Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (16 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


AYLİN KOCAMAN: Gözlerindeki derinliğe doyamadığım ruhumla yayınımıza devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu akşam Sayın Başbakan Erdoğan, 250 bin kişinin katıldığı Türkçe Olimpiyatları’nda tarihi bir konuşma yaptı. Ve şöyle söyledi: “Bu barış mücadelesi binlerce yıldır devam eden kökü derinde, kökü sağlam, kökü Osmanlı’da, Sakarya’da olan büyük bir davadır. Bizim meselemiz Tuna ile Volga’yı, Fırat ile Dicle’yi kucaklaştırabilmek. Biz hepimiz aynı gönül davasının sarsılmaz neferleriyiz. Biz Hz. Adem (a.s) ile Hz. Havva’nın çocuklarıyız. Hıristiyan, Müslüman, Budist demeden ayrılıkların yapılmadığı, ortaklıkların olduğu bir dünya istiyoruz. İnsan onurunun öne çıktığı bir dünya hayal ediyoruz. Çatışmanın değil, muhabbetin hakim olduğu bir dünya istiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yani Mehdiyet’i istiyoruz diyor. Yıllardan beri anlattığım konuların bir özeti. Mehdiyet yenilmez, Hz. Mehdi (a.s) taraftarı yenilmez. Hz. Mehdi (a.s) taraftarları, Cebrail (a.s), Mikail (a.s) ve melekler tarafında korunur, kim olursa olsun. Mehdi zıttı harekette mutlaka bir şekilde boğulur Allah tarafından.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımız konuşmasının devamında şunları söyledi: “İlahi mesajın emrettiği gibi ‘tanışanız’ emri mucibince çatışmanın değil muhabbettin olduğu bir dünyanın hasretini çekiyoruz. Böyle bir dünya için mücadele elbette zordur. O yolda fitne tuzakları vardır, o yolda dünyevi zevkleri işaret eden şeytan tuzakları vardır. Biz bu münafık tuzaklara karşı hep uyanık olacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, güzel konuşmuş. Mehdiyet ağzıyla konuşuyor. Mehdiyet ağzıyla konuştukça, sırtı yere gelmez. Hz. Mehdi (a.s)’dan yana tavır aldıkça, sırtı yere gelmez. Allah’ın evliyalarını koruyup kollarsa, sırtı yere gelmez. Allah’tan yana, Kuran’dan yana, Mehdiyet’ten yana, Allah’ın velilerinden yana tavır aldığında, bütün dünya karşısına çıksa, yine onu yenemezler. Tek başına kalsa yine yenemezler.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir de Hacı Bektaş-i Veli’den şu güzel sözleri okudu: “Sevgi muhabbet kaynağı yanan ocağımızda, aslanlarla ceylanlar dosttur kucağımızda.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel, hayırla bereketle konuşmuş.

Niğde’den Murat Çulazoğlu. Sabah sekizde doğacak oğlu için dua istiyor. İsmi Ayaz Eren. Ben yanlış mı duyuyorum, saat sekizde doğacak? Sezeryanla o şekilde oluyor. Dua istiyor. Anneye niye dua istemiyorsun? Asıl anne acıyı çekecek olan. Anneye Allah cesaret, sağlık sıhhat versin. Zaten kolay bir ameliyat, modern teknoloji çok ileri, on binlerce, milyonlarca uygulanıyor dünyada. Gönlü çok çok ferah olsun, Allah’a tevekkül etsin. Oğlu da aslan gibi doğar. Oğluna da isim verelim hazır konu açılmışken. Bismillah, Hud Suresi’nde 108. ayette diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler.” Adı Muhammed Mutlu olsun.

Didem Hocam dinliyorum.

DŞİDEM ÜRER: Hocam, bugün AK Parti İstanbul’da cumhuriyet tarihinin en büyük mitingini gerçekleştirdi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah cumhuriyet tarihinde öyle mi?

DİDEM ÜRER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu nedir bütün İstanbul oraya toplanmış.

DİDEM ÜRER: Hocam, miting alanını dolduran vatandaşların sayısının bir milyonu geçtiği hatta iki milyona yaklaştığını söylediler.

ADNAN OKTAR: İki milyona yakınmış evet.

DİDEM ÜRER: Ayrıca bir yandan miting devam ederken diğer yandan boşaltılan Taksim Meydanı’na tam sizin söylediğiniz gibi kamyonlarla ağaçlar taşındı. Bu ağaçlar alana mühendisler eşliğinde alana bin kişilik bir ekip tarafından da dikildi.

ADNAN OKTAR: Günlerden beri söylediğim bu işte. Yetişmiş ağaç. Dedim ki: “Tayyip Hocam, orayı sen ağaçlandır gerisine karışma” dedim. Atasına rahmet. İşte bu kadar, bak koskoca ağaç. Büyük ağaç dedim ağaçlandıralım orayı. Mevcudun en az iki misli, üç misli yapalım dedik. Yahut daha fazla misli. Çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam, ayrıca Cumhuriyet Anıtı çevresiyle Gezi Parkı havuzu çevresine de 152 bin çiçek ekimine başlandı. Tahrip edilen her yerde de onarım başlatıldı.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar.

Çapulcu Merdiye 23. Merdiye de muntazam takip edenlerden. “Bir gün eğer sosyalist devrim olursa, kendisi bu ülkede kalacak mı, bunu da sorar mısınız?” Sosyalist devrim olduğunda, biz vefat etmiş olacağız o zaman. Sosyalist devrim değil, komünist devrim olacak. Ne zaman? 1506’lardan sonra. 1543’lere kadar devam edecek bu. “Üç inkilab-ı azim” diyor Bediüzzaman. Büyük devrimler olacak, büyük komünist devrimler. “Üç inkilab-ı azim. Ayrı ayrı tarihlerine tevafuk ve tetavvukun kuvvetli bir emaredir” diyor. Üç büyük ihtilalin tarihini veriyor Bediüzzaman. Allah ömrünü uzun etsin tabii de, mucize olur 1506’ya kadar da yaşarsak. Allah hizbi mutlaka galip. Allah “Hizbul galibun” diyor. Biz, Allah hizbiyiz. Türkiye, Allah hizbidir. Bütün Anadolu Allah hizbidir. Nereye sosyalist devrim yapıyorsun? Evde takla atar ancak, başka bir şey yapamaz, inşaAllah.

Mehdiyet’in devrimi olacak. Zaten başladı bu devrim. Yani AK Parti iktidarıyla başladı. Aslında bir devrim oluyor, haberiniz yok. Devrim bu. Bütün katı sistemler yıkılıyor, bütün acımasız sistemler yıkılıyor, derin devlet belası ilk defa. Yüz elli yıldır devletin kenesi, baş belasıydı. Yüz elli yıldan beri milleti inim inim inletiyordu derin devlet. Derin devlet yok oldu. Şimdi sıra Mehdiyet’te, İttihad-ı İslam devrimi olacak. Türk-İslam Birliği devrimi olacak. Atatürk’ün dediği oluşacak. Atatürk’ün umdelerinden biri de devrimciliktir. Atatürk’ün dediği devrim; Türk-İslam Birliği devrimidir, İttihad-ı İslam devrimidir. Ne ile olacak bu? Demokrasiyle, sevgiyle, bilgiyle, akılla, nezaketle, sanatla ve estetikle ve olmaya devam ediyor şu an.

Tabii, buradaki bir avuç genç kız benim canlarım komünist ayaklanmaya karşı ilimle irfanla, akılla ilk günden itibaren direndiler. Bak onlar delikanlılıklarını gösterdiler. Ne kadar yiğit, ne kadar delikanlı olduklarını gösterdiler. Ya Allah Bismillah dediler, ta Avrupa’yı da bilgilendirdiler, her şeyin doğrusunu söylediler, provokasyonların cevabını yazdılar, itidale davet ettiler, yazılılar, köşe yazıları, Skype’den, internetten her yerden, inşaAllah. Ve özellikle yurt dışını bilgilendirdiler. Binlerce Twett binlerce yazıyla, bütün televizyon kanallarını, bütün her yeri bilgilendirdiler.

Mehdiyet’in özelliği, hadislerde çok detaylı anlatılmıştır. Mehdiyet’te neyin üstünde duruluyor biliyor musunuz? İnsanların mutluluğundan bahsediliyor. İnsan zanneder ki Mehdiyet deyince; işte “Hz. Mehdi (a.s) size namaz kıldıracak, oruç tutturacak, hırsız olanın elini kesecek.” Peygamberimiz (s.a.v) onu demiyor, sadece insanların mutluluğundan bahsediyor. “Barış gelecek” diyor, “bütün savaşlar duracak Hz. Mehdi (a.s) devrinde, müthiş bir sosyal adalet olacak, mal ortak olarak dağıtılacak. Mal taşacak, insanlar o kadar zengin olacak ki, artık aldığı malı geri vermek isteyecek, fakat verilen mal geri alınmayacak” diyor. “Havadaki kuşlar bile memnun olacak, yerdeki hayvanlar” diyor. İnsanların mutluluğundan ve özgürlüğünden bahsediyor Mehdiyet’te. Mehdiyet baskıcı değil. Yani kimi vatandaş namazını kılacak Mehdiyet’te, kimi kılmayacak. Kimi başı açık olacak, kimi dekolte giyinecek, kimi çarşafla gezecek. Ama bütün insanlar mutlu olacak, herkes özgür olacak. Mesela bak diyor ki: “Kadınlar Şam’a kadar yanında hiçbir erkek olmaksızın tek başına gidecekler.” Bu ne? Güvenliğin üstünde duruyor hadisler. Mehdiyet’in ana ruhu bu. Suç yok, kavga yok, savaş yok. Güvenlik var, sevinç var. “Her yeri imar edecek Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Mimari var, sanat var, ana hakim olan yapı bu. Yoksa kimsenin ne inancına karışılır, ne düşüncesine karışılır. Ama dindar bir merkez, çok dindar, çok şefkatli bir merkez herkese sevgi sunacak. Merhamet, muhabbet, dostluk, kardeşlik, barış bunu işleyecek topluma. Mehdiyet’in ruhu budur. Yoksa, sen namaz kıldın mı kılmadın mı, oruç tuttun mu tutmadın mı böyle bir şey yok. Tam anlamıyla özgür olacak vatandaşlar. Ama tabii bu güzelliği, bu coşkuyu veren Allah’a hamd için tabii ki namaz kılar insanlar.

“Adnan Hocam, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s)’ı Dinlesinler kitabınızı okudum.” Nefis bir eser. “Hz. İsa (a.s)’ın yeryüzünde olduğunu söylüyorsunuz.” Evet, hadislere göre öyle olması gerekiyor. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) yeryüzünde olduğu için, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın da yeryüzünde olması gerekiyor. Bir de dindar devlet yöneticilerinin Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de, orada burada, modern sahabe İslam’ı anlamında İslamiyet’e ciddi sevgi duyduklarını görüyoruz. Bir şey var, birisi bu insanları yönlendiriyor. Bu açık açık görülüyor. Mesela bak Algor aldı bizim kitabımızı, fotoğraf çekiyor. Hiçbir şekilde bir Hıristiyan bunu yapmaz. Bir şey var. Birisi tembihlemiş onları, “böyle yapacaksınız” diye.

AYLİN KOCAMAN: İngiltere eski başkanı öyleydi, yeni Başbakanı da öyle.

ADNAN OKTAR: Tony Blair da öyleydi, yeni de öyle. Yani aynı bizim anlattığımız anlayışını, aynı Mehdiyet anlayışını titizlikle ve kararlılıkla savunuyorlar. Ben söylemedim onlara, birisi söylüyor. Talebeleri kanalıyla söylüyor olabilir yahut bizzat söylüyor olabilir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın devrede olduğu görülüyor.

Tayyip Hocam’a helal olsun. Şu ağaçları getirip, yetişkin ağaç üstelik tam tarif ettiğimiz gibi, büyük normal yetişmiş ağaç getirsin diksin oraya dedik, onu yaptı. İşte bu kadar konu bu. Ondan gerisi bundan sonra düzelir.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Başbakanımız “bayrak kampanyası başlatalım” dedi. “Bütün evlerinize bayrak asın” dedi. Ve “onlar sürekli orada kalsınlar diye söylemenizi rica ediyorum” diye söyledi mitingde.

ADNAN OKTAR: O tehlikenin farkına iyice vardı. Ama işte AK Parti Gençlik Kolları gençliği, Saadet Partisi Gençlik Kolları da. Mesela ülkücü gençlik eğitimlidir. Onlar baya iyi bilirler komünizmi, oyunlarını, provokasyonların nasıl ilimle irfanla cevaplanacağını çok iyi bilirler. Ama AK Parti gençliği tecrübesiz. Çok iyi eğitilmeleri lazım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün ilk defa Gezi Parkı eylemlerinde polise silahlı saldırı olduğunu söylemişlerdi. İki polisimiz yaralandı. Başbakan Erdoğan bu konuyla ilgili şunları söyledi: “Şunu herkesin çok iyi bilmesini istiyorum, polisimizin yanlışı varsa onu sorgularız. Ama polisimize şiddet gösterenleri de tek tek inceleyeceğiz ve araştıracağız. Bütün mobese kameralarında kayıtlar var. Sosyal medyada provokasyon yapanları da araştıracağız. Arkadan lojistik destek verenleri de deşifre edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama Tayyip Hocam’dan benim ricam, böyle şeylerde çok geç kalınıyor. 10-12 günlük bir şaşkınlık dönemi oldu bazı yerlerde, bir hayret dönemi. Anında tespit edilmesi lazım. Anında da cevabının, karşılığının verilmesi lazım. Cevap verecek bir topluluk önceden oluşturulması lazım. Bak, bizim genç kızlar delikanlılar, geceli gündüzlü uyumadan, yemeden içmeden sürekli yurt içi, yurt dışında fitne çıkaranlara ilimle irfanla kararlı tavır gösterdiler, bilgilendirme yaptılar. Devletin ilgili birimi olması lazım. Mesela provokasyona karşı halkı bilgilendiren, anında detaylara giren birim. Bu birimin de birçok şubesi olması lazım. Her yerde bu alışmalar akılcı, doyurucu, mantıklı delillerle devam etmeli.

Didem Hocam, ben dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Sayın Erdoğan mitingde dünkü müdahalenin sebebini açıklarken, sizin kendisinde rica ettiğiniz gibi Gezi Parkının olaylarında verdiği zarardan da bahsetti: “Dediler ki ‘biz istediğimiz yerde miting yapmalıyız’ ben onlara kibarca davrandım. ‘İstediğin yerde istediğin gibi miting yapamazsın’ dedim. Neden? Şu anda Beyoğlu’nda otuz bin yatak kapasitesi var. Hemen hepsi boşaldı. O çevredeki esnaf kan ağlıyor. On sekiz gündür cam-çerçeve hep kırıldı. Oradaki esnafımıza yazık değil mi? Bunların zararlarını kim karşılayacak? Aynı şey Ankara’da bütün otobüs durakları yakıldı-yıkıldı. Canım seramikler yerlere. 200 sivil vatandaşımızın aracı yakıldı-yıkıldı” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte komünist prova olduğu için, komünist provada bu tip şeyle zaten o eylemciler için çok heyecan verici. Mesela ilk defa ömründe bir polis arabası yakmış oluyor. O onun hayatında bir dönüm noktası oluyor, önemli bir şey olarak görüyor. Mesela ilk defa bir polis dövmüş oluyor, onu iftiharla, onurla anlatıyor ömür boyu, “polis dövmüştü” diyor. Adam onunla nam alıp şan verdiğini düşünüyor. Böyle bir eğitim alıyorlar. Onun için karşı eğitim hayati.

Onur Al: “Adnan Hocam, komünizm kalmadı. Zaman emperyalizm zamanı.” Emperyalizm-komünizm bunlar zaten iç içe. Bunlar birbirinin kardeşi, aile bunlar. Faşizm, faşist düşlünce, komünist düşünce, vahşi kapitalizm. Babaları vahşi kapitalizmdir. Sağın da oğlu komünizm, solun da oğlu faşizm. Faşist düşünce. “AKP’liyle olmayanı ayırıyorsun. Senin Allah’ın bunu emrediyorsa, biz başka dinlerdeniz kardeş.” Ayırma yok, birleştirme var. Benim gece-gündüz anlattığım bu. Müslümanlar kardeştir diyorum, birlikteyiz diyorum, beraberiz. Hz. Adem (a.s)’ın evlatlarıyız diyorum. MHP’liyi de bütün muhabbetimle, bütün kalbimle destekliyorum. Ülkücü gençleri baş tacı ediyorum. AK Partili, gençleri uyarıyorum bilginiz artsın diyorum. Saadet Partisi gençliğine bütün gücümle sahip çıkıyorum. Büyük Birlik Partili Alperenleri büyük coşkuyla seviyorum. Dolayısıyla, sen izlemediğin için, beni de o kadar tanıyamamışsın. Ben, herkese sahip çıkan, herkese sevgi gözüyle bakan bir insanım. Ve CHP’yi de en akılcı savunan benim. CHP’yi güzel yönleriyle değerlendiren benim. CHP’yi şevklendiren benim. CHP’nin daha dindar olması için gayret eden benim. CHP’li vatandaşlarımıza coşkuyla muhabbetle yaklaşan yine benim. Dolayısıyla, senin üslubun yanlış. Bir de benim Allah’ım senin Allah’ın yok, hepimizin Allah’ı, Allah Bir’dir hepimizin Allah’ıdır öyle bir üslup olmaz. “Biz başka dinlerdeniz kardeşim.” Küskünlük böyle dile getirilmez. Küskünlüğün bir kere kökeni yanlış. Tanımadan bilmeden konuşuyorsun. Benim kucaklayıcı vasfım aşikâr ve ortada. Gezi Parkı’yla ilgili de görüşlerim, bak ben rica ettim Başbakanımızdan “ağaçlandıralım” dedim, “büyük ağaçlar getirelim, ekelim” dedim oraya, getirdi ekti Başbakan. Ne istiyorsak meşru makul, yerine getiriyor başbakan olarak. Daha ne yapsın?

Bk 786: “Bu olaylardan sonra hep güzel mesajlar verdiniz sizi sevmeye başladım” diyor. Ben de seni sevmeye başladım hadi bakalım.

Mithat Kandemir: “Ne komünisti, özgürlük istiyoruz anlayın.” Sonuna kadar yanınızdayım özgürlük konusunda. Özgürlüğünüze bir zarar geldiğinde, rahatsız olduğunuzu söyleyin, var gücümle gayret ederim. Çünkü özgürlük, barış, Kuran’ın emridir. Allah’ın bize verdiği bir nimettir, cennetin özelliğidir. Cennette nedir, niye cennetten bu kadar zevk alıyoruz? Özgürüz. İstediğimizde havaya uçarız. İstediğimizde denizin içinde balık gibi yüzeriz. İstediğimiz gibi şarkı söyleriz. İstediğimiz müzik aletini anında çalabiliriz orada. İstediğimiz yabancı dilde konuşabiliriz, özgürüz. Akıl almaz hızla koşabiliriz, cennetin özelliği. İstediğimiz yüz, istediğimiz anda yüzümüze oturur. İstediğimiz bedene girebiliriz. Özgürlük ve barış, cennet yurdunun özelliği, mümin zaten hep özgürlük ve barışı isteyecek. Siz özgürlüğü istiyorsanız, cansınız demektir. Sonuna kadar yanınızdayım ve kardeşiz. Özgürlük konusunda bir insan gayret ediyorsa, zaten Mehdi (a.s) talebesidir. Mehdiyet’in özelliği ne? Özgürlük ve barış. Sen ne diyorsun? “Özgürlük istiyorum” diyorsun, ne güzel demek ki sen Hz. Mehdi (a.s) talebesisin.

Yani komünist olmaz, olur mu? Komünist konusu doğru. Göster resimleri, şu eylemleri göster. Bak ne diyor: “devrim olacak devrimci gençlik. Kolektif kimlik bak siyasi statü Kürt halkına” diyor. Hepsi komünist sloganlar “kızıl meydana hoş geldiniz.” Her yerde komünist sloganlar, komünist pankartlar. Devlete yaptıkları dayatmaya bak. Bir komünist ihtilal bildirisi olarak açıklama yapıyorlar.

Yavuz Kılıç: “Hocam şu siyasileri bir araya getirip barıştırsanız iyi olmaz mı?” Ama şimdi bizim Türkiye’deki klasik siyaset, mutlaka bir çatışma tarzında şiddetli bir muhalefet tarzında olması gerektiğine inanılıyor. Avrupa tipi bir siyaset anlayışı olduğu için. Yoksa tabii ki barıştırırsın, yemeğe getirirsin, oturur sohbet eder can ciğer kuzu sarması hepsi birbirini sever normalde. Ama klasik siyaset olduğu için, klasik siyaset böyle. Tayland’dan tut, her yerde İngiltere’de de öyle. Hatta kafa göz yarıyorlar, stili böyle, yöntemi böyle.

Sev seveceksen Serkan 2934. “Hocam bol bol uyarı yaparsanız sevinirim. Sağduyulu olmaları yönünde de dedikodular var.” Herhalde bu anlattığımız dedikoduları kastediyor.

Büşra Melike: “Benim canlarım demen ne hoş” maşaAllah.

Yabancı CNN İngilizce sayfasında şöyle bir haber var: “Türk İslamcılar Allah-u Ekber diyerek, barışçıl protestoculara saldırdı. Polis bu saldıranlara hiçbir müdahalede bulunmadı.” Sen öyle zannet. Burası dağ başı değil. Devletin polisi var jandarması var, kolluk kuvvetleri var. Birisi çıkıp “ben devletim” diye gidip vatandaşa kabadayılık yapmaya kalkarsa, onları hizaya getirmeye kalkarsa, bu bir suçtur. Kanun yakasına yapışır. Varsa böyle tipler, çekin resimlerini alın basından. Şu anda da cumhuriyet savcısı nöbette, şu anda hemen alırlar. İlgili polis birimine yazı yazar alırlar, ifadesi alınır ilgili kanun maddelerine göre tecziye edilir. Burası dağ başı değil.

Didem Hocam dinliyorum.                        

DİDEM ÜRER: Sayın Mustafa Destici, polise yapılan silahlı saldırıyla ilgili açıklama yaptı: “Marjinal dışarıdan destekli bu grupların polisle çatışacak kadar gözleri kararmış durumda. Bu kritik bir olaydır. Sağduyu sahibi eylemci vatandaşlarımızın bu gruplardan net bir şekilde ayrılması, onlardan farklı alanlarda toplanması gerekiyor. Niyetlerinin ne olduğu artık ortaya çıktı. Kendimizi polisin yerine de koymalıyız” dedi.  

ADNAN OKTAR: Polise eskiden beri öyle kahpe saldırılar olur. PKK yapar, komünistler yapar, benim canlarım hep öyle şehit olurlar. Şimdi de öyle, o pislik herifler övünür şimdi “polis öldürdüm” diye. Onur duyuyorlar böyle pis yerler de toplanıyorlar, “polis öldürdü” diyor gel yoldaş seni alnından öpeyim” diyor. Allah aklını almış, Allah vicdanını almış. Deccalin zehri ile zehirlenmiş. Nur gibi Müslüman polis şehit ettiği ve ahirette karşılığı sonsuz azaptır, cehennem azabıdır. Ne oldu yani? Şehit ettin, o güllük gülistanlık Peygamberimiz (s.a.v)’in yanında. Sen sonsuza kadar cehennemde kalacaksın ve kanunda eninde sonunda yakana yapışır. Müebbet hapis.

“Aslanlar aslanı Seyyid Adnan Oktar Hocam, size olan hasretim sevgim saygım anlatılacak gibi değil. Bunları yazarken bile heyecandan yazacaklarımı toparlayamıyorum, kıymetli Hocam” diyor.

“Hocam” diyor başka bir kardeşimiz, “içimi açıyorsunuz kalbim rahatlıyor, sizdeki nurdan dünyam aydınlandı. Karanlıklardan aydınlıklara çıkmama vesile oldunuz, inşaAllah” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz: “sizin kadar özverili, samimi, cesur, yakışıklı, anlayışlı, ferasetli, cömert, ahlaklı, dürüst, modern, peygambere tam uyan bir insan görmedim” diyor. MaşaAllah, inşaAllah öyle oluruz.

Başka bir kardeşimiz: “Hocam, o mübarek ağzınızdan ne çıksa kesinlikle doğrudur, kesinlikle mantıklıdır, kesinlikle gerçekleşiyor inşaAllah.” Yok, ben insanım hata da yapabilirim, yanlış da yapabilirim, yaparsam düzeltirim ama sıradan bir insanım ben sizin gibi Allah’ın herhangi bir kuluyum.

Hatice Akoğlu: “Hocamızın bir kez olsun ağzından ismimi duyayım, duasını alayım” diyor. “Biz arkadaşlarla Hocamıza sevgi mühendisi diyoruz” maşaAllah. “Dünya âlem sevgi görsün, aşk görsün, ailemden de tanıdığım herkesten de çok seviyorum, sevgi mühendisi kalplerimizi onardı, maşaAllah” diyor. MaşaAllah ne güzel sevgisi, Allah sevgisini kat kat arttırsın.

Didem Hocam dinliyorum.            

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, sonunun Adnan Menderes gibi olacağını söyleyenlere cevaben şunu söyledi. “İstanbul’un minarelerinden Tanrı uludur diye sesleniliyordu.  Sayın Menderes ezanı aslına çevirdi ve ezan Allah-u Ekber diye okunmaya başladı. Menderes’i götürüp iki arkadaşıyla birlikte astılar. Bana çok sert diyenlere sesleniyorum. Sayın Menderes çok kibardı nazikti. Bu kadar nazik insanı ipe götürdünüz, astınız vicdansızlar. Şimdi bunu Erdoğan için kullanıyorsunuz. Ama ölüm haktır. Allah’ın verdiği canı Allah’tan başka kimse alamaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani şehit olmak Müslüman için zaten bir nimettir, güzelliktir. Ballı baklavalı bir sofraya mı buyur etsen, şehitliği mi buyur etsen, Müslüman şehitliği tercih eder. Yani ne İslam’ı anlıyorlar, ne Tayyip Hocam’ı anlıyorlar, ne Müslümanlığın diğer yönlerini kavrayabiliyorlar, yani ilginç halleri. Güzel sözle, güzel davranışla hareket etmek doğrudur. Mesela söyledim; “Tayyip Hocam yetişkin büyük ağaçlar getirelim, ekelim” dedim. Aldı getirdi, ekti işte, güzel. “Çiçeklendirelim, bahçeler içinde” onu da yapıyor. Sevecen yaklaşıyor ve milliyetçi söylemi mükemmelleşti. Yani muazzam bu Kazlıçeşme’deki konuşmaları, üslubu çok güzel. Yıkıcı değil; yapıcı, onarıcı, güzele götüren olmak lazım. Çok sert üslubunuz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ramada Otel’inin önünde beyaz önlüklü doktor görünümündeki üç kişi gözaltına alınmıştı. Ve bu sosyal medyada “eylemcilere yardımcı olan doktorlar bile tutuklanıyor” şeklinde yayılmıştı. Sayın Valimiz bu konuda bir açıklama yaparak “doktor önlüğü giymiş olup, sağlık yardımı yaptığı söylenen şahısların doktorlukla, sağlıkla hiçbir ilgileri yoktur. Hatta bir tanesinin yedi ayrı hırsızlık suçu bulunmaktadır” diye açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Doktor önlüğüyle olmaz o, çok ayıp. Doktorluğa da leke getirmeye kalkıyorsunuz. Doktorun beyaz önlüğüne siyah bir leke gibi, ayıp. Vicdanınızı bu kadar kirletmeyin. 

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakan bugün Beşiktaş ve Dolmabahçe’ye gitmiş. Burada taş üstünde taş kalmadığını ve eylemcilerin buraları tanınmaz hale getirdiklerini söyledi. Çevreci gençlere; “bu kişileri aralarında nasıl barındırdınız?” diye sordu. “Eylem yapan gençlerin kendilerine geldiğini görüştüğünü ve dünyanın hiçbir yerinde bir Başbakan’ın eylemcilerle bu şekilde görüşmeyeceğini, buna rağmen kendisine ‘diktatör’ yakıştırılmasının yapıldığını” söyledi. “Dünyanın hiçbir yerinde böyle Başbakan bulamazsınız. Ben sizin hizmetkârınızım” dedi.

ADNAN OKTAR: Takmasın kafasına Tayyip Hocam, bir şey olmaz. Sevgiye çok ağırlık versin. Bir tek orayı değil, birçok yerleri yeşillendirsin. Böyle mesela Ankara'da da herhangi bir bahçe tespit etsin, orayı yeşillendirsin. Ağaç sevgisine olan düşkünlüğünü daha çok göstersin. İzmir’de de aynı şeyi yapsın. İzmir’de de bir bahçe mesela, büyük ağaçlarla böyle çok güzel süslesin, güzelleştirsin. Havuzlar yaptırsın. Güzelliğe, estetiğe olan sevgisini, eğilimini göstersin. Bol bol güzel sözler etsin. Milliyetçi söylem, vatan, millet, bayrak sevgisini bol bol ifade etsin. Ki ediyor, gittikçe de artırıyor. Millet seni kollar, sever. Seviyor da. Bak iki milyon kişi gitti toplandı. Ama en önemlisi Allah’ın sevmesi, Allah senden razı olduktan sonra, senin kılına kimse zarar getiremez.

“Hocam, en süperi de size sert üslupla yazanlar, sizin o mesajları okumayacağınızı düşünürken sizin o mesajları okumanız çok hoş oluyor” diyor.

Serkan Sarı Can Mevlana: “Hocam siz 2010 yılında her geçen sene olayların büyüyeceğini anlatmıştınız. Belli ki maşaAllah hadiseleri çok iyi yorumladınız.” Olaylardan bir ay önce söyledim. “Çok büyük olaylar olacak önümüzdeki günlerde” dedim. Bantlar var, videolar var.

Müslümanı koruyorsa, Hristiyan’ı koruyorsa, Musevi’yi koruyorsa, komünisti de koruyacak, ateisti de koruyacak. Bunu ne zamandır söylüyorum? Otuz yıldan beri söylüyorum. Adalet odur, sevecenlik odur. Niye rahatsız oluyorsun bundan? Koruyucu olmak güzel bir şey. Sadece Müslüman’ı mı korusun diyorum? Ateiste benim kadar sahip çıkan yok Türkiye’de. Komüniste benim kadar sahip çıkan yok.

Öztürk Oğuz: “Milleti fişeklediniz, eline bıçağı kapan Taksim’e direnişçi avına çıktı. Yeter” diyor böyle. Bir kere, millet halim. Kendi halinde sessiz bir millet. Kim milleti tahrik etti? Öyle bir şey hiç olmadı. Ve millet sessiz sakin olayları izledi. Ama demokratik bir zemin olduğunda, çıkıp demokratik hakkını kullanıyor. Fişekleyen, bilmem ne yapan komünistlerdir. Komünist illegal örgütlerdir. Eğer bunları kastediyorsan doğru söylüyorsun. Komünist örgütleri kastediyorsan doğru söylüyorsun. Eline bıçağı değil de, silahı kapan Taksim’e çıktı, gittiler polisleri vurdular. Halk, milletimiz sessiz, hayretle, şaşkınlıkla, ibretle olayları izledi. Ve tehlikenin büyüklüğünü gördü. İbret aldı. Tedbirli olması gerektiğine inandı. “Direnişçi avına çıktı” dediğin doktor kılığında çıkıyor ortaya, hırsız çıkıyor sonra adam. “Yaşlı nene” diyorsun, illegal bir örgüt üyesi çıkıyor. “Polis” diyorsunuz, “polis provokatör” diyorsunuz, illegal bir örgütün silahlı bir üyesi çıkıyor. Bizim milletimizde sevgi var, merhamet var, şefkat var. Din, İslam, Mehdiyet hepsi şefkati, sevgiyi, affediciliği, birleştiriciliği ister. Cennet yurdu da öyledir. Barış, sevgi ve güzellikle doludur.

Taylan Beşiroğlu “helal Hocam” diyor.

Dinden herkesin bildiği kadar samimi olarak bahsetmesi, Kuran’ın emridir.

Mburakcan. Karıncaya sormuşlar “nereye gidiyorsun?” demişler. “Hacca gidiyorum” demiş. “Sen” demişler “oraya gidinceye kadar yolda ölürsün.” “Hiç olmazsa Hak yolda ölürüm” demiş. Biz de karınca kararınca hizmet ediyoruz. Takdir Allah’ın. 1980’de başladığımda da aynı şeyi söylemişlerdi ama şu an Türkiye’de Darwinizme inanmayanların oranı yüzde doksan beş. Ben o zaman da söylemiştim. “Karınca hızıyla gidersin” dediler. Yani “sen hiçbir netice alamazsın” dediler. “Hiç olmazsa” dedik “o yolda ölürüz” dedik. Ama bakın Cenab-ı Allah, güllük gülistanlık yaptı etrafımızı, yüzde doksan beş şu an Darwinizm’e inanmayanların oranı. Allah emeğimizi çok güzel neticelendirdi, elhamdülillah.

Hasan Özdilek: “Hocam Sizi çok seviyoruz, bir partiden Milletvekilliği teklifi gelse kabul eder misiniz?” diyor. Milletvekili olup ne yapacağız? Allah’ın vekili olmak önemli, Allah’ın tebliğcisi olmak önemli, Allah’ın kulu olmak önemli. Biz, Allah’ın kulu olarak İslam’ı, Kuran’ı anlatırsak, bu yeterli. Allah’ın rızasını kazanırsak yeterli inşaAllah.

Gökhan Özen1907: “Başbakan, rahmetli Mehmet Ali Birand’la yaptığı röportajda, başkanlık sistemi gönlümde var’ demişti. Vazgeçmiş midir?” Tabii, millete göre şekil alıyor Tayyip Hocam. Ben istemiyorum başkanlık sistemini, riskli görüyorum. Yani şu dönemde olmaz.

“Hocam, Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı yaptığı için tekrar Başbakan olamıyor mu?” Olur. Niye olmasın?

“Hocam bayılıyoruz sakin sakin cevap verişinize, maşaAllah” diyor.

Başka bir kardeşimiz diyor ki: “’Sen ayrım yapıyorsun kardeş. O halde senin dininden değiliz’ diyenlere nasıl sakin sakin, sinirleri alınmış gibi cevap verebiliyorsunuz canım Hocam. Hayret ediyorum” diyor. “Sizde ne harika bir Peygamber ahlakı tecelli ediyor, maşaAllah” diyor.

“Sizde ne harika bir peygamber ahlakı tecelli ediyor, maşaAllah” diyor.

İbrahim Ak, İbrahim KCHN: “Hocam, ne kadar doğru ve yerinde şeyler konuşuyorsunuz, Allah razı olsun.”

Serkan Sarı; “İnşaAllah Hocam, Allah bizlere o günleri göstersin. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe eylesin, ilimle, irfanla, Kuran’la, bilimle inşaAllah.”

“Hocam, Atatürk’ün anti-komünist görüşlerini yayınlamak çok önemli, çok iyi yapıyorsunuz” diyor.

“Ben Yasemin Almanya’dan Hocam” diyor, “şu an sizi ailece dinliyoruz” diyor. “Kendinize çok iyi bakın” diyor. Aman Allah’ım ne kadar güzelmiş bu Yasemin. Bayağı güzel kız, şahane.

Akın Aydın, 26. “Sayın Hocam programlarınızı dört gözle bekliyor, heyecanla seyrediyorum. Gerçekten çok heyecanlı” diyor.

Hüseyin Aydın Şahin; “Adnan Hocam, ülkücüyüm, emret Ak gençliğe de hizmet edeyim Hocam. Ellerinden öperim.” Ülkücüler zaten çok tecrübelidir. Çok bilgilidir, komünizme karşı mücadelede bilgileri, görgüleri, tecrübeleri hakikaten onlarca yılın birikimidir. Fakat Ak gençlik ayrıca kendisi bir faaliyette bulunsun. Ülkücü gençlik zaten iyi, maşaAllah.

Hasan Hüseyin Çağlar; “Hocam, annemle birlikte ellerinizden öpüyoruz. Hocam, maşaAllah her zamanki gibi ışık saçıyorsunuz, iyi ki varsınız canım Hocam.”

Aylin Özkal; “Ağzınızdan çıkan her harfte tesbih tanesi mükemmelliği taşıyan, aslan parçası, ciğerimin köşesi, gözümün bebeği, nurum, aydınlığım” diyor.

“Hocam, Allah bizleri sizlere talebe kılsın” diyor, başka bir kardeşimiz, maşaAllah.

Hocam bu mesajlar bitmez, ben sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Biraz faaliyetlerden okuyayım mı Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Bugün sizin de bildiğiniz gibi Uşak’ta PKK ve Terörizmle İlmi Mücadelenin Önemi konulu konferansımız vardı. Sayın Arif Aslan Hocamız da konuşmacıların arasındaydı. Konferansımız sonrasında fosil sergisi düzenlendi ve sizin kitaplarınız da katılanlara ücretsiz olarak hediye edildi. Özellikle fosil sergisi yine çok ilgi çekti, maşaAllah. Konferansı organize eden kardeşlerimiz; İsmail, Nermin, Enes, Kübra ve Ebru.

ADNAN OKTAR: Süper olmuş. Yanaştırsana şu köfteyi. Şu tatlılığa, ballığa bak, şu tatlılığa güzelliğe. Yüzündeki temizliğe bak. MaşaAllah, elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Antalya’dan bir kardeşimizin size mesajı var. Dün 800 adet A9 TV tanıtım broşürü dağıtmış. “Ve ayrıca değişik zamanlarda 70 adet Hocamızın emek vererek hazırladığı değerli kitaplarından dağıttık. Ve misafirlerimizle birlikteyken sofrada bir kare ve kedim Cino’nun resmini yolluyorum.” İsmini siz vermiştiniz kedinin.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel sofra, ne güzel insanlar. Allah, o yediklerini onlara şifa yapsın. Her lokması onlara hizmet olarak, İslam’a hizmet olarak, bereket olarak, nur olarak dönsün, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ankara’da kardeşlerimiz geçtiğimiz gün iki ayrı yerde faaliyet yaptılar; Anıttepe ve Keçiören’de toplam 3500’e yakın A9 TV ve Yaşayan Fosiller broşürü ve kitaplarınızdan dağıtmışlar. “Cuma’nın bereketini Ankara’da ziyadesiyle hissettik, elhamdülillah” diyor kardeşlerimiz. “Ankara da A9 TV’yi ben duymadım, ben görmedim diyen kalmayacak, evelAllah Hocam” demişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah hepsine bereket, iyilik, güzellik versin, maşaAllah. Yalnız burada çok şahane resimler var. Şu çocukları önce bir göster. Bayram şekeri gibi bunlar, ne tatlı bunlar ya maşaAllah, elhamdülillah. Şu kedi, yanaştırsana şu cine. Allah Allah, ne süslü ya, çok acayip güzel hayvan, maşaAllah. A9’la tanışmayan kedi kalmadı. Allahualem, kedilerin hepsi bizden, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Malatya’dan Şengül kardeşimiz, Cuma günü Özalper Aile Hekimliği’ndeki doktorları ve üç eczaneye sizin Komünist “Kürdistan tehlikesi” “İslam Terörü Lanetler”, “Terör Sevgiyle Yok Edilir” kitaplarınızdan hediye etmiş. Özalper ve Şeyh Bayram mahallesinde A9 broşürleri dağıtmış. Fakat kedi fotoğrafı çekmeyi unutmuş. Kardeşimize bu faaliyetinde komşusunun kızı Sıla yardımcı olmuş. Sıla’da sizi çok seviyormuş, “Hocamızın ellerinden öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah Sıla’ya da, kardeşlerimize de uzun, hayırlı, bereketli ömür versin. Çok hoş, bayağı güzel, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Serdar kardeşimizde şöyle yazmış; “Ben bugün Erzurum’da A9 broşürü dağıttım. Çektiğim birkaç resmi gönderiyorum. Yeğenim Fatima Yüsra’nın da resmi var. Sizi çok seviyoruz Hocam” diyor.

ADNAN OKTAR: Ben de onları çok seviyorum. Allah doğru yoldan ayırmasın. Ah benim canımın içi, yaklaştır bakayım. Ah benim bir tanem, ah benim nurlum benim. Yüzünde ki dürüstlüğe, tatlılığa bak sen, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başka faaliyetlere devam ediyorum, inşaAllah. Almanya’dan kardeşlerimiz şöyle yazmış; “Nur Sultanım, Hocamın hayır dualarını bekliyoruz, inşaAllah. Çok çok sevgilerimizle.”

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım, şu güzelliğe bak, şu güzellere bak, maşaAllah. Allah hepsine sağlık, sıhhat, afiyet, güzellik versin. Sofra da çok güzel sofraymış. Allah’ın onlara bir lütfu, ikramı. Allah sağlıklarına, sıhhatlerine vesile etsin. MaşaAllah, elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Türkçe olimpiyatları oldu. Onun haberi var mı sende?

DİDEM ÜRER: Evet, var Hocam.

ADNAN OKTAR: O nedir, bayağı kalabalık insanlar geldi dediler bana.

DİDEM ÜRER: Bugün finali oldu Hocam. Yaklaşık 250 bin kişi vardı salonda. Atatürk Olimpiyat Stadı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’nın Bağlarını Tanzanya’nın Bağları olarak okudu bir küçük kardeşimiz. Bayağı da güzel okuyor. Çok yoğun tempo alkışla izlediler ama asıl Kesikçayır’ı okuyan bir tane Bulgaristanlı ufaklık vardı, gerçekten çok güzel söylüyordu.

ADNAN OKTAR: Kesikçayır’ı da, Ankara’nın Bağları’nı da meşhur eden benim. Bilinmiyordu. Özellikle Ankara’nın Bağları hiç bilinmiyordu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bu arada CNN International, yine bir orijinallik yapmış. Amerikan kanalı. Kazlıçeşme’deki mitingi, Başbakanımıza karşı protesto mitingi olarak yayınlamış.

ADNAN OKTAR: Yani bu dereceye geldilerse, Allah onlara idrak versin. Hidayet versin.

“Canımın içi, kıymetlimiz, Yusuf yüzlümüz, bebeğimiz” diyor.

Başka bir kardeşimiz: “Hocam, Allah’ın çok büyük nimetisiniz, elhamdülillah. Saygı ve hürmetle, nur ellerinizden öpüyoruz” diyor.

Didem Hocam devam ediyoruz, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün kardeşlerimiz Bursa’nın İznik ilçesinde A9 TV broşürü dağıtmışlar. “Hocamızın ellerinden öpüyoruz, hürmetlerimizi iletiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çinileriyle ünlü. Çok güzel. Allah onlara hidayet, sağlık, sıhhat, güzellik versin, bereket versin.

DİDEM ÜRER: İstanbul’da da kardeşlerimiz faaliyet yapmışlar. Başbakanımızın Kazlıçeşme’deki mitingi sonrası 400 kitap ve 2000 broşür dağıtmışlar. “Canımız Hocamızı seviyoruz, dualarını bekliyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: Bak, “Siz oradan yoktunuz” diyor. Demek ki dört koldan oradaymışız. Bizim olmadığımız hiçbir yer yoktur. Benim sevenlerimin olmadığı hiçbir yer yoktur. Dünyanın her yerindeyiz. Her camisindeyiz, inşaAllah. Her yer bizim, bütün dünya bizim, elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Alanya’dan da kardeşlerimiz bugün A9 TV broşürü ve turistlere de İngilizce broşür dağıtmışlar. “Heybetli, gül yüzlü nur Hocamızın ellerinden öperiz. Hocamızdan dua bekleriz, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ben de onların ellerinden öpüyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir de kardeşlerimiz üç tane kedinin resmini göndermişlerdi. İsimleri var, onlara bakıyorum, okumak için. Annesi üçünü birden terk etmiş bunların.

ADNAN OKTAR: Ah benim canlarım, ah dünya tatlıları.

DİDEM ÜRER: İplik, Fındık ve Tekir’miş bunların isimleri.

ADNAN OKTAR: Üç kardeş. Artık kendilerine bakıyorlar üç kardeş. Ne tatlı. Allah bunlara mutlaka öyle koruyacak bir güzellik oluşturuyor. Onlara şefkat duyacak birisiyle karşılaştırıyor Allah. MaşaAllah.

Evet, buyurun dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hürriyet, polisin TOMA’lardan sıktığı suyun içine biber gazı döküldüğünü ve tazyikli suya maruz kalan vatandaşların vücudunda kabarıklıklar oluştuğunu iddia etti. Sayın Valimiz de bugün bu konuyla ilgili açıklama yaptı. “TOMA’larda bazı araçlarda rengi koyu olan su da püskürtülüyor. Bu da ilaçlı bir sudur. Ancak hiçbir şekilde kimyasal nitelikli bir su değildir. Bu tür suların önüne göstericiler bile “bana da su at” diye rahatlıkla geliyor. Biz bunu sıkmak istemiyoruz ama göstericiler de iyi biliyorlar ki, bu suyun kimyasalla bir ilgisi yok.”

ADNAN OKTAR: Öyle bir şey olsa, zaten elbisesini götürür tahliyeye, netice alınır. Yüzlerce insan ıslandığına göre elbisesi, adam götürür ceketini “buyurun muayene edin” der, konu ortaya çıkar. Böyle bir olay, hiçbir zaman için yok.

DİDEM ÜRER: Avrupa Birliği Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış, dün yapılan polis müdahalelerinden sonra bir açıklama yaptı: “Ben özellikle bu eylemlere bugün destek veren tüm vatandaşlarımızdan rica ediyorum, lütfen evlerine dönsünler. Şu saatten sonra orada bulunan her kişiyi devlet maalesef terör örgütünün mensubu olarak değerlendirmek zorunda kalacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Gittikçe her şey düzelecektir, iyi olacaktır. Ama zaman zaman da bozulur. Zaman zaman yine komünist provalar olur, devlet ona hazırlıklı olsun, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Aralarında Koç Üniversitesi’nin de bulunduğu bazı üniversiteler ve liseler final ve sınav döneminde öğrencilerine Gezi eylemlerine destek vermeleri için izin vermişti. Sayın Erdoğan bu konuyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Ben bu tür okul müdürlerini okullarımızın başında görmeyi asla kabul etmiyorum. Bu yavrularımızı size teslim ettik. Anarşist olsun diye teslim etmedik. Birilerinin mitingine derslerden çıkararak gönderen değil, “imtihan var, bugün okula gelmeyin” diyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte devlet tecrübe ediyor bunu. Bu tecrübeleri her seferinde daha iyi değerlendirmek için işleme koymak, ona göre yoğun tedbirler almak önemli. Yani bunu yapan bir kereyle bırakmaz, yine yaparlar.

DİDEM ÜRER: Hocam Azeri’ymiş o ufaklık. Şarkıyı, Kesikçayır’ı söyleyen ufaklık Azeri’ymiş. Onun videosu hazırdı.

VTR- Türkçe Olimpiyatları

ADNAN OKTAR: Aferin, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gamze kardeşimiz evlerinin yeni üyesinin resimlerini göndermiş ama bayağı tatlı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Aman Allah’ım bu yakışıklı, bu kedi bu. Ne kadar güzel gözleri, maşaAllah. Kendi de çok güzel, gözleri de çok güzel. Ama şu tip, şu poz süper olmuş.

Bismillah. Diyor ki Allah, Nisa Suresi, 30’da-“Kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, Biz onu ateşe göndeririz.” Zalimler zaten cehenneme gider. Ama sevgisiz, merhametsiz herkes zulüm ehli olur. Zulümden kaçınacağız.  Bir de öyle Müslümanlara öyle kabadayılık sökmez. Eskiden sahabelere, müşrikler kabadayılık yapıyorlardı, “sizi asacağız, keseceğiz”, onlar da dediler ki “ellerinizden geleni ardınıza koymayın.” Ne yaparsın? En fazla Cenab-ı Allah’ın kaderindeki olur. Sana onu söyleten kim? Allah. Sahabe görevini yapmadan canı gitmez. Can alacak zannedenler, baktın canları gitti, kendi canları gitti. Can alacağız zannettiler, Allah onların canını aldı. Yaşayan ölülere döndüler. Ayakta iken, öldürdü Allah onları. Tabii, birçok müşrik ayaktayken öldüler. Peygamberimiz (s.a.v)’i şehit etmeye gidiyor, Allah yolda yürürken onu öldürüyor. Boş beden olarak gidiyor, akılsız bir beden olarak. Ondan sonra da gücü yetmiyor, aklı gitmiş çünkü. Mağlup oluyor, Allah aklını alıyor. Ayakta yürüyen çok ölü vardır. Allah’a kim düşman olursa, kim Allah’ın velisine düşman olursa, Allah onu ayakta öldürür. Yürürken ölür, yemek yerken ölür. Canlı zannedersin, ölüdür. Haberi bile olmaz. Ailesinin de haberi olmaz öldüğünden. Birden cehennemin içine yuvarlar Allah. Yani ensesinden çeker, bir anda cehennemin içine yuvarlarlar. Ama dışarıda durur. Sen onu yürüyor, konuşuyor falan zannedersin. Aklı gider. Zaten derler, “yüzünün feri gitmiş buna bir şey olmuş” derler. Ölüyor adam. Anlamsız boş boş bakar. Ölmüştür halbuki.

“Adnan Oktar, dediğin gibi vahşi kapitalizmi nasıl yıkacağız? Merak ediyorum” diyor. Mehdiyet geldiğinde, güneş ortaya çıktığında, yarasalar saklanır. Mehdiyet’in ışığı dünyayı aydınlattığında, bitti. İslam alemi birleşip, Mehdiyet’e tabi olduğunda, bir an da güneş doğmuş gibi olur. Her yer aydınlanır, her yer ferahlar. Vahşi kapitalizmin v’si bile kalmaz. Komünizmin k’si kalmaz, faşizmin f’si kalmaz.

Didem Hocam bence gidelim, yarın gelelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü