Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (17 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


AYLİN KOCAMAN: Aşkım, dünya güzelimle yayınımıza başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Dünyanın en tatlı Şeyhi Şeyhimiz Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri bugün iyiymiş, maşaAllah. Dışarı deniz kenarına devriye çıkmış. Şu devriyesine bayılıyorum. Dünya tatlısı, maşaAllah. Bu aralar bizim çocuklar bir daha bir gitsinler Şeyhime.

Devam edelim.

DİDEM ÜRER: Hocam maşaAllah, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tam sizin belirttiğiniz yönde çalışmalara başladı. 35 bin metrekare olan Gezi Parkı’nın 23 bin metrekaresi çimlendirilmeye başlandı. Mevcut olan 60 çeşit ağaç türünün yanına 100 yeni ağaç türü daha dikileceği açıklandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hani Başbakan söz dinlemiyordu, hani eleştiriye kapalıydı, hani tavsiyeleri dinlemiyordu? Bak bir kere söyledik, elhamdülillah yıldırım hızıyla. MaşaAllah çok güzel.

DİDEM ÜRER: Kamyonlarla ağaçlar gelmeye başladı, Hocam ve dikilmeye devam etti bugünde. Parkta sabah 7 den beri ıhlamur ağaçları.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah taze gelin gibi. Baksana ağaçlara köfte gibi yol alıyor. Acayip şeker. Arabaya binmiş geziyorlar, şehir turu yapıyorlar.

DİDEM ÜRER: Bin işçiyle çalışmalar devam ediyor. Her yere çiçeklerde ekildi. 202 çiçek türü ve 5 bin gül ekilmeye başlandı.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Tayyip Hocam çiçek sevgisini de, ağaç sevgisini de göstertmiş oldu. Çok güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Parka yeni 50 bank getirileceği, sulama ve elektrik tesisatının değiştirileceği, büyük bir çocuk parkı yapılacağı” söylendi. “Mükemmel bir aydınlatma sistemi kurulacağı” belirtildi. Ve tüm bunların 5 gün içinde tamamlanması planlanıyor.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam birde küçük havuz yapsın oraya, bir şey olmaz, inşaAllah. Çok hoş olur, göze hoş gelir. Fıskiyeli güzel kibar bir havuz, böyle tunç süslemelerle olursa çok güzel olur.

Türkiye’nin kaderi, Mehdiyet’tir. Kaderi sallantıda değildir, Türkiye’nin. İnsan zannediyor ki, nereye çekersen oraya gider. İstediğin yere çek, sadece Mehdiyet’e gider. Başka bir yere gidemeyeceği şekilde kaderi Allah tarafından öyle yaratılmış sadece Mehdiyet.

DİDEM ÜRER: Cüneyt Özdemir CNN Türk’te canlı olarak verdi: “Buranın ortadan kaldırılmasını beklerken daha da yeşillendirilmesinin çok sürpriz olduğunu ve hiç böyle bir şey beklemediklerini “söyledi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Müslüman aklı işte böyledir. Müslüman’ın feraseti böyledir. Tayyip Hocam’ı, bir acayip insan gibi tanıtmaya çalışıyorlar. Nur gibi Müslüman evladı. İyi olan bir şeyi hemen yerine getirir. İşte bu kadar bak, cennet gibi yaptı, parkı maşaAllah. Ne halden, ne hale geldi. Daha da düzelecek, daha da güzel olacak. Havuzda gelecek daha durun bakalım.

DİDEM ÜRER: Hocam siz günlerdir, Başbakan Erdoğan’ı rahat günlerde destek verip, zor günlerde yalnız bırakanlardan bahsediyordunuz. Dün de Başbakan’ın etrafında gerçek dostlarının olması gerektiğini söylemiştiniz. Başbakanımız bugün bu konuya değindi. Şunları söyledi; “Vatandaşlarımızın sesini duyabilmek, onların duasını alabilmek inanıyorum ki daha önemli. İyi günde dostu her yerde bulursunuz. Önemli olan kötü gündür. Dost adı altındakiler ne kadar yapay olduklarını gösterdiler. Olayları analiz etmeden, anlamadan, dinlemeden maskeleri indirdiler. Gerçek yüzlerini gösterdiler” dedi.

ADNAN OKTAR: Türkiye’deki yapı muhafazakar, mukaddesatçı bir yapıdır. Yani komünizme müsait değil Türkiye. Türkiye muhafazakar, mukaddesatçı. Ama halk örgütlü değil, millet örgütlü değil. Ne yapacağını bilmiyor. Mesela biri bir yerden bağırıyor, biri bir yerden. Biri mesela diyor ki, “acaba bir şey mi söylesek, biri yazı mı yazsak?” Karar veremiyorlar. Komünistlerin sloganı belli, şu sloganı söyleyeceğiz, şu yoldan yürüyeceğiz, şunu yapacağız planlı. Ama halk planlı değil. Mesela bir şey söylemek istese, herkesin ağzından ayrı bir söz çıkıyor. Mesela bir yola bir yola girmek istese, herkes ayrı bir yoldan gidiyor. Halbuki, aynı amaçları, fakat karar veremiyorlar ne yapacaklarına. Onun için, halkın örgütlü olması lazım. Halkı devlet örgütlesin. Bu tip olaylara karşı bütün milletimizi örgütlesin devlet. Nasıl örgütler? Mesela bir provokasyon dış saldırı olduğunda, komünist saldırı olduğunda, devlete nasıl yardımcı olunabilir, polise nasıl yardımcı olunabilir, jandarmaya nasıl yardımcı olabilir, kargaşa nasıl yatıştırılır. Mesela bir yaralanan olduğunda ona nasıl yardımcı olunur. Komünistler biliyor onu. Nerede toplanacak, mesela nereye götürecekler, hepsini biliyorlar. Mesela olay nasıl tırmandırılır, nasıl provoke edilir. Halkın hassas olduğu yönler nedir. Mesela bir komünist hareketin içerisine Müslümanlıktan da bir esintiler koyarlar. Masum gençleri koyuyorlar. Araya Müslümanları serpiştiriyorlar. Cuma namazı kılan insanlar koyuyorlar, falan. Öyle bir yumuşatıyor k,i sahneyi bahçe yani çiçek bahçesi gibi.

DİDEM ÜRER: Sandviç dağıtan teyzeler falan gösterttiler, Hocam.

ADNAN OKTAR: Halbuki, belli ki parçalayacak. Ama postuna bin bir türlü renk sürmüş. Ve görünmüyor o zaman. Diyor ki “ne var, nur gibi çocuklar?” diyor.  Tamam doğru o, onları yönetende o kargaşadan neticeyi alacak olan kim? Onu düşündün mü? “O ne bileyim ben?” diyor. Onu, başına geldiğini de biliyorsun, Allah esirgesin.

Didem Hocam buyurun, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bugün herkes duran adamı konuşuyor. Taksim Meydanı’nda Atatürk Kültür Merkezi yönüne bakarak saatlerce bekleyen bu adam sosyal medyanın en çok konuştuğu konu oldu. “Duran Adam” Twitter’ın da en çok konuşulan hashtag  oldu. Saatlerce bu şekilde Atatürk Kültür Merkezi’ne bakarak.

ADNAN OKTAR: Ne istiyor yani söylüyor mu ne olduğunu?

DİDEM ÜRER: Yok hayır. Durarak eylem yapıyor. Sadece durarak yapıyor eylemini. Yanına başka kişilerde katılıp, aynı onun gibi durarak eylemine devam ediyorlardı.

ADNAN OKTAR: Anlatacağı bir şey varsa, onu anlatsın. Mesela istediği bir şey varsa söylesin. Ayakta durmak, ne olduğunu kimse anlamaz ki. Yani  komünizmi mi destekliyor, Türkiye’nin birliğini bütünlüğünü mü istiyor, bölücülüğü mü istiyor, bölünmesini mi istiyor Türkiye’nin, birleşmesini mi istiyor ne istediğini söylemesi lazım. Söylesin ki bizde ona göre ona bir cevap verelim. Aslında halk örgütlü olsa, hiçbir mahsuru olmaz. Ama örgütsüz olması riskli. Halk örgütlü olsa bitti. Yani ne komünistlerin, ne şunun, ne bunun hiç kimsenin gücü yetmez. Darma duman olurlar. Yani tahayyül dahi edemez. Ama komünistler örgütlü olduğu için halk örgütsüz olduğu için. Onlar diyorlar “örgütlü olan komünist topluluk, örgütsüz büyük topluluklara galip gelir” diyor. Yani bunu keyif için modda tutmak çok çok yanlış olur. Bütün mesele halkın örgütlenmesinde. Örgütlendin mi, bilinçlendirdin mi bitti. Adam zaten hiç ortaya dahi çıkmaz. Konusu dahi olmaz. Alanı boş bulduğu için bu rahatlık içerisinde oluyor. Mesela AKP Kazlıçeşme’de bir toplantı yaptı, bu bir örgütlenmedir, parti örgütlenmesidir. 2 milyon kişiyi topladı. Muazzam bir gövde gösterisidir. Ama bu çok sıradan bir örgütlenme. Mesela oradaki halkın komünizmin ne olduğunu bilmesi gerekiyor. Darwinizmin ne olduğunu bilmesi gerekiyor. Kaç komünist fraksiyon var? Bunlar hangi yöntemlerle muhtemelen harekete geçebilirler? Milletimiz eğer iyi bilinçlenirse Twitter’ı iyi kullanmayı bilirse, Facebook’u iyi kullanmayı bilirse. Mesela milli vasfı olan bir gazeteyi daha çok ağırlıklı alabilirler. Ağırlıklı bir kanalı seyredebilirler veya birkaç kanalı veya üç-beş kanalı. Tam doğru bilgiyi anında alabilmek için. Sırf bilgiye yönelik tabi bütün kanalları seyrederler ayrı mesele ama doğru bilgi almak için yani net, akıcı bilgi almak için bazı yerleri seyreder. Mesela bunu devletin örgütlemesi lazım, milleti. “Bir durumda doğru bilgiyi şuradan alabilirsiniz. Şunu yapmanız gerekir. Şunları söyleyebilirsiniz gibi” bilgilendirme. Öyle olunca komünizm zaten kökten vazgeçer. Çünkü örgütlü bir millet var. Yapacak hiçbir şey yok demektir. Örgütsüz olunca adam boş alan olarak görüyor. Boş alanda at koşturmaya başlıyor bu sefer. İnsanlar evinden seyrediyor. Yani adam çaresiz kalıyor ne yapacağını bilmiyor. Çıkıp bir şeyler mi söylesin? Twitter’dan bir şeyler mi söylesin? Gördünüz son olayda. Gıkları çıkmadı birçok insanın. Sen dersinki, “ben Sayın Başbakan’ın samimi olduğuna inanıyorum.” Veya “Tamam orası bir bahçe olsun. Ama siz hükümeti yıkmaya mı çalışıyorsunuz ne istiyorsunuz?” İki üç kelime. Millet legal olarak kendini korumak için ordusunu kurmuş, polisini kurmuş. “Beni koru” diyor. Allah esirgesin ordu ve polis olmazsa o zaman millet örgütlenir, devletin öncülüğünde. O zaman millet korur kendini. İstiklal Savaşı’nda öyle olmuştu. Kuvayi Milli’ye oluşturulmuştu. Millet kendini korudu zalimlere karşı. Devletin öncülüğünde devletin yönlendirmesiyle. Milletin tabi ki orduya ve polise güvenmesi mevzu bahsidir. Ne yapsın adam? Sen silahla gelip askeri vuruyorsun, polisi vuruyorsun. Seyir mi edelim yani ne yapalım? Ne yapmamız gerekiyor? Büyük Millet Meclisi’ne girmek istiyorsun. Ne yapmak gerekiyor? “Başbakanlık ofisine gireceğim” diyorsun. Ne yapmak gerekiyor? Devlet kendini korumasın mı? Yeni bir başbakan gelse yine istemezsin. Dayatmaların var, önü arkası yok. “Hükümet gitsin” diyorsun, yerine hangi hükümet gelsin onu da söylemiyor. “Kargaşa istiyorum” diyor. “Şu hükümetin gelmesini istiyorum” de, o zaman onu seçime götür. Seçimde diyorsun ki, “ben halkın oyunu kabul etmem” diyor. “Halkın ne dediği beni ilgilendirmez” diyor. “Benim dediğim olacak” diyor. Olur mu öyle şey? Milletin kararı önemlidir. Milletin kararına göre. “Millet kendini yönetmiyor” diyorsun, sen “millet bilmiyor ben biliyorum” diyorsun. Beğenmediğin milletle niye berabersin o zaman? Beğendiğin yere git.

Didem Hocam dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakanımız bugün yaptığı konuşmada savaş gücünün değil sevgi gücünün önemli olduğu üzerinde durdu. “Büyük devlet mazluma ve mağdura sahip çıkan bir devlettir. Güçlü orduların anlam ifade ettiği bir çağda değiliz. Yaşadığımız çağ gönüller fethetmenin önemli olduğu bir çağ. Dayanışmayı arttırarak gönüller kazanmanın peşindeyiz. Gönül fethetmenin önemli olduğu bir çağda gönülleri fethetmeye çalışmalısınız” dedi.   

ADNAN OKTAR: MaşaAllah işte Mehdi (a.s) üslubu. Her zaman diyoruz, ana silah sevgidir diyoruz. Mehdiyet’in silahı sevgidir. Tevrat’ta da bu şekilde geçiyor, Kuran’da da böyle geçiyor, hadislerde de böyle geçiyor. Mehdiyet, silah kullanmayacak. Kan yok . Uyuyan kişi uyandırılmıyor. Sadece sevgiyle ve muhabbetle. Mehdiyyü’l dem, kan durduran Mehdi. Mehdi (a.s)’ın atakta olduğu bir devirdeyiz, inşaAllah.

Bakın diyor ki, herhangi bir sayfa açtım, Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri, Celalettin Suyuti’nin hadis herhangi bir sayfasını açtım. Otuzuncu sayfa çıktı. “Dani salebe bin Zühre’den tahric etti dedi ki; ‘Bir gün Huzeyfe’nin yanında Mehdi (a.s)’ın çıktığı söylendi.’” Bakın, her devirde Hz. Mehdi (a.s). Sahabe döneminde Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığı söyleniyor. Her devirde, bak her devirde; “Hz. Mehdi (a.s) çıktı-çıkacak, çıktı-çıkacak” böyle beklenmiştir. Şimdiki bağnazlara bak Hz. Mehdi (a.s)’ı şiddetle reddediyorlar. Sahabe bile, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını söylüyor, o dönemde. Öyle bir sevinç içindeler.

“O dedi ki: ‘siz eğer aranızda Hz. Muhammed (s.a.v) ashabı olduğu halde o çıkarsa felah buldunuz (kurtuldunuz)” diyor. Sahabe; Hz. Mehdi (a.s) bekliyor. Artık düşünün. Ve “çıktı” diyorlar ayrıca. Görmedikleri halde “çıktı herhalde” diyorlar.

“Muhakkak ki o, (Hz. Mehdi (a.s)), insanların karşılaştıkları şerler sebebi ile” anarşi, ayaklanma, kargaşa “Gaibin” Muhammed Mehdi’nin, yani gizli olan, Hz. Mehdi (a.s)’ı “kendilerine insanların en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır.” “O kadar çok sevilecek ki, Hz. Mehdi (a.s)” diyor, “o kadar sevgiyi hakim kılacak ki insanların en sevdiği olduğu halde ortaya çıkacaktır.”

“Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali (r.a)’dan buyurdu ki; ‘Küfe Mescidi’nin, Abdullah bin Mesud’un evinin tarafındaki duvarı yıkıldığında, o zaman o kavmin mülkünü kaybetmesidir ve o mülkün zevali sırasında Hz. Mehdi (a.s) huruç eder.’” Yani evlerin yıkıldığı, duvarların yıkıldığı, şehirlerin yıkıldığı, -biliyorsunuz, Suriye yerle bir oldu, Irak yerle bir oldu- binaların yıkıldığı, insanların öldürüldüğü dönemde, Hz. Mehdi (a.s) huruç eder, görünür hale gelir.

“Dani Hakem bin Ukayne’den tahric etti. O dedi ki; ‘ben Muhammed bin Ali’ye dedim ki; ‘işittiğimize göre sizden bir adam çıkacak, bu ümmet arasında adalet yapacak.’’” Vasfı ne dikkat edin. Ana konu olarak ne diyor? Adalet. Adil bir ortam oluyor, adalet oluyor ama muhteşem bir adalet. “Biz de insanların umduğunu ummaktayız” diyor. Eskiden, sahabe devrinde şimdiki gibi değil; Hz. Mehdi (a.s) beklemek hep umut, sevinç, heyecan vesilesi. Bir kısmı “çıktı” diyor, bir kısmı “çıkacak” diyor. “Biz de insanların umduğunu ummaktayız ve ümit ediyoruz ki, dünyadan bir gün bile kalsa” kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa “Allah-u Teala o günü uzatır,” şu an uzatıldı “ta ki ümmet umduğunu bulsun.” “Hz. Mehdi (a.s)’ın hurucu zahir olsun” diyor.

“Ancak” diyor, “ondan önce” Hz. Mehdi (a.s)’dan önce fitneler görülecektir. Bu fitnelerin içinde en şerlisi” en şiddetlisi “bir kişinin mümin olarak akşama ermesi” mümin olarak, akşam mümin “ama sabah” bir vesvese geliyor üstüne, bir şeyler düşünüyor sabah kafir olarak kalkıyor. İmanı gitmiş sabah. Mümin olarak sabahlıyor, sabah mümin, sabah bu sefer de mümin olarak sabahlıyor; akşam ama kafir. Sabah mümin fakat kafir olarak akşam, akşam da imanı gidiyor yine. “İman sürekli olarak dalgalanacak” diyor, “ahir zamanda.” Bir gidiyor bir geliyor, bir gidiyor bir geliyor, bir gidiyor bir geliyor, ümmet sürekli bu çalkantı içerisinde, işte öyle bir devirde Hz. Mehdi (a.s) ortaya çıkıyor. Çünkü imana saldırıyor insanlar. Darwinizmle, materyalizmle iman allak bullak ediliyor. Adamlar diyor; “nerede Darwinist var?” Halbuki, Darwinizmin etkisinden dolayı zaten o perişan halde o. En korktuğu şeyi yok kabul ederek kurtulmaya çalışıyor, görüyor musun? İmanını muhafaza için, imana saldırıdan yıkıldığı için, en korktuğu şeyde diyor ki; “Darwinizm mi var? Nerede Darwinizm?” Seni yıkan işte o, korktuğun. Ağzına dahi almak istemiyorsun korkudan.

Bir hanım kardeşimiz; “Göz alıcı, şık, karizmanın anlamı aslanım benim” demiş. Başka bir kardeşimiz; “delikanlılık aleminin kralı” diyor.

Serkan Seli; “Bugün muhteşemsiniz Hocam, maşaAllah. Ceketiniz çok şık.” Başka bir kardeşimiz; “Hocam, siyasilerimizden hiçbiri komünizm kelimesini ağzına dahi almıyor. Komünizm kelimesi yasak bir kelime mi acaba?” diyor.

Sebahattin Aygün; “Hocam, kitaplarınızı aldım. En önemlisi; evrim teorisi yanılgısının delillerini sunmanız, mükemmel. Allah razı olsun” diyor. “Sizi dikkatle dinliyoruz” diyor, “aklımıza takılan birkaç soru var. Fitnenin kaynağını kurutmak gerek. Asıl tehlike Yahudi milliyetçiliği değil mi? Türkiye’de komünizm üzerinden bir fitne çıkarılmaya çalışılıyor olabilir ancak komünizmi ortaya çıkaran ana düşünce neden anlatılmıyor?” Asıl; dinsizlik, Darwinist materyalist düşünce. “Yahudi milliyetçiliği”. Adamlar orada, İsrail’de bir vatan istiyorlar. Zaten orada da oturuyorlar. Zaten bir avuç insan var. Gelip Türkiye’de, orada burada “siz dinsiz olun” mu diyor Yahudiler? Öyle bir şey yok. Bilakis, dindarlıkları ibret olacak şekilde, olumlu etki edecek şekilde gayret ediyorlar. İnsanlar gıpta damarıyla “biz daha dindar olmak istiyoruz” diyorlar. “Türkiye’de ırkçılığın, dinciliğin; bunların karşıtı solculuğun, komünistliğin, laikliğin, liberalliğin ve demokratlığın başındakiler de istisnasız Yahudi milliyetçiliği orijinli fikirler değil mi? Yani fikirlerinin kaynağı neresi?” Türkiye’de adam bırakmadın ki sen. “Müslüman olan/olmayan hepsi” diyorsun, “Yahudi orijinli” diyorsun. Şimdi bu olmadı. Belirli bir şey söylesen aklım alır da istisnasız herkesi işin içine sokmuşsun, yani Türkiye’nin tamamını. O zaman mantıksızlık diz boyu oluyor; olmaz. “Komünizmi ortaya çıkaran akıl Yahudi milliyetçiliği değil mi?” Aslında Karl Marks, Tevrat’taki Hz. Mehdi (a.s)’a yönelik izahlardan çok etkilenmiş, Peygamberimiz (s.a.v)’in Hz. Mehdi  (a.s)’la ilgili sözlerinden etkilenmiş. Dinsiz bir Mehdilikle ortaya çıktı. Allah ayağına doladı, mağlup oldu. Dinsiz Mehdiliğin adı deccaliyettir. Dindar Mehdiyet’in adı da Mehdiyyü’l dem, gerçek Mehdiyet’tir.

Meryem; “Allah’ın aslanı Seyyidim, bu ne güzellik maşaAllah, nefes kesicisin.” Bir hanım kardeşimiz de; “olağanüstü mükemmel yakışıklısın karizmanın anlamı aşkım” diyor. Hatice Akbaş; “her gün evimizde dua, nursun. İyi ki varsın Hocam. Seni Allah için çok fazla seviyorum. Dün gece rüyamda gördüm sizi ve çok mutlu oldum mübarek sözlerinizden. Dünya gözüyle görmemizi nasip eden Rabbim’e şükürler olsun” diyor.

Metin Kinici; “Hocam, gerçekten dediğiniz gibi yapılmalı ama oyun buraya kadarmış. Bunu da atlattık Allah’ın izniyle.” Oyun perde perde; bu, birinci perdesi oyunun. İkinci perdesi var, üçüncü perdesi var, dördüncü perde. Beşinci perdesi; Mehdiyet, inşaAllah.

“Hocam, bu gece tam bir olağanüstülük söz konusu, maşaAllah” diyor bir kardeşimiz.

İnci Mercan; “Her gün sizleri görmek ne güzel, elhamdülillah. Buradayız” diyor. Başka bir kardeşimiz Tuncay Yank; “Her daim sizin sıcak, sevecen, sevgi dolu anlatımlarınızı büyük bir hızla okumak, dinlemek için buradayım” diyor.

Genellikle sevgilerini ifade eden yazıları kardeşlerimizin. Benim sohbetlerde en başından beri sohbette olmamı istiyorsun. Konuşmacıların da isimlerini merak ediyorlarmış.

Didem Hocam, ben sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Murat kardeşimiz, ismini verdiğiniz oğlu Muhammed Mutlu’nun resimlerini göndermiş. Çok şeker.

ADNAN OKTAR: Muhammed Mutlu, köfte. Dün ortada yoktun. Hemen bak şimdi Ağabeyinin yanına geldin. Bir de acayip gürbüz, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, maşaAllah.

Ömer Vehbi Hatipoğlu, çok mübarek, muhterem bir insan Ömer Vehbi Hatipoğlu. Kürt’tür, dindar, muhterem bir ağabeyimiz, kardeşimiz. “Adnan Hoca ve öğrencileri canhıraş bir halde komünizm tehlikesine dikkat çekerken birileri de ‘bu ne ola ki?’ diyip dalga geçiyorlardı ama gerçeği gördüler” diyor.

Seyfullah Türksoy. Gazeteci değil mi Seyfullah Hocamız? İpekyolu programını hazırlayıp sunuyor, İpekyolu Dergisi’ni çıkarıyor, İpekyolu Medya Grubu Başkanı. “Gezi Parkı provokasyonlarına karşı cemaatler içerisinde en sağlam duruşu Adnan Oktar ve talebeleri gösterdiler, bir kez daha tebrikler” diyor. Allah razı olsun, doğru. Vatan, millet, bayrak deyince, en öndeyiz Allah’ın izniyle. Hiç kimseyi dinlemem. Bir tek Allah’a borcumuz.

Didem Hocam, dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: Mustafa Kamalak Hocamız, Saadet Partisi’nin, Ak Parti ile birleşeceği iddialarına şöyle yanıt verdi: “Başbakanımıza hatırlatmak isterim ki, birleşmek gerekiyorsa birleşme yeri İslam aleminin bütünlüğü için gayret eden baba ocağı olur. Ak Parti’ye gitmiş kardeşlerimize “biz baba ocağı olarak ne gibi hatalar yaptık? Hangi suçları veya hangi günahları işledik ki sizler baba ocağını terk edip gittiniz” diye sormak isterim. “Biz davamızdan vaz mı geçtik? Temel değerlerimize itaatsizlik mi ettik?” diye sordu. “Ve Ak Partili kardeşlerimizi de baba ocağına bekliyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız candır. Tabii çok güzel yetiştirdi Tayyip Hocamı ve Kamalak Hocamı. Ama baba ocağına dönerek hizmet olmaz. Yani iktidar olmaz. Modernliğe daha çok sahip çıkabilir, sevgiye, şefkate, merhamete daha çok sahip çıkabilir, sanata, estetiğe, kaliteye daha çok sahip çıkabilir Ak Parti. Bunları yaparsa, yüzde doksan dokuzla iktidar olur. Onun dışında, hep o özlem içerisinde olan insanların rahatsızlığı dile gelecektir. Yani işin doğrusu hangi partide, nerede bulacağını da birçok insan bilmiyor. Ak Parti yeni bir atılım yapsın. Daha güzel vurgulasın. Aydınlanmacı, ilerici yönünü daha çok vurgulasın, sanat, estetik ve bilime olan eğilimini daha güçlü vurgulasın, kucaklayıcı yönünü, mezheplere, cemaatlere daha iyi vurgulasın, çok çok güzel olur. Bazen mesela eksik bir sevgi bile bir boşluk meydana getirir. Eksik bir kalite boşluk meydana getirir. Mesela adamın evi var, bahçesi var ama çimleri sarı, adam onun hep rahatsızlığını yaşar. “İlla ki yeşil olsun çimler” der. Elimizde imkan varken çimleri yeşillendirelim. Mesela bahçeyi dediğim gibi yaptı Tayyip Hocam, orada durulma, bir ferahlama oldu. Bu güzel. Aynı şekilde gençler kalite isterler. Mesela komünizmde kalite yoktur. Yani kaliteye sahip çıkması Ak Parti’nin muazzam bir şey olur. Komünizm kaliteye tamamen zıttır. Boğar kaliteyi komünizm. Sırf kaliteye sahip çıkması durumunda, Atatürkçülüğe, milliyetçiliğe daha çok sahip çıkması durumunda, o boşluklar süratle dolar. Mesela zayıflayan noktalar var, boşluk gibi olan noktalar var, onları tamamen izale etmiş olur. Bence hiç vakit geçirmeden, bunları da yerine getirsin Ak Parti. Ve kendi partisini de örgütlesin. Yani legal örgütlenme içerisinde, partiler kanununa uygun olarak, Ak Parti’nin örgütlenmeye ihtiyacı var. Ak Parti gençliği örgütlü bir gençlik değil. Halbuki mesela o anda Facebook’tan bir yüklenilse, Skype’dan bir yüklenilse, bilgisayardan internetten bir yüklenilse, milyonlarca Ak Partili var. Yani her yere fikren hakim olurlar. Düşünceyle hakim olurlar. En büyük gazeteden dahi büyük bir fikir akışı, düşünce akışı ortaya çıkar ve muazzam bir ikna kabiliyetine ulaşmış olurlar. Çıt çıkmayınca, suçlu adam  susar. Öyle bir imaj meydana gelir. Haklıysan, gürül gürül hakkını söyle, doğru olanı söyle. Onun için Ak Parti’nin bir an önce gençliğini eğitmesi gerekiyor.  Devletinde milletin tamamını komünist ayaklanmaya karşı eğitmesi gerekiyor. Yani Kurtuluş Savaşı’nda devlet milleti eğitti, bilgilendirdi. Milli ruh verdi. Şimdi de aynısının olması gerekir. Yani vatandaşa hiçbir şey vermemek, hiçbir şekilde bilgilendirmemek, siz karışmayın demek, kenarda durun demek gibi anlaşılır o. Yani polise nasıl yardımcı olacak? Devlete nasıl yardımcı olacak? Komünist ayaklanmada nasıl tavır içerisinde olması gerekir? En ince detayına kadar devletin millete bunu anlatması gerekir. O zaman dünyanın en güçlü devleti oluruz. Mesela İran’da öyledir. İran’da devlet milleti eğitmiş. Ayaklanmaya karşı eğitmiş, suikastlara karşı eğitmiş. Ne yaparsan yap devlet yıkılacak gibi görünmüyor İran’da. Yani muazzam bir yapılanma meydana getirmişler. Devlet sivil halkı da eğitmiş, bakın bu çok önemli. Sırf resmi gücü kullanmıyor. Milleti de kullanıyor. Milleti de görevlendiriyor. Millet de görevli, bütün millet görevli İran’da. Böyle olunca da kimse yanaşamıyor. Bak Amerika bile titriyor İran’dan. Eğer böyle bir vasfı olmasa üflesen gider İran. “İç kargaşa yapabilir miyiz?” dediler. Müsait değil iç kargaşaya. İç ayaklanmaya müsait değil İran. Çünkü millet çok iyi organize edilmiş devlet tarafından. Mesela bir ayaklanama denemesi yaptılar, hiç fos geldi. Hiçbir netice alamıyorlar. Daha öncede yaptılar ayaklanmayı, fos. Lider öldürmeye karşıda tedbir aldılar. “Yüz tane liderimiz hazır” dediler, “istediğiniz kadar Cumhurbaşkanı öldürebilirsiniz, istediğiniz kadar Başbakan öldürebilirsiniz. Peş peşe biz lider çıkarırız, stokta var” dediler. O zaman adamlar vazgeçti. Yoksa sürekli lider öldürmeye yönelik faaliyetleri vardı. Cumhurbaşkanı, Başbakan öldürmeye yönelik bir faaliyetleri vardı.  Adamlar baktılar ki hakikaten baş olacak gibi değil, vazgeçtiler. Böyle bir yapılanma gerekir. Resmi olarak devletin regal yapısı içerisinde, regal örgütlenmeyle, regal çalışmayla bu konu çok kolay elde edilebilir. Böyle havada bırakılması milleti de tedirgin edebilir.  Çünkü halk ne olacağını bilmiyor. Mesela bir şey oluyor, yani Komünizm ayaklanma ihtimaline mesela adam ne konuşsun, ne yapsın? Kim ne, ne yapacak bilmiyor. Devlete nasıl yardımcı olabilir? Sokağa nasıl yardımcı olabilir? Nasıl bir konuşma yapması gerekir bilmiyor. Öğretirsen, bir avuç komünistler ya, bir avuç. Parmakla sayıyorsun. Gayet kolay. Ama örgütlemezsen, eğitmezsen, hepsi evinde oturacağı için ve hiçbirisi kıpırdayamayacağı için, hiçbir şey yapmayacağı için sokaklar komünistlerin oluyor o zaman. Öyle olmaz. Devletin mutlaka milleti eğitmesi gerekir. Milleti görevlendirmesi gerekir. Mesela şimdi konuştular; “gerekirse askeride kullanırız” gibi bir hükümet şey yaptı. Doğru. Çünkü millet mi kendini koruyacak, asker mi koruyacak? Asker korumazsa millet korur kendini. Allah vermesin asker kalmaz bir şekilde biter asker, o zaman millet kendini koruyacak tabi ki. Ama milletin kendini koruması için asker gibi milletinde eğitilmesi lazım. Çünkü asker disiplinli olarak kendini koruyor. Ama milletin organize bir yapısı yok ki kendini korusun. Ne yapacağını bilmiyor millet. Eğer millete öğretirsek, Kurtuluş savaşında nasıl kendini korumuştu? Çünkü Avrupa kafayı takmış, Amerika kafayı takmış. Bu çok büyük bir olay. Bunu hafife alamaz devlet. Bunu biz nasıl hafife alırız ya? Polis gücüyle sadece olmaz bu. Tabi ki jandarmada olacaktır, tabi ki asker de olacaktır. Ama polis, jandarma ve askerin olmadığı ortamda da millet olacaktır. Milleti devlet organize etmesi lazım. Hazır halde tutması lazım. Yani büyük bir tehlike var, yani Türkiye’nin yıkılması konusunda amansız bir kararlılık olduğuna göre, milletimizde de büyük lider olma, ağabey olma, dünyayı yönetmede de amansız kararlılık olması gerekiyor. Avrupa’yı bu titretir. Bakın “askerden bahsetmeyin” diyor görüyor musunuz? “Polisi çekin, polis hiç karışmasın” diyor. “Jandarmanın ne işi var” diyorlar. “Askerden de hiç bahsetmeyin”. Öyle şey olmaz. Polis de olacak, jandarma da olacak, asker de olacak. Bir Subay İstanbul Emniyet Müdürüyle beraber çıktılar, üçü birden konuştular. Böyle olması lazım. Asker, polis, devlet, millet hepsinin bir bütün olduğunun vurgulanması lazım. Ayrı gayrı havası verilirse, şimdi sen ne diyorsun? Ak Parti var, millet var, polis var, asker var, jandarma var ayrı ayrılar. Öyle bir şey yok kardeşim millet var.  Askerde biziz, polis de biziz, jandarmada biziz, Ak Parti de bu milletin bir partisi. Ama asıl millet bütünüyle Türkiye’nin bölünmesini istemiyor.

Didem Hocam dinliyorum, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Disk ve Kesk geçtiğimiz günlerde 240 bin üyesine genel grev çağrısı yapmıştı. Katılan olmayınca, bu çağrıyı tekrar yineledi, ama yine katılan olmadı. Son olarak 5 sendika bugün için ortak bir çağrıda bulunarak, 800 bin üyesini eyleme çağırdı. Ancak bugünkü çağrıya da hiçbir katılım gerçekleşmedi. Sadece sendika başkanları ve birkaç kişi eyleme katıldı. Kardeşim işte milletin sessiz cevabı, millet büyük oyunun farkında. Millet başımızda büyük belanın döndüğünü görüyor. Yani hani bir evin etrafını sarhoşlar sarar ya böyle içen zir zurna, kimi kapıdan girmeye çalışır, kimi pencereden, ev sahibi de sakin yatışmalarını bekler. Şimdi öyle. Ama bu kadar omuzlayan sarhoşu seyretme olmaz. Polisi pasifize etmek için var güçleriyle gayret ediyorlar. Jandarma ortaya çıkınca, zınk kesildiler. Çünkü muazzam bir güç jandarma. Onu mesela hiç hesap etmediler, jandarmayı. Halbuki en başında söyledim asker ortaya çıksın diye. Çünkü Mehmetçikle karşı karşıya geliyorlar, biranda konu bitti. Arkasından askerden bahsedilince, komando gerekirse tehlikeli yerlerde kullanılabileceği için hükümetin emriyle iyice nefesleri kesildi. Avrupa’nın paniğinin nedeni o. Yani komünist ayaklanmada komando devreye girerse adamlar ne olacağını biliyor. Yani hiçbir şekilde kıpırdamayacaklarını, komünist ayaklanmanın imkansız hale geleceğini biliyorlar. Onun için askerin girmesini hiçbir şekilde istemiyorlar. Komünist ayaklanmaya teşebbüs ederseniz, asker devreye girer söyleyeyim. Bu vatanı biz öyle herhangi bir yerden gidip almadık. Büyük emeklerle biz bu vatanı aldık. Hiç kimseye de bu vatanı vermeyiz. Komünistlere buyurun gelin, size teslim edelim demeyiz. Polisi korkutmaya, yıldırmaya çalışıyorlar, yıpratmaya çalışıyorlar. Polis de can tabi, onlar da tam karar veremiyor. Ne yapacağını şaşırıyor polis. Ama jandarma devreye girince, jandarmaya bir şey diyemeyecekleri için, gerektiğinde jandarma bütün gücüyle ortaya çıkar komünizme karşı.  Vatanı milleti böldürmez ve yıktırmaz. Gerekirse de asker ortaya çıkar. Kayseri’den, oradan, buradan her yerden aslan gibi komandolarımız var. Her yeri keser ve adım attırmaz komünistlere. Hükümet yanlış yoldaysa kardeşim erken seçim istersin. Söyleyin bir daha seçim yapalım. Dert değil. Alırsın boyunun ölçüsünü. Sen diyorsun “ben milleti de dinlemiyorum, askeride kaile almıyorum, ben Türkiye’ye Komünizmi getireceğim” diyorsun. Gücün yetiyorsa getir de görelim bakalım. Olmaz öyle şey. Masum çocukları kullanmaya kalktılar, nur gibi çocukları. Büyük tehlikenin farkında değiller, oynanacak gibi değil.  Bunlar polisi durdurmaya çalışıyor, jandarmayı ve askeri durdurmaya çalışıyorlar. Hepsi çivi gibi, çakı gibi böyle hazırda beklemesi gerekir. Milletimizin de çok iyi organize olması lazım Komünizme karşı, komünist ayaklanmaya karşı. Ak Parti gençlik kolları da, MHP zaten bu konuda çok deneyimli, çok yamandır. Karadeniz halkı  çok titizdir. İç Anadolu halkı çok titizdir.  Akdeniz halkı, Ege, Marmara hepsi mükemmeldir. Trakyalılar hep Koçyiğitlerdir, Trakyalılar. Ama oyuna getirilerse çok tehlikeli olabilir. Yani halkı pasifize ederse, polisi, askeri pasifize etmeye kalkarlarsa. 

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz dün Başbakanımıza yönelik gurur kırıcı tavır ve söylemleri eleştirmiştiniz. Ahmet Hakan’da bugün aynı mantığı gezi eylemcileri için kullanmış. Tam olaylar sönme aşamasına geldiğinde polisin Taksim’e çoluk çocuk demeden gazla girdiğini ve gezidekilerin gururunu ve onurunu ezen bir tavır gösterdiğini söylemiş. Ak Parti “hukuka uyacağız ve Referandum yapacağız” diye büyük bir geri adım atınca, bu adımı bu şekilde telafi edip tabanını bir zafer sunmak istedi” yorumunda bulunmuş. Ve “bravo egonuzu tatmin ettiniz ama memleketin yarısı şuan ağlıyor” demiş.

ADNAN OKTAR: Nasıl yapsın yani? Bir yol göstermesi lazım. Hükümet acayip olgun davrandı. Günlerce beklediler. Anlaşmışsınız çıkacağız diye, çıkın temizlesinler yine gelin. Gelecekseniz yine gelin. Bir temizlesin, bir düzenlensin. Ama kargaşa yapmayın. Halk rahatça gidip gelsin. Halk ürktü, çekindi millet. Hiç kimse gitmiyor Taksim’e. Esnaf perişan durumda görüyorsunuz konuşmaları falan. Yazık değil mi o insanlara, konuşamıyor da çekiniyor da. Esnafın büyük bölümü komünistlerden çekindiği için, “nasıl işler?” diyorsun. “Çok iyi işler” diyor. Dükkan kapalı. . “Çok iyi işler” diyor. Bu eziyet değil mi bu? Nitekim bak nur gibi oldu park. Herkes gidip geliyor. O hali mi iyi, bu hali mi iyi? Gıcır gıcır. Hayır kardeşim yine gelmek istiyorlarsa gelsinler. “Hükümetten rahatsız olduğumuz konu var” desin. Biz buradan söyleyelim. İstedikleri ne varsa söyleyelim. Rahatça da ikna ederiz. Hangi iktidar olursa olsun zaten istedikleri gibi olmaz. Mutlaka bir anormallik olur, bir eksiklik olur. Ama her seferinde olay çıkarmaya gerek yok ki. Anlatırsın anlar. Bak, “ağaçları getir Tayyip Hocam” dedik. Getirdi. Biz olay mı çıkarttık? Konuştuk oldu.

Gökhan Özen 1950; “Sizce duran adam protestosu nasıl? Zekice değil mi? Zekice ve yasal ve zararsız. Ama buna bile polis müdahalesi oldu. Korkutucu.” Nasıl korkutucu, ne bakımdan korkutucu? Beş saattir ayakta duruyormuş, doğru mu?

DİDEM ÜRER: Tek başına duruyordu. Fakat şimdi etrafına çok sayıda kişi onunla birlikte durmaya başladılar. Bir de sonra Ankara’da da vefat eden Ethem Sarısülük’ün öldürüldüğü yerde durmaya başladılar.

ADNAN OKTAR: Elleme, duruyorsa dursunlar. Onun ki güzel tek başına. Gidip yanına dikiliyorsun. Dikilmeyle olmaz.

Ahmet kardeşimiz, (Sükut-u Bedihe)“Polis bu duran adamı hangi gerekçeyle göz altına alıyor? Hukuktan anlarsınız siz.” Her çeşit eylem yapabilirsin. Şimdi gitse birisi, Türkiye Komünist Partisi’nin kapısında dikilse, dursa, komünistler ona “ne duruyorsun burada hemşerim?” derler. Oradaki amacı belli. Halkta gerginlik yaratmak, tedirginlik meydana getirmek. Yanına adamlar dikilmeye başlıyor. Yine olay çıkartmak. Bir adam şimdi amutta gezmeye kalksa caddenin üstünde, bu da anormal bir hareket.  Adam dört ayakla da yürüyebilir yolda. Ama garip durur bu. Rahatsız eder insanı. Ne amaçla yapıldığı bilindiği için insan tedirgin olur. Milleti tedirgin etmenin alemi ne? Daha yeni ortalık yatıştı. Gözaltına alıp da gidip hapse atacak değil tabii ki.

“Sadece burada gerginlik çıkartma, tatsızlık çıkartma ortalık daha yeni yatıştı. Çünkü etrafında adamlarda dikelmeye başlıyorlar.” Dikelme kelimesini özellikle kullanıyorum.

DİDEM ÜRER: Zaten adamı da çok rahatsız edecek şekilde omuzundan dürterek Hocam videoları var, yanında yer almaya çalışıyorlar, adam orada düz duruyor çünkü, omzundan itip yanına yapışmaya çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: “Hocam, komünist ayaklanmaya karşı sürekli halkın eğitilmesi Amerika ve tüm Avrupa’nın Türkiye’yi yıkmaya azmedip kafayı bu konuya teksif ettiğini söylüyorsunuz” diyor. “Bütün bu olaylarda Hz. Hızır (a.s)’ın parmağı vardır dersiniz. Acaba rica etsek, Hz. Hızır (a.s)’ın bu eylemleri hakkında bilgilendirir misiniz?” diyor.

“Sayın Harun Yahya Adnan Oktar Hocam, Hz. Mehdi (a.s) zuhur etmeden önce nasıl bir hayat yaşıyordur. Mesela Hz. Mehdi (a.s) bir takım peygamberlere benzetiliyor Hz. Hızır (a.s)’a da benzerliği var derken bunu şöyle mi anlamalıyız; insanlara aykırı dine ve şeriata aykırı işler mi yapar?” Dine ve şeriata aykırıymış gibi olup, dine ve şeriata uygun işler yapar, Hz. Mehdi (a.s). Baktığında, dine ve şeriata aykırı gibi görünür. Hatta o yüzden diyor “şehirdeki Medine’de ki adam, âlim, Mehdi’yi dinsizlikle itham eder.” Hadiste öyle. Hatta ulema karşı çıkıyor, diyorlar “bu sapkın anormal tavırlar içerisinde” diyorlar. Buna dikkat çekilmiş.

“Olaylarda, Hz. Hızır (a.s)’ın etkisi var mı?” Mehdiyet için Ortadoğu dizayn edildiğine göre, Hz. Hızır (a.s) her yerde tabii ki. Çünkü Ortadoğu’nun süratle Mehdiyet’e göre dizaynı gerekiyor. Çünkü Allah’ın belirlediği bir vakit var, o vakte yetişmesi gerekiyor. Onun için Hz. Hızır (a.s), muazzam süratli bir faaliyet içerisinde. Yoksa olaylar sakin durur, kendi halinde durur. O, olayları hızlandırmakla mükellef. Bütün Ortadoğu’da olayları hızlandıracak, dünyada olayları hızlandıracak ve hızlandırmaya devam ediyor ve sonunda kapı sonuna kadar Hz. Mehdi (a.s)’a ve Hz. İsa Mesih (a.s)’a açılmış olacak, inşaAllah.

Akşam ekibi kimler olur; ev hanımları bizi rahatça seyredebilirler bu vakitte, gündüz uyuyabilirler. Okulu olmayan öğrenciler, ders yılı yönüyle okulu bitti birçok gencin, onlar seyredebilirler. Ama en önemlisi şu an birçok yerde gündüz. Birçok yerde daha henüz yeni akşam oluyor. Birçok yerde henüz öğlen vakti. Onun için her yerde bizi seyreden var. Nereden anlıyoruz? Elektronik kontrolden anlıyoruz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bursa’da ki kardeşlerimizin güzel faaliyeti var; “Cuma akşamı 20:30 gibi, Büyük Birlik Partisi Bursa Teşkilatı Başkanı Ömer Bey ve yardımcısı Fevzi Bey’le diğer parti mensupları ile Halil-ur-Rahman aşevinde buluştuk. Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri de vardı. Çok muhabbetli geçen buluşmada karşılıklı dayanışma ve birlikte hareket edilebilecek hususlar oluşturmak adına fikir birliğine varıldı, inşaAllah.”  

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah, maşaAllah. MaşaAllah Sultanımıza, maşaAllah Büyük Birlik Partili koç yiğit alperenlerimize. Allah muhabbetlerini artırsın. Şeyhimize teveccühleri, sevgileri de bizim onlara sevgimizin kat kat artmasına vesile oluyor. Allah kalplerine ferahlık, iyilik, basiret, feraset versin, nur versin, başarılı kılsın. Allah sayılarını artırsın.

Evet, Didem Hocam. 

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimizin de şöyle bir notu var; “Pazar günü Gaziantep Yüzüncü Yıl Parkı’nda kardeşlerimizle kitap dağıtımı yaptık. Halkımızın ilgisi önceki zamanlara göre daha da artmıştı. Kitaplar çok kısa sürede tükendi, maşaAllah. Dağıtıma katılan kardeşlerimiz; Can, Ali, Mehmet ve ben Kemal. Mübarek Hocamızın ellerinden öpüp, makbul dualarını rica ediyoruz.”          

Ankara’da ki kardeşlerimiz, dün Çankaya Oran’da 1250 adet A9 TV ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. Bugün de Etlik’de, 60 Harun Yahya kitabı 25 belgesel CD’si 1000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Size çok sevgilerini gönderiyorlar ve ellerinizden öptüklerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel nur, ne güzel ışık, ne güzel cennet süsleri, maşaAllah. Allah ferahlık, iyilik versin.

“Allah’tan başka hiç bir şeyden korkunuz olmadığına şahidiz, aslan oğlu aslansınız, maşaAllah. Siz, ahir zamanda bütün insanlığa Allah’ın bir lütfu ve ikramısınız, inşaAllah. İyi ki varsınız, elhamdülillah. Allah başımızda daim kılsın” diyor, Mustafa kardeşimiz.

DİDEM ÜRER: Bursa’da kardeşlerimiz size şöyle mesaj gönderdi: “Görükle’de Hacı Annemiz ve Eyüp Babamızın evinde toplandık ve çok güzel bir akşam geçirdik. Canımız biricik Seyyidimiz Aslan yürekli Hocamızın röportajını ve ölümle ilgili Kuran ayetleri üzerine sohbetler ettik. Sonrasında çok güzel ve bereketli bir akşam yemeği yedik” diyor.

ADNAN OKTAR: Nura bak, evdeki güzelliğe bak, sofranın güzelliğine bak. Cennet sofralarında da, Allah böyle karşılıklı Allah’ın nimetlerini, Allah’ın onlara sunduğu taamları cennet nimeti olarak yemeği Allah hepimize ve onlara da nasip etsin, maşaAllah şahane.

DİDEM ÜRER: “Hocam bizim bir araya gelmemize vesile olan Hocamıza, Allah sonsuz ecir nasip etsin inşaAllah. Onu Allah için çok seviyoruz” yazmış kardeşlerimiz ama bu çok yaklaşık bir sayfadan oluşuyor ve o’lardan oluşuyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün CHP il binasına Ak Partililerin saldırdığıyla ilgili bir provokatif haber yayılmıştı. Ak Parti resmi bir açıklama yaparak haberi yalanladı. “Bu saldırıyı gerçekleştirenlerle alakalı adli mercilerin gerekeni yapacağına inanıyoruz. Tüm bu tahrik ve provokasyonlara rağmen hiçbir Ak Parti mensubu itidalli duruşunu bozmamıştır. CHP il başkanlığı binasına yapılan saldırıyı da kınıyor ve bir kez daha saldırının faillerinin partimizle hiçbir ilişkisinin olmadığını kamuoyuna bildiriyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim işte sevgisizlik. Kırsın, yıksın, dövsün, küfretsin, hakaret etsin, kendine zarar versin, etrafındakilere zarar versin, tehdit etsin. Deccaliyet bunu öğretiyor insanlığa. Mehdiyet de, tam zıddını. Sevgiyi, merhameti, şefkati, dostluğu kardeşliği, iyiliği, bilimi, sanatı, demokrasiyi. İki gücün şu an bir mücadelesi var. Ama “Hizbu’l Galibun” diyor Allah. Allah hizbi galip olan. İnşaAllah. “HazbAllah” Allah taraftarları galip olacaklar inşaAllah, ilimle irfanla.

Ya Allah, bismillah. Nisa Suresi, 172. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Mesih” Hz. İsa Mesih (a.s), İbn-i Meryem “ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler” Cebrail, Mikail hep beraberler. Onun için özellikle belirtiyor Allah. Aynı yerdeler. “Allah'a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar.” Hz. İsa Mesih (a.s), ibadete devam ediyor. Ölen bir insan, ibadete devam edebilir mi? Aynı mekandalar. İbadet bitiyor ama Hz. İsa Mesih (a.s)’ın ibadete devam ettiğini söylüyor Allah. “Kim O'na ibadet etmekten kaçınırsa ve büyüklenirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır. Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara Kendi fazlından ekleyecektir de” diyor, Allah.

174-“Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi” yani Mehdiyet, başta Kuran ama ikinci işari anlamı Hz. Mehdi (a.s).  “ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik.” Yine Kuran’a işaret, Kuran kastediliyor, fakat Mehdiyet’e de ikinci dereceden işaret var.

Didem Hocam gidiyoruz, yarın görüşelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü