Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (13 Haziran 2013; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BERİL KONCAGÜL: Muhteşem güzelliğiyle nefesimi kesen bir tanemle devam ediyoruz, inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Yıllardan beri komünizme dikkat çekiyorum. Dindar kardeşlerimiz de diyorlar ki “nerede komünistlik var?” diyorlar. Bazı insanlar da “nerede komünist var” diyorlar. Bazısı AK Partili kardeşlerimize “komünizm mi kaldı?” diyorlar. Peki bu ne? Demek ki komünist tehlike Türkiye’nin en büyük tehlikesiymiş. Ortadoğu Balkanların en büyük tehlikesiymiş. Demek ki teşhisimiz doğruymuş. Bilimsel mücadele yapılması gerektiği de doğruymuş. Polisle jandarmayla hallolacak bir konu değildir komünizmle mücadele. Çeşitli masum adlar altında da çıkabilir komünizm. İşte “yeşili koruma” der, “hayvanları koruma” der, “havanın oksijeni” der, bir şey der ortaya çıkabilir.  Haklı yönleri de olabilir. Haklı olan şeyleri de kullanabilir. Ama asıl amacı komünizmdir.  Yani ne bitki, ne ağaç, ne oksijen, ne kediler, ne köpekler, ne güvercin komünistleri ilgilendirmez. Ama halkın hassas olduğu bir konu olduğu için, halkı vicdanen tahrik eden konular olduğu için, mesela bir küçük çocuğun mikroptan ölmesi, bir hastalıktan ölmesi kullanılacak bir şeydir. Bir genci mesela serseri bir kurşunla ölmesi kullanılacak bir şeydir. Yoksa komünizmin bir gence acıdığından değil. Komünist o zaten kitle halinde insanları öldürmeyi amaçlıyor. Acıma diye bir konu olmaz. Kedileri, köpekleri falan kitle halinde, hayvanları bile öldürüyorlar kitle halinde. Komünist düşünce çok acımasızdır.  Zannederim bundan sonra tehlikeyi görürler ve ona göre tedbir almanın gereğine inanırlar. Bilimsel, akılcı, Darwinizmin geçersizliğini anlatan, Marksizm’in geçersizliğini anlatan, geniş çaplı faaliyet, ilmi faaliyet.

DİDEM ÜRER: Hocam bazı kişiler hala “sadece marjinal gruplar, illegal gruplar” diyorlar. Komünizm kelimesini kullanmamaya özen gösteriyorlar.

ADNAN OKTAR: Kullanmıyorlar. Tamam, peki dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Taksim dayanışmasının sözcüleri sanatçılar ve aydınlardan oluşan bir grup Başbakan Erdoğan ile görüşmek için 22:30’da Başbakanlığa geldiler, Başbakanlık konutuna. Görüşmeye gelen sanatçılar; Halit Ergenç, Yavuz Bingöl, Mahsun Kırmızıgül, Sertap Erener, Ceyda Düvenci ve diğer başka kişiler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet Mahsun; “Alem buysa kral sensin” diyen sanatçı kardeşimiz. O şefkatli, mazlum bir delikanlı, Anadolu delikanlısı.

Ben seni dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Başbakan Sayın Erdoğan’la görüşen Hülya Avşar, “Başbakan’ın ‘gezideki genç insanların aslında hepsine hak verip sevgi beslediğini, ama onları bazı şeyleri anlamakta zorlandığını’ ifade ettiğini söyledi. Başbakanı kendisi son derece dikkatle dinlediğini, kesinlikle dışarıdan göründüğü kadar katı olmadığını, yirmi dört saat içinde oradan çekilenler olmazsa bir şekilde müdahale edilebileceğini” söyledi.” Başbakan; “lütfen kendini bilen kişiler çekilsinler, bir görelim oradaki kaba kişileri. Sonra ne yapacağımıza bakalım” diyor dedi.

ADNAN OKTAR: Geziyle, başka konuyla konu bitmez. Komünizm tehlikesinde konu bulmak zor değildir ki. Mesela herhangi bir şeyi bahane eder, çok büyük olay çıkarabilir. İşçi hakkı der, bilmem başka memur hakkı der. Yahut Suriye politikasını eleştirebilir. Bir şeyler bulunur yani o konuda mevzu bulmak zor değil. Bahane bulmak zor değil.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İstanbul Valisi Sayın Hüseyin Avni Mutlu bugün yaptığı bir açıklamada Başbakanımızla görüşen Hülya Avşar’ın müdahil olacağını hissettim sözüyle ilgili olarak, “şuanda bir müdahale planın olmadığını ancak bunu gerektirecek sıkıntılı bir durumun da olduğunu” söyledi. Sayın Valimiz “en doğru bilgi bizdedir. Böyle bir şey yaparsak o müdahalenin nasıl yapılacağını zaten bir şekilde de biz paylaşırız. Hiç kimsenin haberi olmadan gideriz gereğini yaparız gibi, kimsenin kaygılanmasına gerek yok” dedi.  Ve şikayetler için kendi cep telefonunu verdi canlı yayında.

ADNAN OKTAR: Hüseyin Avni Mutlu, ta başında söyledim, çok mübarek bir insan dedim. Aylar önce söyledim, çok mübarek bir insan dedim. Allah daha güzel mevkiler versin dedim. Nurlu bir insan, kaliteli bir insan, milletimizin seveceği bir insan. Tayyip Hocam da vatan için, millet için gayret etti. İnsandır, kusursuz insan olmaz. Bir şey yaptığında kötü niyetle yapmıyor, iyi niyetle yapıyor. Tayyip Hocam güzel olan bir şeye direnmez. Mesela biz Tayyip Hocam’dan oraya geniş bir havuz yapılmasını istiyoruz. Süslü havuz yapılmasını istiyoruz. Ve özellikle heykellerle süslenir bezenirse çok nefis olacağını düşünüyoruz. Tunç heykeller. Çok bakımlı, çok kaliteli bahçeler. Dünya çapında bakımlı ve Osmanlı sanatının en güzel nadide örneklerinin sergilendiği Topçu Kışlası. Ama klasik Topçu Kışlası değil. Çok küt bir bina o, orada bir şey yok. O işlevsel yapılmış. Sadece kışla olarak yapılmış, işlevsel bir bina. Sanatsal bir bina değil. Sanatsal muhteşem bir bina yapılması lazım. Küçük biçimli bir mescit. Ve alabildiğine yeşil geniş alanlar. Bağlık, bahçelik yerler, küçük bir hayvanat bahçesi. Taksim, dünyanın göz bebeği olur o zaman, muhteşem olur.  Tayyip Hocam, bence bunu bu şekilde açıklasın. Sanatın, estetiğin ne olduğunu dünyaya göstersin. Çok iddialı bir sanat anlayışıyla ortaya çıksın. Gayet güzel olur, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Valimiz Hüseyin Avni Mutlu, Dolmabahçe’de Gezi Parkı’ndaki gençlerle görüştü. Kendisi de çağrı yapmıştı, onlarda istediler. Daha görüşmenin sonuçları açıklanmadı. Bir de bugün Samanyolu’na çıkmıştı Sayın Valimiz. “Sizin üslubunuz çok halim” diye söylediler. O da sizin her zaman verdiğiniz bir örneği verdi; “Hz. Musa (a.s)’da, Firavun’a gidip yumuşak söz kullanıyor” dedi.  Müslüman bu şekilde konuşması gerekir” dedi, maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Valimiz söyledim, mübarek bir insan, kibar bir insan. Yakışıklı da maşaAllah. Avrupa’nın, herkesin takdir edeceği şekilde nurlu, masum yüzlü bir insan, maşaAllah.

Avrupa komünistleri birbirlerinden müthiş bağlantı halindeler; Portekiz, Yunanistan bak Portekiz Komünist Partisi, Yunanistan Komünist Partisi bu Türkiye’deki olayları destekleyenler bildiri yayınlamışlar; “Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi, Suriye Komünist Partisi Birleşik, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi” bak Filistin, “Pakistan Komünist Partisi Halk için Hareket Lübnan, Amerikan Komünist Partisi, Mısır’ın Komünist Partisi, Avustralya Komünist Partisi, Makedonya Komünist Partisi, İspanya halklarının Komünist Partisi, Alman Komünist Partisi, Macaristan İşçi Partisi, Yugoslavya Yeni Komünist Partisi, Britanya Yeni Komünist Partisi, Venezüella Komünist Partisi, Finlandiya Komünist Partisi, Meksika Komünist Partisi, Belçika Emek Partisi, Kanada Komünist Partisi, İrlanda Komünist Partisi,  Britanya Komünist Partisi, Lüksemburg Komünist Partisi” bunların hepsi tebrik ediyorlar eylemleri, Türkiye’deki eylemleri ve “destekliyoruz” diyorlar. “Her yer Taksim, her yer direniş” diyor bu adamlar. Komünistler organize hareketin, organize çalışmanın, organize eylemlerin nasıl olduğunu, nasıl olması gerektiğini, adeta bir akademi eğitimi içerisinde öğreniyorlar. Mesela şehirde bir çatışmada polise karşı nasıl yapılır? Nasıl haberleşme yapılır? Nasıl örgütlenir halk? Provokasyon nasıl yapılır? Halkı tahrik edecek haberler nasıl yayılır? O haberler nasıl oluşturulur? Provokasyon başlandığında nerelere gizlenmek gerekir? Polisi etkisiz hale getirmenin yöntemleri nedir? Polisi yaralamak veyahut öldürmek için neler yapmak gerekir? Bunlarla ilgili akademik aylarca yıllarca eğitim alıyorlar. Peki bizim milletimizin karşı bir eğitimi var mı? Yani mesela komünist bir hareket olduğunda ne yapacağını biliyor mu? Komünistler harekete geçtiğinde, ihtilal yapmaya kalktığında, komünist devrimi yapmaya kalktığında, organize bir halk ayaklanması yapmaya kalktıklarında ne yapmaları gerektiklerini biliyorlar mı? Hiçbir şey bilmiyorlar. Halkın büyük bir bölümü hiçbir şey bilmiyor. Bunu fark eden rahmetli Başbuğ, Alparslan Türkeş ülkücü gençleri komünist ayaklanmaya karşı eğitmişti. Yani nasıl yaparlar komünistler ayaklanmayı? Ne stiller kullanırlar? Ne yaparlar? Nerelerde örgütlenirler? Nasıl slogan atarlar? Bunlara karşı çözüm nedir? Devlete karşı nasıl desteklemek gerekir, bu durumda? Polise nasıl yardımcı olunur gibi eğitmişlerdi. Ülkücü gençliği özelikle yetmiş, seksen yılları arasındaki olan ülkücü gençlik bu konu da yoğun eğitim almıştı. Yetmiş seksen dönemi. Ve komünist provokasyonlara karşı tamam hükümet tedbir alıyordu. Ama ülkücülerin aldığı tedbirler, hükümetin aldığı tedbirlerin bin misliydi. Bin misli daha güçlü, bin misli daha etkili oluyordu. Hükümet çok ağır, zor hareket eden, manevra gücü zayıf bir görünüm arz ediyordu. Ama ülkücü hareket çok kıvrak, çok hareketli, halkı rahat rahat eğiten, her mahallede insanlarla bağlantı kuran bir konumdaydı. Polis gidip halkı eğitemiyordu, o zaman. Komünizm şudur, budur demiyor.  Polis sadece biri saldırdı mı ona müdahile ediyordu, karşılık veriyordu. Çoğu yerde de polisi kırıp geçiriyorlardı, taşlıyorlardı. Onun için komünizme karşı, komünist ihtilale karşı,  komünist ayaklanmaya karşı milletimizin eğitilmesi lazım. TRT’ den, radyodan, televizyonlardan veya toplantılarla, kitaplarla, dergilerle komünist tehlikeye karşı halk bilinçlendirilmesi lazım. Yoksa insanlar boş bulunurlar. Çok küçük bir kitleyle, çok büyük bir komünist ayaklanma meydana getirilebilir. Halk öyle bir şeyde ne yapacağını bilmediği için evinde oturacaktır. Halk direnmesi olmayacağı için komünizme karşı, polisi de etkisiz hale getirme yollarını öğrendiği için komünistler ki zaten onun için uğraşılıyor. O zaman çok küçük bir kuvvetle komünistler vatanı teslim alabilirler. Çünkü PKK’nın şehir yapılanması Türkiye’deki örgütlenmesi Ortadoğu’daki en büyük komünist örgütlenmedir. Yani Ortadoğu Balkanlarda böyle komünist örgütlenme yok. Ve muazzam bir savaş ve ayaklanma tecrübeleri var. Ayrıca deli cesareti var üstlerinde. Yani ölmeye ve öldürmeye göre eğitilmiş. Halkın insanların bir kısmı böyle olaylarda neyin ne olduğunu fark edemez. Yani hangi kanal neyi söylüyor, hangi televizyon neyi söylüyor, ne yapması gerekir bir bilgi kirliliği meydana getirir ayaklanma durumunda. Orada halk insanlar ne yapacağını bilmeyeceği için, o kargaşada komünizm istifade eder. Çünkü büyük bir kitle var ama hareket edemiyor. Ne yapacağını bilmiyor. Halk anti komünist tamam ama hareket kabiliyeti yok. Polisi de dış güçler,  basın böyle moralini bozar da şevkini kırarsa, felç ederse polis gücü de olmamış oluyor. Ondan sonra komünistlere teslim ortalık.  Halk evlerinde oturur. Kısa sürede komünist ayaklanma başarılı hale gelir. Halk evin dışarı çıkmaz Allah esirgesin. Bakın gördünüz son olaylarda. Büyük bir insan kitlesinin sesi çıkmadı. Mesela Tayyip Hocam’ı istese adam destekleye bilir. Facebook’tan destekleyebilir, Skype’tan destekleyebilir. İki kelime bir şey diyebilir, değil mi?  Yani “ Ben” der, “Tayyip Bey’i haklı buluyorum, der. Veya “bu tip olayları doğru bulmuyorum” diyebilir. “Her şeyi demokrasi içinde çözelim” diyebilir. Hiçbir şey demiyor. Adeta felç oluyor, bir kısım insanlar gördünüz. On, on iki gün sonra birçoğu kahraman kesildiler, bazıları. Onun için Tayyip Hocam’dan benim istirhamım, milleti komünist ayaklanmaya karşı eğitelim. Halk bilinçlensin. Yani devlet halkı nasıl yönlendirecek bunu da halk bilsin. Bir ayaklanma durumunda halk ne yapacağını bilmiyor, millet. İnsanlar bilmez. Komünistlere karşı nasıl bir tavır alınacağını bilmiyor. Mesela bir bilgi kirliliğinde ne yapılacak? Mesela diyor ki polis,  “dört yüz kişiyi şuanda öldürdü” diyor, “dört yüz elli kişiyi öldürdü şuan” diyor. Bu cinnet geçirtir insanlara. “Halka saldırıyor polis” diyebilir. Hakikaten kan revan içinde halkı öldürür komünistler. Polis öldürdü der. Mesela yüz yüz elli kişiyi öldürür, tararlar makineli tüfekle, “polis hepsini öldürdü, polis halka saldırmaya başladı” der. Bilgi kirliliğinde muazzam bir kargaşa meydana getirebilirler. Gördünüz televizyon kanalları da felç oldu, o dönemde. Adeta felç oldular, hazırlıksızlar. Facebook, Skype’lar şu, bu falan internet, müthiş bir bilgi kirliliğine girdi, kontrol edilemedi. Buna karşı da bir hazırlık yok çünkü. Mesela bilgi kirliliğine karşı Facebook’ta şu sayfalardan veya şu televizyon kanallarından doğru bilgi alınmadı. Ve bilgi kirliliğine karşı da sürekli doğru bilgi kışı sağlanması lazım. Yanlış bilgi geldiğinde en kısa sürede hemen doğru bilginin aktarılması lazım ispatlı olarak. Fazla uzatmadan, kısa sürede. Milletin morali nasıl bozulur, nelerle bozulur? Bunları komünistler çok iyi bilirler. Bunlara karşı halkımızın eğitilmesi lazım.

Aslında sırf Türkiye’nin değil, diğer İslam ülkelerinin de hatta Amerika’nın da komünist ayaklanmaya karşı hazırlık yapması lazım. Bayağı ferahlar. Sadece Amerika çok büyük bir hata yaparak bol miktarda ceset torbası hazırlamış. Şeylerin etrafına askeri tahkimat yapmışlar. Yüz binlerce tabut hazırlamışlar ayaklanmaya karşı. Onları muhafaza ediyorlar. Şu akıl mı? Kafaya bak yani. Halkta dehşete düşüyor Amerikalılar bu ne yapacaksınız, böyle diye. Öyle az buz değil, yüzbinlerce tabut ve yüzbinlerce ceset torbası hazırlamışlar, büyük şeylerin çevresinde. Neye hazırlık yapıyorsunuz? Herhangi bir ayaklanma durumunda halkı askerin kırıp geçireceğini düşünüyorlar. Hani ne yapacağız, cesetlerini alıp nereye koyalım onlara hazırlık yapıyorlar. Böyle olmaz. İlimle, irfanla, akılla, sevgiyle, şefkatle, merhametle olur. Türkiye’de de öyle komünist ayaklanmaya karşı, en ince detaylarına kadar, nasıl bilgi kirliliği yapılır? Nasıl halk olumsuz yönde yönlendirilmeye çalışılır komünistler tarafından? Mesela komünistlerin kullandığı yalanlar nelerdir? Provokasyon haberleri nasıl olur? Mesela bak biz defalarca da uyardık. Polisin silahını alır gider adam vurur. Polisi de vurur. Ama bak polisin elinden silahı alır, derki “polis çatıştı” takır takır vurur oradakileri. Polisi de vurur. Silahını da eline tutuşturur oraya bırakır. “Polis adamları öldürdü” der, “kendisi de intihar etti” diyebilir. Muazzam yetiştiriliyorlar çünkü muazzam eğitim alıyorlar. Bir kısım iyi niyetli gençler de hakikaten“ağaçlar kesilmesin” diyor. Bir kısmı şöhret olmak istiyor orada dikkati çekmek istiyor. Bir kısmı bedava yemek veriliyor diye gidiyor. Bir kısmı macera olsun diye gidiyor. Bir kısmı ablası gittiği için anası, dayısı da oraya gidiyor. Bir kısmı tehlikenin farkına varmadığı için, Avrupa’daki o entel takımının yaptığı eylemlere özendiği için filmlerde görüyor orda burada görüyor. Bende yaparım, bende modernim eylemciyim havasını yapıyor. Ama Tayyip Hocam’ın burada yapacağı şey çok önemli yani bunu istirham ediyoruz. Bölgeyi mevcut bahçenin mesela elli misli olmasa bile on misli büyütebilir. On misli bahçe yapabilir, mevcut bahçenin. Havuz son derece kolay bir şey. Muazzam bir bahçe yapsın oraya, botanik park gibi. Kuğular yüzsün içerisinde havuzun. Güvercinler o şelaleden gitsin su içsinler. Gençlerin üstüne konsunlar böyle şıkır şıkır tatlı güvercinler. Balık konulabilir havuzun içine çok az çok da fazla değil de hoş görünür. Çok bakımlı bir havuz. Ve yine Topçu Kışlası’nı Osmanlı motifleriyle mükemmel bir görünümde yapıp ama müthiş bir sanat uygulayarak gelen sanki Topkapı Müzesi’ne gelmiş gibi olsun. Nefesi kesilsin. Her yerden edirnekariler toplansın. Her yerden antika eşyalar toplansın. Getirilsin orada sergilensin. Nefis bir görünüm olsun. İkinci Topkapı olsun. Ve sanat neymiş estetik neymiş bir dünya görsün. Yani illaki Topçu Kışlası’nı yapacağım şeklinde değil de bu yeşillik yönünün, bu havuzlar yönünü vurgulayarak bu cazip güzel yönünü vurgulayarak anlatsa hemen kabul eder gençler. Hiç kimse itiraz etmez. Oraya bir beton yığını gelecek diye insanlar itiraz ediyor. Hakikaten de beton yığını görünüşü. Olmaz öyle. Paris’te olduğu gibi Londra’da olduğu gibi çok şık kafeler, çok klas kafeler, çok güzel lokantalar. Alışveriş merkezleri de olabilir ama çok küçük, çok kibar, çok kaliteli kıyafetlerin satıldığı üç beş tane mağaza olabilir. Ama kum gibi kaynayan değil. Sanat eserlerinin satıldığı birkaç tane dükkan olabilir. Ama daha ziyade yiyecek, içecek, kafeler daha güzel olur.

Bu provaydı, komünist provaydı. Adamlar bununla bırakmazlar. Onun için bak süratle asıl komünist ihtilal için, komünist ayaklanma için hazırlık yapan bu insanlara karşı milletimizi bilinçlendirelim. Bilgi kirliliğini engelleyecek bütün tedbirler alınsın. Doğru haberlerin nereden alınacağı tespit edilsin. Ne tip provokasyon yapılacağı, TRT mesela bunu açıklasın. Diğer yerler de açıklansın. Komünistlerin yapacağı oyun çeşitleri, nasıl katliam yapabilir, ne yapabilir? Bunların hepsi açıklansın, anlatılsın. Ve komünizme karşı da anti Darwinist anti materyalist eğitim. Sırf “komünizme karşıyım” demekle olmaz. O zaman komünizm gelişir. “Ben komünizme karşıyım” dersen adam merak eder. “Neymiş bu?” der, “gidip öğreneyim” der.  Gider, komünist olur. Komünizmin belini kıracak şey; Darwinizmin ortadan kaldırılmasıdır, materyalizmin ortadan kaldırılmasıdır. Yoksa ben komünizme karşıyım diye komünizmin durması diye bir konu olmaz. Komünizm gelişir. Bediüzzaman diyor; “ ikna ve telkin kabiliyeti geliştikçe bu taun tevessül eder gelişir” diyor. “Koca Çin’i, az zamanda yutan bu kuvvet” diyor, “bütün dünyayı istila edebilir” diyor. “Ancak Kuran hakikatleri iman hakikatleriyle buna karşı mücadele edebilir” diyor. “Bunun dışında yöntem yoktur” diyor, Bediüzzaman.

“Dünyanın en tatlısı, aşkım Hocam” en tatlılarından diyelim, maşaAllah. “Hocam bir gün Berker Hocam bir film vardı diye sinema seyrettiği bir şeyi anlatırken, bir film vardı diye anlatmış” diyor, “siz de benim de bir zürafam vardı diye bir espri yapmışsınız” diyor. “Aşkım Hocam sonradan bende jeton düştü, espriyi anladım” diyor. “Sen ne şahanesin aşkım” diyor. “Canımın içi tatlılar tatlısı” diyor. “Muhteşem espri anlayışını severim senin sevgilim Hocam” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış.

“Programlarınız güzel. Ama beni rahatsız eden tek şey bu Said Kürdü Cumhuriyet düşmanıdır. Eray Hayta.” Haytalık yapıyorsun. Nereden şövenist oluyor, neden yani? Bediüzzaman diyor ki “Türk milleti” diyor,  “Kuran’da işaret edilen bir millettir” diyor. Ayette diyor Cenab-ı Allah, “siz giderir, yerinize sizden daha hayırlı bir millet getirir. Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler” diyor. Bu ayeti söylüyor. “Bu ayet Türk milletine bakıyor” diyor, bu ayet Bediüzzaman. “Kahraman millet” diyor Türk millet için. “Elmastan bir asadır” diyor barik asa. Ve “bir elmas kılıçtır” diyor, Türk milleti için. Ve “kahraman ordu” diyor, Türk ordusu için de. Sen bilgisizliğinin etkisiyle bunu yazmışsın. Bediüzzaman’ı tanımıyorsun. “Cumhuriyet düşmanı” diyorsun. Halbuki cumhuriyeti ilk savunan alimlerden birisidir Bediüzzaman. Kuran’dan örnek veriyor cumhuriyeti savunurken. “Karıncalar bile cumhuriyetle yaşarlar” diyor. “Cumhuriyet bir nimettir diyor. “Bir güzelliktir” diyor. “Kuran’ın bir hükmüdür” diyor Bediüzzaman. Sen de “cumhuriyet düşmanı” diyorsun. Bak bu bir bilgi kirliliği görüyor musun? Nasıl yanlış yönlendirilmişsin?

“İyi geceler. Komünizm tehlikesinden dem vurup duruyorsunuz.” Dem vurmak, herhalde çayın demini kastetmiyor. “Ama aşırı tüketime alışmış bu gençliğin buna nasıl destek verebileceğini açıklar mısınız? Erhan Ertürk.” Aşırı tüketime alışmış. Ne içiyorlar? Gazoz içiyorlar. En lüks yiyecekleri gazoz oluyor. Birbirlerine ısmarlıyorlar. Bazen bir kutu kola iki üç kişi birden içiyor. Nasıl aşırı tüketim var? Nerede var aşırı tüketim var? Simit tüketiyorlar ortadan ikiye üçe bölüp falan. Nereden çıkartıyorsun? Adam sokakta yatıyor. Çöp torbasını yastık diye kullanıyor. Öyle bir şey yok. Nerede aşırı tüketim? Bir tişört alıyor, bir sene giyiyor, iki sene giyiyor. Öyle bir şey yok. Komünizm aşırı tüketimle alakalı bir şey değil ki. Komünizm, Darwinist eğitimle ilgili bir şey. Darwin’in dediği doğruysa zaten komünizm gelir. Onu kafasına göre öyle. Darwin’in anlattığına göre, mutlaka komünist olunması gerekiyor. Başka ikinci bir yolu kalmıyor ki. Sen ne diyorsun; “Tesadüfen oldun” diyorsun, “hayvansın” diyorsun adama. “Bir mikroptan oluştun” diyorsun. Hürriyet’te yazıyordu manşet, “atamız mikropmuş” diyor. Atası mikrop olduğuna inanırsa adam, ne olur o insan? “Ahiret yok” diyor, “cennet cehennem yok” diyor. Psikolojik olarak çökertiyorsun onu sen zaten. Sevginin, şefkatin, merhametin bütün zemini alıyorsun elinden. Egoistliğin, bencilliğin bütün zemini ona veriyorsun. Ne diyorsun? “Hayat bir kavgadır” diyorsun, “güçlü olan galiptir” diyorsun. “Haklı olan değil, güçlü olan doğrudur” diyorsun. “Maddede ve her yerde tabiatta bütün sistemde çelişki vardır” diyorsun. “Sistem sürekli çatışma halindedir” diyorsun. “Toplumlar da çatışma halindedir. Tezle antitez sürekli çatışır sonunda sentez oluşur” diyorsun. “Sentez gene kendi içerisinde tez ve antiteze ayrılır, yine çatışır ve bu sürekli diyalektik sistem içerisinde sürer gider” diyorsun. “Sonsuzdan geldik sonsuza gidiyoruz” diyorsun. Ve bu durumda insan ne olur çıldırır bir insan işte. Ondan sonra işte böyle oluyor. Aşırı tüketimle falan alakası yok, Darwinist eğitimle. Yani şu an Türkiye’de resmi olarak Darwinizm anlatılıyor. Darwinist eğitimin anlatılması mecburi. Devletin olmazsa olmazı şu an. Darwinist, materyalist eğitim veriyor devlet. Darwinist materyalist olunca da, komünist oluyor insan. Ya vahşi kapitalizme kayar veya komünist oluyor. Yani bir başka yola giremiyor. Gelin size Kuran dersi verelim diyor, Darwinist ders alıyor önce “sen maymundan geldin mikroptan oldun” diyor, derse geldiğinde de “yok, anlattık ama böyle bir bakış açısı da var, bizi diyor Allah yarattı” diyor. Daha bir evvelki derste tesadüfen yarattığını anlatmadın mı? “Tesadüfü patlama sonucunda kainat meydana geldi” diyorsun. Şimdi ne diyorsun, şimdi de “Allah yarattı” diyorsun hangisi doğru bunun. “Hangisi doğru olacak diyor tabii ki bilim doğru olanı söylüyor”, “Peki din ne” diyorsun, “Dinde lazım kardeşim” diyor. Lazım dersen, adam dindar olmaz işte o zaman. Lazımla olur mu? Gerçekse inanır adam. “Bilim gerçek” diyorsun, bilim deneye dayalı ve gerçekleri gösterir. Peki din? “Bir inanç” diyorsun. “İster inan, ister inanma” diyorsun. Öyle deyince adam, dinsiz oluyor işte. “Ben gerçekçiyim, gerçeğe giderim o zaman” diyor “hayale gitmem” diyor. Sen hayal gibi anlatıyorsun, gerçek olarak anlatmıyorsun ki.

İbrahim Kerem Öztürk-Kerem 1982; “Komünizm neden seni bu kadar rahatsız ediyor, din elden gidiyor kaygısı yüzünden olmasın.” Bütün dünyayı niye rahatsız ediyorsa inanan dindarları. Mesela Hz. Musa (a.s) neden Firavun’dan rahatsızdı? Onun rejimi komünist rejimdi. Hz. İbrahim (a.s) Nemrut’tan neden rahatsız oldu? Komünist rejimdi. Müslüman zaten rahatsız olmaktan mükelleftir. Din elden gitmiyor, din zaten şu an dünyaya hakim olmak üzere. Din nereye elden gidiyor, din daha önce elden gitti. Darwinist materyalist sistem içinde elden gitti. 1800’lerde gitti. 1980’lerden sonra, din buram buram geldi. Ve her yeri sarıyor şuan. Paniğin sebebi, o. Her yerde Darwinimze karşı mücadeleyi durdurmaya çalışıyor adamlar. Niye çırpınıyor sence? Fosilleri adam kıtır kıtır yiyor. Niye? Din geliyor diye. “Din gidiyor” demiyor, “din geliyor” diyor. Din daha önce gitmişti. Şimdi din geldi. Ve her yeri saracak. Sahabe İslam’ı, Kuran İslam’ı her yanı saracak, inşaAllah.

Çilem Cmn; “Gençler, dindarlardan bir şey istemiyor. Biz kimseden bir şey istemiyoruz. Kendimiz inşa edeceğiz dünyamızı.” Tamam inşa et, güzel. Dünyandan kastın ne, onu söyle. Bahçe mi yapmak istiyorsun, bina mı yapmak istiyorsun, yani rejim mi? Sen eğer kendimiz inşa edeceğiz dünyamızı dediğin yani komünist bir hükümet, komünist bir devletse, dindarlardan da bir şey istemiyoruz dersen, o biraz çelişik olmuyor mu? Ben istemediğim halde sen komünizmi getireceksin, ben istemediğim halde komünist ihtilal yapıyorsun, ben istemediğim halde camileri yıkacaksın, ben istemediğim halde Darwinizmi, materyalizmi gerçekmiş gibi propaganda edeceksin, bende bilimsel doğruları anlatmak istediğimde beni susturacaksın, fosil sergisi açtırmayacaksın, komünizmin geçersizliğini anlattırmayacaksın, Darwinizmin geçersizliğini anlattırmayacaksın, proteinler hakkında bilgi vermemi engelleyeceksin, ne diyeceksin, diyeceksin ki “dindarlardan bir şey istemiyoruz.” Para mara istemeyeceksin. Ama dindarın dünyasını yok edeceksin sen. Hayatını yok edeceksin. Bir şey istemeyeceksin tabii. Rusya’da dindarlardan bir şey istemedi. Ama kitle katliamıyla öldürdü dindarları. Sadece canını istedi onlardan başka bir şey istemedi. Dinini ve canını istedi. Budistleri de kitle halinde öldürdü komünistler Çin’de. Kitle halinde öldürdüler o garibanları. Bir şey istemediler, Budist mabetlerini yerle bir ettiler. Kiliseleri yaktılar, Rahipleri kitle halinde kurşuna dizdiler. Dediler ki “biz sizden bir şey istemiyoruz, size vereceğiz. Ne vereceğiz, sadece alnına bir kurşun vereceğiz” dedi. Bu kadar, bir de Çin öldürdüklerinden de para istiyor. Diyor ki “ben mermi harcadım mermi 1 dolar” diyor. Ama emek verdik getirdik bilmem ne yaptık, adamda geldi sıktı, 3 dolar mermi diyor. Öldürdükleri adamdan da merminin parası alınıyor. Merminin parasını ödüyor. “Dindarlardan bir şey istemiyoruz.” Polisten de bir şey istemiyorsun, çünkü polisi istemiyorsun, devleti istemiyorsun. Çilem Çümen sana demiyorum ben, komünistler için diyorum. Senle alakası yok. Sen şeker bir genç kızsın anladığım kadarıyla, senin ifadenle alakalı değil, komünistlerden bahsediyorum. Komünist dini istemez din bir afyondur komünistler için. Ve en başta mücadele verilmesi gereken bir şeydir. Aileyi istemez, anne, baba, amca, dayı, hala, bunların hepsinin insan uydurması olduğuna inanıyorlar. Bunları, insanları felç eden sistem olarak görüyorlar. Başka ne istiyor; komünist partinin dışında parti istemiyor. Komünist partinin direktifinin dışında da hareket edemez. Seni hangi fabrikaya yerleştirirse orada çalışacaksın. “Ahlak kavramı da insan uydurmasıdır” diyor. “Din ahlakı, onu da kabul etmiyoruz” diyor. O hanım kızı geçen gün yere döverek düşürmüşler başörtülü genç kızı, berbat etmişler çocuğu, çocuğunu da kendisini de. Ve gerekçeleri de onun dindar olması. Tek gerekçeleri bu. “Kendimiz inşa edeceğiz dünyamızı.” Senin için demiyorum bak Çilem, yanlış anlama. Komünist partisini kurarken adam senden bir şey istemez. Çünkü senin malına el koyar, senin zaten verecek bir şeyin kalmamış oluyor, senin malından gerekeni yapar. Diyor ki adam “zaten sana ait bir şey değil” diyor. “Ben senden bir şey istemiyorum” diyor. “Mal zaten benim” diyor. Çocuklar diyorsun, “bu çocuklarda devletin” diyor. “Bana ait değil” diyor, çocuklarını da devletleştiriyor. Komünizm de çocuklarda devletindir, devlete aittir. “Bana ait ne var” diyor, “sana ait kurşun var” diyor “alnının ortasına bir tane, başka bir şey yok” diyor. Bu sevimli tatlılar, 1980 öncesini bilmiyor, hatırlamıyorlar. Komünizmi de incelememişler, bilmiyorlar. Farkına varmadan komünizme tam destek veriyorlar. Ama ben demiyorum ki, oturup gelsin hükümet ağaçları kessin, doğrasın, her yeri beton yığını yapsın. Olmaz o, o doğru ama onun usulü o değil, yani yöntemi o değil. Komünistlerle omuz omuza bir faaliyet olmaz. Evet.

Zaur Garas Haof Zaur; “Komünist düşünce Türkiye’de ayak tutar ama yürüyemez.” O zaman diyeceğiz ki ayak tuttu ama yürüyemiyor biz rahat olalım diyeceğiz. 12 Eylül öncesinde eğer ülkücü hareket olmasaydı, Türkiye kesin kes komünist olmuştu, bitmişti. Yani ben net biliyorum, bitmişti Türkiye, komünist olmuştu. Ülkücü gençlik durdurdu, vesile oldular. 12 Eylül çok çok sonradan yapıldı, iş işten geçtikten sonra. Yani ülkücüler komünist hareketi durdurdu, meşru demokratik sistem işlemeye başladı. Yani muazzam bir atak başladı, ondan sonra darbe yapıldı. Demirel bayağı iyi götürüyordu. Tariş’te falan her yerde komünistleri etkisiz hale getirdi. Her yer berekete, bolluğa, rahatlığa doğru gidiyordu, sivil irade meseleyi hallediyordu. Ülkücü gençlikte komünizme tam tampon oldu durdurmuştu. Öyle bir ortamda hükümet kızgınlığı çıkarttılar. Demirel; “gelin siz iktidar olun” dedi, “istemiyoruz” dediler. “Bırakın ben olayım” dedi, “seni de istemiyoruz” dediler. “Koalisyon hükümeti kuralım” dedi, “onu da istemiyoruz” dedi. Demirel ne istiyorsun sen dedi böyle. Ama çok baygın bir şekilde “ne istiyorsun sen” dedi. Ertesi gün darbe oldu. Ne istiyorsun demekle istediği buydu, belanızı mı arıyorsun der gibi, bazı siyasilere öyle demek istedi. Çünkü hakikaten siyasi yapıyı da tıkadılar. Çünkü bırakın hükümet devam etsin destekleyin, desteklemediler. Yahut koalisyon hükümeti kurun, o da olur onu da kabul ediyorum dedi, hiçbirini kabul etmediler. O zaman işte darbe oldu. Ben özellikle böyle kıl üsluplu olanlara şey yapıyorum. Böyle övenlere anlatmıyorum, çünkü binlerce yazı geldi. Veyahut böyle ilginç, böyle sivri izahlar. Veyahut komik diyelim.

“Faşizmi daha tehlikeli, yoksa komünizmi Hocam. Soru” diyor. Al birini vur ötekine. İkisi de Darwinizmden kaynaklana, deccal sistemidir, deccaliyettir. İkisi de kan dökücü, ikisi de vahşidir, ikisi de acımasızdır, ikisi de sadisttir.

Ayar İnce; “Eylemcilerin derdi ikisi de estetik olsaydı, Taksimi çöpe çevirmezlerdi. Evet, düşünülebilir. Ama temizliyorlar da çocuklar ben görmüştüm temizlik falan bir şey yapıyorlardı. Köfte gibi bir sanatçı kız var, elinde minik torbasıyla falan topluyordu bir şeyler yapıyordu.

Eser Şahin; “Hocam sende ki keyif” ünlü bir sanatçıyı söylemiş yabancı bir sanatçı,  “onda bile yok” diyor, maşaAllah.

Şeyhimize bugün ve dünde manevi bağlantımız vardı. Şeyhimiz çok iyi. Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani.

Clearcant. “Hocam 2013 yılına geldik, artık uyanabilirsiniz.” İyi oldu uyandık. “Komünizm falan yirmi beş yıl önce bitti” diyor, “heyecan yapmayın” diyor. Şimdi diyeceğiz ki “İyi bitmiş o zaman çok rahat olalım, işimize gücümüze bakalım!” Gafil avlanmak için çok iyi bir üslup. Sakın ha. Biten bir şey yok. Komünizm yeni başlıyor. Abdullah Öcalan da diyor “öyle diyenler var” diyor “komünizm bitti falan” diyor. “En mükemmel şekilde komünizmi getireceğiz” diyor. Öyle bir şey yok. Amerika’da da komünizm gelişiyor, Avrupa’da da komünizm gelişiyor. Komünizm şu an dünyanın en büyük tehlikesidir. Suriye’deki vahşet, komünist vahşettir. Alevi vahşeti değil. Alevi vahşet yapmaz, Alevi, aşk insanıdır. Keşke Alevi hakimiyeti olsa, keşke. Komünist vahşettir.

“Ben Vedat Toma7; “O zaman devrim yakın.” Başka bir köfte. Mehdiyet’in devrimi, yakın olan bu. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın devrimi yakın. Sevginin, şefkatin, merhametin, dostluğun, sanatın, bilimin inkılabı diyelim. İnkılabı yakın. Benim olduğum bir yerde komünizme geçit olmaz. Ülkücü gençliğin olduğu bir yerde komünizme geçit olmaz. Alperenlerin olduğu yerde komünizme geçit olmaz. Bu imanlı milletin olduğu yerde komünizme geçit olmaz. Karadenizlilerin olduğu yerde komünizme geçit olmaz. Tek başına onlar yeter. Sırf Anadolu’nun koç yiğitleri, Çubuk, Polatlı, Ankara’nın Karaşar her yer, delikanlı kaynıyor millet. Hepsi anti-komünisttir, hiçbiri kabul etmez. Ama organize değil millet, yani risk burada, Devletin organize etmesi lazım. Komünist tehlikeye karşı, ayaklanmaya karşı halkın neler yapması gerektiğini, nasıl ittifak etmesi gerektiğini halkı bilinçlendirerek hazırlaması lazım. Çünkü, Avrupalı komünistlerin hepsi ittifakla Türkiye’yi komünist çizgiyi ve bölmeye çalışıyor. Saydım listeyi. Amerikalı komünistler de bunu istiyor, Rus komünistler, Çin komünistleri hepsi, tamamı istiyorlar. Ve bunlar bir aile gibiler, ittifak halindeler. Buna karşı, milletin bilinçlendirilmesi, eğitilip hazırlanması çok hayati bir konudur ve bunun çok acilen yerine getirilmesi lazım. Bakın şok oldu millet, gördünüz. Bir komünist ayaklanma provası yapıldı, herkes evinde bekledi. Ne olduğunu bilmiyorlar. Büyük bir bölümü öyle halkın, öyle bekliyor. Dışarı çıkamıyorlar adeta. On iki gün sonra insanların dili çözüldü, bir kısım insanların. Ben daha ilk gününden arslan gibi kükredim. Benim canlarımda kız çocuğu oldukları halde, yeri göğü inlettiler. Hepsi delikanlı.

Hayvansever00; “Piyasada Kürt mü var kalkacak? Sen Türk müsün? Sen Nogaysın. Kültürümüz var.” Ne demek istiyor? Türk, Türkiye’de olan herkes Türk’tür. Burada olan kardeşlerimizden hemen hemen hepsi ayrı bir kavimdendirler. Çerkez var, Kürt var, Laz var, Zaza var, Boşnak var. Var oğlu var. Ama hepsine sorduğumda “ben Türk’üm” diyor. Bana da sorsan, ben Türk’üm. Nasıl Kürt mü var? Laf mı bu? Bu milletin hepsi Türk’tür. Türkiye sınırları içinde yaşayan herkes Türk’tür. Atatürk ne güzel açıklamış; “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde olan, Türklük şuurunu almış, kendisini Türk hisseden herkes Türk’tür” diyor. Bu kadar. Ayrıca Nogaylarda eğer genetik açıdan söylüyorsan, halis Türk’tür zaten Nogaylar. Yani gözlerimin çekikliği oradan geliyor. Nogaylıktan geliyor.

“Hocam direnişçilerin içinde çok güzel kızlar varmış diye duydum. Direnmeyi düşünür müydük?” diyor. Hakikaten güzel kızlar var maşaAllah, çok şekerler. Ben otuz yıldan beri direniyorum; komünizme, faşizme, Darwinizme, materyalizme, anarşizme, sevgisizliğe, merhametsizliğe, yanlış olan her şeye direniyorum, otuz yıldan beri.

Dengesizbey; “Hocam sizi seviyorum ve takdir ediyorum” diyor, maşaAllah. 

Bayram Özalp; “Hocam sizce Yecüc ve Mecüc çıktı mı? Bizi Yecüc ve Mecüc hakkında kısaca bilgilendirir misiniz inşaAllah?” Benim kanaatimce Yecüc ve Mecüc; birinci ve ikinci dünya savaşları.

Resul Bulut; “Sayın Hocam seni dinliyorum. Adalet ve insanlığı benimseyen düşünceler sahibisin. Sizden ricam Gezi Parkı ve hükümete aracı olmanız.” İşte konuşuyorum, bilgilendiriyoruz. Faydalı olmaya çalışıyoruz.

Mehmet Ali Akduru, Cool0634 “Hocam harbiden neyin kafasını yaşıyorsun? Gündemden haberin yok, komünizm biteli otuz yıl oldu” diyor. Tamam, otuz yıl oldu biteli. Nerede bitti? Rusya’da bitti. Hangi yönden bitti? Ekonomik yönden bitti. İnanç yönünden komünizm bitti mi? Bitmedi. Ona kalsa, Çin’de de komünizm bitti. Ama inanç yönünden bitti mi? Bitmedi. Suriye’de yaşanan nedir? Komünizmdir. Türkiye’de ki bu ayaklanma nedir? Komünist ayaklanmadır. Bitme değil başlıyor. Abdullah Öcalan bak açık açık söylüyor. “Komünizm bitti diyenler” diyor “çok büyük hata yapıyor” diyor. “Komünizm yeni başlıyor” diyor. Güneydoğu’da otuz yıldır devam eden savaş neyin savaşı? Ayaklanma neyin ayaklanması? Komünist ayaklanma. Ve komünist savaş. Anlamazlıktan gelme.

Yunus Emre Mısır, İstanbul; “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Oktar Hocam.” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam çok yakışıklısınız, maşaAllah. Dikkat ettim de Hocam bir yazı okurken hiç gözlük kullanmıyorsunuz. Ellerinizde de hiç kırışıklık yok, maşaAllah. Sizin yaşınızdaki çoğu insan çökmüş durumda. Birde gittikçe gençleştiğinizi görüyorum, eski fotoğraflarınıza bakınca.” MaşaAllah. “Allah gücünüzü kudretinizi arttırsın, inşaAllah. Selam ve dua ile” diyor. Allah razı olsun. MaşaAllah hakikaten gözlerimiz kartal gözü gibi yani. Uzaktan en ufak bir güzelliği kaçırmam, Yakından da en ufak bir güzelliği kaçırmam, bütün detaylarıyla görürüm inşaAllah.

“Canım Hocam birkaç gündür sizi izliyorum” diyor. “Az önce fosil sergisinden geliyoruz” diyor. “Çok güzeldi fosil sergisi” diyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bildiğiniz gibi şu an Valimizle birlikte gençler toplantı halindeler. Gençler Valimize “gelin hep birlikte yukarıya çıkalım” diye Taksim’e davet ediyorlarmış, Gezi Parkı’na. Valimiz de “kokoreç olursa gelirim” gibi espriler yapıyormuş onlara. Onlar da “sizi her türlü tehlikeden koruruz” demişler. Böyle rahat ve esprili bir ortamda hala devam ediyormuş toplantı.

Bir de dün Ceylan Hocam BBC Radyo’ya katılmıştı, Dünya’dan Haberler programına canlı yayına bağlanarak, Gezi olayları ile ilgili yorum yaptı ve bilgi verdi. Başbakan’ın yaklaşımını komünist reaksiyonların protestolardaki yerini ve polis müdahalesinin Avrupa’daki polis müdahalesinden daha yumuşak olması konusunda bilgiler verdi.

ADNAN OKTAR: Güzel olmuş, iyi olmuş, hoş olmuş.

DİDEM ÜRER: Tekrar sık sık yayın yapmak istediklerini söylediler BBC Radyo’da. Ve canlı yayına davet ettiler Ceylan’ı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Gayet güzel.

Sinan Cemgil. Sinan Cemgil herhalde müstear ismidir. Özetle “İslam’da lüks var mıdır?” diyor, özetle. Var. Hz. Süleyman (a.s) ile ilgili kıssaya bakarsan, görürsün. Cennette her yer lükstür. Allah bizim cennet gibi toplum yaratmamızı, vesile olmamızı istiyor. Hz. Süleyman (a.s)’ın ihtişamı ve güzelliği Kuran’da uzun uzun övülüyor. Güzele olan, ihtişama olan sevgisi. Lüks demek, kalite demektir. Kalite, Müslüman’ın vasfıdır zaten. Sen kalitesiz bir toplum istiyorsun herhalde, kalitesiz bir hayat istiyorsun. Komünizmde de öyledir, her şey küttür. Elbiseleri küttür, ayakkabıları küttür hep işlevseldir. Sanat küttür. İslam’da böyle bir şey yok. İslam’da her şeyin en güzeli, en mükemmeli, en estetiği, en hoşu esastır.

Memoli. İşte bak, o da öyle İslam’da coşku, müzik, sanat bunlara karşı. Ama bir şey oldu mu gidip “buba buba” deyip babanızın paçasının arasında korkuyla bekleşiyorsunuz. İslam’a da tavırlısınız. Normalde hayatınıza baktığımızda zaten İslam dışı yaşıyorsunuz. Ama Müslümanlığın özünü yaşayan insanlara da kendi kafanızca eleştirmeye çalışıyorsunuz. Bunun sebebi şu; böylece gizli bir İslam dışı hayat size zevkli geliyor. İstiyorsunuz ki İslam küt olsun, yoz olsun. Sanat olmasın, müzik olmasın, estetik olmasın böylece muazzam bir ayrılık olsun. Materyalistler sanata bilime ağırlık versin, Müslümanlarda da bu güzelliklerin tamamı alınsın. Böylece İslam sökülmüş, hırpalanmış, ezilmiş pestil gibi hale getirilsin ve kolayca İslamiyet yok edilsin. Böyle bir oyun şeytanın oyunu. Sakın böyle bir oyuna gelmeyin. İslam’da sanat, bilim, estetik, güzellik, merhamet, şefkat ana yapılardır. Bunu bilmiyorsunuz bileceksiniz, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Amerika az önce açıklama yapmıştı bir saat önce; “Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına dair kanaatimiz gelmiştir” dediler ve uçuşa yasak bölge oluşturulması gündemde açıklamasını yaptılar. Ve direnişçilere Suriye devletine askeri olarak destek vereceklerini açıkladılar. Ve Amerikalı bir savaş muhabiri de Amerika’nın Suriye’ye yapacağı operasyon, adanın şimdi kıyamet olacağını belirtmiş. Sayın Turan Kışlakçı’nın Twitter’da yazdığına göre.

ADNAN OKTAR: Yani Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişine zemin hazırlıyoruz demek istiyorlar. Çünkü kıyamet demek Hıristiyanlıkta Hz. İsa Mesih (a.s)’ın görünür hale gelmesi demektir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nüzulü demektir. Orada meydana gelecek değişim, Şam’da meydana gelecek değişim, hadislerde belirtilmiştir. Bu, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın ayak sesleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın ayak sesleri. Bir sür sonra Hz. Mehdi (a.s)’ın sesini duyacağız, hem Hz. İsa Mesih (a.s)’ın sesini duyacağız. Türkiye’deki bu komünist kalkışma da öyle. Mehdiyet’in zeminini Allah insanlara gösteriyor. Mehdiyet’in olduğu bir yerde komünist kalkışma ölü doğuyor, ölü yaşıyor ve ölü devam ediyor, olmuyor ve olmaz. Hz. Mehdi (a.s)’ın olduğu yerde kargaşa çıkaramazsın, ihtilal yapamazsın. Komünist ayaklanma yapamazsın. Ama Mehdiyet de tabii susup kenarda kalmaz, sürekli manevi pençesiyle komünizmi ezer; ilimle, irfanla ve akılla. Bizler de Hz. Mehdi (a.s) talebesi olduğumuz için, manevi pençeyle, ilimle, irfanla komünizme geçit vermiyoruz ve vermeyeceğiz komünizme geçit.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Reuters, BBC ve CNN International’ın İstanbul Taksim’deki protestoları saatlerce canlı yayınlamasına misilleme olarak Anadolu Ajans da Londra’daki gösterileri canlı yayınlama kararı almıştı. Ancak dün polisin Trafalgar Meydanı’nda kullandığı sinyal kesicilerin engeline takılmıştı. Anadolu Ajans ekibi, G8 zirvesi öncesi kapitalizm karşıtı grupların Londra’da parlamentoya doğru yürüyüşlerini I-Pad kullanarak internetten canlı olarak tüm dünyaya aktardı. Dün gösterilerde 800 kişi tutuklanmış İngiltere’de.

ADNAN OKTAR: Bizde olsa, “halka zulmediyor” diyorlar, onlarınkinde de çok normal karşılıyorlar. İngiltere Türkiye’yi kınıyor, Türkiye’dekinin bin mislini kendi yapıyor. Bu tutarsız, samimiyetsiz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan’ın “aldıkları kararı tanımıyorum” dediği Avrupa Parlamentosu bugünkü oturumunda Türkiye’deki Gezi Parkı protestolarına yapılan müdahalelerin eleştirildiği tasarıyı onayladı. Herhangi bir bağlayıcı yönü yok ama Türkiye’ye baya bir eleştiri yapmışlar kendilerince.

ADNAN OKTAR: Eleştiriden bir şey çıkmaz. Eleştiri faydalı yönleri de olabilir, eleştiri kötü bir şey değil. Faydalıysa istifade edilir, yanlışsa da kabul etmezsin, olur biter. Ama demokrasi gerçekten çok büyük bir nimettir. Özgürlük çok güzel bir nimettir. Özgürlüğü sonuna kadar savunmak lazım ama kimseye zarar vermemek, hiç kimsenin özgürlüğüne zarar vermemek, malına, canına zarar vermemek hayati.

DİDEM ÜRER: Avrupa Parlamentosu’nun kararıyla ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada; “hiçbir ülke ya da ülke grubu Türkiye’ye demokrasi bilinci dersi veremez” dendi. Sayın Ahmet Davutoğlu: “Eğer herhangi bir şekilde yanlış uygulama varsa, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde gerekli işlemler yapılır. Biz bu yüzden kaygılıyız ifadesindeki anlamı mesajdır. Türk demokrasisi olgundur. Avrupa Parlamentosu kararı çifte standarttır. Türkiye yönlendirme kabul etmez” dedi.

ADNAN OKTAR: Demokrasi hakkında uyarıda bulunuyorsa bir nezakettir, tamam teşekkür ederiz. Haklı yönleri varsa istifade ederiz. Ama yanlışsa da Türk nezaketiyle, Müslüman nezaketiyle kabul etmeyiz. Eleştiri güzel bir şey, dünyada herkes birbirini eleştirsin bir mahsuru yok.

Demir 1435; “Anarşist komünistler tüm kararların toplumun tamamının katılımıyla alınmasını savunur. İktidarı alan yönetimlere karşıdırlar.” Hangi toplum? Onlar için toplum kimdir? Komünistlerdir. Yani sen Anadolu’da Çubuk’un, Karaşar’ın, Yozgat’ın, Kayseri’nin can insanları, Karadeniz’in Laz koç yiğitlerini, Arnavutların, milliyetçi insanların, vatanını milletini seven dindar insanların kanaati sizi ilgilendiriyor mu? Zannediyorum ilgilendirmiyordur. Ne kadar samimiyetsiz olmuş. Toplumun tamamı, Türkiye’nin tamamı komünizme karşıdır. Komünizm bunu kabul ediyor mu? “Halk zaten bilinçsizdir” diyor komünistler. Adam referandumu bile kabul etmiyor, diyor; “ne referandumu” diyor. “Nerenin referandumu” diyor. “Referandum diye bir şey olmaz benim dediğim doğru” diyor. Halkı kabul etmez komünizm. Halk, yönlendirilmesi gereken, ezilmesi gereken bir topluluktur komünistler için. Kan dökücü komünistler için diyorum. Tabii demokrat komünistler ayrı fikirlerini, düşüncelerini savunurlar, o ayrı.

“Herkeste bir kibirdir gidiyor. Bu nasıl söz” diyor, “buralar hep çapulcu.” Yağmuruna95; “Benim olduğum yerde komünizme geçit olmaz” dedim, ona cevap vermiş herhalde öyle mi?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Benim olduğum yerde komünizme geçit olmaz, doğru. Benim olduğum yer neresi? Türkiye. Arkasını dinlemedin, devamını dinlemedin. Ülkücülerin olduğu yerde, komünizme geçit olmaz dedim arkasından. Alperenlerin olduğu yerde, komünizme geçit olmaz dedim. Karadeniz’in koç yiğitlerinin olduğu yerde, komünizme geçit olmaz dedim. Çubuk, Haymana, Karalşar, koç yiğitlerin kaynadığı yerde komünizme geçit olmaz. İzmir’in efelerinin olduğu yerde komünizme geçit olmaz.

DİDEM ÜRER: “Bu imanlı milletin” dediniz Hocam en sonunda da.

ADNAN OKTAR: İmanlı milletin olduğu yerde komünizme geçit olmaz. Nerede burada kibir? Kibrit de bari de, kibrit yakıp ortalığı aydınlatıyoruz, onu söyle.

“Saygıdeğer Hocam, liseliler olarak şu an sizi izliyoruz. Fotoğrafta siz ve Türk bayrağı yan yana kaldınız. Çok güzel bir tevafuk oldu” diyor. Göreyim bu sevimlileri. Aslan bunlar aslan, maşaAllah. Allah zihin açıklığı versin, sağlık sıhhat afiyet versin, maşaAllah.

Burcu Taştan; “Komünizm ölmedi, yüreğimizde yaşıyor.” Doğru, komünistlerin yüreğinde yaşıyor. Ölmedi, niye ölsün komünizm? Komünizmin sosyal adaletine mi karşıyız? Değil. Komünizmin dinsiz, acımasız, insanlardan nefret eden, kan döken proletarya diktatörlüğü içerisinde vahşet ve dehşet sistemini kurmak isteyen karanlık cinayet ruhuna karşıyız. Sosyal adaletle bizim bir alıp veremediğimiz yok, iftihar ederiz. Mehdiyet’te zaten sosyal adalet. Sahte Mehdiyet olan komünizme, gerçek Mehdiyet’le cevap vereceğiz. Sahte Mesihlik olan komünizme, gerçek Mesihlikle cevap vereceğiz, inşaAllah.

Serkan Güler; “Hocam, cahil komünist düşünceler var. Daha ne olduğunu bilmeden savunanlar var. Gerçi bu düşünce tamamen cahillik ve barbarlık.” Tabii komünizm öyledir. Faşizm ve komünizm cahillik ve barbarlık üstüne kuruludur. Leninist düşünce.

MLYMNS; “Komünist tehlikesi ülkemizde Said Nursi ile geçmiştir, daha da giremez. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Sen, Bediüzzaman komünist tehlikeyi anlatıyor ama Risale-i Nur’u okumamışsın sen. Kendi zamanında komünist tehlikenin dünyanın en büyük tehlike olduğunu söylüyor. Ve komünist tehlikeyi ancak Mehdiyet’in durdurabileceğini söylüyor. Ve “daha tevessü edecek, gelişecek” diyor Bediüzzaman. Yani büyük belaya gebe olduğunu söylüyor dünyanın. Büyük fitnelerin çıkacağını, çok büyük olayların olacağını söylüyor. Ve “öyle beter olacak ki” diyor, “eğer bütün bütün beşer yoldan çıkmazsa, eğer çabuk çabuk kıyamet kopmazsa bu vazifeyi onun (Hz. Mehdi (a.s)’ın) ve seyitler cemaatinin yapacağını Rahmet-i İlahiye’den bekliyoruz” diyor. “Onun üç büyük vazifesi olacak” diyor. “Birinci vazifesi fen ve felsefeden tasallut eden bir cereyanı nemrudane” yani komünizm, Darwinizm, bak “cereyanı nemrudane felsefey-i maddiye vasıtasıyla” diyor. “Maddi felsefe” yani materyalist felsefe “vasıtasıyla gelişir” diyor. “Buna karşı Ehli Beyt-i Nebevi’yi temsil eden Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri karşılık verecek” diyor. Ve “fen ve felsefeyle karşılık verecek” diyor. Sen, “Bediüzzaman komünizmi bitirdi” diyorsun. Bediüzzaman’dan sonra komünizm gelişti dünyada asıl. Nasıl bitirdi? Bediüzzaman’ı sürekli hapsettiler, sürekli ezdiler. Suriye mahvoluyor, İslam alemi mahvolmuş durumda. 12 günde beri gıkını çıkartmadın evde oturuyorsun “buba buba” diye. Hani Bediüzzaman komünizmi ezmişti, hani yok etmişti? “Aney aney” diye evden dışarı çıkamadın, gıkın çıkmadı bak şimdi konuşacak hale geldin. Daha önce niye konuşamadın? Madem komünizm tehlikesi yoktu senin gümbür gümbür konuşman lazımdı. Bediüzzaman “Çin’i kısa sürede yutan komünist tehlike bu vatanı da kısa südre yutabilir” diyor. “Buna karşı, Kuran hakikatleriyle, iman hakikatleriyle karşılık verilmesi gerekir” diyor. Bunun da ancak Hz. Mehdi (a.s) tarafından yapılacağını söylüyor Bediüzzaman. Uzun uzun anlatıyor.

Bediüzzaman’ın bu konulardaki açıklamalarının olduğu film var mı bizde?

DİDEM ÜRER: Var.

ADNAN OKTAR: Onu kardeşimize bir seyrettir.

VTR- Bediüzzaman Hazretleri, Terörün Çözümünün Anti Darwinist, Anti Materyalist İlmi Mücadele Olduğunu Söylemiştir.

ADNAN OKTAR: Meleyanimsi, anladın duydun Bediüzzaman’ın açıklamalarını değil mi? “Komünist tehlikesi ülkemizde Said Nursi’yi de geçmiştir.” Bunu diyeceksin, Müslümanlar da diyecek ki, “o zaman rehavete kavuşalım bitmiş. Komünist tehlike de yok, bölünme tehlikesi de yok.” Peki, niye yatağın altına yattın? On iki gün niye saklandın? Niye gizlendin? Niye tir tir titredin? Biz aslan gibi kükredik. Bak burada genç kız bu insanların çoğu, aslan gibi karşı koydular. Daha ilk günden anti-komünist bir üslup kullandık ve bunun bir komünist ayaklanma olduğunu açık açık söyledik, anlattık. Böyle diyeceksin ondan sonra köşene takılıp ticaretine bakacaksın, işine gücüne bakacaksın. “Hz. Mehdi (a.s) gelmiştir” diyorsun, “Hz. İsa (a.s)’da gelmiştir, komünistler ülkede yoktur.” Peki yaşadığın korku ne o zaman, panik ne? Bediüzzaman bak ne diyor; “Çok defa mektuplarımda işaret ettiği gibi Mehdi- Ali Resul’ün” kimin? Peygamberimiz (s.a.v)’in soyundan gelen Mehdi (a.s)’ın “temsil ettiği kutsi cemaatin” bak Mehdi (a.s) var ve talebeleri var, genç kızlardan genç delikanlılardan oluşan bir cemaati var, “şahs-ı manevisinin” üç vazifesi var, diyor Bediüzzaman. Bir tane değil. Bak bire indiriyorsunuz, onu da saptırıyorsunuz. “Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa” beşer yoldan çıkmış diyor Bediüzzaman. Sen diyorsun ki “bitti” diyorsun. Bak bir de “bütün bütün yoldan çıkmazsa” diyor. İyice mahvolmazlarsa diyor, bitmiş diyor beşer. Bak “beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa o vazifeleri onun cemiyeti” Mehdi (a.s)’ın cemiyeti “ve seyyidler cemaati yapacağını rahmeti İlahi’den bekliyoruz ve onun” kimin? Hz. Mehdi (a.s)’in, “üç büyük vazifesi olacak. Bir fen ve felsefenin tasallutuyla” biyoloji, fizik, kimya, paleontoloji hepsi, bak “fen ve felsefe.” Ne felsefesi? Marksist felsefe, Darwinist felsefe, biyoloji felsefesi “tasallutuyla, maddiyyun ve tabiyyun taunu” yani Darwinist, materyalist, komünist düşünce “beşer içinde intişar etmesiyle” gelişmesiyle “her şeyden evvel, felsefeyi ve maddiyyun fikrini” yani Darwinizm, materyalizm, komünizm fikrini “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Hz. Mehdi (a.s) yapacak diyor. Ben yaptım demiyor Bediüzzaman. “Ehl-i imanı delaletten muhafaza etmek” ehli imanın da onlara katılmasını engellemek. “Hem bu vazife hem dünya hem her şeyi bırakmakla çok zaman tetkikat ve meşguliyet iktiza ettiğinden” o kadar meşgul olacak ki diyor Bediüzzaman, dünyayı da bırakacak diyor Hz. Mehdi (a.s). Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilecek. Ve çok meşgul olacak diyor. “İktiza ettiğinden, Hz. Mehdi’nin” ben yapacağım demiyor. Kim yapacakmış? Hz. Mehdi (a.s) yapacak diyor. “Hz. Mehdi’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” O kadar dardır vakti diyor, o kadar yoğundur. “Çünkü hilafeti muhammediye aleyhisselatuvesselam cihetindeki saltanatı onunla iştigale vakit bırakmıyor.” Vakti o kadar dar. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek.” Darwinizm materyalizmi eleştiren Avrupa’da ki eserler, taife dediği o. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat” Mehdi (a.s) “o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak.” Darwinizm materyalizmi çökertmede hazır kitaplar, cdler olarak hazırlayacak diyor. “Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Ben yapacağım demiyor Bediüzzaman, o yapacak diyor. “Tam yapmış olacak” yapmış olsa yaptım derdi. Ben yapmayacağım Mehdi (a.s) yapacak diyor. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas ve sedakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirdlerdir.” Bir kısım talebeleriyle diyor, bu kitap çalışmalarını yapacak birlikte. “Ne kadar az da olsalar” çok az da olsalar “manen bir ordu kadar ve kıymetli sayılırlar” diyor. Mehdi (a.s) ve talebeleri. Şu anda da Türkiye’de ki bu komünist kalkışmanın başarılı olamamasının nedeni yine Mehdiyettir. Mehdiyetin çelik kalesine çarpmış düşmüştür komünizm. Çünkü anti-Darwinist anti-komünist bilimsel faaliyetten dolayı. Komünizmin gücü yok, yayılamıyor. Hayat damarlarını koparttı Mehdiyet. Güç bulamıyor. “O zat” bak “O zat” Mehdi (a.s) “bütün ehli imanın manevi yardımlarıyla ve İttihad-ı İslam’ın” İslam Birliği’nin “muavenetiyle” dayanışmasıyla diyor “ve bütün ulema ve evliyanın bilhassa ali beyti neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla” alimlerin iltihaklarıyla Müslümanların iltihakıyla “o vazifeyi uzmayı yapmaya çalışır” diyor. Bediüzzaman’a öyle bir iltihak olmadı ki bilakis ulema uğraştı Bediüzzaman’la. Hayatının son dönemine kadar uğraştılar. Böyle bir şey olmadı. Mehdi (a.s) yapacak onu diyor. Asıl bundan sonradır Mehdiyet. Bundan sonra kendini göstermeye başlayacak. 2014’lerden sonra. Türkiye karışacak dedim, büyük olaylar olacak dedim gördünüz. Neden? Bediüzzaman’ın ifadelerinden anlıyoruz.  Peygamberimiz (s.av)’in hadislerinden anlıyoruz.

Didem Hocam dinliyorum.                                         

DİDEM ÜRER: Başbakanımızın toplantısı bitti sanatçılarla. Sayın Hüseyin Çelik yorumladı. Şöyle söylüyor; “Türkiye bir hukuk devletidir onun dışına çıkılmaz. Gezi Parkı’yla ilgili bir yargı kararı var. Bu karara hükümet saygılıdır ve uymakla yükümlüdür. Bu kararla ilgili bir temyiz süreci vardır” dedi. Ve daha sonrasında da “yargı kararı verilinceye kadar da her hangi bir tasarrufta bulunulmayacaktır” dedi.          

ADNAN OKTAR: Tabii bulunamaz, zaten hukuken bulunamaz. Evet.   

DİDEM ÜRER: “Ama yargı kararı lehte bile olsa, o zaman bir halk oylaması olacak, mini halk oylaması” dedi. “Bu durumda da İstanbul halkı bu durumda ne istiyor ne istemiyor onlara sorulacak ve ne derlerse hükümet olarak onu yapacağız” diye cevap verdi, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama yeni bir model sunsunlar, o oylansın. Mevcut şekliyle oylanmasın. Mevcut şekli, beton yığını. Orada bir şey yok. Havuzlu, bahçeli, güvercinlerle, kuğularla takviye edilmiş, muhteşem bir güzellik olarak bize sunsunlar. Biz de İstanbul halkı olarak gürül gürül yüzde 99’la evet diyelim. Beton yığınına biz nasıl evet diyelim? Bağlık, bahçelik güzel bir alan meydana getireceklerine dair yeni bir proje ortaya koysunlar, ona evet diyelim Topçu Kışlası tamam ama projeyi Osmanlı mimarisiyle takviye edip, muhteşem bir güzelliğe büründürsünler. Dümdüz taş bina, dümdüz beton yığını; bu olmaz.

DİDEM ÜRER: Hocam, ayrıca orantısız güçle ilgili olarak inceleme ve soruşturma başlatıldığını söyledi. Sadece belirli grupların 24 saat orada oldukları bir park olmaktan da çıkması gerektiğini, o yüzden de “artık evlerine dönün” diye çağrıda bulundu oradaki gençlere. “İnşaAllah, artık bir çatışma olmasın” diye de temennilerini belirtti.

ADNAN OKTAR: Başbakanımız benim dediğimi dese, konu biter. Yani oraya cennet gibi bir bahçe tarifi yapsa, büyük havuzlu, bol yeşillikli, gençler boynuna sarılır. Beton yığınını nasıl kabul edelim biz? Başbakanın tabii ki mahcup olmasını istemeyiz ama alenen beton yığını. Gösterin o projeyi.

Bediüzzaman diyor ki; “Bir rivayette,” hadiste “deccal dünyayı zapt eder ” yani dünyaya hakim olur. “mânâsı, “ekseriyet-i mutlaka ona taraftar olur.” Yani dünyanın büyük bir bölümü, ezici bölümü deccale taraftar olur. Dikkat edin, şimdi ne diyor; “Şimdi de öyle oldu” diyor. “Deccal dünyaya hakim oldu” diyor. Sen ne diyorsun? “Deccali yok etti” diyorsun. Bediüzzaman “Deccal dünyaya hakim oldu” diyor “benim zamanımda” diyor. Dürüst olun. Bediüzzaman “ben deccali yendim” demiyor. “Benim zamanımda deccal dünyaya hakim oldu” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) gelip, deccali yok edecek” diyor. Samimiyetsiz açıklamalar uğursuzluk getiriyor ve uğursuzluğu da yaşıyorsunuz. Bak Kastamonu Lahikası, 53’te. Hadiste söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v) hadis veriyor, “Deccal dünyayı zapt eder.” Bütün dünyaya hakim olur. “mânâsı, “ekseriyet-i mutlaka ona taraftar olur” demektir.” Ekseriyet-i mutlaka ne demek? Yani en az yüzde 90, hatta yüzde 95 deccaliyete taraftar olur. Şimdi en hayati açıklamayı yapıyor Bediüzzaman arkasından, diyor ki, “şimdi de öyle oldu.” Ölümüne yakın söylüyor bunu Bediüzzaman. “Deccal dünyaya hakim oldu” diyor. Sen ne diyorsun? “Atı alan Üsküdar’ı geçti Hocam” diyorsun, “Bediüzzaman deccaliyeti yok etti” diyorsun. Çok samimiyetsiz izah, çok samimiyetsiz. Müslümanların şevkini kırıp, hazırlanmasını deccaliyete karşı kendini korumasını da ortadan kaldırmaya çalışıyorsun, bilmeden, farkında olmadan şeytana hizmet etmiş oluyorsun, bilmeden, farkında olmadan deccaliyete hizmet etmiş oluyorsun.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir de Sayın Hüseyin Çelik şu şekilde söylemiş: “Türkiye Başbakanı 18 saat çalıştıktan sonra yine buradaydı. Yarın da yine çok yoğun programı var” demiş. Ve ayrıca, “canı yananlardan, gönlü kırılanlardan da özür diliyoruz” demiş.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocamı bu kadar yormasınlar. O can, o. O kadar olmaz. Dedik, “ en az haftada iki kere dinlensin.” Bu kadar yoğun. Becerikli insanlar var. Biraz sorumluluk daha çok alsın çevresindeki bazı insanlar.

“Hocam, bu saatte bizi aydınlattığın için sana teşekkür. Ozan Mustafa Sarı, Byoms.

“Katliamı Şiiler destekliyor” diyor, “muhalif kesim, Vahabiler ve Sünni gruplar. Bunu herkes biliyor” diyor. Deccal, Müslümanları bölüp birbirine kapıştırıyor. Bu belayı da, ancak ortadan kaldıracak olan Mehdiyet’tir. Doğru. Şiileri tahrik ediyorlar, Sünnileri tahrik ediyorlar, kardeşi kardeşe kırdırıyorlar. Deccalin oyunudur bu. “Deccal az bir kuvvetle” diyor “hırs ve şikakından Müslümanlardan istifade ederek birbirine kırdırır” diyor Bediüzzaman. Aynısı oluyor şu an.

Özgün Tuna; “Hocam sizi Gezi Parkı’nda görmeyi isteriz, inşaAllah. Komünist fraksiyonları umursamayınız.” İnşaAllah.

Serkan Slvaster; “Hocam paraya ihtiyacım var” diyor. “Yardımcı olabilir misiniz?” diyor, inşaAllah. Mehdiyet devrinde sular seller gibi dağıtılacak mal ve imkanı, inşaAllah.

Erkan Çetiner; “Gezi için dış basın desteğini yorumlayabilir misiniz?” Deccaliyet organize. Deccaliyet organize dünya çapında. Bediüzzaman diyor ki bak, “dünyaya hakim oldu” diyor. “Deccal dünyayı zapt eder” mânâsı, “ekseriyet-i mutlaka ona taraftar olur” yani insanların ezici çoğunluğu taraftar olur “demektir. Şimdi de öyle oldu” yani deccal dünyayı zapt etti” diyor Bediüzzaman. “Deccal yok oldu” demiyor. Ama bilmeden insanlar deccale uyuyor. Bilmeden şeytana uyuyorlar. Yabancı basın da bilerek belki deccaliyeti desteklemiyordur. Buradaki canlar da, birçoğu farkına bile varmıyorlar deccaliyeti desteklediklerinin. Farkına varmadan destekliyorlar.

Çok kısa olsa sorular daha iyi olur.

Yasin Yener; “Canım Hocam, o ciddi yüz hatlarınızla, ‘aney aney diye evden çıkamadın, şimdi komünizm yok diyorsunuz’ sözünü söylediğiniz an, hayranlıkla ve şaşkınlıkla bakakaldık. Ne harikasınız” diyor. “Siz belki kelebek bıyıklı bazı kişilerin bu sözlerine kızdınız ama biz de nüktedan ifade tarzınız karşısında kıkır kıkır gülmekten kendimizi alamadık. Ne güzel kızıyorsunuz. Çok dikkatli, çok itidalli, çok isabetli canım Hocam benim” diyor, bir hanım kardeşimiz yazmış.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, uygun görürseniz biraz kardeşlerimizin faaliyetlerinden okuyacaktım.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz yazmış: “Sevgisine, merhametine, şefkatine tanık oldukça her geçen gün daha sevdiğim canım Hocam, ben hafta sonu Şişli’de Cevahir ve etrafındaki sokaklarda broşür dağıttım. Resimdeki tatlı kedinin adı da “Pamuk” diyor.

ADNAN OKTAR: Ah yerim ben onu. Süsüne bak sen, güzelliğine bak sen. MaşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz size mesaj göndermiş: “Çok kıymetli Hocam, 13 gün boyunca Kadıköy, Üsküdar, Bostancı arası broşür dağıtımı yaptım. Saygılarımı sunarım, ellerinizden öperim Hocam” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah mübarek etsin, Allah şevkini arttırsın. Başka Hocam?

DİDEM ÜRER: Genelde annelerin yüzünde çok asil bir ifade oluyor kedilerde, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, bir de çok olgun ve akıllı bir ifade oluyor. Bütün tehlikelerden yavrusunu çok titiz koruyor. Evet.

DİDEM ÜRER: Çorum’daki kardeşlerimiz; “İki cihan yakışıklısı, heybetli, nurlu, canımız Hocamız, Çorum’da sizin vesilenizle aşkla, muhabbetle sizin o değerli kitaplarınızdan okuyarak kardeşlerimizle ev ve park sohbetleri yapıyoruz. Sevgiyle, saygıyla mübarek ellerinizden öpüyoruz. Hayır dualarınıza muhtacız” demişler.

ADNAN OKTAR: Güzellere bak sen, nur gibiler nur. MaşaAllah, Allah güzelliklerine güzellik katsın, sağlık, afiyet versin. Şu ufak kedileri bana bir göstersene. Yaklaştır teker teker göreyim. Kardeşim bu ne tatlılıktır bu? Karton film gibi. Seninkine bak sen, ortadakine. MaşaAllah, çok tatlı üçü de.

DİDEM ÜRER: Bir bayan kardeşimiz de size şöyle mesaj göndermiş: “Aslanlar aslanı, biricik Hocamız bu akşam kardeşlerimle Bahçelievler, Mahmutbey yolunda 1000 adet A9 TV broşürü ve 20 adet Gizli Azapların Çözümü adlı kitaplarınızdan dağıttık. Tepkiler çok güzeldi. Çok fazla merak eden var. Birçok soruları oluyor. Hepsi çok olumlu, maşaAllah. Sizi Allah rızası için, Allah’a olan aşkınız için çok seviyoruz. Resimlerde atlıkarıncada şirin mi şirin bir ufaklık var, o da benim çocukluğum” demiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her görüntü, her hareket, her çalışma Allah için olduğu için, çok çok güzel oluyor, maşaAllah, Allah’ın tecellisi olarak olduğu için, çok çok güzel oluyor.

DİDEM ÜRER: Konya’dan kardeşlerimizin de size mesajı var: “Canımız, ruhumuz Adnan Hocamız Konya Kültür Park’ta 150’ye yakın kitabınızdan dağıttık. Allah aşkıyla sizi ve talebelerinizi çok seviyoruz. İyi ki varsınız, elhamdülillah. Ahmet, Bahar, Melahat.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah onların güzelliğine güzellik katsın. Sağlık, sıhhat, afiyet versin, bereket, bolluk versin.

DİDEM ÜRER: Hocam, sanatçıların Başbakan yanından çıkmasından sonra teker teker açıklama yapıyorlar. Muhteşem Yüzyıl filminin başrol oyuncusu Halil Ergenç açıklama yaptı: “Başbakan’a şiddet gösterileriyle ilgili sıkıntımızı dile getirdik. Başbakan bizden şiddet gösterenlerle ilgili delil ve görüntü talep etti. ‘Elinizde ne kadar fotoğraf, görüntü varsa lütfen bize ulaştırın’ dedi. “Biz bunu sonuna kadar soruşturacağız ve sonuna kadar bu soruşturmayı yürüteceğiz” dedi. “Teminat veriyoruz” dedi. Başbakan, oylama sonucunda park olarak kalmasının tercih edilmesi halinde bu karara uyacağını söylemiş, sanatçılara. Bir de Taksim Dayanışması Sekretaryası, Sayın Başbakan’la görüşmeden sonra pozitif bir değerlendirmeyle çıktı. “Herkes bunu değerlendirsin dedi” diye konuşmuşlar.

ADNAN OKTAR: Evet, güzel maşaAllah, elhamdülillah. Allah hayra, berekete tebdil etsin, güzelliğe tebdil etsin, ferahlığa tebdil etsin, deccalin oyunlarından, deccalin şiddetinden Allah milletimizi muhafaza etsin. Mehdiyet’in ışığını, nurunu Cenab-ı Allah her yere yaysın, İttihad-ı İslam’ın bereketini, güzelliğini, ihtişamını Allah bize en kısa sürede yaşatsın.

Başbakan açıklama yapmış; polisin yanlış tavırlarıyla ilgili soruşturma yapıyorlar zaten.

“TV’deki arka panodaki görüntüde neden Amerikan görüntü kullanıyorsunuz? Güzel olan görüntü nerede varsa kullanırız. Niçin olmasın? Çin’de de olabilir, başka yerde de olabilir, mühim olan güzel olması. Amerika Allah’ın yarattığı bir yer değil mi? Allah’ın yarattığı kullar yok mu? Amerika’da Müslüman yok mu? Hristiyanlar, Museviler insan değil mi? O evleri yapanlar insan değil mi? Niçin bu Amerikan karşıtlığı? Çok yanlış.

Didem Hocam biz gitsek mi acaba? Var mı anlatacakların başka?

DİDEM ÜRER: Olabilir. Kardeşlerimizin faaliyetleri bir tane kaldı.

ADNAN OKTAR: Evet, onu da anlat.

DİDEM ÜRER: Tamam. Adapazarı’nda bir araya gelmişler. Çok sayıda A9 broşürü dağıtmışlar. Resimlerini göndermişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah şevklerini arttırsın. Her yerlerini nur kılsın Allah. MaşaAllah, o kadar hoşuma gidiyor ki, modern genç kızlar, kapalı genç kızlar, modern delikanlılar, çok çok güzel.

Tamam, yarın görüşürüz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü