Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (21 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

EBRU ALTAN: Dünyada en çok sevdiğim, en çok güvendiğim aşkım bir tanemin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Milletimiz güzel, Türkiye de çok güzel. Ama sistem laik olması lazım. Buna çok özen gösterilmesi lazım. Her inançtan insan, dini yorumlayıp “benim inandığım gibi inan” dersen mahvedersin, çok yanlış olur. Tayyip Hocam çok dikkat ediyor laikliğe. Ama benim naçizane tavsiyem; her fikre her inanca alabildiğine sevgi dolu bir Mehdiyet ruhu. Çünkü bak, Mehdiyet’te, namazı şöyle kılın, orucu şöyle tutundan bir bahis yok hadislerde. Adalet ama mükemmel bir adalet, mükemmel bir sosyal adalet, eşitlik, ekonomik ferahlık. Hürriyet ama alabildiğine hürriyet, müthiş bir güvenlik, muazzam bir sevgi, muazzam bir sanat anlayışı, muazzam bir coşku. İstediği gibi kılsın namazını. İster başını örtsün, ister dekolte giyinsin. Sırf başörtülülerin iktidarı görüntüsü çok yanlış olur. Sırf dekolte olan insanların, hanımların iktidarı da çok yanlış olur. İsteyen istediği gibi, nasıl istiyorsa öyle yaşasın. Ne internete karışılsın, ne Facebook’a karışılsın, ne Skype karışılsın, ne insanların dini inancına karışılsın, ne fikrine karışılsın, herkes özgür olsun. Din, böyle bir ortamda çok rahat gelişir. Komünist de o zaman isterse namazını kılar. Baskı yaptın mı insanın gururu altüst olur. İçmeyecek adamı içki içirtirsin. Namaz kılacak adamı namazdan kaçırtırsın. Olmadık işler olur. Baskı, insanın dengesini bozar. Mesela bakıyorum hanımlar, o tek başına ayakta duran hanımlar, genellikle başı açık hanımlar. Çok nadir başı kapalı hanımlar var. Çekiniyor, “benim başımı zorla örttürürlerse yahut mahalle baskısıyla örtersem.” O kardeşimiz öyle gezmek istiyor. Çekindiği için, korktuğu için örttüğünü düşün, meydana gelecek nefreti bir düşünün. Meydana gelecek öfkeyi bir düşünün. Nasıl rahatsız olur. Her gezdiği an içinde öfke olacaktır. Ne gerek var? Rahat olsun insanlar, isteyen plaja girsin, isteyen çarşafla gezsin muazzam bir özgürlük ortamı olsun.

Darwinizmi, materyalizmi anlatsın devlet ama cevabını da anlattırsın, öyle bir özgürlük olsun. En hayati konu bu. Darwinizm, materyalizm alabildiğine anlatılsın, daha fazla anlatılsın, fakat cevabı da verilsin.

DİDEM ÜRER: Hocam, Yetkin isimli bir arkadaşımız küçük çocuğunun resmini göndermişti.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu ne bu? Acayip şeker. Onun gözlüğünü ben kıtır kıtır yerim, gözlüğü de kalmaz. Civciv gibi, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Başbakanımız Kayseri’de bir miting düzenledi ve bir konuşma yaptı. “Bunlar ne diyor” diye başladı. “‘Biz okumuş insanlarız, biz sanatçılarız, biz imtiyazlıyız, biz her şeyden anlarız’ diyor. ‘Bizim oyumuz Kayseri’dekiyle bir değil, onlar -estağfirullah- bidon kafalı makarnaya, kömüre oyunu satan adam, koyun’ diyorlar. Onlar, yıllarca boğaza karşı viski içip geri kalan herkesi aşağıladılar. Madem böyle oluyor bu işler.”

ADNAN OKTAR: Boğaza karşı içki içme sözünü ilk defa ben söylemiştim. Başbakanımızın da hoşuna gitmiş, maşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: “Madem böyle oluyor bu işler, sen de makarna kömür dağıt. Kaymak tabaka hepsi CHP’li ya, bak Taksim’de servisleri siz yaptınız o sermaye çevresiyle, kaymak tabakayla. Hadi diğer zamanda da yapmaya devam edin. Bu iş bununla oluyorsa yığın” dedi.

ADNAN OKTAR: Kaymak tabaka da bizim, cahil de olabilir ama tertemiz oluyor. Bakıyorsun çok safi kalpli oluyor, mazlum oluyor. Görgüsüz olabilir, bilgisiz olabilir, o bizim suçumuz. Eğitiriz, bilgili hale getiririz, görgüsünü kültürünü artırırız. O kaliteli dediğimiz insanlar, eğitimle oluyor. O kardeşimiz istemez öyle olmayı. Ona da emek verilirse, uğraşılırsa, o da olur. Kucaklayıcı olmak lazım. Sanki ona mahkummuş görünümü vermek doğru değil. Yani özgürlük ferahlık ve bereket getirir. Musevi’ye de sahip çıkmak lazım, Hristiyan’a da sahip çıkmak lazım, dinsize sahip çıkmak lazım. Böyle liberal, ferah, güzel bir ortam olsun. Çok zengin, gürül gürül din anlayışı hakim olur öyle bir ortamda. Din de baskıya gelmez.

Laiklik dinin özünde olan bir sistem. Onu iyi vurgulayan bir üslup çok yakışır.

DİDEM ÜRER: Hocam, sabah LYS sınavı varmış-lisans yerleştirme sınavı, Cumartesi ve Pazar.

ADNAN OKTAR: İmtihanda en önemli olay heyecanlanmamak, Allah’a tevekkül etmek. Ben üniversite imtihanına gittiğimde ferah ferah gittik hatta geç kalmıştım. Ferahlığımdan, rahatlığımdan etrafımdakiler “ağabey bize yardım et” falan diyorlardı. Herkes ajiteydi sınıfta baktım böyle kızarmışlar. Yani gayet rahat yapmıştık. Otuz puan falan fazla gelmişti.

DİDEM ÜRER: MaşaAllah. Hocam, Mimar Sinan’a girerken de çok beğenmişler çizimlerinizi öğretmenler.

ADNAN OKTAR: Mimar Sinan’da, olay olmuştu. Okulda üçüncü olmuştum, yirmi bin kişinin içinden üçüncü kazanmıştım. Hocaların biri gidip biri geliyordu. Hocalar resmi koydular, etrafına toplandılar, “resim bu” dedi hoca, maşaAllah. Tablo gibi resim yapmıştım.

DİDEM ÜRER: Hocam, hayatımda sizin kadar, o yaptığınız resimlerin dışında, kara kalemlerin dışında hızlı karikatür olarak söylüyorum; az çizgiyle bu kadar çok insan modeli hızlı çizebilen, bu kadar kısa sürede gördüğüm tek insansınız gerçekten.

ADNAN OKTAR: Çok fazla karakter bir araya getirebiliyorum, değil mi?

DİDEM ÜRER: Yüzlerce, hiç biri birbirine benzemiyor ve hep dışarıda gördüğümüz insanlar.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, son günlerde Sayın Cumhurbaşkanımızla, Başbakan Erdoğan arasında bir soğukluk ve uzaklık olduğuna dair haberler çıkmıştı. Başbakanımız bugün Kayseri mitinginde: “Burası hem Mimar Sinan’ın şehridir, hem de kardeşim Abdullah Gül’ün şehridir” diyerek, Abdullah Gül’e olan sevgisini ve güvenini vurguladı.

ADNAN OKTAR: Abdullah Gül sevilmeyecek bir insan mı? Baya şeker, baya sevimli.

DİDEM ÜRER: Hocam, gezi eylemlerinin en büyük destekçilerinden olan Cem Boyner’in geçmişte yazdığı bir kitapta halkı aşağılayan sözleri açığa çıktı. Şöyle yazmış kitapta: “Demokrasilerde halk işini-gücünü bırakıp, bilmediği bir alanda at koşturmaya kalkışır. Çünkü cahil insan fikir sahibi olmadığı gibi, fikir sahibi olanı seçme konusunda da yetersiz ve acizdir. Demokrasi devlet yönetiminde çoğunluğun tercihini geçerli kabul ettiğine ve çoğunlukla cahillerden meydana geldiğine göre demek oluyor ki, demokrasilerde ülkeler cahillerin tercihlerine göre yönetilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi, tabii ki cahiller oluyor. Türkiye’de cahil insan yok demiyoruz ama millet ortalaması laik, özgür, dindar Allah’tan korkan ama böyle bağnaz olmayan bir iktidar istiyor. Hep böyle olmuştur. Milletimizin ortalama bir bakış açısı var, sevecen, şakacı böyle hoş sohbet bir ortam olsun, herkes birbirini sevsin. Her inanca saygı olsun ama dindar bir yönetim olsun. Dindar yönetim de kimsenin inancına müdahale etmesin. Allah’tan korkan bir adam, bir insan Türkiye’yi yönetsin, bir çıkarcılığı olmasın, bir şey yapsın o. Yani hükümetlerle dindarlığın sağlanması mümkün değildir. Mehdiyet’le dindarlık sağlanır. Dindarlıkta da gelecek olan sistem, gelecek olan ruh sevgidir. Mehdiyet bol bol, çok çok bol sevgi getirir, merhamet getirir, şefkat, anlayış, hoşgörü, tatlılık, ufuk genişliği, sanat ve bilim getirir. Ve sosyal adalet getirir. Yoksa dayatmalar getirmez. Mehdiyet’te dayatma hiçbir şekilde yoktur, hiçbir şekilde hiç kimsenin inancına dayatma olmaz Mehdiyet’te. Hadislerde bunu hiçbir şekilde göremiyoruz. “Uyuyan kişiyi uyandırmaz” ne demek? Hiç kimseye müdahale olmuyor demektir. “Uyuyan kişiyi uyandırmaz.” Bak, “damla kan akıtmaz” diyor. Bağnazlar kan akıtma değil, oluk oluk kan akıtmak istiyorlar. “Damla” diyor, “kimsenin burnunu dahi kanatmaz” diyor.

Didem Hocam, başka neler var?

DİDEM ÜRER: Hocam, “Kocam müftü” diyen kendini tesettürlü gibi gösteren ve Başbakan’a yönelik galiz konuşmalar yapan provokatör kadının kızı, duran adam diye ünlenen sanatçının en yakın öğrencilerinden biri çıkmış.

ADNAN OKTAR: Provokasyon sürekli olur her zaman, körü körüne inanmak çok büyük hata olur. Önce bir provokasyon şüphesiyle olaya bakıp, provokasyon mu değil mi onu araştırıp ondan sonra olaya inanmak lazım. “Vay be” diye inanırsa bir insan, o kalitesiz bir insan demektir. Kaliteli bir insan araştırmadan, incelemeden “vay be” deyip hemen her gördüğü yalana inanmaz.

Didem Hocam, var mı bana anlatacağın?

DİDEM ÜRER: Var Hocam. Gezi eylemcilerinin polise saldırdığı anlardan birinin görüntüleri açığa çıkmıştı. Eylemciler kalkanların üzerinde polislerin arasına alev almış Molotof bırakıyorlar. Taşla saldırıyorlar ve çevre apartmanların balkonlarından polislerin kafasına onlarca saksı atılıyor. Polis sadece kalkanları kendisine siper ederek ve su sıkarak karşılık veriyor. Videosu var kısa bir bölüm, eğer isterseniz.

ADNAN OKTAR: Evet göreyim.

Evet, suç işleme serbestliği olmaması lazım. Molotofla bir insanın üstüne saldırmak, taammüden adam öldürmeye tam teşebbüstür. Yani böyle Molotof denilince sanki; Molotof kokteyli, bu bir içki kokteyli falan değil. Bir insanı öldürmek için yangın bombası. Yakarak öldürmeye yönelik bir eylem-ki, feci şekilde öldürme metodu. Bunu masum gençlik hareketi olarak görmek çok hatalı olur, çok yanlış olur.

DİDEM ÜRER: Hocam, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, Taksim eylemleri sırasında yapılan operasyonlarda bomba yapımında kullanılan amonyum nitrat patlayıcı düzenekleri, fünyeler, sis bombaları, bilye ve sopalarla beş tabanca ele geçirmiş.

ADNAN OKTAR: Bunlar hiç bir şey değil. Asıl onların tedariki vardır. Polis daha kapsamlı bir araştırma yapsın. Bunlar, Türkiye çapında bir ayaklanma için hazırlık yapmışlar. Gizli silah depoları vardır, ciddi hazırlıkları vardır. Öyle üç beş silahla, üç beş bombayla konuyu geçiştirmek istemezler. Dolayısıyla çok kapsamlı bir araştırma yapılması gerekiyor polis tarafından. Bir de bu tip olayların çok iyi görüntülü tespit edilmesi gerekir. Mesela Başbakanlık önünde saldırı yapılıyor, fakat görüntü çok zayıf. Gece görüşlü kameraların olması lazım. Kimlik tespitinin çok net olması lazım. Gün gibi böyle görüntülerin tespit edilebilmesi gerekiyor. Özellikle hassas yerlerde, hassas kameralar kullanarak, suç tespitinin yapılması gerekir. Çünkü cinayete teşebbüs öyle hafif bir konu değildir. Bu konuda bu kadar teknolojik imkan varken bunun yerine getirilmemesi hata olur. Hassas olan her noktaya, gizli kameralar yerleştirilmesi lazım. Açık kamera da risktir. Mesela alenen görüyor kamerayı, adam önce kamerayı kırıyor ondan sonra saldırıyor. Açık kamera olmaz. Hassa yerlerde, devletin önemli gördüğü yerlerde gizli kamera olması lazım. Ağaç içine gizlenmiş, taş içine gizlenmiş veyahut oradaki herhangi bir cisim içine gizlenmiş, kablosu görüntüsü hiçbir şekilde belli olmayan, hassas kameralar gerekir. Ve gece görüşlü olması lazım. Gündüz de çok hassas tespit yapması gerekiyor. Bunun bir an önce uygulanmaya konmasında fayda var.

Halil İbrahim: “Bu nasıl itikattır böyle? İsteyen istediğini yapsın, ona karışılmasın, buna karışılmasın?” Nasıl karışacaksın? Hangi yetkiyle karışacaksın? Sana din mi bu yetkiyi veriyor kendi kafan mı? Kendi kafana göre diyorsan, bu olmaz. Bu başka bir din olur. Dinle bunu açıklayabiliyor musun sen? Kuran ayetiyle açıklayabiliyor musun? Açıklayamıyorsun. Dinde baskı yok. Allah kesin hüküm olarak belirtmiş, “dinde baskı yok” diyor. Sen diyorsun ki, “ben dinde baskı uygularım.” Allah’ın hükmüne mi uyacağız Halil İbrahim, sana mı uyacağız? Allah’ın hükmüne uyarız.

Benim Atatürkçü olmama şaşırmış. Nasıl eğitmişler ki bu kafaları, yani “Müslüman Atatürkçü olamaz” inancına gelmiş sonunda mantık. Halbuki Atatürk en kaliteli Müslümandır. Son asrın en kaliteli Müslüman’ıdır. İlahiyat fakültelerini kurdurmuş. Defalarca söyledim, ilk defa duyduğun için söylüyorum, ilahiyat fakülteleri, imam hatip liseleri, diyanet işleri başkanlığı teşkilatı, onbinlerce Kuran’ın Anadolu’ya dağıtılması, Buhari’nin tefsir edilmesi, Elmalı Hamdi Yazır’a Kuran tefsiri hazırlatılması, Allah’ı uzun uzun övmesi, Peygamberimiz (s.a.v)’i uzun uzun övmesi, Allah’ın ve Peygamber (s.a.v)’in hükümlerinin aynen uygulanması gerektiğini söylemesi. Yani Peygamber (s.a.v)’in hükmü, zaten Kuran. Buna uyana ne derler? Müslüman derler. Niye şaşırıyorsun? En kaliteli Müslüman’dır Atatürk. Çünkü Atatürk’ü dinsiz gibi öğrendikleri için şok oluyor. “Nasıl olur böyle bir şey?” diyor. Doğruyu bir kere benden öğrendin. Bundan sonra bu kafayla bak, bu açık kafayla bakacaksın.

“Hocam, ses tonunuz gün boyu hep kulağımda geziyor, şarkı söylerken, “Akşam Güneşi” derken” diyor.

Emir Mertol: “Sayın Hocam, saçımı ve sakalımı sizin gibi yapmaya çalışıyorum. Şu dakikadan itibaren başlamıştır, inşaAllah” diyor. İnşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, çocuklarının resmini gönderen, eşiyle birlikte sizi takip eden Ebru kardeşimiz var. Çok sevimli ikizleri var, onların resmini göstereceğim.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Aman Allah’ım ne şekermiş o, ne tatlıymış, balmış, şekermiş, kaymakmış. Arkadaşı da çok tatlıymış. Kendi de çok tatlıymış. Bak bak bak sen, afacanlığa bak, tatlılığa bak. İkisi de birbirinden afacan. MaşaAllah, çok şekerler. Allah ikisine de uzun ömür versin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün Ankara’dan kardeşlerimiz İncirli’de 90 Harun Yahya kitabı, 35 belgesel CD ve 1000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Bugün de Demetevler’de 50 Harun Yahya kitabı, 25 belgesel CD, 1000 adet A9 TV ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. “Aslanlar aslanı Hocamıza en derin sevgi ve saygılarımızı sunuyor, nur ellerinden öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, civcivlere bak sen, civcivlere tatlı civcivler. Pembeler nasıl yakışmış ona, ne güzel olmuşlar. Ufaklığı görüyor musun? Acayip şeker bir şey.

“Mademki, Türk İslam Birliği olmalı. O halde laiklik Türk İslam Birliği içindeki Türk birliği için olmazsa olmaz koşul değil mi? Mesela Macaristan Müslüman değil ama biz Türk kökenlilerin çoğunlukta olduğu ülke olarak biliyoruz.” Doğru. Macarlar Türk’tür. “O tür ülkelerle birliktelik için laiklik olmazsa olmaz koşul sanırım.” Tabii ki, her yer için o gerekiyor. Dinin emri, Allah’ın emri. Adama sen baskı yaparsan, “git, münafık ol” diyorsun. Samimi olarak din yaşanır. Olur mu baskıyla?

“Türkçe olimpiyatlarındaki “Yeni Bir Dünya” şarkısının sözleri, tam bir Mehdiyet anlatıyor. Sevgi dilinin Türkçe olduğunun vurgulanması ne kadar manidar değil mi Hocam?” diyor. Hz. Mehdi (a.s) İngilizce öğrenmeyeceğine göre, dünya Türkçe öğrenecek. Hz. Mehdi (a.s) ile konuşabilmek için, inşaAllah. Bir süre sonra göreceksiniz, dünyadaki ana dil Türkçe olacak. Hz. Mehdi (a.s) dili olduğu için, Hz. Mehdi (a.s)’ın dili olduğu için, bütün dünya Türkçe öğrenecek, inşaAllah.

Emre Kaplan, Emre35: “Sayın Adnan Hocam, bayan talebelerinizin güzellikleri estetiğe mi, yoksa imanlarına mı borçlu? Aydınlatırsanız, seviniriz.” Tabii ki iman. Çünkü iman yüzde bir nur, derinlik, muhteşem bir görünüm sağlıyor. Yani müthiş bir elektrik meydana getiriyor. Yoksa güzel çok insan var. Kadınlar var görüyorsun, boş boş bakıyorlar. Açın bakın, dünyanın en güzeli dediğiniz kadınlara bakın, birçoğunda bomboştur gözleri. Anlamsız, sevgisiz hatta endişeli yani sevgiden, muhabbetten ümidini kesmiş gibi ızdırap doludur yüzlerindeki ifadeler. Hepsine tek tek bakın, sahte gülüşler, yapmacık gülüşler, yapmacık sevgi ifadeleri için uğraşırlar ama yapamıyorlar. Kardeşlerinizdeki bu güzellik, masumluk, temizlik direkt imanlarından.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz de Alperen isimli yeni bebeğine ikinci isim takmanızı istiyor.

ADNAN OKTAR: İkinci isim. Ya Allah, bismillah. Ben kendi ismimi seviyorum. Nuri Adnan olsun.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hindistan’da sizi takip eden kardeşlerimiz, Hindistanlı bilim adamı deniz araştırmacısı, ekoloji ve kozmoloji uzmanı ve din adamı Ali Manikfan’a Yaratılış Atlası hediye ettiler. Bu resimde kitabınızı incelerken görülüyor. Hindistan’daki Adif, Ajman ve Cemşit kardeşlerimiz kitaplarınızı oradaki önemli kişilere hediye etmeye devam ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş maşaAllah. Çok isabet, dümdüz eder ortalığı Allah’ın izniyle, ilimle, irfanla.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İzmir’den de kardeşlerimizin size mesajı var: “Gündoğdu Meydanı’nda 200 adet kitap ve broşür dağıttık. Gençlerin birçoğu dine karşı olmadıklarını dile getirdiler. Hocamızı da seyrettiklerini” söylediler.” Sizi. “Sizi dinlediklerinde gördüklerinde imanımızda bir coşku oluyor, elhamdülillah” dediler ve çok derin sevgi ve saygılarını sunuyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii baskı olmazsa, sevgi varsa, şefkat varsa, Allah’ı seveceksin, Allah’tan korkacaksın. İbadetler son derece kolay zaten. Yasaklar parmakla sayılır İslam’da. Helaller bütün ömrünce saysan bitiremezsin. Bak helalleri saymaya kalkarsan ömrün yetmez. Haramları saymak, parmakla saymak gibi, çok az. Çok çok azdır haramlar. Helallerin ucu bucağı yok. Allah bizim özgür olmamızı istiyor. Cennetteki gibi yaşamamızı istiyor. “Allah size eza etsin de ne yapsın” diyor, Cenab-ı Allah ayette. Ama işte Budist inancında da, eski inançlarda da eza etme, kendine acı çektirme Allah’a yaklaşmanın bir yolu gibi görülür. Adam normal yaşarken gidip çivilerin üstüne yatıyor. Aç bırakıyor kendini, günlerce yemek yemiyor. Bir şeyler yapıyor böyle. İşte bizim bazı arkadaşlar da, “bir hırka, bir lokma, karanlık bir yere çekilme, inzivaya, kimseyle konuşmama, günlerce uyumama, yemek yememe, kırk lokmadan fazla yememek lazım. “Onun sonucunda da bedenine, aklına zarar geliyor Allah esirgesin. İslam’a da zarar getiriyorlar.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz Kocaeli Karamürsel’de broşür dağıtmış. “Hocamızın duasını almak istiyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, her harfine Allah ona sevap versin, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Malatya’dan da bir kardeşimizin size mesajı var: “Bugün Malatya İl Halk Sağlık Müdürlüğü’ne, Sümer Karakolu’na, imam hatip lisesi ve Cumhuriyet Okul müdürlerine, Buhara Camii’ne, Malatya Ak Parti Milletvekili Öznur Çalık’a verilmek üzere, Öznur Eczanesi’ne, Hacı Bektaşi Veli Derneği Başkanı, Hasan Meşeli’ye Komünist Kürdistan Tehlikesi, Terör Sevgiyle Yok Edilir ve İslam Terörü Lanetler kitaplarını hediye ettik. Hacı Bektaşi Veli Derneği Başkanı Hasan Bey, Marksist ve Leninist örgütlere karşı birlik olmamız gerektiğini söyledi. Yalnız üçüncü köprünün isminin Hacı Bektaşi Veli olmasını istediklerini iletti. Ben de “Adnan Hocamız da öyle istiyor” deyince, çok sevindi, teşekkürlerini iletmemizi istedi, inşaAllah. Bir tanem, canım Hocama sevgiler” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Alevi kardeşlerimize çok sahip çıksınlar. Onlar candır, çok güzel insanlardır, sevecendirler. Hepsi sevgi üstünde durur onlar. Bağnazlığa karşıdırlar, ufukları geniştir, laiktirler, laikliği savunurlar, dinde baskıyı kabul etmezler, her yönden mükemmel insandırlar. Hristiyanlara şefkat, Musevilere şefkat ve Alevi canlarımıza muhabbet. Bu çok önemli. Hacı Bektaşi Veli Köprüsü ismi, bir an önce verilmesi gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızdan biz istirham ediyoruz. Çok şahane olur. Müthiş bir güzellik. Yavuz Sultan Selim’in ismini yine kullanalım. Başka yerde kullanalım ama kardeşlerimize jest olarak, bir sevgi gösterisi olarak Hacı Bektaşi Veli ismini hemen üçüncü köprüye verelim, çok çok güzel olur.

DİDEM ÜRER: Hocam Büşra arkadaşının doğum gününü kutlamamızı istiyor. Hayat, Belçika’dan sevgilerini iletiyor.

ADNAN OKTAR: Büşra’nın doğum gününü kutluyoruz. Allah ona uzun ömür versin, hayır, bereket versin, iyilik, güzellik versin.

Didem Hocam biz gidelim, ümmet-i Muhammed uyusun. Yarın devam ederiz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü