düşünceyle ortaya çıkmaktır. Polise molotof atarsan polis ne yapsın? Polis kendini savunur. Polisin ne yapması gerekiyor? Fikirle ortaya çıkmaları için, sürekli teşvik etmek lazım. Tartışmaya davet etmek lazım. Kaba güçle halletmeye kalkmak, çok anormal bir hareket. Mesela Amerika kaba güçle halletmeye kalktı, Vietnam, Kamboçya, Laos’u yerle bir etti. On binlerce ton bomba yağdırdı. Milyonlarca insan öldü. İşte fikirle yapacağını kaba güçle yapınca böyle olur. Halbuki fikirle yapsa kimse ölmez. Demokrasi getirirsin. Fikir istediği gibi serbest anlatılır. Sonra seçim yaparsın. Herkes kendi fikrine göre hükümette yer alır.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Valimiz şu an Taksim’deymiş Hocam. Polisimize destek vermek için oraya gitmiş. “Milletimiz bize dua etsin” diye, talepte bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Allah polisimize, devletimize, milletimize güç kuvvet versin. Devleti, hükümeti yıkmaya çalışanların gücünü elinden alsın. Allah kalplerine korku salsın. Demokrat, hür düşünenlere Allah hidayet versin. Sağlık, sıhhat, selamet versin. Valimize, İçişleri Bakanımıza, Başbakanımıza, hükümet yetkililerine Allah basiret, feraset, derin akıl, cesaret, ilim, irfan, şefkat, merhamet, adil davranma gücü versin. Kuran’a göre hareket etmelerini nasip etsin. Allah devlet, millet düşmanlarına hidayet versin. Hidayet vermediklerini de Allah mağlup etsin. Güçsüz kılsın.

GÜLGÜN GÖKTAN: Valimiz bugün çok güzel konuştu Hocam, maşaAllah. “Hepsini kendi çocukları gibi sevdiğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim çok gereksiz bir özenti, tahrir özentisi var. Yani bize yakışmaz bu. Özentiyle hareket edilmez. Önce biri yapıyor. Sonra gidiyor o onu taklit ediyor, o onu taklit ediyor. Türkiye’nin tahrirlik bir durumu yok. Türkiye’de demokrasi var. O yönüyle istediğin gibi netice alabilirsin. Eğer istiyorsan gel, erken seçime gidelim. Hükümetin öyle bir derdi yok.  Ama illaki demokrasiyle, oyla. Sen diyorsun ki, “ben oyu dinlemem. Milletin ne dediğini de dinlemem. Ben iktidar olmak istiyorum.” Öbür komünist fraksiyon diyor ki, “ben onları kabul etmem. Ben olacağım” diyor. Maocular diyor ki, “hayır, biz iktidar olmak istiyoruz” diyor. Neyle? “Silahla olacağız” diyor. Kardeşim aklınızı başınıza alın. Her biri ayrı telden çalıyor. Çok fazla komünist örgüt var, her biri ayrı iktidarı almak peşinde. “Halkın ne düşündüğü bizi ilgilendirmez” diyorlar, “biz iktidarı ele geçireceğiz.” Olmaz o.  Mutlaka demokrasi.

DİDEM ÜRER: Görüşmeye gidecek kişiler hakkında bile bir fikir birliği sağlayamadılar, kendi aralarında.

ADNAN OKTAR: O olabilir, önemli değil. Görüşsünler de. Ben mesela oraya hakikaten Topçu Kışlası’nın böyle bir beton yığını olarak yapılmasına karşıyım. Oraya büyük havuz, mesela en az bir kilometre kare, en az. Büyük bir havuz, yanlarında küçük havuzlar ve heykeller çok güzel modern klasik heykellerle süslenecek. Bina ile uyumlu, doğal yapı ile uyumlu güvercinler, kuğular, sincaplar dallarda gezecek, bağlık bahçelik yapılacak ve muazzam bir istimlak genişletilsin. Cennet bahçesi gibi bir yer olsun Taksim. Çok güzel modern kafeler, modern lokantalar, çok şık güzel bir mescit Osmanlı mescidi o da böyle şadırvanlı falan, çok hoş.  Kütüphaneleri olan, meşrutası olan bir mescit, öyle her hangi bir mescit de değil, inşaAllah. Güvercinler oradan gelip su içecekler hayvanlar, kuğular yavrularıyla gezecekler böyle. Yüzlerce de bakıcısı olması lazım o bahçenin. Pırıl pırıl, gıcır gıcır tutulacak.  Halk merkezi yer olduğu için akşam oraya çıksın gelsin, ama topçu kışlası, beton yığını gibi olursa olmaz. Önce bir bahçelerini yapalım topçu kışlasının biz, havuzlarını bir yapalım, topçu kışlası kolay en sona onu yapalım. Önce bir bahçeleri olsun ve topçu kışlası da ben baktığım düz beton olarak pek o kadar bir şeye benzemiyor. Ama çok süslü sanatlı yeniden dizayn edilirse, güzel seramik kaplamalarla içi dışı böyle Osmanlı hat sanatının, Osmanlı ahşap sanatının güzel numuneleriyle, Şam işi böyle Edirne kandillerle süslenerek, muhteşem sanatsal bir yapı haline getirilirse bu fevkalade olur. Şahane olur. Bu şekilde olmasını istirham ediyoruz. Fazla bir şeye de mal olmaz. Gayet de güzel olur. Tayyip Hocam’ın genel faaliyetine bakmak lazım. Demokrasi yönünde çok candan. Bak 18 yaşı getiriyorlar, ne demek bu? Bak 18 yaşındaki insan meclise girecek. Hayal dahi edilemezdi. Bak “ben bunu savunuyorum” diyor. Bundan ala gençliği savunan bir üslup olur mu? 18 yaşında meclise girip milletvekili olacak çocuk, 18 yaşında. Daha ne desin? Bayağı candan bir yaklaşım. Daha fazla özgürlük, tamam yapar. Yani bir mahsuru yok. Kimseye zarar gelmedikten sonra, özgürlüğü zaten savunan insan, baskıdan bunalmış bir insan Sayın Başbakan. Bütün ömrü baskıyla geçti onun. Hapishaneler, şunlar, bunlar, çileler, hakaret ve bu millette çok şiddetli derin bir etki meydana getiriyor. Bu kalplerde unutulmaz bir etki meydana getiriyor. Bunu düşünmüyorlar. Her şeyde bir hayır var, inşaAllah. “Hamiyet-i İslamiye” diyor Bediüzzaman “feveran edecek, Hz. Mehdi başlarına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Yani milletin en hassas damarlarına dokunuyorlar. Milleti en rencide edecek şeyleri yapıyorlar. Tek yol sevgidir, şefkattir, merhamettir, akılcılıktır. Şiddet çok delice bir hareket. Komünistlerinde başını belaya sokar, milleti de çok zor durumda bırakır. Sonunda acı yine komünistlerin başına patlıyor. Kamboçya’da, Vietnam’da, orada, burada falan  mahvoldular. Fikirle ortaya çıksanıza, karşınızdaki insanların fikirlerini karşınıza çıkarsanıza. Tartışmaya davet edin, konuşmaya davet edin. Propaganda da yapın istediğinizi anlatın. Niye silah? Niye molotof kokteyli bomba, şu bu falan, ne gerek var? Bombayla hizaya getirdiğin adam, molotof kokteyle bir insanı ikna etsen o senden zaten ömür boyu nefret eder. Sen nasıl kazanacaksın onu yani? Silahla bir adamı sen komünist yaparsan, ömür boyu sana içinden küfreder o. Ömür boyu nefret eder senden ve ilk bulduğu yerde de sana zarar vermeye kalkar. Zorla nereye varılır? Zorla şiddetle iş olur mu? Rusya zorla şiddetle komünizmi getirdi, halk onlarca yıl devletten akıl almaz nefret etti ve müthiş bir ayaklanmayla devirdiler Komünistleri. Çin’de de nefret ediyor millet komünistlerden. Bir ara gençler bir ayaklanmıştı o meşhur meydanlarında, kanla şiddetle bastırdılar. Şu anda da nefret ediyorlar. Zorla baskıyla olmaz. Oy ile olur, serbest seçimlerle olur.

DİDEM ÜRER: Hocam bugün Başbakanımız “kimsenin hayat tarzına karışmayacağız ve kimseyi de karıştırmayacağız” diye özellikle belirtti tekrar.

ADNAN OKTAR: Evet.

Egemen Baki; “Dediğinizden şiddet yapan komünisttir gibi bir algı çıkıyor. Terörist İslamcı dendiğinde kızarsın ama.” Ne zaman kızdım? Kızmıyorum ki.

DİDEM ÜRER: Özellikle ayrım yaparak sürekli belirtiyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet. Bağnazlarla gece gündüz mücadele etmiyor muyuz? Anlatmıyor muyuz? Bağnazları birinci dereceden bela olarak görmüyor muyum ben? Bağnazlık, dünyanın en büyük baş belasıdır. Kaç bin yıldan beri? Dört bin, beş bin yıldan beri beladır. Her dönemde bela olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da bela olmuştur, Hz. Musa (a.s) zamanında da bela olmuştur, şimdide bela. Yalnız bu İslamcı teröristlere baktığımızda, çok koyu Darwinist olduklarını görüyoruz. Bu ne hikmettir, buna bakmak lazım. Çok koyu Darwinist. Bunların içinde Allah yarattı diyen bana bir tane adam göster. Hepsi Darwinizmi savunuyor. İşte Darwinizmin getirdiği bu. Ya İslamcı terörist çıkartıyor, ya komünist terörist çıkartıyor, ya faşist terörist çıkartıyor, ya vahşi kapitalizmin teröristini çıkartıyor.

Nean Polit; “Helal konuş Hoca konuş” diyor maşaAllah.

“Amin Hocam inşaAllah, iyi ki varsınız” diyor. Bunlar yani böyle tiki gençler.

“Herkes çapulcu mu?” Chatin. “Demokrasi kullanılmıyor Adnan Bey, millet bu yüzden alanlarda.  Mesela bana kullanılmayan yer, ama somut şey söyleyin somut. Alanla değil, alanla olmaz bu iş, oy ile olur. Alanla olur mu? Çık sokakta istediğin kadar bağır, ciğerlerin ağarır. Sabaha kadar yorgun düşer bağırırsın. Oyunu verdin mi, tak değişir. Mesela biz ışığı yakmak için düğmeye basıyoruz. Bas bas bağırsam da ben ışık yanar, sabaha kadar bağırayım yanar. Düğmeye basarsam ışık söner. Oy ile olur bu işler. Oyunu attın mı sandıktan, tak istemediğin hükümet gider. Demokrasi budur, oy ile olur demokrasi. Sokakta bağırmayla nasıl demokrasi olsun? Sokakta bağırdın mı, millet tedirgin olur, rahatsız olur. Senin hoşlanmadığın fikri daha çok destekler. Ama makul anlatırsan, dediğin doğruda olabilir, o zaman senin fikrine döner.

Ertan Beyatlı; “Dabbetü’l arz, Mehdi’den önce mi, sonra mı, yoksa birlikte mi çıkacak?” Birlikte. Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı olarak çıkıyor. Zaten ayetin ifadesidir o. “Dabbetü’l” ayette çok güzel vurguluyor Cenab-ı Allah. “Yerden bir hayvan” inşaAllah. 

Leydi Çapulcu, gece g, bunların şifreleri muazzam bu sevimlilerin. “On dört gündür birlikte hareket eden insanlarla, tek başına molotof atan adamı bir ayıralım” diyor. Zaten öyle, yani siz cansınız. Vatanı, milleti seviyorsunuz. Türk bayrağıyla çıkıyorsunuz, Atatürk’ü seviyorsunuz, dininizi seviyorsunuz. Özgür olmak istiyorsunuz, herkes alnından öper, size kimsenin bir şey dediği yok. 

“Taksim olaylarının din ile dinsizlikle, komünistliklerle alakası yok.” O bahçedeki olayla alakası yok, o doğru. Ona bende karşıyım, zaten anlattım söylüyorum. Ben orada beton yığını istemiyorum. Ama Tayyip Hocamı zaten ikna ederiz biz, öyle bir konu yok ki yani. Onu da halleder Tayyip Hocam. Süslü sanatlı güzel bir şey istiyorum. Önce bahçelerden başlayacağız. Ama orada sen komünistleri görmedin mi? Bu çocuk nasıl bilmez bunu? Atatürk heykelinin üstüne komünist bayrakları asmadılar mı? Her yere komünistlerin flamalarını koyuyorlar, komünist sloganlar atıyorlar. Yazmış zaten; komünist dayatma getirmiş , “devleti yıkacağız, hükümeti yıkacağız, polisi kaldıracağız, devleti kaldıracağız tamamen” diyor, “askeri kaldıracağız, kendi militanlarımız asker olarak görev alacaklar” diyor, “milis kuvvetleri kuracağız” diyor, “rejimi istemiyoruz, asıl istediğimiz bu bizim” diyor. Senin bundan nasıl haberin olmaz? Asmış adam orada duruyor.

DİDEM ÜRER: Var pankartları Hocam isterseniz. 

ADNAN OKTAR: Al bak, göster. Bak ne diyor;“Burjuva hükümetin derhal istifası, bütün iktidarın halka devredilmesi” seçim olmadan. “Polis teşkilatının ve ordunun dağıtılması, bunun yerine milis güçlerinin geçirilmesi” işte bak. “Bankalara, tekellere” bütün sermayedarlara, bütün zenginlerin mallarına “büyük dış ticarete, emekli sınıflar yararına el konulması” bütün zenginlerin malına el koyun diyor. “Halk temsilcileri konseyinin toplanması” yani meclisin fes edilip yerine Halk temsilcileri konseyinin toplanması. “Tutsakların derhal özgürleştirilmesi” yani hapishanelerin boşaltılması. “Ezilen ulus ve ulusal toplulukların kendi kaderlerini tayin hakkının tanınması” yani Güneydoğuda da ayrı bir devlet kurulması. Kendi hükümetlerini kendilerinin kurması. Adam işte talimatı vermiş. “Bunu yapacaksın” diyor, “yapmazsan ona göre karşılığınızı veririz” diyor. Şimdi bunun komünizmle alakası yok dersen, bu inandırıcı olmaz. Akılcı konuşun.

Bahadır İnan; “Hocam gezi parkına bir dev ekran kursak, sizi izleseler bu iş kökünden çözülür. Ak kara çıkar ortaya. Hükümete açık çağrı” diyor. Bu çok şeker.

Şimdi zaten Taksim ekibi gençler beni yoğunluk olarak izliyorlar, onlarda öyle bir sorun yok zaten. Onlar köfte gibi, bayağı şeker tipler. Yani Komünist, şununla bununla alakaları yok. Vatana millete bağlılıkları çok güzel, Atatürk’e bağlılıkları çok güzel, Allah’ı seviyorlar. Ama Avrupa’daki gençler gibi özgür olmak istiyorlar. Orada oturup böyle Avrupalı eylemciler var ya, onlar gibi olmak, rahat olmak istiyorlar.

TC Denizanası; “millet sessiz” millet sessiz derken ben, Twitter da falan orada burada yazanları kastetmiyorum. Orada takip edenler var. Anadolu’daki halk; Tokat, Turhal, Çorum, Sivas, Amasya, Polatlı, Çubuk burada milyonlarca insan televizyonlarından sessiz sedasız izliyor, bu doğru. Bunlar Twitter da bir yazmaya kalksa Twitter kilitlenir. Twitter diye bir şey kalmaz. Senin bakış açını eleştirdim şu an, sende bana bir cevap ver. Eğer yanlışsa, ona göre bende sana cevap vereyim. Ama böyle olmaz.

Mamoste Mehmet Sur, yürümeyle olmaz, oy ile olur. Niye oya güvenmiyorsun? Niye demokrasiye güvenmiyorsun? Ne olacak yürüyüp? Ayakların açılır yürüyüp. Spor anlamında yürürsün. Yürümeyle bir şey olmaz. Yürümeyle sadece karşı tarafı tedirgin edersin. Bağırıp çağırmayla tedirgin edersin. Fikir, sevgi ve şefkat. Mesela komünizmin en büyük hatası da budur; dehşet ve şiddetle ortaya çıkmasıdır. En büyük hatalardan birisi. Konuşarak, ikna ederek, delillendirerek hareket edecek.

Bir çapulcu Pınar Bozkır herhalde Pnr Bzkr. Pınar ben haklıya haklı, haksıza haksız. Ben gördüm maketini, var mı onun resmi? Varsa göster. Benim dediğim, en az bir kilometre karelik bir büyük havuz, içinde de böyle küçük küçük balıklar. Kuğular olacak, güvercinler olacak, yemyeşil olacak, bağlık, bahçelik olacak, büyük selvi ağaçları böyle muhteşem üzüm bağları, İstanbul’un göbeğinde. Göster. Bakın şimdi Topçu Kışlası şu, alttaki görülen. O park arka kısımda kalıyor. Arka kısımdaki yer, park. Topçu Kışlası önde. Kubbelerle, Osmanlı modelinde böyle revaklar muazzam bir süslemeyle, ahşap süslemeler takviye edilerek, Edirnekarilerle, Şam işleriyle süslenirse, mükemmel Çini sanatıyla da bezenirse eyvaAllah, şahane olur. Geniş havuzlar, geniş süslemelerle.

Özetle böyle sevecen, tatlı bir insan olması, anneden, çocukluğundan itibaren hep şefkate muhtaç yaratılmıştır. Annesinin kucağında bile hep şefkat ister. Büyüyünce şefkat ister. Hakikaten otoriter devlet anlayışı, ağır başlı bir devlet anlayışı insanları biraz sıkar. İnsan fıtratıyla hakikaten biraz çelişiyor. O değişecek gibi görünüyor bütün dünyada. Daha böyle sevecen, şakacı, hoş sohbet, halkla iç içe olan yöneticiler daha insanların moralini açan bir görünümde yani buna özen göstermek gerekiyor. Halkla iç içe olup, onlar gibi yiyip içen, onlar gibi konuşan. Mesela Süleyman Demirel onu çok iyi yapardı.

İnsanın kalitesi temizliğindedir. Çok temiz olmaları lazım. Temizliğe önem vermiyor bazı gençler. Saç sakal birbirine karışmış. Hadi tamam diyelim onu tarz yapıyor ama kirli, çok çok kirli. Genç kızlarda da mesela. Genç kız dediğin mis gibi tertemiz olacak. O şekilde genç kız olur mu? Mis gibi parfüm kokacak. Üslubu çok nazik ve nazenin olacak. İnsan baktığında, mecburen saygı duyacak. Bir genç kız geçerken insan, önünü iliklemesi lazım ceketini böyle hazır ola geçmesi lazım. Öyle hürmet edeceksin. Mesela gözüyle bir genç kız rahatsız edilmez. Rahatsız etmemek çok önemlidir bir insanı. Sesiyle, konuşmasıyla, bakışıyla hatta kiriyle rahatsız etmemek. Bir kere kir ve pislik kalitesizliğin en büyük alametidir. Yani kafasının çalışmadığını gösterir. Aklı başında bir adam, kirden nasıl rahatsız olmaz? Pis olan bir şeyden nasıl rahatsız olmaz? Olmuyorsa, bir sorun vardır. O adam kaliteden bahsedemez. O adamın derinliği yoktur. Müminin vasfı, “müminler tahirdir” diyor Allah. Allah “elbiseni temizle” diyor ayette. Müslüman’ın vasfı, dünyanın en kaliteli insanı olmasıdır. Yani “Müslüman nasıl tarif edilir?” dersen, dünyanın en klas, en kaliteli, en akıllı, en özgür, en sevecen, en güzel düşünen, en güzel sanat anlayışına sahip, en güzel bilim anlayışına sahip, en çok kucaklayıcı, en çok hürriyet dağıtan, hürriyeti seven, kalbi Allah sevgisiyle Allah korkusuyla dolu olan insan demektir. Baskıdan hiç kimse hoşlanmaz. Baskıyı insan gördüğünde rahatsız oluyor. Ama şimdi halk Taksim’e gitmek istiyor, gidemiyor. Hiç kimse gidemiyor şu an Taksim’e. bu özgürlük mü? Bakın Türkiye’den Türkiye’nin hiçbir ferdi gidemiyor Taksim’e. “Özgürlük var ‘‘ diyor. Özgürlük yok gidemiyorsun. Otellerin meraklısı değilim ben, otellerin boş olması beni ilgilendirmez. Ama bomboş hiç kimse gitmiyor otellere.  Boşaldı oteller Taksim’de. Esnaf kepenkleri kapattı hiç bir iş yapamıyor iflas etti adamlar bittiler Taksim’de. Bu özgürlük mü? Özgürlükle ne lakası var. Ama Taksimde gençler var, diyor ki ; ‘‘burada ağaçlar kesilmesin ‘‘ ağaçlara yapıştı dünya tatlıları diyelim. ‘‘Biz ağacımızı kestirmeyiz ‘‘ diyorlar.  Onlar şeker. Onlara bir sözümüz yok. Bende istemiyorum ağaçların kesilmesini, tek bir tane ağaç kesilmesini istemiyorum. Hiç gerek yok, mantığı da yok. Yapılacaksa oraya bina, ağaç dursun, ne alakası var. Binayı ona göre yap. Ağaç niye kesilsin? İstimlak et bir çok orada bina var, yık aç genişlet. Orada hiç ağaç yok, yık binaları oraya git. Orada tek bir tane otun bile kesilmesi gereksiz.  Ne gerek var? Kökleşmiş oranın yerli ağaçları artık oranın misafiri olmuş onlar, sahibi Taksim’in sahibi o ağaçlar. Onlar duracak. Projeyi ona göre yapın. Al içine al. Çevresini genişlet. Orman mesela, 10’da birlikse yahut 50’de birse, 50’yi tamamla. Oradaki bahçe 50’de birlik bir bahçe kabul edilsin, 50’ye tamamlansın. Alabildiğine ağaçlandıralım, yeşillendirelim ve güzelleştirelim. Tarihi bina oturtulabilir oraya mesela, sembolik güzel bir bina da yapılabilir. Topçu Kışlası birebir milimi milimine uygun yapılacak diye de bir şey yok. Tamamen sanatsal yapmak şartıyla, kubbeli, küçük küçük kubbeler olacak şekilde, baştan sona Osmanlı revaklarıyla Osmanlı süslemeleriyle yapılırsa, eyvaAllah. Ve 50 misli ağaçlandırma. Ve dev bir havuz. O zaman şahane. Müslüman dünyanın en kaliteli insanıdır. Merhamette en ileri, şefkatte en ileri, nezakette en ileri, temizlikte en ileri, en güzel giyinen, en güzel yiyen içen, en güzel dağıtan, en adaletli, en merhametli, sosyal adaleti en mükemmel uygulayan. Kuran’da hep sosyal adaletten bahsediyor Allah. Hep malın dağıtılmasından bahseder Allah; ‘‘Malı biriktirmeyin” diyor Allah, ‘‘dağıtın ‘‘ diyor. Ve en güzelini yapın ‘‘ diyor her şeyin en güzelini. Ve cenneti Allah ideal olarak gösteriyor. Bizde dünyada cennetin bir modelini yapmakla mükellefiz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Erdoğan; ‘‘Gençleri anlamaya çalıştıklarını, ancak gençlerin ne istediklerinin tam olarak belli olmadığını” söyledi. Sözlerine şöyle devam etti; ‘‘efendim diyorlar ki, Başbakansak başbakan geliyor ne olacaktı. Ne olur şu Atatürk Kültür merkeziden şu paçavraları indirin mi diye rica edecektik? Güvenlik güçlerimizin başta bu işe müsaade etmemesi gerekiyordu. Bu paçavralar devlet kurumunun üzerine nasıl astırılır? Bunların karşısında biz konuşunca ‘Başbakan sert konuşuyor’ diyorlar. Eğer buna sertlik diyorsanız, kusura bakmayın bu Tayyip Erdoğan değişmez” dedi. Aynı zamanda da ‘‘Gezi Parkı’nın içerisindeki gençleri Allah için çok seviyorum hepinizi gözlerinizden öpüyorum” dedi.

ADNA OKTAR: İşte gençlerin aradığı bu. O sözü güzel olmuş. Bu işleri tabi Allah organize ettiği için Allah yönlendirdiği için, bir hayra binaen Allah buna imkan tanıyor. Çünkü şerrin de görünmesi gerekir, hayrında görünmesi gerekir. Allah insanlara tehlikeyi gösteriyor. Biz yıllardan beri komünist tehlike var diyoruz, diyorlar “neredeymiş komünist tehlike.’’ Evinden çıkamadın hani yoktu komünist tehlike, ‘‘ yok, komünizm öldü” diyor. Kardeşim de ki ‘’özgürlüklerde bir sınırlama var biz daha özgür olmak istiyoruz ‘‘ de. Ama komünistlerle kucak kucağa bir üslup, devleti yıkma isteyenlere kucak kucağa bir üslup oluyor mu? Mesela topla gençleri komünist olmayan gençleri onlarla ne yapmak istiyorsan yap. Kanun hukuk ölçüleri içerisinde. Aman aman sakın sakın. Mesela geçen ülkücü gençleri gördük, baktım aslanlarım demokratik bir tepki veriyorlar sokaklarda, sloganlarla hükümeti bu yönüyle yani komünizme karşı yönüyle, destekleyen bir üsluplarını gördüm. Yani daha açıkçası komünistlere karşı. Hangi komünist? Cinayet işleyen devleti yıkmak isteyen komünist, onlara karşı tavırlarını gördüm, hoşuma gitti. Yakışan budur. Allah ülkücü gençlere de alperenlere de güç kuvvet versin. Mesela alperenler, yurt dışından gelişinde karşıladılar. AK Partili olduğundan değil, ama bu konuda laf söyletmezler. Komünizmin desteklendiği bir ortamda, komünistlerin milleti ayaklandırmak, oyuna getirmek istedikleri bir ortamda, komünistlere karşı suskun kalmazlar. Allah rızası için desteklediler. Hiçbir çıkarları yok. Ak Parti’den hiç bir çıkarları yok. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi, gençliğe yatırım yaptı. Hükümet döneminde de hep maşaAllah, en titiz oldukları şey fikri yapılanmaydı, fikri geliştirmekti. Tamam, politik siyasi faaliyet yapıyorlardı ama MHP’nin ben biliyorum, koalisyon hükümetler döneminde, en hassas olduğu konu gençliğin yetişmesiydi. Ve muazzam bir hızla bunu yapıyorlardı. Her yere ülkücü gençlik yayılmıştı. Gerektiğinde devletin yanında tavır alabilecek, tartışabilen, konuşabilen bir gençlik oluştu. Bu çok önemli cesur, korkak olmayan, yiğit delikanlı bir gençlik oluştu. Son derece sevecenler son derece akılcılar, anarşiye ve teröre son derece karşılar. Fikri, demokrat hazır bir güç olarak milletimizin emrindeler, ülkücü gençlik medarı iftiharımızdır. Alperenlerde öyle.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Az önce canlı yayında Valimiz konuştu, şunları söyledi; “Biraz önce müdahale ettik etmek durumunda kaldık, birazdan yine müdahale etmemiz gerekirdi. Benimde 2 tane evladım var, böyle bir şeye gönül verip gitseler, bu akşam baba olma hassasiyetiyle gider çocuğuma, geldin burada kaldın yattın amam artık dön derim. Çünkü burada bir çatışma var derim. Bunu herkesin demesi lazım ve en kıymetli varlılarımız evlatlarımızı onların burada sıkıntılı ortamda kalmasına izin vermemesi ve çocuklarını geri çağırmaları gerekiyor” demiş.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam oraya büyük bir ormanlık alan yapacağını söylesin, söz versin, büyük bir havuz yapacağını söylesin, kuğular olacak, güvercinler olacak desin, Topçu Kışlası’nı yaparken de tek bir ağaç sökmeyeceğime de söz veriyorum desin, Osmanlı sanatıyla çok kibar çok zarif bir bina yapacağına söz versin. Ahşabın taş ustalığını en güzel örneklerini yapacağını söylesin, bence bu konu kapanır. Desin bunu Tayyip Hocam.  Ellerinden öpüyorum desin. Ne güzel bütün millet kucaklar. Çocuklar orada gurur meselesi yaptılar onu, o ağaçlar zaten çok şeker, oranın müdavimi ağaçlar onlar eski sahipler. Hatta o gidenleri bile geri getirttirsin Tayyip Hocam,  daha da güzel olur. Gidenler teker teker numaralanıp getirtsin. Onları da ekelim.  Çocuklar da çok rahatlarlar, onların da gururu tatmin olmuş olur. Tayyip Hocam’ın iyi niyetinden herkes emin, güzel olur. 

Tuğba Evgar; “Sosyalist bir arkadaş olaylarla ilgili isteklerini yazdı” diyor. Olaylarla ilgili değil de, yani herkes görüşlerini söyleyebilir. Demokrat görüşlerini, olaya girmesin, olay bizi ilgilendirmez. Ama ben mesela siyasi görüşüm bu, Türkiye’de şunlar olsa hoşuma gider diyorsan, onları ben anlatabilirim. Makul, müspet veya tartışılabilir olan şeyler. Ama çılgınca şeyler oturup konuşacak halimiz yok tabii ne diyeyim ona yani. Türkiye’nin komünist olmasını istiyorum diyor. Varsa gücün git anlat, yapabiliyorsan yap. Millet kabul etmez komünizmi, bende kabul etmem. Ama anlat istiyorsan, kimse bir şey demez. Partilere yapılan yardımın kalkmasını istiyor. Ama bütün dünyada yok mu öyle bir şey? Bütün dünyada var. Tamam, bütün dünyada olduğuna göre makul bir şey değil. Demokrasinin zinde çalışması için gereken bir şey partilere yardım. Bütün dünyada da uygulandığına göre, kimse de buna ses çıkarmadığına göre, makul demek ki. Bunu neden acaba mantıksız görüyor?        

DİDEM ÜRER: Herhalde normalde bu küçük partilere devlet vermiyor bir şey. Onu bir adaletsizlik olarak görüyorlar, genellikle de komünist eğilimli veya sol eğilimli partiler olduğu için pek oy kazanamayanlar, onlara devletin bir yardımı olmuyor tabi.  

ADNAN OKTAR: Ama güçlü bir fikir zaten hakim olur. Güçlü bir düşünceyse, mesela Tayyip Hocam ortaya çıktı, muhafazakâr mukaddesatçı kesimin önde gelenlerini bir araya getirdi, Doğruyol Partisi’nden, oradan buradan, kendi var, solun muhafazakâr olanlarını getirdi, hakikaten yani bakıldığında, diğer partilerle kıyaslandığında, sıhhatli bir sağ parti olduğu görüldü. Şak diye de iktidar oldu. İyi propaganda olduğundan, Tayyip Hocam’ın bol bol fotoğrafları olduğundan değil. “Destek almayan partiler” Yok aslında güçlü fikir olsa, hiçbir sorun olmaz. Fikir güçlü olmuyor partilerde. Mesela Komünist Partisi, halk kabul etmez.

İman, aklı getiriyor. Akıl, merhameti şefkati getiriyor. Akıl, temizliği getiriyor, vefayı getiriyor, ince düşünceyi getiriyor, tutkuyu getiriyor. Sevgiden bıkmamayı ve sevgide gittikçe gelişmeyi coşkuyu getiriyor, merhametin detaylarını getiriyor, sevginin ince detaylarını getiriyor, sadakatin ince detaylarını getiriyor, affediciliğin güzelliğini getiriyor. Hepsi bir araya gelince, tutku ve aşk oluşuyor. Bitecek gibi mi? Allah’tan besleniyor. Sonsuza açık, bitmiyor. İnsanların hep gönlünde oluyor gerçek sevgiyi aramak ama tipiyle elde etmeye çalışıyor, artistliğiyle, işte yabancı parçalar bilmesiyle. İşte ben şu filmleri seyrettim diyor, şu yabancı kitapları okudum diyor. Deri ceketiyle, raksçı hareketleri, artistik bakışlar. Bakıyor genç kız, akıl yok. Onlar tamam, aklının açısından onlarda bir sorun yok da, onlar tamam da akıl eksik. Esprilerine bakıyor, gıcık. Konuşmalarına bakıyor, gıcık. Egoistlik hat safhada. Duygusallık, çirkin bir duygusallık, yakışık almayan bir duygusallık. Öfke hiç ummadığın yerde patlıyor. Sabırsız, vefasız, merhamet ve şefkat duyguları gelişmemiş. Küçük şeylere tenezzül ediyor. Maddeci, pinti, çıkarcı. O zaman sevgi ölüyor, tıkanıyor. Akılsızlıkta sevgi tıkanır. Akılsızlıkta sevgi gitmez.

“Seç sis. isimli safsatanın kaldırılmasını istiyorum” ne demek. Seçim sistemi mi demek? Ne demek istiyor orada acaba?                        

DİDEM ÜRER: Herhalde otomatik sayılması.

ADNAN OKTAR: Otomatik mi sayılıyor oylar?

DİDEM ÜRER: Ben elle sayılıyor diye biliyorum, normal kapalı sandıkta.

ADNAN OKTAR: Elle sayılıyor. Otomatiğe kimse güvenmez, olur mu öyle şey. Başında duracağız. Halk duracak başında, ortaya dökülecek, alenen olacak. Öyle şey olmaz. En gelişmiş teknoloji kullanılsa bile olmaz. Gözümüzle göreceğiz. 

Var mı anlatacakların?

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetleri var birkaç tane isterseniz.

ADNAN OKTAR: Tamam, dinleyeyim.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan kardeşlerimiz, bir önceki gün Ortaköy’de altı yüz adet A9 broşürü dağıtmışlar. Sevgi ve hürmetlerini iletiyorlar size.  

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, acayip şevkliler.

DİDEM ÜRER:  Önceki gün Güneşli Park’ta Mustafa Ceceli’nin konserinde kardeşlerimiz bin tane A9 broşürü dağıtıp, Türk İslam Birliği’nin önemini anlatmışlar. “Hocamızın dualarını bekliyoruz, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma, aferin benim koç yiğitlerime. Nasıl nurlular, nasıl candanlar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan da bazı kardeşlerimiz, geçtiğimiz günlerde Aziz Istefanos Latin Katolik Kilisesi’ne kitap ve Eyüp Şehit Kubilay ilköğretim Okulu’na da Yaratılış Atlası hediye etmişler. 

ADNAN OKTAR: Çok güzel, özellikle de Hristiyan kardeşlerimize böyle sahip çıkmaları çok isabetli. Okullara kitap vermek, kütüphanelere kitap vermek çok hayati bir çalışma.      

Didem Hocam şimdiki konuşmalar bitmez, yarın devam ederiz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü