Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (2 Temmuz 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bugün Başbakanımızın son parti grup konuşmasında güzel ifadeleri vardı. PKK ile müzakereler konusunda şunları söyledi: “Bir tarafı yaparken bir tarafı yıkamayız. Süreç içinde defaatle ifade ettim, Türkiye Cumhuriyeti tek bir ferdi kalana kadar sınırını bayrağını sonuna kadar korur ve koruyacaktır. Tarihin hiçbir döneminde vatanımız için, bayrağımız için canımızı ortaya koymaktan çekinmedik” dedi. Tam söylediğiniz şekilde, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tam dediğimiz şekilde helal olsun çok güzel. Dün, evvelki gün söylediklerimin aynısı evet.

Didem Hocam dinliyorum, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakanımız, Güneydoğu karakolları konusunda da sizin açıklamalarınızı teyit eden bir konuşma yaptı: “Yine söylüyorum karakol bahanedir. Devlet vatandaşını korumak için her türlü tedbiri alır. Karakollar savunma noktalarıdır. Karakollara kim neden karşı çıkar? Barajlara kim neden karşı çıkar? İşin içinde başka bir iş var. Kalekol falan hikaye. Biz karakolları daha güvenli bir hale getiriyoruz. Bunlar için terör örgütünden, parti mensuplarından izin almayız. Karakollar sınır güvenliği için olmazsa olmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte o kadar. Tayyip Hocam dinlendi, daha iyi oldu. Çalış çalış her gün her gün olur mu? Olmaz. Bir de beceriksiz adamlar da var etrafında. Adam mikrofon açmayı bilmiyor, bilmem ne. Sana bir hafta önceden haber veriliyor Allah’tan kork. Ya bir şeyi unutuyor, ya bir şeyi gevşetiyor, ya bir şeyin ayarını değiştiriyor. Bu gayet kolay bir şey, kafanı çalıştır. Sen bunun için para da alıyorsun, aç vicdanını, aç kafanı. Uyuyor adam. Onlarla uğraşmak da çok zor. Bazı tipler için söylüyorum.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mursi şu anda konuşma yapıyormuş: “Bir sene canla başla çalıştım. Bizim de hatalarımız oldu, bunları gördük.” Derin devletten, kargaşa isteyenlerden şikayet eden bir konuşma yapıyormuş şu anda.

ADNAN OKTAR: Sanatı güzelliği estetiği ortaya koysana Mursi kardeşim. Gençler müzik dinlesin, her tarafı güzelleştir, tertemiz yap, sevinç her yeri sarsın. Başı açık hanımlara bir şey demeyin, sevgi gösterin. Dekolte hanımlara bir şey demeyin, sevgi gösterin. Hıristiyanlar istediği gibi ibadetini yapsın. Sarıl Hıristiyanlara halkın gözü önünde, şefkat sevgi göster. Musevilere karşı sevgi göster, şefkat göster, sarıl insanların karşısında. Fikir özgürlüğünün güzelliğini anlat. Komünistleri de çıkart, “bunlar benim kardeşim” de, onlara da sarıl, “bunlar da Allah’ın kulu” de herkese sahip çık. Mısır’ı pırıl pırıl aydınlar, her yer nur gibi olsun. Heykel de olsun, resim de olsun, sanat olsun, müzik olsun. Mısır caddelerinde güzel Arap müziği dinlesin insanlar. Sevecen bir ortam olsun. Beş vakit namazını kıl, halk dindar olsun. Camiler aç peş peşe. Oruç tutan vatandaşların eğer imkansızlıkları varsa, onlara mal dağıt, para dağıt, yiyecek dağıt. Herkesi kucakla. Hazır Allah senin aline imkan vermiş, devlet eline geçmiş, hükümet eline geçmiş. Ne gerek var bağnazların dediği felsefeyi halka dayatmaya? Eğer sen sanatçı ruhunla, sevgi ruhunla coşkuyla halkı kucaklarsan, dindar da rahat yaşar, dinsiz de rahat yaşar. Dinsizi sana emanet ediyorlar, adam diyorsun ki; “illa sen benim gibi yaşa” diyorsun. Adam nasıl yaşasın öyle? Bağrına bas hepsini. Onların özgür olduğunu görmek de insana mutluluk verir. Hıristiyan özgür, komünist özgür, ateist özgür rahat yaşıyor insanlar, Müslümanların da içi huzurlu olur. Adamı sen ezersen, Müslüman sıkılır, adam kıvranıyor yerde, sen nasıl mutlu yaşayacaksın öyle bir ortamda? Güzel davran, bakarsın ki onlar da Müslüman olmuşlar, onlar da Muhammedi olmuşlar. Şefkatli davran, değil mi? Bağnazlığı Müslümanlığa yaklaştırma. Son derece modern ol. Güzel kaliteli genç kızlar olsun, sevecen insanlar olsun. Mesela o partinin temsilcisi çok güzel genç kızlar olsa bakımlı klas, halkın karşısına Mursi öyle çıksa, genç delikanlılarla, böyle sevecen bir ortam, ordu da bayılır, herkes de bayılır. Ordu da ne yapacağını şaşırıyor adamlar. Derin devlet, ondan sonra eşkıyayı iktidara getiriyorlar arkasından. Ondan sonra derin devletin cellatları devleti yönetmeye başlıyor. Başlıyorlar Müslümanları asmaya kesmeye. Dinsizleri de asıp kesiyorlar, komünistleri de asıp kesiyorlar. Bir cellat sistemidir gidiyor. Gayet kolayken Mehdiyet, Mehdiyet’e direnme Mursi, bak mümin muttaki insansın, ellerinden öpüyorum, benim bir büyüklük iddiam yok, herhangi bir kardeşinim, ellerinden öpüyorum ama dediklerimi yap, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ş an “modern bir devlet kurmak istediğini” söylüyormuş. Demokrasiyi övüyormuş. “Bir senedir hiçbir kurum aktif olarak çalışamıyor.” Mısır’da o yüzden yapmak istediklerini yapamadığını anlatıyormuş. Ve “hatalarım olabilir ama beni zorla devirmeye çalışmak yol değil. Ben sorumluluk üstlenmeye devam edeceğim. Tüm Mısırlıların isteklerini yerine getirmek istiyorum. Ama kan dökülmesine izin vermem” demiş.

ADNAN OKTAR: Şu modernlik olayını bir oturtsun, bu konuda söz versin, sanata, bilime, estetiğe. Elinde imkan var, tutsun bir Hristiyan’ı elinden, bir elinden de Musevi’yi elini yukarı kaldırsın. Bir elinde de komünistin elini yukarı kaldırsın. Sahip çıktığını söylesin. Her yeri sanat ve güzellikle donatacağını söylesin. Alabildiğine özgürlük, alabildiğine demokrasi getireceğini söylesin ve uygulasın. Özgürlük dine yarar dine. Din gelişir özgürlükle. Baskıda faşist ve komünist zihniyet gelişiyor. Baskıyı kaldır ferahlık olsun. Kiri de kaldır pırıl pırıl yap, bütün gençleri ayaklandır.

Amerika, Mursi’yi devirmenin meraklısı olmasın. Bir Amerikan nefreti gelişir. Akıllı bir hareket olmaz. Katillere Mısır’ı teslim etmesin Amerika. Ordunun yapabileceği bir şey değil bu. Millet mutlu olmaz.

Mursi’ye bir süre daha tanınması lazım. En az bir altı aylık bir süre daha tanınsın. Ama Mursi de sözlerini yerine getirsin. Amerika çok kötü gider bak söyleyeyim, çok ayıp yapar. Mısır ordusuyla iş birliği yapıp eğer devirmeye-ki, Mısır ordusuyla iş birliği yaptığını biliyorum Amerika’nın, iç içe olduklarını da biliyorum. Genel Kurmay Başbakanı’nın da Amerika’nın emrinde olduğunu biliyorum. Bana hiç kimse inkar etmesin çok sağlam delillerim var, benim açıklama yapmama gerek kalmaz. Amerika bundan çok büyük kayba uğrar. Ortadoğu’yu batırır ve müthiş bir Amerikan nefreti meydana gelir. Böyle bir şeye yanaşmasın. Ama altı aya kadar yapamazsa Mursi, bir çözüm yolu aranabilir. Seçime gidilsin. Ama şu an paldır-küldür bu yöntemle devirmeye yönelik bir çalışma olursa, bunu model olarak getirirsen demokrasi diye bir şey kalmaz. Bütün Ortadoğu’yu yakar Amerika o zaman. Amerika’nın da başı yanar, Avrupa’nın da başı yanar. Böyle pis bir model olmaz. Bağırıp-çağırarak iktidar devrilmez. İktidar oyla devrilir. Kim daha çok şamata yapıyorsa, iktidarı devirirse. Tamam, o zaman Mursi’nin karşıtları iktidara gelir, Mursi yanlıları bağırıp-çağıracaklar, onlar da onları devirir. Devirmece oyunu! O onu devirecek, o onu devirecek. Pinpon topu gibi bir oraya hoplayacaklar, bir oraya hoplayacaklar. Olmaz.

Bir kere Mısır, laik olması lazım. Her uygulamada bu şekilde. Mesela komüniste de saygısını açık açık göstersin. Dinsize de saygısını açık açık göstersin. Hıristiyan, Musevi’ye saygısını sevgisini açık açık göstersin Mursi. Ve o konuda garanti versin. İktidarlar oyla değişsin. İktidarlar kepazelikle değişmez. Erken seçim istenebilir ama oyla değişsin. İktidarlar da mutlaka kaybeden tarafın haklarını savunsun. Mesela adam sosyal demokrat parti; onun önemli gördüğü ne varsa hepsini uygulasın. Komünistler ne istiyor mesela? Sosyal adalet istiyor; hepsini uygulasın. Ayakta bırakmasın. Alabildiğine özgürlük ortamı muazzam dini geliştirir, İslam’ı geliştirir.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mursi “Mısır’ın her bir rengini, her sosyal dokusunu, Hıristiyanlar, Müslümanlar hepinize sesleniyorum” diye konuşuyormuş şu an.

ADNAN OKTAR: Oldu, böyle olursa güzel.

DİDEM ÜRER: “İlk defa Mısır tarihinde sivil bir seçim yaptık. Bunun kıymetini bilelim. Eğer kan dökmeye, kavganın içine düşersek sonu gelmeyen belanın içine düşeriz. O yüzden hepimiz sabırlı olalım” demiş. Bir de “adaletsizlikler çok canımızı yaktı. Mısır’da her türlü adaletsizlik bitsin istiyorum” demiş. Ve “sorumluluğunu yerine getirmeye çalışacağını” söylemiş.

ADNAN OKTAR: Ordu da çok iştahlı olmasın Mısır ordusunun Genelkurmay Başkanı. O da biraz korkak tıynetli bir adam. Hemen apar-topar darbe yapalım bilmem ne. Ortalığı ne hale getireceğini düşünüyor musun sen? Bu sefer halk sana karşı da ayaklanır sen onu yaparsan. Senin de başın gider. Bütün Ortadoğu’yu batıracaksın. Amerika kendini de yakıyor. Böyle akılsızca bir şey olmaz. Sabırlı olmaları lazım. Bak günlerden beri konuşuyorum, olumlu etkilenmiş, inşaAllah.

Amerika’nın bu konuda orduya baskı yapmaması için, Amerika’ya internetten mesaj iletilmesinde fayda var. Amerika bu çirkin işlerin içine girmesin. Obama aklı başında bire adam. Amerika’nın derin devletini densizliklerine alet olmasın. Şu akıl mı? Orduyu getirteceksin, ordu ne bilir idare yapmayı? Devleti idare etmeyi nereden bilecek yani? Bırak, sivil iktidar gelmiş ilk defa, acemilikleri olabilir, değil mi? İlk defa oluyor acemiliği olabilir. Bir süre tanı.

Bir kere kadın hürriyeti, bir iktidar için en hayati konudur. Mursi kadın hürriyetini ortaya koysun. Başı açık hanımlar getirsin yanında, dekolte hanımlar da olsun, neşeli bir ortam olsun, gençler de olsun. Onlarla kamuoyuna güzel bir mesaj versin. Kadınlar özgürse bir yerde, kimse oraya bir şey demez. Kadınlar baskı altındaysa, bundan herkes rahatsız olur. Kadını ezen bir sistem, mutlaka yıkılır, söyleyeyim. Kadına özgürlük veren bir sistem de, çok rahat eder. Kadınlara karşı sevgisini, saygısını, kadınların büyük olduğuna dair kanaatini hissettirsin. Kadın yarım biliniyor çünkü. İslam alemini büyük bölümünde öyle biliniyor. Yarım varlık olarak biliniyor. Bu belayı kaldırsın, Bismillah oradan başlasın. Mısırlı filinta gibi genç kızlar var, mesela başı açık; ağırlıkla onlarla resim çektirsin. Başı kapalı kızlar da olsun böyle kibar, çarşaflı kızlar da olsun kibar böyle güzel, güler yüzlü ama çoğunluk açık hanımlar olsun. Dekolte hanımlar da olsun, gençler de olsun onlarla beraber böyle bir resim çekilip kamuoyuna verilse bu Avrupa’da da dünyada da her yerde olumlu etki yapar. Mısır sokakları neşeli olsun, sevinç içinde olsun. Zannediyorlar ki bağnazlar; “biz böyle bir şey yaparsan biz battık.” Senin bağnazlığına kimse bir şey demez, ne yapıyorsan yap kendi evinde. Devlet sana müdahale etmez. Yeter ki kimsenin canını yakma, rahatsız etme istediğin kadar bağnazlık yap, ne yapıyorsan yap. Ama bağnazlığı dayatırsan can yakarsan devlet orada müdahale etmesi gerekir. Çünkü can yakıyorsun.

DİDEM ÜRER: Mursi alınan kararları açıklamış. “Hükümetin değiştirilmesi ve yeni bir koalisyon hükümeti kurulmasını” söylemiş. Bu şekilde yeni hükümet kurulmasını kabul etmesi ortamı yumuşatır diye söyleniyor. Ve koalisyon olacağını da sizin söylediğiniz gibi “farklı partiler de yer alacak” demiş.

ADNAN OKTAR: Olur, o da olur. Koalisyon da olur. Bütün mesele kadına özgürlük. Bağnazlar kadın gördü mü böyle sanki patlamada falan böyle maymunlar sıçrıyor bir şeyler yapıyorlar ya, kendini yerden yere atıyor, deliriyorlar.

Yıllardan beri söylüyorum, dört yıldan beri televizyonlardan; her gün “gençliği yetiştirelim” diyorum. “Komünizme karşı, faşizme karşı, Darwinizme, materyalizme karşı bir nesil yetiştirelim” diyorum. Mesela Mursi, Darwinizme, materyalizme karşı gençlerin eğitilmesi için muazzam bir program başlatabilirdi, yapmadı. Milli Eğitim elinde; bilimin gerçekleri diyerek, bilimin üstüne giderek, bilimin gerçeklerini vurgulayarak anlatman lazım. Bilime olan sevgini ısrarla vurgulayarak anlatman lazım.

DİDEM ÜRER: Hocam, Allahualem bütün mesajlarınız iletilmiş günlerdir, şu an, “altı ay içinde genel seçimler yapılabilir” demiş. “Anayasa için de herkesin tek tek düşüncesini alacağız, diyalog masası oluşturacağız” demiş. Şu anda herkesin düşüncesine detaylı olarak değer vereceklerini vurguluyormuş konuşmasında. Ve bir yandan da kan dökmeden askerle şiddetle bir şey yapmayın diye de uyarıyormuş, kararlı bir üslup kullanıyormuş darbecilere karşı.

ADNAN OKTAR: Güzel. Amerika burada ağırlığını koysun. Sayın Obama için son derce kolay. Böyle bir dangalaklığa Amerikan derin devletine müsaade etmesin. Para verdiler orduya tamam güzel. Ama ordu rezillik, pislik yapsın diye para verilmez. Ordu demokrasiye bağlılığını vurgulasın. Mutlaka, “demokrasi içinde çözülsün” diye ısrarını vurgulasın ordu. Ama gençliği eğitmedikleri için, Darwinist, materyalist yetiştirdikleri için Mısır’da, bak bela oluk oluk akıyor. Mısır’da gençlerin büyük bölümü Darwinist, materyalist. İnanılır gibi değil. Türkiye ile kıyası olmaz. Acayip Darwinizm yaygın. Çünkü biz orada yokuz. Her neyse de, yani Mursi gençleri ön plana çıkartsın. Bugünden itibaren yapsın onu. Bağnazların hırıldaması önemli değil. Onlar çılgın, onlar seni mahveder. Bağnazların arkasından sürüklenirsen onlar batağa batar seni de alır batağa batırır. Mursi onlardan yakasını kurtarsın. Modern gençlerle görünüm versin. Modern Mısır’ı hedeflesin, fakat bağnazlardan korkmasın, çünkü Ortodoks inançlarına zarar gelmez. Kimse Ortodoks inançlarına müdahale etmez. Ben şefkat duyuyorum Ortodoks inançlarına. Ama kadına karşı zulme müsaade etmeyiz. Kendi yakınlarına da yapıyorsa, Allah onları kurtarsın, ne diyeyim. Ama kendilerine göre, yok “kertenkeleyi öldüreceğim” diyor. Mesela bunlar çirkin, geceli gündüzlü anlatılabilir. Ama ben buna rağmen buna inanıyorum diyorsa inansın ne diyeyim ben ona. Biz onun beynine müdahale edemeyiz.

“Hafta arası Mısır’da sağcı gazeteler, Amerikan Büyük Elçisi kadına hedef gösteriyorlar.” Bu da çok bağnazca. Bir kadının üstüne gitmek, çok pis bir hareket. Ne yapsın kadın? Yani Amerika’dan talimat geliyorsa, o talimatı uydular. Kadının ne alakası var? Güç yetiremediğinde, gidiyorsun kadına çatıyorsun. Git Amerikan devletiyle muhatap ol. Oraya misafir gelmiş bir kadına terbiyesizlik yapmak akıl mı? Öyle olmaz. O kadına şefkatle yaklaşıp, Amerika’da da akıl tutulması olmasın. Yani yıkılınca sanki ferahlık oluyormuş gibi. Öyle bir şey olmaz. Bağnazlık daha da gelişir, söyleyeyim. Bağnazın elini kuvvetlendirmiş olursun. Halk ezilir. Ve hiçbir şekilde de karşı tarafa bir imkan sağlanmaz. Muazzam çatışma olur, orduyla da çatışırlar.

DİDEM ÜRER: “Tüm Mısır halkına sevgi mesajımı yolluyorum” demiş, Mursi.

ADNAN OKTAR: Güzel, sevgiden çok bahsetsin, muhabbetten çok bahsetsin, modernlikten çok bahsetsin, demokrasi sürekli ağzında olsun. Ama özellikle kadınların özgürlüğü, bunu çok iyi vurgulasın, bunu insanlar duysunlar. Ve bunu fiilen göstersin. Arslan gibi delikanlı kızlar var Mısır’da. En modern, en kalitelilerini seçsinler, Mursi’yle beraber resim çektirsinler. Çarşaflı, başörtülü, açık, dekolte hanımlar, hepsi beraber, Hıristiyanlar da hep beraber, öyle bir resim basında yayınlanmış olsa, muazzam olur. Tekrar tekrar resimler çektirsin öyle. Hıristiyan rahiplerle, kilisede resim çektirsin, Sinagog’da resim çektirsin Musevilerle, peş peşe, peş peşe basına versin bu resimleri. Ondan sonrası kolay. Ve Mehdiyet ruhuyla hareket etsin. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetsin. Birde niye korkuyorlar? Mehdi (a.s)’ın beklenmesi, “geldi” demiyorsun bak, “bekliyorum” diyorsun. Bunda bereket var, bu gereksiz bir korku. “Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedersek allak bullak.” Bir şey olmaz. “Şudur” demiyorsun ki. Yani “ben gördüm Hz. Mehdi (a.s)’ı” demiyorsun. Şu an mevcut da demiyorsun. “Bekliyorum” diyorsun. Diyebilirsin, bunda bir şey yok. Dinsizin de hoşuna gider Hz. Mehdi (a.s)’ın beklenmesi, dindarın da hoşuna gider. Dinsiz rahatsız olmaz Hz. Mehdi (a.s)’dan. Çünkü onun için de bir kurtuluş. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) sevgi insanı. Niye rahatsız olsun?

Modern demokrasinin halk kıymetini bilmeli. Mısır’da gençlerin büyük bölümü tartışmayla veya bu tip olaylarla iktidarın değişmesinden yana bir kafaları var. Olur mu?  O zaman sen geldiğinde iktidara, bir hafta sonra da seni indirirler. Duramazsın iktidarda sen. Duramazsın ki. Durabiliyorsan dur. Ordu da duramaz. Halk sürekli orduyla yönetilmek istemez. Ordu zaten beceremeyecek. Bu sefer askerlere saldırırlar. Çok yazık olur Mısır’a. Biraz sabırlı olsunlar. Bir de muhalefetle, azgın değilse muhalefet, azgın olmayan, aklı başında muhalefetle iş birliği yapmasında fayda var. Onlarla birlikte, mesela koalisyon çok makul bir şey ama koalisyona bile gerek kalmaz aslında dediklerimizi yapsa. Yani geç kaldı. Aylardan beri söylüyoruz, daha bela kapıya dayanınca dediklerimi yapmaya başladı. Aylardan beri söylüyorum dediklerimi yapmadı, bela kapıya dayanınca dediklerimi yapıyorlar.

“Madımak konusunu Hocamız niye alenen kınamıyor?” diyorlarmış. Kaç yıldan beri kınıyorum? Olay olduğundan beri. O istiyor ki, Madımak’la ilgili konu açıldığında, o anda kınayayım. Yıllardan beri kınıyorum. Ve dedim ki bak bunu en başında, ilk olduğunda “İddia edilen Ergenekon terör örgütü yaptı bunu” dedim. Bak daha geçenlerde birisi çıktı açıkladı, “Biz” dedi “ekip olarak yirmi, yirmi beş kişilik iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensubu olarak bu olayı yaptık” dedi. Demek ki doğruymuş dediğim. Peki iddia edilen Ergenekon terör örgütü bunu yaptığına göre, bu zulmü yaptın ki organize bir hareket. Niye gidip iddia edilen Ergenekon terör örgütünü destekliyorsunuz? Niye elemanlarını destekliyorsunuz? Ben bunu anlayamıyorum. İnsan katilini destekler mi? Katilini destekliyor. Katiliyle iç içe yaşıyor. Ben buna hayret ediyorum. Orada yapılan hareket psikopatlık. Yani gaddarlığın en şiddetlisi. Tanımazsın bilmezsin. Komünist de olabilir, dinsiz de olabilir, her şey olabilir. Yakarak adam öldürmek ne demek? Müthiş bir vahşet, müthiş bir psikopatlık. Senelerden beri ben bunu söylüyorum. Ve bunu derin devletin yaptığını söyledim, kimse bunu daha söylemezken. En başında söyledim “Derin devlet yaptı” dedim. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü ben ta yıllar önce, en başında söyledim, kitabımda yazdım. Ve bu melanetin onlar tarafından işlendiğini de o zaman söyledim. Gazetelerde ilanlar çıktı. Bas bas bağırdık. Yeri göğü inlettik. Sesimizi duyan olmadı. En sonunda dediğimiz doğru çıktı.

Didem Hocam dinliyorum

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, önümüzdeki günler için planlanan Gazze ve Ramallah ziyaretleri öncesinde İsrail Büyükelçiliği vize işlemlerini durdurdu. İsrail’in kontrolünde olan Ramallah’a gidişlerde İsrail vizesi alınması gerekirken, bu durum özellikle bölgeye gidecek gazetecileri zora soktu. İsrail’in Ankara büyükelçiliği, İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndaki işi yavaşlatma nedeniyle konsolosluk hizmetlerinin durdurulduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: Yani Tayyip Hocam gidemiyor mu bu durumda?

DİDEM ÜRER: Herhalde Başbakanımız gidebilecek ama onunla birlikte gidebilecek olan gazeteciler gidemeyecekler.

ADNAN OKTAR: Ona bir çözüm bulur herhalde. Ama Tayyip Hocam önce bir İsrail ziyareti yapsa, oradan oraya geçse, bütün dünyada çok güzel etkisi olur. Bence en güzeli bu olur. Veyahut oradan dönüşte de İsrail’e uğrayabilir, o da olur, ikisi de olur. Küçük İsrail çocuklarıyla bir güzel fotoğraf çektirse, onlara sevgi gösterse, Filistinli çocuklarla resim çektirse, “bölgenin barış ve kardeşlik içinde olmasını istiyoruz” dese muazzam olur. Tayyip Hocam tabii daha iyi düşünür ama biz de nezaketen kardeşi olarak bir bilgilendirme yapmakta fayda görüyoruz, çünkü aksi şeyler gereksiz bir tedirginliğe sebep olabilir. Yani amaç güzellik olduğuna göre, o güzelliği her yönüyle vurgulamak lazım.

“Bu akıllara burada ihtiyacı olanlar da var” diyor “bilmenizi isterim” diyor “buradakilere de bu akılları verin” diyor özetle. Tamam, kime anlatıyoruz biz zaten? Ben ne anlattım? Sabahtan beri ben ne anlatıyorum?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam sizin, fakir ve muhtaç durumda olan vatandaşlarımıza ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ücretsiz kredi kartı benzeri bir kart verilmesi teklifinizi AK Parti hayata geçirdi. Sayın Başbakanımız bu konuyu şöyle açıkladı; “Bundan sonra çocuklara çok daha fazla şefkat göstereceğiz. Zekat, dayanışma gibi kavramlar sadece dini kavramlar değil, bizim asırlar boyu ayakta kalmamızı sağlayan kavramlardır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, PTT ile çok güzel bir proje başlattı. Artık sağ elin verdiğini sol el görmeyecek. Yardım alan ailelere kart veriyoruz. Artık kuyruğa girmeden parasını alacak” dedi maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Güzel, hayırlı bir gelişme olmuş.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel şöyle bir açıklama yaptı: “Kürt sorununun nihai çözümü isteniyorsa, bunun yolu Kürt halkının sözde önderi Öcalan’ın serbest bırakılmasından geçer. Bunu da hükümetin bu günden kendi gündemine alması gerekir. Çünkü bir halkın önderi özgür değilse, o halk özgür değildir. Bu bütün dünyanın bildiği, AK Parti’nin de bir durumdur” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne alakası var, Allah aşkına. Kürt halkının liderleri belli. Birçok lideri var. Oturup Abdullah Öcalan’ı. Abdullah Öcalan PKK’nın lideri. Ayrıca onun bırakılması durumunda bütün cinayet işleyen herkesin bırakılması lazım. Olur mu öyle şey? Mantıklı değil üslupları.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan, Mehter Marşı’nın sözlerini eleştiren bir yazı yazdı. “Onuncu Yıl Marşı’na karşı bir sempatisi olmadığını, çünkü marşın içinde ‘Türk’üz, bütün başlardan üstün olan başlarız’ gibi ırkçı vurguların yer aldığını” söyledi ve şöyle devam etti: “Ancak Onuncu Yıl Marşı’nın alternatifi Mehter Marşları mıdır? ‘Ceddin deden, neslin baban. Hep kahraman Türk Milleti’ dizesindeki vurgu ile ‘Türk’üz, bütün başlardan üstün olan başlarız’ dizesindeki vurgu arasında son tahlilde ne fark var?” dedi.

ADNAN OKTAR: Üstünlük ancak takvayladır. Takva olan üstündür. Yani adam Türk kavmindendir, alelade bir adamsa ama başka bir kavimdendir ama takvadır, o daha üstün olur. Dolayısıyla orada burada ne yazdığı önemli değildir, Kuran’da ne yazdığı önemlidir, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: İstanbul Altıncı İdare Mahkemesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılmasıyla ilgili yürütmeyi durdurma kararına karşı yaptığı itirazı oy çokluğuyla reddetti.

ADNAN OKTAR: Hayır olmuş, iyi olmuş, isabet olmuş.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu, Cemevleri’nin ibadethane sayılması konusunda şöyle bir konuşma yaptı: “Bununla ilgili yasa teklifi verdik. Cemevleri ibadethane olsun dedik. Ne mahsuru var? Eski kafayı bırakın. İnsanlar nasıl ibadet edecekse eder. Sen mi belirleyeceksin insanların nasıl dindar olacağını?” eleştirisinde bulundu.

ADNAN OKTAR: Orada acaba nasıl bir mahsur gördüler, onu bir incelemek lazım. Biraz o zaman Mehter Marşı dinleyelim de, Hoca’nın içi açılsın.

VTR-Mehter Marşı

TUBA BABUNA: Canım, ruhum, bir tanemle yayınımıza devam ediyoruz, buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki bakın: “Cây-ı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil'ittifak bin beşyüz tarihini göstermeleriyle beraber,” yani hicri 1500. “Tam tamına manidar, makul ve hikmetli bir surette binbeşyüzaltı'dan” yani 2082. İslam’ın hakimiyeti 2082’ye kadar devam edecek. Yani şu an 2013, bak çok az bir vakit.  “Tâ kırkiki'ye,” 1542 yani 2117. “Tâ kırkbeş'e” yani 1545 hicri, miladi 2120’ye “kadar üç inkılab-ı azîmin (büyük değişimin) ayrı ayrı zamanlarına” yani bir dünyadan önce faşist yönetim, sonra komünist yönetim sonra yine sapkın bir yönetim. Ama komünizm tam hakim oluyor bir, bir karşıt faşist düşünce hakim oluyor, sonra da büyük bir felaket dünyayı kaplıyor. Yani sadece cinayetlerin hakim olduğu anormal bir felsefe. “üç inkılab-ı azîmin (büyük değişimin) ayrı ayrı zamanlarına tetabuk (birbirine uygun düşmesi) ve tevafuklarıdır.”

“Fatiha'da sırat-al müstakim” dosdoğru yol “ashabının taife-i kübrâ sını” en büyük topluluğunu, “tarif eden el lezine enamte aleyhim” kendilerine nimet verdiklerinin “fırkası, şeddesiz bin beşyüz altı veya yedi ederek tam tamına zahirine elal Hak üzerine olacaktır fırkasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku” uygunluğu, “ve şedde sayılsa hadiste geçen la tezalü taifetün minümmeti” ümmetimden bir taife “fırkasına üç manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin îmasını teyid edip remz” gizli işaret, “derecesine çıkarıyor. Ve müteaddid âyât-ı Kur'aniyede sırat-al müstakim” dosdoğru yol “kelimesi, bir mana-yı remziyle Risalet-in Nur'a manaca ve cifirce îma etmesi remze yakın bir îma ile; Risalet-in Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i kübra-i azamın” Mehdi (a.s) talebelerinin, o büyük topluluğun “âhirlerinde bir hizb-i makbul olacağını işaret eder.” Yani Mehdiyet devam ediyor, Mehdi (a.s) talebeleri devam ediyor ama “Risale-i Nur her halükarda devam edecek” diyor Bediüzzaman. “Diye def'aten birden ihtar edildi. Gerçek ilim ancak Allah katındadır.” Gaybı yalnız Allah bilir. Ya'lemül gaybe İllaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir iki tane faaliyet okumak istiyorum uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Pazar günü Niğde’de PKK ve Terörizmle İlmi Mücadelenin Önemi başlıklı konferansınız yapıldı. Özellikle fosil sergimiz ve sokağa konulan fosil sergimiz çok büyük ilgi gördü. Ücretsiz olarak çok sayıda kitabınız dağıtıldı. Özellikle de Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınızdan çok sayıda dağıtıldı. Konferansı organize eden kardeşlerimiz; Yavuz, Meltem, Ömer, Şerife, Zeynep, Pınar, Kevser, Büşra, Murat, Aslıhan, Refika, Dudu, Mehmet Akif.

ADNAN OKTAR: Aman ne şekermiş bu, ne tatlıymış. Şunun tatlılığına bak, şu burnun güzelliğine, şu bakışların şekerliğine. Oraları böyle melek gibi varlıklar kaplamış. MaşaAllah, elhamdülillah, çok iyi olmuş.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bursa’daki kardeşlerimiz 29 Haziran Cumartesi günü Bursa Alevi Kültür Derneği Başkanı ve Alevi-Bektaşi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ali Akçay’ı ziyaret etmişler ve Yaratılış Atlası, Türk İslam Birliği haritası ve sizin çeşitli kitaplarınızdan hediye etmişler. Güzel ve etkili bir ziyaret olduğunu ilettiler.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. On iki imamın resimlerini de koymuşlar, çok güzel maşaAllah. Allah nurlarını arttırsın. Bektaşi kardeşlerimiz, Alevi kardeşlerimiz candırlar. Onları ziyaretleri de çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’daki kardeşlerimizin de size mesajı var: “Cihan nuru, aslanlar aslanı canımız, Seyyid Muhammed Adnan Hocamız, dün Ankara, Çankaya Yıldız’da 2500 A9 TV broşürü, yirmi Harun Yahya kitabı ve on belgesel CD’si dağıttık. Oldukça feyizli geçti, maşaAllah. Hasretle, o nurlu ellerinizden öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ekip de şahaneymiş. Birbirlerine sokulmuşlar, tatlılıktan artık. Şunu bir yaklaştırsana biraz daha. Ekibin şekerliğine bak sen ekibin şekerliğine. Bunlara sokaklarda çok fazla su kabı kardeşlerimiz ihdas etsinler, belediyeler de bu konuda yardımcı olsunlar. Suya özellikle yazın çok ihtiyaçları oluyor. Nereden bulsun bunlar? Gidip bayiye “Bana bir şişe su ver” diyecek halleri yok gariplerimin. Hiçbir yerde de su yok, millet gidip oradan buradan alıyor, çeşmeden içiyor. Bunlar gidip çeşmeden içmeyi de bilmiyor gariplerim. Şişe suyu da satın alamayacaklarına göre, çok mağdur olurlar.  Yazık günah, mutlaka her yerde bir su kabı bulunsun. Plastik bir kap da olabilir, çimentodan bir kap da olabilir. Gizli saklı bir yerde, onlar yerini öğrenir zaten. Birbirlerine haber mi veriyorlar, nedir bilmiyorum.

TUBA BABUNA: Hocam, sizin söylemenizden sonra Tuzla Belediyesi çok şık su kapları koymuşlar her yere hayvanlar için, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Ne olacak, bunların bir avuç midesi var.  Yani rahat etsin hayvanlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Pazar günü Hüsamettin, Hüseyin ve Kadir kardeşlerimiz Sultan Ahmet’te yaklaşık yüz adet Evrim Aldatmacası, İslam’ın Kışı Beklenen Baharı, Hz. Mehdi (a.s) Hz. İbrahim’in Neslindendir adlı İngilizce kitaplarınızdan dağıtmışlar. Dağıtım sonunda cami avlusunda bir de uyuyan kediye rastlayıp resmini çekmişler. “Allah’ın bizlere daha çok hizmet edecek imkanları açması için Hocamızın dualarını istirham ediyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Kediyi de mutlaka buluyorlar, maşaAllah. Yüzlerindeki ifade çok şeker oluyor bunların, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Antalya’dan kardeşlerimiz de yazdılar; “Çok muhterem, mücahit, aslan Hocam, sizin Yaratılış Atlası’nızın özetinin özeti olan kitapçık hazırlayıp üç yılda on iki bin adet Antalya Side’ye mağazamıza gelen turistlere dağıttık. Cuma günü de mağazamıza gelen İngiliz Bangladeş Ticaret Odası Başkanı Sait Cadouri’ye bu kitapçığı verdiğimizde, sizin resminizi ve kitaplarınızı görünce, boynuma sarılıp kartını verip size selam ve hürmetlerini gönderdi.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Ayrıca Manavgat Müftüsüne sizin Yaratılış Atlasınızı hediye ettik. Kendisi çok beğendi ve teşekkür etti. Ellerinizden hürmetle öperiz” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, biz de onların ellerini öpüyoruz. Allah hepsine hidayet, sağlık, sıhhat versin. Hz. Mehdi (a.s)’a ve İsa Mesih’e talebe eylesin. Deccale karşı mücadelede Allah onların kalplerine ferahlık, ilim, irfan, nur nasip etsin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Cadouri size selam iletmiş.

ADNAN OKTAR: Biz de bilmukabele şahsına selam ve sevgilerimizi iletiyoruz.

DİDEM ÜRER: Bursa’daki kardeşlerimiz de Cuma akşamı evde toplanıp, Kuran’ı Kerim okuyup, sohbet etmişler. Pazar günü de sabah namazı öncesi buluşup, sabah namazını Ulu Camide kıldıktan sonra, Bursa Kurşunlu ve Burgaz’da A9 TV broşürü dağıtmışlar. Size çok sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aslanlarım benim. Şu evin ferahlığına, güzelliğine bak, nura bak, şu tatlılığa bak, şu efendiliğe bak. Oraya bir nur hakim olmuş. Allah kalplerini, damarlarını nurlandırsın. Her yerlerini, her tarafı nur kılsın Cenab-ı Allah, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Suriyeli muhaliflerin ülkede bulunan bir Katolik rahibe gözlerini bağlayarak, büyük bir kalabalığın ortasında infaz etmesi Avrupa’yı ayağa kaldırdı. Vatikan tarafından da doğrulanan infaz vahşet olarak ifade edildi. Görüntülerin internete sızması sonrasında, Avrupa medyasında ve siyasetinde muhaliflere yapılacak silah yardımı daha tartışılır bir hale geldi.

ADNAN OKTAR: Muhalif dediğin şey, adamlar içlerinde her türlü vahşi adamın bulunduğu bir topluluk. Karşı taraf da deccal ordusu, yani dünya tarihinin en azılı deccallerinden. Onların içinde de zır cahiller var, muhaliflerin içerisinde de. Orada da yapılacak şey her iki tarafın mücadelesini durdurup, orada demokratik bir hükümet meydana getirmek. Aklı başında insanları idareye getirmek. Yapılacak olan bu. Sürekli çatışmalarını seyrediyorlar. O onu eziyor, o onu eziyor. Bunda bir netice çıkmaz. Sel gibi kan akar. Olan çocuğa çoluğa, oradaki genç kızlara, hanımlara oluyor, yaşlılara oluyor. Onlar eziliyorlar. Yoksa dünya tarihinin azılı bir deccaliyle mücadele ediyorlar şu an. Adam zaten “bol bol gelin” diyor. “Gelin boğuşalım” diyor. Zaten onun bir çekincesi yok. “Her yeri yakıp yıkın, zaten ben ölümü istiyorum, zaten yıkım istiyorum” diyor. Bir kör döğüşü gibi şu an. Katolikler, Hristiyanlar, Protestanlar işte Museviler, dinsiz ateistler hepsi Mehdiyet’in şefkatli koruması altında, huzur içinde olurlar. Ama şu an oraya deccal gelmiş. Deccal, oluk oluk kan akıtıyor. Yapılacak şey; Hz. Mehdi (a.s) taraftarlarının oraya gidip, orayı ablukaya alıp, dışarıdan içeriden yardımı kesip, onların teslim olmasını sağlamak ve oraya makul sevecen bir idare getirmek, konu bu.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetini okumak istiyorum. Antalya’dan kardeşlerimiz yazmışlar; “Yüce Allah’ın izni ve vesilesiyle kalplerimizi aydınlatan, bizleri eğiten ve selamet veren canımın içi Hocam, bu hafta sonu Antalya merkezde üç yüz kitap ve broşür dağıtımı yaptık. Size ve dünyalar güzeli hanım kardeşlerimize kucak dolusu sevgiler yolluyoruz. Bize de dualarınızda yer vermeniz dileğiyle.”  

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aslan onlar.

Tabii ki biz dinsizlik anlamındaki bir laikliği kabul etmeyiz. Ama Hristiyan’a şefkat, Musevi’ye şefkat, dinsize şefkat, Müslüman’a şefkat. Laiklik budur. Bak görüyorsunuz adam gitmiş Katolik diye kesiyor, vahşi akılsıza bak. İttifak etsene onunla, Allah’a inanıyor, Peygamberlere inanıyor, ittifak etsene. Deccale karşı, deccalin oyununa geliyorsun. Mazlum bir insanı gidip orada kesiyorsun ve ahmaklık yapıyorsun, cinayet işliyorsun, dünyada ahirette kendini batırıyorsun. Akılsız adam.

Abdullah gereksiz tedirgin oluyorsun. Anlatacağın bu. Ben de katılıyorum, yani dinsizlik anlamında bir laikliğe karşıyım. Kim bilir ne konuşacağım zannetti de böyle araziye geçti. Bütün yazdıklarını silmiş böyle, oraya buraya mesajlar gönderiyor, çorbaya dönmüş vaziyette, bir şey yok. Normal kendi halinde bir insansın, nedir bu kadar ürkek olmak? Kendi gölgelerinden çekiniyorlar.

“İyi geceler Hocam, Allah’ına kurban olduğum, ben sizi çok seviyorum. Hep izliyorum. Hollanda’daki faaliyetlerinize katılıyorum.” Hollanda’daki faaliyetler, aferin. “Sizinle tanışmak isterim, gelip ziyaret etmek isterim, sizin de müsaadeniz olursa.” İyi güzel ziyaretleriniz de, canlarım benim şimdi gelirken dünyanın uçak parası veriyorsunuz, dünyanın uçak parasıyla da geri dönüyorsunuz, dünyanın parasını burada harcıyorsunuz. Gelip bir dakika falan görüşüyorsunuz. Tamam güzel, Allah razı olsun sevginiz çok güzel ama o paraya ne kadar çok kitap dağıtırız. Ne kadar çok insanın hidayetine vesile oluruz. Bunu da düşünün. Beni zaten görüyorsun işte televizyonda, konuşuyorsun aşağı yukarı aynı. Yazık o paraya, çünkü çok para. Onunla çok fazla kitap al dağıt, “Hocam ziyaretinize geldim” de. “Sizi gördüm” dersin, “şu kadar kitap dağıttım” dersin. Ona niyet et. Sanki gördüm, sanki gördüme, sanki gittime niyet edeceksin. Ziyarete niyet edeceksin.

PKK, Doğu’da eskiden beri var, her zaman öyle şamata yapar. Yani Güneydoğu’da, Türkiye’nin her tarafı da bizim. Bir ara komünistlerde birçok yerde işgal faaliyetlerinde bulundular, gittiler Taksim’i de işgal etmeye kalktılar ama her yer bizimdir, her yer bu milletin sahiplerinindir, Türk milletinindir, inşaAllah.

“En güzel ahlaklı, en emniyet ve güven verici, en affedici, en neşe ve sevinç kaynağı olan” “kardeşlerimizden” dersen, tamam.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, The Guardian Gazetesi’nde, “Türkiye’deki Museviler endişeli” makalesine cevaben. “Musevi vatandaşlarımız endişeli değiller, onlar bizim için çok değerliler. Onların emniyet ve güvenlikleri bizim garantimiz altındadır.” Doğru söylüyor tabii. En iyi korunan, kollanan insanlardan biridir Musevi kardeşlerimiz.

Gidelim, yarın gelelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü