Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (14 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Gördüğüm en güzel yeşil gözlere sahip canım aşkımla yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Makedonya’nın kuzey batısında Arnavut ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gostivar şehrinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a destek gösterisi düzenlendi.  “Çok büyük kalabalıklar oyunu bozmaya, haydi tarih yazmaya. Makedonya’nın tek dostu, seni yalnız bırakmayacağız” gibi pankartlar taşıdılar.

ADNAN OKTAR: Bunlar iyi güzel de, yani halkın organize edilmesi lazım, eğitilmesi, bilgilendirmesi, ani duruma karşı her türlü tedbirin alınması lazım. Devletin ilgili birimleri vardır. Yoksa da ilgili birimler kurulsun. Kanunla, hukukla bir ayaklanma durumunda halkı nasıl yöneteceklerini, ne yapacaklarını, tek bir kaynaktan da değil. Çünkü o ilgili kaynağa da indirebilir, öncelikli orayı indirilir aşağıya. Mesela bir yerde bir müdürlük kurarsın, adam o binayı yerle bir eder, bütün bağlantıyı keser. Öyle değil. Böyle şeylerde insanlar kendi başı dertlerine düşüyorlar. Kendi ailesini düşünür. Ama millet organize olursa, gayet kolay. Organize olmazsa biri bu tarafa gider, öbürü öbür tarafa gider, öbürü öbür tarafa gider, kimin ne yaptığı belli olmadığı için bir noktada güç toplanmadığı için tek noktadan hareket eden komünizm, çok rahat başarılı olabilir. Çünkü o tek noktadan vuruyor. Sen yüz noktadan birden dağılmışsın ve alakasız yerlere basınç uyguluyorsun. Alakasız yerlerle ilgileniyorsun. O tam alakalı yerden ve tam ortadan olaya gelmiş. O zaman galip olur. Ve her yerde böyle olmuştur komünistlerin, yüzde 2’yle, 3’le, yüzde 5’le galip olmuşlardır. Çünkü halk organize değil. Hatta komünistler derler bak, “örgütlü olan halk yenilmez” derler. Onun için parti, örgüt çok önemlidir. Lider, Abdullah Öcalan için, önderlik komünistlikte çok önemlidir. Çünkü tek noktadan hareket var. Önder var, parti var herkes o şeye göre hareket ettiği için, güç bölünmüyor. Güç küçük ama tek noktadan olduğu için, etkisi büyük. Öbür tarafta güç çok büyük, fakat on binlerce, yüz binlerce noktaya ayrıldığı için, milyonlarca noktaya ayrıldığı için, güç sıfırlanmış oluyor. Çünkü dört yönden çekilmiş oluyor. Dört yönden çekince, kendi kendini parçalıyor sistem. Halbuki tek yönden çekilmesi gerekiyor. Dört yönden çekilen bir şey kendini parçalar ve mahveder. Onun için komünizmin eli çok güçlü. Avrupa o yüzden bu kadar bastırıyor. Bütün Avrupa pres yapıyor şu anda. Muazzam bir baskı. Amerika komünistler, Avrupa blok halinde bastırıyor şu an. Böyle bir şeye karşı imanlı milletimiz karşı koyabilir. İmanlı milletimizin özelliği ne? Cesur, akıllı, sabırlı, sebatlı ama organize değil. Organize olmadığında çok rahat mağlup olabilir. Mesela Adnan Menderes döneminde millet mağlup oldu işte. Dediler ki, “bakın sizin seçtiğiniz adamı biz götürüyoruz. Var mı diyeceğiniz?” dediler. Adamlar böyle dediler yani “götürürsünüz ağabey” dediler. “Ne diyelim?” dediler. “Var mı diyeceğiniz?” diyorlar. “Estağfirullah ağabey, ne diyebiliriz?” diyor, “tabii ki götürün” diyor. “Asacağız” diyor, “asarsın ağabey, ne diyelim?” diyor. Çünkü kendi çoluğunu çocuğunu asmayacak ya. Hatta bazı insanlar vardı, çocuğu asılsa ses çıkartmaz, “aman beni asma” der. Bazı çocuklar da vardır, mesela babası asılacaktır, “beni asma da, babamı as, kurtulayım” der. Çünkü ahirette diyorlar ya, “bütün dünyayı verse de kurtulsa” diyor. “Akrabalarını, herkesi feda eder” diyor, “kendini kurtarmak için” diyor. Çoluğunu, çocuğunu, ailesini, malını, mülkünü, her şeyini feda etmek ister” diyor, “kendini kurtarmak için” diyor. Öyle insanlar var aramızda. Onun için antikomünist bilinçlendirme, eğitim çok hayati. Ve hiçbir açık vermemek. Gereksiz insanları kızdıracak, malzeme olacak sözler etmemek çok hayati. Yani her konuşmanın çok iyi tartılarak söylenmesi ve danışarak konuşulması çok önemli. İstişare, Allah’ın emri. Peygamber (s.a.v)’e de Allah söylüyor, “istişare et, sonra uygula” diyor. İnşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Güney Afrika’nın eski lideri Nelson Mandela hayatını kaybetmiş.

ADNAN OKTAR: Mandela, iyi bir insandı o, mazlumdu. İnşaAllah, Müslüman olarak ölmüştür. Bütün hayatı çileyle geçti o adamcağızın. Çok ızdırapla geçti. Dünya deccaliyeti onu da mahvetti. Akıl almaz acımasızlık uyguladılar.

DİDEM ÜRER: Hocam, Taksim Dayanışma Platformu dün Başbakan’la görüştükten sonra eyleme devam edip etmeyecekleri konusunda Taksim’de bir forum yapma kararı aldı ve forumda “parkta kalan gençler ortak bir karar alıncaya kadar sürdürüleceğini” bildirdiler.

ADNAN OKTAR: Yani durur orada onlar Allahualem. Ama hayat şartları açısından da kötü. Halbuki Başbakanımız dese ki, “ben buraya daha geniş bahçe yapacağım” dese, yani “on misli genişleteceğim bahçeyi” dese, “bir de havuz yapacağım” dese kimsenin söyleyecek bir sözü kalmaz. “Bu bahçe küçük, daha büyük bahçe yapacağım.” “Tek bir ağaç söktürmeyeceğim” der, söz verir, Başbakan bu, yeterli olur. “Ağaç söktürmeyeceğim, söz veriyorum” der. “Sökülen ağaçları da geri getirteceğim” der, “on misli de genişleteceğim.” Dünyada kimse bir şey diyemez buna. “Kocaman da havuz yapacağım, bahçe yapacağım” desin. “Osmanlı işi bir köşk de yapabiliriz. Topçu Kışlasının benzeri güzel bir bina da yapabiliriz. Daha, onun daha kibarını yapabiliriz. Bir şey yaparız” diyebilir. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam Haber Türk’teki işine son verildikten sonra Birgün Gazetesi’ne geçen Ece Temelkuran, Gezi eylemlerine başından beri destek veren bir gazeteci. BBC’ye “Erdoğan’a diktatör demeye çekiniyorum. Beni hapse atar diye korkuyorum” şeklinde bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Ağır konuşmaya ne gerek var? Mesela diktatör. Velev ki bir insan diktatör bile olsa, ona diktatör deyip rencide etmek istemem. “Sert uygulamaların var” deriz. Tayyip Hocam diktatöre benzemiyor. Meraklı değil. Bak çok önemli, iktidardan gidecek bir insan. Yani Başbakanlığı bırakıyor. Üç kere hak tanıması kendine diktatör olur mu? Diktatör hiçbir şekilde bırakmaz. Pinochet falan ölünceye kadar bırakmadı neredeyse. Kaddafi hiçbir şekilde bırakmadı. Diktatör öyle olur. Üç dönem denemi onun bir kere diktatörlüğe karşı olduğunun en büyük delilidir. Ama sert diyebilirsin, üslubu keskin diyebilirsin. Diktatöre, diktatör denir. Olmayana diktatör dediğinde hakaret olur. Bu rencide edici olur. Yani sevenlerini de rencide eder. Sevmeyenleri de rencide eder. Sevmeyen çünkü onlara da bir acayip gelir, diktatör. Bir de insanların epey bir bölümü sevgisiz. Böyle sert üsluplar sevgisiz ruhları delirtir. Nefreti iyice kamçılar. Zaten babasından nefret ediyor adam, anasından nefret ediyor. Arkadaşından nefret ediyor. Hükümetten nefret ediyor. Çünkü Darwinist, materyalist ruh sevgisini öldürmüş. Merhameti öldürmüş. Onun için Bediüzzaman diyor ki, “ahir zamanda insanlar felsefeyi maddiye vasıtasıyla, ruhları kömürleştirilir” diyor özetle. “Bunun sonucunda” diyor, “insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamaz hale gelirler” diyor. “Nurani zincirleri çözer” diyor “deccal, cebr-i bir serbestlikle, hürriyet adı altında, birbirlerine saldırmak için onlara teşvik verir” diyor. Şualar’da var. Biraz sonra okuyayım.

“Rafiz ismim, terk eden anlamına geliyormuş. İnkar eden anlamı da var” diyor. Refet diyelim o zaman, Rafiz’e yakın. Refet. İnşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, İngiltere G8 protestoları nedeniyle Twitter’a blokaj uygulamaya başladığı söylendi. Eylemcilerin iletişim etiketinin yer aldığı Twitter son iki gündür yüklenmiyor. İlgili adrese gidildiğindeyse sadece çatışmalardan önceki 11 Haziran’a ait mesajlar görülüyor.

ADNAN OKTAR: Bak, Türkiye’yi kınıyorlardı, bizzat kendileri uyguluyorlar. Onlar da komünist tehlikenin, anarşinin, belanın farkındalar. Deccaliyetin farkındalar. Ama kendilerince bir tedbir mantığı geliştiriyorlar. Bunlarla netice alamazlar. Ancak Müslümanların, gerçek Müslümanlarla, gerçek Hristiyanların ittifak etmesiyle deccaliyete çözüm bulabilirler. Yoksa deccal hepsini kasıp kavurur. Deccaliyet.

Bak diyor ki, “şeytanın iğvası” ayarlaması, azdırması“ve hükmü ile şeriat-ı İseviyenin ahkâmını” hükmünü“kaldırıp Hıristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini idare eden rabıtaları” bağları“bozarak, anarşistliğe ve "Ye'cüc ve Me'cüc"e zemin hazır eder." Şu an, işte o. Hristiyanlığın manevi rabıtalarını bozdular. “Anarşiye ve Ye'cüc ve Me'cüc"e zemin izhar eder” diyor.

"Ve İslâm deccalı olan Süfyan dahi, Şeriat-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleri ile” oyunlarıyla“kaldırmağa çalışarak” Hafız Esad’ın yaptığı rezaleti anlatıyor Bediüzzaman.“Hayat-ı beşeriyenin maddi ve mânevi râbıtalarını bozarak” yani Kuran’ın, Kuran ahlakının insanlarda meydana getirdiği merhamet, şefkat, güzel ahlaka ait her türlümüspet yönü bozarak, “serkeş, asi, sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer;” deccal. Hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer.“Hevesât-ı müteaffine” kokuşmuş heveslerin“bataklığında,” bak “kokuşmuş heveslerin” dikkat edin vurguya, batmış, kokuşmuş anlamında“Hevesât-ı müteaffine.” “Kokuşmuş heveslerin bataklığında birbirine saldırmak için” bak “birbirine saldırmak için cebri” zorla“bir serbestiyet” özgürlük“ve ayn-i istibdadın ta kendisi olan bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdaddan” despotluktan“başka zabt altına alınamaz” diyor. Şualar, sayfa 512. Şu anda olay, bu. Ahir zamanda olacak olayı anlatıyor Bediüzzaman. Bak “oldu” demiyor, “olacak” diyor Bediüzzaman burada.

Bak diyor ki, “ihtilâl-i Fransevîde” yani Fransa’da, Fransız ihtilalinde “hürriyetperverlik tohumuyla ve aşılamasıyla” “hürriyet istiyoruz iddiasıyla” diyor. “Sosyalistlik türedi, tevellüd etti.” Doğdu. “Ve sosyalistlik ise bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden,” yani imani, Kurani konuları ortadan kaldırdığı için, Darwinizmi, materyalizmi savunduğundan “aşıladığı fikir, bilâhare Bolşevikliğe inkılâp etti.” Komünizme inkılap etti. “Ve Bolşeviklik dahi çok mukaddesat-ı ahlakiye” mukaddes ahlak yönleri “ve kalbiye” insanın kalbinin güzel yönleri, ince yönleri “ve insaniyeyi” insani, güzel hisleri, şefkati, merhameti “bozduğundan, elbette, ektikleri tohumlar” yani kendi zamanında olanları söylüyor. “Ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek.” Ne zaman? “Benden sonra olacak” diyor Bediüzzaman. “Verecek”, verdi demiyor. “Hz. Mehdi (a.s) bu belayı kaldıracak” diyor.“Hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek. Çünkü kalb-i insanîden” insan kalbinden,“hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet,” akıl ve zeka,“o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir;” adam bak kıyasıya, öldüresiye insan dövüyor. Şişliyor, asıyor, kesiyor, kurşunluyor. Bak, “Gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siyasetle idare edilemez.”“Siyasetle idare ederiz” diyorlar ya, “edilemez” diyor Bediüzzaman.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mümtazer Türköne, Taksim için referandum yapılmasına karşı çıkmış. Bu oylamada Ak Parti’ye destek verenlerin çoğunlukta olması nedeniyle, yine Ak Parti’nin dediğinin olacağını yani konunun çoğunluğun istediği şekilde neticelenip, azınlığın haklarının ihlal edeceğini iddia etmiş.

ADNAN OKTAR: Burada yapılacak olan şey, konuyu kökten çözecek, karşı iddiayı kökten çürütecek müspet bir tavırdır. Orada iddia edilen, “yeşilliğin bozulması, ağaçların gitmesi” iddiası. Bunu kökten çözen nedir? Oranın, o mevcut ağaçlandırmanın on misli ağaçlandırılmasıdır. Mevcut ağaçlar da sembolik olarak geri getirttirirsin, oraya ekersin. Geniş havuz yaparsın. Bahçeler yaparsın. Konu kökünden hallolmuş olur, dünya çapında hallolmuş olur. Öbür türlü bu hep bir gerilim konusu olarak kalacaktır. Referandum sonucu mesela Taksim’de bile, referandum sonucu “Topçu Kışlası yapılsın” dese, yine eylemciler bunu istemeyecektir. “Azınlığın istekleri de önemlidir” diyeceklerdir. Halbuki burada konuyu asıl çözecek şey, oranın ağaçlandırılması, herkes bundan memnun olur. Ağaçlandırıldı mı, geniş alan açıldı mı, havuz yapıldı mı. Bakın bu olayı kökten bitiriyor. Ağaçlandırdın mı, çünkü iddia ne? Ağaçların gitmesi. Sen ne yapıyorsun? On misli ağaç getiriyorsun. Kökünden çözüyor mu? Çözüyor. Oraya geniş bahçe yaptıktan sonra istediğin gibi sen bina da yap, ne yapıyorsan yap. Yeter ki ağaçlar gitmesin. Binanın da şık, estetik, güzel bir şey olması lazım. Beton yığını şeklinde olmaması lazım. Çok hoş, çok estetik görünümlü bir bina yapılırsa, bu olur.

Ağaçların konumunu önce bir netliğe kavuşturmak lazım. Ne dediler? “Ağaçlar gitti.” Yerine daha büyük ağaçlar getirilsin. Araziyi daha açarsın, daha yeşillendirirsin. Önce dünya çapında ve Türkiye çapında konu bir kere bitmiş oluyor onunla. “Bu mevcut ağaçlara hiçbir şekilde dokundurtmayacağım" desin. Büyük bir bahçe oluştuktan sonra, büyük bir yeşillik oluştuktan sonra. Asıl ana iddia bu. Bu hallolduktan sonra binayla kimsenin alıp veremediği yok ki. Her yer bina, her yerde bina var. “Orada bir yeşillik alan istiyoruz biz” diyorlar, özetle bu.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanın bugünkü açıklaması; “mevcut ağaçların yüzde 80’i, bu ağaçlar şehir müzesinin içinde kalacak” diyor. “Diğer kısmı sökülüp, şehir müzesinin çevresine dikilecek” diyor. Ama bu kadarla sınırlı olarak. Bugünkü açıklaması buydu.

ADNAN OKTAR: Ama işte o yüzde 20 onları rahatsız eder. Halbuki ona gerek yok. Tamamı, o Topçu Kışlası’nın içinde kalsın. Yüzde 20, zaten sorun orada. Bir kısmı gidecek diye rahatsız oluyor. Yüzde 20 büyük bir bloktur. yüzde 20 denir de, yüzde 40, yüzde 50’ye kadar gidebilir o. Yani öyle olmaz o, pratik uygulamada başka türlü olabilir. Çünkü kenarından alacak, köşesinden alacak. Binanın ortasında kalacak. Topçu Kışlası’nın milimi milimine uygun olması şart değil ki. Topçu Kışlası değiştirilebilir. Topçu Kışlası’nın mili milimine uygun olması şart değil ki. Topçu Kışlası değiştirilebilir. Ya büyültülebilir ya küçültülebilir. Ama asıl olarak oraya dev bir bahçenin oturtulması, önden. Dev bir bahçeyi oturtup, Topçu Kışlası’nı orada ya küçülterek, ya öne alarak yapmak mümkün. Mühim olan ağaçları ellememek. Bahçe elde edilecek birşey.

GÜLGÜN GÖKTAN: Ağaçların geri getirilmesinde sizin söylediğiniz birşey. Hiç kimsenin aklına gelmedi daha önce. Çok önemli konu.

ADNAN OKTAR: Tabii, giden ağaçları da alır, “geri getirdik” dersin. “Üstüne de on misli ağaç koyuyorum” dersin. Topçu Kışlası’nın çevresini de geniş çaplı ağaçlandırırsın, konu biter. Kimsenin söyleyecek bir sözü kalmaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam siz, internet ücretsiz olsun dedikten sonra 81 il, 347 yurtta internet ücretsiz oldu. Sayın Başbakanımız internetin ücretsiz olması konusunda bir açıklama yaparak, “söz konusu gençlerimiz olunca, biz hiçbir engel tanımayız. Modern dünyanın görmediğini bizim gençliğimiz görecektir, görmelidir. Bu internet ağı da işte bu yüzden var” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Dediklerimiz artık çok süratli oluşmaya başladı. Eskiden zaman alıyordu. Şimdi çok süratli oluyor, maşaAllah, elhamdülillah. Benim Başbakanımızdan istediğim, bu Gezi Parkı’yla ilgili olarak oranın geniş çaplı, hemen ağaçlandırılıp, bütün dünyanın şok olacağı bir karşılık verilmesi. Mevcut oradaki boş alana da topçu kışlası oturtulabilir. Hiçbir ağaca dokunmadan bu yapılması mümkün. Kışlanın mimari planında bir ufak değişiklikle bütün ağaçlar o yapının içine alınabilir. Veyahut kışla bu tarafa doğru biraz çekilebilir. Mesele hallolur.

Ama bakın bir daha tekrar ediyorum. Tayyip Hocam’dan istirham ediyorum, madem dünya çapında bunlar böyle bir olay çıkarttılar, dünya çapında bunların ağızlarını kapayacak bir jest yapıp, orayı Tayyip Hocam muazzam ağaçlandırsın ve genişletsin. Parkı yarı yarıya bile genişletmiş olsa. Mesela orada farz edelim bin ağaç var. Beş yüz ağaç daha eklemiş olsa, bütün dünyada konu kapanır. Bütün mesela bu.

DİDEM ÜRER: Başbakan gençlerle de Skype bağlantısı yapmış Hocam, aynı zamanda internet üzerinden.

ADNAN OKTAR: İşte öyle bir gençlik yetiştirelim ki, Skype bağlantısı yapan gençlik, hükümete, devlete bir saldırı olduğunda Skype’tan bir şeyler söyleyebilsin. Provokasyonlara cevap versin. Konuşmalara cevap versin. İftiralara anında cevap versin. Devletten yana, hükümetten yana tavrını göstersin. Hükümete sahip çıksın. Yani Skype’nin bir amacı var. Bilgilenmek, bilgiyi arttırmak, iyi, akıllı insanlar yetiştirmek, anti Darwinist, anti materyalist insanlar yetiştirmek. İnancına, mukaddesatına bağlı insanlar yetiştirmek. dünyadaki herşeyi çözen, herşeyi anlayan insanlar olmak.

DİDEM ÜRER: Hocam bir de siz şöyle söylemiştiniz; sadece yurtlarda değil, toplam üç yüz kırk yedi yurt bu, bütün Türkiye’de ücretsiz olmasını.

ADNAN OKTAR: Şehirlerde, şehir şehir ücretsiz olacak.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Amerika’nın Ankara Büyükelçiliği önündeki Paris Caddesi dün bombalı saldırı ihbarı nedeniyle trafiğe kapatıldı. Tüm Ankara’da güvenlik önlemleri arttırıldı ve alışveriş merkezleri uyarıldı.

ADNAN OKTAR: ABD Büyükelçiliği’ne bombalı saldırı. Yani kendilerinde birşeylere zemin hazırlamaya çalışıyorlar, bombayla şunla bunla falan. İnsanlar Amerika’ya güvenirse çok büyük hata olur. Bu tip olaylarda Amerika hemen geri çekilir. Elçiliği falan kapatır, kaçar. Yani orada imanlı millet, imanlı insanlar, samimi insanlar esas olacaktır.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Umut Beyatlı kardeşimiz Ankara’dan size selamlarını iletiyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aleykum selam.

DİDEM ÜRER: Sayın Erdoğan, bazı kesimlerin referanduma yani halka sormaya gerek yok, zaten olması gereken belli yaklaşımları üzerine şöyle bir açıklama yaptı; “Ben imtiyazlıyım, ben seçkinim, bu ülkenin sahibiyim. Benim oyumla çobanın oyu bir mi? diyen varsa, onlar da kusura bakmasın. Halk oylaması olmaz demeye başladılar. Kardeşim yargıya inanmazsın, halkın verdiği karara inanmazsın. Sen neye inanırsın?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Neye inanacak, işte adam, “mümkünse rejimi değiştirelim” diyor, “rica edelim” diyor. “Polise de gerek yok, askere de gerek yok” diyor. “Milis güçler onların yerine görev alsın” diyor. Bu şekilde tartışılmaz onlarla. Yapılacak şey; Darwinizmle, materyalizme karşı mücadeledir. Çözüm bu. Adam her yerden patlak verir. Yoksa onla bitmez. Bir gün ağacı bahane eder, bir gün kuşu bahane eder, bir gün suyu bahane eder, bir gün yağmuru bahane eder, bir sözü bahane eder, hükümetin bir uygulamasını bahane eder, fark etmez. Adnan Menderes de nasıl bahaneler çıkıyordu değil mi? Bebek davası, bilmem şu davası, bu davası. Arayan buluyor zaten,öyle bir sorun olmuyor. O devirde de Menderes’in karşısındakilerin hepsi Darwinist, materyalistti.

“Hocam, Ataşehir’de tencere tava protestoları ve sloganlarla protestolar şiddetle devam ediyor. Sebep olarak da üçüncü köprüye verilen Yavuz Sultan Selim ismini buradaki Alevi kardeşlerimizi rahatsız etmesi gösteriliyor. Yavuz Sultan Selim’in döneminde çok fazla Alevi insanın katledildiği iddia ediliyor. Bu konuda Hocamız bir açıklama yaptıysa duymamış olabilirim. Ama eğer bir açıklama daha yaparsa netleşmiş olur, çok iyi olur.” İşte Hacı Bektaşi Veli Köprüsü olsun dedik. Hacı Bektaşi Veli Köprüsü süper olur. Mesela onu bir jest olarak hemen yapabilir Başbakanımız hiç bekletmeden. “Oraya da bahçe yapacağım” dese. Hayır “yine Topçu Kışlası’nı düşünüyoruz” der. “Yapacağız ama çok daha estetik bir planla, yeni düzenleme ile çok sanatlı, Osmanlı sanatına uygun bir bina haline getirmeyi düşünüyoruz. Proje olarak hazırlatacağız” dese. “Ama önce orayı bir bahçelik böyle güzel, şirin havuzlar olan, genişletilmiş bir alan haline getireceğiz. Gezi Parkı’na bir Gezi Parkı daha ilave edeceğiz” dese, “bir misli daha yapacağız” dese, dünya çapında şok meydana getirir. Konu tamamen kökünden biter.

Felsefik Adam; “Komünist, ateist, solcu diyerekten aşağılamaya çalıştığınız insanlar bu işi başardı ve başarıyor. Komünist aşağılama değil ki. Adamın vasfını söylüyorsun. Komünist aşağılama olarak görüyorsan sen, o kendi düşüncen. Ateist, solcu deyince sen bunu aşağılama olarak görüyorsan, o da senin kendi inancın. Ben onun kendine söylediği vasfı söylüyorum. “Ben komünistim” diyor adam. Ben de, “sen de komünistsin” diyorum. Ateist, ateist olduğunu söylüyor. Ateist olduğunu söylüyorum. Solcu da, solcu olduğunu söylüyor, ben de ona “solcusun” diyorum. Sen bunu aşağılama olarak görüyorsan, o senin inancın. Yani ona da saygı duyarım. Ama yanlış. “İnsanlar bu işi başardı ve başarıyor.” Başardıkları iş ne? Onu da söyle bir de. Yakılan otobüsleri mi başardı, neyi kastediyorsun? Devrilen polis arabalarını mı kastediyorsun? Yıkılan, tahrip edilen dükkanları mı? Ölen insanları mı, yaralanan yüzlerce insanı mı kastediyorsun? Neyi başardıklarını sen bana bir söylersen, başarı olarak gördüğünü, ben sana birşeyler söyleyeyim. Ben bunu başarı olarak görmüyorum. Ama Gezi Parkı’nda ağaçların sökülmesini durdurma anlamında söylüyorsan, ben zaten kabul etmiyorum ağaçların sökülmesini. Ben bir o kadar daha ilave edilmesini söylüyorum. Ama bunu yazıyla anlatsan, mesela her yere Twitt atarsın, Facebook’ta yazarsın, mektup gönderirsin. Hükümet ona duyarsız kalmaz. Ama yakıp yıkmakla olmaz.

“Darwinizmin ilacı, yaratılıştır. Ancak müfredata girsin de, netice alınsın” diyor, inşaAllah.

“Mümkün mertebe her akşam sizi dinlemeye çalışan bir dinleyiciniz olarak, sizin çağdaş Müslüman tanımınıza son derece önem verdiğimi ve sizlerle aynı fikirde olduğumu belirtmek isterim.” Mustafa Kara.

Oktay Çalışkan, “siz bu ülkeye ne hizmet ettiniz Hocam?” diyor. Halen de bak devam ediyoruz hizmete. Bu anlattıklarımız hizmettir. Darwinizme, materyalizme karşı en etkili darbeyi Türkiye’de ben indirdim. Yüzde doksan beş Türkiye Darwinizme inanmıyor. Bu nasıl oldu? Benim vesilemle oldu. Dünyada Darwinizme en az inanan ülke kim? Türkiye. Kim vesile oldu? Ağabeyin. İki yılda dört yüz milyonun üstünde kitap satıldı. Veyahut internetten indirildi. Üç yüzün üzerinde kitap yazdım. Yetmiş altı dile çevrildi. Komünizme karşı milletimizi bilinçlendirdim. Anarşizme karşı milletimizi bilinçlendirdim. AK Parti iktidarının felsefi tabanını oluşturduk. Bunu kim söylüyor? Doğu Perinçek söylüyor. Aydınlıkçıların lideri, Maocu gençlerin lideri. “Adnan Oktar ve talebeleri Anadolu’yu karış karış gezdiler” diyor. “Her ilçede ve her ilde Darwinizmin geçersizliğini anlatan konferanslar verdiler. Kuran mucizelerini anlattılar” diyor, “ona benzer her türlü faaliyet yaptılar. Bunun sonucunda AK Parti iktidara geldi” dedi. Anlatırsak, daha sabaha kadar devam eder. Ama bu kadar yeter şimdilik, inşaAllah.

Hasan Hüseyin Çağlar Hitu; “Hocam, dünya yedi bin yıldır hadisi sahih değil. Ayrıca bilimle de çelişiyor benim anladığım kadarıyla. Yanlış mıyım?” Yanlışsın. Çünkü “dünya yedi bin yıldır” demiyor, Peygamberimiz (s.a.v). Yedi bin yıllık bir takvim veriyor. Mesela biz şimdi kaç yılındayız? 2013. Nedir? Dünya 2013 yıl önce mi kuruldu? Değil. Takvim oradan başlıyor. Maya takvimi vardır, hicri takvim vardır. Birçok takvim çeşidi vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kullandığı da, o takvim Musevi takvimine yakın bir takvim. Musevi takvimiyle aşağı yukarı aynı. Peygamberimiz (s.a.v)’in kullandığı takvim. O devirde başka takvim yok. . Peygamberimiz (s.a.v) Musevi takvimine göre onu söylüyor. yedi bin yıl önce herhangi bir olayla başlamış bir takvim. “Dünya yedi bin yıldır” diyor. “Bunun 5600 yılı geçmiştir.” Doğru. O zaman geriye 1400 ile 1500 kalıyor zaten. “Dünyanın ömrü de hicri 1500’den sonra bitecek” diyor Bediüzzaman. Orada sözde bir yanlışlık yok.

Ayşe Özaydın, Aslan Ayşeo; “Hocam sizi çok seviyorum. Yine çok güzel bir sohbet, maşaAllah.”

Popstar Ömürlü; “Adnan Oktar Bey, Darwin’e neden bu kadar öfkelisiniz?” Gören de ben de böyle barut gibiyim falan. Ey Darwin falan öyle değil. Bilimsel olarak eleştiriyorum. Yanlış. Doğru söylemiyor adam. Ne diyor Darwin? “Bütün katmanları inceledik. Ara fosil bulamadık şu ana kadar” diyor. Kendi devrinde. “Bütün yer yüzü katmanları inceledik bulamadık” diyor. “Eğer ilerde de bulamazsak, benim teorim çökmüştür” diyor. Aradık dört yüz elli milyonu buldu yaklaşık şu an. Bulunan fosil sayısı. Yok, ara fosil yok. Ne diyordu Darwin? “Benim teorim çöker” diyor, “ara fosil bulunamazsa.” Yok bulunamadı. Konuda bitti.

“İslamcı insanlar içinde sizi mantıklı ve akıllı bulurum. Ama Darwin yaklaşımınız maalesef” diyor. Yani onu beğenmemiş. Yani hem Darwinist, hem Müslüman olacağız. Hem diyeceğiz ki “kainat tesadüfen oldu,hem de Allah yarattı” diyeceğiz! Öyle olmaz. Bilimsel olarak açıklıyoruz. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkansız. Nasıl anlıyoruz? Bir proteinin meydana gelmesi için, bir başka proteine ihtiyaç var. Bu ne demektir? Sıfır ihtimal. Ne diyor Dawkins? Yani şu an dünyadaki en büyük alim olarak tanıtıyorlar bu adamı. “Bizde biliyoruz o proteinin tesadüfen olamayacağını” diyor. O zaman anlat diyorlar nedir? “Uzaylılar yapmıştır” diyor. Uzaylıları kim yaptı diyorsun? “Orasını karıştırma” diyor. Öyle olmaz. Böyle bilim adamlığı olmaz.

Mine 5; “Her şey bitti, bir sorunumuz Darwinizm mi Allah aşkına?” diyor. Bütün belanın kökeni o. Komünizmin, faşizmin, vahşi kapitalizmin kökeni Darwinizm. Yani belanın ana zeminine, temeline iniyoruz. O bela kalktı mı zaten diğerleri hepsi hal olur. Tedavi olur.

“Red Hot Peppers Tweet Doktor; “Taksim’e sohbete bekliyoruz. Hatta canlı program bekliyoruz tarafsız bir şekilde.” Ben zaten tarafsız davranıyorum. Yani tarafsız derken adil davranıyorum. Vicdanlı davranıyorum. Yani bir politik hırsla bakmıyorum.

Nalan Erbaş, “vallaha hakkınızdaki fikirlerim değişmeye başladı bu süreçte Hocam” diyor. Sevmeye başlamış Nalan Erbaş bizi. Başından belli seviyordur da, şimdi açıkça söylemiş.

“Taksim Gezi Parkı’nı çöz.” Derhal. Ne sevimli tipler bunlar.

“Sürekli ha ha ha sesine oluşan uzun bir gülme sesi. Sesli güldüm” diyor. “Hocamız Sayın Adnan Oktar’a ‘bu ülke için ne yaptınız?’ demek saçma ötesi bir sorudur. Avrupa’ya gel ne yaptığını anlarsın. Avrupa’da Darwinizmi yerle bir etti Hocamız” diyor. MaşaAllah. Yurt dışında. Gel de gör diyor gözünle gör diyor.

DİDEM ÜRER: Birisi Adnan Oktar hesabınıza Twitter’a şöyle yazmış. “Türkiye’de bir reklam filmi çekmek için, tarifinize uygun bir çeşme bulamadığımız için, Avrupa’da çektik filmi. Nerede o günler?” diye söylemiş.

ADNAN OKTAR: Bak ne kadar önemli. “Göstereceğimiz güzel bir çeşme dahi” yok diyor. Güzel bir havuz. Halbuki Taksim’in göbeğine tunçtan muhteşem heykellerden oluşan muazzam güzel bir dizayn oluşturabilirler. Avrupa’daki heykellerden çok daha mükemmel. Çok geniş güzel bir havuz.

“Mustafa Kemal sosyalist olmayabilir. En büyük müttefiki Sovyet Sosyal Cumhuriyetler Birliği’dir.” Şu dönemde değil daha önceki dönemde de Türkiye’yi Sovyetler koruyup kolluyordu. Türkiye de Sovyetlerle iyi geçiniyordu. Ama Türkiye’nin NATO’ya girme sebebi, Sovyet tehlikesiydi, komünist tehlikesiydi. NATO’ya biz durduk yere girmedik. Bir kere Atatürk komünizme karşı. Uzun uzun anlattık. Çok fazla konuşması var. Komünizme karşı şiddet kullanmayı istemiyor Atatürk. Aynı bizim anlattığımız gibi “fikirle, bilimle, irfanla karşı konulur” diyor. Fakat “Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir” diyor. “Behemehal her halükarda, her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Bitti. Siz de oturmuşsunuz “anti emperyalist birinci kurtuluş savaşımızın önderi ve en büyük müttefiki Mustafa Kemal ve Lenin.” Ne alakası var? O devirde biz herkesle barış içinde yaşıyorduk Atatürk devrinde. “Yurtta sulh, cihanda sulh” Atatürk’ün sözüydü. O nedenle bütün komünist ülkelerle de, kapitalist ülkelerle de, faşist ülkelerle de barış içinde yaşıyorduk. Kimseyle bizim bir kavgamız yoktu. Yani faşizme yatkın ülkelerle. Nitekim İnönü de öyle, bu siyaseti devam ettirdi, Ne Hitler’le zıtlaştı, ne Mussolini’yle de zıtlaştı, ne komünistlerle zıtlaştı, herkesle iyi geçindi. İyi geçiniyor olması, İnönü’nün faşist olduğunu göstermez. Mussolini’yle arasının iyi olması, Hitler’le arasının iyi olması, onları desteklediği anlamına gelmez. Belalarını savuşturmuş oluyor, nezaket göstermiş oluyor. Yani her fikre, her düşünceye saygı gösterdiğini göstermiş oluyor, o. Yani Atatürk’ü Lenin’le aynı çizgide göstermeye kalkmak çok samimiyetsiz. Birisi, Lenin komünist lider. Canımız olan Atatürk Müslüman, muttaki, milliyetçi, vatanperver, mukaddesatına çok düşkün. Türk İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı savunan bir insan. Arada dağlar fark var. Oturup onunla aynı göstermeye kalkmak çok yanlış. Bak diyor ki Atatürk; “doğrudan doğruya komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri, Rusya’dan gelen her adamı derhal denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmiş ise sınırın dışına atmak gibi zorlayıcı, şiddetli, kırıcı önlem kullanmak. Bu önlemleri almak iki noktadan yararsız görülmüştür. Birincisi; iyi ilişkilerde bulunmayı gerekli saydığımız Rusya Cumhuriyeti tümüyle komünisttir. Eğer böyle zorlayıcı önlem uygularsak o halde kayıtsız, koşulsuz Ruslarla ilişkide bulunmamak gerekir. " diyor Atatürk. Bak akılcı davranıyor. “Oysa biz bir çok siyasal düşünce ile bir çok neden ve etkenden dolayı Ruslarla temas ve ilişkide bulunmak ve görüşmek istedik ve istiyoruz ve isteyeceğiz. O halde uygulayacağımız önlemlerle dostluğunu istediğimiz bir ulusun, bir hükümetin ilkelerini tahkir etmemek zorundayız. İşte bunun içinde zorlayıcı önlem kullanmak istemedik. Bu nedenle yapmıyoruz” diyor Atatürk. Burada samimi olursan düşünceni tam oturt. “Ben Marksist’im” de. Doğru. “Ben Leninist’im” de. Doğru. Lenin’i seviyor olabilirsin. Ama Atatürk’le aynı çizgiye getirmeye kalkarsan, bu samimiyetsizliktir. Atatürk’ün düşüncesi, Marksist düşünce değil. Leninizm’i savunmuyor Atatürk. Niye aynı gibi gösteriyorsun? Niye samimiyetsizlik yapıyorsun? “Beyler” diyor, bak bir daha söylüyorum, “Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir. Behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Sen de diyorsun ki; “Lenin ile aynı görüşteydiler.” Çok ayıp yapıyorsun.

Sedef Açıkgöz, “Hocam, programınızı severek izliyorum. İyi ki varsınız.” 

Para babaları beni ilgilendirmez. Para babalarıyla benim işim olmaz. Para babaları da daima kapitalist kafayı düşünür. Bir kısmı için söylüyorum, kendi düşüncelerinde vahşi kapitalizmin acımasızlığını yaşarlar. Yani vahşi bir rekabet ruhu olur. Dolayısıyla ne onu din ilgilendirir, ne İslam ilgilendirir, ne Kuran ilgilendirir. O köşe dönme peşindedir. Bize yapılan baskının kökeninde para babaları olmadı mı? Onlarca yıldan beri çektiğimiz çilenin kökeni yine para babaları olmadı mı? Eski devirlerde de böyle. Kapitalistler daima Müslümanları ezmiştir, ıstırap vermişlerdir, zorlamışlardır. İslam, sosyal adaleti, fakirleri koruyan ruhu esas kılar. Mehdiyet, bu fikrin mükemmel uygulamasıdır. Mehdiyet devrinde olacak muazzam sosyal adaleti, malın eşit dağılımını Peygamberimiz (s.a.v) onlarca hadisle anlatmış. Otuza yakın hadis var, malın eşit olarak dağıtılacağına dair. “Biz diğer çiçek böcekçilere benzemeyiz.” Çiçekten de hoşlanmıyorsun, böcekten de hoşlanmıyorsun, kuştan da hoşlanmıyorsun, insandan hoşlanmıyorsun. Bununla bir yere varamazsın. Bununla kendi kendini ezersin, ruhunu karartırsın, mutluluğunu yok edersin, ruhunu simsiyah edersin. Ve dünyaya mutluluk değil, acı getirdiniz şu ana kadar. Rusya’ya acı getirdiniz. Çin’e acı getirdiniz. Başka bir şey olmadı. Fosillerden de rahatsız olman, senin bilimden ne kadar rahatsız olduğunu gösteriyor. Fosilin niye ıstırabını çekiyorsun? 450 milyon fosille baş edemezsiniz siz. O da çıkanlar şu an. Milyarlarca fosil var. Sırf bulunanlar şu an. Bilimden korkuyorsun, paleontolojiden korkuyorsun, mikrobiyolojiden korkuyorsun, proteinlerin yapısından korkuyorsun. Sevgiyle, akılla, ilimle, irfanla, sanatla, demokrasiyle fikir yayılır. Baskıyla, şiddetle, tehditle hiçbir yere varamazsınız. Hep mağlup olursunuz, hep acı çekersiniz. Ama sevgiyle, bilimle, akılla, mantıkla, vicdanla ortaya çıkarsanız, zaten yolunuz İslam’ın yoluna çıkacaktır. Gerçekten sosyal adaleti arıyorsanız da, zaten Mehdiyet’tir asıl sahibi. Karl Marks, Hz. Mehdi (a.s)’dan, Mehdiyet’ten öğrenmiştir sosyal adaleti. Anne baba tarafından hahamdır Karl Marks. Sosyal adaletin s’sini bilmezdi. Tevrat’tan görmüştür ve Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinden Hz. Mehdi (a.s)’a hayran olmuştur. Dinsiz bir Mehdiyet ortaya koymaya kalkmıştır, onu da beceremedi, başaramadı. Sadece süründüler. Çin de kapitalizme döndü. Önce komünizme gitti tosladı, oradan kapitalizme döndü. Şu an Çin halkı tam bir şokta. Rusya da öyle, önce komünist oldu, sonra kapitalist oldu. Her ikisinde de ıstırap çekiyorlar, acı çekiyorlar. Dolayısıyla yolunuz yol değil. Kuran’ın anlattığı sosyal adalet sevgi, şefkat, merhamet yolu yoldur. Onda ne dehşet yaşarsınız, ne ızdırap yaşarsınız, ne acı içinde yaşarsınız, ne gerilim içinde yaşarsınız. Huzur, bereket, rahatlık içinde yaşarsınız. 

Masaüstü Görünümü