Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (23 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Nefesim, kalbim, canım sevgilimin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Berat kandili bütün müminlere mübarek olsun. Allah tekrar tekrar Berat kandilleri görmeyi nasip etsin, bütün Müslüman kardeşlerimize. Allah bütün Müslümanların, hepimizin günahlarını affetsin. Hayır, bereket versin, nur versin. Sağlık, sıhhat versin, derin iman versin. Kendisine aşkla, şirksiz, şüphesiz iman etmemizi nasip etsin. Hakku’l yakin, peygamber imanı versin Cenab-ı Allah, bütün Müslümanlara.

Duhan Suresi’nin 1 ve 4. ayetlerinde, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ha, mim.” O da manidar; “Ha ve Mim” harfleri. “Apaçık kitaba Andolsun. Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik.” Mübarek, bereketli, kutlu bir gecede indirdik. “Gerçekten biz uyaranlarız. Ki onda her hikmetli iş ayrılır.” İnşaAllah, Mehdiyet’in kararı da bu gece verilir. İnşaAllah, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zahir olmasının kararı da bu gece verilir, İttihad-ı İslam’ın kararı da, inşaAllah bu gece verilir.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Sayın Erdoğan, bugünkü AK Parti Erzurum mitinginde; “Biz sizin başınızı öne eğecek hiçbir şey yapmayız. Şu Allah-u ekber dağlarında yatan şehitleri incitecek hiçbir şey yapmayız” dedi. Ve şöyle devam etti; “Çözüm süreci boyun eğme asla değildir. Çözüm süreci şiddetin sona ermesi, sorunların şiddetsiz bir ortamda insanca konuşulması sürecidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a ben defalarca söyledim, güveniyoruz Tayyip Hocam’a bu konuda millet olarak. Biz büyük olma sevdasındayız. Sevgide, merhamet de, şefkat de, sosyal adalette büyük, imanda büyük olmak, her türlü güzellikte büyük olmak sevdasındayız. Dolayısıyla topraklarımızın da küçük olması olmaz. Küçük bir ülkede yaşamak olmaz. Merkez olduğumuz için büyük olmamız gerekiyor. Bölündün, parçalandın mı bitti, mahvoldun. Bir de ondan sonra sen şefkatten, merhametten bahsetmenin bir anlamı kalmaz. Sen sevsen ayrılmazdın değil mi?  Seven niye ayrılsın? Sevmediği için insan ayrılır. Birliktelik sevgiyi gösterir. Ayrı olmak sevgisizliği, nefreti gösterir. Niye ayrılalım? Eski ayrıldıklarımızla da bir araya geleceğiz. Yunanistan’a varıncaya kadar, Bulgaristan’a varıncaya kadar, hepsiyle bir araya geleceğiz. Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, hepsi. Bir kere Akdeniz, göl haline gelecek. Havuzumuz olacak, gezinti havuzumuz, Akdeniz’in tamamı, inşaAllah. İtalya da öyle. “Hraklin şehri, Roma” diyor, Peygamberimiz (s.a.v). Her yeri nura boğacağız, Allah’ın izniyle. Her yer sanat, estetik, güzellik, barış, bereket, sevinç dolu olacak. Her yere güvenlik, her yere huzur. Büyüklük taslayan olmayacak. Herkes mütevazi olacak. Türk milleti de en mütevazi olan olacak, inşaAllah. En mazlum olanı olacak.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti konuşmasına; “Türkiye’de demokrasi ve ekonomik büyümenin önünde tek engel kalmıştı. O da terördü. Bundan sonra çok daha fazla demokratik reform yapma imkanımız olacak. İnşaAllah, ekonomi bundan sonra çok daha hızlı ve istikrarlı şekilde büyüyecek. 21. yüzyıl bir Türkiye yüzyılı olacaktır. 2023 hedefleri inşaAllah tutturulacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim hakikaten ekonomide müthiş bir gelişme var. Onu birçok insan bilmiyor, farkında değiller. Ekonomik gelişmede Avrupa kaçıncısıyız biz?

DİDEM ÜRER: Avrupa’nın altıncı büyük ekonomisiyiz Hocam.

ADNAN OKTAR: Altıncı. Gelişme hızı açısından? Gelişme hızında birinci. Çin’den sonra dünyada ikinci, gelişme hızında. Allah Allah, acaba mide asitleri mi çoğaldı bazı tiplerin, bunu frenleyelim diyorlardır. Güzel. Ama yalnız Tayyip Hocam insandır. Nihayetinde güzel bir şey söylemişler. “Daha modern olsun Türkiye” diyor. Ne güzel bahane. Modern olmak mı istiyorsunuz? Buyurun size modernlik. Sanat mı istiyorsunuz? “Buyurun size sanat” demesi lazım, Tayyip Hocam’ın. Avrupa’nın en iyi sanatçılarını çağırsın. Her yeri süslesin. Ultra modern hale getirsin. Muazzam bahçe süslemeleri yapsın. Belediyelere yol göstersin hükümet. Avrupa’da sanat öldü. Mezardakilerin sanatını görüyoruz şuan. Tabi, mezar sanatı var şuan. Hep ölmüş. Canlı sanat yok. Eski tablolar, adam üç yüz sene olmuş öleli. Dört yüz sene olmuş öleli heykeller. İki yüz sene önce bina yapmış, ölmüş. Avrupa’da sanat kalmamış. Biz canlı, diri sana uygulamasına geçelim. En iyi sanatçıları getirelim Türkiye’ye. Burada bütün ihtiyaçlarını, maddi manevi karşılayıp, sanatçılara sahip çıkalım, ünlü heykeltıraşlara, ünlü ressamlara. Sanat merkezi olsun Türkiye’de. İstanbul, Ankara’yı sanat merkezi yapalım. Nedir nihayet bir sanatçının ihtiyacı? Elli milyon maaş mı? Verelim. Tayyip Hocam yeni bir sanat hamlesi başlatsın. Bütün dünyaya parmak ısırtsın. İtalyan sanatçıları getirelim, Fransız sanatçıları getirelim. Tabi böyle sağlam sanatçılar, akıllı sanatçıları getireceğiz. Uydurma sanatçı değil.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’da konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; “devlet adamına yakışan, ülkesinin çıkarlarını savunmaktır. Devlet adamları ben asarım, ben keserim. İstediğimi yaparım diye yola çıkmazlar. Bugün geldiğimiz noktada bu zihniyet tarafından ülkenin yönetildiği gerçeğidir. Biz yönünü batıya, dünyaya çevirmiş bir ülkeyiz. Ülkeyi bu rayın üzerinden alıp başka bir raya oturtmak, herkesle kavgalı olmak doğru değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii ülkelerle sevecen, uzlaşıcı bir politikayla bağlantı kurmak lazım. Mesela Suriye’yi ikna etmek mümkündü bence. En başından. Buraya geliyordu ya o. Otur buraya dersin. İslam alemi çok eziliyor. Çok ızdırap çekiyor. “Boş yere acı çekiyorsun. Suriye bizim eski bir toprağımız. Sizler bizim canımızsınız. Beraberiz. Kaldıralım sınırları. Güzel bir örnek meydana getirelim. Çok demokratik, sanat, bilime önem veren, hoş bir yapı meydana getirelim” denmesi gerekiyordu. Uzun süre seyredildi Suriye. Ateş bir anda etrafı sarmaya başladığında müdahale edildi ama artık ev yanarken adam kurtarmak ayrıdır, ev dururken adam kurtarmak ayrıdır. Hadi diyelim oldu bitti, şu anda da mümkün yine mümkün. En şiddetli kavgada bile arayı bulmak mümkündür. Ya bir dakika dersin iki tarafa da gelin buraya oturun, yatıştırıp asgari müşterekle ittifak ederek kavga sonlandırılabilir. Karmaşa sonlandırılabilir. İsrail’le ilişkilerde de öyle, çünkü dinsiz bir İsrail’dense dindar bir İsrail bizim için güzel. Ne güzel dört bin yıldan beri Allah’a, Peygamberlerine sadıklar. Yani bu eleştirilecek bir şey değil, güzel bir şey. Tevrat’a sadıklar, Tevrat kaybolacaktı, onların sayesinde duruyor, vesile oluyorlar. Dolayısıyla onlara da mesela asgari müşterekle ittifakla bağlantı kurmak, sevecen bir yaklaşım, buralar eskiden bizim topraklarımızdı sizler buraya geldiniz iftihar ediyoruz. Burada çok güzel yaşayın, daha da geniş alanda yaşayın. Kaldıralım şu sınırları. Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidini biz üstleniyoruz yeniden inşa etmeyi, birçok ülkede buna katkıda bulunur. Muazzam bir mescit yapalım, sınırları da kaldıralım. Filistin’de devlet olsun. Bunlar mazlum insanlar, tertemiz, buranın eski halkı. Müslüman muttaki insanlar. Birde aynı ırktanlar zaten. Hepsi İbrani, köken olarak İbrani’ler. Biri İsmail’in evlatları Hz. İsmail’in, biri Hz. İsrail’in evlatları. Beraber mutlu yaşayalım denebilir. Yatıştırıcı konuşmayla, ikna ile çok kolay meseleler halledilebilir. Bağnazlar var, kemik kafalı bağnazlar var. Bunlar azgınlar hakikaten, halkı tahrik edebiliyorlar ama lider kadro her zaman güçlüdür. Liderler bir şeye karar verdi mi, bağnazların tısı çıkmaz, yapacak güçleri kalmaz. Bağnazlara tepeden bir güç, yukarıdan bir güç olumlu etki yapar. O yüzden meselelerde açmaz kilitlenme diye bir şey olmaz. Sadece başarılı, becerikli bir politika izlenmemiştir, olay oradan kaynaklanıyordur. Çünkü bütün güç Allah’ın. Barış sağlanmayacak bir şey değil, dostluk sağlanmayacak bir şey değil. Ama son derece iyi niyetli olmak lazım, çıkar peşinde olmamak lazım. Bir de diyorlar ki; “dış politikada milli çıkarlarımız doğrultusunda dostluk bağlamlarımızı güçlendirmek istiyoruz. Kardeşim çıkar devreye girdi mi savaş başlar. Ne çıkarı yani? Nitekim de savaşların nedeni o. Çıkar yok, Allah rızası için. Allah’ın rahmeti, rızası, cenneti için, sevgiyle, şefkatle, fedakarlıkla, egoistlikten uzak olarak. Açık açık söylenmiş oluyor orada; “çıkar için yaklaşıyorum” diyor. O zaman adamda seninle çıkarı için mücadele eder o zaman. İki tarafın çıkar hırsı varsa mutlaka kavga çıkar. Yani adam en fazla çıkar elde etmek isteyecektir. Sende en fazla çıkar elde etmek isteyeceksin. Böyle bir şey nasıl uzlaşma olsun? En yüksek iki çıkar birlikte geçinemez. Bir çıkar diğer çıkarı yutar. O zaman kavga başlar. Mehdiyet işte çıkarsız olduğu için, samimi olduğu için, sevgiyle her şeyi halledebiliyor. Mehdiyet’te mal dağıtma var. Bunda çıkar var mı? Mal dağıtıyorsun. Adalet var, sevecenlik var, sevgi var. Allah rızası için seviyorsun, her şey Allah rızası için olduğu için, Mehdiyet başarılı oluyor.

 Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu bugün nikah töreninde; “bu iki çapulcuya ömür boyu mutluluklar diliyorum ve onlardan yeni çapulcular bekliyorum” esprisi yapmıştı. Sayın Bülent Arınç da Türk toplumunun reddettiği bir sıfatı evli bir çifte verdiği için, Sayın Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi.

ADNAN OKTAR: Çapulcu denen bir şey vardır tabii ki. Çapulcudan Başbakanın kastı, milletimizin kastı; adam öldüren adam öldürmeye kastetmiş, polise saldıran, polisi yakmak için girişimde bulunan , polisin üstüne bomba atan. Molotof kokteyli demek yangın bombası, yangın bombası atıyor.  Böyle bir insana ne diyeceksin? Tabii ki çapulcu denir. Böyle bir insana ne diyeceksin? Tabii ki çapulcu denir. Ama barışçıl gençler, kan dökmemiş, cinayet azmi yok, kimseyi yakmaya, yıkmaya yönelik bir içinde hırsı yok. Bu insan niye çapulcu olsun? Onun için orada çapulcunun tarifinin ısrarla yapılması lazım. “Çapulcudan kastımız bu” diye. Boş yere kendini kimse çapulcu ilan etmesin. Çünkü çapulcunun ne olduğu belli. Eskiden beri vardır. Çapulcu vasfı yoksa, demokratik eylem yapan sevecen gençlere niye çapulcu densin? Kimse demez. İnandırıcı da olmaz. Zorla da kendine çapulcu vasfını almaya kalkarsan, bu da yapmacık olur, zorlama olur. Artık espriden de çıkar. Biraz tatsız tuzsuz bir görünüm verir. Espriyi de tadında bırakmak lazım. Aynı espri binlerce kere yapılmaz. Tamam nükteli bir espri bulunduysa bir kere yaparsın, insanlar güler. Hadi iki kere yaparsın güler. Ama yüz kere yaparsan hani “kabak tadı verdi” derler ya böyle, bir acayip bir şey olur. Yakışık almaz. Sayın Kılıçdaroğlu da sevecen bir insan, kökeninde çok sevecen bir insan. Avrupa’ya dönük olması çok güzel. Avrupalılaşmak istemesi çok güzel. İsrail’e, Musevilere şefkatle bakıyor olması çok güzel, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, hükümetin Alevi vatandaşlara yönelik atacağı adımlar “Alevi dedelere maaş geliyor” başlığıyla gündem konusu olmuştu. Alevi derneklerinden ve Alevi kökenli siyasetçilerden bu konuda hükümete tam destek geldi. Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan; “Alevi-Sünni ayrımının ancak böyle adımlarla giderileceğini” söyledi. Ve dünya Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun da, “Alevi açılımı konusunda öteden beri Sayın Başbakan’ı desteklediklerini ama köprüye Yavuz Sultan Selim isminin verilmesinin Alevileri kırdığını, her şeye rağmen, bu açılıma destek vereceklerini” söyledi.

ADNAN OKTAR: “Yavuz Sultan Selim’i tarihten kaldırın” demek olmaz. Bu şimdi yakışık alacak bir söz değil. Herkesin bir hatası, suçu olmuştur. Her insanın hatası, suçu olur. İsmini kaldırmaya kalkmak çok acayip olur. “İsmini şuraya vermeyin, buraya vermeyin, tarihten silin, lanetle anın” bu olmaz. Yani “Yavuz Sultan Selim yok hükmünde” dersen, adam o zaman diğer padişahları da sıraya dizecektir. Kardeşim ona nefret et, buna nefret et, kimse kalmıyor ki o zaman. “Tarihten sil, nefretle an.” Olmaz öyle şey. Yavuz Sultan Selim’in ismi birçok yere verilebilir. Hacı Bektaşi Veli, adı bile güzel. Hacı Bektaşi Veli, insanın içi açılıyor. Ne güzel.

DİDEM ÜRER: Sayın Erdoğan, Erzurum mitinginde; “Evinize Türk bayrağı asın. Ancak üzerinde herhangi bir sembol olmayan Türk bayrağı asın” dedi. Ama “Üç hilali de açarız” derseniz, o da Osmanlı’nındır, onunla da gurur duyarız” dedi. Sayın Erdoğan’ın Keçiören’de evinin bulunduğu binanın balkonları Türk bayraklarıyla donatıldı. Başbakan Erdoğan’ın komşuları da evlerinin balkonlarına Türk bayrağı astılar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, iyi güzel. O kuşkusu olanlar da, böylece rahatlamış oldular. Çünkü Türk bayrağına karşı zannediyorlardı Tayyip Hocam’ı. Buyurun, ne güzel işte. Her şerde bir hayır oluyor. Her hayrın içinde de bazen şer gizlenmiş olabilir. Yani hayır zannedersin şer olur, şer zannedersin hayır olur. Şer zannediyorlardı bak hayır oldu. Vatan, millet, bayrak her şeyde bir güzellik oluştu, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, MHP’nin “Milli değerleri koru ve yaşat” mitinglerinin dördüncüsü birlik temalı olarak dün Erzurum’da gerçekleştirildi. MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli, Türk milletinin birliği Palandöken dağları gibi heybetlidir. Allah-u ekber Dağları gibi kalıcıdır. Pasinler Ovası gibi engindir. Bar oynayarak birlikteliğimiz el ele tutuşmamızın ve beraberliğimizin tescili yüzyıllar öncesinden yapılmıştır” dedi. Birlik tarihi ve kültürel bir emanettir. Milli ve manevi bir vasiyettir. Biz ayrılmak, kavgaya tutuşmak, birbirimize girmek için bin yıla meydan okumadık. Birbirimize küsmek, darılmak ve hasım olmak için onca zorluğa, acıya ve külfete katlanmadık” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Milliyetçi Hareket Partisi, bir güvencedir millet için, bir yönüyle çimentodur. Sayın Devlet Bahçeli de çok aklı başında bir insan. MHP’yi dağıtma kafaları falan çok çok yanlış bir tavır. MHP her zaman zinde bir güç olarak, bir güvence olarak, milletimizin bir güvencesi olarak var olacaktır. Aksini düşünmek çok yanlış, çok büyük hatadır.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hindistan’da Muson yağmurlarının neden olduğu sel ve toprak kaymalarında bin kişiye yakın kişi hayatını kaybetti. Kötü hava koşullarının dağlık kesimlerde mahsur kalan binlerce kişinin kurtarılması çalışmalarını da güçleştirdiği belirtildi.

ADNAN OKTAR: Zaman, ahir zaman.

DİDEM ÜRER: Hocam, Libya milli futbol yakımın futbolcuları bir maç öncesi teknik heyetle birlikte saha içinde saf tutarak namaz kıldılar.

ADNAN OKTAR: Libya. Helal olsun, aferin gençlere, maşaAllah çok güzel. Yakışanı yapmışlar, çok güzel.

DİDEM ÜRER: PKK 1 Temmuz’da bitirilmesi öngörülen çekilme için 1Eylül’e kadar süre istedi. PKK’nın 1 Eylül’de Türkiye’yi tamamen terk etmiş olacağı belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Terk etmiş olacak, biz de huzur içinde oturacağız, sevineceğiz PKK gitti diye! Dolayısıyla tedbir almamıza da gerek yok! Komünizme karşı mücadele etmeye de gerek yok! Bekleyeceğiz. Böyle bir şey olmaz.

İnsan hakları ihlallerinde dünya birincisi mi Türkiye? Doğru mu bu?

DİDEM ÜRER: Öyle iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Ama bu kaynağa bağlı bir şey mi, atıyorlar mı?

DİDEM ÜRER: AİHM’de insan hakları ihlalleri olarak çok sayıda dava var. Dava sayısına göre değerlendiriliyor olabilir. Ama geçmiş davalar diye biliyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi tutuklu gazeteci sayısında dünya birincisi. Şimdi sanki gazeteci yazı yazıyor, alıp hapse sokuyorlar gibi. Değil. O tutuklanan gazeteci ya cinayetten tutuklanıyor, ya iddia edilen Ergenekon terör örgütü üyesi olmaktan. Yani devleti yıkmak, devleti yıkıp yerine başka bir sistem kurmak gibi böyle ağır suçlardan yargılanıyorlar. “İnsan hakları ihlallerinin dünya birincisi.” Onu sağlam kaynağıyla söylerseniz, hükümetin bir numaralı konusu haline getirebiliriz biz bunu, eğer öyle bir şey varsa. Belgeye dayalı olarak söyleyeceksiniz.

DİDEM ÜRER: Normalde AİHM’e göre, Rusya birinci, Türkiye ikinci. Fakat her ülke de AİHM’e üye değil. Onun için geçerli bir ölçü olmamış oluyor.

ADNAN OKTAR: Rusya birinci insan hakları ihlalinde.

DİDEM ÜRER: Evet, Türkiye de ikinci.

ADNAN OKTAR: O doğrudur. Türkiye ikinci. Onu neye göre dediler acaba?

DİDEM ÜRER: Açılan mahkemelere göre söylüyorlar, şikayet ve davalara göre.

ADNAN OKTAR: İngiltere’de daha fazla hapiste gazeteci var. Bu insan hakları ihlali. Tamam bunu bana göstersinler, ne olduğunu anlatsınlar. Hükümet de yıldırım hızıyla tedbir alsın. Hükümet böyle bir şeyi niye kabul etsin? Böyle bir şeyin altında niye kalsın hükümet? Mesela örnek ne olabilir buna?

DİDEM ÜRER: Genelde işkence konuları.

ADNAN OKTAR: İşkence. Bize işkencenin alası yapıldı, en gelişmişi yapıldı, doğru. Ama onların hükümet döneminde olmadı ki o. 99’larda oldu bu.

DİDEM ÜRER: Uzun sürüyor zaten Hocam davalar, sizin de söylediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Bunlar o zaman geçmişi de mi esas alarak?

DİDEM ÜRER: Tabii, mahkumiyet kararına göre.

ADNAN OKTAR: O zaman ne hükümetin üstüne yıkıyorsunuz olayı? Olur mu öyle şey? Eğer 90’lardan itibaren alıyorlarsa, o zamanki hükümetlere onu gidip sorun. Tayyip Hocam’a niye soruyorsunuz?

DİDEM ÜRER: Tutuklu yargılanmalarından dolayı.

ADNAN OKTAR: Suçu çok ağır, anayasayı tayir, tebdili ilgaya cebren tam teşebbüs. Eskiden direkt asıyorlardı. Yani müebbet hapisle yargılanıyor. Nasıl bırakılsın? Defalarca müebbet hapis talebi var. Defalarca müebbet hapis talebi var. Kanunen mümkün mü bu? Mümkünse söylesinler. Nerede görülmüş müebbet hapisle yargılanan bir adamın dışarıda gezdiği?

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün maliye bakanı Sayın Mehmet Şimşek Twitter’da yazmıştı. “Gazetecilik yaptığı için hiçbir gazeteci hapiste değil” diye, sizin tam söylediğiniz şekilde. “Bu gazeteciler hırsızlık, cinayet ya da başka nedenlerle hapisteler” diye açıkladı.

ADNAN OKTAR: Tamam, açık açık söylemiş. İnsan hakları ihlalleri de, geçmiş hükümetler utansınlar. Bu hükümete niye bağlıyorsun?

DİDEM ÜRER: Bu arada Hocam ne Çin ne de hiçbir Asya ülkesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bağlı değil. Kabul etmiyorlar da zaten. Onun için sadece bağlı olan ülkeler içinde bunun sayıyorlar. Yoksa tüm dünyada olmuş olmuyor yani.

ADNAN OKTAR: İnsan hakları mahkemesinin üyesi olması gerekiyor, ona göre. O zaman tamam. Yoksa Türkiye öyle bir şey de ikinci, üçüncü değil, yetmişince bile olmaz, inşaAllah.

Didem Hocam sende ilim, irfan çok, dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: Tabii ki Hocam sizin vesilenizle, nakil olarak inşaAllah.

Sayın Kılıçdaroğlu, tüm İslam aleminin Berat kandilini kutladığı mesajında şunları söyledi; “Başta kardeşin kardeşe kırdırıldığı, savaşların eksik olmadığı Müslüman coğrafyası olmak üzere, tüm insanlık alemi bu kutsal günde, gecede vicdanıyla başbaşa kalıp, düşünmelidir. Neden ihtiyacımız olan huzurun, barışın, adalet ve eşitliğin yerini, savaşlar, kan dökmeler, ayrıştırma ve ötekileştirme almıştır. Berat kandilinde bu ve benzeri soruların cevabı aranmalı. Kin, nefret, kibir ve bencillikten uzak durulmalı. Birbirimize saygı ve sevgiyle yaklaşmalıyız” dedi.

ADNAN OKTAR: Mehdiyet’i anlatmış. “Çözümü arayın” diyor. “Bu bölünmüşlüğüm çözümünü arayın. Birbirinizle uğraşmanın çözümünü arayın. Bu kanın çözümünü arayın” diyor. o kanın çözümü Mehdiyet’tir. Barış, kardeşlik, sevgi, sanat, bilim, estetik hepsi Mehdiyet’te. Bunun dışında olmaz. Yüz yıldan beri bu çile çekiliyor. Yüz yıldan beri bu acı çekiliyor.

Rasin, hatalı hareketler yapıyormuş. “Nefsimi yenemiyorum, yardım edin” diyor. Ne yapacaksın; Allah’a sığın, düşün, tefekkür et, Allah’ı daha çok sev, bütün kalbinle sev, bütün sevgini, kalbini Allah’a yönlendir, iman hakikatlerinin üzerinde dur, Kuran mucizelerini incele, imanlı insanlarla beraber ol.

Göktuğ Şanlıtürk; “Eylemin daha birinci gününde kan dökme azmi olan kimi gördü de çapulcu dedi Tayyip? Şimdi orada akılcı ve samimi bakın. Ben şahsen baktığımda, çapulcu dendiğinde, zulmedene derim çapulcu diye. Kendi halinde, efendi bir insana çapulcu derse, kendisi çapulcu olur. Mazlum, demokrat, sevecen birisine eğer çapulcu derse, adam kendisi çapulcu olur. Ama hakikaten çapulcuysa, gidip mağazaları dağıtıyorsa, polise saldırıyorsa, molotof kokteyli atıyorsa, adam öldürmeye teşebbüs ediyorsa çapulcu olur. Birinci gününde olay olmadı diye bir şey yok ki. Olay birinci gününde de oldu, ikinci gününde de oldu, üçüncü günü de oldu. Bir de eylemin birinci günü bunu demedi ki Tayyip Hocam. Olaylar oldu, bitti dönüşünde bunu söyledi. Birinci günü zaten çok tahribat vardı, ikinci, üçüncü günü de oldu tahribatlar.

DİDEM ÜRER: Hocam canlı yayın araçları yakıldı, polis arabaları falan çok sayıda.

ADNAN OKTAR: Tabii, trilyonlar hesabıyla maddi var. Hastaneler doldu taştı vatandaşla, polisle. Bunun kim yapıyorsa ona çapulcu diyor. Mazlum bir insana, bir insan çapulcu der mi?

DİDEM ÜRER: Bir de çok geniş açıklamıştı Hocam Başbakanımız zaten çapulcuyu kime kastederek söylediğini.

ADNAN OKTAR: Sevecenlikle yaklaşmak lazım. Kimse başbakan olmak istemez kardeşim. Bunla baş olur mu? Türkiye’de o zaman hiç kimse siyasete girmek istemez. Kimse başbakan olmak istemez. Yapmayın, etmeyin bunu.

Didem Hocam ne anlatayım? Sen anlat bir şeyler.

DİDEM ÜRER: Tabii Hocam, nasıl uygun görürseniz, inşaAllah.

Hocam siz, eğer hükümetin elinde eylemcilerin olumsuz tavırlarına yönelik görüntüler varsa, bunların saklanmaması gerektiğini söylemiştiniz. Başbakanımız bugün konuşmasında şunları söyledi; “Şu an da yeni yeni görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Bu gözü dönmüşlerin polisimize nasıl azgınca saldırdıkları, polisimizin nasıl savunmada kaldığı yeni görüntülerle çok açık ortada. Siz hiç merak etmeyin. Bunları en küçük detayına kadar hepsini deşifre edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama bu kadar vakit alacak ne var, ben bunu anlamadım. Hemen anında basına yansıması lazım. Yani fevkalade bir durum olduğunu düşünelim, olağanüstü olayların geliştiğini düşünelim, halka anı anına resimlerin ulaşması lazım. Saniyeler, dakikalar burada konuşur. Tam zamanı hemen ortaya çıksın. Ama gizli bir şey varsa o ayrı mesele. Ama açık olmasında bir mahsur olmayan resim ise görülsün.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Bahçeli de aynı bu söylediğiniz şekilde ifade etti. “Dedikodu şeklinde yayılmaması gerekir. Böyle bir şey varsa hemen halka sunulması gerekir” diye belirtti.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Mehmet Fevzi Cemtimur “Karadeniz, Hocam olağanüstü güzel şu an” diyor, maşaAllah.

Hüseyin Aydın, kandilimizin mübarek olmasını söylüyor. Allah bütün İslam alemine mübarek etsin kandilimizi.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Büyük Birlik Partili kardeşlerimiz, Şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir sözünü göndermişler; “Firavuna karşı olmak yetmez, Hz. Musa (a.s)’ın yanında olmak gerekir” diye.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel. Sen Hz. Mehdi (a.s)’ın yanında değilsen, İttihad-ı İslam’ı savunmuyorsan “ben karşıyım” diyor. Öyle olmaz. O zaman mağlubiyet gelir.

Halkı isyana çağırmak falan. Bizim halkımız öyle Ortadoğu’daki bazı saftirik ülkeler gibi değil. Bayağı akıllıdırlar. Yapılan kepazeliği çok dikkatlice incelediler, akılcı değerlendirdiler, baktılar ki bir klasik komünist oyunu, hiçbir şekilde yanaşmadılar ve yanaşmazlar da.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gezi Parkı’nda bir grup devleti Ermeni soykırımı yapmakla suçlayıcı gösteriler yapınca, bazı akademisyenler, ünlü sporcular, Ermeni kardeşlerimiz aleyhine hakaretamiz konuşmalar yapmışlar.  Ahmet Hakan; “hala Türkiye’de Ermeni, Rum, Yahudi gibi sözcüklerin olumsuz anlamda kullanıldığı, ırkçı yaklaşımların görülmesinin büyük ayıp olduğunu ve bu tip kişilerin kınanması gerektiğini” söylemiş.

ADNAN OKTAR: Hakikaten, mesela eskiden Rum, böyle hakaret gibiydi, Allah esirgesin. Ermeni, Yahudi, hakaret gibiydi. Bu çok korkunç bir şey. Allah “sizi milletler olarak yarattım” diyor. Kimi Ermeni olur, kimi Rum olur. Sen de Ermeni doğabilirdin, Rum da. Niye suç olsun? Bir hayır vardır. Cenab-ı Allah onları o şekilde yaratıyor. İsterlerse sonra Müslüman da olur, isterse dinsiz de oluyor, yine Ermeni olarak da yaşayabiliyor. Ama Osmanlı döneminde nur gibi kardeşlerimiz olarak iç içe yaşıyorduk, sevgiyle, muhabbetle. Musevilerin çok büyük faydası oluyordu Osmanlı’da. Ermeni sanatçıların, bilim adamlarının çok büyük faydası oluyordu. Halen de bu güzellik olacak ve olmaya devam edecek, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım; “Artık her evin ADSL gibi kendine özel 3G sistemi hizmeti olacağını” söyledi. “Vatandaşlarımız 3G hizmetini daha uygun fiyata alabilecekler” açıklamasını yaptı. Sayın Yıldırım “evde veya ofiste kullanılan cihazların cep telefonu ile kumanda edilebilmesi gibi çeşitli hizmetlerde yaygınlaşmaya başlayacak” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Güzel, hep hayır.

Evet, ne yapalım ne edelim? Gidelim, yarın görüşelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü