Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (27 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


TUBA BABUNA: Aşkım bir tanemle yayınımıza devam ediyoruz, buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Dünyanın en tatlı Şeyhi, Sultanı Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani, dünya tatlısı Şeyhimiz bugün iyiymiş, maşaAllah. Dışarı meşhur devriyesine çıkmış. MaşaAllah, elhamdülillah.

Turgut Bayram; “Kerkük’te 16 Türkmen kardeşimiz katledildi.” Şehit edildi, katledildi denmez. “Bunların içerisinde Türkmen cephesi Başkan yardımcısı da var. Hocam ne düşünüyor?” Zaten Türk devletleri perişan durumda. Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan kopuk dünyadan, bir çoğunda mafya hakimiyeti var. Kerkük’te benim canlarımda, kaç yıldan beri orada can siperane, aslanlar gibi kendilerini korurlar, oradaki varlıklarını da çok mükemmel muhafaza ettiler. Şimdi bunun hazmedilmemesi lazım. Yani dünyayı ayağa kaldırmak lazım. Bunun hazmedilmesi olmaz. Ve Türk devletlerinin de biran önce birleşmesi gerekiyor. Atatürk’ün vasiyetidir bu, Türk devletleri birleşip bir turan oluşturması lazım. Turan devleti, Birleşmiş Milletler gibi. Müstakil devletler ama bir turan topluluğu içerisinde birleşmeleri lazım. Çünkü Konya, İzmir, Adana bizden ayrı mı? Değil. O zaman Türkmenistan nasıl ayrı oluyor? Özbekistan nasıl ayrı oluyor? Kayseri’yle İstanbul tek parça niye? Her ikisi de Türk milletine mensuplar, Müslümanlar, Türkçe konuşuyorlar aynı, onlarda aynı. O zaman niye orası ayrı, mantığı ne? Çok uzak bir ihtimal gibi görülüyor. Kardeşim ha deseniz bugün olur, hemen olur. Bir kısım insanlar istemiyor. Israrla turanın üstünde durması lazım bütün gençliğin, bütün milletimiz, biran önce Türk birliği. İslam aleminin birleşmesi, o zaman son derece kolay olur. Koskoca bir Turan birliği varsa, İslam alemi için kapı gibi bir güç, neredeyse 500 binin üstünde insan, Türkler toplam. Bir araya gelse, muazzam bir güç, dünyanın en büyük güçlerinden birini oluşturuyor. Biz Özbekistan'a, Türkistan’a pasaportla gidiyoruz. Kayseri’ye pasaportla gider gibi yani. Bu çok acayip bir şey, hatta bu bir suç gibi kabul edilmesi lazım ve derhal halledilmesi lazım-ki, kısa sürede Türk İslam birliği oluşsun. Ve mafyanın elinden o devletleri kurtaralım, kurtulsun. Hükümetlerde korku içinde yaşıyorlar, kurtaralım.

Vural Batman; “Türkiye büyümemiş, aksine borçlarla küçültülmüştür.” Fiili durum var, olur mu öyle? Yani her ne olursa olsun, biz dışarı çıktığımızda her türlü malı buluyoruz. İnsanlar maaşını alıyor. Tamam, millet olarak fakir milletiz ama bir ekonomik kriz yok. Hiçbir yiyecek sıkıntısı yok. Zaten hep fakirdik. Fakir geldik, fakir gidiyoruz. Ama mutluyuz. Geçmiş hükümetlere göre, geçmiş hükümetlerde sürekli kuyruklar vardı. Her şeye kuyruğa giriliyordu, peynire bile. Yağa kuyruğa giriyorsun, şu yok, bu yok, benzin kuyruğu, sürekli zamlar, sular kesilir, elektrikler kesilir. Hatırlıyorsunuz değil mi, sabah bir kalkarsın işte bilmem neye, bilmem ne kadar zam geldi der akıl almaz mesela muazzam. Halkta bir panik olur, çok rahatsız olurlar. Bayağı acı dolu günler geçti ama şu an öyle bir şey yok.

Nur; “Selamun Aleykum canımın içi güzel Hocam, canımın içi, bir tanem. Adnan Hocamı çok seviyorum. O bizim nurumuz, aşkımız, o güzel ellerinden öpüyorum.”

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

CEYLAN ÖZBUDAK: Aşkımın programına devam ediyoruz, inşaAllah. Çok tatlı bir misafirimiz var. Şeyma bizimle beraber.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: BDP eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Erdoğan’a seslenerek, “Eğer kendinize güveniyorsanız atadığınız valileri seçimle başa getirelim. Bunun neresi sakıncalı?” dedi. Demirtaş bir de şöyle devam etti: “Halk temsilcisini belirleyecek, cebinden vergisiyle bütçeyi oluşturacak ama siz bunların hepsini hiçe sayıp bir valiyi o şehre gönderip, “bu şehir size emanet” diyeceksiniz. “Sen yöneteceksin. Bütçe sende. Yetki sende” diyeceksin. Bunun adına da “demokrasi” diyeceksin. Böyle bir şey olabilir mi? Bu modelin, sistemin Türkiye’de değişmesi lazım. Türkiye bu şekilde yönetilemez. Türkiye’yi tek bir Başbakan da yönetemez. Bir şehri, bir vali, bir kaymakam da yönetemez” demiş.

ADNAN OKTAR: Demek istedikleri şu: “Kürt’se bir insan, ancak Kürt tarafından yönetilir.” Genetik yöntem Kürt olması lazım. Karadeniz için de öyle düşünüyorlar. “Karadeniz’i Laz yönetebilir” diyor. “Orada Arnavut’un, Zaza’nın, Çerkez’in ne işi var?” kafasındalar. Sevgi dolu olsunlar. Allah’ın yarattığı herkesi sevsinler. Arnavut vali, Kürt vali, Çerkez vali, ne kadar güzel. Nesinden rahatsızsınız valilerin? Sadece Kürt olmaması suç oluyor. Yani, “Kürt olsun da, nasıl olursa olsun.” Olur mu böyle bir kafa? Bu ırkçı bir mantık olur. Mühim olan o insanın güzel ahlaklı, sevecen olması, vicdanlı olması. Mesela İstanbul Valisi son derece efendi bir insan. Nur gibi. Dürüst bir insan olduğu, iyi bir insan olduğu, vicdanlı bir insan olduğu görülüyor. Seçimden kasıt da, ne olduğu belli.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: BDP eş Bakanı “Türkiye’de idari model değişmelidir. Bu sadece Kürtlerin ihtiyacı değil, bu Osmaniye’nin de, Trabzon’un da, İzmir’in de ihtiyacıdır, İstanbul’un, Edirne’nin de ihtiyacıdır” demiş.

ADNAN OKTAR: Evet, ne diyorsun?

DİDEM ÜRER: Hocam, çok açık olarak zaten sizin her zaman belirttiğiniz gibi federasyon diye bir şey Türkiye için asla kabul edilemez. Bu direkt bölünmeyi başka şekilde ifade etmesidir. Ayrıca ne Trabzon, ne İzmir hiçbir kimse, orada yaşayan halkımızın hiçbiri de böyle bir şeyi savunmaz.

ADNAN OKTAR: Öyle çaresizliğe girdiler ki, komünizmi gizlice yaymaya kalktılar. Bayağı bir şey yapacaklarını zannettiler. Geceli gündüzlü yaptığımız antikomünist yayınlar, anti PKK yayınlar, anti Darwinist, anti materyalist yayınlar halk arasında müthiş revaç buldu. Güneydoğu’da çünkü en fazla seyredilen kanalız. Mardin, Siirt, Urfa hepsine selam ediyorum, canlarıma. Kürt kardeşlerimizi güya bizden alacaklardı, başarısız oldular. Bu çalışmalar sonucunda oldu bu. Abdullah Öcalan’ın böyle yüz seksen derece fikir değişikliğinin sebebi de yine biziz. Yoksa net komünist, Marksist, Leninist düşünceyi savunuyordu. Şu an ne diyor? “Bölgenin kurtuluşu İttihad-ı İslam’dır” diyor. Bunu kim savunuyor? Biz savunuyoruz. Marksizm’in geçersiz olduğunu daha yeni anladı Abdullah Öcalan, bizim kitaplarımız sayesinde. Ve Güneydoğu halkı da bu konuda yanlış yönde olanlar, tamamen doğruları görüp yerlerini aldılar. Hep Hak’tan, hakikatten yanalar şu an. Dolayısıyla bu boşadır. Onun için biz televizyon yayınlarıyla, radyo yayınlarıyla, internetle Güneydoğu’daki kardeşlerimizi aydınlatmaya devam edeceğiz. Aydınlattık ve felaket geniş çapta çözüldü. Bela geniş çapta çözüldü ve çözülmeye de devam edecek, inşaAllah.

“Hocam, buradayım” diyor, Meryem.

Rıdvan Doğan, MrRıdvan; “Hocam, komünizme karşı çabalarınızı hayranlıkla takdir ediyorum” diyor, inşaAllah.

“Bir tanemiz, canımız, her şeyinize hayranız. Aşkımızı coşturuyor muhteşem varlığınız” diyor. Allah razı olsun, maşaAllah.

“Lütfen Adnan Hoca’ma iletin. Sayın Hocam, ben Almanya’dan Abdullah Şahin. Bir yılın üzerinde sizi ve arkadaşlarınızı seyrediyorum. Hem samimiyet, hem sevgi ve ilmi çalışmalarınız bomba etkisi yapmış ve yapmakta” diyor. “İnanın sizleri aşk ve bir sevdalınız olarak izliyorum. Saygıyla” diyor.

Hüseyin Aydın; “Vatanın has evladı, ülkemizin birlik ve beraberliği için canla başla mücadele eden başımın tacı, aslan Hocam. Ellerinizden öperim Hocam. Bizim hanemize de dua edin” diyor. Bütün Müslümanlara hayır, bereket versin Cenab-ı Allah.

Almanya’dan Recep Kılıç; “Büyüyü bozmak için muska yazdırmak y da gümüş levhaya Kuran harfleri işletip üzerinde taşımak büyüden korur mu? Sizin bize tavsiyeleriniz nedir? Cevaplarsınız çok sevinirim. Sizin sözleriniz benim için çok önemli, inşaAllah.” Almanya’dan. Bunlar, o tiplerin yaptığı bir oyun. Mesela diyor ki, “Ben bu konuda uzmanım. Bir yerde büyü varsa, onu bozarım.” Gidiyor evin bahçesinde, önceden hazırlıyor elinde, o tip bir büyü malzemesi gibi, ona benzer bir malzemeyi, “bak eştim, buradan bunu buldum” diyor. Adamlar da ona, bir kısım saf insanlar, safi kalpliler inanıyorlar. İşte ona para veriyorlar, imkan sağlıyorlar. “ Adam, muazzam adam, bak buldu” diyorlar. Hayır olsa, ne olur ayrıca? Bana büyünün bin bir türlüsünü yapıyorlar, her gün daha gençleşiyorum, daha dinçleşiyorum. Yedi sülaleleri, alayları yapsın büyü, hiçbir şey olmaz. Bütün güç, kudret Allah’ın elindedir. Sen büyüye inanırsan gücüne, gittin. Dinin, imanın kalmaz. Büyü mü seni yönetiyor? Büyü mü seni yarattı, Allah mı yarattı? Allah yaratıyor. Büyüye niye kafayı takıyorsun?

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mardin Bağımsız Milletvekili DTK Genel Başkanı Ahmet Türk; “Kürtlerin bütün taleplerini dile getirecek ve Kürtlerin tamamını temsil edecek bir komite, meclis ya da komisyon kurma kararı alacaklarını” açıkladı.

ADNAN OKTAR: Peki Kürt’ün dışındakiler insan değil mi? Bu nasıl oluyor, bu mantık? Niye Laz olamıyor? Niye Çerkez olamıyor? Mesela bakanların epey bir bölümü Kürt, hükümette. Tayyip Hoca’mdan sonra, başbakan da Kürt olsun. Biz iftihar ederiz Kürt olmasından. Ama sen Türk olmasından, Laz olmasından, Çerkez olmasından rahatsız olursan, bu vicdanlı bir tavır olmaz. Bunda bir gariplik var. Bu çok koyu ırkçılık bu ve sevgiden uzak bir tavır bu. Nerede görülmüş böyle bir şey? Laz valiye tahammül edemeyeceksin. İlla Kürt olması gerekecek. Eczacı bile Kürt olacak. Ayakkabı boyacısı Kürt olacak. Bu nasıl bir kafadır? Dünyanın hiçbir tarafında görülmemiş bir şey bu. Bunu herkesin kınaması lazım, çok ayıp bu. Kürt kardeşlerimiz nur gibi. Benim talebelerimin, kardeşlerimin büyük bölümü Kürtler. Aklımızın ucundan bile geçmez. Bu ayrımı bu kadar netleştirmeye kalkmak, “Bizi Kürt idare etsin. Kürtçe konuşalım. Her yer Kürt olsun. Hava, kara, deniz her yer Kürt. Sağa döndüm Kürt, sola döndüm Kürt.” Laz da, Çerkez de, Boşnak da, hepsi Hz. Adem (a.s)’ın evlatları. Hepsi Allah’ın kulları. Üstünlük takvayladır. Böyle bir mantık olmaz. Boşa çırpınıyorlar, böyle bir şey olmayacak. Hiçbir zaman için de olmaz. Milletimiz böyle mantıksızlığı kabul etmez. Aklın yolu birdir. Vicdanın yolu birdir. Bir kere bütün ulema, evliyanın büyük bölümü Kürt’tür. Bediüzzaman Hazretleri Kürt. Sen bizden nasıl ayırırsın kardeşlerimizi? Olacak iş mi? Pasaportla gideceğiz Mardin’e, öyle mi? Ve tercümanla gideceğiz. Sonunda bunu hedefliyor PKK. Bu arkadaşlar da bilmeden, farkına varmadan bu felakete zemin hazırlayacak bir üslup kullanıyorlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam bir de bu kişiler meclise giriyorlar. Hükümet kuracak olsalar kimi yönetecekler? Bütün Türkiye’de meclise girme iddiasındalar. “Düşürsünler barajı” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Hakikaten mesela hükümet olsa, nasıl yapacak bu insanlar? Ben mesela aklımın ucundan geçmez, bir Kürt başbakan olsa, ben söylüyorum iftihar ederim. Cumhurbaşkanı Kürt olsa iftihar ederim-ki, daha önceki cumhurbaşkanlarından iki cumhurbaşkanımız Kürt’tü. Turgut Özal da Kürt’tü. Hem cumhurbaşkanlığı, hem başbakanlık yaptı. Kürt aileden geliyor. Bu nasıl bir akıldır, ben anlamıyorum.

DİDEM ÜRER: Biraz faaliyetlerden okuyayım mı Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Ankara’da kardeşlerimiz önceki gün Abidinpaşa’da elli Harun Yahya kitabı, yirmi belgesel cd, bin A9 TV broşürü dağıtmışlar. Yoğun ilgi olmuş dün de Kızılay’da A9 Tv broşürü dağıtmışlar. “Canımızın içi Hocamızın mübarek ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şimdi ben orada bir şey gördüm, yanlış görmüyorsam. Yaklaştır bakayım şunu. Bu oranın çetesi bu. Nasıl da uyanık? Böyle tahtta olacak, sıcak bir yer olacak. MaşaAllah, çok güzel. Allah onları her konuda muvaffak etsin, sağlık, sıhhat versin, iyilik, güzellik versin.

DİDEM ÜRER: Serkan, Mustafa ve Ali kardeşlerimiz geçen Salı günü Osmaniye’deki konaklama tesisinde kalan Suriyeli kardeşlerimize yirmi altı tane Arapça ve üç tane Türkçe, on beş gün önce de Osmaniye Düziçi Belediyesi’ne ve Kaymakamlığa Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabını, Anadolu Öğretmen Lisesi’ne Yaratılış Atlası’nı hediye etmişler. Suriyeli kardeşlerimizin resmini çekememişler, izin olmuyormuş. “Hocamızın mübarek ağzından dualarını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şu küçük köfteleri bana bir gösterin bakayım önce. Tatlılığa bak sen şunların tatlılığına. Bir de bunlara uygun elbise yapıyorlar, bir karış falan. Gömleği bir karış oluyor. Kardeşlerimizin Suriyeli kardeşlerimizle resim çektirmesi güvenlik açısından tehlikeli olur. Orada hiçbir şekilde fotoğraf çekilmemesi lazım. Ama çok iyi yapmışlar, güzel olmuş, Allah razı olsun.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Mardin Özel Harekat’tan kardeşlerimiz; “Şu anda Hocamız müthiş tespitler yapıyor. Helal Hocam” diye not göndermişler size. Kürtçenin ana dil olması konusundaki yorumlarınız için söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah onları nuruyla korusun. Özel Harekatçı aslanlarımız bizim medarı iftiharımız. Allah’ın aslanları onlar. Cenab-ı Allah onları ahir zamanda, ahir zaman mücahitleri olarak yaratmış. Peygamberimiz (s.a.v)’in duasına mazharlar, inşaAllah. Kuran’da övülen millettir Türk milleti, onun aslan evlatlarıdır. Irk değil, “Millet.” Bak ırk demiyorum, “millet, Türk milleti.” Benim canlarım, her kavimden insan var burada, her kavimden, kardeşlerimiz. Ama sordular mı biri bize, “Türk milletiyiz.” Almanya’da olsak, “Almanız” diyecektik. Almanya’da yaratılmış olsak, Almanız. Fransa’da, Fransız’ız diyecektik. Türkiye’de olduğumuza göre, Türk milletiyiz. Kürtçe istediğin gibi kurslar aç, okulda Kürtçe öğretsinler, iftihar ederiz. Ama resmi dil, ana dil, konuşma dilinin Türkçe olması lazım ki, bütün vatan sathında tek parça, yekpare anlaşabilelim. Ne kadar güç. Ben bir yere gideceğim başka bir dille konuşuyor. Başka bir yere gideceğim, başka bir dille konuşuyor. Kimle ne yapayım ben o zaman? Önü sonu yok bunun. Çok büyük bir tehlike. Yaptılar bir hata PKK, daha hala bir kısmı dönemiyor. Abdullah Öcalan, demek istediği, “Yanlış yola girdik” diyor. “Yanlış yaptık” diyor. “Bütün yapılanlar yanlış” diyor, “doğru olan İttihad-ı İslam’dır” diyor. Anlatmak istediği bu. Niye anlamazdan geliyorsunuz? Abdullah Öcalan ne yapsın? Kürt dilinin ayrı olmasını istemez o. Niye istesin? Ama zemininde olan eski mantıkta, eski kafada olanlar, daha hala uyanamamışlar. Kürt milleti için çok büyük bir tehlikedir bu. Dünyadan izole olmaları demektir, Kürt kardeşlerimizin. Sadece Kürtçe! İnternetten koparsın, Facebook’tan, kitaplardan, dergi, her şeyden kopmuş oluyorsun, her yerden kopmuş oluyorsun ve izole oluyorsun.            

Didem Hocam gidelim, yarın devam ederiz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü