Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (24 Haziran 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


AYLİN KOCAMAN: Dünyada gördüğüm en güzel, en derin, en etkileyici gözlere sahip aşkımla yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Gençlerin, büyük bir bölümü Türkiye'de de, dünyada da modernler. Normal insanda zaten öyle olması lazım. Müzikten hoşlanması lazım, danstan hoşlanması lazım, gülmesi lazım, eğlenmesi lazım. Evini güzelleştirmeye çalışması lazım, bahçesini güzelleştirmeye çalışması lazım. Bir insan içine kapandıysa, ağırsa, şizofren karakter gösteriyorsa bu hastalıktır, beladır bu yani. Müzikten hoşlanmıyor, resimden hoşlanmıyor, sanattan, hiç bir şeyden hoşlanmıyor. Gece gündüz ağlama. Hadi ağlayalım. Sen de ağla, ben de ağla. Yemeyelim, giymeyelim işte bir hırkayla yaşayalım. Kırk lokma yiyelim, kaval dinleyelim. Ney sesiyle mesela adam uyuşuyor. Adam böyle canlı müzik istiyor. Sen delikanlı adamsın ateş gibi olman lazım. Neyle ne uyuşturuyorsun kendini? Hep böyle uyuşuk parçalar, dini konuları tenzih ederim. İnsanları içine kapatan, şizofren ruha iten bir üslup. Ve bunu din diye de ortaya koyuyorlar. Yani işte “teravih namazı nasıl kılınır?” Biliyor işte klasik herkes gidiyor Ramazan’da şey yapıyorlar. Her yıl gündeme getirmenin alemi ne? Yani kimse reddetmiyor ki zaten. Teravih olmadığını iddia eden de olabilir. Olmasa da güzel teravih. Mesela “Cuma namazı yok” diyorlar, olmasa da güzel. Cuma günü toplanıyorsun. “Cuma günü bizim” diyor “Müslümanların bir toplantısı var gelir misiniz?”, oh ne ala. Adet edinmiş her Cuma toplanıyor Müslümanlar, ne güzel. Bayramda diyor ki, “her akşam Ramazan’da toplanalım camilerde,” çok güzel. Diyor ki Peygamber (s.a.v) zamanında yokmuş, olmasın. Müslümanları toplamak değil mi amaç, birbirlerini sevmesi değil mi? Çok güzel işte, gayet hoş.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Mehmet Şevket Eygi Hocamız bugünkü yazısında Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in "Siz ne halde iseniz öyle idare olunursunuz" hadisini hatırlattı. Ve “Müslümanlar tek bir ümmet olmaz, tek bir İmam-ı Kebir’e biat etmez ve itaat etmezlerse zillet, esaret ve rezaletten kurtulamaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Hocam bak “Mehdi (a.s)'a tabii olun” diyor Mehmet Şevket Eygi Hocam. Geçenlerde açık açık söyledi, "sadece Hz. Mehdi (a.s)'la bu iş çözülür" dedi. İmam-ı Kebir dediği Mehdi (a.s). Dünya tatlısı maşaAllah Hocamız. Bak Bediüzzaman’ın tavsiyesine uydu o evlenmedi. Bayağı dinç.

Dünyanın Sultanı Şeyhin Şah Sultanı, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri El Hakkani. Dünya tatlısı Şeyhimiz. Dışarı devriyeye deniz ve dağ tarafına gitmiş. Bir dağa, bir denize ama devriye, inşaAllah. Devriye arabası var özel.

Aslında Türkiye'de, bütün Ortadoğu'da bir sanat kavrukluğu var. Sanat ölmüş durumda, hayat ölmüş durumda, estetik ölmüş durumda. Hiç bir İslam ülkesinde sanat eseri kalmadı. Eski binalar var sadece, işte eski camiiler, o kadar başka bir şey yok. Yeni yapılan hiç bir şey olmuyor. Mahvolmuş durumda. Türkiye'de de sanat durdu. Sanat estetik durdu. Halbuki Türkiye sanatın merkezi olabilir. Mesela İtalya'da da durdu sanat. Türkiye, Akdeniz olimpiyatları falan onlardan çok daha önemli, dünya sanatının merkezi olsun. İstanbul’u dünya sanatının merkezi yapsınlar. Bütün ünlü sanatçıları çağıralım. Muazzam, çok muhteşem heykeller yapılsın. Bir kere heykel muhalifliği var. Heykel çok şahane, zengin ve muhteşem gösteriyor binaları, her yeri. Muhteşem havuzlar olabilir. Taş işçiliği mesela çok şahane şeyler yapılabilir. Muazzam bir ahşap sanatı olabilir. Mesela İtalyan sanatıyla Osmanlı sanatı karıştırılarak beraber muhteşem güzellikte binalar, eşyalar yapılabilir. Muhteşem bahçeler yapılabilir. Mesela Taksim’de planlanan hakikaten donuk bir yapıydı. Halen de o donukluğu kıracak bir proje yok ortada. Yani canlı bir proje yok. Ne Ankara’da, ne İstanbul, ne İzmir’de öyle bir şey. Dünyayı hayrete düşürecek bir sanat ve estetik anlayışı olması lazım. Avrupa’nın nefesi kesilsin. Havuzlarla, bahçelerle, binalardaki süslemelerle yani çok pahalı bina yapmaya da gerek yok. Sanatlı bina yapmak çok önemli. Küçük ama sanatlı. Büyük bina da yapılmış olsa, yine sanatlı.

Kitlevi mesela beton yığını cami yapıyor, her yer beton. Bahçesi beton, her yer beton. Caminin içine giriyoruz, çın çın çınlıyor, kimse yok. Müezzin efendiyi arıyoruz. Hoca efendiyi arıyoruz. Hoca zaten yok. “Hocanın evi bilmem nerede” diyorlar. Müezzini zor bela buluyorsun. Ben soruyorum, “Hocam kimse gelmiyor “diyor. Olsa bile yaşlı dedeler geliyor. Yaşlanmış amcalar geliyor. Sanki altmış yaşından sonra İslam, din yaşanırmış gibi. Kısa bir sakal. Yaşlı dedelerime spor oluyor işte, onlar gidip geliyorlar gibi de düşünüyor bazı kişiler. Böyle olmaz. Dinamik, canlı, çok kaliteli bir din anlayışı, İslam anlayışı olması lazım. Ve müthiş özgürlüklerin olduğu bir din anlayışı olması lazım.

“Merhaba. Etrafınızdaki hanımların abartılı makyajlarını, gösterişli giyinişlerini İslam’da yeri olmayan, vücut hatlarını gösteren kılık kıyafetlerini anlayabiliyorum da, o perukların ne anlama geldiğini çözemedim. Açıklarsanız sevinirim.”

Makyajın abartılısı diye bir şey olmaz. Yakışan makyaj var. Nedir abartılı? Bir de bunu çıkarttınız. Bu da tutucu bir kafa. Hafif makyaj, abartılı makyaj bilmem ne. Kimine hiç makyaj gitmeyebilir. Kimine hafif bir makyaj gider. Kimine de daha kapsamlı bir makyaj gider. Ne alakası var? Makyajın yakışması önemlidir. Hafifi, ağırı, bilmem nesi olmaz bunun.

Kadir Bayraktar, Bay Kadir; “Biz Kıbrıs’ta yaşayan öğrencileriz. Size ve düşüncelerinize çok önem veriyoruz, maşaAllah Hocam. Kıbrıs’a selam yollarsanız seviniriz.” Selam söylüyorum, Şeyhime de, asıl Şeyhime selam söylüyorum. Sizlere de selam söylüyorum. Bütün Kıbrıs’a, kardeşlerimize. Şeyhimi çok sevin. Bütün Akdeniz’in gülü o. Bütün İslam aleminin Sultanı. Şeyhimiz diyor ki, “Gidin Sultan’a bağlanın.” Neydi? Ürdün Kralı, “O Sultan’dır” diyor. Adam da diyor ki, “Ürdün’de Sultan varmış. Oraya gidiyorum” diyor. Vay yazık sana. Vay yazık sana. Bak Sultanlar Sultanı sana diyor ki, “Sultan’ın yanına git” diyor. Sen de gidiyorsun, oraya gitmeye kalkıyorsun. “Haşa” desene. “Sultanım o sizin tırnağınız etmez” diyeceksin. Ürdün Kralı kim? Benim Şeyhim kim? Şeyhimin tırnağı etmez o. Ayağına kapanıyor Şeyhimin o. Ayağına kapanıyor. Sultanlık kim, o kim? Bir tane Sultan var. O da Şeyhimizdir. Seni yokluyor. Yokluyor. Sen de edebini bozuyorsun. Gidiyorsun onu Sultan ilan etmeye kalkıyorsun. Bir tane Sultan var, Şeyhin Şah Sultan. Sultanların Şahı Şeyh Nazım Hocam, o kadar başka da Sultan yok. Nasıl insan, “haşa” dersin, nasıl böyle bir şeyi kabul ediyorsun? “Bir tane Sultan biliyoruz efendim” diyeceksin. Edepte hata yapıyorlar, inşaAllah.

Çlşk-Çalışkan Ahmet1; “Muhterem Hocamız, sağlınıza duacıyız. Arkadaşlarımızla toplandık. Yayınlarınızı zevkle izliyoruz. İyi ki varsınız.” Elhamdülillah. Sizler de iyi ki varsınız. Hepimiz ahir zamandayız. Ne güzel. Mehdi (a.s) devrindeyiz. Cenab-ı Allah’ın kontrolündeyiz. Cenab-ı Allah şu an bizi dinliyor ve seyrediyor, ne güzel. Ve bizi konuşturuyor, ne güzel. “Şah damarından daha yakınım” diyor Cenab-ı Allah, “Şah damarından.” Şah damarı burada. Şah damarı nerede? Bizim içimizde. “Ben daha yakınım size” diyor Allah. Ne büyük nimet. “Ben” diyor, bak, “Ben size şah damarınızdan daha yakınım.” Şah damarı bizim içimizde olduğu halde ama “Ben içinizde olan şah damarınızdan daha yakınım” diyor. Ama bakın dikkat edin, “Ben” diyor Allah. “Ben” diyor.

Mstf Mus; “Sizin kültür ve kalite bakanı olmanız lazım.” İlla beni bir bakan yapacaksınız. İlla bir şey olmam gerekiyor yani. Ya başbakan, ya bakan. Genel müdür falan da değil.

DİDEM ÜRER: Hocam Gezi Parkı’nın son resimleri vardı uygum görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Güzel. Güzel, şahane olmuş. Ama herhangi bir park olmuş. Gelen “oo” demesi lazım. Öyle şahane heykeller yapacaksın ki. Mermer veyahut tunç heykeller. Ama nefis sanatlı. Muhteşem havuzlar, muhteşem şelaleler, paçalı güvercinler bembeyaz böyle, ordu gibi. Bembeyaz kuğular. Bir iki ayda yapılır. Heykel biraz vakit alır sadece. Hepsi yapılır.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gezi Parkı’ndaki havuzdaki heykel normalde çok estetik dışı. Sizin söylediğiniz gibi olsa.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Yanaştır. Şimdi bu ne bu? Bu, ne bu? Bir daire betondan, ortada bir şey. Bir beton yığını da etrafında. Bu, ne bu? Bunun estetikle, sanatla ne alakası var? Bu kimin hoşuna gider? Kimde hayranlık duygusu uyandırır. Bu, ne bu? Hiçbir şey değil. Böyle sanat olur mu?

GÜLGÜN GÖKTAN: Hocam bir de sizin bir ışıklandırma zevkiniz vardır heykelde, bahçede onun uygulanması.

ADNAN OKTAR: Bir kere cam sanatının en güzel numunelerini vurgulamak lazım. Cam ve ışığı çok mükemmel kullanmak lazım, abajur tarzı aydınlatmalar. Ama nefis böyle, bayram yeri gibi olması lazım. Ne ışıkta sanat var, ne binalarda sanat var, ne havuzlarda sanat var. Hemen hemen hiçbir yerde sanat yok. Bunun bir an önce halledilmesi lazım. Sanatı hem öldürmeye çalışıyorlar, arkasından neşeyi öldürmeye çalışıyor. “Gülmeyin” diyor adam. “Ağlayın” diyor. Kardeşim nesilleri delirtirsin sen, hasta edersin. Sürekli ağlayan insan ne olur kardeşim? Sürekli kırk lokma ye, bir tane hırkan olsun. Yerde otur, yerde yemek ye. Bir tane lamba aşağı sarkıtsın. Bunu din diye anlatıyorlar. Kardeşim ne yapmak istiyorsunuz? Yani İslam’a, Kuran’a bu kadar şiddetli bir saldırı komünistlerden bile olmuyor. Bu nasıl bir üsluptur, bu? Saldırı derken, tabii taşlı sopalı saldırı değil, fikri bir saldırı gibi. Düşünce tarzında. Veyahut dini olumsuz şekilde insanların yorumlayacağı bir üslup diyelim. Çünkü saldırı daha sert bir üslup olmuş oluyor. Yani çok olumsuz bir anlatımları var. 

Evet, buyurun dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam The Economist dergisinde yine Ak Parti aleyhinde bir yazı yer aldı. Başbakan Erdoğan’ın demokrasi anlayışını eleştiren yazıda “çoğunluğu ele geçirenlerin yönetiminin Türkiye gibi ülkelerde liderin de etkisiyle farklı bir demokrasi anlayışına evrildiğini ve olsa olsa zombi demokrasisi olabileceğini” yazdı.

ADNAN OKTAR: Nasıl olmasını istiyorlar?

DİDEM ÜRER: Onlar herhalde şu an eleştirildiği şekliyle değil de daha farklı istiyorlar ama.

ADNAN OKTAR: Ama “şöyle olsaydı güzel olurdu” demeleri lazım.

DİDEM ÜRER: Economist bir açıklama yapmamış o konuda ama genel olarak yapılan eleştiriler var.

ADNAN OKTAR: Olur mu? Genel olarak mesela şu şu şu diye on, on beş madde açık açık söylemeleri lazım.

DİDEM ÜRER: Evet, öyle bir açıklama yok.

ADNAN OKTAR: Öyle olmaz, öyle yuvarlak konuşma olmaz. Kimse karnından konuşmasın. Biz söylüyoruz ne olduğunu açık açık söylüyoruz, onlar da söylesinler.

Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki “Nefsim yedi kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, insanların emirleri, seyahat için” Sırf seyahat amacı için Hac’ca gidecekler” diyor. Orta tabakada olanlar ticaret için, gidip işte oradan elbise, şu, bu falan ucuz malzeme almak için, “fakirleri dilenmek için, okuyucuları da riya ve işittirmek için” işte hoca efendiler falan bak “riya, gösteriş ve hacca gitti desinler diye Hac’ca gidecekler” diyor. Ahir zamanda. Bunu zannediyorum, görüyoruz birçok insanda.

DİDEM ÜRER: Hocam eski İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman; “Hamas’ın İsrail’le bir uzlaşı yapmaya niyeti yok. Bu nedenle Gazze’ye geri dönerek kapsamlı bir temizlik yapmak gerekir. Ülkenin güneyine atılan füzelerden sonra İsrail yönetimi ciddi bir şekilde Gazze’yi yeniden işgal etmeyi düşünmeli” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: İşgalle olmayacağı belli. İşgal edersin yine terör, anarşi devam eder. Bu şekilde olmaz. Lieberman eğer samimi ise; ki samimi bir üslubu yok şu an, inşaAllah samimi olur. Moşiyah’ı-Hz. Mehdi (a.s)’ı istesin. Gece gündüz Tevrat okuyor. Tevrat’ta Moşiyah, Hz. Mehdi (a.s) çok hayati bir konu olarak dile getiriliyor. Allah orada izah etmiş. Ve dört bin yıldan beri Moşiyah’ı bekliyorsunuz. Moşiyah ile hallolacak bir konuyu, işgalle halletmeye kalkarsan bela, dertten başka bir şey olmaz.

Didem Hocamızla devam edelim.

DİDEM ÜRER: Hocam biraz faaliyetlerden okuyayım mı?

ADNAN OKTAR: Tamam.

DİDEM ÜRER: İstanbul’daki kardeşlerimizin şöyle mesajı var Size. Sultanahmet’te dört otel lobisine sizin İngilizce kitaplarınızdan verdik ve turist kardeşlerimize de İngilizce kitaplarınızdan hediye ettik. Seyidimiz, canımız, Sultanımız Hocamızı çok seviyor, dualarını bekliyoruz” diyorlar inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aferin çok güzel maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam Bursa’daki beş kardeşimiz Pazar günü, Yavuz Selim mahallesinde bin adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. “Şu anda dünya üzerinde bulunan bir numaralı sevgi insanına ultra sonsuz sevgilerimizi gönderiyoruz, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, kedi ordusu da var. Allah razı olsun biz de onlara sevgimizi, muhabbetimizi gönderiyoruz. Ama şu kedileri önce bir göreyim, rica ediyorum. Bunlar mahallenin çetesi bunlar. Bu da Allahualem çete reisi anladığım kadarıyla. Bayağı şeker bakıyor ama bayağı güzel bakışları.

DİDEM ÜRER: Konya’dan kardeşlerimiz dün dershanelere, polislere ve birçok yere iki yüz adet sizin kitaplarınızdan ve A9 broşürü dağıtmışlar. “Ellerinizden en derin hürmetle öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ufaklıkları da çok şekerler. MaşaAllah benim canlarıma, aferin. Allah şevklerini arttırsın. Bu köfteleri de yemek lazım bunları maşaAllah. Bakışa bak sen tatlılığa maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Alanya’da dün bin adet broşür dağıtmış kardeşlerimiz. “Gül yüzlü, nurlu, canımız Hocamızın ellerinden öperiz. Hocamızdan dua istirham ediyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş maşaAllah. Aferin benim aslanlarıma. Of mahallenin köfteleri bir göster bakalım bunları tek tek. Bak bak bak sen sevimliliğe bak, şunların sevimliliğine. Nurlarına bak sen şunların. Aslan bunlar aslan.  Allah hepsine hayırlı, bereketli, uzun ömür versin. Sağlık, sıhhat versin maşaAllah.

Evet Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam Ankara’dan da kardeşlerimiz Seyran bağlarında önceki gün bin beş yüz A9 TV broşürü dağıtmışlar. Bugün de bir araya gelip toplanarak muhabbet ve istişare etmişler. Kuran’dan ve sizin kitaplarınızdan okumuşlar. Hepsi size çok sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel olmuş, ne güzel. Orada amcamların evi vardı eskiden Seyran bağlarında, giderdim. Evet çok güzel, maşaAllah elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz size sevgilerini iletiyor, kızı Nur ve yeğeni Enes’in resimlerini göndermiş. 

ADNAN OKTAR: Ne şekermiş bu, ne balmış, ne kaymakmış. Dünya tatlısı. Pidesini de büyük bir iştahla yiyor. Bu çok güzelmiş, maşaAllah, gözlere bak sen. Bayağı güzel.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Erzurum’dan üç kardeşimiz Cumartesi ve Pazar günü Erzurum’da MHP ve AK Parti mitingleri sırasında broşür dağıtımı yapmışlar. “Canımız, aslan Seyyidimiz Sayın Muhammed Adnan Oktar Hocamızdan hayır dualarını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, canlara bak sen canlara, güzellere bak sen. Yaklaştır bakayım şu köfteleri. Şekerliğe bak sen şekerliğe, cana bak sen cana, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ay, dün dünyaya en yakın olduğu noktaya gelerek süper ay halini aldı Hocam. Normalden on dört kat daha büyük görünen ve yüzde otuz daha parlak olan ay, dünyaya 356 bin kilometre mesafeye geldi. Ayın gezegenimize daha yakın mesafeye geleceği tarihse 6 Aralık 2052.

ADNAN OKTAR: Hakikaten çok iri görünüyordu, bayağı parlaktı, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Cuma günü kardeşlerimiz Ortaköy’de altı yüz adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Size sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bak dikkat edersen, her yerde pırıl pırıl, dinamik, canlı bir gençlik var. Böyle şizofren bir gençlik yok. Yani böyle şizofrene hitap eder gibi bir din anlayışı olmaz. Şizofren eğitir gibi yahut toplumun şizofren olmasını istiyor gibi bir üslup olmaz. Canlı, dinamik, pırıl pırıl, sanatla, estetikle, güzellikle iç içe bir din anlayışı, Kuran’ın gerçek ruhu anlatılması lazım. Evet.

DİDEM ÜRER: Alevi kanaat önderlerinden Seyyid Derviş Tur Türkiye’de sağ sol, Türk Kürt çatışmasının ardından, şimdi Alevi Sünni ayrımını körüklemek isteyenlerin olabileceği uyarısında bulundu. “Gezi Parkı eylemlerinin masumane başladığını ama bazı kişilerce başka alanlara çekildiğini” belirten Tur, “Alevi olmayanlar Aleviliği kullanıyor, benim korkum bunların bizim saf temiz Alevileri arkalarına takması, provokasyonlara gelinmemesi gerek, kargaşanın çıkmasını kardeşçe birbirimize destek vererek engelleyebiliriz” dedi.

ADNAN OKTAR: Hakikaten İran’daki Şii yandaşlıkla Türk Aleviliği bambaşkadır. Türk Aleviliği böyle sıcak, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği hedefleyen, Allah aşkını hedefleyen, şiirlerle, ezgilerle en güzel şekilde Allah’ı ifade etmeye çalışan sevgi ruhudur. Bambaşkadır. Şiilikte çok farklıdır. Hz. Ali (r.a)’ı herkes sever. Ama hakikaten öfke insanlarını organize etmek istiyorlar, yani nefret insanı. Mesela Alevilerin içinde ise Alevilerin içinde, Sünnilerin içinde de nefret eden varsa “sen de gel” diyorlar. Nefret eden kim varsa, öfke duyan kim varsa yanımıza gelsin kafasındalar bir kısım kişiler.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İstihbarat birimleri tarafından yapılan açıklamalara göre Ocak ayından itibaren PKK’ya yaklaşık iki bin genç katıldı Hocam. Alınan bilgiye göre terör örgütünün yeni hedefi bölgede bulunan üniversiteler. Kadrosunu güçlendirmek isteyen örgüt üniversite yapılanmaları aracılığıyla etki altına aldığı gençleri yayla etkinliklerinde bir araya getiriyor. İki gün süren şenliklerde gençlere öncelikli olarak örgüt propagandası yapılıyor ve etkinlikte öne çıkan gençler belirlenerek dağa çıkarılıyor. Verilen özel eğitimlerin ardından öğrenciler yeni eleman kazanmaları için üniversitelere gönderiliyor.

ADNAN OKTAR: Ben ne dedim? Aylar önce ne dedim? PKK’nın çekilmesinden bahsediyorlardı, PKK hareketinin durmasından bahsediyorlardı. “PKK çekilmiyor”     dedim, “sadece bir strateji uygulaması var. Dağa yeni elemanlar gelmesi için, dağda kadro açıyorlar” dedim. Yani “genç kadroların dağda eğitilmesi için, eskiler çekiliyorlar. Yenilerin eğitimi için imkan tanıyorlar” dedim. Nitekim bak dediğimin aynısı ortaya çıkmış oldu.

“Hocam sizin şu ünlü yazlık ayakkabılarınız canlı yayında bir türlü görünmedi, hayırlısı, inşaAllah” diyor. Tamam bir şeyler yapmaya çalışacağız.

Demir; “Bediüzzaman Özel Doğu Zehra Okulları açılmasını istiyordu. Hoca efendi cemaati bu okulları niye çoğaltmıyor? Kürtçe öğretmiyor.” Bediüzzaman “Kürtçe öğrenin” diye açılsın demedi ki Medrese Zehra. İslam’ı öğretsinler diye. Orası dil, lisan okulu açın demedi ki.

“Canım Hocam sakın gitmeyin” diyor.

Akın Eraslan; “Hocam annem sizi çok beğenerek izliyor, burada Kuşadası’nda sizin kitaplarınızı dağıtarak size yardımcı oluyoruz. Okursanız sevinirim” diyor. Tamam, inşaAllah.

I am Tunebeach; “bende büyüyünce Adnan Oktar olacağım” diyor.   Peygamberimiz (s.a.v)’e benze. Ben Allah’ın her hangi bir kuluyum. Kula benzemek değil, Peygamber (s.a.v.)’e benzemek esastır, inşaAllah. Tabii Peygamberimiz (s.a.v) de Allah’ın kulu ama Allah “Peygamberleri örnek alın” diyor, şahısları örnek alın demiyor, inşaAllah.

So Marjinal; “Hocam hiç uykunuz gelmiyor mu?” diyor. EvelAllah.

Kavgadaki çocuk; “MaşaAllah, Hocam hiç bizi çağırmıyorsunuz, bir sıkıntı olursa alo deyin gelelim” diyor. Allahualem akşam akşam bayağı iyi bir kısmının kafası şu anda.

“Gençlik aç, gençliği bitiriyorlar, bir şeyler yapmamız lazım” diyor. Gençlik niye bitsin? Gençlik şahlanıyor, aslan gibi gençliğimiz. Mehdiyet gürül gürül geliyor, inşaAllah. 

Ahmet Altan Hmtltn, bu bizim bildiğimiz Ahmet Altan değil, değil mi bu?

DİDEM ÜRER: Değil galiba, kendi hesabı değil diye biliyorum.  

ADNAN OKTAR: “Ahmet Altan yukarıdaki gibi tweet atmıştı” diyor. Kendi hesabı değil bu.

DİDEM ÜRER: Öyle biliyorum ama bir iki tane hesap var, bu hangisi bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Yani değilse bile hadi diyelim çakma olduğunu düşünelim yahut ona benzeyen bir isim olduğunu düşünelim. “İttihad-ı İslam ulus devletçilik ile mi yoksa federal çatı devlet yani ABD model bir devlet ile mi sağlanır ey dindar cemaatçiler?” Sevgiyle sevgiyle, böyle siyasi modellerle değil. Mehdiyet sırf sevgi öğretmenliğidir. Muhabbet, dostluk, kardeşlik, merhamet, kalite, sanat, neşe, sevinç Mehdiyet budur. Böyle karmakarışık siyasi sistemler değildir.

Oyuna gelme 77; “Hocam size katılıyorum, şiddetle terörle hiçbir yere varılmıyor. Değerlerinizi en güzel temsil eden partiyi seçersiniz, bu şekilde hallolur” diyor.

Sarı çizmeli Us; “Komünizm mi kaldı?” diyor. Televizyonlarda gördüğün, sokaklarda gördüğün ne? Taksim’e niye giremedin? Atatürk anıtının üstündekiler neydi? Çiçek miydi? Komünist bayrakları niye indiremedin? “Taksim komününe hoş geldiniz” diyor. Komünizmi ilan ettiler Taksim’de. Komünist yönetimi ilan ettiler. Açıkça söylüyorlar; “biz komünist yönetim ilan ettik, burası da komün” diyorlar.

DİDEM ÜRER: Kızıl meydan yazıyorlardı.

ADNAN OKTAR: Kızıl meydan diyorlar tabii.  

Hocam biz çok geç kaldık gidelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü