Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (20 Haziran 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sevgilim, ruhum, bir tanemle sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: İnsanların iman etmeyecek şekilde de yaratılması mucize. Halbuki bakıyorum, mecbur insan iman etmeye. Böyle seçme hürriyeti olacak şekilde yaratılmamış aslında. Cenab-ı Allah, alenen Allah’ın varlığı çok çok çok çok net sarih, kendi varlığımızı nasıl görüyorsak, o şekilde net olarak görülüyor. Ama iman etmeyecek insan da yaratıyor Allah. Evde de onu düşündüm. İmtihan o kadar önemli ki. Cennet anlamsız hale geliyor, Allah vermesin imtihan olmazsa. Çok çok mühim bir şey. Sevgi anlam buluyor. Çünkü öğrenilmesi gerekiyor sevginin, sabır, şefkat. Yoksa dümdüz oluyor kainat. Alem dümdüz oluyor. Ne kadar zor olursa imtihan, insan da o kadar kaliteli yetişiyor. Ne kadar imtihan kolay olursa da, o kadar kalitesiz yetişmiş oluyor. Yani imtihanın zorluğu çok çok makbul. Mesela sahabe çok zor imtihandan geçti. Onlar dünya tatlısı oldular. Sahabeler ekmek gibi böyle, herkes canı gibi seviyor. Çok mükemmel insanlar ama çok çok mükemmel insanlar. Ahirette de, cennette de çok mükemmel insanlar. Ama o kadar zorlu imtihan olmuşlar ki. Bak diyor ki Cenab-ı Allah, “iki taraftan sarılmıştınız” şimdiki gibi değil, dikkat edin. Hukuk, kanun yok, hiçbir şey yok. Üstten, üst taraftan ve alt taraftan, iki taraftan gözü dönmüş psikopatlar, ellerinde kılıç, gürz, satır, her şey var. Bir üstten Müslümanları şehit etmeye devam ediyorlar, bir de alt kısımdan devam ediyorlar. Müslümanlar ortada kalmış. “Yürekler ağza gelmişti, hançereler, hançereye dayanmıştı yürekler” diyor. “Allah ve Resul’u hakkında çeşitli zanlarda bulunuyordunuz bir kısım insanlar” diyor, bak imtihanın zorluğunu görüyor musun? İmanı güçlü olanlara bir şey olmuyor da, Peygamberimiz (s.a.v)’e bir şey olmuyor. Fakat imanı zayıf olanlarda, bak imanı yok değil, var. Var çünkü Allah için savaşa gidecek kadar imanlı. Ama o derece sıkışınca bu sefer haşa “Peygamber (s.a.v) doğru mu? Ya Peygamber (s.a.v) şimdi öldürülürse, boş yere mi biz buraya geldik? Ya Allah yoksa?” diye haşa, şüpheye başlıyor. Bu imtihan bittikten sonra Allah, darmadağın ediyor düşmanı. Gayet kolay Allah için. Hayır orada yenilebilirler de. O da kaderde olur. Şehit olursun, ne güzel, nur gibi hemen Allah’ın huzuruna gidersin. Ama Peygamberimiz (s.a.v)’in peygamberliğinin bir delili yüzde yüz kaybedilecek görülen bir savaş, yani yüzde yüz kaybedilir, öyle bir şey teknik olarak mümkün değil, kazanması. Onu kazanıyorlar. Yani o tür savaşların kazanılması imkansız. Senin on mislin ordu seni sarmış, on misli. Ve psikopat bunlar yani adam öldürme uzmanı adamlar. Cinayet uzmanı. Allah’tan korkmuyor, manyak adamlar. Allah’ın hikmeti hepsini yeniyorlar. Mesela insanlar bunu anlatıp geçiyor. Kardeşim olacak iş değil bu. Bu mucize, bu. Nasıl olur bu ya? Mesela Peygamber (s.a.v)’in etrafı sarılıyor, kaybediyorlar sahabeler Peygamberimiz (s.a.v)’i. Adamlar aralarına alıyorlar daire şeklinde, Peygamberimiz (s.a.v) aralarında kalıyor. Böyle bir şeyde şahadet yüzde yüzdür. Şimdi sen buradan görüyorsun adamı. İki yandan nasıl göreceksin? Sırtından nasıl göreceksin? Ok var, gürz var, kılıç var, her şey var adamların elinde, kargı var, mızrak. Biri mızrak atabilir, biri ok atabilir, biri kılıç vurur, biri gürz vurur. Zaten amaçları sadece Peygamberimiz (s.a.v)’i şehit etmek, onun için toplanmış oraya adamlar. Aa, aralarından çıkıyor Peygamberimiz (s.a.v) sapasağlam. Uzun süre kayboluyor Peygamberimiz (s.a.v), hatta zanlarda bulunuyorlar, “acaba ne oldu?” gibisinden.

Bunlar, büyük mucizedir. Çok büyük mucizedir ama bu mucizelerin üzerinde pek durulmuyor. Yani insanlar işte böyle daha belirgin bir şeyler arıyor gibi bazıları. Şimdi şunu düşün, yanan bir evin içine bir insan giriyor da, sapasağlam çıkıyorsa, bu normal bir şey mi? Bunun gibi bir şey. Etrafını senin üç yüz, beş yüz kişi sarmış, ortada kalmışsın, sapasağlam çıkıyorsun. Sapasağlam, hiçbir şey olmadan çıkıyor. Nasıl olur öyle bir şey? Atatürk’ün de hayret ettiği bu. Atatürk bu konunun üstünde çok duruyor. Yani peygamberliğine delil olarak gösteriyor. Oradaki galibiyeti, Müslümanların galip olmasını. Olacak iş değil gibi görünüyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye’nin ev sahipliğinde Mersin’de gerçekleştirilen on yedinci Akdeniz Oyunları’nın resmi açılışı bugün yapıldı. Oyunlarda yirmi dört ülkeden, 2994 sporcu mücadele edecek. Başbakanımızın da konuşma yaptığı açılışta muhteşem bir mehter gösterisi yapıldı Hocam. Mehter çalarken, dev sahnenin ortasında ışıklardan büyük bir Osmanlı amblemi resmedildi. Ardından Cumhurbaşkanlığı forsunda bulunan on yedi yıldız mükemmel bir görsel şölenle izleyicilere gösterildi. Ayrıca kaşıklı halk oyunları dansı yapılırken tribünlerde oturan binlerce kişi de kendilerine dağıtılan kaşıkla müziğe eşlik ettiler.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar bak. Mehdiyet budur. Neşeli millet, canlı millet. Tayyip Hocam’a da helal olsun.

Bir yer sırf Kürt kontrolünde olmaz. Bir yer sırf Laz kontrolünde olmaz. Laz’ı, Kürt’ü, Çerkez’i sürekli karışık olması lazım. Çok tatlı bizim milletimiz. Çok değerlidir, hepsi değerli. Lazlar mesela çok şekerler, sempatik, neşeli, zeki, espritüel. Her yerde bir Laz olması lazım. Kürtler mesela çok efendi. Çok nezaketli, saygılı, hürmetli. Her yerde bir Kürt olması lazım. Hatta mümkünse keşke bir başbakan Kürt olsa. Cumhurbaşkanı Kürt olsa-ki, bu Kürt fitnesi yani bu PKK fitnesi, Kürtlerin adına yapılan PKK fitnesi, ortadan kalksın. Çünkü Kürtçülüğü saf ırk, faşist bir kafayla değerlendiriyorlar. Kardeşim Kürt dediğin senin Hz. Adem (a.s)’ın evladı, Hz. Nuh (a.s)’ın evladı. Aynı soydanız, aynı. Kardeşiz. Niye bu efendi insanlar, bu dindar insanları benden ayırmak istiyorsun sen? Zorun nedir? Niye bu fitneyi çıkarıyorsun? Yani ayrılıkçı fitne, ayrılıkçı Kürt fitnesi. Bunu biz istemiyoruz. Böyle bir sıkıntı istemiyoruz. Ben ne zaman bir Kürt kardeşimi görsem içim coşuyor. Hakikaten çok seviniyorum. Mesela geçenlerde buraya gelen o Ak Partili bir Kürt kardeşimiz var, önde gelenlerinden, aynı zamanda akil adam. Çok efendi çocuk. Yine büyük bir mağazada, mağazanın sahibi olan bir insan var, yerini söylemeyeyim de, iki büklüm oluyor adam geldiğimde böyle. Elime kapanıyor böyle, koskoca insan, yaşı da ileride. Müthiş hürmetkar. Görülmemiş böyle bir hürmet, nezaket. Güneydoğu hep böyledir. Ben bu insanlarla beraber yaşamak istiyorum. “İstemiyorum.” Deli misiniz siz? Genetik ayrılık istiyor adam. “Saf Kürt olacak herkes” diyor. “Polis saf Kürt, doktor saf Kürt olacak.” Delirdin mi sen? Mardin’de ben Laz eczacı istiyorum. Arnavut lokanta sahibi istiyorum. İzmir’de Kürt vali istiyorum. Karışık yaşayacağız. Bütün Türkiye blok bizim, bütün Türkiye. Her yerinde yaşarız. Bir yerlere yoğunlaşmaya gerek yok. Her yere dağılalım. Her yerde olalım. Ve birbirimizi de coşkuyla sevelim. Kardeş olalım. Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray onlar da birbirlerini çok sevsinler. Bazı köfteler, acayip öfkeli oluyorlar maçtan sonra. Şimdi kalabalık grup halinde gidiyorsun, mesela on kişi, yirmi kişi, bir tane karşı takımdan çocuk görüyorlar. Ne kadar ayıp, ona oturup saldırmak, ne kadar vicdansızlık. Ne delikanlılıkla alakası var bunun, ne mertlikle, ne Müslümanlıkla. Hiçbir şeyle alakası yok. Niye suçu ne ayrıca? Hiçbir suçu yok. Sadece bir spor takımını destekliyor o kadar. Gördüm mü de mesela uçtuuçtu yapın, omzunuza alın, şaka yapın. Mesela böyle havaya atıp atıp tutuyorlar falan. Güzel tatlı şakalar yapın. Mesela alın götürün, beraber yemek yemeğe götürün. Şaka yapın yani, güzel şeyler yapın. Ne gerek var dövmeye, sövmeye, şişlemeye, kesmeye, asmaya, içmeye? Bu dehşet kafası, iman zafiyetinden oluyor. Onun için takımlar, futbol takımları sevgi, merhamet, şefkat üzerine özel eğitim vermeleri gerekir. Basına da, kulüplere, her yerde özel sohbetler düzenlenmesi lazım. Sevgi günleri diye gün yapmaları lazım, kaynaşma toplantıları yapmaları lazım. Ama maç sırasında yıksınlar ortalığı ayrı. Ama dövüp sövmenin bir anlamı yok? Mesela adam langırt da oynuyor, kızmabirader de oynuyorsun, adı üstünde “kızma” diyorsun. Ama düşman olmuyorsun. Sevgiyle olayı değerlendirmek lazım. Ama sevgi, eğitimsiz pek olmaz. Öncü olunması lazım, birilerinin örnek olması lazım, teşvik etmek lazım, seven insanları takdir etmek lazım, sevgi toplantılarını yüceltmek lazım. Takımlar bir araya gelip, sık sık sevgi yemekleri oluştursunlar, sevgi toplantıları oluştursunlar, kardeş toplantıları oluştursunlar. Çünkü Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş taraftarları bunlar bizim dinamik gücümüz, Türkiye’nin aktif gücü. Bu gençler, hem çok zeki, hem çok atak, hem sporcu ruhlu, çok yaman gençler. Yani Türkiye’nin büyük gücü bu. Üç takım çok büyük güç. Birbirlerini sevdiklerinde muhteşem olur. Trabzonspor da dahil, tabii diğer takımlar da dahil, hep böyle sevgi toplantıları, muhabbet toplantıları. Mesela Diyarbakırspor, bir ara o çocukları mahcup ettiler. Mesela onların gönüllerini alabilirler, buraya İstanbul’a geldiklerinde sazlı sözlü güzel toplantılar yapılabilir. Fasıl getirtsinler, Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Diyarbakırspor hepsi karışık masa yapsınlar, güzel eğlensinler, neşeli. Türkiye’yi öven sloganlar atabilirler. Bu aktif canlılıkları muhteşem. Çünkü çok azda olsa hımbıl gençlerimiz var. Hımbılizme karşı bu muhteşem canlılık çok güzel.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: AK Parti milletvekili Şamil Tayyar, Cumhurbaşkanımızın gezi eylemleri sırasındaki tavrını eleştiren bir açıklama yaptı: “Sayın Gül’ün gezi eylemleri sırasında ‘mesaj alınmıştır ve demokrasi sadece sandık demek değildir’ çıkışları, partimiz tabanında ve milletvekillerini rahatsız etmiştir. İktidar ve Sayın Başbakana karşı uluslararası güçlerin de devreye girdiği bir oyun sergilenirken Sayın Gül’ün bu açıklamaları, selden kütük mü kapmaya çalıştı düşüncesini akla getiriyor. Bu tavrı bizi rencide etmiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: “Rencide etmiştir” Abdullah Gül Hocamız doğru konuştu. Şamil Tayyar Hocam’ın gönlü rahat olsun. Böyle bir ortamda böyle bir üslup yatıştırıcı, sevecen ve makul bir iktidarın görünümünü ortaya koyar. Ne deseydi? Sert üslup rencide edici oluyor. Gençlik rencide oluyor. Kardeşim komünisti de rencide etmek doğru bir şey değil. Yani komünisti niye rencide edelim? CHP gençliği zaten bizim gençlerimiz, niye rencide edelim? Cumhurbaşkanı’nın tavrı doğru; yanlış olan bir şey yok. “Mesaj alınmıştır” gayet güzel söz. Alınmadı mı mesaj? Alındı ve uygulandı. “Biz mesajı almadık” dese, peki bu uygulanan ne? Ağaç dikildi oraya. Bahçe genişletildi. Faaliyet durduruldu. Mesaj alınmış demek ki. Ne diyor?

DİDEM ÜRER: “Demokrasi sandık değildir” diyor.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Ben aldım yüzde elliyi istediğim gibi yönetirim. Öyle değil. Diğer yüzde elliye göre de yönetmek durumunda. Diğer yüzde ellinin isteklerini de yerine getirmek durumunda iktidar. Yani yüzde yüzün isteklerini yerine getirecek. O şekilde olmaz. Acayip gerginlik meydana getirir, çok rahatsız eder. Olur mu öyle şey? Şamil Tayyar Hocamız şüphelenmiş. Yani şöyle bir şey düşünüyor benim kanaatim. “Selden kütük mü kapıyor?” Yani ortalık karışmışken, Sayın Cumhurbaşkanımızın politikaya atılmak istediğini düşünüyor benim kanaatim. Öyle bir söz var çünkü. Ve Tayyip Hocamı ekarte edip, onun etrafında bir grup oluşturarak, işte bu sık sık ağlayan o neydi?

DİDEM ÜRER: Bülent Arınç mı?

ADNAN OKTAR: Bülent Arınç Hoca, o beraber bir şey oluşacağını, bir hükümet oluşacağını ve Tayyip Hocamı ekarte edeceğini düşünüyorlar. Millet vefalıdır bir kere. Tayyip Hocamı kimse harcayamaz. Onu milletimizin vicdanı kabul etmez oy vermeyenlerin bile vicdanı kabul etmez. Öyle adam harcama olayı olmaz bizde, öyle bir konu olmaz. Bu kadar emek verecek, bu kadar cesaret gösterecek, İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü’nü etkisin hale getirecek. Mafyaları etkisiz hale getirecek. Sonra diyeceğiz ki; “Senin işin bitti. Bize yeteri kadar hizmet ettin. Hadi bakalım yolcu yoluna. Sen git artık. Sana ihtiyacımız kalmadı. Biz ufuklara yelken açalım. Nerede kalmıştır?” Böyle bir vicdan olmaz. Böyle bir şey olmaz. Buna müsaade etmem, müsaade etmeyiz. Böyle bir şey olmaz. Abdullah Gül, tatlı bir insan sevecen zaten görülüyor. Şeker gibi yani, hakikatten çok halim. Çok çok halim, yani biraz Hz. İsa (a.s) meşrepli, Hz. Ebu Bekir (r.a) meşrepli.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Devlet Bahçeli bugün bir açıklama yaptı: “Türkiye’yi bölmeye araç olarak kullanacak bir başkanlık sistemi kavramı, onun yanında bir özerklik, onun yanında federal ve sonunda da adını koydukları Kuzey Kürdistan gibi bağımsız devlet hayallerinden vazgeçilmelidir. Son söz söylenmemiştir. Son sözümüz Taksim’e benzemez” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, efeme bak, çok güzel konuşmuş. Ölümüne kabul etmeyiz, ölümüne. Cesetlerimizi çiğnerler, ondan sonra, Güneydoğuyu da alsınlar, Türkiye’yi de alsınlar, her yeri alsınlar. Yetmiş milyon hepimizi şehit ederler, tamamı onların. Sırf Güneydoğu değil, hepsi onların olsun.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Engin Ardıç, durma eylemlerini eleştiren bir yazı yazdı: “Başbakan karşıtı herkesin birden bu eylemlerin erdemlerini anlatmaya başladığını, solcu gençlerin bu olaylarda dış bağlantılar tarafından nasıl kullanıldıklarından haberlerinin bile olmadığını” söyledi. “Almanya gibi ülkelerin de Türkiye’ye sürekli durun telkininde bulunduğunu ama Türkiye’nin tam aksine koştuğunu” belirterek “eylemcilere siz durmaya devam edin. Siz bir yandan dururken Başbakan Erdoğan diğer yandan seçimleri kazanmaya devam edecek” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, bir kere bir insanın üstüne gelindiğinde bir anda o insanı harcamaya kalmak, haklı bile olsa bir insan delikanlılığa yakışmaz. Sonuna kadar yanında oluyorsun. Rahat bir zamanda bırak. Ama üstüne varıldığı anlarda, baskının yoğun olduğu anlarda ittifakla üzerine varıldığı anlarda, bir insanı yalnız bırakmak, delikanlılık ruhuna yakışmaz. Bence ayıp ediyorlar. Bir de Tayyip Hocamın öyle bir ihtiyacı olduğunu zannetmiyorum. Onların desteğine ihtiyacı olduğunu zannetmiyorum. Ama büyük manevralar, büyük oyunlar döndüğü belli. Fakat millet çok akıllı, millet ferasetli, bizde oyun tutmaz.

Şeyhimiz Sultanımız dünyanın en tatlı Şeyhi. Hem dışarı devreye, hem de bahçeye çıkmış. Bahçeye arada sırada çıkıyor. Bahçesi de çok şeker. Şeyhimize giderken, güzel kokulu Isparta gülü alsınlar fide, açmak üzere olan bahçeye eksinler Şeyhimizin bahçesine, o sever gül koklamayı. Gerçi onun orada gülleri var ama bana az gibi geldi. Yani kokulu gül önemli o geçtiği yerlere falan eksinler. Şeyhimiz o güzel gül koklarsa, Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetini ihya etmiş olur, iyi olur. Birde bu aralar, bir şey ayarlayın da Şeyhimize ziyarete gitsinler. Birde Şeyhime Osmanlı birkaç parça bakır. Sever o, dünya tatlısıdır. Sanattan en ziyade anlayan insandır. Güzelliklerden ziyade anlayan insandır, Şeyhimiz. Herkes kıymetini bilsin, dünya tatlısı Şeyhimin. Neşesi, sevinci, güzelliği muhteşem, maşaAllah. Sağlığına, sıhhatine her şeyine çok dikkat edelim, Şeyhimizin. Görüşmelerde de bir cam koruma ihtas etmişlerdi, bir bakalım ona, o iyi, inşaAllah. İnsanların fazla yaklaşmasını engelleyen. Onun dışında Şeyhimizin neşesi, keyfi yerinde elhamdülillah, maşaAllah

Sayın Bahçeli’nin demin ki konuşması önemli. MHP’nin konumu çok önemli. MHP’ yi eritme mantığı da çok yakışıksız. Zaten öyle bir şey olmaz da, fakat onu hayal etmek yakışı kalmıyor. MHP daima güçlü olması gereken bir parti. Bu millete büyük hizmet vermiştir, daha da büyük hizmet verecek. İttihad-ı İslam’ın oluşmasında MHP’nin çok büyük emeği olacaktır. Allah Büyük Birlik Partisi’ne de, MHP’ ye de, Saadet Partisi’ne de güç kuvvet versin, her üçü de önemli inşaAllah.

Rota Haber’in editörü Ahmet Memiş Bey. Sizin sözlerinizi Twitter de paylamış. Tayyip Hocam büyük hizmetler yapacak. Sonra bazı sana artık ihtiyacımız kalmadı, diyecek, böyle vicdan olmaz” dedi, diyor.

DİDEM ÜRER: Evet, siz söylediğiniz Twitter adresinizde yazanı aynen almış.

ADNAN OKTAR: “Bence de doğru söylemiş. Ben bazı denilerek adrese teslim, cümleyi kastettim. Bazıları da cemaat oluyor, sanırım.”

Yok, cemaatin öyle bir maceraya girecek durumu yok. Çünkü aklıselimle hareket eder. Tamam Tayyip Hocamı Allah esirgesin harcadıklarını düşünelim. Yerine bir şey koymaları lazım. Yani böyle bayağı sağlam, sıhhatli bir şey orta da bir şey yokken böyle nasıl böyle bir şey olsun. Bu kargaşa demektir.

 Ayrıca Tayyip Hocam da, ben hırs yaptım, hiçbir şekilde bırakmam demiyor ki. Bak çok net konuştu dedi ki: “3 dönem benim görevim. Bu son dedi, bitiriyorum”  dedi. Daha ne desin. Benim bir hırsım yok diyor. 2 metrekare mezar diyor. Başka bir şey istediğim yok, benim diyor. Dünyadan geçtim ben diyor. İsterseniz asın, ne yaparsanız yapın, diyor. Ben kefenimle geziyorum. Allah için yaşıyorum diyor. Daha ne desin? Ama tabii tek bir insanın aklıyla olmaz, istişare şart. İstişare Peygamberimizin (s.a.v)’in sünneti, Allah’ın emridir. Tayyip Hocamda buna riayet ediyor, gördüğüm kadarıyla.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: “Mümtazer Türköne Diyarbakır’da yapılan Öcalan’ın talimatıyla başlayan bir dizi konferans düzenlendiğini ve burada bağımsız Kürdistan’a giden yolun taşların döşendiğini” söylemiş. “Eğer bir Kürdistan kurulacaksa, buranın bağlanacağı bir merkeze ihtiyacı var. Bağımsızlık isteyen Kürt siyasetçilerine siz bu soruyu Başkent neresi olacak? diye sorabilirsiniz. Kürt siyasetçiler kapalı veya açık kaplar arkasında istedikleri kadar devlet yıkıp, devlet kursunlar. Kürtlerin ikna olacağı tek seçenek var, Kürdistan’ın Başkenti İstanbul olacak” demiş.

ADNAN OKTAR: O ne demek?

DİDEM ÜRER: Allahualem, federasyon anlamında söylüyor, Hocam. Yani öyle bir Kürdistan kurulacak. Ama yine Türkiye’ye bağlı olacak.

ADNAN OKTAR: Yok kardeşim federasyon olduğunda, haftasına hadi bize müsaade derler. Olur mu öyle şey? Yani komünist bir devlet olacaktır. Allah esirgesin. Komünist devlet ne alaka Türkiye’yle beraber olmak istemez. Suriye’deki komünistlerle ittifak edecekler, sonra İran komünistleriyle uğraşacaklar. İran’ı herhalde biraz gözlerine tam kestiremiyorlar. Çünkü İran öyle bir şeye pek yanaşmaz. İran kodum mu oturtturur, yani öyle bir şey olmaz. Ama Suriye’yi kolay görüyorlar, Irak’ı kolay görüyorlar. Suriye, Irak onları alırlar, Allahualem. Kendi kafalarına göre Türkiye’de de kolay kargaşa ortamı elde edeceklerini düşünüyorlar. Bir kere insancıl değiller, sevgi dolu değiller, egoistçe. Kürt olmayana hayat hakkı tanımayan bir üslup. Çok kötü, çok sevgisiz insaniyetten uzak bir ideal. Hem komünist, hem egoist. Hem ırkçı, çok ürkütücü bayağı berbat bir sistem, olmaz o.  Şeytani bir sistem. Bunu çözümü Mehdiyet’tir, İttihad-ı İslam’dır.

Abdullah Öcalan bile bunun farkında, İttihad-ı İslam’a konuyu getiriyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Çözüm sürecinde hükümetin durumunu eleştiren BDP eş genel başkanı Gülten Kışanak: “Barış için karakol inşatların durdurulması lazım, karakola ihtiyacımız yok. Hükümet karakol yapacağına parlamentoda yasa çıkar” dedi.

ADNAN OKTAR: Uçsuz, bucaksız bir arazi, orada karakol olmayacak, kimse olmayacak çok riskli. Bir olay olduğunu düşün, adli bir olay olduğunu düşün. Vatandaş nereye gidecek? Kim koruyacak vatandaşı? Uçsuz, bucaksız mesela 50 km, 100 km bir boşluk. Nereye gidecek? Olur mu öyle şey, tabii karakolda olacaktır, hastanede olacaktır, her şeyde olacaktır. Ama sırf karakol olarak değil de, yanında mesela onun küçük böyle düzgün bir hastane, bir klinik tarzında, yanında bir market, böyle bir toplu sistem olarak inşa edilirse, daha güzel olur, inşaAllah.

Yalçın Yılmaz Ahı tutan adam: “Tayyip Hocamız’ın sizden feyiz alması lazım. Sizlere bu aralar bahsettiğiniz sevgiyi unutmuşa benziyor.”              

Sevgi, dünyanın yaratılış amacıdır zaten. Yani sevgi yoksa, siyasetinde bir anlamı yok, hayatında bir anlamı olmaz. Yani dünyanın gayesini Allah, sevgi olarak yaratmış. Allah “Beni sevin, Ben de sizi seveyim” diyor. Bütün sistem bunun üstüne kuruludur. Sevgi yoksa, hiçbir şeyin anlamı kalmaz.

Ahmet Berker; “Hocam bir konuda şevkim heyecanım azalıyor. Altınçağ olunca hiç sevap alamayacak mıyız? Çünkü zorluk çok azalıyor, rahatlık meydana geliyor. Ve zorlanmadığımız için, Allah bizden razı olmayacak mı?” Olur ama sevabın kuvveti düşer tabii. Peygamberimiz (s.a.v)’in zamanında cihatlar oldu savaşlar oldu, sonra huzurlu sakin bir dönem başladı. Ayette diyor zaten “aynı değildir” diyor “alacağınız sevap.” Açık açık söylüyor Allah. Sonra insanlar tasaddukta ettiler, malını mülkünü verdiler ama değeri artık çok azalır. Ama bundan rahatsız olmanın bir alemi yok, çünkü kalbi olarak Allah’a çok yaklaşabilirsin, sevgini arttırabilirsin, onun sevabı çok. İmanını arttırırsın. En çok sevap, imanı arttırmaktan gelir. Yani eğer sen sevabının artmasını istiyorsan, samimiyetini çok arttırırsan, çok fazla sevap alırsın, ucu bucağı yok bununda. Samimiyete bağlı imanını çok arttırırsan, ondan çok fazla sevap alırsın. En çok sevap buradadır yalnız bak sana söyleyeyim. Yoksa Allah diyor “yapıp ettikleri boşa gitmiştir” diyor. Adam çalışır çabalar ama imanı zayıftır, samimiyeti zayıftır, çok uğraşmıştır ama netice alamaz. Adam çok samimidir, çok imanlıdır az gayret eder ama çok büyük netice alır. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’da öyle. Hz. Mehdi (a.s) imanından samimiyetinden dolayı çok sevap alıyor. Yoksa Hz. Mehdi (a.s) çok fazla çalıştığından dolayı değil. Bediüzzaman diyor: “vakit ve hal müsaade etmez” diyor. Yani o kadar yoğun bir şeyi var gibi görünüyor ama yani hayatın bütün sosyal yönlerinden çekildiği görülüyor. Vakit ve hal müsaade etmez ne demek? Kolay bir faaliyet içinde olacağını anlaşılıyor. Ayette de var: “seni kolay olanda başarılı kılacağız” yüksek iman. Mesela Hz. Yusuf (a.s) hapishanede oturuyor, tamam. Zor şarttı onun şartları ama iman ve samimiyetinden dolayı. Hapishanede birçok insan var, o zaman herkes aynı sevabı alır. Adam da hapishanede ama cehenneme gidiyor. O hapishanede ama cennete gidiyor. Neden, samimiyet ve imanın yüksekliği. Allah’ı sevme gücünün yüksekliği. Allah’ı insan ne kadar çok severse, o kadar çok sevap alır.

“Çok çekici, çok etkileyici canım Hocam. Kuvvetli yer çekimi gibisiniz. Aklınız bizi çekiyor, yakışıklılığınız da öyle” diyor. “İmanınız bizi çekiyor, Allah aşkınız da öyle. Bayılıyoruz size, bayıla bayıla çekim kuvvetinize kapıldık, maşaAllah, inşaAllah” diyor, bir hanım kardeşimiz.

“Muhterem Adnan Hocam, değerli bilgi paylaşımlarınızı uzun süredir uzaktan takip etmekteyim. Yıllar boyunca tüm insanlara doğru yolu göstermek için, göstermiş olduğunuz çabanız memleketimiz için göstemriş olduğunuz hassasiyetli emeğiniz ziyadesiyle önem arz etmektedir.” MaşaAllah.

“ABD eski Dışişleri Bakanı Rice; ‘22 ülkenin haritası değişecek’ demişti. 22 ülke. “Irak düştü, Suriye can çekişiyor sıra Türkiye’ye gelmiş olabilir mi? Sayın Başbakan’da hedef Türkiye demişti. İstanbul 428 park varken, Taksim Meydanı’na en yakın olan parkta böyle bir hareketlilik tesadüf olabilir mi?” Bak “İstanbul’da 428 park varken Taksim meydanına en yakın olan parkta böyle bir hareketlilik tesadüf olabilir mi? Dış bağlantı şüphesi olabilir mi? Varsa muhtemel şüpheliler kim olabilir?” Cahit Kayıkçı. Bir oyun dönüyor belli, bu görülüyor da, fakat Tayyip Hocama da yardımcı olmak, destek olmak. Böyle olaylarda özellikle sahipsiz bırakmamak çok önemlidir. O zaman başka bir liderde lider olmaktan da çekinir. Der adam, kimse sahip çıkmıyor kimseye. Adnan Menderes’e sahip çıkmadılar, bilmem şuna sahip çıkmadılar, bana da sahip çıkmazlar, en iyisi ben siyasete girmeyeyim der adam. Sahip çıkacaksın ki, milletimizin vefa hissi, sadakat hissi görülsün, yiğitliği, delikanlılığı görülsün. İnsandır hata yapabilir, hafif bir eğrilse bile veyahut eğse bile. Onu harcarsan, o zaman insan kalmaz. O zaman kim başbakanlık yapacak, kim siyasete girecek? Adam harcamak bu kadar kolay olmaması lazım.

Benim canıma dua etsinler, Esila’ya. “Hastalık 2 yıl boyunca negatif olarak devam ederse, 2 yıl sonra ilacı kesiyorlarmış.” Şifa oluyormuş, şu an negatif devam ediyormuş, inşaAllah öyle olur.

İsrailli gazeteci Hana Levi bana bir soru sormuş. O soruyu sor bir bana. Sonra herhalde o cevabı çeşitli gazeteler değerlendirecek. Yorumlarda kullanmak üzere rica etmiş, sen de okursan.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: El Cezire televizyonunda, Sıtrim isimli programda, İsrail’de, Haredimlere verilen hakların kısıtlanması ile ilgi program yapıldı. Haredim’ler İsrail’de ultra Ortodoks kesimi temsil ediyorlar. İsrail’de her on kişiden biri Haredim. Haredim, Allah’ın huzurunda titreyen kişi anlamına geliyor. Haredimler askere gitmiyor, yüzde 60’ı da çalışmıyor. Kendilerini tamamen dine, Tevrat çalışmalarına adıyorlar. Geçimlerini İsrail hükümetinin desteği ve toplanan bağışlar sayesinde sağlayabiliyorlar. Şu anda İsrail’de yeni kurulan koalisyon hükümeti, Haredimlerinde askere gitmelerini zorunlu kılacak yeni bir yasa tasarısı hazırlıyor. Kudüs Belediye Başkan Yardımcısı Haham İzak Pindurus, ‘3000 yıldan beri süregelen bu geleneğin değiştirilmesini dinen uygun olmadığını bu geleneklerin yaşatılmasının devletlerinin var olma sebebi olduğunu’ söyleyerek, bu yasa tasarısına karşı çıktı. İsrail’de ki sirküler vatandaşlar ödedikleri vergilerin Haredimler için kullanılmasına karşılar. Onların kendi geçimlerini kendilerinin sağlaması gerektiğini savunuyorlar. Ayrıca Anadolu Ajansının yaptığı haberde Midraş Eliyahu Kolel Okulu baş hahamı Bahtera Moshe konuya ilişkin tartışmayla ilgili olarak şunları söyledi; ‘Allah’ımız Sina’da Hz. Musa’ya gökyüzünü açıp Tevrat’ı verdiğinde ne dediyse, binlerce yıldır onu yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Askerlik konusunda dayatmalara boyun eğmeyeceğiz. Eğer hükümet kanunu çıkarırsa, hepimiz hapse gideceğiz gene de hapse gitmeyeceğiz. Bize Tevrat böyle bir şey söylemiyor’ dedi. Haredimler ‘hükümetin hazırladığı bu yasa tasarısının Tevrat’a aykırı olduğunu’ söylüyorlar.”

ADNAN OKTAR: Benim görüşümde, bu 3000 yıllık geleneğin bozulmaması yönünde. 3000 yıldan beri bu gelenek böyle devam ediyorsa, bu şekilde devam etsin. Dindar kesim, İsrail’in var olma sebebidir, bu doğru. O zaman orada devletin bir anlamı yok. Yani Avrupa’da her yerde yaşayabilirlerdi. O zaman niye oraya toplanmışlar, İsrail’e niye toplanmışlar? Tevrat böyle dediği için, Kuran’da böyle geçtiği için. Allah için oraya toplandılar. Zor bir coğrafya onlar için, zor bir ortam. Ama oraya kaderin sevkiyle Tevrat’ın işaretiyle, Kuran’ın işaretiyle geldiler, orayı vatan ettiler kendilerine. Dolayısıyla, oradaki dindarların konumu çok önemli. “Devletin varlık sebebi” diyor, doğru söylemiş, doğru anlatmış. Aksi, İsrail’in anlamsızlaşmasına sebep olur. İsrail anlamını, dindarlarla buluyor. Yoksa Tel Aviv’deki gibi bir ruh, İsrail’e hakim olmuş olsa, İsrail’in bir anlamı kalmaz. O yüzden, üç bin yıllık geleneğin devam etmesinden yanayım ben, görüşüm bu inşaAllah.

Evet Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Şahin Alpay son yazısında: “Gezi Parkı direnişi bir kez daha Türkiye’nin ne kadar merkeziyetçi bir idari yapısına sahip olduğunu,  bu merkeziyetçiliğin şimdi neredeyse tek bir kişinin yani Başbakan’ın elinde toplandığını gösterdi. İstanbul’a büyük hizmetleri olan Belediye Başkanı Kadir Topbaş, neredeyse sahneden silindi. Kanaatimce kendisini yok sayan Başbakan’a itirazını belirtmek için istifa etmesi gerekirdi. Yerel yönetimleri yerinden yönetimi güçlendirme ihtiyacımız bir kez daha görüldü” iddiasında bulunuyor. 

ADNAN OKTAR: Başbakan, olay çıktığı için olaya dahil oldu. Yoksa Başbakan’ın nesine lazım. Ama hükümet tabii ki açıklama yapar. Sonunda oy kazanacak, taraftar kazanacak. Ehemniyetli bir şey, mesela diyor ki, “askeri kışlayı eski tarihi görünümünü yeniden yapacağız” diyor. Bu sağ seçmende olumlu etki yapar. Ama beton yığını şeklinde yapılacağını insanlar ummuyordu, o konuya itiraz geldi. Ama herkes itiraz etti ona. Sağcısı, solcusu herkes itiraz etti, hükümet de bunun farkına vardı. Cennet gibi süslü, güzel, sanatlı bir tarihi yapı yapılırsa, herkes iftihar eder. Dolayısıyla durup durup federatif sisteme gönderme yapmak, yakışık almaz. Türkiye’nin özellikle içinde bulunduğu durum açısından bu, çok riskli. Türkiye, Amerika değil, askeri gücü sınırlı ve bir kargaşa ortamı var, komünist tehlike var. Komünist kalkışma daha yeni zuhur etti. PKK’nın yaptığı komünist kalkışma, Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışmasıdır. Dolayısıyla Türkiye bir risk çemberi içerisinde, temkinli ve dikkatli hareket etmek durumunda.

Biz soğuk bir hayat istemiyoruz. Güneydoğu’yu komünistlere vermişsin. Irkçı, komünist bir yönetim var. Türkiye’yi paramparça etmişsin. Allah’tan bahsetmiyorsun, Kitap’tan bahsetmiyorsun. Yaşamanın bir anlamı yok. Ne yapmış oluyorsun? Buna müsaade etmeyeceğimiz de belli. Durup durup bizi bu kadar irite edecek, rahatsız edecek konuları gündeme getirmenin bir anlamı yok. Birde yani bizi alıştırmaya çalışıyorlar. Kardeşim pis işe biz alışamayız. Pis bir teklif bu, pis bir iş ve rahatsız edici. Bunda bir güzellik yok, berbat bu. Bunu niye durup durup, kaynamış yemek gibi önümüze getirip duruyorsunuz? İstemiyoruz deyince, istemiyoruz kardeşim. Bu kadar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Çelik, eylemler sırasında öldürülen Ethem Sarısülük için şunları söyledi; “Nasıl öldürüldüğü konusunda uzmanlar karar verecek. Göstericilerin silahlı saldırı sonucu iki polis yaralı ve halde yatıyor. Bir taraftan göstericilerin elinde silah, bir taraftan polisin elinde silah diye bir şey olmadı. Ethem Sarısülük tek bir kurşunla öldü. Bunlar münferittir. Polis yanlış yapar mı? Yapar. Kim bile bile suç işlerse, yanına kar kalmamalı. Polisle ilgili inceleme sonucunda devletin itibarına gölge düşürecek görüntüler varsa, gereği yapılır” dedi.            

ADNAN OKTAR: Polis kurşunu ile mi öldü o?

DİDEM ÜRER: Daha belli değil Hocam. İncelemesi devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Belli değil. Kardeşim adamlar bellerinde silah ile geziyorlar, oraya gelenlerin, bir kısmı. Görülüyor silah açıkça belinde. İki polisi de vurdular. Adamlar tecrübeli açışmış. Onun için böyle masum, terbiyeli gençlerin, samimi neşeli gençlerin, böyle kriminal tiplerle aynı ortamda olmaması çok önemli. Nasıl anlamazsın, adamın eşkalinden, tipinden? Eşkıya gibi adam. Hemen uzak dur. Niye yanına yanaştırıyorsun?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, vatandaşlara CHP’de birleşelim çağrısı yapan Gürsel Tekin “önümüzdeki seçimde CHP’de buluşalım, yüzde on barajını kaldıralım, siyasi partiler yasasını değiştirelim, demokratik yasaları çıkaralım. Türkiye nefes alsın. Bunları yapabilmek için ödünç oy istiyoruz. Bu seçimlerden sonra yine istediğiniz partiye oy verin” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Gürsel Hocam, kendisi gibi dindarlardan ekibini kursun, düşünürüz. Bir kere genel başkana sadakat. Dindarlık ve güzellik. İki şeye çok ağırlık versinler. İkisini yaptılar mı, tamamdır. Biz AK Parti takıntısı içinde değiliz. Gürsel Tekin çok aklı başında insan. Dindar o, güzel. CHP’li öğretim üyesi, değerli bir kardeşimiz var, geçenlerde bana geldi, konuştuk. O da çok efendi, asil bir insan. Öyle insanlar çok olursa, Deniz Baykal da mesela o da çok dindardır, o da çok temiz bir insan. Böyle güzel geniş bir ekip, tamam. Aralarına ama komünistleri, ulusalcı, Maocu böyle tipleri almayacaklar. CHP dindar olsun, hemen iktidar olur. Modern dindar, sahabe anlamında dindar. Müzik olsun, resim olsun, sanat olsun, heykel olsun, CHP dindar olsun, Atatürkçü olsun ki, Atatürkçü zaten, İttihad-ı İslam’ı savunsun, yüzde 80’le iktidar olur. Olmazsa gelsinler yanıma. Bütün konu burada.

DİDEM ÜRER: CHP Milletvekili Faik Tunay var Hocam, hep ayetlerle konuşuyor.

ADNAN OKTAR: Mesela Faik Tunay çok delikanlı bir insan, mübarek bir insan, o da çok iyi. Öyle on kişi, yirmi kişi olsun, bitti. Toparlasınlar ama hepsini bakan yapacaklar, o şartla. Böyle kıyıda, köşede tutarlarsa olmaz, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Radikal Gazetesi “Evrim gitti, TÜBİTAK rahat etti” başlıklı bir haber yayınladı. Haberde: “geçtiğimiz yıllarda TÜBİTAK’ın kitap satış arşivinde bulunan ve insanın sözde evrimini bilimsel yönden inceleyen kitapları listesinden tamamen çıkardığını, söz konusu kitaplar listede bulunmasına karşın satın alınmak istendiğinde tükendi ibaresiyle karşılaşıldığını” söyledi. “Şimdi ise kurumun bu kitapların satılmasını resmen durdurduğunu” ilan etti.

ADNAN OKTAR: Safsatayı ne yapacaksın? Heredot tarihini anlatır gibi bir şey. Eski Sürmerleri anlatır gibi birşey. Ne yapacaksın? Tarihi bir safsata, bir pagan dini. Onu öğreneceksen tarih kitabı al. Zaten bir de ilk okulda, orta okulda, lisede, üniversitede zaten devlet kitapları geceli gündüzlü Darwinizmi anlatıyor. TÜBİTAK’ta anlatmamış olsun. Ayrıca anlatmıyor diye de bir şey yok. Onlar büroktatik işlemlerle ilgilidir. Yarın bir gün çok daha kapsamlısını çıkarırlar. Öyle bir şey yok. Devlet Darwinizmi resmi olarak destekliyor. İlk okul, orta okul, lise, üniversitede cayır cayır, yüzlerce sayfa Darwinizmle ilgili bilgi veriliyor. Mağdur edebiyatı yapıyorlar, “yok Darwinistlere kapı açılmıyor, Darwinistlerin imkanı yok.” Darwinizm geçersizdir diyen bir bilim adamı, anında üniversiteden atılıyor. Nereye kendinizi gariban gösteriyorsunuz, zavallı göstermeye kalkıyorsunuz? İşte             mağduruz biz, eziliyoruz.” Böyle birşey yok. Bütün üniversite kürsüleri hep Darwinistlerin elinde. Ve aksini ifade etmek, aksini açıklamak da yasak.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan, Başbakan Erdoğan’ın “polisleri güçlendireceğiz” açıklamasıyla ilgili şöyle bir yorum yaptı; “Bir memlekette meydana gelen toplumsal olaylar karşısında memleketin yöneticileri, demokrasimizi daha da güçlendireceğiz demek yerine, polisimizi daha güçlendireceğiz diyorlarsa, o memlekette umudun azalması, kaygının artması kaçınılmaz olur” dedi.

ADNAN OKTAR: Demokrasiye aşık bir insan Tayyip Hocam. Zaten demokrasi yok diye ortaya çıktı o. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü niye ortadan kaldırmak için gayret etti? Demokrasi gelsin diye. Güneydoğu’da demokrasi gelsin diye uğraştı. Tabii ki demokrasi amacı. Ama adamlar silahlı kalkışmaya cürret ederse, demokratik eylemler demiyorum, silahlı kalkışma. Devlet tabii ki güçlü olacak. Vatandaş mı kendini korusun? Kim koruyacak? Allah vermesin, devletin gücü olmadığında vatandaş kendini koruyabilir. Kuvayi Milliye öyleydi. Ama şu an devlet güçlü. Tabii ki asker, jandarma, polis. Ve vatandaş da ona yardımcı olacak, komünist kalkışmaya karşı. Yoksa demokratik mücadeleye polis niye müdahale etsin?

Duran adama karşı koşan adam yapsınlar. Eğer demokratik mücadele istiyorlarsa. Onların karşısında koşabilirler. Uygun adım ama böyle. Bilmiyorum ne kadar koşabilirler de. Yerinde sayma şeklinde bir yarım saat, bir saat koşabilirler. O da iyi bir demokratik mücadele şekli olabilir. Tavsiye ederim. Tab,i izin alarak. Hukuki bir sorun olmasın sonra. Alıp götürmesinler sonra.

Didem Hocam, ben dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: Faaliyetlerden biraz okuyacağım, uygunsa inşaAllah. Gebze’den Ethem ve Zuhal kardeşlerimiz yazmışlar; “14 Haziran tarihinde yemenden gelen kardeşlerimizle hocalarıyla birlikte sohbet ettik. Ve onlara sizin İngilizce ve Türkçe kitaplarınızdan hediye ettik.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şu nurani varlıklara bak sen. Nur bahçesi gibi maşaAllah, çok güzel. Ne güzel benim canlarım. Başörtülü, başörtüsüz bir arada, çocuklar bir arada, çok neşeli, güzel bir ortam olmuş, yeşilliklerin içinde sanki cennet halkı, maşaAllah, elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ankara’daki kardeşlerimiz, 17 Haziran günü Göl Başı’nda 4100 adet A9 ve yaşayan fosiller tanıtım broşürü dağıtmışlar. 19 Haziran günü de Keçiören’de 50 adet Harun Yahya kitabı, 30 belgesel cd ve 500 A9 broşürü dağıtmışlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yalnız bu resimler normal değil bunlar. Bu tatlılık biraz fazla. Şu şekerliğe bak sen. Şu tatlılığa, şu güzelliğe bak, şu masumluğa, şu nura bak sen, canımın içi, maşaAllah.  Allah hepsine hayırlı bereketli uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Urfa’dan kardeşlerimiz geçtiğimiz günlerde 2000 adet A9 TV broşürü ve 15 adet sizin İttihad-ı İslam kitabınızı Nur cemaatlerine dağıtmışlar. Size çok sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Benim aslanlarım, Koçyiğitlerim benim, benim nurlu kardeşlerim maşaAllah. Allah ilimle irfanla onları mücehhez etsin, teçhiz etsin Cenab-ı Allah. Kalplerine ferahlık iyilik versin. Bakın ne güzel gül bahçesi. Allah kalplerini de gül bahçesi gibi güzelleştirsin, ferahlandırsın, nurla ışıkla doldursun, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Tokat’tan bir kardeşimizin mesajı var: “Canım Hocam bugün kızım Zeynep’le kitap dağıtımı yaptık. İlmimizin artması ve bu ilmi en güzel şekilde Mehdiyet ve İslam birliğine hizmet edebilmemiz için sizden dua istiyorum. Sizi çok seviyoruz” diyor.

ADNAN OKTAR: Ne güzel insanlar, ne güzel insanlar. Birde Tokat’tan üstelik, maşaAllah. Bütün Tokat’a selam. Kardeşlerimize de Allah sağlık, sıhhat, selamet versin.

“Buradayız Hocam, değil İsviçre, tüm dünya sizi dinliyor. Hocam ve size muhtaç. Sizleri Allah için çok seviyoruz. Dualarınıza çok muhtacız Hocam. Bizlerin dünyasını aydınlatıyorsunuz. Siz olmadan bilgilerimiz eksik kalıyor. Allah razı olsun. Allah sizlere uzun ömür, sağlık ve başarı versin” diyor Ayşe Hanım, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bursa’dan kardeşlerimiz yazdılar: “18 Haziran akşamı Görükle’de Ümmiye Teyzemiz ve Eyüp Amcamızın evinde buluştuk. Kuran okuyup sohbet ettik. Ardından da Görükle Göçmen Konutları’nda 2150 adet A9 TV broşürü dağıttık. Hafta sonunda Bursa hayvanat bahçesini gezmiştik, orada da resim çektik.”

ADNAN OKTAR: Süper olmuş, çok güzel olmuş. Allah’ın tecellilerini görüyorsunuz, Allah’ın ne güzel varlıklar yarattığını görüyorsunuz. İmanınız daha da artar, çok güzel olmuş.

“Yayınınızı izlerken Mehdi’nin üç görevi olduğunu öğrendim. Mehdi’nin üç görevi varsa, üç görevi ayrı ayrı yerine getirecek üç ayrı Mehdi olma ihtimali olabilir mi?”

Bediüzzaman diyor ki: "Bu üç görevi ayrı ayrı yapan Mehdi'ler varsa, bunlar küçük Mehdi'lerdir. Asıl Mehdi olamaz." Ayrı ayrı yapıyorlarsa. "Üç görevi birden yapan Büyük Mehdi’dir" diyor. Ayrı ayrı yapıyorsa, onu Büyük Mehdi kabul etmiyor Bediüzzaman.

“Çünkü benim kişisel görüşüme göre bir Mehdi yok, üç Mehdi var.” Kişisel öngörün neye göre? Hadis değil, ayet değil, bir alimin açıklaması değil, kişisel öngörü. Öyle kişisel öngörüye göre Mehdiyet olur mu? Bediüzzaman, bir tane Mehdi’den bahsediyor. Öbür Mehdiler, “küçük Mehdilerdir” diyor, “onlar bu üç görevi ayrı ayrı bir cihette yapmışlardır” diyor. “Ama bu üç görevi birlikte tek olarak yapıyorsa, o kişi Büyük Mehdi odur” diyor.

KolmstSancak: “Hocam CHP, Avrupa Birliği gibi her türlü insan var, ancak dini bilen yok” diyor. Var dini bilen olmaz olur mu ben gördüm mesela alim, öğretim üyesi üniversitede, geldi konuştuk, CHP’li, bayağı alim. Nasıl bilen yok, olmaz olur mu? Mesela Deniz Baykal 5 vakit namazını kılan bir insan.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Zeynep ve Merve kardeşlerimizin çok tatlı bir bebeğin resimlerini gönderdiler. Zeynep Merve kardeşimiz. İsmi Emila’ymış, İtalyan’mış,

ADNAN OKTAR: Allah Allah. bu sevimlilik hayret Allah’ın hikmeti. MazaAllah insan bunu seviyorum diye hart diye ısırır. Bu nedir böyle. Bacaklar kollar falan tam ısırmalık. Parmaklara bak. Yanaklar şahane.

DİDEM ÜRER: Hocam, tatlı Fatma Beyza’nın size mesajı var: “Merhaba Adnan Hocam. Ben Beyza Çiçek. 9 yaşındayım. Sizi çok seviyorum. Annemle yanınıza gelmek istiyorum. Oradaki ablalarıma ve size sevgiler” demiş.

ADNAN OKTAR: Ne şekermiş o, ne tatlıymış. Kıyafeti de çok güzelmiş, rengarenk bayağı güzel, maşaAllah.

“Hocam peki halkın tepkisinin artık aşırıya kaçtığını düşünüyor musunuz? Halk evine dönmeli mi?” Döndüler, daha nasıl dönsünler. Neyi kastediyor dönmeli diye.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Duran adamları kastediyor.

ADNAN OKTAR: Yapar o tip şeyler olur ara ara. Ona benzer, siz de koşan adam yapın.

“Peki Hocam, Tayyip Hocamızı harcarlarsa, yerine kimin geçmesini uygun görürsünüz? Sizin fikriniz nedir? Sevgi.” Tayyip Hocam ne ki harcansın? Öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Olur mu öyle şey? O zaman herkes harcanır. Başkan harcama nerde görülmüş bu? Mesela Sayın Kılıçdaroğlu’nu da hemen harcama taraftarılar. Tayyip Hocamı hemen harcama tarafındalar. Öyle olur mu? Bir sadakat vardır, bir vefa vardır.

John Mst Sancak: “Sayın Hocam size karşı önyargılıydım, affedin. Hakkınızı helal edin ne olur. Sürece çok büyük etkiniz oldu, Allah razı olsun” diyor.

Demir 14: “Brezilya’da terör örgütü destekli komünistler ayaklanıyor. Dünya iki kutuplu hale getiriliyor, Türk-İslam Birliği karşıtları.” Kimsenin İslam’a, Kuran’a gücü yetmez. Kimse Allah’ı yenemez. Yani bu, Cenab-ı Allah’ın vadi. Allah hizbi galip olacak. Hizbul galibun diyor Allah, ayet var. 

Sufi Sound: “Bu konu Adnan Hoca cemaatini neden bu kadar alakadar ettiği düşündürücü.” Musevilerin konumuyla ilgili soruya verdiği cevap. İsrail'de dinsizlik tehlikesi çok yüksek. Biz İsrail'e ayrı önem veriyoruz. İsrail'i dinsiz yaparlarsa, bölge büyük bir belanın içine girer. Tel Aviv'de muazzam bir dinsizlik hakim. Geçen gün buraya bir Musevi genç kız geldi, manken. Dedim: "Sen Musevi'sin, ben Musevileri çok severim." Bana dedi ki: "Niye öyle diyorsun, İsrailli olmak Musevi olmayı mı gerektiriyor?" dedi, acayip şaşırdım. "Biz, Tel Aviv gençliği olarak öyle anılmak istemiyoruz, Musevi olarak anılmak istemiyoruz." dedi. "Biz İsrailliyiz sadece" dedi. Baya acayibime gitti. Baya bir yol almışlar. İsrail'den dini kazımaya kalkarsan, Ortadoğu'dan da dini kazımaya kalkarlar, Allah esirgesin. İsrail'in dindarlığı bütün bölgeye örnek oldu, Mısır'a örnek oldu, Filistin'e örnek oldu, onlar da çok dindar oldular. Mühim olan, Bir Allah'a inanıyor olmaları, ahirete inanıyor olmaları, cennete, cehenneme, Allah'ın meleklerine inanıyor olmaları. Bu çok önemli. Biz İsrail'de dinsizliğin gelişmesine göz yumamayız. Tabii ki dindarları destekleyeceğiz. Ama bağnazlığın da İsrail’de gelişmesini istemeyiz. O da; Moşiyah’la-Hz. Mehdi (a.s) ile olacak. Moşiyah-Mehdi’nin gelişiyle, İsrail’de bağnazlık da kalmayacak inşaAllah.

Didem Hocam ne anlatalım, ne konuşalım?

DİDEM ÜRER: İsterseniz gönüllü kardeşlerimizin biraz daha faaliyetleri var.

ADNAN OKTAR: Tamam onlardan anlatalım ama hepsini değil de, bir kısmını anlatalım.

DİDEM ÜRER: Tamam, inşaAllah. Şişli’de iki kardeşimiz 1000 adet A9 TV broşürü ve 20 tane de sizin kitaplarınızdan dağıtmışlar. Sevgi ve hürmetlerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma, maşaAllah. Anam Allah’ım ne güzel kediler var, maşaAllah. Hep aklım kalıyor bunlarda.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz de geçtiğimiz Pazar günü Sapanca sahilde 1000 tene A9 Broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Atları da varmış, maşaAllah. Ekip şahane, Allah kalplerine güzellik, iyilik, bereket, bolluk versin, ferahlık versin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Çorum’dan da kardeşlerimiz bugün Kaymakamlık, Milli Eğitim Müdürlüğü, Mal Müdürlüğü, Tarsım Müdürlüğü, Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Komutanlığı, Müftülük ve Belediye Başkanı’na kitap hediye etmişler. Ayrıca ilçe kütüphanesine Yaratılış Atlası ve kitap hediye etmişler. Daha sonra beraber piknik yapmışlar. “Hocamızı çok seviyoruz duasına muhtacız” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ekibin güzelliğine bak hep cennet gibi yerlerdeler, maşaAllah. Allah şevklerini artırsın, sağlık sıhhat versin. O küçük melek misali vildanlara da Allah, hayırlı uzun bereketli ömür nasip etsin, hepsine.

DİDEM ÜRER: Bursa’daki kardeşlerimizin de size mesajı var. 19 Haziran Çarşamba akşamı Nilüfer İlçesinin Çamlıca semtinde kardeşlerimizle birlikte 1250 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. “Akşam namazı sonrası semtin camisinde karşılaştıkları 87 yaşındaki Mehmet dedemiz ile çok tatlı bir sohbet gerçekleştirdik” diyorlar. “Canımız nur yüzlü aslanımız, Seyyid Ahmet Muhammed Arslanoğlu Hocamıza sonsuz sevgilerimizi gönderiyoruz.”

ADNAN OKTAR: Dedeler-nineler çok şekerdirler. Bir de Osmanlı nineler-dedeler şu an, maşaAllah. Onlara sahip çıkmak, sevgi şefkat göstermek büyük nimet çok güzel.

Nisa Suresi 173’te Cenab-ı Allah: “Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar,” bakın, iman etmek ve samimi olmak, Allah’ın üstünde durduğu iki konu. “Kaçınanlar ve büyüklenenler” kaçınan ve büyüklenen azamet gösterenler, “onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır. (Nisa Suresi / 173) Allah büyüklenmeyi haram kılıyor.

Şeytandan Allah’a sığınıyorum: “Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik. (Nisa Suresi / 174) Hep Allah kesin bir kanıt, kesin hüküm Kitabı olarak Kuran’ı belirtiyor. Adamlarla konuşuyorsun, “yok kesin kitap değil, muğlaktır Kuran’daki hükümler” diyor, “anlaşılmaz” diyor. Allah diyor ki: “Anlaşılır, ancak kafirler anlayamaz” diyor ayette, “biz anlayamıyoruz” diyor. “Yirmi yıl da geçse yine anlayamayız” diyor. Bak, Allah diyor ki: “Onların gözünde perdeler vardır, küfredenler Kuran’ı anlayamazlar” diyor. Adam da diyor ki: “Biz anlayamayız” diyor. Allah, “çok anlaşılırdır. Çeşitli örneklerle size açıklıyoruz” diyor. “Fasihtir Kuran, açıklanmış, şerh edilmiştir” diyor, bol örneklerle. Yediden yetmişe herkesin anlayacağı gibidir Kuran.

Erkan Akyan 06: “Hocam, dünyayı yeni tanıyan bir çocuk ilk olarak yaratılış hakkında bilgi alırsa eğer, evrime karşı bağışıklı oluyor.” Ama bağışıklı olması yeterli değil mutlaka eğitilmesi gerekir. Evrimin yanlışlarının anlatılması lazım.

“Yahu yorulmadın mı bu işlerden be Hocam” diyor, Boras 207. Allah’a hizmetten kimse yorulmaz.

“Aşkım Hocam, duanı üstümde çok hissettim, sana söyleyeyim dedim bunu, inşaAllah. Allah’ım senden ebeden razı olsun.”

DİDEM ÜRER: Bir süre önce sosyal medyada başörtülü ve “eşim müftü” diyen bir kadına Başbakan adına galiz konuşmalarının yer aldığı bir video on binden fazla yorum aldı ve binlerce insan tarafından paylaşıldı. Ancak bu kadının CHP’li kadın programlarında yapım asistanlığı yapmış, Gezi Park protestolarında en ön sırada yer alan tesettürsüz bir kadın olduğu ortaya çıktı. Bu olay gazetelerde, “28 Şubat’ta Fadime Şahin’in nasıl kullanıldığını hatırlattı” yorumlarıyla verildi.

ADNAN OKTAR: Ama ayıp yapıyorlar, bu tip şeyleri, çok yakışıksız. Bu tip oyun tarzında tavırlar, insanların zekasıyla alay eder gibi üsluplar çok çirkin, hiç yakışmamış.

“Fotoğraflarda gördüğünüz çocuklara olan sevginiz çok çok güzel Hocam. Her yaratılana karşı, Allah rızası için olan candan sevginize bayılıyoruz” diyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan’ın gezi eylemleriyle ilgili sanatçıların da içinde bulunduğu bir grupla yaptığı beş saatlik görüşmede Sayın Başbakan bir takım görüntüler göstermiş. Bu gurubun içindeki sol eğilimli bir sanatçı görüntülerle ilgi şöyle bir açıklama yaptı: “Maalesef kimi eylemciler de korkunç vahşi şeyler yapmış. Bunları bilmiyorduk. Biz de ortam daha gerilmesin diye yayınlanmamasını rica ettik. Çünkü o görüntüler yayınlanırsa, tüm Müslümanlar çılgına döner. Sokak çatışmaları çıkabilir. Evet, Erdoğan’ın oyları yüzde on daha da artar belki ama ülke için kötü olur” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne görüntüsü bunlar, nereye ait görüntüler?

DİDEM ÜRER: Olaylar sırasında meydana gelen görüntüleri söylemişti Başbakanımız, “açıklayacağız gösterip” demişti. Bunlarla ilgili olaylar sırasında yapılan bazı şeyleri gösteriyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Niye, millet bilsin. Bizim milletimiz olgundur, aklı başındadır. Ama bir çirkinlik varsa bizden niye gizleniyor? Biz bileceğiz tabii. Gidip sokaklara dökülüp hadise çıkartmayız. Ama ilmi, akılcı, mantıklı tedbirler alırız. Ona göre insanlar tehlikenin büyüklüğünü daha iyi fark eder. Gizlenmesi yakışık almaz.

Anıl Sabri Sezgin; “Hocam, sizi bütün saygı ve sevgimle dinliyorum. Geceleri muhabbetiniz inanın içimi açıyor. Lütfen sabahlara kadar yayın yapın, inşaAllah” diyor.

“Hocam, sen ne kadar akıllısın. Ne halim, ne kadar selim, ne kadar kaliteli muhteşem bir insansın.”

Meryem Ruken: “Adnan Oktar Arslanoğlu. Allah’ın aslanı Seyyidim. Her şey onda ne kadar güzel tecelli ediyor, maşaAllah” diyor. “Bu dönemde yaşamak mucize, maşaAllah” diyor.

“Allah’ın aslanı aşkım Hocam, hiç gitme” diyor, inşaAllah.

Evet, böyle sevgi dolu çok fazla mesaj var kardeşlerimizden, maşaAllah.

Evet dinliyorum hocam, buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Emre kardeşimizin Oğuz kardeşimizle birlikte bir faaliyeti vardı. Broşür dağıtmak için Salı günü merkezden Edremit’e gelmişler. Ve 200 adet broşür dağıtmışlar. “Hocamıza çok sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz. Dualarınızı bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ah benim canlarım, maşaAllah. Bunlar kolay işler değil, çok emek gerektiren şeyler. Bu kedilerde de benim gözüm kalıyor. Mesela bu benim kedim olması lazım çok tatlı. Ne kadar güzel renklerinin dağılımı, baya güzel, maşaAllah.

Sen güzel şeyler anlatıyorsun, ben dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Twitter’den bir kardeşimiz: “dövme günah veya haram mı? Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in lanetlediği söyleniyor” diye soruyor.

ADNAN OKTAR: Yok, onlara göre lanetlenmeyen konu yok ki. Müzik dinleyen lanetleniyor, makyaj yapan lanetleniyor, gülen lanetleniyor, resim yapan lanetleniyor, kadınlar lanetleniyor, siyah köpek lanetli, kertenkele lanetli. Lanetli olmayan hiçbir şey yok. Yahudiler lanetli, Hıristiyanlar lanetli. Allah akıllarına zarar vermiş bir kısmının. Allah akıl-fikir versin, Allah hidayet versin. Şaşırmışlar. Dövme; sadece tıbbi zararı varsa, o sorun olabilir. Tıbbi zararı yoksa, istiyorsa yapabilir birisi. Bir de bütün vücudunu yapan tipler var, vücut görünmüyor dövmeden. O tabii biraz garip, öyle diyelim. Ama yakışıyor bazı bayanlara, işin doğrusu bu.

Dinliyorum ben Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Gülerce Hocamız: “Gezi Parkı olaylarında asıl hedef AK Parti değil, Sayın Erdoğan’ın şahsı olduğunu ve batının da sadece Sayın Erdoğan’ın şahsına karşı olduğunu” söyledi. “Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığı engellenerek batının baş ağrısı olması engellenmek isteniyor” dedi. “Ya da bunu kontrolde tutmak istiyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bitişine vesile oldu mu, olmadı mı, ben buna bakarım. Anadolu delikanlısı o. Kendince iyi bulduğu, doğru bulduğu şeyleri yaptı. Zaten bir iddiası da yok, bu çok önemli. “Ben üç dönem görevde kalacağım” dedi. Başka bir siyasi parti de bu söylenmemiş daha önce, o söyledi. “Üç dönemden sonra görev yapmayacağım” dedi. Tamam, bu yeterli. Zaten hırs yapmış bir insan değil. Yani gereksiz bence.

Kardeşlerimizin bir hayli soruları var, ben dikkatimi çekenleri söylüyorum.

İbrahim Nadi İnanır: “İçime hüzün düştü, duama Hocamız eşlik edebilir mi lütfen” diyor. Zehra. Büyütüyorsunuz. Bak ne diyor: “Ya Rabbi, ülkeme büyük bir kurulmuş tuzak var yardım et Ya Rabbi. Mülteci durumuna düşmüş aciz kullarına yardım et” diyor. Tamam, güzel. Niye içine hüzün düşüyor? Her şeyi yaratan Allah değil mi? Her şeyin sahibi Allah değil mi? Niye hüzün düşüyor? Hüzün ne demek? Ben yaptığını beğenmiyorum demektir Allah’ın. Olmaz. Hüzün olmaz Müslüman’da, hüzün haramdır. “Hüzünlenme” diyor Allah ayette. Açık muhkem ayet var “hüzünlenme.” “Üzülme korkma.” Haramdır üzülmek, hüzün, korkma haramdır. Bir tek Allah’tan korkulur.

“Canım Hocam, gözümün nuru. İçimden geleni buraya sığdıramıyorum. Yazıyorum yazıyorum, bir türlü gönderemiyorum. Demek istediğim, şu kadar kısadır ki, sen bir tanesin canım Hocam. Bu dünyada bir eşin yok elhamdülillah maşaAllah inşaAllah. Sizi tanımama, görmeme ve bu sevmeme nasip eden Allah’ıma sonsuz hamd ve şükürler olsun” diyor.

“Orada gerçekten çok sıcak bir ortam var. Çok sevgi dolusunuz Hocam.” Erzurum Atatürk Üniversitesi, Güzel Sanatlar Bölümünde okuyormuş kardeşimiz.

“Neden İttihad-ı İslam? İyi ve kötünün ayırımı olması daha doğru değil mi? Her din içinde, her ırk içinde iyi ve kötü var. O zaman niye İttihad-ı İslam? Eğer bir Mehdi varsa, bunun görevi İttihad-ı İslam mı, yoksa iyi kötü ayırımı mı olmalı?” Cavit kayıkçı.

Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, bütün dinleri, bütün inançları koruyup-kolluyor. Yani inanç sahiplerini. Ama öncü, Hz. Mehdi (a.s) Müslüman’dır, İslam’dır. Ama Musevi’ye Musevi’den daha çok sahip çıkıyor, Hristiyan’a Hristiyan’dan daha çok sahip çıkıyor, komüniste komünistten daha çok sahip çıkıyor, herkese özgürlük, herkese adalet, sevgi ve muhabbet dağıtıyor. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın ana görevi, adalettir. Hukuki adalet ve maddi adalettir, sosyal adalet ve güvenlik, selam yurdu olması. Hz. Mehdi (a.s)’ı incelediğimizde zaten onu görüyoruz; sanat, bilim, estetik, kalite, demokrasi, iyilik, güzellik, ferahlık, güvenlik, insanların bir arada yaşaması, kardeşin kardeşe zarar vermemesi, alabildiğine huzurlu bir ortam, mimaride, sanatta her şeyde en yüksek noktaya ulaşmak, tıpta. Hadislerde bunu görüyoruz. Bütün inançların huzur içinde yaşamasını görüyoruz. Ama tabii ki İslam ülkelerinin birleşmesiyle muazzam bir güç oluşuyor. Yani bu gücü İttihad-ı İslam olarak açıklamayacağız da, nasıl açıklayacağız? 1,5 milyar İslam alemi bir araya gelmesinin anlamı ne?

Didem Hocam gidelim, yarın geliriz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü