Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (30 Haziran 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Her gördüğümde yakışıklılığıyla nefesimi kesen karizmatik Hocamın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Abdullah Öcalan, Brüksel’de düzenlenen konferansa gönderdiği mesajda; “Kürtlerin Alevilik sorununa Anadolu Aleviliği’nin de, Kürdistan ve Kürt sorununa doğru yaklaşmaya oldukça ihtiyaçları var” dedi. “Çünkü kurtuluşları bununla bağlantılıdır. Tarih boyunca bu böyle olduğu gibi günümüzde de bu kesin böyledir. Dolayısıyla biz Anadolu Aleviliği’ni kendi doğal bir müttefikimiz olarak değerlendiriyoruz” dedi. 

ADNAN OKTAR: Şimdi Abdullah Öcalan’ın yaşı çok ilerledi. Cezaevinde öleceğini düşünüyor olabilir, hayatının orada geçeceğini düşünüyor olabilir. Çok aşağılandı tabii çok nefret edilen bir insen konumuna geldi. O bundan çok rahatsız. Prestijini kurtarmak istiyor, itibar edilen, sözü dinlenen bir Kürt büyüğü haline gelmek istiyor, önemli bir fikir adamı haline gelmek istiyor. Ve o imajla ölmek istemiyor benim gördüğüm, anladığım bu. Yoksa Güneydoğu’nun bölünmeyeceğini o bilir yani anlamıştır, üslubundan zaten anladığı anlaşılıyor. Fakat tabii insanlar aşağılanmaktan çok rahatsız olurlar. Kötü bilinmekten çok rahatsız olurlar. O da bu imajdan çok rahatsız. Üst üste İmralı toplantılarının sebebi bu. Yoksa bir konu bir kere konuşursun hallolur. Otuz kere konuşulacak, otuz kere ziyaret edecek bir yön yok. Sürekli ziyaretlerin sebebi onu onore etmek. Yani fikrine başvurulan bir insan konumunda onu sürekli gündem yapmak, basında, televizyonlarda yer alması dolayısıyla gururu onore olmuş oluyor. Değerli bir fikir adamıymış gibi lanse edilmiş oluyor. Yoksa bir mantığı yok. Sürekli toplantılar yapmanın önü yok sonu yok. “Süreç devam ediyor, süreç tırmandı, süreç göklere çıktı, süreç geldi süreç gidiyor.” Bir şey olduğu yok normal aslında hayat devam ediyor. Yani komünist propaganda Güneydoğu’da devam ediyor, bölme faaliyetleri yine devam ediyor. Anadolu Aleviliği’ne sahip çıkıyor. Anadolu Aleviliği sahip çıkılması gereken bir Alevilik değil. Güzel zaten, kendisi güzel zaten. Türk milleti tarafından benimsenmiş ve sevilmiş bir düşüncedir Anadolu Aleviliği. Yani böyle küçük, korunması gereken ezilen bir fikir değil Alevilik. Alevilik üstündür, soylu bir fikirdir, sevgidir, barıştır, kardeşliktir, iyilik, güzelliktir, estetiktir. Anadolu insanının erdemini, arif kişiliğini, derin ruhunu ifade eden bir ruh halidir Alevilik. Dolayısıyla yani hani siz de eziliyorsunuz, biz de eziliyoruz ittifak edelim gibi bir kafa, yani bunlar biraz acayip oluyor. Kürt kardeşlerimiz de candır. Her zaman söylüyorum, çok muhterem, çok temiz insanlardır. Bölümlere ayırmaya gerek yok. Alevi-Kürt, Türk-Çerkez kimsenin haberi bile yok. Böyle bunlar suni olarak oluşturuluyor. Ben söyleyeyim mesela benim Kürt kardeşlerim var, son zamanlarda öğrendim Kürt olduklarını, sordukça öğreniyoruz. Beni ne ilgilendirir Kürt olmaları, olmamaları? Yani insan, Hz. Adem (a.s)’ın evlatları. Ben takvasına, ahlakına bakarım. Kürt’se nur ala nur ne güzel, çok iyi. Ama bu bir dezavantaj değil ki Kürt olması yani avantaj, bir güzellik. Yeni yeni öğreniyoruz bak geçenlerde bir bakanımız Mehmet Şimşek ben onun Kürt olduğunu bilmiyordum. O da Kürt’müş. Yani bakanların büyük bölümü Kürt. Ben yeni öğrendim, birkaç bakan zannediyordum, baya bir bakan Kürt’müş. Ne güzel, iftihar ederiz. Ne kadar efendi insanlar, ne kadar değerli, ne kadar saygın insanlar. Onur duyacağımız bir durum çok hoş, gönlümüz açılıyor. MİT müsteşarı da Kürt, İçişleri Bakanı da Kürt, ne güzel. Allah sayılarını arttırsın, can onlar. Alevilik dersen, Alevilikle biz zaten iç içeyiz. Benim talebelerimin büyük bölümünün ailesi Alevi. Kardeşlerimizin büyük bölümü Alevi. Nur gibi aileler. Orijinal bir varlıklarmış gibi anlatıyorlar. “Alevi” deyince, Alevi garip bir şeyle karşılaşacakmışsın gibi. Alevi insan benim gördüğüm hoş sohbet, şakacı, neşeli, dışa dönük, insanları seven, hayvanları seven, derin düşünen efendi tiynetli, demokrat insanlar. Bazı aleviler namaz kılar bazısı kılmaz, bazısı cumaya gider bazısı bayram namazlarına. Yani milletimizin aynısı, biz millet olarak birbirimizin aynısıyız. Bir farkı bir orijinal yönü yok ki. Benim eniştem vardı söylüyorum, Ahmet Kılıç eniştem vardı, evlendirme memuruydu Tokat’ta, çok çok muhterem bir insandı, namazını beş vakit kesintisiz ve çok titiz kılıyordu, tam tadili erkânla, büyük bir titizlikle. Ömür boyunca hiç aksatmadı bütün dini vecibelerini. Kimseye karşı yalan söylemez, gayet dürüst, son derece efendi bir insandı. Mesela Mehmet eniştemiz vardı rahmetli, o da iş adamıydı, o da çok dindar çok efendi insandı, yalan söylemez, kimseye aksilik yapmaz, iş çevresinde itibarlı bir insandı. Nezaketli, vatanına milletine bağlı, bayrağına bağlı, komünizme karşıydı. Oturup böyle sanki orijinal adamlar varmış gibi aramızda anlatıyorlar. Kürtler var, Pomaklar var. Hep eridik zaten bir arada kardeşiz bizim öyle fark edeceğimiz belirgin bir yönümüz yok. Millet olarak hepimiz birbirimizin aynısıyız zaten.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ak Parti Konak ilçe yönetim kurulu üyesi Sayın Ümit Sayın Aydın size selam söylemiş. İzliyormuş şu anda.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Allah daha başarılı, güzel görevler versin, kalbini açsın Allah.

Bunu bıraksınlar bu çok acayip bir şey bu, çok ayıp yapıyorlar. Adam acayip bir şeyle karşılaşacak. Alevi bizim aynımız işte. Atatürkçüdür hepsi, hepsi aydındır, hepsi milliyetçidir, vatanseverdir. Peki, sen nasılsın, sende aynısın. Herkes Alevi ruhludur, bizim milletimiz.

DİDEM ÜRER: Geçen gün Sayın İzzettin Doğan’da her konuşmada sürekli Aleviler şöyle diye bir ayrım yapmaya gerek yok, yani özel olarak belirtmeye gerek yok diye söyledi. 

ADNAN OKTAR: Bu çok gıcık bir hareket. Bakın bu çok önemli orijinal bir adamla karşılaşacakmışsın imajı veriyorlar. Alevi mükemmel, tertemiz, nur gibi, Müslüman, Türk evladı işte. Bizim bildiğimiz, yaşadığımız, her yerde gördüğümüz insanlar.

Ne komünist gençler, ne işte klasik, gelenekçi İslam anlayışını savunan gençler, hiç bir şekilde hedeflerine ulaşamazlar. Komünist gençler mutlu olmak istiyorlarsa, mutlaka Mehdiyet’in içinde mutlu olabilirler. Gelenekçi, tutucu kesim de mutlaka Mehdiyet içerisinde mutlu olurlar. Çünkü birinde olan diğerinde yok, diğerinde olan diğerinde yok. Hâlbuki Mehdiyet’te ikisinde ki üstün özellikler Mehdiyet’te var. Sağın sanatı yok, Mehdiyet’in sanatı var. Sağın şefkati eksik, Mehdiyet’in daha güçlü, çok çok güçlüdür. Solun da merhameti, şefkati yok, sevgisi yok komünizmin. Ama Mehdiyet’te var. Her ikisinin de sanat anlayışı güdük, kavruk ve ölü, küt. Mehdiyet’in sanat anlayışı çok zengin, güçlü, diri ve çağlar üstü, boyut üstü. Sanayi anlayışı da öyle, tıp anlayışı da öyle, mimari anlayışı da öyle. Mehdiyet’te, uçsuz bucaksız bir yücelik var. Ama ne gelenekçi sağ, ne komünist sol, insanlara mutluluk verecek gibi değil. Her iki tarafta sinirli dikkat ederseniz, her iki tarafta mutsuz. Her iki tarafın da çoğu insanı çirkin, sevgisizlikten çirkinleşmiş. Hep nefret söylemi var, ağza alınmayacak hakaretler çirkin bir kurnazlık politikası, ben senden daha akıllıyım sen benden daha akıllısın, lafazanlık, laf cambazlığı, lafta üstün gelmek, laf sokmak, böyle egoist bir üslup kullanmak, birbirlerini sinirlendirmeye çalışmak. Çok çirkin bir sevgisizlik ruhunda rekabet var adeta. Kim daha fazla gıcıklık yapacak, kim daha birbirini üzecek mantığı içerisindeler, bir kısmı için söylüyorum. Bu korkunç bir şey ve çok çocukça. 6-7 yaşında çocuğun zekasında olabilir böyle bir şey. Olgun bir insan, aklı başında bir insan böyle bir şeye tenezzül etmez. Birbirlerini yıldırmaya, birbirlerini üzmeye yönelik bir üslup içinde oluyorlar. Ama Mehdiyet, her iki tarafı da kucaklayan bir ruh içerisinde. Ama onları, tahayyül etmedikleri bir hayata, tahayyül etmedikleri bir mükemmelliğe, tahayyül etmedikleri bir neşe ve sevince götürecek bir sistemdir. Yani Hz. Nuh’un gemisi gibidir Mehdiyet. O gemiyle seyahat edenler, tam anlamıyla kurtuluşa ererler. Mehdiyet’in gemisine dahil olmayanlar, azap ve acı içine kalıyorlar görüyorsunuz, müthiş ızdırap içindeler.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da bildiğiniz gibi bugün de muhalifler Mısır’ın başkentinde Tahrir Meydanı’nda, Mursi yanlıları ise Rabiatul Adeviyye meydanında gösteriler düzenlediler. Çatışma çıkması durumunda da vatandaşların sığınması amacıyla ülke genelinde tüm camilerin açık tutulacağı duyurulmuştu. Cumhurbaşkanı Mursi ise İngiliz The Guardian Gazetesi’ne verdiği demeçte; “İstifa etmem, benden sonra gelecek olan cumhurbaşkanının meşruiyetini de zedeler. Sonu gelmez bir kargaşaya yol açar. İnsanlar görüşlerini açıklayabilir,  gösteriler olabilir. Ancak Mısır’da ikinci bir devrim olmayacak” dedi. Daha sonra çok sayıda gösteri kargaşaya dönüştü. İki ölü olduğu söyleniyor. Altmış kişinin ülkeyi terk ettiği iddia ediliyor. Mursi’yi de askerlerin kaçırdığı iddia ediliyor, Mursi’nin kayıp olduğu iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Bunlar hep, Mehdiyet’e direnen takım, hep bilmişlik yapan takım. Ben her şeyin en iyisini bilirim kafasında olan takım. Allah, Mehdiyet’e muhalif olan her sistemi ezer. Mehdiyet’le uğraşan her sistemin kafasını ezer. Mehdiyet’in karşısına çıkan her engeli ezer. Hiçbir siyasi güç, Mehdiyet’e meydan okuyamaz. Okuduğunda, mutlaka mağlup olur. Bilinmez bir sistem içerisine girer, bilemeyeceği bir sistem içerisine girer, tahmin etmediği bir sistem içine girer, farkına varmadığı bir yönden helaka doğru gider. Mehdiyet’le uğraşılmaz. Mehdiyet’e savaş açılmaz. Dille, sözle, hiçbir şeyle Mehdiyet’e karşı mücadele verilmez. Müthiş bir uğursuzluk ve muazzam bir bereketsizlik verilir, Allah tarafından. Kadere karşı isyan olur, Allah’a karşı isyan olur. Mehdiyet’e karşı yapılacak en güzel şey; Mehdiyet’e teslim olmaktır, Allah’a teslim olmaktır. Bunun dışında bir yol yoktur. Mısır bak, Mehdiyet’e karşı bir çözüm gibi ortaya çıktılar Müslüman kardeşler. Olmaz. İsterseniz on milyon kişi olun, isterseniz yirmi milyon kişi olun kurtulamazsınız. Ama üç yüz kişi bile olmuş olsa Mehdiyet’se, mutlaka başarılı olur. “Allah taraftarları galip olandır” diyor Allah ayette. “Hizbul galibun” Allah taraftarları galip olacaklar. Ama Allah’ın tabii sanatını bilemedikleri için, göremedikleri için, bir kör mücadele içinde oluyorlar. O kendini Mehdi zannediyor, bu kendini Mehdi zannediyor, her yalancı Mehdi mağlup olacaktır, her yalancı Mehdi mahcup olacaktır. Mehdiyet için Allah dünyayı binlerce yıldan beri hazırlıyor. Dört bin yıldan beri bekleniyor Hz. Mehdi (a.s). Hz. İsa Mesih (a.s) bekledi. Ta Hz. İbrahim (a.s) devrinde biliniyordu Mehdi. Hz. Nuh (a.s) devrinde biliniyordu ve bütün Peygamberler Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdelediler. Tevrat’ta uzun uzun Hz. Mehdi (a.s) anlatılıyor, Hz. Musa (a.s), Hz. Mehdi (a.s) olmaya özenmiştir. “Ya Rabbi beni Mehdi yap” demiştir. O kadar beğenilen, o kadar sevilen bir insandır Mehdi. İstanbul, Hz. Mehdi (a.s) için Allah tarafından fethedilmiştir. Yani hiçbir şekilde Osmanlı fethedemezdi normalde İstanbul’u. Avrupa asla vermezdi. İngilizler de mesela son işgalde asla vermezlerdi. Ama kaderi Allah dizayn ettiği için, Mehdiyet için İstanbul’u bize verdi. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) burada çıkacak. Herkes biliyor bunun böyle olduğunu. Ama enaniyetle, gururla direnenler, mutlaka mağlup oluyorlar.

Didem Hocam dinliyorum.   

DİDEM ÜRER: Hocam, MİT ilk kez bir gazeteye verdiği röportajda; “kendisine kanunlar çerçevesinde verilen yetki ve sorumlulukla hareket ettiğini” belirtti. “İstihbarat ağanı çoğunlukla insana dayalı olarak oluşturduğunu, iletişimin kontrolünü içeren sinyale dayalı istihbaratı ise destekleyici bir faktör olarak kullandığını” açıkladı. “İnsana dayalı istihbaratında dünyadaki bütün istihbarat örgütlerinin uyguladığını, ancak çok emek, çaba, maddi külfet ve risk getirdiğini özellikle bunun hedef terör örgütlerinin içine sızmak olduğunu” ifade etti.

ADNAN OKTAR: İşte geçen günler söylemiştim, “MİT terör örgütlerinin içerisine sızsın” dedim, ona cevap, inşaAllah. Yaklaşık yirmi-yirmi beş gün önce söyledim. Yani bütün terör örgütlerinin içerisinde, MİT’in bulunması lazım. Her toplantının içerisinde MİT’in bulunması lazım. Hatta dedim ki bak, “bizim içimizde de bulunması lazım MİT.” Her yerde bulunması lazım. MİT’in sızmadığı hiçbir yer olmaması lazım. Osmanlı haber almasının sızmadığı hiçbir toplantı yapmak mümkün değildi, Osmanlı döneminde. Avrupa’da mümkün değildi. Tarihçi; “mümkün değildi” diyor. Fatih Sultan Mehmet devrinde de öyle, Süleyman devrin de öyle, hep öyle. Papaz kılığında da giriyorlar, dinsiz görünümünde giriyor veyahut zavallı bir dilenci görünümünde veyahut mesela bir terör örgütünün lideri gibi her yere sızıyorlardı. Avucunun içi gibiydi. Yani herhangi bir olaydan MİT’in haberi olmaması, çok vahim olur.

“Kürtleri sadece Kürtler yönetmeli talebi bölünmeyi getirir. Faşist kafayla yaklaşmamalı bence, hepimiz Adem evladıyız” diyor. Kürt ulusal birliği diye bir arkadaş.

Azad et ruhunu; “O zaman sıra bizde, bir 90 yılda biz yönetelim, koyun değiliz ya. Hani yönetin yönetin nereye kadar? Peki sorun çözülür mü?” diyor. Canım ciğerim,  zaten bizim istediğimiz o. Ben neyi anlatıyorum iftiharla? Bakanların büyük bölümü Kürt, iftihar ediyoruz. Başbakan da Kürt olsun, Cumhurbaşkanı da Kürt olsun. İftihar ederiz. Senin gibi bakmayız biz olaya. Nur ala nur olarak görürüz. Son onu bir külfet gibi görüyorsun, bir ızdırap meselesi olarak görüyorsun. Her kavimden insan var. Ama madem bu konuda vesveselendin, bütün devlet kadroları Kürt olsun, iftihar ederiz. Nur ala nur. Bizim gocunduğumuz bir şey yok. Bilakis seviniriz, ne güzel Bediüzzaman’ın evlatları, nur gibi insanlar, güvenilir, tertemiz insanlar, Türkiye’nin her yerinde olsunlar. Bak sana bu konuyu bütün açıklığıyla söylüyorum. Devletin bütün kilit noktaları Kürt olsun, iftihar ederim. Ne kadar güvenli ve ne kadar güzel. Bütün devletin her yeri Laz olsun, iftihar ederim. Arnavut olsun, iftihar ederim. Çok şahane kabadayıdır Arnavutlar, delikanlıdır, şahane insanlardır, iftihar ederiz. Çerkez olsun, birçok yer Çerkez olsun, iftihar ederiz. Hepsi birbirinden güzel. Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Böyle bir Kürt ezilmişliği ortaya atıyorlar. Var bazı dangalaklar, Kürt deyince hakikaten adam bir acayip oluyor. O, onun karaktersizliğinden. Bize karaktersizliği niye örnek olarak gösteriyorsun? En ahlaksız adamları ne örnek gösteriyorsun? Kürt deyince adam irkilip rahatsız oluyorsa, o onun ahlaksızlığındandır, sapıklığındandır, cibilliyetsizliğindendir. Onu bize örnek olarak veremezsin sen. Sen bize normal insanlardan bahsedeceksin.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, dünyaya doğru gelen gök taşlarının sayısı on bine ulaştı. Yaklaşan gök taşlarının en az bin tanesinin çapı, bir kilometreden büyük, en büyüğü ise 41 kilometre.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Hz. Mehdi (a.s)’a yardıma geliyorlar, maşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı selamlamaya geliyorlar. Evet, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: En büyüğünün adı Ganimetmiş Hocam. 41 kilometre çapında.

ADNAN OKTAR: Hoş geldi, sefa geldi Ganimet, maşaAllah. Hepsini melekler yönetiyor, teker teker. Her taşı yöneten bir melek var. Ganimeti yöneten melek de belli, inşaAllah. Tarihi belli, saati belli, teğet geçecekler, dokunacaklar hepsi belli, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nde yaşanan olaylarla ilgili konuşan Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici şöyle söyledi; “Devlet karakol yapıyor, güvenliği sağlamak için elbette ki karakol yapacak. Karakolu eskimişse yenileyecek. Birtakım binalara ihtiyacı varsa yapacak. Hiç elinde Molotof kokteyli olan, keleş silah olan köylü gördünüz mü?” diyor. “Ve bunlar resmen PKK’nın uzantıları. Koskoca devlet karakol yapmak için eşkıyadan izin mi isteyecek?” diye konuşmuş.

ADNAN OKTAR: Ülkücülerin içinde sanatçı çok. O da çok manidar, maşaAllah. Tiyatrocu da var, müzisyen var, sanatçısı çok. Sanata Başbuğu zamanında önem verdi, o çok çok iyi oldu, çok isabetli oldu, maşaAllah. Şehit edilen Dursun Önkuzu vardı koç yiğidimiz, onun adına yazılmış güzel bir türkü, çok şahane bir türkü.

DİDEM ÜRER: Hocam “Ankara Tahsin Banguoğlu Yurdu öğrencileri olarak mütemadiyen programınızı izliyoruz. Programda bunu aksettirirseniz çok seviniriz” demişler.  Rica etmişler öğrenciler.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah koç yiğitlere bak. Allah zihin açıklığı versin yiğitlerimize, kalplerine ferahlık versin.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.   

VTR- Dünyayı Her An Vurmaya Hazır Yüzbinlerce Göktaşı Dünyanın Etrafını Bir Bulut Gibi Sardı.

TUBA BABUNA: Aşkım, bir tanemle yayınımıza devam ediyoruz, buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Bütün dünya, bütün dünya liderleri Mehdiyet’in emrindedir. Dünya Mehdiyet’e göre dizayn oluyor. Obama’nın seçimi, Mehdiyet içindir. Irak’taki operasyonlar, hepsi Mehdiyet içindir. Açık açık, Amerikan hükümeti açıkladı. Amaçlarının ne olduğunu söyledi. Bütün Ortadoğu Mehdiyet’e göre dizayn oluyor. Şimdi Mısır’da diyor ki; Peygamberimiz (s.a.v) birçok hükümet denenecek ve başarısız olduğu görülecek” diyor. “Tek çözümün Mehdi’de (a.s) da olduğu anlaşılacak” diyor. Açık hadis, şimdi bak murisi deniliyor. Yapamazlar Mursi’yle, hiçbir şekilde yapamazlar. Tek çözüm, Mehdiyet’tir.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, “Çin polisinin Müslümanlara yaptığı yeni zulüm olaylarından sonra ayaklanan Doğu Türkistanlılar Çin polisiyle çatışmaya başladı. Bugün de dahil, çıkan olaylarda elliden fazla Doğu Türkistanlı Müslüman kardeşimiz, şehit oldu. Çatışmalar devam ediyor.” Sizin de söylediğiniz gibi kardeşlerimiz Çin Büyükelçiliği’yle görüştüler. Bilgi istediler, kendileri de araştırma yapıp yarın bilgiyi sunacaklarını söylediler.

ADNAN OKTAR: Evet, mümkünse canlı yayına çıkaralım, bize açıklama yapsınlar. Çünkü, biz bu şeyden çok rahatsızız.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Sayın Erdoğan ailesi daha önce birkaç kez olduğu gibi İzmir’in Urla İlçesi’nde tatil yapıyorlar. Başbakan Erdoğan’ın tatil yaptığı koya, randevusu bulunan kişilerin haricinde korumaları kimsenin girmesine izin vermiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki elini, kolunu sallayarak oraya girilmez. Başbakan’ın korunması önemli. Yalnız benim gördüğüm bir ferahlık var, gözü dönmüş, cinayet için can atan tipler var, profesyonel katiller var, derin devletin katilleri var. Tayyip Hocam’ın, her yerde çok iyi korunması lazım. Cumhurbaşkanı’nın da öyle, devlet erkanında öyle. Yani demokrasi,  tamam güzel adam öldürme imkanı verirsen, bu demokrasi olmaz ki bu. Bu vahşet olur. Onun için gerek evinin, gerek Urla’daki kaldığı yerin, gerek başbakanlık tesisinin etrafında bir koruma duvarı oluşması lazım. Belirli bir metreden sonra yaklaşılmasının kanunen men edilmesi lazım, yani topluluk olarak. Fert olarak gelebilir. Ama kalabalık kontrol edilemiyor bazen. Coşuyor adam ne yaptığını da bilmiyor, yanlış tavırlar sergileyebiliyor. Sonradan pişman oluyor belki ama olabiliyor. Onun için mutlaka geniş çaplı tedbir alınıp, gerekirse gözaltına alarak, gerekirse zabıtanın ne tedbir alacağını biz şimdi biz burada tespit etme durumunda değiliz de, her türlü engelleyici, hukuki uygulamanın olması gerekir. Can güvenliği önemli.

DİDEM ÜRER: Siz bir kilometre demiştiniz, Hocam, gerçekten körfeze bir kilometre yakına kadar sokmuyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Bir kilometre kala yakından sokmuyorlarmış, tamam doğru. Yoksa elini kolunu sallayaraktan “Selamun Aleykum ben geldim.” Hayır, tamam bağır, çağır kardeşim ama adam sonra şuursuzluk yapıyor. İki tane deli çıkıyor. Bas bas bağırarak öne fırlıyor, arkasından kilitledi onunla beraber kitle psikolojisiyle hareket ediyor. Cam çerçeve kırıyor. Bilmem ne yapıyor, olmaz öyle şey. Bağırıp çağırmasında bir şey yok. İstediğini anlatsın, ne istiyorsa konuşsun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ergenekon savcısı gezi eylemlerine katılamayan ancak organize ettiği iddia edilen kişi ve kurumlar hakkında soruşturma başlattı. Savcının elinde şüpheli listesi olduğu da öğrenildi. Şüphelilerin para hareketlerinin ve borsadaki işlemlerinin de inceleme kapsamında olduğu belirtildi.

ADNAN OKTAR: Böyle şeyler organize edilmeden olmaz. Mesela Brezilya’da falan adam diyor, “başımıza birisi geçti, bizi aldı götürdü” diyor. Yüzbinlerce kişiyi. Mesela başbakanlık sarayına doğru götürüyor. “Hadi gidiyoruz” diyor. Kardeşim sorsana niye gidiyoruz? Biz nereye gidiyoruz? Sormuyor, gerek dahi duymuyor. Başa iki, üç kişi geçti mi kitle ona göre hareket ediyor. Bu büyük bir tehlikedir. Yani kendi inisiyatifiyle hareket etmiyor. Aynı olay Venezüella’da da oldu 2002 tarihinde. Başa geçiyor adam, aldı götürdü başbakana. Şimdi de öyle. Mesela diyor ki, “başbakanın konutuna gideceğiz, hep beraber” diyor.  Hep beraber takılıyor gidiyor. Ne yapıyorsun sen, çok büyük bir suçtur. “Başbakanın evine gideceğiz” diyor. Başbakanın evinde senin ne işin var? Ne istiyorsun, ne yapacaksın? Evin bir mahremiyeti vardır. Eve girilir mi? Bu ne biçim harekettir?

DİDEM ÜRER: Hocam tam dediğiniz gibi bu gezi olaylarında başbakanlık ofisini basmaya kalkanlara da sormuşlar, “neden yürüdünüz oraya?” diye. Onlarda, “biri hadi gidiyoruz dedi gittik” diyorlar. “Nasıl geliştiğini tam bilemedik” diyenlerde varmış, içlerinde.    

ADNAN OKTAR: Bak buyur. Kitle psikolojisi çok tehlikeli bir şey.

Puhacapkn3m; “Sadece olaylar komünizm mi? Asıl bizi yönetenler şımarıklık içinde. Kendi kendinize sanal tehditler oluşturup milleti kandırmayın.” Sadece komünizm değil tabi, vahşi kapitalizmde şımarıklık içinde, faşizmde şımarıklık içinde, deccal şımarıklık içinde. Sen bizi dinlemiyorsun demek ki. Deccalin ekibi ve kendi. Ekibinde ne var? Komünistler, komünizm, faşizm, vahşi kapitalizm, satanizm, sapkın olan her türlü düşünce deccalin evlatlarıdır. O da onların babasıdır, deccalde. Dolayısıyla şımarık olan deccaldir. Deccalin şımarık olacağı hadislerde var. Anlattığımızın, uyguladığımızın ne olduğunu görüyorsun. Uygulanan Mehdiyet’tir. Anlattıklarımız da doğru. “Kendi kendinize sanal tehditler oluşturup, milleti kandırmayın.” Sanal tehdit nasıl oluyor bu? Taksim’de Atatürk anıtının üstüne devletin ortadan kaldırılmasını talep eden, ültimatom asıyor adamlar. Kızıl bayraklar her yere giriyor. Taksim’e halk hala gidemiyor, hala dışarı çıkamıyor insanlar. Nasıl tehdit yok diyorsun sen? Başbakan’ın evine girmeye kalkıyorlar. Başbakan’ın ofisine girmeye kalkıyorlar, kırarak yakarak. Sende diyorsun ki “sanal tehdit.” Bu televizyon filmi miydi gördüklerin, ekranda gördüklerin? Gerçekti. O zaman doğru konuşuyoruz, doğru anlatıyoruz. Senin bu konuşman ne olmuş oluyor? Doğru olmayan oluyor. Yani kaldırımcılık yapmayacaksın. Yanlış yapıyorsun.

“Ne Mehdiyet’i Didem Hanım, Mehdi (a.s) nerede, ne zaman geliyor? Can Sezar 2m.” Bak yavaş yavaş araştırıyorlar, inceliyorlar, ilk defa duyuyorlar. Hz. Mehdi (a.s), sizi dünyada da, ahirette de mutluluğa kavuşturacak. Vesile olacak insandır. İsteseniz de, istemeseniz de Allah tarafından sizlere gönderilmiş bir nimettir. Hz. İsa Mesih (a.s)’da öyle, Hz. Mehdi (a.s)’da öyle.

“Kuran ruhu, İslam ruhu değil de neden Mehdiyet, o da nesi? Ahmet Hamdi A1 Kadir 2m.” Kuran ruhu, İslam ruhu, hepsi birbirinin aynı. Mehdiyet, aynı aynı isimler. Kuran ruhu, Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağı zaten Kuran ruhunu uygulamak, İslam ruhunu uygulamak. Bunu uygulatan, vesile olan kişinin ismi de Hz. Mehdi (a.s)’dır-Muhammed Mehdi (a.s).

“Ben Erzurum’dan Adem, sizi çok seviyorum” diyor “Erzurum’da bir faaliyetiniz yok, faaliyet bekliyoruz, lütfen okuyun” Adem Akdemir. Erzurum’da yoksa, İstanbul’da da yoktur. O zaman burada da faaliyet yok. Faaliyeti görmek ayrı, faaliyetin orada olması ayrı. “Ben görmedim” de “faaliyet yok” deme. Erzurum kaynıyor, Allah’ın izniyle. Erzurum’da her yerdeyiz Allah’ın izniyle, elhamdülillah, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Konferanslarımız oldu orada. Fosil sergileri, Yaratılış Gerçeği konferansımız.

ADNAN OKTAR: Fosil sergileri, konferanslar, kitaplar. Erzurum Dadaşlar diyarı. Ben göremedim dersen o doğru, inşaAllah. Görmeye çalış, gayret et.

“Sizler, ya Mehdi ile, ya komünizmle sıyırmışsınız. Başka bir şey bilmez misiniz siz?” Biz deliyiz, Allah’ın delisiyiz doğru, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın delisiyiz, Allah’ın delisiyiz. Komünizmde deccaliyet tabii ki mücadele edeceğiz. Sen diyorsun ki “Hz. Mehdi (a.s) taraftarı olma, deccalden bahsetme” nasıl Hz. Mehdi (a.s) taraftarısın o zaman? Deccala karşı mücadele etmiyorsan, Hz. Mehdi (a.s) taraftarı olamazsın. Komünizm, faşizm, vahşi kapitalizm deccalin oğullarıdır, deccalin avenesidir, onlara karşı tabii ki ilimle, irfanla, sevgiyle mücadele edeceğiz. Delilik iddian, bütün peygamberlere deli deniyor. Bize de diyeceksin. Diyeceksin ki, bizim imanımız kamil olsun, inşaAllah.

Faskubilayçe; “Mehdi (a.s) ne zaman gelecek peki?” Hz. Mehdi (a.s) geldi. Hz. İsa Mesih (a.s)’da geldi. Hz. İsa Mesih(a.s)’da görevde, Hz. Mehdi (a.s)’da görevde. Başka vakit yok. Bediüzzaman diyor; “Sıratellezine en’amte aleyhim” Fatiha’da, oradan çıkartıyor, “1506’ya kadar” diyor, “faaliyetler.” Bak ben İslam’ın yenileceği vakti de söylüyorum. Siz zannediyorsunuz, sadece galibiyeti anlatıyorum. Bak yenileceğiz de. Bak galibiyetten bahsettiğim gibi yenilmeden de bahsediyorum. 1506’lara doğru, yani Hicri 1506 mağlup olacağız. Ama şu an galibiz. “Hizbul Galibun” diyor, “Allah Hizbi galip olacak” diyor. Şu an galibiz, açık “aşikarane ve galibane” diyor Bediüzzaman. Ondan sonra “1506’dan sonra gizli ve mağlubiyet içinde” diyor, “vazifeyi tenviriyesini yapmaya devam eder” diyor. Allah, Fatiha’nın içine kodlamış, Fatiha Suresi’ne. Hiçbir şekilde Allah’ın kaderini değiştiremezsiniz.

Savadohan 130s; “Adnan Hocanıza söyleyin de, daha başka konular, söyleşiler öğretsin size.” Ah köfte seni. Bak nasıl şeytan canını yakıyor, nasıl rahmani konularda sıkılıyor? Mehdiyet’ten bahsettikçe, içine daral geliyor. Ama tedavi oluyorsun. İlaçta acıdır ama ferahlık getirir. Şeytan ümüğüne çöküyor, “dinleme” diyor. Şeytan bunaltıyor, ama şeytanı üstünden sıyırıp alacağız Allah’ın izniyle ferahlanacaksın, inşaAllah.

Ali İbrahim Yıldi 2m; “Adnan Oktar, Mehdi (a.s) mı? Çıktı, biz mi duymadık?” Benim bir kere Hz. Mehdi (a.s) olma iddiam yok, o konuda bir kere konuyu halledelim. Ben yemin ettim defalarca, açıkladım, benim hiçbir şekilde ömür boyu bir iddiam olmaz, o konuyu bir kere bitirelim. “Mehdi (a.s) çıktı mı?” Evet o doğru, Hz. Mehdi (a.s) çıktı, haberin olmadı. Ama şu an oluyor, şu an oldu haberin.

Vural Batman 8m; “ Adnan Bey’e sorabilir misiniz, Mehdiyet denilen bu inanç sisteminde ilk adım ne olmalı? Türk-İslam Birliğini kurabilmek.” Evet, ilk adım Türk-İslam Birliğini kurmak. Bütün Türk milleti birleşecek, bütün İslam alemini kardeşlik bağı içerisinde kendisine bağlayacak. Sevgi, barış, kardeşlik, huzur, iyilik, sanat, bilim, estetik dünyada güzel bildiğin her şeyin en yükseği, en iyisi ve en yücesi olacak. Buna denir Mehdiyet. Her şeyin en mükemmeli. Yani mesela kumaş, en mükemmeli, ifade en mükemmeli, konuşma en mükemmeli, müziğin en mükemmeli, mimarinin en mükemmeli, ahlakın en mükemmeli. Aklına ne gelirse en mükemmeli anlamına gelen bir ifadedir Mehdiyet.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Suriye’de Esad’a bağlı birlikler, Humus’ta savaş uçağı ve ağır silahlarla yaptığı ve Lübnan Hizbullahı’nın desteğini aldığı operasyon düzenledi. Operasyonda çoğu sivil pek çok kişi hayatını kaybetti. Tarihi Halit Bin Veli Camii büyük zarar gördü.

ADNAN OKTAR: Şimdi orada gereksiz bir inat var. Mehdiyet’in önünde hiç kimse duramaz. Suriye, Mehdiyet ruhuyla yıkanacak. Sırf Mehdiyet’le ilgilidir şu anki mücadele. Orada yapılan savaşın tek nedeni Mehdiyet’tir. Başka hiçbir nedeni yok. Tarihi Allah dizayn ediyor, olayları dizayn ediyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, önceki akşam Ortaköy’de 500 civarında broşür dağıtmış kardeşlerimiz, size hürmetlerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Bakayım ispatlıysa. MaşaAllah, çok çok güzel aferin. Aslan onlar aslan. Her nefeslerine, her adımlarına Cenab-ı Allah sevap vesin.

DİDEM ÜRER: Hocam, Elif kardeşimiz de kuşu ve kedisinin arasındaki güzel bir bakışmanın resmini göndermiş.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ama ne tatlı varlıklar onlar öyle, ikisi de çok güzeller, maşaAllah.

Didem Hocam, ya sen konuş ya ben konuşayım, ya bizler konuşalım.

DİDEM ÜRER: Hocam, önceki gün Ankara’da farklı kardeşlerimizin iki ayrı semtte faaliyeti olmuş. Çankaya Kavaklıdere’de 1500 adet, Keçiören Subay Evleri’nde de 1000 adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar. “Ahir zaman sultanı, Ankaralı hemşerimiz, sevgi öğretmenizim Hocamızın ellerinden öperiz” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu da Ankara’nın şekerlerinden. Hayret bakışları ne kadar güzel maşaAllah. Bak çeteye bak sen çeteye. Ben yerim kıtır kıtır yerim seni. Şekerliğe bak, her biri birbirinden tatlı. Benim bunların hepsinde aklım kalıyor ne yapacağım ben bunları? Bunların hepsi benim olması lazım, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, İtalya’dan sizi takip eden Flipo oğlunun fotoğraflarını göndermiş. Babası İtalyan annesi Rus çok aşırı tatlı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak, onun ben patileri kolları falan ısırırım, yanakları da ısırırım. Ağza buruna bak hele, şeker bal ve kaymaktan oluşmuş bu. Annesi de çok güzelmiş maşaAllah, çok çok güzelmiş. Allah sağlık sıhhat afiyet iyilik güzellik versin, inşaAllah. Hidayet nasip etsin. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin inşaAllah onları, maşaAllah baya güzel.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İzmir’deki kardeşlerimiz şöyle yazmışlar: “Hocam, geçtiğimiz akşam Gündoğdu Meydanı’nda genelde eylemlere katılan ve destekleyen gençlerin olduğu mekanlarda 500 adet A9 TV broşürü dağıttık. Genç arkadaşlardan çok güzel tepkiler aldık. Ayrıca bir kısım gençlerin dindeki özgürlük hakkına kendi aralarında konuştuklarına şahit olduk. Dün de Alsancak ve Gündoğdu Meydanı’nda 1000 adet A9 TV broşürü dağıttık. Ayrıca kardeşlerimizle sohbet. Çok derin saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan bir kardeşimiz geçtiğimiz hafta boyunca Ataşehir, Kadıköy, Bostancı, Üsküdar semtlerinde yaklaşık 1500 adet A9 TV broşürü dağıtmış. Size sevgi ve saygılarını işletiyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, harfleri adedince Allah onlara sevap versin. Şevkleri çok güzel, heyecanları çok güzel, sevgileri çok güzel. Ara ara ziyaretime geliyorlar bu köfteler, sevgiden titriyorlar adeta böyle hayret ediyorum bu kadar sevmelerine, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Kültür Ve Turizm Bakanlığı Pendik İlçe Halk Kütüphanesi’ne, okulların kütüphanesine verilmek üzere 10 adet sizin kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş çok, maşaAllah, isabet olmuş. Onlar ne hayırlara, ne bereketlere vesile olacaklar, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Belçika’dan kardeşlerimiz de şöyle yazdılar: “Belçika’da Billbrook şehrinde fosil ve kitap sergisi yaptık. Sergimizin ilk iki günü çok mükemmel geçti. İnsanların heyecan ve ilgisi çoktu. Çok sayıda kitap dağıtıldı. Sergimizin sonunda Burcu kardeşimize doğum günü partisi sürprizi yaptık. Dualarınızı eksik etmeyin, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şahane bir şeyler olmuş orada. MaşaAllah, ne güzel. Allah bereketlerini artırsın, güzelliklerini artırsın, hidayet versin. Bayram havasında olmuş çok güzel.

Halil İbrahim; “Hz. Mehdi (a.s) şu an dünyada. Manevi önderler böyle söylüyor.” Doğru.

Seracettin Yıldız-Seracet: “Evet ama tüm Müslümanlar çok daha büyük zulüm gördükten sonra ancak Mehdiyet devri olacak. Allah yar ve yardımcımız olsun.” Evet, gittikçe zulüm, fitne, acı ve ızdıraplar artacak, önümüzdeki birkaç yıl içinde özellikle iyice tırmanacak. “Ya Mehdi” diye insanlar nida edecekler. “Ya Rabbi bize Mehdi’yi kavuştur” diyecekler. “Hz. Mehdi insanlara, insanların en sevgilisi olmadıkça, zuhur etmez” diyor, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Doğu Türkistan’la ilgili olarak bugün, 30 Haziran 2013 tarihinde Türkiye saatiyle 02:00’da Kaçkar’a bağlı tüm nahiyelerde tank ve panzerler yürütüldü. Doğu Türkistan’da Urumçi ve Tırpan’da başlayan olaylarda Doğu Türkistanlı 50 Türk şehit olmuştu. Kaçkar ve Hotem vilayetlerine de sıçrayan olaylarda, yüzlerce Türk yaralandı ve tutuklandı.

ADNAN OKTAR: Çin Büyük Elçiliği mensuplarını çağırdık. Büyük Elçiyi falan çağırdık, Pazartesi günü bize bilgi verecekler, o zaman bir açıklama yaparız. Yani bir anormallik var.

Evet, dinliyorum ben.

DİDEM ÜRER: Bir bayan kardeşimiz şöyle yazmış: “28 Haziran tarihinde Kastamonu Taşköprü’de ben Feyza ve kızlarım Melda Ve Meva ile beraber 509 tane A9 TV broşürü dağıttık. Canım Hocamızı çok seviyoruz.”

ADNAN OKTAR: Şimdi ben ufaklıkları bir göreyim önce. Bu gürbüzlük, bu tatlılık, bu şekerlik, ballık süslerinin tatlılığı, kendilerinin tatlılığı hepsi çok hoş, maşaAllah. Allah onlara sağlık sıhhat selamet versin, hidayet versin. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin, cennet kardeşi etsin Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Hocam, İstanbul’dan kardeşlerimizin kiliselere yönelik çalışmaları olmuş. Taksim Ayrılık Çeşme’de Evanjelist Alman Protestan Kilisesini ikinci kez ziyaret etmişler. “Hocamızın, Mesih Müjdesi kitabını ve çiçek hediye ettik. Hz. İsa (a.s), kardeşlik, birlik, beraberlik üzerine güzel bir sohbet yaptık. Bir ihtiyaçları olup olmadığını sorduk. Her hangi bir ihtiyaçları olmadığını, yalnız Taksim’deki olaylar yüzünden geçtiğimiz hafta sonları ibadetlerini yapamadıklarından rahatsız olduklarını söylediler. Bizi çok sıcak karşıladılar ve ziyaretimizden çok memnun kaldılar” dediler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii ziyaret bir kere olmaz, her gittiklerinde sevgi göstersinler. İbadetlerini yapamamaları vahşet, çok korkunç bir şey, çok anormal bir hareket. Devlet her türlü önlemi alsın. Güvenlik içinde, huzur içinde yaşamaları lazım canlarımızın. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı sevmeleri, peygamberanı sevmeleri çok güzel. Cenab-ı Allah onlara, Muhammedi Hıristiyanlığı da nasip eder, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Nijerya Ulusal İnsan Hakları komisyonu ülkede ordu ve çeşitli isyancı gruplar arasındaki çatışmalarda 2010 yılından bu yana 1600 sivilin öldüğünü bildirdi.

ADNAN OKTAR: İşte deccal kan dökerek gelir. Hz. Mehdi (a.s) kan durdurarak ortaya çıkar. İkisinin arasındaki fark.

DŞİDEM ÜRER: Antalya’dan bir kardeşimizin notu var Hocam: “Sevgili Hocam, bugün eşim ve kızımla birlikte Antalya’da Konyaaltı plajlarında yabancı turistlere İngilizce kitap ve vcd dağıtımı yaptık. Antalyasporlu futbolcu Pedro’ya da kitap ve vcd hediye ettik. Bize de o güzel bereketli dualarınızdan eder misiniz? Sizi çok seviyoruz. Harun, Ziynet, Zehra.”

ADNAN OKTAR: Aferin maşaAllah, elhamdülillah. Tanınmış insanlara özellikle İslam’ı tebliğ etmek ayrıca etkili olur. O ufaklığı ben görebiliyor muyum? Canım benim nasıl temiz, maşaAllah. Yüzünde çok efendi huzurlu bir ifade var. Allah onun ömrünü uzun etsin, annesini babasının kendisinin mutluluk içinde yaşamasını Cenab-ı Allah nasip etsin.

DİDEM ÜRER: Hocam, akil insanların hazırladığı Doğu Anadolu raporunda; “bölge halkının içinde Türk kelimesi geçtiği atasözlerini bile istemediği” iddia edildi. “Türk milleti, Türk bayrağı hatta, “bir Türk dünyaya bedeldir” sözü dahi istenmiyormuş.” Bunun yanı sıra “Sayın Erdoğan’ın sürekli söylediği ‘tek millet, tek devlet, tek bayrak’ sözünü de bölge halkının istemediği” iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Bölge halkı. Bölge halkı ayrı, PKK ayrı. Mesela “kürdoni merdoni.” Kürtler met olurlar; iftihar ederim ben. Söyledik; Türkiye’deki bütün siyasi noktalarına Kürtler gelsin, iftihar ederiz. Orada, PKK’nın mağlubiyetinden kaynaklanan bir politika, bir üslup görüyoruz. Mağlup olmanın verdiği hırsla bunları söylüyorlar. Böyle bir şey yok. Biz bin seneden beri beraberiz. Çok çok eskilerden beri beraberiz. Ortak yerdeyiz, ortak yurdumuz, hepimiz bu milletin evlatlarıyız. Bu vatanın ismi Türkiye. Irk değil, ırk değil bu vatanın ismi Türkiye. “Ne mutlu Türküm diyene” dendiğinde Kürt için de bu söylenmiş oluyor, Laz için de söylenmiş, Çerkez için de söyleniyor. Bu, Türkiye’de yaşayan herkes için söyleniyor “ne mutlu” sözü. Çünkü güzel bir vatan, güzel insanlar. “Bir Türk dünyaya bedeldir” dendiğinde Kürt de, Laz da, Çerkez de kast ediliyor bu ifadeyle. Ama bir kelime söylenmesi gerekiyor. X denmeyeceğine göre, Türk deniyor.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Abdullah Öcalan’ın, “halk değil silahlar sussun” dediğini söyleyen BDP Milletvekili: “Gerillalar da bizlerin ve Kürdistan’ın şerefini savundu. İnanın, Erdoğan Kürtlerin delisini bile kandıramaz. Önder Abdullah Öcalan özgürlüğüne kavuşmadıkça biz bu davadan vazgeçmeyiz. Özgürlüğünü sağlayana dek her bir ilimiz ve ilçemizde başkaldırı lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: O olmaz, öyle bir şey olmaz da ama eğer şartlarında uygunsuzluk varsa, o düzeltilebilir. Ama yani müebbet hapis cezası almış bir insanın özgürlüğü olmayacağı belli. O zaman bütün katillerin hepsi bırakılması lazım. Olur mu öyle şey? Senin katilin iyi öbürünün katili kötü mü olacak? Katil katildir, olmaz öyle şey. Ama zorlu bir ortam meydana getirmek, yakışık almaz. Herkese uygulanan neyse, ona da uygulansın. Cezasını çekecek yani. Cinayet varsa, cezası vardır.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sultan Ahmet’te kardeşlerimiz 850 adet broşür dağıtmışlar. Ve yaklaşık 20 otele turist kardeşlerimizin faydalanması için sizin İngilizce kitaplarınızdan hediye etmişler. Şöyle diyorlar: “Günün sonunda güzel bir akşam yemeği yiyip ahir zaman olaylarıyla ilgili sohbet ettik. Bir tanecik Hocamız, sizi çok seviyoruz. Dualarınızı bekliyoruz.”

ADNAN OKTAR: Bak, çok iyi akıl, mesela oteller, çok çok güzel. Oraya koyarsın, gelen turistler okur. İki satır okusa bile fayda. Ben yiyeceğim ben bunu. Süsünü severim ben bunun tatlılığını. Patiler, omuzu kolu ne kadar süslü bu, maşaAllah. Canım benim acayip şeker. İşte bak şimdi insanın mecburen gözü kalıyor. Bunun mutlaka benim kedim olması lazım. Baya simetrik, çok zordur bu kadar güzel, maşaAllah.

Kayhan Gezer: “Hocam, sizin adınıza bazı arkadaşlar ortaya çıkıp, yakışıksız bazı tavırlar gösteriyorlar. Olabilir, koskoca Türkiye, adam benim adıma ortaya çıkabilir, yakışıksız tavırlar gösterebilir. Mühim olan o kişileri bana söylerseniz uyarırız, inşaAllah. Ben ne yapabilirim, adam nerde bilmem kim? “Ben Adnan Hocamızı tanıyorum.” Adam hayatta görmediğim bir insan, bilmediğim bir insan, benim adıma ortaya çıkıyor. Orada aklını kullanacaksın, diyeceksin “bu Hocamızın talebesi olamaz. Ağzından her çıkanı sen benim ismimi her anan adam sen gidip inanırsan, o da senin saflığından olur. Adamın benimle bağlantısı ne? Sen önce gel bana bir teyit ettir, sor, ondan sonra ben sana derim; “güvenebilirsin yahut güvenme” derim. Bilmediğin tanımadığın adama sen adımı andı diye güvenirsen, o zaman ben ondan sorumlu olmam, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gezi Parkı için beş şehirde yapılan protesto gösterilerine müdahale eden çevik kuvvet polisi ödüllendiriliyor. Görev alan çevik kuvvet personeline yaklaşık olarak 15 milyon TL ikramiye dağıtılacak.

ADNAN OKTAR: Evet, hakkıdır gençlerimizin, her zaman maddi manevi ödüllendirmek, yardımcı olmak, morallerini yüksek tutmak önemli.

“Hocam, gidiyor muyuz kalıyor muyuz ne yapıyoruz?

DİDEM ÜRER: Ben bir tane faaliyet okumak istiyorum uygun görürseniz?

ADNAN OKTAR: Tamam oku.

DİDEM ÜRER: Mersin’den kardeşlerimiz yazdılar: “Canımız sultanımız Hocam. Mersin’de dün 2000 adet broşür dağıttık, inşaAllah. Ayrıca kitaplarınızdan hediye ettik. Sizi çok seviyoruz Hocam. Dualarınızı bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bakın benim canlarıma, baya modern çakı gibi gençler. Aferin benim canlarıma maşaAllah, çok güzel. Vatandaşlarımız da nur gibiler. Onlara öyle güzel hediyeler veriyor ki, ömür boyu onlara nimet. Ve ondan sonraki nesillere de nimet. Çevresine de nimet, akrabalarına da nimet, çok güzel maşaAllah.

Buyurun, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan’ın; “PKK’nın henüz yüzde on beşi çekildi” açıklaması MİT’ten aldığı rapora dayandırdığı anlaşıldı. Zaten daha sonrasında Demirtaş da, yüzde sekseni çıkmak üzere diye bunu teyit etti aslında. Ancak raporda PKK’ya katılımların arttığı, Gezi Parkı eylemlerinin hazırlandığı da belirtildi. Süreci baltalamayı amaçlayan bazı grupların baraj ve karakol yapımlarını gerekçe göstererek, bölgede ikinci bir gezi eylemi sürecini başlatmayı amaçladığı ve bu konuda acil olarak önlem alınması gerektiği ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Her iki taraf da işin doğrusu, doğru bilgilenmemiş oluyor. Adamlar bir kere durduk yere çekilip gitmez. Buna inanmak çok acayip bir şey. Böyle hayali bir siyasi anlayış, çocuksu olur. Adam niye gitsin? Otuz yıldan beri komünist faaliyet yapan, bütün dünya komünistlerince desteklenen bir hareket birdenbire “ben vazgeçtim” deyip, çekip gidecek. Üstelik de, kendi ülkesini terk edip gidecek ve bir daha da gelmeyecek. Yani bir nevi “ben yenildim, evet doğrusunuz siz” diyecek. “Bir talebimiz de yok” diyecek.” Bu inandırıcı değil. Demin söyledim; burada Abdullah Öcalan’ı onore etme fikri var. Kimse çekilmez, öyle bir şey de olmaz. Belki bir süre olay çıkartmazlar, hadise çıkartmayabilirler, sessiz Altan bir faaliyet benim gördüğüm, bir ayaklanmanın yolunu arıyorlar benim gördüğüm.

BRY Fatih: “Başta İsrail devleti Hz. Mehdi (a.s) gelsin diye bile bile Müslümanlara zulmediyorlar, fitne çıkarıyorlar. Bu sizce doğru mu?” Yani bile bile yapmaz. Allah tarafından yönlendiriliyorlar. Birçok olayı, birçok kişiyi Allah sebep eder. Başta, Hz. Hızır (a.s) olmak üzere birçok kişi, birçok olayın meydana gelmesinde faildir. Allah onları vesile eder, sonunda onun altından hayır çıkar. “Şer zannedersiniz hayır çıkar, hayır zannedersiniz şer çıkar” diyor Allah, inşaAllah.

“Neden Türk-İslam Birliği oluyor? Irk ismi olmasa daha güzel olmaz mı? Dünya İslam Birliği olsa, kimse kırılmasa.” Türk kelimesi, ırk anlamında değildir. Kavimler topluluğunun ismidir Türk. Arnavut, Kürt, Çerkez, Laz hepsinin topluluğunun ismine Türk diyoruz. Türkiye de bu kavimler topluluğunun bulunduğu yerin adıdır. Türk-İslam Birliği dediğinde, aynı şeyin söylüyorsun, İslam Birliği demiş oluyorsun. Ama Türkiye’nin yönettiği, liderlik yaptığı İslam Birliği anlamına geliyor, olay bu.

Didem Hocam gidelim, yarın gelelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü