Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (29 Haziran 2013; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Benim canımın içi, aşkımla yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam ben sizden ilim alayım.

DİDEM ÜRER: Estağfirullah Hocam, ben sizden aldığım ilmi nakledeyim inşaAllah. BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Lice’de ki olay için şöyle bir açıklama yaptı; “Barışa niyetli olan hiç kimse yollar yapmakla zaman harcamaz. Barışa niyetiniz varsa gönüller yapmanız lazım. Gönül yapmıyor, karakol yapıyorsanız bunun samimiyetini insanlar sorgular. Dün bu karakollara itiraz eden ve barış talep eden, bunu da silahsız, sivil bir şekilde dile getiren halkın üzerine ateş açılmıştır.”

ADNAN OKTAR: Ama “karakol yapmayacaksın” demek, “ben devleti istemiyorum” demektir. Karakol istemeyen mahkemede istemeyecek, savcıda istemeyecek. Poliste istemezsin, askerde olmasın diyeceksin. Peki karakol istemiyorsun, askerde istemeyeceksin. Çünkü karakolun özelliği içinde polis barındırması, asker barındırması, değil mi. Asıl istemediğin ne, polis ve asker. O zaman hakim, savcı, kaymakamda istemeyeceksin, vali de istemeyeceksin. Yani sen istemesen de, bir başkası aynı şekilde istemeyebilir. Yani bu olmaz. Polis demek, asker demek, hakim, savcı demek, devlet demektir. Orada bir olay olduğunda halk nereye gitsin. Kime müracaat etsin. Kim söylüyor dedin sen?

DİDEM ÜRER: Sırrı Süreyya Önder.

ADNAN OKTAR: Ben onu muhatap alarak söylemiyorum, genel mantık olarak söylüyorum. Bu sözüm ona değil. Orada devleti istemiyor mantığında olan komünist güçler var. Adam devleti sistemden kabul etmiyor. Devlet hiç olmaz diyor zaten. Asker polis hiç olmaz diyor. Ne olur, “bizim gerillalarımız olabilir” diyor. Yani “komünist gerillalar olabilir” diyor. Olmaz öyle. Polisten çekinmen için bir sebep yok. Karakol güvenliktir, güzelliktir ne mahsuru olabilir. Orada kanunsuz bir şey yapılıyorsa karakol kötü. Mesela götürü adamı işkence yaparlar, faili meçhul yaparlar falan. Ama karakol seni koruyorsa, senin haysiyetini  namusunu koruyorsa, dinini imanını koruyorsa, karakol senin lehine. Her şey olabilir. Yani bir çete çıkar, halka musallat olabilir, eroin mafyası musallat olabilir. Halk kendi kendini mi korusun nasıl olacak? Karakol olmasın demek, halk kendini korur anlamına geliyor. O zaman Türkiye’nin her tarafında karakolları kaldıralım. Poliste olmasın, jandarmada olmasın, bu mantığa geliyor. Olur mu öyle şey? Olmaz öyle mantıksızlık. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Taksim’de polisin dağılın uyarısına uymayan eylemcilere Sıra Selviler ve İstiklal Caddesi’nin arka sokaklarında polis müdahale etti. Polis sıkıştırdığı kalabalığın üzerine boyalı mermi attı. Polislerin kalabalıktakilerin bacaklarına doğru hedef aldığı görüldü. Bu sıkılan boyalı mermiler nedeniyle vatandaşlar zor anlar yaşamışlar. Polis yakaladığı göstericileri gözaltına aldı.

ADNAN OKTAR: Boyalı mermi ilk defa duyuyorum. O nedir?

TUBA BABUNA: Plastik mermi gibi bir şey.

ADNAN OKTAR: Plastik mermi var da boyalı ilk defa duyuyorum. Evet, toplu olaylarda genellikle hep bir belayla sonuçlanıyor. Ya bir adam ölüyor, ya birisi yaralanıyor. Yani kalabalığı çünkü kontrol etmek çok zor. İnsanı kontrol etmek kolaydır ama kalabalıkta insan kendi kendisi olamaz. Mesela biri bağırmaya başlıyor, herkes aynı şeye bağırıyor. Halbuki oradaki adam belki o şekilde bağırmak istemiyor. Yani o kanaatte değil. O da onlarla birlikte bağırıyor. Mesela belli bir yöne doğru koşturuyorlar, adam oraya koşmak istemiyor olabilir ama o kalabalıkla beraber, o da mecburen oraya koşuyor. Mesela polisle çatışıyor adamlar, adam hiç niyeti yokken o da polisle çatışmaya başlıyor. Kalabalığa uyuyor. Uydum kalabalığa derler ya. Kalabalık, genelinde bu tip olayları meydana getirdiğine göre kalabalığa bir çözüm meydana getirmek lazım. Yani küçük kalabalıklar olabilir. Ama büyük kalabalıklar hep ölüm ya da yaralamayla neticelendiğine göre bunda bir fayda yok. Yani ne faydası var büyük kalabalığın. Bir şey anlatılacaksa zaten anlatılıyor. İnternetten, Facebook’tan her yerden her şey yapılabiliyor.

DİDEM ÜRER: Tuba’nın söyledikleri yayından duyulmadığı için tekrarlıyorum Hocam. Yurt dışında kullanılan, şahsa zarar vermeyen ve şahsın kameralar tarafından bulunmasını tespit eden, vücuda isabet ettiğinde de anında dağılan bir mermi türüymüş, boya türü yani, bir zararı olmuyormuş.

ADNAN OKTAR: Yani, inşaAllah yanlışlıkla başka insanlara gelmesin. Tam ilgili kişiye gelirde, ona da inşaAllah zarar vermez.

Aslında komünistlerinde rahat edeceği bir sistem olması lazım. Dinsizlerin de, herkesin rahat edeceği bir sistem. Çünkü mesela komünistte yeşillikten hoşlanıyor. Müslümanda hoşlanıyor.  Komünistte sanattan hoşlanıyor, Müslümanda sanattan hoşlanıyor. Herkesin ortak hoşlandığı şeyleri, çok gür ve güçlü olarak yerine getirmek lazım. PKK, tamam şimdi karakol yerine tabii ki oraya bağlık bahçelik yerlerde yapabiliriz. Karakola vereceğin parayı, orada çok şahane misafir evlerine, güzel lokantalara. Tesislere, turistik tesislere de harcayabilirsin. Ama tehlike geçti diye bir konu yok. Ama adamlar kafayı takmış. Yani biz burayı illaki komünist yapacağız diyorlar. İllaki böleceğiz diyorlar. Adamlar vazgeçtim demiyor ki. Vazgeçtim dese, karakol niye olsun orada. Karakolla ne işimiz var. Kafayı taktığı için, illaki ısrar ediyor. Bizim, burayı alacağız diyor, başka bir çözüm yok. Onun için halkı da öyle kışkırtıp, orada olay çıkartmak yanlış. Sevecen, sevgi dolu karakollar yapmak lazım. Karakolun ruhunu değiştirmek lazım. Karakol, turistik tesise dönmesi lazım. Karakolun lokantası da olsun, çarşısı olsun, kütüphanesi olsun. Tek amacı dürüst, iyi insanları korumak. O şekilde olsun. Çardaklar yapın, bağlık bahçelik olsun. Karakoldakilerde rahat etsin, herkes rahat etsin. Oraya markette yaparsın. Tek amaç, birisi pislik yaptığında, kötülük yaptığında onları etkisiz hale getirmek, halkı korumak. Halkla iç içe, halkın emrinde olsunlar. Mesela her karakolun bir doktoru da olsun, bir reviri olsun, küçük bir klinik olsun, küçük bir eczanesi olsun. Böyle bir karakol anlayışı olsun. Tabii müstahkem bir karakol olsun ayrı. Son aşamada tabii askerin kendi. Ama normalde açık bir karakol olsun. Yani yüzde 80 açık olsun karakolun, yüzde 20’si savunmaya matuf bir görünümde olsun. Mesela bu çok rahat yapılabilir. Sevecen karakol, sevecen polis, böyle bir yapı meydana getirmek lazım. Bir de Güneydoğu’yu bölmekten vazgeçtiklerini hepsinden bir duyalım kesinlikle. Kardeşim bir kere sen dil istiyorsun sen, yabancı dil. Bir kere ne zorun yani. Türkçe çok akıcı kolay bir lisan. Kürtçe kolayda değil Kürtçe. Yani mesela bir eseri Kürtçeye çevirmek kolay değil. İnternet, Facebook hiçbir şeyden istifade edemezsin Kürtçede. Kürtçe ne kadar yayın var, ne kadar bilimsel yayın var. Ama Türkçe’nin ucu bucağı yok. Hem kolay bir dilde. Ama Kürtçeyi folklor olarak, dil olarak korumak istiyorsan, güzel zaten hoş. Her yere kurs açalım, devlet her yere ücretsiz kurs açsın, okullarda da seçmeli ders olarak Kürtçe dersi de olsun. Ama resmi dil, Türkçe. Bunun aksi olmaz. Ben Kürt kardeşimle Türkçe konuşmak istiyorum. Ben şimdi Kürtçe mi öğreneceğim. Nasıl ne yapayım görüşmek için. O Türkçe öğrenmesi gerekiyor benimde Kürtçe öğrenmem gerekiyor. Olacak iş mi şu? Yani “pişmiş aşa su katma” derler ya, yani gayet güzel yaşıyoruz. Bırakın karıştırmayın ortalığı. Ben mesela Bediüzzaman Hazretleri’yle karşılaşsam, Kürtçe sadece biliyor olsaydı Bediüzzaman konuşamayacaktım, onun zamanında yaşasam. Niye konuşamayayım, benim birçok Kürt dostum var, arkadaşım var. Hepsi Türkçe biliyorlar. Rahat rahat konuşuyorum. İş çıkartmayın, bu Kürtçe dil işi karanlık. Bölmek için bu, açık belli. Samimi dürüst olun. Ama de ki ben kardeşim Kürt folklorunu kaybetmek istemiyorum, kıyafetini, müziğini alabildiğine yanındayım. Kürtçe zılgıtlar hep beraber oynayalım de eğlenelim de. Kürt adetlerinin hepsini yapalım, iftihar ederim. Ama bölünme işi, nevrim dönüyor onu duyduğumda. Bunu bırakacaksınız. Kardeşim bölündüğünde, Allah vermesin mutlu olmayacaksın ki. Bölündüğünde mutlu olacağını zannedenler var. Felaket o zaman başlıyor, bak felaket o zaman başlıyor. İflahınızı kesecekler. Bir tane Kürt bırakmazlar. Bir kere Türkü Kürde, Kürdü de Türk’e kırdıracaklar önce. Kardeşim Türkiye’nin Güneydoğusunda önce komünist Kürdistan düşün, Allah vermesin. Ne diyecekler o devlet “geri kalanı, burası da komünist olsun” diyecek. O zaman devlet, var gücüyle kendini savunacak, mecburen savaş olacak. O onu kıracak, o onu kıracak. İyice zayıfladıktan sonra da dış güçler gelip, ikisini de dümdüz ederler.

Salih Murat Dağ; “Karakol değil, avm açın o zaman. Bahsettiğiniz karakol yerine avm oluyor.” Alışveriş merkezide olabilir ama yani bütün her yer avm olması o soğuk oluyor. Orada da bir şey yok mesela alışveriş merkezi ben gidiyorum büyük mağazalara, hiçbirinin neşesi yok oradaki esnafın. Giren işte şu kaça bu kaça. Kardeşim bir selam ver, bir gönül bir hal hatır sor. Akşama kadar adamlar ayakta duruyorlar. Mesela genç kızlar, canım benim tatlı tatlı şeker genç kızları çeşitli mağazalarda da görüyorum, 3 metrekare 4 metrekare canlarım benim, oturtmuyorlar da çocukları, sürekli ayakta. Takır takır takır kedi gibi bir aşağıya gidiyorlar tıkır tıkır tıkır bir aşağı 3 metre yürüyebiliyor, en fazla 1-2 metre. Akşama kadar yürüyor, acayip sıkılır çocuk orada, gidiyorsun abuk abuk işte bu niye bu kadar pahalı, bu nedir bu gerçek mi bu, ters ters sorular, alıyor geri getiriyor, kırıp bir şey yapıp. Müşkül durumda bırakıyor. İki saat onu lafa tutuyor çocuğu, artık çocuk abandone oluyor. Yarım saat, bir saat orada lafa tutuyor. Kardeşim her gün bu onları sıkıyor. Ben görüyorum, bakıyorum hiçbiri mutlu değil. Ne selam veren var. Dümdüz takır takır binalar. Bir kısmı sürekli bir müşteri gelse de bir şey kazansak kafasında. Soğuk ve sevgisiz görünüm oluyor. Bazı lokantalara bakıyorum böyle. Sanki böyle komün havasında, andırıyor. Oturmuş adamlar böyle şuursuzca yemek yiyorlar bazı yerlerde. Anlamsız gözlerle insanlara bakıyorlar. Kardeşim bir güler yüzle bak ya sevgi dolu. Göz göze gelmemeye dikkat ediyorlar, buz gibi bir şey. Onun için alışveriş merkezleri aslında güzel yerler olarak insanın içini açan ama güzel olmuyor. Birçoğu güzel değil. Bir neşeli ortamın olması, sevecen bir ortamın olması lazım, gönül almak lazım.

Özcan Hüseyin Nuri; “Hocam sen kesin başbakan olmalısın. Bu ülke güzelliklerle dolsun, herkes mutlu olsun. Sen çok yaşa” diyor. Başbakan olacak bilgide, tecrübede, güçte yüzlerce insanımız var. Başbakanlık kolay bir şey değildir. Sorun başbakan olmakta değil. Sorun, sevgi. Her yerde sevgiyi aramak. Mesela karakolda sevgiyi arayacaksın. Bu karakolu yaptın bakıp bina, diyeceksin bu binada sevgi yok. Mesela gri beton bir bina, soğuk. Çelik kapıları filan bu böyle olmaz diyeceksin. Ona sevecenlik vereceksin. Bir bağlık bahçelik yapacaksın. Bakacaksın karakoldaki insanların yüzü asık. Neşeli olun diyeceksin. Sevgi dolu olabilir değil mi. Çocuklar karakolun bahçesinde oynasınlar. Neşeli olsunlar. Onların mekanı olsun, cıvıl cıvıl yani.

“Bugün çok göz alıcısınız, çok etkileyicisiniz, maşaAllah” diyor.

“Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dönemindeki savaşları Müslümanların kazanmasının mucize olduğunu söylemiştiniz” diyor, “hatta şöyle bir örnek vermiştiniz; yanan bir evin içerisine birisi giriyor ve sapasağlam çıkıyorsa, bu mucize değil mi demiştiniz. Sizin yaşadığınız zorluklarda mucize. Doktorların hemşirelerin bile dayanamadığı bir ortamda. Cinayet işlemiş akıl hastalarının içinde aylarca kalıp oradan sağ olarak çıkmış olmanız Allah’ın bir mucizesi” diyor. Hakikaten, benim aklım hayalim almıyor 10 ay, adam öldürmüş akıl hastalarının içerisinde beni niye orada tuttular, ben anlamıyorum. Ayağıma zincire ne gerek var? İnanılır gibi değil, bu mucize. Böyle baklalı sanayii zinciri ya. Yani her bir baklası 250 gram falan, böyle koskocaman inanılır gibi değil. Zorunuza ne oldu? Hayret edilecek bir şey.

DİDEM ÜRER: Hocam, doktorları hemşireleri bile görüştürmemeleri. Aklınızdan, onları etkileyeceğinizden emin olmaları hayret verici.

ADNAN OKTAR: Ya akla bak, akıl hastası olarak koymuşsun sen oraya “doktorlarla görüşmeyeceksin” dediler! Allah Allah, niye? “Etkiliyorsun” diyor. Akıl hastası nasıl etkiler kardeşim. Akıl hastası demiyor musun sen. “Hemşirelerle de görüşmeyeceksin” diyor. Allah Allah, “kiminle görüşeyim” dedim. “Orada akıl hastaları var, onlarla görüş” dedi. “Peki” dedim onlarla konuşayım da, adam konuşmayı bilmiyor, yani deli sürekli acayip sesler çıkarıyor dedim yani. “O zaman git odana” dedi. Oda dediği de, Abdülhamit devrinden kalma yıkılmış bir baraka gibi bir yer. Kapısı kırık, içerisi falan görülüyor, ittiğinde açılıyor kapı, duvarlar falan delik deşik. Taş duvarlar, duvarlar hep taş mahzen gibi bir yer, yani çok çok berbat görünümünde bir yer. “Git orada otur” diyor. “Ve düşün, sen buraya niye geldin, bunu düşün” diyor.“Bununla hiç biriniz görüşmeyeceksiniz” dedi doktorlara.” Buraya öğrenciler de gelmeyecek” dedi. Öğrenciler staj için geliyorlardı tıp öğrencileri, “onları da buraya sokmayacaksınız” dedi. “Neden efendim?” dedim. “Etkiliyorsun onları” dedi. Ondan sonra staj için öğrencilerin benim bulunduğum binaya girmeleri yasaklandı. Sonra ben de bir gün baktım hemşire odasına doldurmuşlar staj için gelmiş öğrencileri beni görmesinler diye, ben de gittim içeri kapıyı çaldım, direk içeri girdim. Çocuklar dondu kaldı. Hocaları da dondu kaldı, sonra muhabbete geçtik konuştuk filan. Oradan da sonra birçok kardeşimiz Allah’ın vesile etmesiyle beni hidayet buldular, maşaAllah. ‘Yahudilik Masonluk’ kitabı vardı yanımda üç dört tane onlardan verdim o zaman onlara, konuşmuştuk, anlatmıştım. Bütün hastalar üst baş dökülmüş, kimi ağzından burnundan kanlar akıyor, kimi rezalet, ben orada Grand tuvalet geziyordum, son derece şık. Öğrencilerin nutku tutuldu. Yani benim orada niye olduğumu bir türlü anlayamadılar. Acayip şaşırdılar. Geç kızlar da vardı, delikanlılar da vardı.

DİDEM ÜRER: Oktar da hepsinin nasıl etkilendiğini anlatıyordu.

ADNAN OKTAR: Oktar da gördü, Oktar da o zaman gelmişti, Oktar da o zaman etkilenmiş. Çocukları yine orada elimden aldılar, apar topar kaçırmışlardı hastanede. Bir daha da hiçbir şekilde o bölüme, yani o binaların bulunduğu bölüme getirmediler öğrencileri bir daha, hiç getirmediler.

DİDEM ÜRER: Amaç, sizin faaliyetlerinizi engellemekti Hocam, arkadaşlarınızın sayısı kat kat daha artmış o dönemde, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir ara bir hata yaptılar, belge hatası yaptılar, beni hastaneden bıraktılar. Yanlışlık oldu. Ben de gittim camiye baktım, Allah’ım, camii dolmuş çaka çaka Nusretiye Camii. Ben bıraktığımda yirmi beş otuz kişiydi, geldik, camiinin içi dolmuş. Yeni yeni gençler, yeni yeni genç kızlar çok fazla. Allahualem herhalde test etmek için bıraktılar. Yani ne oluyor filan gibisinden.

DİDEM ÜRER: Hocam, şu an bana paylaştığı şeylerin resmini de gönderdiler de, Richard Dawkins, Kuran’dan iman hakikatleri paylaşıyormuş. Ama belki doğruluğu tespit edilebilir. Onun kendi sayfası. “Bin üç yıl önce Kuran’da anlatılıyor” diyor, embriyo ile ilgili. Kendince espri de yapıyor olabilir ama bilmiyorum. “Modern bilim Kuran’da var” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Peki bu kendi sayfası mı?

DİDEM ÜRER: Evet, kendi sayfası.

EBRU ALTAN: “Kuran modern bilimin bin üç yüz yıl ilerisinde.”

ADNAN OKTAR: Allah Allah. O benden çok etkilendi, yani acayip etkilendi. Bütün görüşleri, bütün sistemi değişti, bakış açısı değişti. Müslüman olmak istiyor ama etrafındakilerden utanıyor Allahualem. Çünkü bak, “Darwinizmin hakim olduğu bir dünyada yaşamak istemem ben” diyor. Önce bana muhalif gibiydi ama üslubu gittikçe, hayranlığa dönüştü. Ve Darwinizmin yanlış olduğunu, geçersiz olduğunu üslubundan açık açık anlamamız mümkün hale geldi. Çünkü mesela diyor; “Protein tesadüfen meydana gelemez” diyor. Ne demek bu? “Allah yarattı” diyor. Ama onu “uzaylılar yaptı” şeklinde anlatıyor. Bence anlayan anlasın anlamında söylüyor.

DİDEM ÜRER: Şu anda da dağlarla ilgili ayetlerde anlatılan, dağların kökünün olmasıyla ilgili, o konuyu paylaşıyor. Devam ediyor. Yani o şekilde devam etmiş.

ADNAN OKTAR: Çok acayip. Muhalif de olsa ne yaparsa yapsın, İslam, Kuran gelişir. “Kuran kendi kendini savunacak ahirzamanda” diyor, Bediüzzaman. “Çelik zırhı ve icazı kendi kendini savunacak” diyor, inşaAllah.

“Hocam, Müslümanlıkta öyle mi olur? Sizin yanınızda abartılmış şekilde makyaj yapılmış hanımlar. Hocam, o günah mı, lütfen cevap verebilir misiniz? Ersan.” Abartılmamış nasıl oluyor? Sade bir makyaj yapar da, bir başkasına göre o da abartılmıştır. Yakışan esastır. Abartılmış diye bir şey yok. Mesela bir kıyafetin abartılmışı olmaz. Yakışanı vardır. Mesela renk olarak, desen olarak olsun, biçim olarak olsun yakışan tamamdır.  Doğru olan odur. Abartmak kimin kafasına göre, izafi bir şey, onun mantığı yok. Niye günah olsun? Kuran ayetlerinde Allah süslenmeye teşvik ediyor Cenab-ı Allah, ayet. Takılar takmasını hanımların teşvik ediyor, insanların süslü gezmesini. Cennette de Allah, hanımların da, ahir zaman da beylerin de çok süslü ve çok güzel olduklarını söylüyor, dolayısıyla günah diye geriye çekilmek Budist mantığından kaynaklanıyor. Budistler de, hayatın bütün güzel yönlerinden çekilmek, acı çekmek esastır.

Mesut Çelik, “’sevecen karakol’ derken, şirinlerin evi gibi mantardan mı yapılmalı?” Olur, niye olmasın? Ona benzer şirin hoş bina yapıla bilinir. Kahvehane gibi olsun karakol. Bölgenin kahvehanesi. Sever Kürt kardeşlerim kahvehaneyi. Bacak bacak üstüne atsınlar, orada satranç oynasınlar, dama oynasınlar, kitap okusunlar, eğlensinler. Karakolun içinde bile gezinsinler rahat rahat. Açık olsun. Hakla iç içe olsun oradaki polis jandarma. Herkes herkesi tanısın, oranın yerli halkı gibi olsunlar. Ve bir suç bir şüphede de olabilecek en fazla hüsn-ü zanla insana bakmak lazım. “Yok, yapmamıştır” demek lazım. Yani “illaki yapmıştır” değil, “yapmamıştır” demek lazım. Kurtaracak delil aramak lazım. Hiç kaçarı kurtararı yoksa, en hafifinden kurtararı neyse oradan meseleyi halletmek lazım. Yani sevecen yaklaşmak, Kürt kardeşlerim, çok candır.

“ABD, şeytanın yeryüzündeki temsilcilerindendir. Bir hayır yaparlarsa, bin şer yaparlar.” Evanjelik bir kısım cahillerin yüzünden, kaş yapayım derken göz çıkartıyorlar, iyilik yapıyorum derken müthiş zulüm yapıyorlar. Aklı başında adam sayısı çok artarsa Amerika’da. Aslında Amerikalıları kendi haline bırakmamak lazım, sahip çıkmak lazım Amerika’ya. Mesela Nur talebeleri, Türkler Amerika’ya sahip çıksın. Sahipsiz bir ülke Amerika, sahip çıksınlar, güzel fikirler versinler kabul ediyor onlar güzel fikri. Amerika yönlendirilebilir. İyiye doğruya açık bir ülkedir. Kendi başına bırakıp işte “siz şeytansınız” dersen, Allah esirgesin, adamı hasta edersin. Hayırlı bir imkânı, belaya çevirirsin. Olmaz.

“Adnan Hocam, bir Alevi olarak, sürekli olarak İslami sohbet yapan hocalardan ürkmüştüm, hiç dinlemedim. Bu da benim İslam’la arama bir duvar açılmasına sebep vermişti. Ama sayenizde İslam’ın o gerici insanların anlattığı gibi olmadığını öğrendim. Size bu konuda teşekkür ediyorum. Eğer bir mail adresinden bana dönüş yapabilirseniz sizinle bir konuyu daha görüşmek isterim.” Ozan Kök.

Doğru, Alevi kardeşlerimizde Allah’ın bir lütfu. Bağnazlığa karşı da Allah Alevileri görevlendirmiş kaderde. Birde onlar olmasa, kim bilir ne olurdu, onu da düşünemiyorum.  Alevi mesela Allah onlarda denge kurmuş vesile etmiş. Sünniler içerisinde bağnaz, baya var. Sünnilik içerisinde çok yayılmıştır. Şiilik içerisinde de bağnazlık çok yayılmıştır. Ama Anadolu Alevileri var ya pala bıyıklı pos bıyıklı Aleviler onlar çok değişik Şii’ye benzemez. Onlar hep böyle sevgi, muhabbet, güzellik işte ceylanları sever, insanları sever, kuşları sever, coşkuludur, müzikten hoşlanır. Sevgi insanlarıdır çok değişiktir Anadolu Aleviliği.

Ayşenur Kibartaş’ın şu ufaklığı bir görebiliyor muyuz? Şu köfteyi yaklaştır bakayım. Ben onu yiyeceğim yiyeceğim minik canını maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, hayır bereket güzellik versin.

“Dünya nüfusu yedi milyar, bir buçuk milyarı Müslüman. Bunların hepsi cennete gitmeyecek dersek, yedi yüz elli milyon kişi cennete gidecek diyelim. Altı milyar iki yüz elli milyon kişi cehennemde mi yanacak şu an yaşayanların. Allah neden bu kadar insanın cehenneme gideceği şekilde bir dünya yarattı. Neden herkes cennette değil? Neden insanın aklı düşüncesi kapasitesi daha kaliteli hoşgörülü yaratılmadı, neden gaflet içinde yaşıyoruz?”

O zaman, nasıl imtihan olacağız. İyilerle kötüler nasıl ayırt edilecek, nasıl yarış olacak. Bana bir açıklama getir. Bu ortamda elmas gibi insanlarla kömür gibi insanlar ayırt edilebiliyor. Bunun dışında bir sistem yok. Yani insan aklının, insan zekâsının alabileceği en yüksek düşünce de oluşacak sistem bu oluyor. Mutlaka iyiler olacak, mutlaka kötüler olacak, iyilerle kötüler mücadele edecek, kötüler elenecek iyiler üstte kalacak. Onlar cennete gittiğinde eğitilmiş olarak cennete gitmiş oluyorlar. Sevginin, şefkatin, merhametin, estetiğin, güzelliğin, kalitenin insanları olarak, cennetin tadını çıkarıyorlar. Bu eğitimi almazsa adam, cennet ortamı onun için bir şey ifade etmiyor.           

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’da dokuz tane karakol kapatılmış. Toplam elli dokuz tane karakol varmış il sınırları içerisinde. Bir de karakolların geniş güvenlik çemberleri varmış şu an, halk yanına dahi zor yaklaşıyormuş.  

ADNAN OKTAR: Tamam, onun ortadan kalkması lazım. Olmaz. Mehmetçikle iç içe yaşayacaklar. Çünkü PKK söz verdiğine göre yapacak. Aksini yaparsa, zaten açıklaması yok. O zaman tabii ki bir tedbir alınacaktır. Ama Kürt kardeşlerimiz dünya tatlısıdır, ne güzel karakolun içinde zaten oralar birçok yeri kırık dökük fakir benim canlarım. Geniş böyle muhteşem kaloriferli güzel bir salon, bayılırlar bir de çayhane olsun orada, ücretsiz çay. Ne olacak benim canlarıma yani hadi diyelim iki bin çay içtiklerini düşünelim, şifa olsun, ne güzel iftihar ederiz. Bisküviyi de çok severler o sevimliler. Küçük ufaklılara falan dağıtılsa ne güzel gayet mutlu yaşarlar iç içe kardeşçe. Mesela askerlerle de hoş sohbet olsunlar, birbirlerini tanısınlar, kardeşçe yaşasınlar. Kardeşim her şey olabilir, mafyası olur iti olur kopuğu olur, halk güveneceği bir yer olması gerekir. Hatta vahşi hayvan bile olabilir, birçok şey oluyor. Karakola haber verisin seni koruyup kollarlar bir şeyler olur yani.

Didem Hocam dinliyorum.       

DİDEM ÜRER: Sosyal medya danışmanı İbrahim Yörük; “Twitter kullanıcılarının yarısının Ak Partili olduğunu ama ilk günlerde sesini çıkarmadığını” söylemişti. Daha sonra Başbakan Kuzey Afrika seyahatinden döndükten sonra birden bire Twitter da üslup değişti” diye belirtmişti. Kendisi sizi seyrediyormuş ve şu şekilde söylüyor; “selamlarımı iletin lütfen inşaAllah, Allah razı olsun Hocamız’ı her zaman destekliyoruz” demiş.   

ADNAN OKTAR: Bizde ona Aleykum Selam diyoruz. Allah muvaffak etsin, Allah şevkini arttırsın.

“Adnan Hocam, sizi sürekli takip etmekteyim. Siz ne söylerseniz söyleyin, ağzınızdan öyle sevecenlikle çıkıyor ki, içtenlikle katılıyorum söylediklerinize. Dini ikmal eden muktedir ve kudretli sağlam olan Hocam, Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Şu an kardeşimle izlemekteyiz ufak bir sualimiz olacak; ülkemizdeki katliamlar ne zaman sona erecek. Çok mustarip durumda ülkemiz.” Seçil Ceylan.      

Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar durmaz, durmayacak. Peygamberimiz (s.a.v)’in vahyi ile bize bildiriliyor. Kader de öyle. Dünyanın bütün eylemleri bütün olayları peygamberimizin önüne tek bir tablo olarak Allah tarafından seriliyor. Ahir zamanı görüyor, Hz. Mehdi (a.s)’ı görüyor. Bakıyor olayların hiç biri durmamış, birbirine bağlı devam ediyor, blok. O zaman ne diyor; “durmayacak” olaylar diyor. Ama bir sonlandığı bir nokta var. Bakıyor ki, evlatlarından Mehdi (a.s) orada. “Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, duracak” diyor. Onun dışında durmaz.

Kubilay Poyraz; “Peygamberimiz (s.a.v)’in bir suret resminin sizde bulunduğu doğru mu?” Peygamberimiz (s.a.v)’in resmi yok da, fakat şemaili şerife si var, tarif ediliyor, oradan insanın gözünde canlanıyor.

Ahmet Nuri Turan; “Misafirleriniz neden çoğunlukla Yahudilerden oluşuyor?”  Niye sevmiyor musun Yahudileri? Bir de nereden biliyorsun benim misafirlerimin kimler olduğunu. Hristiyan da geliyor, ben Marksistlerle de konuşuyorum, tarikat ehli kişilerle de konuşuyorum, halktan insanlarla da konuşuyorum, Musevi de geliyor. Oranına bakarsak, senin dediğin hesap bir kere yanlış. Ne olur, yüzde bir ve ikidir, diğer misafirlerime oranla. Ama Yahudi öfkesi, Yahudi karşıtlığı şeytani, hastalık. Diyor ki mesela birisi yazı göndermiş şimdi şeytandan Allah’a sığınırım “en büyük düşman olarak kendinize Yahudileri ve müşrikleri bulursunuz” ayet doğru. Müşrik konusunu niye geçiyorsun? En büyük düşman diyor Allah o zaman, ne yapacaksın? Bir de hangi Yahudi bu? Allah “Yahudilerle evlenebilirsiniz” diyor. Demek ki her Yahudi değil. Ahlaksızlık yapan, Allah’ı inkâr eden, Müslümanlarla uğraşan onlara savaş açan, onları söylüyor Cenab-ı Allah. Ayete göre, yobazda aynı hükümde, Yahudi de aynı hükümde. Yobazla Yahudi’yi aynı hükümde görüyor. Yobazı niye esas almıyorsunuz? Yobazdan tek kelime bahsetmiyorlar. Bak müşrik dediği, yobaz bağnazları söylüyor. Onu bir geçiyorlar, orada bir anormallik var.  

Oranje06; “Sizin öğrencilerinizin Twitter performansı şahaneydi” diyor. Tabii sabahlara kadar devam etti, maşaAllah.

Şanlı Ak, şanlı bjk; “Bu olaylarda en net ve dik duranlardan biriydiniz” diyor. Sadece biriydik işin doğrusu. Bizden başka öyle topluluk olarak, böyle bir şeye girmedi. İpnotize oldular, gıkları çıkmadı. Vardı kenardan köşeden ama çok çok cılız. Çünkü burada bir akılcılık, samimiyet, doğru delillendirme, yanlış olanı da çok doğru olarak etkisiz hale getirme üslubu vardı.

Hüseyin Aydeniz; “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, Başbakana oy vermedim ama yalnız da bırakmadım. Biz Dadaşlar bu ülkeyi karşılıksız sevdik, sevmeye devam edeceğiz. Yeter ki dua ve himmetiniz bizimle olsun, inşaAllah. Ellerinizden öperim Hocam” diyor. Dadaş diyorsun, zaten Dadaş dedin mi, iş bitti. Kimlik olarak mükemmel bir açıklamadır, maşaAllah.

Mehmet Şimşek. Bakanımız değil mi Mehmet Şimşek? Onun yazısı mı?

DİDEM ÜRER: Evet, Twitter’e yazmış.

ADNAN OKTAR: “Ben Batman’ın Kürdü.” Helal olsun, maşaAllah. “Eşim Ankara’nın Türk’ü. Binlerce örneği var, gel ayır bakalım” diyor.

Çapulcu Gurr; “Taksim Meydanı’na bile halk sokulmazken, karakollara kuş olsa kondurmazlar.” Yanlış. Şimdi Kürt kardeşlerimiz o kadar tatlı, o kadar sevecendirler ki, Güneydoğu’ya bilmiyorum kardeşlerimiz gitmişler mi, Kürt tanıdıkları var mıdır da, müthiş hürmetkardır. Mesela karakola davet etsen, orada kahvehane gibi bir yer ihdas etsen bakımlı temiz, yeri halıfleks yapacaksın, oraya bir akvaryum falan, dağın başı nasıl hoşlarına gider, nasıl mutlu olurlar yani. Diyeceksin; “burası sizin eviniz, istediğiniz gibi, çay da bedava.” Ne güzel, istedikleri an gelsinler, sohbet eder konuşursun. Ufaklıklar mesela sık sık onların bisküvi saatleri olsun bir sabah bir akşam. Kıtı kıtır onlar bisküvi yesinler şahane olur, baya güzel. Bir durum olduğunda da yardımcı olmak için onlar orada durur kardeşlerimiz. Halkla iç içe. Kardeşlerimizle iç içe.

“Milletimizi Atatürk’ü doğal olarak çok sever. Bir avuç bağnazın sevmemesi bizi ilgilendirmez” sözümüze, Özkan Kandemir diyor ki: “İşte duyacağım en güzel cümle. Sizlere, Hoca’ya ilgimde saygımda bu çok etkili” diyor.

Recep Biriktir; “Hocalarımızın hepsine teşekkür ediyoruz, bu çalışmalarından ve sağduyuya davetlerinden dolayı, sizlerle birlikteyiz, beraberiz diyor.

Engin Tiryaki. TSL Engin; “Hocam, Gezi Parkı hakkında ne düşünüyorsunuz?” İşte tamam, düzeltiyorlar, güzelleştiriyorlar. Eski olayları kast ediyorsan, olaylar zaten herkesin gözü önünde.

DİDEM ÜRER: Birkaç güne halka açılacakmış.

ADNAN OKTAR: Evet.

“Hocam, Kahramanmaraş ayakta pür dikkat sizi dinliyor” diyor, maşaAllah. Bayram Fırat-Bayram FKA 26S.

Ben, Mehmet Şimşek’in Kürt olduğunu bilmiyordum. Helal olsun. Ne kadar çok hükümette Kürt varmış.

TUĞBA BABUNA: Çok fazla da Alevi varmış Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, süper çok iyi.

Sanatçımız çok şahane bir insan Allah ömrünü uzun etsin. Çok değerli bir insan. Böyle bir sanatçı da bir daha gelmez, Allahualem gelmez. Hiç değeri bile bilinmiyor, Allahualem çok az değeri biliniyor. Unutulmuş bir sanatçı, muhteşem bir insan şahane. Allah ömrüne bereket versin.

“Muhammed Adnan Oktar Hocam, iyisiniz inşaAllah. Hocam, sizden kızıma bir isim istiyorum, bir isim lütfedin, inşaAllah” diyor. Hattayi Abbas Gulayev. Azerbaycan. Bakayım Bismillahirrahmanirrahim. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve yanlarında bakışları yalnızca elerine çevrilmiş iri gözlü kadınlar vardır” diyor Cenab-ı Allah. Saffat Suresi 48. “Sanki onlar saklı bir yumurta gibi çarpıcı ve pürüzsüz.” İsmini Vildan koyalım, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir hadis okumak istiyorum; “Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, Hz. Mehdi (a.s), Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in İslam öncesi dönemde yaptığı cahiliyenin yaptığı kötülükten çok daha fazlasına ve şiddetlisine maruz kalacak. Dedim ki: bu nasıl olur? Şöyle dedi: Peygamberimiz (s.a.v) insanlara geldiğinde onlar taşa ve tahtaya tapıyorlardı. Oysa Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, insanlar Hz. Mehdi (a.s)’a kendi arzularına göre yorumladıkları Allah’ın kitabıyla karşı çıkacaklar. Allah’ın dilemesiyle Hz. Mehdi (a.s), sıcak ve soğuğun girişi gibi Allah’ın adaletini yerleştirecek.”

ADNAN OKTAR: Demek ki yobazlar, Kuran’ı yanlış yorumlayarak Hz. Mehdi (a.s)’la mücadele etmeye çalışacaklar. Sahte hadislerle, bağnaz fikirlerle, yobaz uydurmalarıyla Hz. Mehdi (a.s)’a karşı mücadele vermeye çalışacaklar. Ama çelik bükülmez. Allah’ın izniyle Hz. Mehdi (a.s), hepsini etkisiz hale getirecek.

DİDEM ÜRER: Orman Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu milletimizle iç içe gözleme yaparken böyle bir resmini koymuş Twitter’e.

ADNAN OKTAR: Bak, güzel.

“Canım aşkım bir tanem gözümün nuru Hocam. Gezi Parkı olaylarında kardeşlerimiz Kuran’la tam mutabık akılcı hareket ettiler. Kim ne derse desin bu oyunu kardeşlerim bozdular, inşaAllah, ben şahidim. Ülkeyi karışıklık içine sokmak isteyenler sizin vesilenizle bertaraf oldular. Bundan sonraki süreçte anlattıklarınız dikkate alınması çok önemli, inşaAllah. Sizi çok seviyorum duanızı bekliyorum” diyor, Elif Akgül.

“Adnan Oktar Hocam, Türkistan’daki kardeşlerimiz zulüm altında. İttihad-ı İslam bu derde derman olur mu?” Hem nasıl dermen olur, kökünden çözer. Ve derhal çözer.

Rüştü Duran; “Pek muhterem Hocam, yüzünüzün aydınlığı, yaydığınız ışık hayatımızdan eksik olmasın” diyor. Allah, sana da nur, sağlık sıhhat versin.

Mesela şu güzelliği dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Sırf Türk milletine mahsus. Sırf şu davul zurna mesela burada muhteşem bir ahenk, tatlılık ve güzellik var. Ne Meksika’da bulabilirsin, ne şurada, ne burada. Bir boşluk var, her yerde bir boşluk var. Türkiye’de bir doluluk, tatlılık, bir ihtişam var, müthiş bir zenginlik var, yemeklerinde bir zenginlik var. Mesela git Fransız mutfağı bir acayip. Kurbağa bacağı, üstüne salyangoz kemiği bilmem ne falan böyle, üstüne portakal reçeli koyuyor. Kebap; ne alaka portakal reçeli? Allah akıl fikir versin.

Didem Hocam ne yapalım?

DİDEM ÜRER: Hocam, biraz faaliyetlerden okumak istiyorum uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Faaliyetlerden oku.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz bugün Şişli’de 1200 adet broşür ve 10 kitap dağıtmışlar, sonrasında evde toplanarak Kuran ve sizin kitaplarınızdan okuyup, sohbet etmişler.Sizin nurlu ellerinizden saygıyla muhabbetle öpüyorlar, duanızı istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Aslanlara bak sen aslanlara, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bir bayan kardeşimiz dün Küçük Çamlıca’da 222 tane broşür dağıtmış, size sevgilerini iletiyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Selamun Aleykum. Bazı akılsızlar akıl, fikirsizlere fikir veren sevgi öğretmeni Hocam. İsmin Mehmet Kartal Hocam. Siz ne derseniz haklısınız.” Yanlış da bilebilirim insanım, yanlış olduğunda söylerler düzeltiriz. “Her platformda gizli ve açık sizin tam isabet olan fikirlerinizi savunuyorum. Siz benim tanıdıklarım arasında en akil adamsınız. Allah kuvvetinizi artırsın, inşaAllah” diyor. Allah razı olsun, hüsn-ü zan ediyorsun, maşaAllah.

KDR Haberdar; “Siz ve kardeşlerimizin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve hükümetine yapılan saldırılara karşı dimdik duruşunuz alkışlanmada” diyor. Allah’ın beğenmesi yeter bizim için, maşaAllah elhamdülillah, Allah’ın razı olması.

Didem Hocam gidelim, çünkü mektuplar bitecek gibi değil, konular bitecek gibi değil. Yarın devam edelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü