Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (5 Temmuz 2013; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BEYZA BAYRAKTAR: Güzel sesli, güzel yüzlü, yakışıklı aşkımın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, havadisler neler var?

DİDEM ÜRER: Devlet gazetesi El Ahram’ın haberine göre; “48 saatlik ültimatomun dolmasına az bir zaman kala güvenli bir kışlaya götürülen Mursi ve ordunun üst düzey yetkilileri arasında darbeden önce pazarlık yaşanmış. Darbenin yaklaştığını anlayan Mursi, televizyondan halka seslenmek istese de GenelKurmay Başkanı Sisi izin vermemiş. Ardından ordu Mursi’ye, ülkeyi terk etmesini, Türkiye’ye gitmesini teklif etmiş. Ancak Mursi bu öneriyi reddettiği gibi kendi rızasıyla istifa etmeye ve Cumhurbaşkanlığı görevini de bırakmayı kabul etmemiş.

ADNAN OKTAR: İşte etrafındaki insanlardan da çekiniyordur tabii, yoksa o da makule yaklaşmak ister. Ama bu kitle psikolojisinde çok rahatsız edici olaylar oluyor. Kitle psikolojisiyle ilgili ayrı bir kitap yazılması lazım. Öyle bir kitap hazırlayayım ben. Yani kitle psikolojisi mesela PKK’da nasıl etki yapıyor? Bu tip olaylarda nasıl etki yapıyor? Mısır’da zamanında yoğun bir Darwinist eğitim oldu. Onun belasını bak şimdi yavaş yavaş toplum görmeye başladı. Ekilen tohumlar hasat vermeye başladı. Ve muazzam bir nefret ruhu var. Muazzam bir sevgisizlik var. Şimdi mesela karşıtlarına bakıyoruz, adamlarda, onlarda da eşkal bozuk. Şimdi onları beğenmiyorlar. Hakikaten doğru. Cahil adamlar var, görüyorum Mursi taraftarlarında hakikaten, yani sevgi, muhabbet ve kaliteyi nadir görebileceğimiz bir yapı var. Ama karşı taraf akıl almaz vahşi, gözü dönmüş ve çok azgın bir görünümde. Ve müthiş bir sevgisizlik var. Toplumda genel olarak bir sevgisizlik var. Bunun sebebi, toplum mutlu değil. İnsanlar, Allah sevgisiyle mutlu olur, Allah korkusuyla mutlu olur, imanla mutlu olur. Bir kere ana konu yok. Onu ortadan kaldırmışlar. Sanat yok. İnsan sanatla mutlu olur. Güzel giyinen insanlar gördüğünde mutlu olur. Güzel evler gördüğünde mutlu olur. Bakıyor, Mısır evlerini görüyorsunuz fotoğraflarda, bir kahverengi, gri kir bütün şehrin üstüne hakim olmuş, korku filmi gibi. Nasıl yapıldığı da belli değil bunun. Yeşillik görmek adeta imkansız gibi. Bir sanat eseri görmek mümkün değil. Halbuki insanlar güzellik arar. Müzik de olsun, resim de olsun, heykel de olsun. Her şeyde insanın içini açacak güzellikler arar. Onları gördüğünde insan mutlu olur. Mesela güzel bir insan gördüğünde mutlu olur. Ama çirkin bir insan, çirkin derken ruhen, tavır olarak. Kıyafetiyle, giyimiyle, kiriyle çirkin olur bir insan. Yoksa gerçek anlamda çirkin bir insan olmaz. Bu nedenle mutlu olmuyor toplum. Mutlu olmayınca ya intihar eğilimi oluyor, ya saldırganlık gelişiyor. Ya kendini öldürmek istiyor, ya karşısındakini öldürmek istiyor. Bu bela buradan kaynaklanıyor. Şimdi toplumda muazzam bir gerilim var. Birçoğunda intihar eğilimi oluyor. Birçoğunda da öldürme eğilimi oluyor. “Kendimi öldüreceğime, karşımdakini öldüreyim” diyor. O sıkıntıdan kurtulmak için. Ağır baskıya insan gelemez. Mesela Müslüman kardeşler tamam, temiz insanlar, mümin insanlar. Ama dini, baskı olarak anlıyorlar. Halbuki din baskıyı kaldıran, tahfif eder. İnsanın ruhunda bir ferahlık meydana getirir. Fakat Allah’ın sevgisini baskı, yasaklar, sanattan uzak olmak, neşesiz olmak, ağlamak, üzülmek ve kendini ezmek olarak aldıkları için, toplum yeni bir acının içine daha giriyor, yeni bir rahatsızlığın içine daha giriyor. Ama Mursi’nin getirdiği sistem, hali hazırda yaşanan sistem, İhvan-ı Müslim’in sistemi, birbirini kontrol eden bir sistem olduğu için, ilerleme imkanları yok. Mesela Mursi dese ki; “Ben, tamam iktidarı bırakıyorum.” Linç ederler adamı kendi taraftarları. Türkiye’ye gelse, hain ilan ederler. Adamın kurtaracak bir yönü yok. “Koalisyon hükümeti yapalım” deseler, sıfıra gider. Kahraman olmanın dışında bir yolu olmadığı için, o da kahraman olmayı seçti. Çünkü ancak öyle aşağılanmaz. Onun dışında her yönde aşağılanacağı anlaşılıyor. Halbuki ona aşağılanmayacağı bir yolu göstermek lazımdı. Onu yapmamışlar. Ve birbirilerini de sürekli dolduruyorlar. Yani muhafazakar olmak, tutucu olmak, müziğe karşı olmak, resme karşı olmak, sanata karşı olmak. Ve sistem gittikçe kendi içinde kendini öldürüyor. Kanser gibi. Muhafazakar, gelenekçi sistem kitle psikolojisiyle kendini boğan, kanserleşmiş bir yapıdır. Kendi kendini öldürür ve kendi kendini hasta yapar, kitle olarak. Orada da bunu görüyoruz. Kitle kendi kendini hasta yapıyor. Yoksa Mısır kısa sürede cennete çevrilebilecek, her türlü imkanı olan, çok neşeli, mutlu insanların yaşadığı bir ülke haline getirilebilir. Birkaç ayın içerisinde bu olabilir. Bir anda sevinç ortalığı kaplayabilir. Ama bakın şimdi kendilerince bir beladan kurtuldular. Ama yeni, daha şiddetli, daha çetrefilli bir belanın içine girdiler. Adam öldürme uzmanlarının eline geçtiler şu an. Çok daha korkunç onlar için. Ve belirsizlik var. Belirsizlikte insanlar daha da korkar, tedirgin olurlar. Geleceği hakkında kanaatleri yok. Yine korku şiddetli olmuş oluyor. Dolayısıyla pek iç açıcı değil durumları. Her yönden Mehdiyet’e muhtaç oldukları görülüyor. Ama bir direneceklerdir, iki direneceklerdir. En sonunda Mehdiyet’e teslim olacaklardır. Zannediyorum üç, beş yıl daha böyle direnmeleri olacaktır. Sonunda en muannit bile Mehdiyete teslim olmak mecburiyetinde kalacak, inşaAllah.

Vatan Medya; “Adnan Oktar’dan Olay Mısır Analizi.” “Adnan Oktar, Mısır'daki Mursi darbesi için kızlarının karşısında şaşırtan yorumlar yaptı. Konuşmasını bu kez İngilizce alt yazılı olarak da verdiren Oktar, ‘Eğer Mursi yanına genç bakımlı kızlar alıp halkın karşısına çıksaydı darbe olmazdı’ dedi. ‘Kardeşim sanatı estetiği ortaya koysana Mursi kardeşim. Gençler müzik dinlesin. Her tarafı güzelleştir. Başı açık hanımlara bir şey demeyin. Dekolte hanımlara sevgi göster. Sarıl insanlara. Bunlar da Allah'ın kulu de ve herkese sahip çık.’" Doğru. Yani zahirde oluşacak böyle bir görünüm konuyu kökünden halleder. Orada halkın rahatsız olduğu bu. Sanat, estetiğin insanlara neşe veren, sevinç veren her şeyin yasak olması. İnsanları sıkan her şeyinde hakim olması. Mesela sular akmıyor, etraf bakımsız, kirli, binalar hoşaf gibi, insanların yüzü kirli, insanlar bitap, insanlar ümitsiz. Güzel insana rastlamak çok zor. Bir sanat eserine rastlamak çok zor. Bir yeşilliğe, güzelliğe, böyle ağaçlı, hoş bir yere rastlamak çok zor. Şehre bakanın içi kararıyor. İnsanlara bakanların içi kararıyor. Konuşmalara bakanların içi kararıyor. Tanklara bakanların içi kararıyor. Ama hakikaten orada genç, güzel kızlar olsa, genç delikanlılar olsa, neşeli, temiz bir görünüm olsa, müzik olsa, geleceğe ait güzel vaatler olsa. Her yerin yeşillendirileceği, her yerin tertemiz olacağı, güzel olacağı, suların akacağı, barışın geleceği, her fikre, her düşünceye saygı duyulacağı açıklanmış olsa, adamların kalbindeki o sıkıntı hali, o kalbindeki ızdırap ve kasılma kalkar. Kalktığında bir ferahlık duyar. Ve sevgi duyar. Yani lideri sevmesi lazım insanların. Sevmesi için de insanların, o sevgiyi elde edecek delilleri bulması lazım. Mesela insan sevdiğine daha çok sevmesi için neler yapıyor? Mesela iltifat ediyor, gönlünü alıyor, küçük hediyeler veriyor, onun karşısına bakımlı çıkıyor. Evi güzelleştiriyor, çevresini güzelleştiriyor, güzel yiyecekler sunuyor, o da onu daha çok seviyor o zaman. İnsanın fiili uygulamasında bu olduğuna göre, topluma bu fiili uygulama yapıldığında da, toplum seni sever. Sevdiğinde, toplumdaki sıkıntı kalkar, acı kalkar, ümitsizlik kalkar, yakıp yıkma hırsı kalkar. Sinirlilik ve öfke kalkacağı için toplumda da, ayaklanma ruhu, sadistlik ruhu, öldürme, asma, kesme ruhu da ortadan kalkmış olur. Dolayısıyla anlatılanlar, tam anlamıyla doğru.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Hocam İsmailiye Temyiz Mahkemesi geçen hafta Natrum Vadisi Hapishanesi’ndeki İhvan liderlerini 25 Ocak devrimi sırasında Hamas hareketiyle uydu üzerinden bağlantı kurularak kaçırılması davasını yeniden görülmesi için başsavcılığa sevk etmişti.

ADNAN OKTAR: Bu tip olaylarda suç bulunur zaten. O konu onlar için sorun olmaz. Şimdi Mursi’ye vatan hainliğinden tut, bilmem neden çık. Adnan Menderes de nasıl oldu? Adamlar hemen bulurlar konu. Hatta üç beş kişi bir araya gelir, şahit olur, der; “Bana şunu dedi. Şunu yaptı. Şöyle hainlik yap dedi. Bana şu kadar para verdi şu hainliği yapmak için” diye ona benzer. Zaten devlet onu oluşturur. Devlet için bu sorun değildir. Bir insanı derin devleti ezmek isterse, onun organize edilmesi çok da vakit almaz. Hatta çok beceriksizce, aptalca da yapıyorlar ama yapıyorlar. Çok alenen oluyor.

Zannediyorlar ki bu işler çok karışık işler. Halbuki hiç karışık değil. Mesela en öfkeli bir insanı bile sakinleştirmek mümkün oluyor, sevgiyle, nezaketle. Toplum da sinirli ve öfkeliyse çok kolay yatıştırılabilir. Ama bağırarak, çağırarak, kabadayılık yaparak, kepazelik çıkararak, tehdit ederek, bağnazlıkla toplumu yatıştırmak mümkün olmaz. Toplum iyice gerilir. İyice hasta edersin, kendi taraftarlarını da hasta edersin. Sonunda bela gelir, kapıya dayanır. Sonunda ucuz kahramanlık yapmaya kalkmak da münasebetsizlik olur. Yani hem belayı sonuna kadar kaşı, ondan sonra da ucuz kahraman ol. Senin kahraman olabilmen için, hakikaten elinden geleni yaparsın, en iyisini yaparsın. Buna rağmen haksızlığa uğrarsan hakikaten büyük adamsın, o zaman kahramansın. Ama her türlü münasebetsizliği yapıp, halkı kızdıracak her şeyi yapıp, sonuna kadar kanırtıp, ondan sonra rezil olursan, ezilirsen, arkasından da “ben kahramanım” dersen, o çakma kahramanlık olur. Böyle olmaz. Bu sözlerim Mursi’ye değil, genel mantık olarak söylüyorum.

Mehmet Metin Deniz, Moren Turizm; “İşte bu Adnan Bey. Sahici yorumlar, değerlendirmeler yap böyle. Nedir bu diğer takıntılar? Yok Darwinizm, yok komünizm?” Bak köfteye bak. Bu konuşmaları beğenmiş. “Darwinizmi, komünizmi elleme” diyor. Halbuki bu hastalığın kökeni, zemini bu. Şimdi adam vereme yakalanmış. Veremin tedavisini yaparsın, tamam antibiyotik verirsin. Ama verem neden kaynaklanıyor? Verem, bakımsızlıktan, mikroplu ortamdan, birçok sebebi oluyor. Biz, o hastalığın kökenini kazıyoruz. Darwinizm, materyalizm bu vebanın kaynağıdır, hastalığın kaynağıdır. Ben şimdi hastalığı tedavi edecek açıklama yapıyorum ama hastalığı kökünden kurutmak daha sağlam değil mi? Darwinizm, materyalizm işte bu hastalığın kökeni. Mısır’ı bu hale getiren Darwinizm, materyalizmdir.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam siz; “Mısır Genelkurmay Başkanı Amerika’yla görüşmeden asla böyle bir darbe yapmaya cesaret edemez” demiştiniz. Gerçekten de Amerika Savunma Bakanı Chuck Hagel’ın sonuncusu Salı günü olmak üzere hafta içi Abdülfettah El Sisi’yle iki kez görüştüğü açıklandı. Savunma bakanlığı konuşmanın içeriğiyle ilgili bilgi vermezken, durumun hassasiyeti nedeniyle bu görüşmenin kamuoyuna duyurulmadığı ifade edildi.   

ADNAN OKTAR: Tabii ki Amerika, “darbe yap” demiştir, “48 saat süre ver” demiştir. Aslında Mursi de biraz ne yapacağını şaşırmıştır. Onun da başka kurtuluşu yok gibi görünüyor. Türkiye’ye kaç olur mu? Adam hain konumuna gelir. Öyle bir şeyi kabul etmeyeceği belli. Ona hiçbir yol bırakmamış olabilirler. Amerika’nın demek istediği şu; “Bağnazlığı biz iktidar yapmayız” diyor, özetle bu. Adamlar da o yönde, bir yönüyle haklılar. Bağnazlık, hiçbir yerde iktidar olmaz. Bağnazlıktan vazgeçecekler. Mehdiyet anlamında, Kuran anlamında, sevgi, şefkat, merhamet anlamında İslam anlayışını Allah her zaman korur, kollar ve destekler.

“Adnan Oktar’dan Mursi’ye tavsiye. Adnan Oktar’dan olay yaratacak Mısır analizi” diyor, Video Haber. Hepsi bayılmışlar. Sacit Aslan’da da var.

DİDEM ÜRER: İnternet Haber’de de vardı dün, başka sitelerde de var, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii neşeli, güzel bir toplum olsa, gümbür gümbür müzik olsa. Dese; “Ben buraları yemyeşil yapacağım, Sevecen olacaksınız, tatlı olacaksınız, birbirinizi çok seveceksiniz, en muhalife bile sevgi dolu davranacağım, her yeri modern tesislerle dolduracağım, sanatçıya, bilim adamına bütün gücümle destek olacağım. Şu an zor durumdayız ama kısa sürede ben bunları yapacağım” dese, millet bayılır. “Bağnazlığa da şiddetle karşıyım. Kadınlar baş tacımızdır” dese, “kadınlar yarım değil, üstün varlıklardır, onlar dünyanın güzelliğidir, Allah’ın nimetidir” dese. Mesela cıvıl cıvıl genç kızlar da yanında olsa, delikanlılar, modern gençler. “Kapalı da olsun” dedim, “çarşaflı da olsun, başı açık olan da, dekolte hanımlar da olsun.” Güzel insan, insanların içini açar.

Selçuk Altay, Saltay50; “Siz de biliyorsunuz ki, geleceği müjdelenen kişi gelene kadar bugünleri arayacağız. O nedenle mutluluk falan zor” diyor. Ama yine de sebebe sarılacağız tabii. Hz. Mehdi (a.s) gelmeden hakikaten kurtuluş olmaz.

“Ağzına sağlık Hocam” diyor, başka bir kardeşimiz “aşkın adı şefkat ve tevazudur” diyor. Mevlana’dan alıntı yapmış.

Şeyhimiz Sultanımız, Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri, Sohbet-ül Hakkani, şu eserde, Şeyh Nazım Hocamızın eseri. Diyor ki mübarek; “Cenab-ı Hak kendi kullarının mümkün olduğu kadar güzel ve nurlu görünmesini sever ve ister.” Bak ne diyor? “Cenab-ı Hak kendi kullarının mümkün olduğu kadar” yani en yüksek derecede, “mümkün olduğu kadar güzel ve nurlu görünmesini sever ve ister. Güzel ve nurlu insanlar eskiden vardı, göz önündeydiler.” Bak çok manidar bir ifade, çok önemli bir şey söylüyor. “Lakin şimdi onların hepsi saklandı, gizlidir. Şimdilerde biz İlahi hizmet peşindeyiz diye iddia eden, karanlık saçan, çirkin yüzler çoğalmış. Olamaz. İlahi hizmete ait olanlar, nurlu kimseler olmalı. İnsanların kalpleri onlara doğru çekilmelidir. Cahil kimseler, şeytanın ilan ettiği bir şeyi duyunca hemen koşar” diyor, Şeyhimiz, Sultanımız. Güzel insanlarla yapılan tebliğ çok etkili olur, çok güzel olur.

“Kardeşim Aykut’la birlikte Berat gecesi çok dua ettik. Sizinle tanışmayı çok istiyoruz. Ölmeden bir dünya gözüyle, güzel, yeşil gözlerinizi ve enerjinizi görmeyi çok arzu ediyoruz. Zeynep ve Aykut kardeşler. Aşağıda sizi seven oğlum Yusuf Berk’i de ekledim” diyor. O da maşaAllah pehlivan. Çok şeker. Yakışıklılığa bak sen yakışıklılığa. Aslan, maşaAllah.

“A9 TV’de müzik başladı. Konunun uzmanı saatine göre en güzel şarkıları da seçiyor, maşaAllah, süper” diyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Lice olayları sırasında olay çıkaran 100 kişilik grubun polisin müdahalesi sonrasında ara sokaklara girerek, Gülen cemaatine yakın olan ve gündüz saatlerinde kullanılan Nil Kadın Derneği binasına da molotof atıp, yakmak istedikleri ortaya çıktı. Ayrıca olaylarda 9 yaşındaki bir çocuğun eline bomba verilmiş. Ve çocuk bu bombayı güvenlik güçlerinin üstüne atmak isterken elinde infilak etmiş. Ve iki parmağı koparak yaralanmış.

ADNAN OKTAR: Yani işte bak PKK’nın zalimliği ve gaddarlığının bir örneği ve tehdidin şiddetine bak. Çocuk bomba niye atmak istesin? Çocuğun ödü kopar bombadan. Ama çocuğun bak eline veriyor. Eli parçalanıyor çocuğun. Ömrü boyunca unutamayacağı bir acı. Ömrü boyunca da korkacaktır PKK’dan.

DİDEM ÜRER: Sayın Egemen Bağış, Twitter’dan hesabına bu sabah; “Hayırlı cumalar diliyorum” diyerek başladı. Ve Al-i İmran Suresi’nden, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Din düşmanlarının eziyetlerine sabredin. Onlarla olan cihatta üstün gelmek için sabır yarışı yapın” ayetini yazdı.

ADNAN OKTAR: Evet, güzel. Tabii sevgiyle, şefkatle, akılla Müslüman ortaya çıkacak. Mutlu olacak etrafındaki insanlar. İnsanlara dehşet saçarak, abus bir suratla, sert sözlerle İslam anlatılmaz.

Didem Hocam, buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, polislerimizin bir kısmı aile polisi olarak görevlendirilmiş. Ve Erzincan’da her bir polise 44 ev düşmekteymiş. Her evde, o evle ilgili polisin cep telefonu mevcutmuş. Her mahallede haftada iki gün, akşamları toplantılar düzenleniyormuş. Ve bu polisler kendi bölgelerindeki halkla, yakın bağlantı ve dostluk kurmuşlar.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Mısır’daki darbenin en büyük nedenlerinden birinin de Mursi döneminde ekonominin tam olarak baş aşağı gitmesi olduğu iddia ediliyor. Mursi döneminde enflasyondan, döviz rezervlerine, turizm sektöründen, reel sektöre, Mısır’ı ayakta tutan tüm ekonomik dinamiklerde zayıflama olmuş. IMF ile gerçekleşecek anlaşmaya da Müslüman kardeşler içinden tepki gelmiş. Ve anlaşma bir türlü gerçekleşememiş. Mısır kaynaksız kaldığı için de bu iddia yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Onlar da önemsiz görmüşlerdir. Olmaz.

DİDEM ÜRER: Sayın Bahçeli, Mısır’da yapılan darbe hakkında; “Her ne kadar Mursi hali hazırda mağdur rolünde ise de, kendisine verilen imkanları adaletli ve kapsayıcı kullanamadığından dolayı kusurludur” dedi. “Ancak darbelerin her ne suretle olursa olsun meşru görülemeyeceğine dikkat çekerek, hükümetin bundan sonra Mısır’daki darbeci yönetimle temas ve diyalog kurma konusunda ihtiyatlı davranması gerektiğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Yani tabii konuşup, ikna etmek mümkün. Onlar da o kadar anormal insan değildir. Normale dönme için herkesi kucaklamak, herkese şefkatle yaklaşmak. Özellikle Mısır’ın dikkat edeceği konulardan birisi de, Musevi düşmanlığının, bu akılsızca nefretin ortadan kalkması. Bu çok korkunç bir şey. Bir avuç Müslüman’a da bu yapılabiliyor, dünyanın birçok yerinde. Musevileri zayıf görüp, onlara karşı nefret politikası izlemek de, bu zulüm olur, çok korkunç bir şey olur. Zulüm, zulmü getirir. Bir avuç Musevi’ye şefkatle, sevecenlikle, koruyucu ruhla yaklaşılması, ortadaki o gerilimin azaltılmasında çok önemli, temel nedenlerden birisi olur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İsrail ve Neokonlar’ın Mısır’daki dizayn çalışmalarına dikkat çeken Yiğit Bulut; “Asker eğer zorlarsa süreç, Mısır-İslam devrimine döner. Halka rağmen bu zoraki sistem sürdüğü sürece Mısır’da yeşil devrim olur” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Yani yeşil devrim tamam olur da, Kuran’a dayalı, sahabe ruhunun uygulaması olan modern İslam anlayışı olmadıktan sonra, ister yeşil olsun, ister mor olsun, olmaz. Kaddafi de geldi. “Devrim yaptım” dedi. Libya’yı batırdı. Hiçbir zaman için mutlu olmadılar.  

DİDEM ÜRER: Müslüman kardeşlerin lideri Muhammed Bedii’nin, Libya sınırında tutuklandığı iddia edildi.

ADNAN OKTAR: İşte öyle tutuklasınlar, alsın gelsinler. Hep öyle azap üstüne kurulu sistem. Sonra askerle savaşa girerler. O onu öldürür, o onu öldürür. Yani bir aklı başında adam çıkıp da, “hepimiz kardeşiz. Mümin, Müslümanız. Darwinizm, materyalizm aldatmacasıyla bizim beynimizi yıkadılar. Bağnaz görüşle de alakamız yok. Bağnaz görüş de insanları mahveden şeytani bir sistem. Biz kendi aramızda birleşip, sahabe dönemi gibi canlı, muhteşem, güzel bir hayat yaşayalım” demiyorlar.

Bak, Cenab-ı Allah diyor ki ayette, Enfal Suresi, 63’te. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve onların kalplerini uzlaştırdı.” Önce kalplerin uzlaşmasından bahsediyor, Allah. Kalplerde sevgi olması ve uzlaşma. Anlaşıyorsun yani aynı görüşte. “Sen yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın” istediğin kadar para ver diyor, Cenab-ı Allah, istediğin kadar ekonomik zenginlik meydana getir, “bile onların kalplerini uzlaştıramazdın.” Yani kalp uzlaşması zenginlikle olmuyor, parayla olmuyor. Diyorlar ya hani ‘ekonomi düzelse, bir şey olmaz.’ O kurtarmıyor. “Ama Allah aralarını bulup onları uzlaştırdı.” Bütün güç Allah’ın elinde. Demek ki müminler samimi olursa, Allah rahatça bu imkanı sağlıyor. “Çünkü O üstün ve güçlü olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.”

“Ey Peygamber” diyor, Cenab-ı Allah, “Sana” bak, “Sana” Peygamberimiz (s.a.v)’in bizzat kendine, “ve seni izleyen müminlere” Kimler? Bizler. Bütün dünya Müslümanları, “Allah yeter” diyor, Allah. Yani falancanın gücü, falancanın desteği bunlara hiç Cenab-ı Allah ihtiyaç yok diyor. “Ey Peygamber, mü'minleri (mücadeleye) savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et.” Hazırlamak nasıl olur? İşte Darwinizme, materyalizme karşı eğitim vereceksin. Ayrıca orada dikkat çekilen ne var? “Teşvik et” diyor Cenab-ı Allah. Her türlü imkanları kullanarak, Müslümanları teşvik etmek. Hem bizzat gayret edip, hem teşvik etmek. “Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler.” Kalabalıkla alakası yok” diyor Cenab-ı Allah. Kalite çok önemlidir diyor.  “Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, (inanmayanlardan) kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.” (Enfal Suresi / 65) diyor Allah. Gerçeği kavrayamıyor. Maddenin Allah gibi olduğuna inanıyor, maddeye Allahlık vasfı veriyor. Maddenin her şeyi yaratacağını, her şeye kadir olduğuna ve hatta ruhu bile yaratacağına inanıyor. “Her şeyi yaratır madde” diyor. Şuursuz madde, atomlar.

“İnkar edenler birbirlerinin velileridir” diyor Allah, Enfal Suresi 73’te. Yani inanmayan insanlar birbirlerine yardım ederler. Hakikaten bakıyorsun, Türkiye’deki inkar edenlerle, Mısır’daki inkar edenler aynı kafada oluyor. Her şey bir ittifak halinde. Bak “İnkar edenler, birbirlerinin velileridir.” Birbirlerini korurlar, kollarlar, birbirleriyle haberleşirler, birbirleriyle yardımlaşırlar, taktik alışverişinde bulunurlar, moral yönünden birbirlerini desteklerler. Her yönde ittifak halindedirler diyor Allah.  “Eğer siz bunu yapmazsanız” ki, İslam alemi birbirini desteklemiyor. Bilakis. “(birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne” işte oluşan bu. Bak, “yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur” diyor Allah. Bak fesat meydana geldi işte, bozgunculuk oldu. Müslümanlar birbirini sevmediğinde, birbirini koruyup kollamadığında bu oluyor. Müslümanların birbirini sevmesi için, Kuran’a uymaları gerekiyor. Adam bağnazlığı ortaya koyuyor Kuran’a karşı. Yani Peygamberimiz (s.a.v) adına yalan ortaya koyuyor. Mesela kadına “yarım” diyor. Sen kadına yarım deyince sevgi kalır mı? “Yarım insan” diyorsun sen, “anormal bir varlık” diyorsun. Bağnazların elinden din alınırsa, din; aydın, aklı başında, samimi, ilerici, aşkla, muhabbetle hareket eden güzel insanların eline geçerse-ki, zaten o aşamada, dünya kurtulur. Bağnazların elinden dinin bir an önce alınması lazım. İnsanlar din deyince, bağnazların elinde zannediyorlar. Bağnazlar dini gasp etmiş. Din iyi insanlarındır. Bağnazların değildir. Bağnazlar dini kullanıyorlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Arap Birliği, Mısır’daki darbeye destek veren bir açıklama yaptı. Arap Birliği Genel Sekreteri Arabi, Mısır’da ordunun yönetime el koymasının ardından geçici cumhurbaşkanlığına getirilen Adli Mansur’u tebrik etti. Ve Arabi, “Mısır halkı tarihi bir başarı gerçekleştirmiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte başarı dediği, bu. Demokrasi kalkıyor, ona seviniyor. Demokrasi kalkarsa nasıl yönetileceksin? Arkasından vahşet geliyor. “Ne kadar güzel oldu ya” diyor. Adamlar tutuklanıyor, “Oh çok şükür, süper oldu” diyor. Halk şimdi mutlu olmaz ki. Halk sürekli gergin olacak. Sürekli acı çekecek. Bunda sevinecek bir yön yok. Halk uzlaşırsa, herkes birbirini severse, sanat, bilim, estetik gerçek anlamda uygulanırsa, iyi niyet, samimiyet dünyayı sararsa, Müslümanlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın etrafında birleşirse, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın etrafında birleşirse, mutluluk olur. Ama herkes kendi kafasına giderse, Allah işte böyle bela veriyor. Bak Mursi ayrı yoldan gidiyor, öbürü başka yoldan gidiyor. Her biri ayrı Mehdilik iddia ediyor, her biri ayrı büyüklük kafasında, her biri İslam aleminin lideri, başı olduğuna inanıyor. Allah her birini ayrı ayrı ezip, aşağılayıp rezil rüsva ediyor. Böyle olmaz. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyorsa, ona göre hareket etmek, Kuran ne diyorsa, ona göre hareket etmek lazım.

DİDEM ÜRER: Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, Mısır Hakkındaki açıklamasında; “Umarım yeni yönetim bütünüyle kapsayıcı olur” temennisinde bulundu. Açıklama öncesinde Mısır’da darbeye destek veren muhalefet lideri Muhammed el el-Baradey ile telefonda görüşen Ashton'ın bu tavrı, ordunun atadığı yönetimle Amerika’nın çalışma iradesi olarak değerlendiriliyor. Oturumda konuşan Litvanya’nın Dış İşleri Bakan Yardımcısı Mursi’nin başarısızlıklarına vurgu yaparak, “birçok Mısırlının Mübarek rejimi sırasında daha iyi olduklarını” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Benzetmelere bak. Yani cellat bir yanda, bağnaz bir yanda, bir başka yerde beceriksiz bir insan var, nerede açmaz varsa, onu onunla kıyaslıyor. Daha önce Mısırlılar esaret altında, firavun-i bir yöntem içerisinde eziliyorlardı. Şu an kurtulacaklardı ama bağnazlar, iktidara yol vermedi. Bağnazların kontrolünde olduğu için iktidar, iktidar rahat edemedi. Ve etmiyor, edemez de, yaratıcı gücü de yok, teklif gücü de yok. Çünkü bağnazlık insanın beynini dondurur. Bağnazlık sanata müsaade etmez, bilime müsaade etmez, sevgiye müsaade etmez. Nereye dönse bağnazlığın çelik duvarlarıyla karşılaştı hükümet. Temizliğe gidecek, fakat müşrik pisliği var, gidemiyor. Güzelleştirmek istiyor, sanata eğilim göstermek istiyor, bağnazlık onu da yasaklamış. Kadınları ön plana çıkartmak istiyor, kadından nefret ediyor bağnaz sistem. Ve kendi açtığı çukurda bağnazlık işte böyle boğuluyor. Her zaman boğulur. Kendi mezarında boğuluyor. Yapılacak şey, o bela sistemi içinden çıkmaktır, kitle psikolojisinden kurtulup, bağnazların birbirlerini desteklemesi olsa bile buna hiç ehemmiyet vermeyerek, Mehdiyet’i ön plana çıkartmaktır. Yoksa bağnazlarla baş edemezsin sen. Ancak Mehdiyet’le baş edilebilir. Bağnazı sen nasıl ikna edeceksin? Nasıl kanaatini getirteceksin? Ancak Mehdiyet’e tabi olunduğunda bağnazın etkisi sıfıra gider.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Amerika Büyükelçiliğinin verdiği resepsiyonda Ricciardone, hükümetin baskıcı tutumu olduğunu ima eden bir konuşma yaptı; “Rezidansın camından baktığımda sokaktan gelen sözleri duyuyorum” dedi ve Atatürk’ün şu sözünü hatırlattı: “’Fikir cereyanları cibir ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez. Bilakis takviye edilir. Buna karşı en müessir çare; gelen fikir cereyanına mukabil fikir cereyanı vermek, fikre fikirle mukabele etmektir’" sözü, Sayın Egemen Bağış da buna karşılık bir konuşma yaptı ve “hükümetin haklara saygılı olduğunu” söyledi. Bu sırada resepsiyondaki bazı kişiler Sayın Bağış’a “yalancı” diye seslenmişler. Ricciardone’nin kullandığı bu söz, sizin zaten bildiğiniz gibi Hocam, komünizme karşı olan bir söz. Bu şekilde bir olay gerçekleşmiş.

ADNAN OKTAR: Demek ki Hazret bizi çok iyi takip ediyor. Çünkü Atatürk’ün bu sözünü kimse bilmez. Hiçbir yerde kullanılmayan bir söz. Amerika’nın ve Amerika’nın uzantılarının bizden çok olumlu etkilendiklerini, Atatürk’ün bu yönünü de bizden öğrendiklerini görmüş olduk. Komünizme karşı değil, her fikir için söylenmiştir. Atatürk, tamam orada komünizme karşı söylemiştir ama bağnazlık için de aynı şekilde uygulanacak bir yöntemdir bu. Faşizm için de, vahşi kapitalizm için de, komünizm için de. Ama bu Atatürk’ün sözü özeldir. Yani bu arkadaşın ulaşabileceği bir bilgi değil. Bizim geceli gündüzlü yayınlarımızı takip ettiği görülüyor. İyi, güzel bir şey bu.

Didem Hocam dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Anayasa mahkemesi üçüncü yargı paketi kapsamında devletin güvenliğine anayasal düzene milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı casusluk suçlarında CMK’nın öngörülen tutuklama süresinin iki kat uygulanacağına ilişkin hükmünü iptal etti. Böylece anayasa mahkemesi terör suçlarına on yıllık tutukluluk süresini öngören maddeyi iptal etmiş oldu. 

ADNAN OKTAR: Bu olumlu bir gelişme, çünkü demokrasi açısından, insan hakları açısından olumlu bir gelişme. Çünkü adam beraat de edebilir, ne olacak on yıl yatmış olacak, normal yani inşaAllah. Tabii bir delil çıkar bir şey olur, yargılanıyor bak yargılanıyor hüküm verilmemiş. O zaman riskliyse, mahkeme çabuk karar versin. On yıla kadar karar veremediyse, her halde bir şey yoktur ki, ona göre karar veremiyor. Delil net ise on yıl beklenecek ne var? Verirsin cezayı konu biter.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: AK Parti Belediyesinin kadınlar için özel plaj yapması ‘yaşam biçimimize müdahale ediyor’ gerekçesiyle çok eleştirilmişti. Ancak Tekirdağ Marmara Ereğlisi’nin CHP’li Belediye Başkanı da halktan gelen talep üzerine sahilin bir bölümünü branda ile çevirerek kadınlara tahsis etmiş. Plajın etrafında belediye tarafından görevlendirilen kadın görevliler yerleştirilmiş ve on yaşın üzerindeki erkek çocukların girişi yasaklanmış. Yöre halkının bu uygulamadan çok memnun kaldığı söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Eskiden vardı, ben yıllar önce biliyorum hanımlar plajı ayrıydı. Hatta yüzme havuzu öğleden önce erkeklere öğleden sonra hanımlara o şekilde de yapılırdı. Yani rahat ediyorsa hanımlar, nasıl hoşlarına gidiyorsa, o şekilde olsun, dayatma olmaz. Diyorsa “ben böyle hoşlanıyorum” tamam, saygı göstermek lazım.

Evet buyurun.

DİDEM ÜRER: Gezi Parkı’nda iftar çadırı kurulacakmış. Fakat buna tepki gösteriyorlar genel olarak, çünkü Gezi Parkı halka kapandıktan sonra ilk defa iftar çadırı kurularak iftarda açılacak halka” diye onun için Cumartesi herkesi yine eylem yapmaya davet ediyorlarmış. “Kendi taraftarlarına açacaklar, bizim girmemize izin vermiyorlar” şeklinde yorum yapıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Ne alakası var? İstedikleri gibi onlarda gelebilirler. Nasıl, sadece o gün mü?

DİDEM ÜRER: İftar çadırı kurarak açılacak ilk. Gezi Parkı halka kapalıydı. İftar çadırı kurulup, oruç tutanların orucunu açması için, onun için buna tepki göstermişler, sadece kendi taraftarlarını davet ediyorlar diye. Ama yani girenleri tabii ki kontrol etmeyecekler öyle bir durumda.

ADNAN OKTAR: Herkese açık olduğuna göre, ne alakası var? Adam seçse, tamam ama adam seçilmediğine göre.

DİDEM ÜRER: Bizim çadırlarımızı yakmışlardı, onlar çadır kuruyorlar şeklinde bir yaklaşımları varmış.

ADNAN OKTAR: Bunlar artık çocukça yani çok anormal hareketler, çok itici yani, çok rahatsız edici üsluplar. İşte “ben çapulcuyum, bizim parkımız elden gidiyor” falan. Ne alaka? Halka açık bir yer. Ramazan’da orada bir ziyafet verilecekse, verilir. Herkese açık olduğuna göre git, sen de git ye. Ayrıca Ramazan’da, iftar anında bu var, ondan önce yine açık. Değil mi? O belirli bir saat, mesela bir iki saat bir şey. Sabah gel, öğlene kadar dur. Yani bu çok münasebetsiz, çok itici bir üslup, çok yakışıksız, çok sevgisiz ve kavgacı, zorla böyle her şeyin altında bir fesat arayan, yani fitne arayan bir üslup.  Yani orayı sahiplenmek, halka kapalı hale getirmek, çok anormal bir hareket. Sadece Marksistler veya o görüşlü olan insanlar orayı kullanacak diye bir şey yok. Halktan herkes orayı kullanır. İftar da verir, toplantı da yapar, sohbet de yapar. Halka açıldığına göre. Belirli bir saat akşam iftar yapılıyor, tamam, ondan sonra boş. İstediğin gibi kullan, ne yapıyorsan yap. “Burada iftar yapılamaz” diyorsan, o ayrı mesele,  o zaman bayağı bir yol aldın demektir, baya bir acayip hale geldin demektir. O zaman ona vatandaş müsaade etmez. Devlet de, hiç kimse müsaade etmez. Yani o çirkinlik olur artık.

Evet, ben dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gezi eylemlerinde kamu ve özel binalara zarar verip molotoflu saldırı düzenleyenlere yönelik bugün üçüncü bir operasyon düzenlendi. İlk iki operasyonda yirmi yedi kişi gözaltına alınmış, bunlardan yirmi dördü tutuklanmıştı. Bugün ki operasyonda da on beş kişi gözaltına alındı ve çok sayıda örgütsel doküman ve cd ele geçirildiği söylendi.

ADNAN OKTAR: Şimdi böyle ihtilal yapmaya, işte kan dökmeye yatkın tipler var, bunlar belli. Bunları devlet tespit etsin. Ama onun dışında masum, işte eylem yapmak isteyen, demokrat gençler var. Görüşlerini, toplanıp ifade ediyorlar. Onlar bizim canlarımız. Ama adam öldürmek isteyen, polisi öldürmek isteyen, Başbakan’ın evini basıp, Başbakan’ı linç etmek isteyen psikopatlar var. Şimdi bunlara kapı açılırsa, bunlara uygun ortam sağlanırsa, bu olmaz. Önceden bunları tespit etmek mümkün olduğuna göre, tespit edilip teker teker kanunun yakalarına yapışmasını sağlamak lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: TRT, Müslüman kardeşlere destek mahiyetinde mesaj veren bir yayın yaptı. TRT TÜRK’te yayınlanan Dünya’nın Gündemi programında Mısır’da Muhammed Mursi hükümetine yapılan darbe konuşuldu ve programın sonunda ise İstanbul manzarası eşliğinde sözlerinin bir kısmı eski bir Müslüman Kardeşler Teşkilatı üyesi Seyyid Kutub’a ait olan “kardeşim sen özgürsün” parçası çalındı.

ADNAN OKTAR: Olmaz bu. Yani bağnaz bir İslam anlayışı olmaz. O şekilde dünyanın hiçbir ülkesi böyle bir İslam anlayışını kabul etmez. Hayal kurmasınlar. Belirli bir kesim belki kabul edebilir. Çünkü, iktidara geldiklerinde fiilen uyguladıkları, kendileri de rahatsız oluyor kendi sistemlerinden. Olmaz. Yani bağnazlıkla dünya huzur içinde olmaz, rahat yaşayamazsınız. Kuran İslamlığı, Kuran’a uygun bir hayatla rahat edebilirsiniz. Boş yere hiç konuyu zorlamaya gerek yok.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu, Mısır’daki olayları değerlendirirken; “Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret sananların yanıldıklarını” belirtti. “Askeri darbeler hiçbir zaman kabul edilemez, ancak demokrasi aynı zamanda uzlaşma rejimidir. Eğer siz uzlaşmayı bir tarafa bırakır ‘benim dediğim olsun’ derseniz binlerce kişiyi Taksim Meydanı’ndan uzaklaştıramazsınız” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Yani “uzlaşma” derken, herkesi koruyan kollayan sistem, herkese şefkat gösteren sistem.

AYLİN KOCAMAN: Hocam, bu arada biliyorsunuzdur zaten, inşaAllah, dört parti bildiriyle kınadı darbeyi mecliste.

ADNAN OKTAR: Darbeyi kınadılar. Türk halkı böyle anormal, gıcık hareketleri zaten kınar.

DİDEM ÜRER: Fuat Koçer isimli kardeşimiz; “merhaba” diyor, “Gezi olaylarından sonra size ilgim arttı. Sağduyulu davrandığınız için hepinize teşekkür ederim. Adnan Hoca’ya selam söylerseniz sevinirim. Şu an izliyorum yayınınızı” demiş.

ADNAN OKTAR: Gezi gençleri çok yamanlar, çok sempatik ve şekerler hakikaten. Ben oradaki komünist, adam öldürmeye istekli tiplere tilt oluyorum. Yoksa demokrat gençler konuşuyorlar, bağırıp çağırılar, bir şeyler söylerler, yanlış gördüklerini eleştirirler, şakalar yaparlar, hareketli dinamik bir gençlik, bu güzel. Ama demokrasiye candan bağlıdırlar, başımızın üzerinde yeri var. Ama “polis öldürelim, Başbakan’ın evini basalım, Başbakan’ı linç edelim” diyorsa, bu kepazelik. Ayrıca da öyle densizlik yapmaya kalkanın elini kolunu, kanunla hukukla kırarız. Burası dağ başı değil. Münasebetsizlik yapmayacaklar, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Fuat kardeşimiz Selam söylemişti size.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam. Fuat, demek ki iyi niyetli, samimi bir genç, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Futbolcuymuş galiba.

ADNAN OKTAR: Futbolcu, iyi maşaAllah.

“Hayırlı günler Hocam, sizi severek izliyoruz. Anneme de programınızı yeni izlettim, artık o da sizin programlarınızın sıkı bir takipçisi. Ramazan ayı yaklaşıyor Hocam, bunun için neler diyorsunuz?” Vallahi şimdi bir Ramazan alışverişi yapmam şart benim. Güzel ala zeytinler, efendim pide çeşitleri, peynir çeşitleri, güzel taze kaymak. Pilavın hasının olması lazım. Ben size şahane bir pilav pişireyim, Ramazan’ın ilk günü.

DİDEM ÜRER: Hocam, dereotlu, kuşbaşı etli, salçalı.

ADNAN OKTAR: Bak detayları veriyorsun sen ama orada, sır diye bir şey kalmadı. Dereotlu kebaplı pilav diyorsun.

DİDEM ÜRER: Hocam bir şey daha söyleyebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Kardeşim tamam da bütün sırrını açıklamış oldun.

DİDEM ÜRER: Hocam bir sırrı daha açıklayabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Hayatımda gördüğüm ve yediğim büyük bir tencereyle bir pilav olup da içindeki pirinçlerin hiçbirinin birbirine değmediği bir pilav gerçekten ilk defa gördüm.

ADNAN OKTAR: Bak detaylara bak.

DİDEM ÜRER: Mükemmel lezzetli, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Güzel ilhamların muhatabı kalbinizi, aklınızı severiz” diyor “ışığı tüm dünyayı sarmalayan nurunuza çok hayranız” diyor. “Bir tanemiz, canımız, canımızdan öte sevdiğimiz” diyor, maşaAllah, bir hanım kardeşimiz.

“Hocam şarkı seçimi çok önemli, saatine göre en uygun şarkıları en uygun sırayla seçiyorsunuz. Müzik sizden sorulur bu çok net” diyor maşaAllah, inşaAllah.

“Canım Hocam, Manisa Akhisar’dayım” diyor, “insanlar gece ikilere kadar eğleniyorlar, çok neşeliler, çok oynamayı ve müziği çok seviyorlar” diyor. MaşaAllah, o zaman Manisa Akhisar’a sevgilerimizi iletiyoruz, Allah muhabbetlerini arttırsın.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bugünkü yayınımız sona erdi, Allah bütün kardeşlerimize hayırlı cumalar nasip etsin, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü