Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (25 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


CEYLAN ÖZBUDAK: Dünya yakışıklısı aşkımla programımıza başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gezi Parkına 202 bin adet mevsimlik çiçek, 5000 adet gül ekildi, 26 bin metre kare çimen serildi. Ayrıca ıhlamur, akçaağaç, manolya, zakkum olmak üzere toplam 129 adet yetişkin ağaç dikildi. Parkın son görünümünden iki görüntü var uygun görürseniz gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Yani herhangi bir park, güzel maşaAllah iyi de benim dediğim bambaşka bir şey. Ama bu da iyi, hiç yoktan iyidir, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ethem Sarısülük adlı kişinin vefatına sebep olan polis memuru olayın nasıl gerçekleştiğini anlattı; “Olayın çok kızıştığı bir noktada göstericiler tarafından sıkıştırıldım. Burada 15-20 kişi tarafından yoğun şekilde taş atışına maruz kaldım ve öleceğimi düşündüm. Gurup üzerime doğru gelmeye devam edince kendimi korumak kastıyla silahımı çektim. Önce namluya mermi sürmedim. Fakat saldırı devam edince silahın ağzına mermi verdim ve namlusunu yere doğru tuttum. Daha sonra namluyu omuz hizamın üzerine kaldırdım ve havaya doğru üç el ateş ettim. O sırada yoğun şekilde taş atışına maruz kalmıştım. Aldığım darbeler dengemi bozmuş olabilir. Bileğime gelen taş nedeniyle namlunun pozisyonu değişip maktulün kafasına doğru yönelmiş olabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Orada işte, şikayetçi olan herkes, orada bulunan herkes “şunu yapması gerekirdi” diye söylesinler. Yani “şöyle bir tavır koyması gerekirdi, doğrusu şuydu” desinler, o zaman tamam. Ama doğrusunu söylemezlerse yani yapılması gerekeni söylemezlerse, tek yanlı suçlarlarsa, bu olmaz. Allah vermesin, büyük bir belanın içine girmiş kardeşimiz zaten. İstemeden kazara büyük bir fitnenin, büyük bir rahatsızlığın içine girmiş. Psikolojik olarak onu çok sarsacak bir şey. Çok müteessir olacağı bir şey, Allah vermesin. Rahmetlinin kaderi öyle, arkadaşının da kaderi öyle ama işte bunun açıkça hükmü, kaza kurşunu, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kerkük’teki intihar saldırısında Türkmen kardeşlerimizin liderlerinden Irak Türkmen Cephesi Başkan Yardımcısı Ali Haşim Muhtaroğlu ve 13 kişi şehit oldu, 71 kişi de yaralandı. Şehit kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifa diliyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam olmadan, hiçbir netice olmaz. Böyle sürekli bir şunun haberini alırız, bir bunun haberini alırız, şu şehit oldu, bu şehit oldu, Müslümanlar birbirini kırdı geçirdi. Alimlerin bir kısmı Müslümanları mahvettiler. Mehdiyet’i örtbas ettiler, “Hz. Mehdi (a.s) gelip geçti” dediler, “Hz. İsa Mesih (a.s) gelmeyecek” dediler, “İttihad-ı İslam yok” dediler, “öyle bir hedefimiz yok” dediler. Ve Müslüman alemini büyük bir fitnenin, büyük bir acının içine sürüklediler. Yani Müslümanları bu hale getiren bir kısım cahil alimlerdir, cahil hocalardır. Yoksa, İttihad-ı İslam’ın yolu sonuna kadar açılırdı. Mehdiyet’in yolu açılırdı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın yolu açılırdı. Peki bunları yapmayınca kapanıyor mu? Yok. İşin hayret verici yani, şaşırtıcı yönü o. Yani yol kapanınca gidememesi lazım. “Hz. Mehdi (a.s) dağları deler geçer” diyor. Bak, “dağı deler geçer.” “Önüne dağlar çıkar” diyor. Dağı dolanır demiyor, “dağı deler geçer” diyor. Delip geçiyor, elhamdülillah. Hz. İsa Mesih (a.s) da öyledir deler geçer, durduramazlar. Ama bu yaptıkları yanlarına kalmaz tabii, bunun günahını çekecekler, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımız, “elimizde gizli eylemcilerin etrafa ve polise saldırırken çekilmiş çok sayıda görüntüsü var” açıklaması yapınca, siz hiç vakit kaybetmeden bu görüntüleri basına dağıtmalarını rica etmiştiniz. Birkaç gün içinde AK Parti bu görüntülerden 28 dakikalık karma bir film hazırlayarak bugün basına sundu. 8 dakikalık cd de kamu mallarını güvenlik birimlerine ve sivillere yönelik gerçekleştirilen saldırılar yer alıyor. Videodan kısa bir bölüm gösterebiliriz, eğer uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet bu mahiyette, tamam.

DİDEM ÜRER: Murat Karayılan, Alman Die Welt Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, barış sürecinin sonunda Öcalan’ın ve tüm PKK’lıların serbest kalacağını iddia etti. Ayrıca, bağımsız bir Kürt devleti isteyip istemediklerine dair soruya da şöyle yanıt verdi: “Devlet şiddetin kaynağıdır ve insanların sorunlarını çözmez. Bunu değiştirmek istiyoruz. Demokratik kon federalizm istiyoruz. Her milletten ve dinden insanlar buna katılıp kardeş gibi birlikte yaşayabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Bunun dediklerinin olması için, İttihad-ı İslam olması lazım. Komünist sistem içerisinde olmaz öyle şey. Komünizmde Allah inancı yok, Allah sevgisi yok. Yani dünyanın bir anlamı yok. Dünyayı bir kaos olarak görüyorlar, tesadüfen olmuş. İnsanlar da mikroptan üremiş olarak görülüyor. Böyle bir inançta zaten insanlar yaşamak istemezler, hayatın anlamı yok. Hayat demek, sadece yemek yemek değil, sadece rahat etmek değil. Orada o kafayı değiştirmeleri lazım. Bir de orada Kürt kardeşlerimizi saf ırk olarak muhafaza düşüncesi var. Halbuki Kürt, Laz, Çerkez, Türk hepsi ,Hz. Adem (a.s)’ın evlatları, hepsi birbirine eşit. Üstünlük takva iledir. Biz Türkiye olarak bir milletiz. Türk milleti deniyor, bir milletiz. Yetmişin üzerinde çeşitli kavimden oluşuyor Türk milleti. Bir de köprü üstüdür. Birçok kavmin geçiş noktasıdır Türkiye. Saf bir ırkın zaten bir mantığı yok. Eninde sonunda yine Hz. Adem (a.s)’a dayanıyor, Hz. Nuh (a.s)’a dayanıyor. Onun için bunu boş yere zorlamasınlar. Abdullah Öcalan bile, İttihad-ı İslam’ın kurtuluş olduğunu söylüyor. Bunlar dönüp dolaşıp yine komünizme olayı getiriyorlar. Böyle olmaz. Mehdiyet’in dışında bir yol olmaz.

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakanımız, Gezi Parkı olayları sırasında Taksim Platformu adı verilen grubun hükümete bir talimat listesi vermesini yorumladı. “Eylemlerin içerisinde samimi olanları her zaman bir tarafa ayırdıklarını” ifade ederek şunları söyledi: “Ama bunların yanında samimi olmayanlar da vardı. Dürüst değillerdi. Başbakan yardımcımızla yaptıkları görüşmeden sonra çıkıp, yeni çerinin o isyancı grupları gibi ‘şu valiyi görevden alacaksın, şunu görevden alacaksın’ gibi ültimatom sıraladılar. Ayaklar ne zamandan beri baş olmaya başladı? Milletimizin vermiş olduğu yetkiyi kullanamaz duruma gelirsek, o zaman zaten bittik demektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Yıllardan beri dikkat çekiyorum ben komünizme, “komünist hareket var” diyordum. “Komünizm yok” diyorlar. Kardeşim peki bu ne? Bu talimatı verenler kim? Adam asmış oraya, “hükümet kalkacak bir kere” diyor. “Orduyu da kaldıracaksınız, polisi de kaldıracaksınız” diyor. Asıl talimatı o şekilde veriyorlar. Ara talimat bunlar, valiyi alın, şunu alın, bunu alın. Asıl hedefleri bu değil. Valiyi görevden alsa, Emniyet Müdürünü görevden alsa Başbakan, adam “tamam” demiyor. “Rejim değişecek” diyor. “Komünist rejim istiyorum” diyor. “Polisi kaldıracaksınız milis kuvvet olacak onun yerine” diyor. “Komünist milis kuvvetleri” diyor açık açık söylüyor adamlar. Yıllardan beri birçok dindar “komünizm yok” diyor. Peki bu ne? Evinden dışarı çıkmadın, birçok insan evinden dışarı çıkamadı. On gün dilleri tutuldu birçok insanın. On gün, on bir gün dilleri tutuldu.

Mesela bak, Türkiye’de Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Fars, Azeri, Gagavuz, Pomak, Bulgar, Laz, Gürcü, Tatar, Boşnak, Ermeni, Karakalpak, Arnavut, Roman, Abazlar, Osetler, Süryaniler, Rumlar, Museviler ve Kavdaniler var. Ki bunlar, ilk tespit edilenler. Her türlü kavimden insan var Türkiye’de. Sen bunların hepsine ayrı bir devlet kurmaya kalkarsan, Türkiye diye bir şey kalmaz. Teknik olarak da mümkün değil zaten, yapamazsın öyle bir şeyi. Abdullah Öcalan eninde sonunda anladı olamayacağını, “İttihad-ı İslam olsun” diyor. Bunlar anlamazdan geliyorlar, o dağdakiler. Anlaşılmayacak bir şey yok, İttihad-ı İslam, Mehdiyet, başka çözüm yok. Yobazlar da büyük tehlike yobazlık. O zaman modern İslam. Modern İslam’ı kim savunuyor? Mehdiyet savunuyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Taraf Gazetesi yazarı Oya Baydar, Başbakan’ın siyasi sonunun hızla gelmeye başladığını iddia etti. Şöyle söylüyor: “Son seçimlerdeki yüzde ellilik oyunuzun sizin düşüşünüzü engellemeye yetmeyeceği durumlar vardır. Yurt içinde ve dünya kamuoyunda kişisel yıpranma, itibar yitirme, güven aşınmasıyla kendi adamlarınızın bile kapalı kapılar ardında yaptığı artık dizginlenemiyor. ‘Hepimizi uçuruma sürükleyecek bu adam’ muhabbetleriyle insanın bu kadar gerilimi yüklenemeyip, zaten sarsılan ruhsal dengesini, sağlığını yitirmesiyle de sonunuz gelebilir” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Önemli olan demokrasinin sağlıklı işlemesi, sevecen bir ortam olması, modern İslam anlayışının, sanat anlayışının Türkiye’ye yayılması. Dengeli, tutarlı bir politikanın Türkiye’de izlenmesi. Türk milletinin ruhuna uygun, milletimizin milli değerlerine uygun, fitneye fesada kapalı ama alabildiğine özgür, demokrat bir hükümet. Türkiye’ye zenginlik getirecek, huzur getirecek, Türkiye’nin ilerleyişini kolaylaştıracak bir hükümet. Fakat iç güvenliği iyi sağlayan bir hükümet. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı tavır alan, gizli devlet çetelerine karşı, derin devlet çetelerine karşı tedbir alan. Devletin zaten çetesi olmaz da gizli derin devletin çeteleri oluyor. Onlara karşı tedbir alan, faili meçhulü durduran bir politika. Hakikaten faili meçhul yok şu an hayrettir. Yapamıyorlar faili meçhul. Demek ki suyu başından tutmuşlar. Bak suyun başı kapatılınca. Niye şimdi yapmıyor adam faili meçhul? Gücü yetiyorsa yapsın, yapamıyorlar. Her gün cinayet işleniyordu. Hadi yapsınlar da görelim, yapamıyorlar.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BEYZA BAYRAKTAR: Güzeller güzeli Şeyma Nur’la, Hocamız’ın sohbetine devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Şeyma Nur samimi, halis bir Müslüman. Canım benim, mesela televizyon kanallarında görev alıyor, gidiyor tebliğ yapıyor, İslam’ı anlatıyor. Beş kuruş almadan gidiyor. Artık yorgun düşüyor böyle. Dünya tatlısı.

ŞEYMA NUR HANIM: Elhamdülillah Hocam, Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Efendiliği güzel, terbiyesi güzel, boyu posu güzel, samimiyeti çok güzel, candanlığı çok hoş. Allah nurunu artırsın, hidayet versin, cennette de kardeş etsin. O benim canım.

ŞEYMA NUR HANIM: Allah razı olsun Hocam. Siz de çok yakışıklısınız gerçekten. Gözlerinizi resimlerde falan görüyordum ama birebir görünce gözlerimi ayıramadım. Çok güzel gözleriniz var. Saçınız, yüzünüz, sakallarınız, kıyafetiniz hepsi çok güzel, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ah benim bir tanem, ah benim dünya tatlım. Samimiyeti o kadar hoş ki, yukarıda da çok dikkatimi çekti. İzmir’den de çok tatlı güzel bir arkadaşı var yanında çok şeker. Onun da bir çocuğu varmış ama ben 19-20 yaşında zannettim, 37 yaşında mı neymiş, çok dinç baya güzel maşaAllah, çok hoş bir hanım, inşaAllah onu da bir ara çıkartırız.

Bak benim canım, benim ruhum delikanlı. Tek başına gidiyor tebliğ yapıyor, anlatıyor akşama kadar canımın içi var gücüyle İslam’a, Kuran’a bir katkım olsun diye uğraşıyor. Hayrı, bereketi, iyiliği, güzelliği nerede görürse, onun peşinden gidiyor, maşaAllah elhamdülillah. Allah her yerini nur kılsın. Benim canımın da gözleri çok güzel yeşil gözlü, çok şahane bir insan çok çok güzel.

ŞEYMA NUR HANIM: Sizler de öylesiniz Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Boyu posu dalyan gibi. Kültürü çok güzel, görgüsü çok güzel, nezaketi tam Osmanlı hanımefendisi, çok nezih. Samimiyeti de zaten gördünüz doğal, içinden ne gelirse onu yapıyor. Ben hiç hoşlanmam samimiyetsiz insandan. Benim canım, benim ruhum, samimiyetin keyfini yaşayan insanlardan. Samimiyetsizlik öyle can yakıcıdır ki, öyle rahatsızlık vericidir ki, bunalırsın. Ateşe düşmüş gibi bunalırsın. Mesela geldi hemen kız arkadaşlarını övmeye başladı burada. Tabii, mesela bağnazlık adına hareket eden, çıtını çıkartmaz. Haset adına hareket eden, çıtını çıkartmaz. Ama samimi olan insan sevgiyi ifade eder, maşaAllah.

Çapulcu takımı. Kendilerine hep böyle diyorlar “çapulcu.” Çok sevdiler o ismi “çapulcu.”

“Hocam, komünizm nerede? Che tişörtü giyen herkes komünist değil, korkmayın. Üzmeyin bu konuda kendinizi bence fazla.” Utku Diril. “Hocam komünizm nerede?” Komünizm her yerde işte görüyorsunuz, sokağa çıkamadın. Taksim’e niye çıkamadın komünistlik yoksa, komünist tehlike yoksa? Adam diyor ki, “burada komün ilan ettik” dedi. “Burası kurtarılmış bölge” dedi. “Hoş geldiniz Taksim komününe, kızıl meydana” diyor. Gitseydin oraya, madem komünizm yok. Korktuğun için gidemedin. “Che tişörtü giyen herkes” diyor. Che tişörtü giymesi bir ölçü değil. Mühim olan Allah’a, dine karşı içinde öfke duyuyor olması. Mühim olan bu. Ve bağnazlara karşı içinde öfke duyuyor, onu din zannediyor. Bağnazların samimiyetsizliğine gıcık oluyor, onu dinle bağdaştırmaya çalışıyor. “Korkmayın üzülmeyin.” Allah zaten bak, “korkmayın ve üzülmeyin” diyor. Her ikisi zaten peş peşe ayette haram kılınmıştır. Müslüman korkarsa harama girer, üzülürse yine harama girer. Korku ve üzülme Müslüman’da yoktur, dolayısıyla bende hiç yoktur, o konuda gönlün rahat olabilir.

“Adnan Bey, şu hanım kızlar daha sade bir makyaj yapsalar da, daha güzel görünseler olmaz mı?” M. Akif Hatay. Hanımlar, kendilerine uygun gördükleri bir makyaj yaparlar, güzel olan odur. Hafif makyaj, ağır makyaj diye bir şey yoktur. Peygamberimiz (s.a.v) gözüne çok kalınca sürme çekiyordu. Adam dese ki Peygamberimiz (s.a.v)’e haşa, “daha ince bir sürme çeksen daha güzel olmaz mı” dese bunun mantığı yok. O, Peygamberimiz (s.a.v)’in o anki kanaati. Sahabeler de mesela, Peygamberimiz (s.a.v) üç kere çekiyordu. Sen de diyorsun ki “mesela o çekilen sürme daha ince olsa, olmaz mı?” Bu mantıklı bir söz değil. Yakışan güzeldir kadına. Mesela bak benim canım bu şekilde makyaj yapmış, o da ona çok yakışmış.

Kadını erkeğe benzetmek, erkeği de kadına benzetmek ahir zamanın bir felaketi, ahir zamanın bir anormalliği. Kadın tabii ki kadına benzeyecek. “Çekici oluyor” diyor. Senin kız kardeşin makyaj yapmıyor mu? Yapıyor. Annen makyaj yapmıyor mu evde? Yapıyor. Ne oluyor, annen o değil mi? Kız kardeşin. O da senin kız kardeşin işte. Rahat olacaksın. Kafan yerinde değil! Kafan yerinde değilse, zaten her şeyi yaparsın sen. Her türlü anormallik olur. Sen için bir şey fark etmez ki, kadın da fark etmez, başkası da fark etmez. Yani cins de fark etmez senin için. Kim olursa olsun fark etmez, aklın gittiyse. Erkek de kadın için çekici olur, ne yapacaksın o zaman? Erkeği mi dışarı çıkarmayacaksın? Sizin kafanıza göre onları da dışarı çıkartmayın. Olmaz, inşaAllah.

Zeki Adem; “Bizim size olan sevdamız, sizin davanıza olan bağlılığınız vesilesiyle Hocam” diyor, maşaAllah. Allah rızası için.

Ulviye Vildan; “Kehf Ehli açık, Rakim Ehli gizli faaliyet yapıyor.” Kehf Ehli; Hz. Mehdi (a.s) talebeleri, Rakim Ehli de; Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebeleri, o kadar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, geçtiğimiz hafta Van’da düzenlenen yerel yönetimler konferansına Mehmet Altan’da katılmış. Mehmet Altan bu konferansın sonrasında “Güneydoğu’da fiili bir durum doğduğunu” iddia etmiş ve “hükümet ve İmralı arasındaki sürecin işlediğini, ancak PKK’da burası bizim eğiliminin arttığını, ağar bastığını ve Ankara’nın sanki Güneydoğu’yu bırakmış durumda olduğunu” söylemiş.

ADNAN OKTAR: Devletin polisi orada mı? Orada. Devletin askeri orada mı? Orada. Göğsünü gere gere geziyor mu? Geziyor. Devletin Kaymakamı, Valisi orada mı? Orada. Mahkemeler, savcılıklar faaliyette mi? Faaliyette.

Didem Hocam, ben sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Devlet Bahçeli, bugünkü parti grup toplantısında Başbakan Erdoğan’a şiddete varmayan taleplerle ortaya çıkan gençleri küçümsememesi gerektiği konusunda uyardı ve kendisini büyük görmemesi ve büyüklük göstermemesi tavsiyesinde bulundu.

ADNAN OKTAR: Herkes aynı şeyi söylüyor aşağı yukarı. Başbakanımızda bunu göz önünde bulunduruyordur, inşaAllah. 

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Ahmet Davutoğlu; “Türkiye’nin Avrupa birliği müzakerelerinde bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu başlıklı 22. faslın açılmasına karar verildiğini” açıkladı. “Avrupa birliği uzun zamandır Türkiye’yi bu konuda bekletiyordu. Ancak bugün yapılan toplantı sonucunda, faslın açılmasına karar verildiği” belirtildi. Merker’in karşı çıktığı fasıl.

ADNAN OKTAR: Kardeşim fasıl açılsa ne olur, fasıl kapansa ne olur? Türkiye’de muhafazakar kafa Avrupa’yla uyuşacak gibi değil. Yani bir kısım muhafazakar kafa. Şimdi bir kere adam Hristiyan’dan nefret ediyor, Avrupa Hristiyan, nasıl birleşiyorsun sen? Nefret ediyorsun. Yahudi’den nefret ediyor, heykelden nefret ediyor, heykeli kabul etmiyor, resimden nefret ediyor, kadını yarım görüyor. Avrupalı kadını tam görüyor, bu yarım görüyor. Avrupalı sakalını kesiyor, adam diyor ki “bir hafta kesersen öldürürüm” diyor. Avrupalı içki de kullanıyor. Müzik dinliyor. Adam karşı müziğe. Nasıl olacak? Nasıl birleşeceksin? Adamın hemen hemen her şeyine karşısın. Adam da seni istemiyor o yüzden. Nefret ediyorsun Hristiyan’dan. Ehli Kitaptan nefret ediyorsun. Heykel gördü mü kaçacak yer arıyor adam. Resim gördü mü kaçacak yer arıyor. Kadınların makyaj yapmasına karşısın, başını açmasına karşısın, dekolte giymesine karşısın. Bütün Avrupa’da hanımlar dekolte, hepsi başını açıyor, hepsi makyajlı. Kadının bir yerde görev almasına karşısın, siyasete girmesine karşısın. Türkiye’deki bu muhafazakar anlayış, bağnaz mantık birçok kesimde şiddeti yüksek derecede yaşıyor ve gelişiyor. Böyle bir sistemi Avrupa görerek, böyle bir olayın içine girmez. Kendilerine nefret eden adamı almaz yanına. Sayısı az diyor. Sayısı az değil var yeteri kadar var. Bir yanda komünistler var, vahşet sergileyen komünistler, adam öldürmek için can atan komünistler, bir yanda bağnazlar, kadını yarım gören bağnazlar. Bu durumda Avrupa rahatını bozmak istemez ve hiçbir şekilde almaz. Önce bu hastalığın düzeltilmesi lazım. Önce Türkiye’de bir sevgi otursun, şefkat, merhamet, sanat anlayışı, estetik, güzellik anlayışı otursun. Kadın mükemmel varlık olarak kabul edilsin. Sanatın her çeşidine saygı duyulsun ve sanat koruyup kollansın. Sanatçı desteklensin. Bu bağnaz fikirlerin yanlışlığı halka anlatılsın. Darwinizmin Materyalizmin geçersizliği insanlara anlatılsın. Halkımız, milletimiz bu safsatalardan kurtarılsın. PKK’ya karşı, karşı ideoloji geliştirilsin. Kafalamayla, çorbayla bu işler olmaz. Siyasi kafalamalarla olmaz. Siyasi kafalamayla beş on adım ileri giderin ama on beşinci adımda adam senin karşına dikilir. Klasik siyasi kafalama devri bitti. İlimle, irfanla, akılla olur. Düşünceyle olur.  Evet Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakanımız; “Alevi vatandaşlarımızın bir kısım gezi eylemlerine kitlesel olarak katıldığını” belirterek, “Alevi kardeşlerimizin hissiyatını gayet iyi anlıyoruz” dedi. Yardımcılarına Alevi açılımın tekrar bırakılan yerden başlaması için talimat verdiğini belirterek, “Türkiye’deki her inanç grubu gibi Alevi kardeşlerimizin sorunlarının çözümü için önemli adımlar attık. Yeterli olmayabilir ama samimi olmadığımızı hiç kimse iddia edemez” dedi.

ADNAN OKTAR: Alevi kardeşlerimiz için atılacak adım inançta değişikliktir. Adam, Alevi kardeşlerimiz için akıl almaz laflar ediyor. Alevi sevgisi olursa, Alevilerin başka bir şey istediği yok. Alevi’ye sen sevgi duy, hürmet et, onun güzelliğini fark et, onun değerini fark et, onun ruh inceliğini, onun sevgi anlayışını fark et, onun sanata, sevgiye, insan sevgisine, hayvan sevgisine, bitki sevgisine olan güzelliğini keşfet o kadar. Yoksa Alevi’nin ne paraya ihtiyacı var, ne de başka ihtiyacı var. İstediği yerde zaten Cemevi istediği gibi açıyor. Yani Alevi dedeler maaşa mı muhtaçlar? Zaten canlar onların ihtiyaçlarını karşılarlar. Onların sevgiye muhabbete ihtiyaçları var ve bağnazlığın çirkinliğinin anlatılmasına ihtiyaçları var. Bu da ancak Mehdiyetle olur. O yüzden bağnazların nefretinin ortadan kalkması önemli. Hristiyan’dan nefret ediyor, Musevi’den nefret ediyor. Alevi’den nefret ediyor, Vahhabi’den nefret ediyor, kendinden nefret ediyor, arkadaşından nefret ediyor. Müthiş bir sevgisizlik var. Bunun ortadan kalkması gerekiyor. Bela bu. Başka bir konu yok. Gerçek Alevi aşk insanıdır, hakiki Alevi. Sazıyla, sözüyle Allah aşkını anlatır. Her yere sevgi saçar, her yere muhabbet saçar. Dosttur, candır. Alevilik yüksek ahlaktır, sevecenliktir, tatlılıktır.

“Aman canım Hocam, size atılan bazı mailler karşısında o sakin yapınız, makul cevaplarınız karşısında şaşırıp kalıyoruz. Şahane bir insansınız, maşaAllah” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz; “Hocam, maşaAllah güzelsiniz, harikasınız Hocam” demiş. Siz modern Müslümanlığı, sahabe İslamlığını öğrettiniz” diyor.

Yusuf Akar; “Hocam komünistler gezi parkında Ak Parti karşıtlığını kullanarak kendisine adam toplamaya çalıştı. Ak Parti muhalefetini en iyi yapılacağı metodu devrimci komünistlik olarak göstererek, gençlerin heyecanını kullandı. Adalet ve akılcı ve babacan açıklamalarınızla çok genci ve bu toplumu hipnozdan kurtardınız. Allah sizden razı olsun” diyor.

Tabii komünistlerin içerisine katılıyor, ona karşı kimse “beni yönlendiren kimse ben onunla beraberim” diyor. Sen onların adamı olmuş oluyorsun. Uyarmazsak -Allah esirgesin- yakalarını kaptıracaklar yani.

DİDEM ÜRER: Hocam faaliyetlerden okuyayım mı biraz?

ADNAN OKTAR: Evet. 

DİDEM ÜRER: Ankara’dan Fazilet kardeşimiz, dün Kızılay’da A9 TV broşürü dağıtmış, size sevgilerini iletti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim canıma, aferin. Aferin benim aslanıma, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Strazburg’dan Gül Yağız kardeşimiz yazmış; “Merhaba canım Hocam. Strasburg’da bir hafta içinde Pervane arkadaşımla birlikte kiliselere uğradık ve papazlar görüşüp sohbet ettik. Onlarla Darwinizmin geçersizliğinden ve tehlikesinden bahsettik. İman hakikatlerinin ve ilmi mücadelenin öneminden bahsettik. Birlik konusunda makale ve kitap verdik. MaşaAllah hepsi çok güzel ağırladı. Resimdekiler hediye ettiğimiz çiçeklerden. Siyah kedi bir Papazın Krazy ismindeki kedisi, maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Krazy. Çok şekermiş, maşaAllah. Rahiplere, kilise mensuplarına derin şefkat, muhabbet önemli. Kardeşlerimiz onlara hep sahip çıkan, destek olarak bulunsunlar ve desinler ki; “biz sizin Hristiyan olmamanızı istemiyoruz, Hristiyan olun. Gerçek Hristiyan olmanızı istiyoruz sadece” desinler. Hz. İsa’dan ayrılın demiyoruz. Hz. İsa’yı daha çok sevin, daha çok bağlanın. İncil’in gerçeğine uyun diyoruz, İncil’in gerçeğine. Kitabımızdan da örnek vererek, İncil’den direkt kaynağından göstersinler. Bakın şu kitapta “Hristiyanlar Hz. İsa’yı dinlesinler” hepsi İncil’den. Biz İncil’i bırakın demiyoruz onlara.  Hz. İsa’yı bırakın demiyoruz. Hz. İsa’yı daha çok sevin, İncil’i daha dikkatli okuyun, İncil’e daha çok sahip olun ve bütün Peygamberlere inanın. Tek bir Peygambere inanmazsanız, olmaz. Hz. İbrahim (a.s)’a inanmıyorsan, Müslüman nasıl olursun? Hristiyan’da olamazsın, Musevi’de olamazsın Hz. İbrahim (a.s)’a inanmazsan. Hz. Muhammet  (s.a.v)’e inanmazsan, ne gerçek Musevi olabilirsin, ne gerçek İsevi olabilirsin. Çünkü Peygamberler arasında ayrım yapmış oluyorsun. Şu Peygambere İnanırım, şu Peygambere inanmıyorum. Hz. Muhammed (s.a.v)’in gerçek Peygamber olduğunu biliyorsunuz. Vicdanen kanaat getirmiyor mu? Hangi Hristiyan kanaat getirmiyor gerçek Peygamber olmadığına? Yani gerçek Peygamber değildir diyebiliyor mu bir Hristiyan? Diyemiyor. Mutlaka vicdanen inanıyor. Çünkü bu tatlılık, bu dürüstlük, bu şahanelik yalancı bir insanda olur mu? Yalancı Peygamberde olur mu? Yalancı Peygamber ne kadar ömür sürdürebilir? Ne kadar yalancılığını devam ettirebilir? Bir kitapta ne kadar çelişki olmadan bir kitap yapabilir. Bir kitap düşünki, hiçbir çelişki yok, 1400 yıldan beri ve bilimle tam mutabakat halinde. Ahlakında tek bir kusur yok. Ve hayatında hiçbir sözü çelişmemiş. Hiçbir sözü yalan çıkmamış, her sözü doğru çıkmış. Nasıl yalancı oluyor böyle bir peygamber, böyle bir mübarek insan?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimiz Ordu’nun en işlek caddesinde kitap dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Aferin aslanlarıma aferin. Karadeniz’de. Çok güzel, maşaAllah. Karadeniz aslan yatağıdır boydan boya. Tüm Anadolu’muz gibi.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Gebze’deki kardeşlerimiz geçtiğimiz Cuma akşamı evde toplanarak sohbet etmişler. Şöyle yazdılar; “derin muhabbetle sevdiğimiz, görmeden duramadığımız, sesini her daim duymak istediğimiz canımız Hocamız. Allah yeryüzünün bütün güzelliklerini sizlere sunsun. Cennette de en güzel makamları sizlere nasip etsin, inşaAllah. Bizleri de sizlerden ayırmasın, inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Şimdi ben bu eve öyle imrendim ki, şu tatlılığa bak, şu sofranın ve şekerlerin, balların güzelliğine bak sen. Orayı kuzular basmış. Göster bakayım şu köfteleri yakından. Allah Allah hepsi birbirinden tatlı bunların. Ne şeker bunlar böyle. Bir evin içinde bu kadar kuzu, bu kadar kedi ne şahane, maşaAllah.  Ev çok güzel, insanlar çok güzel, sohbet çok güzel. Allah imanlarına iman katsın, hidayet nasip etsin. Çok güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: 24 Haziran Pazartesi akşamı Bursalı yirmi kardeşimiz, evde toplantı yapmışlar. Kuran okuyup, sohbet etmişler. Yakındaki faaliyetlerini planlamışlar. “Biricik Hocamızı da andık. Ona çok ama (iki sayfa kadar o’lu) çok sevgilerimizi gönderiyoruz, inşaAllah” diyorlar.  

ADNAN OKTAR: Ah benim aslanlarıma, benim güzellerime, benim yiğitlerime, maşaAllah. Başörtülü, başörtüsüz, dekolte, bak streç giyen hanımda var, başörtülü hanımda var, delikanlılar var ama hepsi birbirini canı gibi koruyup kolluyorlar. Birbirlerinin haysiyetine, şerefine, namusuna, sağlığına, sıhhatine özen gösteriyorlar ve en çok dikkat ettikleri birbirlerinin imanı. Birbirlerinin imanlarını güçlendirecek şekilde, Allah’a olan sevgilerini arttıracak şekilde güzel bir dostlukları oluşmuş, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: MaşaAllah Hocam. İstanbul’dan da iki kardeşimiz dün Etiler’de 500 adet A9 TV broşürü dağıtmış, resimlerini göndermişler. MaşaAllah.

Ankara Aydınlıkevler’de 50 adet Harun Yahya kitabı, 25 adet belgesel cd, 1500 adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. “Canımız Hocamıza en derin sevgilerimizi gönderiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah şahane olmuş, aferin maşaAllah.

DİDEM ÜRER: MaşaAllah. Tokat’taki kardeşlerimiz yeni bir internet sitesi hazırlamışlar. İsmi; Çağdaş İslam Birliği Derneği. com.

ADNAN OKTAR: Çok iyi, maşaAllah. Tokat’ın güzel resimlerini de koysunlar. Yerel olan çalışmalarda, mesela Tokat’ın en güzel yerlerinin en güzel fotoğraflarını çeksinler. Hiç yayınlanmamış fotoğraflar olsun. Tanıtıcı fotoğraflar, tanıtıcı filmler, o siteyi güçlendirir, çok güzel olur.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’ndan kardeşlerimiz şöyle mesaj gönderdi; “Aslan Hocam cumartesi günü Adapazarı’nda, Pazar günü de iki ayrı ekip olarak Sapanca sahilde ve piknik alanlarında 1500 adet broşür dağıttık. Doğal güzelliklerle dolu, canlı balık tesisindeki mescide de sizin kitaplarınızdan hediye ettik. Ayrıca ev sohbetlerimize de devam ediyoruz. Dualarınızı bekliyoruz, inşaAllah” demişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şahane. Bak şu dostlukları, candanlıkları, neşeleri, iman neşesi. Cennet sofrası gibi, maşaAllah. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin, hepsine güzellik hayır versin.

Sofraya Kuran’da dikkat çekilmiş. Hz. İbrahim (a.s) sofrada dostlarına buzağı kesiyor, hiç tanımadığı kişilere. Hz. İsa (a.s) sofrada, sofrada güzellik vardır. Sofrada sohbet edilir, konuşulur. Bazı tipler derki sofrada konuşulmaz. Olur mu? Sofra sohbet yeridir. Allah’tan bahsedilir, Allah anılır, inşaAllah. Ama tabii dikkatli olmak lazım. Konuşacağım diye bu sefer yani –Allah esirgesin- boğazına zarar vermesin.

DİDEM ÜRER: İsmet kardeşimiz yazmış Hocam; “bugün Bağcılar’da İstanbul’da 2700 adet A9 TV broşürü dağıtmış. Yalnız olduğu için fazla resim çekememiş. Ellerinizden öpüyor, dualarını istirham ediyor ama bayağı resim göndermiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah ona her türlü hayrı, iyiliği, güzelliği, bereketi nasip etsin, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan, hükümetin medya üzerinde çok baskı kurduğunu ve medyanın sesini hiçbir şeye çıkaramadığını iddia etmiş. Gece gündüz eleştiri yapıyorlar hükümete ama. “Gezi olaylarının sebeplerinden biri de insanların arık medya üzerine kurulan bu baskıya isyan etmeleridir” diye iddia etmiş. Siz bu tip konularda hep delil verin dediğiniz için Ahmet Hakan bu konuya şöyle delil getirmiş Hocam; “son olarak akşam gazetesine devletin el koyduğunu ve iddiaya göre ilk işi olarak İsmail Küçükkaya’nın işten gönderilerek yerine Ak Parti milletvekili Mehmet Ocaklı’nın getirildiğini” söylemiş. Akşam Gazetesi borçlarından dolayı TMSF el koymuştu Hocam.

ADNAN OKTAR: Doğru mu o peki?

DİDEM ÜRER: İsmail Küçükkaya ayrıldı diye biliyorum ama kesin bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Niye Hürriyet herkes konuşuyor, Sözcü Gazetesi falan herkes konuşuyor. En azındn internet, Facebook herkes konuşuyor. İnternet gazeteden çok daha güçlü, gazetenin yüz misli etki yapıyor. Herkes şakır şakır istediğini konuşuyor. Ama tabii o dediğini de bir inceleyelim, bakalım.

DİDEM ÜRER: Ayrıldı diye biliniyor gazeteden.

ADNAN OKTAR: Evet, ayrılabilir.  

Didem Hocam ben gidiyorum, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü