Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (18 Haziran 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Dünyalar yakışıklısı, aşkım, ruhum, bir tanemin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, ikinci köprüye Yavuz Sultan Selim isminin verilmesi Alevi kardeşlerimiz tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, bundan sonraki büyük bir projeye Pir Sultan Abdal ya da Hacı Bektaş Veli adının verilebileceğini söyledi. Gazeteler Cumhurbaşkanımızın bahsettiği bu büyük projenin yeni havaalanı olabileceği tahmininde bulundular.

ADNAN OKTAR: Aslında mübarek bir insan. Hataları herkesin oluyor. Her insanda bir hata olur. Adamlar Atatürk’e bile hata buluyorlar. İsmet Paşa’ya hata buluyorlar, Fatih Sultan Mehmet’e buluyorlar, herkese hata buluyorlar. Her hata bulduğumuz insanı tarihten silmeye kalkarsak bu olmaz. Ama bir jest olarak, bir güzellik olarak Alevi kardeşlerimize olan sevgimizi belirtmek için bu köprünün adı da olabilir, yani direkt değiştirebilirler yahut havaalanına da olabilir.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımız son olayların planlı olduğunu belirterek şunları söyledi; “dikkat edin, Taksim’de kamu binalarına, polislere çok ağır şiddet uygulanırken masum bir demokratik eylem gibi lanse edildi. Her şey çok profesyonelce hazırlanmıştı. Twitter, videolar, dezenformasyon adım adım uygulanacaktı. Polise biber gazı kullandı diye yapmadıklarını bırakmadılar. ‘Aşırı şiddet uygulayan insanlar’ olarak dünyaya lanse ettiler. Ama biz polisi her yönüyle daha da güçlendireceğiz. Bu olayların arkasında kimlerin olduğunu tek tek hukuk dairesinde belirleyeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama muhtemel tekrara karşılık -ki mutlaka tekrar edeceklerdir- alınacak tedbirleri de şu andan itibaren geniş çaplı -gerekenleri kamuoyuna duyurarak, bir kısmı eğer gizliyse onu da gizli olarak- tedbirleri geliştirmekte fayda var. Mesela polis çok yoruluyor, çok fazla yoruluyor; ama buna bir tedbir alınmamış. Polis yorulduğunda jandarma devreye sokulsun, jandarma yorulduğunda polis devreye sokulsun. Nöbetleşe devreye girsinler. Fevkalade bir olay olduğunu düşünelim, yeni bir olay daha olduğunu düşünelim; yorgun polis nasıl müdahale edecek? Hemen jandarma, jandarma olmazsa komando; o şekilde, gerekirse askerimizi devreye sokarak vatanın birliğini, bütünlüğünü koruyacak tedbirlerin alınması gerekiyor, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bildiğiniz gibi Mehmet Ali Alabora, Gezi olaylarının daha ilk günlerinde “mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı? Haydi gel!” şeklinde bir çağrı yaparak halkı sokağa davet etmişti. Sayın Başbakan bu konuyla ilgili mutlaka bir hukuki süreç başlayacağını belirtti. Ve Alabora’nın bir banka reklamında çok yüksek bir meblağ karşılığında oynamasına dikkat çekti. “Banka reklamında oynayıp kapitalizme karşı olanlar ne kadar solcuysa, bu sendikacılar, örgütçüler de o kadar solcudur” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Ondan o kadar etkilenmez millet. Ama yine de hafif bir şey meydana gelebilir kafalarında. Ama Türkiye’de ta 1971’lerden itibaren güçlenmiş, ‘68’den itibaren güçlenmiş, zemine yayılmış bir komünist hareket var. Devletin komünizme karşı hiçbir faaliyeti yok. Bilakis, Darwinist-materyalist eğitime Milli Eğitim Bakanlığı devam ediyor. Komünizmin zemini sürekli kaynıyor. Buna tedbir alınması lazım. Bilimsel tedbir alınması gerekiyor. Bilimsel eğitimle komünizmin kökeninin kurutulması gerekiyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Yiğit Bulut’a Haber Türk’te Başbakan’ın polisi daha da güçlendirecekleri yönündeki açıklaması soruldu. Yiğit Bulut şöyle söyledi; “bu olaylar daha birinci dalgaydı. Bu dalgaların ikinci ve üçüncülerinin gelebileceğini düşünüyorum. Bu, suikastlar şeklinde ya da terör şeklinde olabilir. Bu nedenle polisin zorunlu olarak kullanıldığı durumlarda çok güçlü olması gerekir. Bu kadar kalabalık bir yerde kırk bin polisle önlem almanız çok zor. Polisin güçlü olması demek polisin her an kullanılacağı anlamına gelmez” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani ne demek?

DİDEM ÜRER: Yani “hazırlıklı olması gerekir, bu olaylar devam edecek” diyor. Siz günlerdir anlatıyorsunuz zaten. “Ama polis güçlendirilecek diye illa ki, karşı koymak için güçlendirilmiyor, ama herhangi bir tehdide karşı daha güçlü olarak hazır olacak” diyor.

ADNAN OKTAR: Bilimsel, kültürel hazırlık çok önemli. Adamlar mesela bilgisayarı, interneti kullanıyor; ona karşı bir hazırlık yok. Polisin de bir hazırlığı yok. Mesela provoke edecek konuşmalar yapılıyor. Onunla ilgili kanun maddeleri oturtulabilir. Halkı ayaklanmaya teşvik eden bir konuşma ile ilgili kanun maddeleri ona göre daha geliştirilebilir. Veyahut böyle bir durumda karşı açıklamalar devletin belirli bir kurumu tarafından çok disiplinli icra edilebilir. Doğru bilgiler, yalan bilgilerin yerine doğru bilgiler, belirli bir merkezden verilebilir. Bunların öncelikle halledilmesi gerekiyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, ayrıca, “illegal yollarla hükümeti devirmeye çalışanlara karşı Başbakan gibi kendisinin de ve milyonların da kefenini giydiğini” söyledi Yiğit Bulut ve “her şeyde bir hayır vardır” diyerek; “bu olaylar sonunda kimin adam olduğu kimin adam olmadığını, kimin demokrasiye bağlı olduğunu kimin bağlı olmadığını çok iyi gördük. Hepsi ortaya renk renk döküldü. Şu anda herkesin rengini biliyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, efendi çocuk, cesur, imanlı, vefalı. Bir tek Allah’tan korkuyor. Ama böyle insanların sayısının artması gerekir. Ta en başta söylemiştim, Yiğit Bulut’un korunup kollanmasını, çok kaliteli bir insan olduğunu, böyle insanların her zaman bulunabilecek insanlar olmadığını açıklamıştım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Diyarbakır’da gerçekleştirilen, farklı siyasi, etnik ve inanç gruplarından delegelerin katıldığı Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’nın Sonuç Bildirgesi açıklandı. Sonuç Bildirgesi’nde; “Öcalan için özgürlük talep edildi ve Kürtlerin kendi statülerinin kendilerinin belirlemesi gerektiği” söylendi. Uluslararası camiadan, Suriye ve sözde Kürdistan’ın resmi olarak kararlara dahil edilmesi ve PKK’nın terör listelerinden çıkarılması talep edildi.

ADNAN OKTAR: Zaten adamlar çıkartıyor, Avrupalılar; “öyle bir şey yok” diyorlar. Birlik bütünlük çok hayati bir konu. Bunu sağlayacak her türlü tedbirin alınması gerekir, her türlü konuşmada buna özen gösterilmesi lazım. Birlik ve bütünlüğü sarsıcı her konuşmadan, imtina edip kaçınmak lazım.

DİDEM ÜRER: Diyarbakır’da düzenlenen konferansta Leyla Zana; “bana ‘gönlünden ne geçiyor?’ diye sorsanız, ‘bağımsızlık’ derim. Ancak dünyanın da Ortadoğu’nun da şartları buna uygun değil. Şartlar ve koşullar düşünüldüğünde gücümüz neye elveriyorsa onu istemeliyiz” dedi. Konuşmasında siyasetçiler ve halkın taleplerinin aynı olmayacağının da altını çizen Leyla Zana; “‘Kürtler ne istiyor?’ diye bir referandum yapılsa ve halk bağımsızlık ya da federasyon istemezse bunu dünyaya anlatamayız” dedi.

ADNAN OKTAR: Onların derdi de bambaşka tabii. Ama millet çok imanlı, çok güçlü, bayağı akıllı. Fakat iyi koordine edilmeleri gerekiyor. Yani devletin, milleti iyi bilgilendirmesi ve iyi koordine etmesi gerekiyor. Başsız olmaması, fevkalade durumda sadece resmi gücü kullanmanın dışında, halkımızın da devreye girerek kültürüyle, konuşmasıyla, üslubuyla, tavrıyla devlete destek olması, bunun için de kanunların ona göre düzenlenmesi çok faydalı olur, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Cengiz Çandar, “son olaylarda Başbakan’ın kesinlikle kaybeden taraf olduğunu” iddia etti. Önümüzdeki dönem cumhurbaşkanı seçilmemesi gerektiği iması yaptı ve “bir Tayyip Erdoğan düşünün ki, tüm dünyaya kafa tutuyor, içeride medyaya ayar vermekle kalmayıp uluslararası medyaya da posta koyuyor, Avrupa Parlamentosu’nu tanımıyor, önüne gelecek her ülkeyle kavgaya hazır. Peki, böyle bir Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki on bir yıl daha başta olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bu olaylarda Tayyip Erdoğan kaybetti” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne yapsın? Yani mecburen böyle bir durum gelişiyor. Adamlar abuk konuşuyor, Avrupalıların birçoğu öyle. Türkiye’nin bölünmesini istiyorlar. Ne denebilir? Kendisi ona bir açıklama getirsin. Daha uygun bir söz ne olabilir? Avrupalıların konuşma üslubu da normal değil.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gezi Parkı eylemlerine doktor önlüğüyle katılan ve gözaltına alınan üç kişinin çok sayıda sabıkası olduğu ortaya çıkmıştı. Birinin yedi hırsızlık, bir tehdit, bir yaralama suçlarından kaydı olduğu, ayrıca Ali Eren takma adıyla şarkı söylediği öğrenildi. Bir diğerinin adam öldürme dahil pek çok sabıkasının, bir diğerinin ise terör örgütü mensubu olduğu öğrenildi.

ADNAN OKTAR: “Doktorunuz piyanist şantör çıktı” diyor. Bu önemli bir haber. Biri hırsız, biri de piyanist şantör. Piyano çalsın o gidip orada ortalığı birbirine katacağına.

DİDEM ÜRER: Birinin de cinayet sabıkası var. Adam öldürme dahil pek çok sabıkası var.

ADNAN OKTAR: İşte bu tip olaylarda, komünistlerin kimleri kullandıkları ortaya çıkıyor. Akıl gözüyle bakan görür.

DİDEM ÜRER: Sayın Hüseyin Çelik, Twitter’da yeni düzenlemeler yapılmasıyla ilgili soruları yanıtladı; “Bir kere biz Avrupa Birliği Standartları’na aykırı bir şey yapmayız. Sosyal medya da batılı ülkelerdeki gibi bir denetime alınmalıdır. Kimse bizden sürpriz falan da beklemesin, yasaklama da beklemesin. Sayın Başbakan, Twitter için ‘baş belası’ dedi ancak kastettiği medyanın kendisi değil, kullanım şekli. Twitter’ı bir paylaşım, bir demokratik tepki koymak için kullanırsanız biz bu Twitter’ı öper başımıza koyarız. Ama akla hayale gelmez iftiraların, hakaretin merkezi haline gelirse olmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Adam istediğini desin, karşı cevap mekanizması çok önemli. Susuyor adamlar. Buradaki gençler, buradaki hanım kızlar geceli gündüzlü, sabahlara kadar uyumadan cevap verdiler o fitneye, yalanlara, uydurmalara. Cevap akılcı olduktan sonra, adam istediğini söylesin, doğrusu ortaya konduktan sonra deliliyle.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Obama’nın Suriye’deki muhalifleri silahlandırma kararını eleştiren Alaska Valisi Sara Pilen, Obama’nın güçlü bir lider olmadığını iddia etti ve şöyle söyledi; “Başkumandan nerede? Yeni bir askeri müdahaleden bahsediyoruz. Ne yaptığını bilen bir başkumandan bulana kadar temel insan haklarına saygı göstermeyen, herkesin birbirini boğazlayıp ‘Allahuekber’ diye bağırdığı İslam ülkelerini Allah kurtarsın” şeklinde bir ifade kullandı.

ADNAN OKTAR: Allah, Hz. Mehdi (a.s)’la kurtaracak. Kadının dediği doğru. Büyük bir felaket var İslam aleminde, büyük bir fitne var; vefa kalkmış, sadakat kalkmış, şefkat, merhamet, sevgi kalkmış; fitne ayyuka çıkmış durumda. Ancak Hz. Mehdi (a.s)’ın öğretmenliğinde, Hz. Mehdi (a.s)’ın sevgi öğretmenliğinde bu bela izale olur, ortadan kalkar. Bunun dışında can yakmaya devam edecek bu deccal belası, deccaliyet belası.

DİDEM ÜRER: İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, Gezi olayları nedeniyle polisin kırk saatte dört saat uyuyabildiğini, on sekiz günde ancak bir kez evine gidebildiğini açıkladı. “Fedakarlıkla görev yapan ve rejimin bekçisi polislerimiz, böyle bir zahmetle çalışıyor” dedi. Ancak polis aleyhine çok fazla haber üretildiğini belirterek; “düşünün ki on bin kişi üstünüze geliyor ve bunlardan beş yüz tanesi taş atıyor, ne yapacak polis?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Ama polisi böyle uykusuz bırakmak, gücünü kırmak, yeni ataklara karşı zayıf halde tutmak çok büyük hata olur. Polis gider görevini yapar sekiz saat, on saat -civar binalarda, yakın oteller var, yakın yerler var veyahut ona uygun devlet tedbir alabilir- gider polis uykusunu alır, gider uyur, dinlenir. O arada nöbetleşe jandarma devreye girer. Jandarma görevini yaptıktan sonra jandarma yorulduğunda jandarma dinlenir, arkasından polis devreye girer. Devletin bütün imkanları polisin eli altında. İçişleri Bakanlığı’nın her türlü imkanı olduğu biliniyor. Polis niye sokaklarda uyusun? Civar oteller var, civar binalar var, vatandaşımız seve seve polise bu imkanı tanır, iftiharla tanır. Herkes evini de açar. Gelsin polis dinlensin, uykusunu alsın, yemeğini yesin, dinçleşsin; yine görevine devam etsin. Yani bunda çare yokmuş gibi gösterilmesi doğru değil. Mesela on bin polis görevlendirdin, on bin polisi dinlenmeye çekersin, on bin jandarmayı devreye sokarsın. Allah vermesin, daha da vahim bir durum olduğunda on bin komando, komanda askeri devreye sokarsın ve dinlendirirsin. Yorgun, bitkin bir polis yeni bir atak için riskli bir konuma olur, görev yapamayacak konuma gelebilir. O yüzden bu konuda devletimizin tedbir alması lazım. Polisin dinlenmesi için uçsuz bucaksız imkan var. Otobüslerle başka yerlere taşınabilir polis, dinlendirilebilir. Ama devlet emretsin, devlet istesin bütün vatandaş evlerini açar, bütün oteller, bütün işyerleri, her yerde yatıp uyuyabilirler. Her yerde imkan var. O kadar perişan olmalarına, o kadar zora girmelerine sebep olacak şekilde tedbir almamak doğru bir hareket olmaz. Jandarma gayet zinde, her zaman vatanı koruma görevine hazır. Ayrıca başka bölgelerden polis kaydırılabilir, başka bölgelerden jandarma kaydırılabilir. Mesela başka yerlerde asayiş sakin oluyor. Asayişin sakin olduğu yerlerdeki polis alınıp oraya getirilebilir yahut jandarma oraya götürülebilir. Ama polisin dinlenmesi çok önemli. Buna çözüm yokmuş gibi bir üslup olmaz. Sayın Hüseyin Çapkın Hocamız tabii ki tecrübeli bir polis, aklı başında bir insan, değerli bir insan, o çok daha iyi düşünür; fakat ben vatandaş olarak fikrimi beyan ediyorum.

“Bir çelik kuvvet polisi olarak uzun zamandır izliyorum. Gerçekten çok teşekkür ederim, milletimizi bilinçlendirmeye çalıştığınız için. Oynanan oyunların farkındayız. Vatanımıza milletimize feda olsun uykusuz, yorgun argın çalışmak. En güzeli ne biliyor musunuz? Sizlerin duasını almak ve sizlerin de bu oyunun farkında olmanız. Hocamıza ve sizlere çok selam. Canlı yayında bizlere duaya teşvik ederseniz çok mutlu oluruz.” Allah sizleri kahpe oyunlardan, kahpe kurşunlardan korusun, muzaffer etsin. İmanınıza Allah iman katsın, hidayet nasip etsin, sizi nuruyla sarsın, melekleriyle desteklesin. Vatan millet düşmanlarına Cenab-ı Allah hidayet versin. Hidayet vermediklerini de kahruperişan etsin Cenab-ı Allah, melekleriyle, görünmez ordularıyla, görünmez askerleriyle perişan etsin Allah.

Bir kardeşimiz; “ceketiniz yeni mi?” diyor, “on numara, Hocam” diyor, maşaAllah. “Adnan Oktar ve talebelerine laf edenler, süreçte kimin daha duyarlı, birleştirici, sağduyulu olduğunu gördüler” diyor, Taha Life. Laz Carlos, çakı gibi ayakta, maşaAllah; “ayaktayız Hocam” diyor, inşaAllah. Ayfer Akçakoyun; “maşaAllah, o mübarek nur yüzünüzü bize bahşeden Rabbimiz’e sonsuz şükürler olsun canım Hocam” diyor.

Komünizme otuz yıldan beri dikkat çekiyoruz. “Komünizm yok” diyenler, komünizmin varlığını bütün şiddetiyle, bütün dehşetiyle hissetmeye başladılar ki bu çok küçük bir bölümü komünizmin. Türkiye’de henüz kapsamlı bir komünist ayaklanma olmadı. Bu, provaydı. Yani Allah esirgesin, bazı sendikalar var komünistlere arka çıkan elemanları var. Az da değiller. Bazı dernekler var komünistlere destek olan, PKK var, şu var, bu var. Bunlar tam anlamıyla birlikte hareket ederek bir ayaklanmaya girmediler. Böyle bir şey de çok riskli olabilir. Onun için milletimizin bilinçlenmesi, eğitilmesi, bunlara karşı böyle bir komünist ayaklanmada milletin ne yapacağının millete öğretilmesi çok hayati. Sırf polisle askerle olacak bir şey değil bu. Askere yardımcı olmazsan, polise yardımcı olmazsan komünistler cirit atar istediği gibi. Vatandaş polisi her yönde destekleyecek, devleti her yönde destekleyecek. Onun çeşit çeşit yolu ve yöntemi var. Devlet millet birlikte hareket edecek, o zaman başarılı olunur, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: MHP lideri Sayın Bahçeli; “ülke Taksim olayları ile meşgulken Türkiye topraklarının bir bölümünün Kuzey Kürdistan ilan edilmekte olduğunu” söyledi. “Başbakan eğer bölücü başına böyle bir açık çek vermişse sadece dünyada değil, ahirette de yakasına yapışırım” dedi. Sayın Erdoğan’a seslenen Bahçeli “MHP henüz son sözünün söylemedi derken, şaka yapmıyoruz akıllı ol, yoksa Türk milleti ve Türk milliyetçileri senin aklını başına almasını çok iyi bilecektir” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Ben geçen gün böyle bir konuşma yapmıştım. Bazı sağcılar dedim özellikle Türkiye’de gerginlik meydana getiriyorlar. Özellikle insanları provoke ediyorlar, tahrik ediyorlar. Bir komünist ayaklanmaya zemin hazırlıyorlar. O ayaklanma, kargaşa ortamında Güneydoğu’yu vermeyi düşünüyorlar dedim. Ama burada bizim kastımız sağcı gibi görünen komünistler. Sağcı gibi görünen ajanlar. Yoksa Tayyip Hocam Güneydoğu’nun manevi mimarlarındandır. Güneydoğu’daki kardeşlerimizi çok sever. Bölünmelere karşı tavrını da açık açık ortaya koydu. Ama böyle bir tehlikeyi ben önceden haber verdim. On gün öncesinden söyledim. Bir hafta öncesinden yine söyledim.

AYLİN KOCAMAN: Sağcı gibi görünen komünistler diye özellikle belirttiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Sağcı gibi görünen komünistler diye de özellikle vurguladım. Özellikle halkın, böyle ve bir kısım insanların alnını kaşıyacak sözler ederek, onları tahrik ederek onları sinsice ayaklanmaya teşvik edip ayaklanma sonucunda da; “ya ne yapayım işte benim gücüm bu kadara yetiyor, bizim yapacağımız bir şey yok. Şu an kendimizi savunamıyoruz. Güneydoğu’yu savunacak konumumuzda yok. Bu iş olup bitmiştir” gibi bir plan devreye konmuş olabilir dedim. Sayın Bahçeli’nin dikkatini çekmiş demek ki bu konuşma. Çünkü ehemmiyetli bir konu olarak onu ele almış. Fakat bu olayların gelişmesi, olayların oynanması o kadar da tesadüfi değil. İnce ince planlanmış, Amerika’da planlanmış olaylar. Amerika’daki planlar titizlikle, yavaş yavaş, nezaketiyle ortaya kondu. Ama ne oldu? Bizi hesap etmediler. Milleti hesap etmediler. Türk milletini hesap etmediler. Anında fitneyi püskürttük, elhamdülillah. Yoksa yapacaklardı bunlar. Bu birinci provayla bitireceklerdi. Ama müsaade etmedik. Tayyip Hocamı da bu belanın içine çekmeye çalıştılar, Tayyip Hocam da bu belanın içine girmedi. O da bütün gücüyle direndi görüyorsunuz. O da onun hayreti içerisinde, onun beklediği bir konu değildi bu.  O da bu konuda hakikaten hayretini gizleyemedi, gizlemedi de. Var gücüyle bu fitneyi yatıştırmaya çalışıyor şu an o da. Dolayısıyla Tayyip Hocam bölünmeye karşı çok candan bir kararlılık içinde olduğunu üslubundan anlıyoruz, görüyoruz.

Tayyip Hocam’dan ricalarım, Tayyip Hocam benden birebir aracısız duyuyor; Atatürkçü yönünü güçlendirsin, Atatürk düşmanları korkaktır. Acayip korkaktırlar. Ve Tayyip Hocamı harcarlar. Nitekim gördünüz. Anında harcarlar. Onlar acayip korkaktır. Onlar ev kabadayısıdır, sofra kabadayısıdır. Höt dediğinde, yatağın altına kaçar onlar. Onların ne olduğunu gördü Tayyip Hocam. Onun için bağnaz takımına hiç güvenmesin. Bağnazlardan sadece bela ve rahatsızlık gelir. Zaten onlar her halükarda ona oyunu verirler. Ama onların, demek istediğimi anlıyordur Tayyip Hocam, yani hiçbir şekilde, o kadar diyeyim! Atatürkçü yönünü güçlendirmesi, modern yönünü güçlendirmesi çok önemli. Hakikaten CHP’li gençlere de sahip çıksın, eğlenen, müzikten hoşlanan gençlere de sahip çıksın. Muhafazakarlar yine ona oyunu verir, bir şey olmaz. Modern olması onun muhafazakarlarca desteklenmesini ortadan kaldırmaz. Hiçbir şey olmaz, aleyhte hiçbir şey olmaz. Müziği desteklesin, heykeli desteklesin, sanatı desteklesin, resmi desteklesin. Bununla ilgili güzel girişimlerde bulunsun. Resim sergileri açtırsın. Ressamları ödüllendirsin, onore etsin. Heykeltıraşları teşvik etsin. Atatürk’ün dindar yönünü her yerde vurgulasın. Atatürk’ün din ile ilgili sözlerini anlatsın. Muazzam olur. Hayvanlara, bitkilere, yeşilliğe olan sevgisini sık sık anlatsın. Avrupa’ya dersini versin ama Avrupa halkına da sevgisini göstersin. Bütün Avrupa halkını sevdiğini söylesin. Amerikan halkını sevdiğini söylesin. CIA’ya tavır alsın, siyasilere tavır alabilir.  Ama halkını, çok çok sevdiğini, çok çok beğendiğini söylesin. Avrupa’nın sanatını övsün Tayyip Hocam. Ve Demirel’in döneminde solcular dediler ki “biz komünizmi getirmek istiyoruz” dediler. İşte “şunları yapacağız, bunları yapacağız” diğer eski başka siyasiler de bunları söylüyorlardı. Söylenen cevap şuydu; “söyleyin biz yapalım”. O üslup güzel olur. Yani güzel bir şey de söyleyebilir. Komünist olan da güzel bir şey söyleyebilir. Hakikaten şu Gezi Parkı olayında doğruydu söyledikleri. Doğruyu hemen kabul etmek lazım, hiç vakit kaybetmeden. Yani gereksiz gün aşırmak çok büyük hata olur. Saat hesabıyla “doğru çocuklar” diyeceksiniz, anında. Günler sonra değil, hemen belli oluyor doğru olan. Yani insanın basireti bağlanır, feraseti bağlanır bazen fark edemez. Doğruya doğru hemen. Hakikaten yüzde ellinin değil de, mesela komünistlere de sahip çıksın. Herkese sahip çıksın, dinsizlere, ateistlere. Sağın yine aynı şekilde oyunu alır. Bizim oyumuzu alır. Biz bozulmayız. Hoşumuza gider. Ultra modern sanat anlayışını, ultra modern bilim anlayışını desteklesin teşvik etsin. Bilim adamlarını dünyadan çağırsın. Türkiye’de ağırlasın. Dünyanın ünlü sanatçılarını çağırsın, ağırlasın. Ünlü heykeltıraşları, ressamları sanat yönünü ortaya çıkartsın. Mesela kaliteyle ilgili, sanat ve kalite bakanlığı olabilir. Sırf sanatı ve kaliteyi destekleyen bir bakanlık. Estetik üstüne yoğun faaliyetler yapabilir. Bu güzel olur.

Komünizme karşı, devletin o kadar güçlü bir yapılanması yok. Yani yazışmalar, şunlar, bunlar sonradan fark edildi. Anında cevap verebilecek mekanizma. Mesela ne tür provokasyonlar yapılır. Televizyona çıksın bilim adamları anlatsınlar. Komünistlerin yapacağı provokasyonları büyük kanallarda anlatabilirler.

Ani ayaklanmada halk ne yapacak, halk bilmiyor. Mesela komünist ayaklanmada. Halkın ne yapabileceği anlatılabilir. Devlet anlatsın. Yani biz anlatamayız, devlet anlatacak. AKP gençliği özel olarak yetiştirilebilir. Türk tarihine, Türk milliyetçiliğine bağlı, milliyetçi, mukaddesatçı, İttihad-ı  İslam’ı savunan, Darwinizme karşı, materyalizme karşı bir gençlik olarak çok güzel yetiştirilebilir. Muazzam bir kitlesi var. Ve böyle Ak Parti gibi gençliğinin mensubu olmakta özendirilebilir. Mesela çok kaliteli bir gençlik modeli olarak herkesin özen duyacağı bir modele kaydırılabilir. Ak Parti gençliğinden kimsenin haberi bile yok. Ne yaparlar, ne ederler haberimiz de olmuyor. Nerde toplanırlar, ne yer, ne içer kimse bilmiyor. Mesela çok cazip hale getirilebilir. Bir başkan olsun, başkan yardımcıları olsun kim olduğunu biz bilmiyoruz. Var mı? Başkanları falan ondan da haberim yok. Değil mi? Çok kaliteli bir gençlik anlayışı ortaya konsun. Pırıl pırıl böyle Avrupai gençler. Bir arada müzik dinlesinler, bir arada resim kursu düzenlesinler, onlar katılsınlar. Ünlü sanatçıları onlar ağırlayabilirler. Yeşillik faaliyetlerine katılabilirler, ağaç dikme faaliyetlerine katılabilirler. Cazip bir gençlik grubu haline getirilebilir. Ve herkesi içine alan, herkesi çağıran bir Ak Parti gençliği oluşturulabilir. Böyle kelebek bıyıklı tiplere pek itibar etmeye gerek yok. Türkiye o sistemden sıkılır, yapamaz Türkiye. Çünkü çok modern Türkiye’nin yapısı, gençlik de çok modern. Yani böyle 1945 model kelebek bıyıklı bay Mehmet, bay Naci havasında tipler yani. İşte Opel Niyazi havasında biraz garip olur yani. Beyaz çoraplı falan, ensesi pudralı tipler falan onlarla olmaz. Daha modern, yönlü o zaman ileri model bir gençlik halk tarafından, milletimiz tarafından çok benimsenir. Çok güzel olur. Yani bütün dünya böyle, bu tarzda çünkü. Bütün dünyada gelişim bu tarzda. Mehdiyet de, bu şekilde olacaktır.

Kadın dünyanın en güzel nimetidir, Allah’ın en güzel tecellisidir. Sevgiyle, saygıyla, hürmetle yüceltilerek değerlidir. Atatürk ne güzel konuşmuş, kadınla ilgili. Bağnazlıkta kadının değeri yoktur. Ama İslam’da, Kuran’da anlatılan Cenab-ı Allah’ın bizden istediği cennetteki anlatım, dünyadaki anlatım, kadın baş tacı. Dünyanın en büyük nimeti. Cennet nimetlerinin en büyük nimeti olarak anlatılıyor, maşaAllah. Cisim, cismani nimet olarak en büyük nimet olarak anlatılıyor inşaAllah. Bir Allah’ın tecellisi en büyük nimettir, ,nsan olarak tecelli ediyor, bir de Cenab-ı Allah kadındaki tecellisi, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin bir faaliyeti vardı. “Beyazıt ve Sultanahmet’te 500 adet A9 TV broşürü tur otobüslerine ve elden olmak üzere 50 adet de sizin İngilizce kitaplarınızdan dağıtmışlar. Canımızın içi, nurumuz Hocamızın ellerinden öper hayır dualarını bekleriz” diyorlar inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, onlar da çok şekerler. İyi olmuş, Allah onlara ilim, irfan, sağlık, sıhhat, iyilik, güzellik versin. Kedileri de çok şekermiş. Süsü de bayağı hoş, maşaAllah.

“Çevik kuvvet polisimizin yazdıkları özellikle de, sizin onlar için duanız bizi coşturdu. Sanki yer titredi, Hocam” diyor, İngiltere’den bir kardeşimiz.

Tabii polisimizin de alabildiğine şefkatli, alabildiğine merhametli, anlayışlı, olgun, güler yüzlü olması, nimettir, berekettir. Çok halim davranmak, zalimle, mazlumu çok iyi ayırt etmek. Mazluma şefkatle, zalime de artık kanunun ona tanıdığı imkanlarla mukabele etmek doğru olur, İnşaAllah. Ama orantısız güçten, şefkatsiz tavırlardan da şiddetli kaçınmak gerekir. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin bir notu var size; “Canımız bir tanecik Hocamız. Bir site açtık inşaAllah. Sitemizin adı komünizmlevedalasın.blogspot.com. Komünizm, Darwinizm, materyalizm bu gibi ideolojilerle artık vedalaşma zamanı geldi, diye düşünerek sitemizin adını Komünizmle Vedalaşın koyduk, Hocam. Sizin dualarınızı bekliyoruz. Sizi çok seviyoruz ve nurlu ellerinizden sevgiyle, saygıyla öpüyoruz, inşaAllah” Kardeşimiz sitede emeği geçenlerin isimlerini şöyle açıklamış; “Mustafa Üstün Hocamız ve onun talebelerinden Ömer, Melike, Sena ve Esra Zeynep. Ve ülkemizin çeşitli şehirlerinden aynı zamanda da yurtdışından bizi destekleyen emeği geçen kardeşlerimiz Mustafa, Doğuş, Yasin, Deniz, Şerife, Fahri, Bahar, Ufuk, Adem, Lokman, Cevval, Zeliha, Süreyya, Nazmi, Esra ve Fahrettin” demiş. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok faydalı olacağını umuyorum, çok güzel olmuş, Allah mübarek etsin.

Dinliyorum ben.

DİDEM ÜRER: Emekli savcı Gültekin Avcı, Bugün Gazetesi’nde bu son olayların, bir sol ayaklanma ve ihtilal hareketi olduğuna vurgu yapan şöyle bir yazı” yazdı;   “CHP’den tutun belli başlı yayın organlarına ve sermaye odaklarına kadar sokağın bu defa işi kurtaracağı umudu yoğunlaştı. Hatta bu umut kuvvetli bir inanca dönüştü. Bu yüzden yüzlerindeki maskeyi indirip, demokrasiye meydan okumaya başladılar. Fransız ihtilali tarzında bir halk ayaklanması ihtilal düşüncesi vardı” dedi. “Ancak bu insanların karşısına er geç savcılar dikilecek. Ama onlar fırsat kollamaya devam edecekler” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Evet, bunun bir komünist ihtilal provası olduğunu ilk ben söyledim. Ondan sonra diğer basın yayın organlarında konuşmaya başladık. Zaten ilk on gün birçok insanın ama büyük bir kitlenin dili tutuldu. Yazarların dili tutuldu. Hoca efendilerin büyük bölümünün dili tutulmaya devam ediyor, daha hala dilleri tutulmuş vaziyette bir kısmı çıkıp cingir, cingir bağırıyordu. Bakın, çıtları çıkmıyor. O badem bıyıklı Nur Talebesi Hocalar, açıp Risale-i Nur’dan anlatsana, Kuran’dan anlatsana. Tek kelime cevap yok. Konuşmadan aciz gibi bir görünüm veriyorlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz geçtiğimiz gün yine Ak Parti’nin birinci dereceden kalite üzerinde durmasını anlatmıştınız. Bugün de belirttiniz, çok detaylı örnekler verdiniz. Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı da ilk defa kalite konusu üzerinde duran bir açıklama yaptı; “Türkiye’nin büyük zenginliğinin insan kalitesi olduğunu” söyledi. “Özellikle Türk medyasında insan kalitesini yükseltmeye yönelik büyük projeler yapılmadığını” belirtti. “Bu sektörü ayakta tutabilecek tek şey var, o da hem dünya, hem de Türkiye’yi doğru anlayan en önemlisi insan gerçeğini doğru anlayan kaliteli insandır” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet ama kaliteden işte neyi anlıyorlar, o da çok önemli. Mesela adam badem bıyığını köşelendirirse, onun çok kaliteli olduğunu düşünüyor. Beyaz çorabı ipek karışımı olursa, onun da çok kaliteli olduğunu düşünüyor. Onu iyi idrak edecek bir tavır olması gerekiyor.

“Hocam selam. Birlik beraberlikten bahsediyorsunuz, AKP mitinginde üç hilalin ne işi var diyorsunuz. Üç hilal MHP’nin tekelinde mi? Övdükçe övüyorsunuz. Sanki MHP bu kadar övgüyü hak ediyor gibi. MHP’nin milliyetçiliği mi kaldı? Bugünkü grup konuşmasında Bahçeli, ‘Tayyip’le boşa geçen, heba olan on yıl’ diyor. Yazık, günah, bu da denmez siyaset yapacağım diye. Apo’yu neden asmadılar, asamadılar? Bunlarınki kuru gürültü, siyaset böyle bir şey. ANAP, DSP ve MHP zamanında bazı üniversitelerde ellerinde sopalarla hocaları dövüyordu bunlar. Yapmayın Hocam. Yapmacık oluyor ve sırıtıyor. Herkese hakkını verin Hocam.” Eren Berk. Tamam, dediğini yapalım, inşaAllah. Ama senin de hakkını avucuna koyacağım şimdi. “Birlik ve beraberlikten bahsediyorsunuz” onda bir sorun yok. “MHP mitinginde üç hilalin ne işi var diyorsunuz.” Üç hilal bulunur MHP mitinginde. MHP’li olma iddiası olmaz. Genel merkeze sormadan, MHP adına oya gidemez adam. MHP’yi temsilen “ben buraya geldim” diyemez. Bu ayıp. Anormal bir hareket bu. Yarın bir gün birisi çıksa, “ben Ak Parti adına geldim” dese CHP mitinginde, bunu kabul eder misin sen? Bu olmaz. Yani bu genel merkezi, parti yönetimini hiçe saymak olur. Saygıya uygun düşmez bu. Kastettiğim bu, yoksa üç ay mehterin bayrağında var. Ak Partinin bütün mitinglerine gidiyor mehter. Birçoğuna gidiyor. Saadet Partisinin mitingine gidiyor. Her yere gidiyor, her yerde var üç aylı bayrak. Üç aylı bayrak MHP’nin tekelinde tabii ki değil. Bütün millet kullanıyor üç aylı bayrağı. Ama MHP amblemini, MHP’yi temsilen bir hareketi bir insan genel merkeze, yönetimine, yöneticilere sormadan yapamaz. “Övdükçe övüyorsunuz.” MHP hareketi, komünizme karşı mücadelede binlerce gazi vermiş bir harekettir. Binlerce gaziye mal olmuştur. Türkiye’nin komünizme teslim olmaması. Sen o zaman belki çember çeviriyordun. Haberin yok. MHP çok emek vermiştir bu vatana. Bu millete çok hizmeti olmuştur. “MHP bu kadar övgüyü hak ediyor gibi” hak ediyor tabii ki. Yani daha önce insanlar dinden bahsedemiyordu, İslam’dan bahsedemiyordu. Ben 70’lerde, işte bu televizyon programları ilk başladığında, televizyonu açtım, televizyonda bir genç meydanda konuşma yapıyor, böyle atlarla geziyorlar, MHP mitingi, “namaz kılana yobaz diyemezsiniz. Oruç tutana kimse yobaz diyemez” diyor. Ben ilk defa duydum, acayip hoşuma gitmişti. İlk defa. Namaz kılana direkt yobaz deniyordu o devirde. “Mao değil Alparslan, Vietnam değil Türkistan” diye duvarlara slogan yazıyorlardı. Ve milliyetçilik fikri gençler içerisinde mukaddesata olan muhabbet, o devirde çığ gibi yayıldı. Gençlik o yönden eğitimsizdi. Birçoğu boştu. Milli ruhu gençlere enjekte etti MHP o dönemde. “MHP’nin milliyetçiliği mi kaldı?” Eğitime fazla önem vermiyorsa, biz MHP’yi uyarırız. Yani Ülkü Ocaklarında, MHP Gençlik Kollarında, eğer eski tarzda paneller toplantılar yapılmıyorsa, milli tarih anlatılmıyorsa, din, İslam, Kuran hakkında bilgi verilmiyorsa, Darwinizm ve materyalizmin geçersizliği anlatılmıyorsa eleştiririz. Ama o hususta bana olumsuz bir bilgi gelmedi. Ben, olumlu bir çalışma olduğunu düşünüyorum. “Heba olan 10 yıl.” Siyaset bu tabii siyaset öyledir. Her halükarda öyle demek durumunda. Çünkü eğer beğenirse, Ak Parti 10 yıl çok iyi hizmet yaptı derse, MHP’ye gerek yok anlamına gelir. Klasik siyasi düşünce hakim olduğu için, klasik siyaset hakim olduğu için, rakibini beğenmeme üstüne kurulu zaten sistem. Yani ben bunu benimsiyor değilim. Ama fiili bu şekilde. “Apo’yu neden asmadılar, asamadılar? Bunların ki kuru gürültü. Siyaset böyle bir şey işte.” Asma neyi halleder yani, asmayla neyi hallediyorsun? Milyonlarca taraftarı olan bir hareket var. Asmayla kesmeyle olmaz, fikirle olur. Düşünce ile netice alırsın. O zamanlar biz Avrupa Birliğine giriş için anlaşmalar yaptık. O dönemde idamların kalkması konusu gündeme gelmişti. Onu devlet kabul etti, hükümet kabul etti. Kabul edince dolayısıyla Abdullah Öcalan’ın asılması da durdu. “ANAP, DSP, MHP zamanında bazı üniversitelerde ellerinde sopalarla hocalar dövüyorlardı bunlar.” Bunlar kimi dövüyordu MHP’liler diyorsun ama ANAP, DSP, MHP koalisyonundan bahsediyorsun, hepsine içine alacak şekilde bir konuşma yapmışsın. MHP’liler kendilerini savundukları oluyordu, doğru. Yani okullarda, üniversitelerde, sokaklarda kendini savunduğu oluyordu. Ama o zaman Türkiye komünist işgal altındaydı, polisinde gücü pek yetmiyordu, pek değil yetmiyordu gücü. Devlet bu konuda yeteri kadar tedbir alamıyordu. Ülkücülerde devlete yardım etmek istiyorlardı o dönemde. Hataları yok mudur, vardır tabii. Çok hataları oluyordu, eksikleri oluyordu yanlışları oluyordu. Ama genel anlamda iyi niyetlidirler, genel anlamda çok faydalılardı. Ben kusursuzdular demiyorum. “Yapmayın Hocam” tamam yapmamam gereken bir şey varsa, yapmam. “Yapmacık oluyor.” Yapmacık değil de gerçekçi oluyoruz görüyorsun. Kelimesi kelimesine hepsi gerçekçi. “Herkese hakkını verin” herkese hakkı tevdi edilmiş oldu Eren Berk.

“Çok şahane düşünüyorsunuz ve konuşuyorsunuz Hocam” diyor, “çok şahane espri yapıyor ve insan psikolojisinden olağanüstünde anlıyorsunuz, maşaAllah” diyor.

“Beyazlarla muhteşemsiniz Hocam” diyor. “Seni çok seviyorum. Hocam, bankaya, mağazaya, okula nereye gidersem gideyim, konuşmaya girdiğimde konu” diyor “dönüp dolaşıp Mehdiyet’e geliyor” diyor. “Hemen anlatıyorum” diyor “canım Hocam ailecek sizi çok seviyoruz” diyor. Hakikaten çok gündem oldu Mehdiyet.

Cem O Garam 62; “Siz komünizmin anlamını bilmiyorsunuz acaba bilseniz, bu kadar öcü gibi davranmazdınız bence.” Gece gündüz anlatıyoruz televizyonda, “anlamını bilmiyorsunuz” şimdi oldu mu bu. Komünistlerin yaptığı tahribat, cinayetler, yakım, yıkım insanlara verdikleri acı belgelerle delillerle uzun uzun televizyonda anlatmıyor muyuz? Aileyi kabul etmez komünizm. Dini kabul etmez, ahlakı kabul etmez. Komünal toplumu ister ve proletarya diktatörlüğünü ister. Kan dökerek iktidara gelmeyi hedefler. Peki bunlar bir tehlike değil mi? Tehlike olarak görmüyorsan, o zaman yanlış düşünce, bana göre yanlış.

Polisi, askeri hepsini öldürün” diyor Lenin, açık açık diyor. “Ve acıyacağınız tutmasın, sakın acımayın” diyor. “Merhamet bizim kitabımızda yok” diyor “hepsini öldüreceksiniz” diyor. “Bombalayacaksınız, bankaları soyun” diyor.

Evet, Didem hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir Mehmet Ali isimli kardeşim şey soruyor; “Todays Zaman Gazetesi’nin yaptığı ankette Ak Parti oylarının yüzde 35 çıkmasıyla ilgili ne düşündüğünüzü” soruyor size.

ADNAN OKTAR: Yüzde 35’e bir yüzde 35 daha eklesin, doğru hesap o zaman çıkar. Yüzde 35’ten yüzde 35 çıkarsan, böyle olur. Ona bir 35 eklesin, tam doğru hesap ortaya çıkar. Çıksın sokağa bir sorsun. Adam hatta ailesinin içerisinde diyor “ ben Ak partiye karşıyım” diyor. Gidiyor sandıkta Ak partiye oy veriyor. Evet

DİDEM ÜRER: Hocam, Brezilya’nın 8 şehrinde 200 bin kişinin katıldığı protesto gösterileri oluyor. Halk, ülkenin çeşitli yerlerinde toplu taşıma ücretlerinin zammını ve 2014 Dünya Kupası için seçim yapılan harcamaları protesto amaçlı eylemler düzenliyor. Polis burada eylemleri bastırmak için gaz ve plastik mermi kullanmış. İngiltere BBC televizyonu bu eylemleri de olduğundan çok abartılı şekilde vermeye başlamış. Olayları adeta ülkede kaos olduğu şeklinde veren BBC’nin Türkiye’de yapamadığı oyunu, şimdi Brezilya’da olduğu söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Yani konuşsun adamlar, konuşmakla yollar aşınmaz. Bir de diyelim hava aşınmaz diyelim yani. Yayın yapsın. Aleyhte de konuşabilir, doğrusu söylendikten sonra konu yok, herkes özgür olsun. Uyanık olduktan sonra millet cevap verdikten sonra isteyen, diyen ne yaparsa yapsın.

DİDEM ÜRER: Brezilya’nın da Hocam ekonomisinin güçlendiği ve IMF’e borcunu kapattığı belirtiliyor aynı zamanda. Türkiye gibi.

ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin mesajı var; “Gebze’de ki kardeşleriniz ve talebeleriniz olarak, 16 Haziran Pazar günü Darıca’da piknik yapanlara kitaplarınızdan dağıttık. Daha sonra kardeşlerimizle toplu olarak Kuran’dan ayet okuyup İman Hakikatleri üzerinde konuştuk. MaşaAllah, bütün kardeşlerimizin size muhabbetlerini anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor. Sizi yakından göremesek de, şu an yaşayanlar içinde sizden daha yakın olan başka hiç kimsenin olmaması bizi çok mutlu ediyor, elhamdülillah” demişler.

ADNAN OKTAR: Evde bir nur var. Evde bir bereket var. Allah sofralarını bereketli kılsın. Allah her yerlerini nurla sarsın. Evde ki o küçük melek gibi varlıklar da evin bereketi. MaşaAllah, Allah yollarını açık etsin, sağlık sıhhat versin. Allah yolunda, Kuran yolunda onlara güç, kuvvet, sabır, metanet, basiret nasip etsin, inşaAllah.

Gidelim, yarın devam ederiz, inşaAllah.  

Masaüstü Görünümü