Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (22 Haziran 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Dünyada tanıdığım insanlar arasında en etkileyici, en yakışıklı, bir tanem, aşkımın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Buyurun Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Taksim'de bugün sabah saatlerinden itibaren büyük bir kalabalık toplanmıştı. Çevik kuvvet akşama doğru alana girerek "halka açık alanı işgal ediyorsunuz. Lütfen dağılın" çağrısı yaptı. Ancak kalabalık dağılmamakta ısrar edince, on dakika boyunca anons yapan polisler tazyikli suyla müdahalede bulundular. Olaylar sırasında hayatını kaybedenleri anmak için toplanmışlardı. Fakat yediden sekize kadar izin verdi polis, sekizden sonra da artık dağılmalarını söyledi, onun üzerine oldu.

ADNAN OKTAR: Sonra?

DİDEM ÜRER: Sonra ara sokaklara bazı kişiler dağıldılar. Taksim meydanı boşaltıldı tamamen. Ara sokaklarda İstiklal Caddesi'nde devam etti çatışmalar. Orada biber gazı kullandı polis yine. TOMA'larla o şekilde geri püskürtülmeye çalışıyor oradaki kişileri.

ADNAN OKTAR: İstiklal Caddesi'nde.

DİDEM ÜRER: Evet, ara sokaklarda devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Böyle bir şeyi yaptıklarında amaç ne olmuş oluyor? Hükümeti huzursuz etmek mi? Nasıl oluyor?

DİDEM ÜRER: Muhtemelen o şekilde Allahualem Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi "hükümet, her şey iyi gidiyor, tıkır tıkır sistem devam ediyor" dedirtmemek için, hani "ortalık huzursuz, zannettiğin gibi değil" gibisinden gerginlik meydana getirmeye çalışıyorlar. Hepsinde bir hayır vardır. Öyle değil de, kültürel yönden böyle ispat ederek, anlatarak yapsalar çok etkili olur. Eğer varsa bir fikirleri. Çünkü internet, Facebook, Youtube, Twitter hepsi emirlerinde. İstedikleri gibi kullanabilirler. Zaten hicvederek de, mesela karikatürlerle yapıyorlar, hakikaten anlatıyorlar bir şeyler. Doğru yönleri de var, doğru anlattıkları da var. Yani bunu bu şekilde yapmak, daha doğal anlatımlar olabilir. Daha tabii yani bu kadar yorucu, yıpratıcı bunlar. Polisi de yıpratıyor, onları da yıpratıyor. Bu pek akılcı bir şey değil. Halk da orada mesela Taksim'de halk rahat yaşayamıyor. Halkın huzuru bozulmuş oluyor. Esnafın huzuru bozuluyor. Mesela ne bileyim? Duran adam, duruyor, ona benzer şeyler istiyorsa mutlaka kanuna, hukuka uygun olması. Üslup çok önemli, tavır çok önemli. Ama hadislerde diyor Peygamberimiz (s.a.v); "biri bitti derken, biri başlayan olaylar, ta ki evlatlarımdan Mehdi zuhur edinceye kadar devam eder" diyor. Ben bu olayların duracağını zannetmiyorum. Yani Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhuruna kadar durmaz, hiçbir şekilde durmaz. Benim Tayyip Hocam'a tavsiyem, modern hayat tarzına, modern insanlara, modernliğe desteğini açıkça göstermesi bayağı güzel olur bence. Çünkü bütün Avrupa modern, Amerika modern. Modernliği dünyanın her tarafı seviyor. Pakistan'da bile modernlik seviliyor düşün yani. Tutucu bir toplum, onlar bile modern Başbakan arıyorlar. Şehit edilen bir hanım vardı, Benazir Butto. Mesela o modern olduğu için seviliyordu. Mesela Berlusconi bile artistik yaptığı için böyle modern tavırlar, neşeli hareketler yaptığı için, insanları güldürüyor, ne bileyim böyle sempatik hareketler yapıyor. o yüzden seviyor halk. Yani böyle bu kadar ciddi, bu kadar soğuk aristokrat havası yahut klasik sağ havası dünyada kalmadı.

AYLİN KOCAMAN: İran'da bile reformcu seçtiler Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii, İran'da bile modern adam arıyorlar, reformcu seçiyorlar. Bağnazlar bile sever moderni. Yani karşıymış gibi görünür ama severler. Ak Parti'yi niye? Modern olduğu için seçtiler. Niye Saadet Partisi'ni iktidara getirmediler? Sırf modern olduğu için. Daha fazla modern olmasını istiyorlar Ak Parti'nin. Mehdiyet anlamında bir modernlik istiyorlar. İyi, bu da güzel. Bence Tayyip Hocam oraya doğru gelse güzel olur.

Mesela bikinili bir hanım çıktı Taksim'de. Üslubu kötüydü. Yoksa onun, o tip protestosu yani böyle onun mahcup edilecek tarzda eleştirilmesini gerektirmez. Bütün kıyılarımızda hanımlar, en muhafazakar hanımlar bile deniz kenarında mayoyla denize giriyorlar. İstanbul'da da yazın turistlerin birçoğu mayoyla geziyorlar dışarıda. Yani rastlanmamış bir şey değil. Sanki bunu böyle çok çirkin bir tavır göstermiş gibi sunulursa yahut Başbakanımız öyle bir üslup kullanırsa, bu olmaz. Yani üslubunu eleştirebilir. Ama kıyafeti yönünden zaten her yer böyle. Bütün sahil kentlerimiz öyle, herkes, hanımlar bikini, mayoyla geziyorlar. Mayoyla geziyorlar. Onu eleştirmeye kalkarsan tamamını eleştirmiş olursun o zaman. Gençler de öyle. Onlar da mayoyla geziyorlar. Beyler de, hanımlar da mayoyla geziyorlar. Tayyip Hocam'ı seviyoruz. Modernlik neşe verir, güzeldir. Böyle klasik sağ, yani 1942'lerin modeli dünyada gitmez. İnsanları sıkar, bunaltır. İnsan çabuk sıkılan, bunalan bir varlıktır. Onların böyle sevgiye, neşeye, muhabbete ihtiyaçları var. Coşkuya ihtiyaçları var. Zaten huzursuz çocuklar, ben görüyorum, gençlerin neşesi yok, hemen hemen hiçbirinin neşesi yok. Şimdi bir de bunlara ağır, ağdalı bir ruh hali verilirse yani kapalı, basık bir ruh hali verilirse o bunalma daha da artar. Gençleri neşelendirelim. Dışa dönük olsunlar, sevinsinler, hoşlarına gidecek şeyler yapalım. Taksim'e mesela büyük böyle heykeller, süslü havuzlar yapalım. Güzel böyle gezi yolları yapalım. Bahçeyi, içleri açılsın şahane ışıklandırma yapalım. Mesela Taksim'e yapılan ışıklandırma dünyanın en mükemmel ışıklandırması olsun. Kullanılan renkler en mükemmel renkler olsun. Işık güzeldir. Mesela ışığı sanatkarane kullanmak çok güzeldir. Böyle her yer İtalyan avize gibi pırıl pırıl parlasın. Çok şahane bir görünüm verelim. Bahçelerin ışıklandırması ta uzaklardan böyle cennet bahçesi gibi görünsün. Geceler de güzel olsun Taksim'de. Gençlere böyle onları neşelendirecek müjdeler verelim, hoşlarına gitsin. Ama komünistlerin şimdi gösterdiler tutuklanmış bir kısmını götürüyorlar, yüzleri çok çirkin, çok itici yani. O nedir öyle? O insanlarla yaşanır mı? Nasıl rahat ediyorsunuz onların içinde, ben anlamıyorum. İnsanlar zaten ruhen bunalıyorlar, sıkılıyorlar. Bir de komünist olacak, Allah'sız, Kitap'sız olacak, adam vuracak, adam kesecek. Bunu insanın bünyesi, delinin bünyesi bile kaldırmaz. Çok korkunç bir şey. Bunu nasıl kaldırıyor bünyeniz? Ben hayret ediyorum. Sosyal adaleti isteyin. Hürriyeti isteyin. Kardeşliği, barışı isteyin. Adam öldürmek ne? Polise saldırmak ne? TOMA yakmak mesela, araba yakmak kardeşim içindekileri senin cayır cayır yakmaya, öldürmeye teşebbüs ediyorsun. O polis zırhlı araçları mesela beş-altı tane, yahut yedi-sekiz-on tane molotof kokteyliyle o çıra gibi yanıyor. Amacın ne? İnsanları onun içinde yakmak değil mi? Adam öldürmeye tam teşebbüs bu. Ve hunharca adam öldürmeye tam teşebbüs. Yani cezayı kat kat arttıran bir şey. Yani vahşet uygulayarak adam öldürme ye teşebbüs. Aynı adam öldürme gibidir hükmü. Ha öldürmüşsün, ha teşebbüs etmişsin. Yani sevecenliğin dozunu arttırıp utandırmak lazım insanların içinde kötü ruhlu olanları, yanlış ruhlu olanları. Mesela bir konuyu eleştiriyorlar mı? Onun on misli güzellikle karşılık vermek lazım. Mesela geciktirdiler o şeyi. Gezi bahçesi midir. Gezi Parkı. "Ağaçlandırın" dedim. "Gelişmiş, yaşı büyük ağaç ekin, süratle yapın" dedim. En sonunda yaptılar. Hemen duruldu ondan sonra çocuklar, sakinleştiler.

Dinsizlik çığ gibi yayılmış İsrail'de, haberimiz yok. Var da, yok gibi düşünelim, öyle diyelim. Darwinizm, materyalizm kaplamış durumda. Yoğun olarak biz de Darwinizmin geçersizliğini anlatan, İbranice kitaplar gönderdik, konferans düzenledik. Aynı Türkiye gibi üniversitede Darwinizm aleyhtarı konferans yapmak yasak. "Allah yaratmadı" demek, İsrail üniversitelerinde serbest, "Allah yarattı" demek yasak. "Allah yarattı" diyemiyorsun İsrail'de. Halbuki İsrail şeriat devleti, şeriatla yönetiliyor. Tevrat şeriatıyla yönetiliyor. Ona rağmen yasak. "Allah yaratmadı" diyorlar. Ama biz Ortodoks Yahudilerini her zaman koruyup, kollayacağız inşaAllah. Ben onlara bizzat vatandaş olarak sahip çıkacağım, Türk vatandaşı olarak, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan bugün Samsun'da büyük bir miting düzenledi, demin sizin de açıkladığınız gibi. Konuşmada şunları söyledi: "Karadeniz yağmacılara söyleyeceğini söyledi. Karadeniz türküsü ne diyor: Kabardı Karadeniz, doldu da taşamıyor. Karadeniz haftalardır doldu doldu ama taşmadı. taşkınlık yapmadı.”

ADNAN OKTAR: Karadeniz halkı muhafazakar, mukaddesatçıdır. Coşkun ruhludur, böyle biraz çılgın diyelim. Coşkulu bir topluluktur, delikanlı topluluktur, vatanseverdir. Namusuna düşkündür, haysiyetine, şerefine düşkün insanlardır, zekidirler, neşelidirler. Tayyip Hocam, onun için orada ayrı bir sevinç duyuyor içine gittiğinde Karadeniz'e. Belli, neşeleniyor, maşaAllah. O halkın neşesinden kaynaklanıyor. Bütün Türkiye neşelidir. Ama Karadeniz halkının hakikaten öyle hususi bir yönü var. Bütün milletimiz yani, "çılgın Türkler" derler "Türk milleti." Millet olarak çılgınız. Bu çılgınlıktan gaye, kasıt; coşku, yaratıcı güç, sevinç, hırs, vatanseverlik kararlılığı, Allah yolunda ölme arzusu, şehitlik arzusu. Böyle bir düşünce. Ama bak Tayyip Hocam'dan ben yine ısrarla istirham ediyorum, modernliğe ağırlık versin. Bir hamle yaptı, Başbakan oldu. Bir hamle daha yapsın, Cumhurbaşkanı olur. Bir gelişim daha. Bu, Mehdiyet demektir.

Kalite sürekli geliştirilir. Bir insan mükemmelim diyemez, çok iyiyim diyemez. Her şeyde kalite insanın içini açar. Özgürlük insanın içini açar. Bakın Berlusconi pek sevilen bir tip değil normalde. Ama sırf şakacı diye, sırf özgürlükçü diye İtalyan halkı onu Başbakan yaptı. Sırf bu, 3-5 tane şakası ve özgürlükçü neşeli olması. Modernliğe açık olması ki, sağcı muhafazakar yani. Buna rağmen böyle bir durum oldu. İnsanlar seviyor modern insanı. Mesela Tansu Çiller hanımefendi Başbakan olmuştu, herkesin çok hoşuna gitti modernlik. Tertemiz bakımlı giyiniyordu, çok şeker de bir üslubu vardı.

DİDEM ÜRER: Sarkozy de kendini oldukça modern göstermeye çalışıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, mesela bitirim hareketler yapıyor, sempatik olmak için uğraşıyor. Sarkozy’nin o hanımla olan beraberliği mesela modern olması o hanımefendinin eşi olması, kamuoyunda çok olumlu etki yapmıştı.

DİDEM ÜRER: Hocam, Putin de sürekli sportif resimler çektirip spor yaparken, hep öyle modern izlenimi vermeye çalışıyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Mesela onun denizaltında, atla bilmem ne normalde yapacak adam değil yani. Ama özellikle yapıyor modernlik. Hakikaten Rus halkında o bir dinamizm meydana getiriyor. Gidiyor mesela diskoda gençlerle kısa bir dans yapıyor, o yayınlanıyor Rus halkında muazzam bir heyecan meydana getiriyor bu. Mesela kısa bir helikoptere biniyor, dinç olduğunu gösteriyor. Mesela bir koşuya katılıyor koşuyor, o halkta bir heyecan meydana getiriyor. 3-5 tane olaydan açılıyor. Putin iyi bir lider. Putin’in değerini bilmek lazım. Yani böyle bir zamanda Rusya’nın başında böyle bir liderin olması tam değerlendirilecek dönem. Demokrasiye açık, dinlere sevgisi fevkalade, hürriyete müthiş yatkın, neşeden modernlikten zevk alan bir insan. Tayyip Hocam, bence ahbap olsun Putin’le.

Musaydin20; “Alın size alabileceğiniz özgürlük” diyor. “Mehdi (a.s) devri, ben ömrü hayatımda bu kadar çelişki görmedim” diyor. Hz. Mehdi (a.s) devrindeki özgürlük, hadislerde uzun uzun anlatılıyor. Tevrat’ta uzun uzun anlatılıyor. Bu olayları Allah meydana getiriyor. Durduk yere olaylar meydana geliyor ve devam edecek bu olaylar. Kader böyle “biri bitti zannederken diğeri başlayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “ta ki, evlatlarımdan Muhammed Mehdi zuhur edinceye kadar”. O devrin özellikleri olarak Peygamberimiz (s.a.v)’in en çok üzerinde durduğu “bir; “adalet olacak, tam adalet.” İki; “tam sosyal adalet, hukuk adaleti olacak” diyor, “tam anlamıyla. İnsanlar malda eşit olacaklar” diyor. Herkes zengin olacak. Üç; “alabildiğine özgür olacaklar” diyor. “Havada ki kuşlar yerdeki hayvanlar dahi” diyor, “bu sevinci yaşayacaklar” diyor. Bu devrin içindeyiz.

Mehdi (a.s) kurtaracak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v). Olaylar aynı tarif ettiği gibi oluyor. Hatta bu olaylar çıkmadan bir ay önce söyledim, “çok büyük olaylar başlayacak” dedim. Ay olarak da söyledim, aynısıyla önümüzdeki aylarda olacak dedim. Ve bak diyorum, kesintisiz devam edecek. Biri bitti derken biri başlayacak, biri bitti derken biri başlayacak. “İpe dizilmiş taneler gibi” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Biri bitti derken biri başlayan olaylar devam edecek. Ta ki, evlatlarımdan Muhammed Mehdi zuhur edinceye kadar” diyor.

Bakın diyor ki burada kardeşimiz; “insanca özgürlük mü, yoksa” diyor “komünistlerin söylediği gibi hayvanca özgürlük mü” diyor. Müslüman’ca özgürlük, Allah’ın dediği gibi özgürlük, insan fıtratına uygun olan özgürlük. İnsanca dersen, ne olduğunu anlamaz adam. Hayvanca dersen, onu da anlamaz. Ama mesela kuşların özgürlüğüne, kuş hayvandır ama insan özenir. Balıkların özgürlüğüne insan özenir. Hayvanın özgürlüğünde de bir güzellik vardır. Ne insanca, ne hayvanca. Müslüman’ca Kuran’ca. Hasan Karaca.

“Hocam bugün keyfiniz yerinde, maşaAllah” diyor, Hande Kılıç, Klchnd. “MaşaAllah, Allah hiç bozmaz, inşaAllah.”

Smile, Alaattin Think; “İnsanlar borçlu perişan, artık sabırları taşıp, fiyatlar yükseliyorsa, ülke yönetiminin bu hassasiyeti görememe lüksü yoktur.” İlk defa görüyorum bu tip konuşma yapanı. Türkiye, Avrupa kasıp kavrulurken en bereketli ülkedir. Ekonomisi en sıhhatli ülkedir. Dış ticarette, iç ticarette bayağı dengeli bir durumu var. Bu da AK Parti sayesinde oldu, vesile oldu AK Parti. Bu konuda samimi olman lazım. Niye böyle bir üslup kullanıyorsun?

Ak Kulis, bu AK Partili kardeşlerimize ait bir yer mi?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: “Tayyip Hocamız her şeyin en iyisi, en güzeli, en moderni milletimin hakkıdır” diyor. İşte bak çok güzel. Bu sözü söylediğine göre demek ki konuşmalarımız faydalı oluyor. Bak ne diyor? “Her şeyin en iyisi, en güzeli, en moderni.” Demek ki, bir güzellik arayışı var, bir modernlik arayışı var ve en iyisi var, en kalitelisi. Benim sözümün aynısı değil mi bu? Aynısı. Bunu niye kullanıyor Başbakan sence? Demek ki sözlerimiz etkili oluyor, faydalı oluyor. Daha önce niye konuşmadı da şuan konuşuyor? Ben bu konuşmayı yaptıktan sonra konuşması, kelimesi kelimesine aynısını söylemesi güzel olan bir fikri güzel olan bir düşünceyi kabul ettiğini gösterir.

“A9’da bir yiğit, yemyeşildir gözleri, ruhlara şifa olur haktır onun sözleri.” Bir kardeşimiz yazmış, maşaAllah.

“Dinlemeli canım da dinlemeli, Adnan Oktar’ı dinlemeli. Dinlemeli canım dinlemeli, Adnan Hoca’yı dinlemeli. Dağlar, taşlar, ağaçlar tekbir sesiyle inlemeli. Kentler, köyler, beldeler mehter sesiyle inlemeli.”

“Hocamın güzelleri” diyor, herhalde sizleri kastediyor. Allah’ın güzellerisiniz siz, inşaAllah. Bizler kardeşiz. “İlim yüklü dilleri, cennet kokusu taşır A9’un güzel gülleri” diyor. “Hocamın güzelleri” diyor, parantez içinde. “Hocam mertlerin merti” diyor. Peygamber imiz (s.a.v) biz de Peygamberimiz (s.a.v)’in talebeleri içindeyiz biz. “Aşkı kalplere geldi” diyor, “İttihad-ı İslam’dır sultanımın tek derdi” diyor, maşaAllah. “Neylemeli canım neylemeli İslam hakim eylemeli dünyayı İslam eylemeli” diyor. Parantez içinde yazmış. Gönüller aşkla dolup diller hak söylemeli” maşaAllah, güzel olmuş.

Uğur Erdem; “Hükümetimizin kaliteli ve modern olması noktasında bana birkaç örnek verirseniz kastınızı anlarım.” Başbakan ne güzel açıklamış. Her şeyin en iyisi, en güzeli, en moderni. İşte benim sözümün tam açıklaması. Kelimesi kelimesine aynı. Bunu yaptığında modern olursun. Sanatta en ileri. Sanat deyince sadece ebru sanatı veyahut müzik deyince sadece Mevlevi müziği, Mevlevi dansı değil. Her yerde insanlar onu görüyor. Bir Mevlevi dönüşü, ebru sanatı, kaval, ney bu değil. Sanatı genişletmek lazım. Piyano da sanattır, keman da sanattır, klarnet de sanattır, resim de sanattır, heykel de sanattır. Ufku geniş olmak lazım.

Eyvah Tufan1; “Adnan Hocam çok şahanesin” diyor.

Brnger Ofreyn; “Artık dev kedi heykelleri görmek istiyoruz Hocam” diyor. Çok çok şahane mermerden veyahut tunçtan muhteşem heykeller yapılabilir, dünya çapında.

Gurguz Z; “Sayın Hocam takibindeyiz. Saç stiliniz mükemmel” diyor.

“Bu ülkenin şerbetli mutlu azınlığı kendilerine hiçbir şeyi dert etmezler, bu ülke onlar için güllük gülistanlıktır” diyor Alaaddin. Şerbetten kastı ne bunun? Yani evet sermaye, tabii zenginler mutludurlar, rahattırlar ama içleri huzurlu mudur? Hepsinin değil. Onların da birçok hastalığı var, derdi var, ızdırapları sıkıntıları var.

Taylan FB 53; “Hocam, Kuran’da modernlik var mı açıklar mısın?”Hz. Süleyman (a.s) ne yapıyor? Bakın kaç bin yıl evvel, dört bin yıldan daha evvel beş bin yıl yaklaşık. Havuz yaptırıyor sarayın içine ama saray muhteşem bir saray. Her yeri heykellerle süslüyor. Ve altın kaplama duvarlar. Ahşabın üstü altın kaplama. Lacivert, erguvani ve hoş böyle saray kırmızısıyla kumaşlar boyanmış. Perdeler ipek ve çok kaliteli ketenden. En mükemmel ahşap kullanılıyor. Ahşap tamamı altın kaplama, ince varak altın kaplama ve muazzam çok güzel heykeller var. En mükemmel mermer kullanılıyor zeminde ve duvarlarda. En seçmece mermerler. Bir havuz yaptırıyor; bakan, havuzun hiç istisnasız ama kim bakarsa baksın, derin bir su zannediyor. Havuz halbuki camdan, kristalden yapılmış. Işık oyunlarıyla öyle bir görüntü elde edilmiş ki bakan hakikaten net içi doldu su zannediyor. Derin bir su zannediyor, geniş. Sebe Melikesi Belkıs’ı biliyorsunuz davet ediyor. Dekolte açıktır Sebe Melikesi Belkıs. Güneşe tapıyorlardı onlar. Dekolte ama çok bakımlılar Hz. Süleyman (a.s)’ın yanına geliyor eteği de üstünde. Hz. Süleyman (a.s) diyor ki “gel havuza gir” diyor. Bak derin olan “havuza gir” diyor. Bir kadın ne yapar? Eteğini açar. Kuran’da diyor ki “eteğini kaldırdı açtı” diyor. “Derin havuz, su zannetti” diyor. “Eteğini açtı” diyor. Hz. Süleyman (a.s) şaka yapıyor, eteğini açacağını bildiği halde. Zaten o dediği “havuza gir” dediği kastettiği o, inşaAllah. Şaka yapıyor kadına. Suya bastığında, yani havuza bastığında bakıyor, suya giremiyor. Ama bacağını da açmış. Hz. Süleyman (a.s) şaka yaptığını söylüyor. “O” diyor “havuz değil” diyor sudan değil. “Kristalden yapılmış, özel bir teknikle yapılmış bir havuzdur” diyor. Kadın hayran oluyor. “Şimdi” diyor “tahtını getirttireceğim sana” diyor. Tahtın görüntüsü üç boyutlu olarak bir anda oluşuyor duvarda. Nasıl bir teknoloji kullanıldı? Halen bilinmiyor. Yani görüntünün nakli televizyonun çok daha kolay ve basit bir yolu var ama bulunamadı şu an. Bakın üç boyutlu çok kaliteli görüntü nakli oluyor. Çok basit bir yöntemle ama şu ana bilinmiyor. O çok karmaşık yöntemlerle elde ediliyor şu an. Öyle bir yöntemle getirttiriyor görüntüyü. Kadın diyor ki “aynısı” diyor. “Değiştirin bakayım biraz” diyor Hz. Süleyman (a.s) görüntüyü. Biraz değiştiriyorlar ama diyor kadın “aynısı” diyor. “Elhamdülillah biz zaten Müslüman olmuştuk” diyor. Görüyor musun sanatın etkisini? Şakanın, güzel dilin, sohbetin, sevgini etkisini. Kadını sevdiğini hissettiriyor Hz Süleyman (a.s). Ona şaka yapıyor, gönlünü alıyor. Muhteşem bir saray sunuyor ama muazzam mobilyaları. Muhteşem bir görünümü var. Kadın “zaten Müslüman olmuştuk gelmeden önce” diyor. İslam böyle anlatılır işte. Modernlik budur.

“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Adnan Bey dinimiz örtünmeyi emretmiyor mu? Ama siz modernlikten, bikinili kızlardan, kadınlardan bahsediyorsunuz. Fatih Üzüm.” Facebook’ta hesabı yokmuş. Farketmez yazsınlar yani. Kendi ismini de gizlemesine gerek yok, diyebilir. Sen şimdi şeyden başlayalım Akdeniz, en baştan başla gel gel gel İzmir’e geliyorsun, oradan yukarıya çık Marmara, Çanakkale’ye oradan Karadeniz’e geç, boyda boya geç, bütün sahiller koylar plajlarla dolu. Milyonlarca insanımız mayoyla denize giriyor. Sen hepsini bir kalemde siliyorsun. Bambaşka bir gözle bakıyorsun. Halbuki onlar bizim canlarımız. Tertemiz insanlar, nur gibi Müslüman onlar. İşte sen bu kafayla bakarsan kendine de zarar verirsin. Çünkü kendi kız kardeşin de gidiyor. Havuza giriyor, plaja gidiyor ve sen de giriyorsun. Hiç kimsenin kılığına kıyafetine müdahaleye gerek yok. Ne çarşafa müdahale olsun, ne bikiniye müdahale olsun. Fikrine, fikirle karşılık verilsin.

“Adnan Bey herhangi bir parti oluşturup yada oluşumda olan bir partiye katılıp mecliste olmak planlarınızda olabilir mi?” Emrehan Şimşek. Bediüzzaman’ın bir sözü var. İki yerde geçiyor Risale-i Nur’da, kendisi için de söylüyor; “Ahir zamanda gelecek olan Mehdi (a.s) siyasete girmeyecek diye umuyorum” diyor. “En azam meseleyi esas yapacak” “iman hakikatlerini, Kuran mucizelerini, Darwinizme, materyalizme karşı mücadeleyi esas yapacak ve siyasete girmeyecek diye tahmin ediyorum” diyor. “En azam meseleyi esas yapacak.” Hz. Mehdi (a.s) siyasete girmiyorsa, ben siyasete niye gireyim? Ayağının tozuyum ben Hz. Mehdi (a.s)’ın. Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesiyim. Ben niye siyasete gireyim? Asla ve kesinlikle. Çünkü niye girmem? MHP hayranıyım ben. Saadet Partisi hayranıyım acayip seviyorum. Yani muhafazakar Ortodoks dindarları çok seviyorum. Musevileri de çok seviyorum. Hristiyanları da çok seviyorum Ortodoks olanları. Böyle katı dindar olanları, katı derler ya koyu dindar. Hoş geliyor bana böyle daha. Onların haklarını korumak istiyorum onları ben ezdirmek istemem. Rahat yaşamalarını istiyorum. Ama plajdaki hanımın da nur gibi Müslüman olduğunun vurgulanmasını istiyorum.

Osmanlı Devleti Osmanlı; “Adnan Oktar, dik duruşunuzdan dolayı tebrik ederim” diyor. “Alevi, Caferi dedelerinin Türkiye’de dini bilgileri alma imkanları bulunmadığı için sık sık İran’a gittikleri iddia ediliyor.” Bu, hayır gitsin istediği yere gidebilir de, fakat Türkiye’de çok hür olsun kardeşlerimiz. Caferi ne demek? İmam Caferi Sadık’ın talebesi. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi hepsi İmam-ı Cafer’in talebesidir. Asıl hocaları İmam Caferi Sadık’tır. En büyük müceddid ve müçtehiddir. Dolayısıyla Caferi kardeşlerimiz istediği gibi eğitim yapması lazım Türkiye’de.

Turgut Bayram, bir başkonsolosluk görevlisiymiş. “Gezi’de maksadın emniyeti yenmek değil, yönetimi acze düşmüş görüntüsü vererek, orduyu müdahaleye çağırmak olduğu anlaşılıyor.” Zaten orduyu tahrik etmekse amaçları adamların, bir kere ordunun böyle bir şeye niyeti hiç yok. Orduda o kafa gitti. Paşalarımız hava, kara, deniz, genelkurmay hepsi demokrat zihniyetler, bayağı efendi insanlar. Öyle tehditkâr, millete tepeden bakan, “bir fırsat olsa da darbe yapsak, herkesi ezsek” kafasında olan paşa yok. Şimdi hükümet bir başkaldırı olsa normal polisi kullanır. Polis yetmezse jandarmayı kullanır. Jandarma yetmezse komandoyu kullanır. Komandoyu çağırma yetkisi var. Komando yetmezse kırmızı berelileri çağırır. O yetmezse özel harekâtı çağırır. O yetmezse, ordudan asker ister hükümet. Onun için ordunun başa geçmesine gerek yok. Ordu zaten hükümetin emrinde olduğu için gereğini yapar. Bütün bunlara rağmen olmuyorsa hükümetin seferberlik ilan etme hakkı vardır. Bütün halkı seferberlik ilan ederek belirli yaş gurupları arasındaki insanları askere alır. Ve seferberlik eğitimi verir. Ve iç tehlikenin büyüklüğüne göre de karşı hareket için halkı devlet eğitir. Dolayısıyla bir ayaklanma ile Türkiye’de komünizmi getirmek Allah’ın izni ile mümkün değil. Onu söyleyeyim. Boş yere komünistler ızdırap çekerler, daha önce olduğu gibi. Öyle bir hayalleri olmasın. Daima demokrasi ile ikna ederek, telkin ederek, konuşarak.

Delikancan; “Hocam yayın içeriğine uygun mu bilmiyorum ama” diyor “Adnan Hocam’a iletirseniz yayında ufacık yer verirseniz sevinirim Alperenler olarak.” Ne demek, şeref. “Dört yıldır sonuçlanmayan Muhsin Yazıcıoğlu şehidimiz için Twitter’da kampanya başlattık. Dört yıl önce hükümet tarafından verilen sözler tutulması için. Alperenler olarak “Muhsin Yazıcıoğlu için adalet istiyoruz” başlıklı bir eylem başlattık. Lütfen destek verin.” Siz cansınız can, ben sizin hizmetçinizim ve emrinizdeyim. Olur mu öyle? Bütün Alperenler, bütün MHP’nin emrindeyim, Saadet Partili kardeşlerimin emrindeyim, milletimin emrindeyim, ben sizin kölenizim. “Muhsin Yazıcıoğlu şehidimiz için böyle bir kampanya başlattık.” Başbakanım zaten ilgilenir bununla. Başbakan’la gidip bizzat görüşmek lazım. İstekleri neyse hemen yerine getirir. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizi Başbakan acayip severdi. 

Uğur Erdem; “Adı güzel Muhammed dinimiz ve anlayışımız zaten zarif, estetik ve modern” diyor. Doğru, güzel ama onu gösterelim, onu gösterelim.

Mustafa Sebnem6m; “Darwinizmi nasıl yok ederiz?” İlimle irfanla, ikna ederek, konuşarak.

Senden bir şeyler dinleyelim Didem Hocam.          

DİDEM ÜRER: Hocam, Gezi Parkı eylemlerinde yurt genelinde toplam bin yüz yetmiş bir kişi gözaltına alındı. Elli altı kişi tutuklandı ve cezaevine gönderildi. 

ADNAN OKTAR: Delil görmese, herhalde savcılık mahkemeler böyle bir yola tevessül etmezler. Devlet kendini koruyacak tabii. Devletin kendini koruması demek, milleti devletin koruması demektir. Devlet milleti korumazsa, millet kendini korumak mecburiyetinde kalır. Allah vermesin, bu olmaz. Milleti devlet her hâlükârda bütün gücüyle korumakla mükelleftir.    

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımız bu gün özgürlük isteyenlere yönelik de şöyle bir açıklama yaptı; “Şimdi de özgürlük diyorlar Türkiye’de şimdiye kadar olmayan özgürlük var. Kimin neyine karışıyorlar? Bu ülkede kimin ne giyeceğine karışıyorlarsa o da başörtülü kızlarımıza olmuştur. Hala bu olaylarda bile başörtülü kızlarımızı taciz ediyorlar. Sen ne giyiyorsan giy ama başkasına saldırma, o da istediği gibi giyinsin. Bu ülkede başı açık başı kapalı omuz omuza dolaşın. Biz rahatsız olmuyoruz sen neden rahatsız oluyorsun?” dedi.       

ADNAN OKTAR: Güzel söylüyor tabii. Başörtülü hanımlara son derece saygı dolu ve sevgi dolu olmak lazım. Ama başörtülü hanımlar da başı açık hanımlara dekolteli hanımlara karşı sivri dilli olmasınlar, öfkeli olmasınlar. Öyle cahil bazı hanımlar var, çok sivri dilliler. Nefret kumkuması gibi, nefret kaynıyor içinde. Bakıyoruz bu sefer o karşıt taraftaki insanlarda, on misli bir nefrette onlarda var. Bu çok korkunç bir şey. Nefretin mutlaka silinmesi lazım. Müslüman, Hazreti Meryem gibi olacak, halim olacak. Başı açığa da başı kapalı, dekolte olana da candan bir sevgiyle muhabbetle yaklaşacak. Bir üstünlük düşüncesiyle değil. Çünkü başörtüsü yoruma açıktır. Kimi öyle düşünür, kimi öyle düşünür. Dekolte de yoruma açık olan bir şey. İnsanlar çeşitli şekilde bunu yorumlayabilir. İnanca göre değişir. Felsefeye göre değişir. Onun için sevecen ve kucaklayıcı bir tavırda fayda var. 

DİDEM ÜRER: Hocam, eylemler sırasında polislere yönelik tepkiyi de şöyle değerlendirdi Başbakan. “Polisimiz görevini yaptı. Polisimize bu süreçte çok zulmettiler. Hataları da olabilir. Bakanlığımız bu konuda çalışma yapıyor ama bu polisimize bu kadar vurmak dünyaya böyle göstermek ihanettir. Sen de yarın dara düştüğünde müracaat edeceğin yer polistir gel beni koru diye. Polisimiz olmadan mı bu devlet yönetilecek?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Tabii orada bir ince çizgi var. Adam gelip Taksim’i yaşanmayacak hale getirmeye kalkıyor. Taksim’de insanlar gezmek istiyor, yürümek istiyor, ticaret yapmak istiyor. Sen adama burayı yasaklarsan burası “Taksim komünü” dersen, “biz burayı komünist bir bölüm olarak ayırdık, burada artık komünizm geçerli” dersen, biz vatan toprağını sana işgal ettirmeyiz. “Ben komünistim” diyorsun, “burada ayrı özerk bir sistem kurdum” diyorsun, bu ağır bir suçtur. Çok ağır bir suçtur. Vatan toprağının bir bölümünü ayırıp ayrı bir devlet olduğunu iddia etmek eskiden karşılığı idamdı. Şimdi ağırlaştırılmış müebbettir. Vatan hainliğidir bu. Olur mu böyle şey? Fikrin varsa anlat. Komünizm serbest Türkiye’de. Komünist parti de serbest. İstediğini anlat, konuş. Fikrin kabul görmüyorsa şiddete başvurursan bu olmaz.

Muhammed Bin Ali’den buyurdu ki, Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; bir malum sesten bahsediyor. Ramazan ayında Cuma gecesinde Mehdi (a.s) ile ilgili bir haber geleceğini söylüyor. Ramazan ayında ve Cuma gecesinde. Bunu, ehemmiyetli olduğu için ayrıca bildirmiş Peygamberimiz (s.a.v). Ahir zamandaki fitnelerde dinsizlerin, Mehdiyet’e karşı olanların, bazı zalimlerin yapacağı bir taktikten bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v). Diyor ki; ‘’O melun iblis’’ diyor, şeytan, ‘’falan adam mazlum olarak öldürdü şeklinde bir haber yayar’’ diyor şehirde. ‘’Bu sesin amacı’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v), ‘’insanları şüphe ve fitneye düşürmektir’’. ‘’O gün de’’ diyor, ‘’niceleri tereddüt ve şaşkınlık içinde kalacaktır.” Şimdi diyorlar ya mesela diyor ‘’falancayı öldürdü,” işte “polis öldürdü, özel komplo ile yapıldı,” işte “mahvetmek için yaptılar.” Amaç halkı tahrik etmek oluyor. Yani zulüm altında insanların öldürüldüğünü vurgulamak için. Bu tarz bir oyun yapılacağını, bu tarz oyunlar yapılacağını Peygamberimiz (s.a.v) dikkat çekiyor. ‘’Gündüzün sonunda’’ diyor özellikle. Yani olaylar sonunda. ‘’Falan adam mazlum olarak öldürüldü şeklinde nidası olacaktır’’ diyor şeytanın, bir oyun. ‘’Bu sesin amacı’’ diyor, ‘’insanları şüphe ve fitneye düşürmektir. O gün de niceleri tereddüt ve şaşkınlık içinde kalacaktır. Diğer Ramazan’da işitilecek ses, konuşma da’’ diyor, ‘’Ondan şüphelenmeyin’’ diyor, ‘’zira Cebrail (a.s)’in sesidir.” Yani vahiy ile gelmiş hadis olan bilgidir. “Bunun alameti Mehdi (a.s)’ın ve babasının isminin zikredilmesidir.” “Babasının ismi de duyulacak” diyor. Televizyonlarda, radyolarda yahut havadan yahut internetten. ‘’Mehdi (a.s)’ın ismi de duyulacak’’ diyor.

Didem Hocam ben dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gökhan kardeşimiz şöyle yazmış: ‘’Merhaba Hocam Zonguldak’ın bazı bölgeleri Bartın ve Amasra’da kitap dağıtımı yaptık. Güzel bir çalışma oldu, maşaAllah. Hocamıza sevgi ve saygılarımızı sunarız’’ diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bartın güzel bir yerimiz güzel bir beldemiz. Kardeşimizi de tebrik ediyoruz, Allah çok fazla sevap versin ona, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Kadıköy, Üsküdar, Bostancı arası ayın on üçünden itibaren broşür dağıtımı yapıyorlar. Onların resimlerini yollamışlar. Size sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah adımlarına, nefeslerine sevap versin.

DİDEM ÜRER: Mersin’den birçok kardeşimiz sınav günü ve dün toplam üç bin broşür dağıtmışlar. Size hürmetlerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aferin benim canlarıma. Bak herkese samimiler, herkese yakınlar. Bir tatlı candanlıkları var. Bak oradaki kardeşlerim sanatçılar gördüğüm kadarıyla. Onlara sevecen bir yaklaşımları var. Müslüman böyle olacak. Bazı bağnazlar sanatçı görür, burun büker. Başı açık hanım görür, homurdanır. Dekolte hanım görür, ağzını bozar. Yani bu sevgisizlik ruhundan kaynaklanıyor. Bunlar, Müslümanlığa uygun tavırlar değil.

DİDEM ÜRER: Bir bayan kardeşlimiz şöyle mesaj yazmış size: “Canımız ruhumuz aslanımız. Zaman mekan gözetmeksizin broşür dağıtmaya ve Hz. Mehdi (a.s)’ı duyurmaya devam ediyoruz, inşaAllah. Resimdeki arkadaşlar Mozambikli Müslüman iş adamları. Allah rızası için çok büyük aşla seviyoruz sizi. Sizin de bizi sevdiğinizi umut ederek” demiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah hepsine çok fazla sevap versin. Emeklerini cennetle rızasıyla ödüllendirsin Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Dördüncü Levent civarında 1000 adet broşür ve 25 adet kitap dağıtmış kardeşlerimizi. İsimleri: Numan, Metin, Ali, Semiha, Kadir. Sonrasında da evde bir araya gelerek sohbet etmişler. Sercan Furkan ve Yunus kardeşlerimiz de onlara katılmış sohbette. “Hocamızın nurlu ellerinden saygı ve muhabbetle öpüyoruz” diyorlar.

Erzurum’dan da kardeşlerimizin faaliyeti olmuş bugün. Erzurum’da düzenlenen MHP mitinginde 1000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Çalışmaya katılan kardeşlerimiz Ömer, Serdar ve Mubin. “Hocamızdan dua rica ediyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, iyi çok güzel olmuş. MHP’li kardeşlerimizi de tebrik ediyoruz, Allah onlara güç-kuvvet versin, kalplerine hidayet versin. Önemli bir topluluk, önemli bir cemaat, önemli hizmet veriyorlar. Allah, onlara dünyada da ahirette de ödüllendirsin, yollarını açsın, onlara hayır ve bereket versin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, tanınmış bir Alman rap şarkıcısı Kollegah Felix Blume, sonradan Müslüman olmuş sanatçılardan biri. Kollegah ile ilgili bilgilerin yer aldığı bir internet sitesinde Cezayirli üvey babası vesilesiyle İslamiyet’le ilgili kitapları okumaya başladığı, 2003 yılında sizin Ölüm Kıyamet Cehennem isimli kitabınızı İngilizceden Almancaya çevirdiği, okuduğu bu eseri de İslam’ı seçmesinde etkili olduğu yazıyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, tebrik ediyoruz canımızı. Allah hidayetine hidayet katsın, hidayet versin, cennette kardeş etsin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çetin Altan 87 yaşına basmış bugün. “Yaşlandıkça hastalıklarının arttığını” belirterek ölümü bir yok oluş gibi anlatmış. “Artık hayatının son zamanlarına geldiğini hissettiğini ve korkmaya başladığını” söylemiş. “Ya dayanılmaz acılar çekersem diye kaygılanıyorum ve başlıyorum duaya” diye bitirmiş yazısını.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çetin Altan hoş sohbet bir insandır. Allah’a inanacak bir vicdana sahiptir. Dolayısıyla da Allah’a inandığını söylüyor, bu güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu, Merkel’e, Türkiye’yi şikayet eden bir mektup göndermişti, şimdi de Hollanda Başbakanı Rutte’ye bir mektup yazdı. Mektupta, genç neslin Gezi Parkında umut verici bir dönem başlattığını söyledi. “AB Gezi Parkı eylemcilerine sahip çıkmalı. Türk demokrasisinin güçlenmesine ve farklı hayat tarzlarına saygı gösterilmesine destek olmalıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de demokrasi iyi gördüğüm kadarıyla. Daha da gelişir, daha da güzelleşir ama Taksim’i yürünmez hale getirmek, bir başka yeri yürünmez hale getirmek; demokrasiyle pek bağdaşır yönünü bulamıyorum, bir bilen varsa bana yazsın. Bir bölgede halk yaşayamıyorsa, orada yürüyemiyorsa, evine gidemiyorsa, ticaret yapamıyorsa onun demokrasiyle bağlantısı açıklanacak gibi değil. Bizim bilmediğimiz orijinal bir yönü varsa bizim bilmemizde fayda var.

DİDEM ÜRER: Ahmet Kekeç, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’yi Hollanda’ya şikayet eden mektubu üzerine şöyle bir yazı yazdı: “Sandıkta kaybet İngilizlere koş, Halktan yüz bulama Merkel’e koş, Ortadoğu ülkeleri tarafından ciddiye alınma İsrail’e koş. İktidara gelmek istiyorsanız Merkel’i, Kamerun’u şunu bunu değil, halkı ikna edeceksiniz, halkı samimiyetinize inandıracaksınız. Burjuvazinin, bürokratik azınlığın, holdinglerin değil, halkın partisi olacaksınız” dedi.

ADNAN OKTAR: CHP kaliteli bir partidir, elemanları da iyi insanlardır. Ama Türk-İslam Birliği’ni savunmaları, Atatürk’ü tam anlamıyla anlayıp tam anlamıyla felsefesini yaşayarak, Atatürk’ün hedeflerini çok iyi koruyarak başarılı olabilirler. Bu nedir? Atatürk Türk-İslam Birliği’ni savunuyor, onlar da savunsunlar. Atatürk materyalizme karşıydı, komünizme karşıydı, CHP bunu çok iyi vurgulasın. Türk devletlerinin birleşmesini istiyordu Atatürk. “Bütün Türk alemi birleşsin” diyordu. CHP de bu hedefi gözetmeli. Atatürk ne diyor: “Peygamberimiz (s.a.v)’in her dediğini yerine getirmeli, Kuran’ın her hükmünü uygulanmalı” diyor. CHP de bu görüşte olmalı. O zaman bu nezih insanlar, çok rahat iktidara gelirler ve Türk demokrasisi açısından da çok güzel olur. Mesela her seçimde bir parti iktidara gelse değişse bu güzel. Bunu gereksiz tıkamanın alemi yok. Millet bunu istiyor, millet mukaddesatçı, millet maneviyatçı. CHP mukaddesatçı, maneviyatçı olduğunda hemen iktidara geleceği belli. Bir avuç komünistin telkin ve tavsiyelerine hiç uymasın. Halkın genel eğilimine uysun. Modern yönüyle, sevecen yönüyle, Atatürkçü yönüyle gürül gürül iktidara gelsin, inşaAllah.

Bakın, diyor ki Peygamberimiz (s.a.v): “Mehdi devrinde insanlar başlarında bir imam bulunmaksızın” yani bir halife, Müslümanların lideri bulunmaksızın “hac ederler.” Şu an öyle.

Ahir zamandaki deccal kuvvetinin özelliklerini anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s) devrinde. “Geçtiği her beldeyi yakıp yıkar.” Molotof kokteylle yakıyorlar, bombayla yıkıyorlar yahut bizzat omuzlayıp yıkıyor. Bak, “yakar ve yıkar.”

“Allah deccalden ve ona tabi olanlardan merhameti kaldırmıştır.” Ne diyor Lenin: “Merhameti hiçbir şekilde kabul etmiyoruz” diyor. “Bunlar ağlayana merhamet etmez, şikayetçi olanlara cevap vermez.” Ana-baba, kız-erkek herkesi öldürür” diyor. Rusya’da, Çin’de milyonlarca insanı öldürdüler. “Ne zaman bitti denir” diyor bu anarşistlerin fitnesi, “genelde devam eder gider.” Bitmez diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bitti herhalde sakinleşti dersin durmaz devam eder diyor. “Bu olaylar o denli şiddetlenir ki, içine girmedikleri bir ev ve zararı dokundurmadıkları bir ev kalmaz.” Yani ya ekonomik yönden zarar veriyor, ya maddi yönden olmasa da manevi yönden zarar veriyor.

“Şiddetli ihtilaflarla umumi belaların gelmesi bu olayların özelliklerindendir.” Şiddetli ihtilaf, mesela o ona başka bir şey söylüyor, o ona başka. Yani bir anlaşmazlık oluyor, ihtilaf. Mesela “şurada şöyle olacak” diyor. “Hayır ben böyle, yaptırmayacağım onu” diyor, “şöyle olacak” diyor ihtilaf.

“Mehdi devrinde atmışın üzerine deccal çıkacağını” söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Bakın, Hz. Musa (a.s)’ın devrinde Firavun var. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında Ebu Cehil, Ebu Leheb var. Hz. Mehdi (a.s) devrinde, atmışın üstünde deccal var. O yüzden Hz. Mehdi (a.s)’ın makamı yüksek. Atmışın üzerinde deccal. Komünistlerin deccali ayrı oluyor, faşistlerin deccalı ayrı oluyor, satanistlerin deccalı ayrı oluyor, yobazların deccalı ayrı oluyor. Mesela birçok yobaz deccaliyle de mücadele edecek Hz. Mehdi (a.s).

“Semadan arz ehline” dünyaya “şamil olan sesler olacakı” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Herkes bu sesi kendi lisanıyla işitir.” Bu, radyo televizyonun yayın yapacağı ve anında tercümeyle başka dillere tercüme yapılarak herkesin kendi dilinde duyacağı. Mesela İtalya’da haberler İtalyanca. Amerika’da İngilizce Amerika dilinde. Türkiye’de Türkçe. Mesela Fransa’da Fransızca yayınlar aynı anda haberler. Tek haber var bütün dünyanın aynı haberler oluyor aşağı yukarı dünya haberleri, dünya haberleri arz ehline sunulurken “herkes bunu kendi lisanında işitecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Şimdi bu mucize mi değil mi? Bak, bütün dünya için bunu söylüyor. Bak, “bütün dünyadaki haberler kendi lisanlarında” tek bir haber” kendi lisanında duyurulacak” diyor. Mesela Türkiye’de bir olay oluyor Çin ayrı, Japonya ayrı, Filipinler ayrı herkes kendi silinde onu yayınlıyor. Bunun olacağını 1400 sene öncesinden Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Çok büyük bir mucize.

“Hercümerç çoğalarak devam eder” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Hercümerç ne demek? Karışıklık, anarşi “çoğalarak devam eder.”

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Sayın Devlet Bahçeli bir konuşma yapmıştı. Başbakan’a “duran adamlara değil bölen, kesen-biçen, yağmalayan, doğrayan, öldüren, kast eden adam müsveddelerine kafayı takmalısın” diye belirtti.

ADNAN OKTAR: Yorumla.

DİDEM ÜRER: Bölücülüğe karşı çok güzel geniş bir konuşma yaptı Sayın Devlet Bahçeli bugün. Ona karşı olunması gerektiğini. Böyle şiddetsiz eylemlere değil, şiddet içeren eylemlere karşı olunması gerektiğini. Zaten hükümetimiz de onu yapıyor ama asıl bölücülüğe meyledenleri bunlara karşı olun diye hatırlatma yaptı.

ADNAN OKTAR: Tabii bölücülük sinsice Türkiye’yi yeni bir denemeden geçiriyor. Önce ikna metodunu kullandılar. Önce bir korkutma metodunu kullandılar kendilerince. Dedik: “Biz sizden korkmayız, alayınız gelsin” dedik. “Öyle mi” dediler, “o zaman ikna metodunu kullanalım” dediler. “O da olmaz” dedik. “O zaman terör metodunu kullanalım” dediler. Onu deneyelim diyorlar şu an. Olmaz, hiçbir şekilde ikna olmayız.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Süleyman Soylu, Başbakanımızla ilgili bir açıklama yaptı: “AK Partiye geldiğimizden beri şu sırtımızın teri hiç soğumadı. Ne zaman biraz soğuyabilir biliyor musunuz? Halkın adamını halkın oyuyla beraber Cumhurbaşkanlığına taşıdığımız gün. O zaman belki kısa dönem hepimizin sırtının teri soğuyabilir. Ben inancımızla, azmimizle, kararlılığımızla Türkiye’yi o noktaya getireceğimize inanıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: “Erdoğan’ı köşke çıkartacağız.” Olur, Tayyip Hocamız’ı biz Cumhurbaşkanı olarak görmek isteriz. Öyle bir sorunumuz yok zaten. Yani başından beri söylüyoruz, Başbakan da olsa yine devam edebilir. Cumhurbaşkanı da olmak isterse köşke çıkartırız, inşaAllah. Milletimizin genel temayülü bu.

“AK Parti açmış olduğu ücretsiz kurslarda.” Ücretsiz kurs açmış İSMEK diye AK Parti. “Müzik, resim, bilgisayar, çeşitli el sanatları. Her sanattan personeliyle modernliğe insanları bu konuda yetiştirmeyi amaçladığını gösteriyor” diyor inşaAllah.

Bir hanım kardeşimiz diyor ki: “Hocam, siz ne güzel, ne sabırlı kendinizi öğrencilerinizin doğruyu, gerçeği görmesi için Allah rızası için adamış bir öğretmensiniz, maşaAllah” diyor.

Bey 891 Onur Dağ: “Sayın Adnan Oktar, ben Onur. Lütfen Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcıları hakkında bilgi verir misiniz?” diyor.

Utku 1917: “Ha ha ha, devrim kıl payı kaçtı.” Evet, devrim yapmaya kalktılar da, ama öyle sokak tiyatrosu gibi olmaz. Devrim için, öyle bir şey olması için, halk desteği gerekir. Halk, millet şiddetle karşı. Yani üç beş bin komünistin istemesiyle devrim olmaz. O tiyatro olur, başka bir şey olmaz. Öyle bir şeye de müsaade etmeyiz zaten.

Savaş Doğan 1: “Öyle de Hocam, toplumda hala ayrım yapan var. O nasıl olacak?” Sevgiyle, muhabbetle o çok rahat ortadan kalkar. Israrla sevgi gösteriyorsan ne desin? Hiç bir şey diyemez.

“Ben Trabzon’dan Karatepe Yaman. Ben Trabzon’dan bir öğretmenim. Saygıların en büyüğü size. Sayın Hocam iyi ki varsınız.” Saygıların en büyüğü Allah’a, O’nun peygamberlerine, velilerine, Hz. Mehdi (a.s)’a, sırayla, Hz. İsa Mesih (a.s)’a, Allah katındaki durumlarına göre ve en son da bana. Ayağınızın tozuyum ben, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türk asıllı gazeteci Muhsin Kızılkaya, gezi eylemlerinin ulusalcı, Ergenekoncu koalisyon tarafından tezgahlandığını iddia etti. “Eğer Kürt sorununu Erdoğan çözerse Erdoğan’ın uzun yıllar rakipsiz kalacağını bildikleri için onu devirmeye çalıştılar” dedi. Ayrıca bu eylemlerde Kürtlerin sokağa döküleceğini umuyorlardı ama bir milyon Kürt sokağa dökülüp ayaklanmaya katılmamamsı, onları çok şaşırttı. Kürtler bu tavırlarıyla barış istediklerini gösterdiler” yorumunda bulundu.

ANAN OKTAR: Evet, o şaşırtıcı. PKK fırsat bu fırsat diye ortaya çıkmadı. Bir milyon kişi de çıkmaz ayrıca. PKK’nın bir milyon kadar adamı çıkmaz. Güneydoğu’daki kardeşlerimiz dindar, vatanını, milletini seven insanlar. Bir milyon nerede PKK’lı? Çıksa çıksa on bin, on beş bin kişi çıkarabilirler. O kadar da yoktur. En fazla zorlasan, o kadar çıkar. Dolayısıyla olmadı diye de tabii rehavete kapılmamak lazım. Devlet hazırlık yapması lazım. Büyük bir komünist ayaklanmaya karşı, büyük bir komploya karşı devlet hem istihbari, hem askeriye, hem polisiye, hem sosyal her yönden tehlikeye kapıları kapatacak şekilde tedbir almalı. Rehavet içerisinde, sakinlik içerisinde “nasıl olsa bir şey olmaz” deyip geçiştirmek olmaz. Allah bu büyük tehlikeyi gösterdi. Bu büyük tehlikeye karşı tedbir alın diyor. Cenab-ı Allah’ın gösterdiği işret budur. Allah, bir deccal fitnesi var, deccal bu memleketi yıkmak istiyor, devleti yıkmak istiyor, büyük bir katliam istiyor, büyük bir fitne istiyor tedbirinizi alın diyor Cenab-ı Allah. Allah’ın uyarısı budur, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Milliyet Gazetesi: “Hükümetle BDP’nin bu aralar görüşmenin hızlandığını ve hükümetin PKK ile çözüm sürecinde 63 maddelik yeni bir yol haritası hazırlayarak yeni bir döneme girme aşamasında olduğunu” söyledi. “Hükümetin bu yeni düzenlemeyle KCK’lıların serbest kalmasını sağlayacak yeni bir hukuki düzenleme yapacağı, seçim barajını düşüreceği ve süreci hızlandıracak adımlar atacağı” iddia edildi. “Ancak hükümetin atacağı diğer adımların neler olacağı henüz bilinmediğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Acayip bir şey olursa, zaten söyleriz. Bak, hükümet sisteminde başkanlık sistemini istemiyoruz dedik. Hemen çekildi Tayyip Hocam. Yani bölünmeye gidecek bir şey olursa kabul etmeyiz. Ama vatan-milletin faydasınaysa, demokrasi yönünde Türkiye’yi ilerletecek bir şeyse amenna saddakna.

Hamit Turan ne diyor: “Evet, zaten İslam alimlerle dolu bir dindir.” Ne demek o? Alimler de var, cahiller de var. Her alanda yetiştirdiği alimler var demek istiyor herhalde. Canım belirli sayıda alim, alim pek yok. “Kuran bizi özgür kıldı ama kullar tutsak oldu.” İşte Kuran’ı uygulamazsan Allah fitne meydana getirir, ızdırap meydana getirir. Tutsak da olursun, acı da çekersin, ızdırap da çekersin ama son yıllarda yine Türkiye’de bir ferahlama, demokrasiye doğru bir gidiş var.

Bayram FKA Bayram Fırat Kavgacı. “Hocam, size sevgim hat safhada. Esprileriniz on numara” diyor, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Yayınımız bugünlük ona erdi, herkese hayırlı sabahlar. 

Masaüstü Görünümü