Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (6 Temmuz 2013; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Nefes kesici, yakışıklılığına hayran olduğum, aşkım, bir tanemle sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: O zaman programa başlayalım, Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da dün akşam darbe karşıtı ve Mursi yanlısı milyonlarca insan meydanlarda gösteri yaptı. Mursi taraftarları ve ordu arasında çeşitli bölgelerde çatışmalar çıkmaya başladı. Ordu özellikle İskenderiye’de göstericilerin üzerine zaman zaman direkt ateş açtı. Camiler revir olarak kullanıldı. Ayrıca askerler iki güvenlik görevlisinin öldürülmesi nedeniyle Sina’yı havadan bombaladı.

ADNAN OKTAR: Yani adam “darbe yapmadım” diyor, halbuki darbe. Halbuki meşru hükümetle konuşup, makul bir çözüm bulması gerekirken, niye 48 saat? Bir hafta görüş, 15 gün görüş. Acelesi ne? Hep beraber oturun konuşun akılcı dersiniz “ya buna nasıl bir çare bulsak, ne yapsak?” 48 saat içinde adam ne yapabilir yani ne yapsın? Ve o kadar acil ne var yani ölü olurda aklım alır. Orada bir acillik yok, o kadar panik olacak ne var yani. Ama tabi Mursi’nin taraftarları da, o arkadaşlarda modern İslam anlayışını ortaya koymuş olsalar büyük bir ferahlık olacak. 2013 yılında bütün gençler internetle bağlantılı, kültürleri dünya düzeyinde. Böyle insanlara sen bağnaz bir hayat sunmaya kalkarsan, sıkılır insanlar, rahatsız olurlar. İnsanların içini açacak, içini ferahlatacak bir hayat sunulması lazım. Onların mutlu olması lazım. Mutlu olması sırf yemek yemesiyle olmaz ki. Tamam besle adamı, adamlar pilavlar çorba yedi. Mısır, genel olarak ölmüş, garip bir durum var. Dolayısıyla Mehdiyet’in kalite anlayışı, sevgi anlayışı, Kuran’da kastedilen kalite anlayışı, Cenabı- Allah’ın cennette anlattığı kalite anlayışının dünyaya hakim edilmesi lazım. Bu olmadığında darbeler, karşı darbeler, kavgalar pek eksik olmaz. Neticede pek alamazlar, Allahualem.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Son altı gün içinde Mısır’da 72 kişi hayatını kaybetti, binden fazla yaralı var. Ülkenin belirli yerlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Hayatını kaybedenler arasında doğrudan başına ve vücudunun çeşitli bölgelerine aldığı kurşun darbesiyle hayatını yitirenler bulunuyor. Ayrıca Kuzey Sina vilayetinden açık bir alanda namaz kılan Muhammed Mursi taraftarlarına ateş edilmesinin görüntüleri basına yansıdı. İçinde kadın ve çocukların bulunduğu, çok büyük bir kalabalığın üzerine ateş açılması sonucu 20 kişi yaralandı ve bu anın görüntüleri vardı video olarak, isterseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tam anlamıyla rezalet. Halbuki akılcı bir üslupla, samimi bir üslupla bir araya gelip konuşarak, hatta böyle meclis şeklinde toplanıp, günlük müzakerelerle Mısır’ı idare edebilirler. Yapılacak olan, istişare. Mısır’ın bütün ileri gelenlerini toplarsın. Askeri de topla, bir meclis kurarsın. Bir binada toplanırsınız, günlük idare edersiniz. Mursi başta dursun yine gayet kolay.

DİDEM ÜRER: Askerde, Mursi tarafına geçişler olduğu belirtiliyor, askerin içinden. Kardeşim tabii ki geçen de olur. Adam Müslüman adam, dindar adam, Müslümanı niye vursun? Katil olur. Dindar Müslüman’ı sen çeker vurursan, katil olursun. Adam o askerin içinde bin bir türlü adam var. Psikopatı var bilmem neyi var, çeker onu da vururlar. Diğer subayları da vurabilirler. Bayağı tehlikeli olur. Yapılacak şey; Mursi’yi bıraksınlar hemen, genişçe bir yerde tokalaşsınlar, birbirlerinden özür dilesinler, hepsi bir araya gelsin. Selefiler’in lideri de, Müslüman kardeşlerin lideri de, karşı tarafın liderleri de. Ama aklı başında adam toplasınlar yani kabili itap olanlar, ordu mensupları da hepsi bir arada bugün ne yapalım, yarın ne yapalım, ertesi gün ne yapalım, bu şekilde devleti idare etsinler. Hemen bir istişare meclisi, süratle. Mursi’nin başkanlığında istişare, derhal bıraksınlar Mursi’yi de, diğer tutuklu olanları da. Ama Mursi de Müslüman kardeşler de, istişareye çok açık olsunlar. Mülayim olan, halim olan insanları rahatlatan kararlarda tutuculuk yapmadan, bağnazlık yapmadan olumlu kararlar alsınlar. Yani böyle Avrupai, hoş bir hava essin. Kimse onların namazını engellemez, İslam’ı yaşamalarına da bir zarar gelmez. Hepsine şefkatle yaklaşsınlar. Bir de Musevi düşmanlığı, Hristiyan düşmanlığı bunun çok üstüne gitmeleri lazım. Bu çok ayıp ve çok ciddi bir ahlaksızlık bu. Yani Ehl-i kitabın hükmü Kuran’da belli. Ehl-i kitapla evlenebiliyor insanlar. Allah diyor “Hristiyanları size sevgi bakımından yakın görürsünüz" diyor. “Çünkü onların içerisinde mütevazi olan, Rahipler, Papazlar vardır” diyor Allah ayette. Şefkatle davranmak gerekirken halkı onlara karşı kışkırtmaya kalkmak, düşman gibi göstermek de ahlaka, vicdana, dine uygun değil. Sevecen bir yaklaşım olsun, hatta hükümete danışman olarak Hristiyan kişilerden, bilim adamlarından geniş bir kadro ayırsınlar. Yani Mısır’da pek Musevi yok değil mi?

CEYLAN ÖZBUDAK: Yok Hocam.

ADNAN OKTAR: Yok evet, onun için Musevilere yönelik bir çalışma olmasına gerek yok. Fakat İsrail’e karşı da şefkat politikası izlediklerini ve izleyeceklerini belirtmeleri de İsrail’i ve onu sevenleri de rahatlatır. Çünkü onları tedirgin yaşatmak da doğru değil. Yani can korkusu içerisinde bir insanın yaşaması hoş bir şey değil. İsrail’i gereksiz yere tedirgin edecek, hiçbir faydası olmayan girişimler, hiçbir faydası olmayacak hareketler de akla vicdana uygun değil. Dine hiç uygun değil zaten. Ama bizim için olan dine uygun olmaması, asıl olan.

Memrem; “İslam Birliği’nin daha yakın olduğunu hissediyorum hocalarım, güzel bir his, elhamdülillah”

Bu, Mehdiyet’le ilgili ahir zamanın büyük olayları bakın. Herkes İslam’la oturup, İslam’la kalkıyor. Her yerde İslam’ın birlikteliği, Müslümanların çektiği çile, İttihad-ı İslam’ın önemi, Müslümanların bir an önce birlik olması sürekli gündemde olan konu bu.

Özetle bu Mısır işinde Amerika işgal eder, İngiltere de işgal eder. En iyi yapacakları şey; bir istişare konseyi kursunlar, herkes içine katılsın, birlikte Mısır’ı yönetsinler topluca. Başbakan yine Mursi olsun, ortak karar alsınlar, hükümet yine başta olsun, bu şekilde konuyu halletsinler. Yoksa bu iç savaş çıkar, bayağı bir olay çıkacak gibi görünüyor, ortalık karışır. Orduya da yazık. Diğer insanlara da yazık, herkese yazık yani. Sisi de, onun da çoluğu çocuğu var aklını başına alsın Baradey falan onlar da öyle. Hepsini öldürürler, söyleyeyim, çok tehlikeli olur. Yani o onu, o onu öldürür. Bayağı tehlikeli bir ortam olur. İstişareyle birlikte Mısır’ı yönetsinler. Türkiye’ye de danışsınlar. Güzel akılcı politikayla. Kimseyle düşman olmasınlar. Ne Hristiyanlara, ne Musevilere, ne dinsizlere, ne komünistlere herkese şefkatle yaklaşsınlar.

Adil Babuşcu; “Nobel barış ödülüne aday olacak dünyada kişilerin en önde geleni uzlaşmacı ve barışçı olması nedeniyle Sayın Adnan Oktar Hoca’dır.” MaşaAllah, bir de Nobel Barış ödülü alırsak süper olur. Ödülü ahirette Allah’tan alacağız, inşaAllah. Allah’ın rızası, bizim ödülümüz Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızası, rahmeti, cenneti. Ne yapayım ben ödülü? Adamlar bak görüyorsun ödül veriyor ama adam böyle tavrı. Ödül derdinde değiliz. Allah’ın rızasının peşindeyiz, inşaAllah.

“Kutlarım sizleri bu kadar güzel anlattığınız için. İnşaAllah herkes izler sizi.” Ergün Arar.

Haydar Doğan Pera34; “Gezi eylemleriyle ilgili Türkiye’de tutuklamalar devam etmekte. Polisin Gezi parkındaki mescidi yıkmasına ne diyorsunuz?” Ne mescidi, mescid var mı orada? Ben ilk defa duyuyorum senden öyle bir şey. Polis niye mescidi yıksın? Ne alaka?

DİDEM ÜRER: Şunu mu kastediyorlar acaba; orada kendileri bir çadırlar kurmuşlardı yere halı koymuşlardı, ona mı mescid diyorlar.

ADNAN OKTAR: Kendileri usulen bir mescid oluşturmuşlardır, polis dağıtmıştır. Olabilir o, normal herkes o zaman “Taksim’in ortasına ben mescid kurdum” diye bezden çaputtan bir yer yaparsa bu olur mu yani? O zaman git Etiler’de, Ulus’ta falan her yerde git tahtalardan, bezlerden bir yer oluştur. De ki “burası mescid buraya giremezsiniz.” Olmaz böyle şey. Mescid, bilinen mesciddir. Mescid herkesin rızasıyla olur, Müslümanların rızasıyla olur. Başkasının arazisine, başkasını rahatsız ederek mescid kuramazsın. İslam ahlakında böyle bir şey yok.

“Gezi eylemleriyle ilgili tutuklama.” Suç işlediyse, tabii ki tutuklama olur varsa bir suçu ama değilse, değildir.

Ahmet Tutioğlu Ahtuti; “Hocam ”diyor “Mehdiyet’i savunduğum için, bazen zorluklarla karşılaşıyorum ama onlar menfaatleri gereği anlamak kabul etmek istemiyorlar” diyor. Dünyanın her devrinde her zaman böyle olmuştur. Peygamberler zuhur ettiğinde de böyle olmuştur, İmam-ı Rabbani çıktığında da, Bediüzzaman zuhur ettiğinde de böyle olmuştur, ilk defa karşılaşılan bir şey değil.

“Sayın çapulcu incelikli hayta;” Ne kadar yamanlar. Nereden geliyor bu akıllara, bu isimler bunlara böyle? MaşaAllah. Her şeyi yaratan Allah tabii. “Camilere atılan gaz bombaları, hastanelere su sıkan TOMA’lar hakkında yorumlarınızı biz mi kaçırdık?” Camilere TOMA bilmem ne, şu bu falan. Hiçbir yerde hiç kimsenin acı çekmesini istemem. Gaz da, su da hepsi rahatsız edici. Hiç bir olay olsun istemiyoruz. Herkesin huzur, barış, kardeşlik içinde yaşamasını istiyoruz. Ama terörist adam hastaneye kaçıp hastane içinde eylem yapmaya kalkarsa, terörist adam caminin içerisine girip camiyi kundaklamaya kalkarsa, camide olay çıkarmaya kalkarsa, oradan polise saldırıyorsa, polis ne yapsın? Nasıl çözüm olsun? Sen söyle onu yapalım. Daha makul bildiğin bir şey varsa onu söyle. Böyle yanlış olduğunda dersiniz ki, “doğrusu şu.” Ben mesela doğrusunu söylüyorum diyorum ki; “Mehdiyet olsa, sevgi, şefkat, merhamet olur herkes birbirine güzel davranır ve dolayısıyla böyle olaylar olmaz” diyorum. Ama senin bir çözümün yok. Senin böyle bir olaydaki çözümünü söyle diyorum, onu söyle onu yapalım.

Ferhat Adalı Yalnız; “Siz İsrail’i destekliyordunuz. Şimdi Mısır’ı savunmanız bir garip geldi iç savaş çıksın mı istiyorsun?” İsrail’i tabii ki desteklerim, Allah’a inanan insanlar, peygamberlere inanan insanlar niye desteklemeyeyim? Yani İsrail’i desteklemek, Kuran ahlakının bir gereğidir. Çünkü İsrail orda olacak Kuran’a göre ayette açıklanıyor, onların vatanı orası. Bir suç işlemedikten sonra, bir kötülük yamadıktan sonra, Allah’a ibadet ediyor, “Allah birdir” diyor, helallere haramlara dikkat ediyor, diğer peygamberleri seviyor, Hz. Musa (a.s)’a sadakat gösteriyor. Ben adamlardan niye nefret etmem gerekiyor ben anlayamadım. Allah “evlenebilirsiniz” diyor “onlardan hanım alabilirsiniz” diyor ayette, “hanımlarla evlenebilirsiniz” diyor. Ehl-i Kitap’a karşı şefkat Kuran’ın emri dolayısıyla Kuran’a zıt bir tavır olmadığına göre neden bu Musevilere karşı sevgimizi şefkatimizi garipsiyorsunuz? Ben anlamıyorum. “Şimdi Mısır’ı savunmanız” Mısır’da müminler, Müslümanlar var, tabii savunacağız nasıl olması lazım? Acı çekiyorlar zorluk içindeler. Allah diyor; “Müminlere bir zarar geldiğinde el birlik bir araya gelirler, Müslüman kardeşlerini kurtarırlar” diyorlar Cenab-ı Allah öyle diyor. Bak “müminlere bir zarar geldiğinde müminler bir araya gelirler ve mümin kardeşlerini kurtarırlar” diyor, ayet. Peki biz ne yapıyoruz? Onları kurtarmak için bir yol arıyoruz.  Bu acıdan onları beri kılmak istiyoruz. “İç savaş çıksın mı istiyorsun?” İşte iç savaşın çıkmaması için istişare meclisi kurulsun diyorum. İç savaş zaten çıkmış. Zaten var iç savaş. İç savaşın dışında şimdi işgal tehlikesi de var. Sırf iç savaşla olay kalacak gibi görünmüyor, işgal tehlikesi de var. Ama istişare meclisi kurulursa, istişareyle hareket ederlerse, şefkati, sevgiyi, ön plana alırlarsa ve modern İslam anlayışını, sahabe İslam anlayışını ön plana alırlarsa, sanatı, bilimi, estetiği, demokrasiyi çok yalın şekilde ortaya çıkarırlarsa, çok güzel bir Mısır olur, nur gibi bir Mısır olur.

Didem Hocam artık sıra sizde, buyurun.                

DİDEM ÜRER: Hocam, darbe sonrası Tahrir Meydanı’nda başlayan kutlamalar da seksenden fazla kadın cinsel saldırı taciz ve tecavüze maruz kalmış. Mısırlı kadınlar polislerin de kendilerini taciz ettiklerini şikayet etmeye gittiklerinde ciddiye alınmayarak “o fakir ne yaptığını bilmiyor” deyip “sen ne giyiniyordun?” diye sorduklarını söylediler. Birleşmiş milletlerin Nisan ayında açıkladığı araştırmada ise Mısırlı kadınların yüzde 93.3’ünün cinsel tacize uğradığı, yüzde 91’inin de sokakta kendilerini güvensiz hissettiği sonuçları çıkmış.

ADNAN OKTAR: Müthiş kepazelik bu, çok büyük bir kepazelik, çok büyük bir rezalet. O durumda nasıl kendini güvende hissetsin? Rezalet paçalardan akıyor demek ki. İşte Mehdiyet’in olmaması böyle sefalete, böyle perişanlığa, böyle acıya sebebiyet veriyor. Allah insanlara bunu gösteriyor. “Mehdiyet’e direnmeyin” diyor Cenab-ı Allah. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişini hiç yerine koyanlar, Mehdiyet’i hiç yerine koyanlar, bu balaları gördüklerinde belanın kaynağını görmüş oluyorlar, anlamış oluyorlar. Mehdiyet’in dışında bir çözüm olmadığını, bütün dünya geceli gündüzlü görüyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan kendisinin de hatalı bir kul olduğunu hatırlatarak, Mısır’da ki darbe için şöyle bir yorumda bulundu; “Siyasetçilerin yanlışları olabilir, benim de hatalarım yanlışlarım olabilir. Ancak Bunu yalnız halk cezalandırabilir. Bunun cezasını egemen güçler veremez. Ne yazık ki, ülkemizde darbeyi alkışlayanlar var, bu sürece olumlu bakamayız” dedi.

ADNAN OKTAR: Artık olmuş. Çözümün üstünde durmak lazım. Çözümü hiç yerine koyarsak, olmaz. Çözüm; istişare meclisi kurup, Mısır’ı ortak sevecen bir ruhla idare etmek. Bu kadar, başka bir şey yok. Sanatı, estetiği, sevinci, güzelliği ön plana alarak, Mısır’ı güzelleştirerek birlikte hareket etmek.

DİDEM ÜRER: Amerikan basını; “Devrimin ardından Mısır’da İslamcıların yükselişinin beyaz saray ve kongrede rahatsızlık yarattığını, bu yüzden Obama’nın Mursi’nin gidişinden rahatsızlık duymadığını” yazdı. “Mursi’nin Amerika tarafından otokratik hatta beceriksiz olarak görüldüğünü ve Washington’ın Mısır’daki esas çıkarının Mısır-İsrail barışını korumak olduğu” iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Tamam da bu çözüm değil. Bu bela getirir, başka bir şey getirmez. Bunun sonucunda İsrail düşmanlığı alabildiğine artar. Yani delice bir düşmanlığa dönüşür. Amerikan düşmanlığı alabildiğine artar, şiddet ve terör alabildiğine artar. Amerika’nın menfaatine bir olay yok. Bayağı tehlikeli bir durum olur. Beceriksizliğin bin bir türlüsü şu an tecelli eder. Fakirlik de artar. Kargaşa da, sefalet de artar. Yani bir kurtuluş değil ki bu. Kurtuluş çok kolay; istişare meclisi kurup sevecen, güzel bir ortam meydana getirmek. Ama tabii danışmak. Burnunun dikine gitmemek lazım. Danışarak hareket edecekler.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakan, Mursi’nin yargılanacağına dair iddialar hakkında da şöyle bir açıklama yaptı: “Temennim odur ki başta Sayın Mursi olmak üzere, şahıslarına yönelik şu anda duyduklarımız doğru değildir. Nedir bunlar? 48 saat içinde yargılanacağına dair bazı şeyler kulağımıza geliyor. Bu bir defa tarihi bir yanlış olur, çok çok yanlış bir adım olur” dedi. Sizin de açıkladığınız şekilde “kimsenin tutuklanmaması en kısa sürede seçime gidilmesi gerektiğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Eskiden Müslümanların epey bir bölümü bayağı korkaktı. Korkuyorlardı darbe olduğunda, çıtlarını çıkartmıyorlardı. Ama şimdi öyle değiller yani. Bayağı şiddetle karşı çıkıyorlar, tavır alıyorlar. Eskiden darbe olduğunda, her İslam ülkesinde boyun eğiyorlardı. Ne kadar ezerlerse ezsinler, ne kadar işkence yaparlarsa yapsınlar çıtlarını çıkarmıyorlardı. Ama şu an çok şiddetli reaksiyon göstertiyorlar, kabul emiyorlar. Mesela bak şimdi darbe havada kaldı Mısır ‘da. Yani güya darbe var. Halk sokaklarda istediğini yapıyor. Normalde darbede sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Kimse dışarı çıkamıyor geniş çapta tutuklamalar oluyor. Burada öyle bir şey yok. Bir şey yok çünkü cesaret edemiyorlar, yapamaz dinlemez adamlar. Fakat bunlarla vakit kaybetmek boş. Bir an önce gelsinler, diğer muhalif liderlerle getirsinler, hepsini İstanbul’da burada bir toplantı yapılsın, aklı başında insanlar çok fazla Türkiye’de, birlikte “en iyisi nasıldır, burada kararlaştırsınlar konu hallolsun. Amerika da gelsin isterse dinlesin, başkaları da gelsin, burada konuşalım anlaşılmayacak bir şey yok. Hep beraber istişare edip neticelendiririz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, darbede şöyle zemin oluşturulduğunu iddia ediyorlar genellikle.  Birkaç ay öncesinden petrol dağıtımı ülkede durdurulunca ekonominin bozulmasına vesile oldular. Genelde yüzde kırkına ordunun hakim olduğunu söylüyorlar ekonominin. Ve üç dört hafta öncesinden Mursi’nin tüm çevresindekiler istifa etmeye başlıyor ve Mursi tek başına bırakılıyor. Daha sonrasında da İhvan dışındaki koalisyon üyelerinin hepsinin dışındaki kişilerin tamamı gidiyor. Ve Mursi hepsiyle ortak davranalım diye görüşme yapıyor, fakat dinlemiyorlar onu. Bunun üzerine de darbeye zemin oluşturulduğunu söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Koalisyon hükümeti olsun. Yani Mursi meraklısı değil ki iktidarın. Gelsinler koalisyon hükümeti olsun. Yani Müslüman ülkelere karşı bir gıcık var adamlarda. Ama gıcığın sebebi de sanat, estetikten uzak olmaları, güzelliğe önem vermemeleri kadınların kapalı tutulup, bakımsız ve perişan yaşatılmak istemeleri, şehrin ölü bir görünümde olması, ne estetik ne sanat. Avrupa’daki bütün şehirlerde, Amerika’daki bütün şehirlerde her yerde bir estetik, bir düzgünlük, bir güzellik var. Bir perişanlıktır gidiyor. Kadınlar mutlu değiller. Baksana kadınların neredeyse yüzde yüzüne tecavüz ediyorlar, bu Mehdiyet’in olmamasından kaynaklanıyor. Peki Amerikan işgali olsa daha mı iyi olur? Bin beter olur, iyice rezalet olur. Darbe olursa daha mı iyi olur? Bin beteri, daha rezil olur ve daha sıkıntı çekerler. Çünkü hep darbeyle yönetildi zaten. Tek çözümün Mehdiyet olduğunu Allah gösteriyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün New York Times’da David Brooks isimli ünlü bir yazarın yazısı başyazıda şöyle diyordu; “Darbe kötü müdür diye tartışmaya gerek yok. İslamcıların iktidardan uzaklaştırılması yeterlidir” diyor ve “İslamcı olan, bir modern demokrasiden anlamaz. Bunu biliyoruz ve modern demokrasileri yönetemez” diye yazmış. Bakış açıları bu.

ADNAN OKTAR: İşte kardeşim, şimdi bu tabii tamamen de haksız değil. Adam İslam deyince yobazlık olarak, bağnazlık olarak ve halka baskı yapmak, sürekli akıl vermek, hizaya getirmek, adaba, edebe davet etmek. “Şöyle olun, böyle olun, şöyle yemek yiyin. Sağa dönün. Sola dönün.” Yani böyle bilmiş üst perdeden öfkeli bir ruh ve sanattan, estetikten uzak bir ruh gibi tecelli ediyor ve kadınlar ve çocuklar hiç mutlu olmuyor bu sistem içerisinde. Bir vahşet sistemi gibi, karanlık bir ruh hakim oluyor. Buna ne gerek? Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanındaki gibi yapsanıza, sahabe dönemi gibi olsa ne kadar güzel olur. Dostluk, kardeşlik her yeri sarsın. O zaman müşrikler de çok rahattı, Hristiyanlar, Museviler de çok rahattı. Herkes kardeş gibi yaşıyordu. Böyle vahşi bir modeli Müslümanlara İslam diye dayatmak zulümdür ve çok çirkin bir hareket.

“Tüm dikkatimizle ağzınızdan çıkan her sözü dinlemeye çalışıyoruz. Yüzünüzün her muhteşem detayına bakmak istiyoruz. Sizi çok seviyoruz” diyor, bir hanım kardeşimiz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: CHP kökenli olan ve yakın bir zamanda kapanan Yeşim Sönmez isimli bir hanımın da Gezi Parkı olayları sırasında tesettürlü olduğu için bir grup eylemci tarafından şiddete uğradığı açığa çıktı. Dokuz yaşındaki çocuğuyla yolda yürüyen kadının etrafını çeviren eylemciler, iterek çekiştirerek ve kafası dahil bir çok yerine ellerindeki tencerelerle vurarak kadına ve çocuğuna hakaret etmişler. Kalabalığın arasında kalan küçük çocuğun da olaylar anında şiddetli korku yaşadığı belirtildi.

ADNAN OKTAR: Bakayım o hanım kim? Yaklaştır yüzünü. CHP ile bağlantısı ne?

DİDEM ÜRER: CHP kökenli olan ama yakın zamanda kapanan.

ADNAN OKTAR: Peki bunu niye şu ana kadar söylememiş?

DİDEM ÜRER: Bilmiyorum Hocam. Yeni konuşmuş.

ADNAN OKTAR: Gelsin buraya röportaja çıkaralım, detaylarıyla anlatsın, konuşsun. Kimse onlar, onları da yakalatalım. Yani sonuna kadar kovalarız. O tencereciler kimse, onları da tespit ederiz. Olay yerini göstersin, polisle de konuşuruz, çok detaylı, titiz bir takip yaparız, inşaAllah. Söyleyin görüşelim.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız Mısır’daki olaylara destek veren Batı’yı da eleştirdi. “Ben şu an Batı’ya şaşırıyorum. Batı hala bu olaya darbe diyememiştir. Hani Batı demokrasiden yanaydı. Hani Batı demokrasi ülkelerde uygulanabilir haline gelmesini istiyordu” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani şimdi Batı orada, o gözle de biraz bakmak lazım. Adamlar darbe olarak konuyu görmez. Bir ameliyat gibi görür onu. Yani bir bela var, bunun durdurulması gerekiyor diye düşünür ve isabetli görür. Tayyip Hocam’ın bu sözünü onlar dinlemezler. Yani hata, oradaki yönetimde. Modern, dışa dönük, sevgi dolu, sanatı, bilimi, estetiği savunan bir stil geliştirmeleri lazım. Bu ölü klasik sistemle, ki son yüzyılda çıkardılar bunu. Yani klasik bağnazlık işin doğrusu. Bu stille olmaz. Yani Mehdiyet’in dışında hiçbir yol görülmüyor. Amerika buna direnmesin. Amerika’nın Mehdiyet’i desteklemesi lazım. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nüzulünü Allah’tan istemesi lazım. Bu kafayla bütün dünya belanın içine girecek gibi görünüyor. Böyle olmaz. Görünüyor değil, belanın içine girecek ve tek çözümün Mehdiyet olduğunu görecekler. İttifakla ve yalvararak Mehdiyet’e tabi olacaklar. Şu an boş yere direniyorlar.

Emin Van; “Kol kola tekbirler ve salavatlar eşliğinde Tahrir Meydanı’na akın olmalı, bu tavır ümmete Asr-ı Saadet’e götürür.” Zaten doluyorlar dört milyon kişi doluyor. Tahrir’de ne oluyor? Hiçbir şey olmaz. Akılla, imanla, kaliteyle, sanatla, estetikle, bilimle, insanları kucaklayarak, her yere güzellik dağıtarak, binaları her yeri güzelleştirerek, tabiatı güzelleştirerek, insanlara huzur vererek, güzel sözler ederek, güzel insanlarla netice alınır ve kadınları baş tacı ederek. Kadınları ezim ezim ezen bir sistemde huzur bereket olmaz, söyleyeyim.

Ben dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam siz, İhvan’ın başı açık olan genç kızları da kucaklaması, herkese açık olmasını söylemiştiniz. Dünkü Mursi yanlısı gösterilerde İhvan gösteri platformunda başı açık genç kızlar varmış bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Bakayım ne yapıyor o köfteler? Bayağı güzeller, maşaAllah. Böyle olması lazım. Ama yani üç beş tane değil, çok fazla sayıda başı açık hanımlar, hatta dekolte hanımlar da olması lazım-ki, İhvan’ın sadece baş örtülü ve çarşaflı hanımların partisi olmadığı anlaşılsın. Halkı kucaklayan bir üslup herkesi kucaklayan bir üslup İhvan’a yakışır. Ama en kısa sürede bu ruhun hissettirilmesi lazım. Mesela şu sözümü tutmuş olmaları bile çok büyük bir atak, çok büyük bir güzellik. Bunu genişletelim. Modern, kaliteli genç kızlar, çünkü kadın iyiyse, kadın rahatsa, kadın huzurluysa o toplumda huzur olur. Kadın huzursuzsa o toplum rahat etmez. Kadın haklarını ön plana çıkarsınlar. Kadını yarım değil de, bir de değil, iki olarak göstersinler. Derin hürmet göstersinler kadınlara. Yani İhvan’ın temel politikalarından biri bu olsun. Sanat ve kadınlara olan sevgi saygı. Avrupa da şaşırsın. Amerika da şaşırsın. Onlarda görülmeyen bir kadına değer verme, kadına derin saygı duyma, kadını ön plana çıkarma politikası olsun. Bunu yaygınlaştırırlarsa ve süratle yaparlarsa çok çok güzel olur. Ilımlılıkları da iyi. Fakat Amerika’nın, Neokonlar’ın şunun bunun falan etkisinde olması doğru olmaz. Darbeyle, şiddetle, şununla, bununla bu konular hallolmaz. Ama biz İhvan’ın süratle bu sevecen ruhu, bu sanatçı ruhu, sanatı, estetiği, güzelliği esas alan ruhu ortaya koymasını istiyoruz.  Bütün İslam alemine İhvan örnek olsun, bütün İslam alemine. Çünkü İslam aleminde bir tutuculuk, bir muhafazakarlık; muhafazakarlık tamam muhafaza etsin bir şey yok da tutuculuk da denmez ona, yani yakışık almıyor ama gericilik de denmiyor buna, bağnazlık ve yobazlık denir. Bağnazlık ve yobazlık. Şu bağnazlığa esaslı bir darbe indirsin Müslüman kardeşler, İhvan. Şu Musevi karşıtlığını da kaldırsınlar. İsrail’de dindar insanlar olması büyük bir nimet, büyük bir güzellik. Zaten sadece Kudüs’te kalmışlar ayrıca dindarlar. Dindar da yok İsrail’de. Bir avuç dindarı eğer biz İsrail’i desteklemezsek bu çok çok büyük bir hata ve yanlış olur.  İsrail’i özellikle dindarlarını desteklesinler. Hristiyan dindarları desteklesinler. Asıl biz sahip çıkacağız kardeşim. Allah’a inanan insanlara biz sahip çıkacağız asıl. İhvan sahip çıkacak. Daha önce de sahip çıkmışlardı ama daha belirgin hale getirsinler. Amerika da şu dehşete kapılmayı bıraksın. Amerika’da sevgi var, Allah korkusu da var. Allah’a karşı sevgi var. Amerika’yla ittifak edip İhvan meseleyi halletsinler. Fakat İsrail’le aralarını düzeltsinler. İsrail’in üstüne gitmenin bir alemi yok. Ne olacak, İsrail orada gitse ne olur? Yok olsa ne olur? İslam alemine ne fayda kazandıracak bu? Allah’a inanan insanların orada olması bizim için bir güzellik, bir nimet. Ama İhvan’ın böyle söz dinlemesi güzel. Bunu daha da geliştirsinler, daha da artırsınlar. Tutuklamaların da kalkması için her yere dilekçe yazılsın, her yer uyarılsın Müslüman kardeşlerimizce, inananlarca, inşaAllah. Çünkü tutuklamanın açıklaması yok. O çok tehlikeli bir şey. Nereye gideceği de belli değil onun.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: The Guardian’ın bir haberine göre darbenin olduğu akşam Cumhuriyet muhafızları Mursi’ye, “biz sizi koruyacağız” garantisi vermişler. Fakat sonra ordu geldiğinde hemen teslim etmişler tutuklamaları için.

ADNAN OKTAR: Söyle önceden, “ben bunu yapamam” desin. “Ben orduyla çatışmaya giremem” de. Hakikaten de giremezsin de, girmende gerekmez zaten. Ne gerek var? Böyle garanti veriyorsun. Orada da Müslümanların Tabii tecrübesizliği, o garantiye inanılır mı? Akşamleyin dediler ki “Mursi’yi bırakacaklar iki saate kadar,” birçok insan inandı. Belli ki taktik yapıyor adamlar. Bunların oyunlarına alıştık biz. Fakat geciken bir şey yok. Hiç uzatmadan Mursi’yi bıraksınlar. O dünyada bu konuyu ön plana alacak bir çalışma yapılabilir, Mursi’nin derhal bırakılması konusu, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Türkiye’nin ünlü reklamcılarından olan Serdar Erener Habertürk kanalında “Said-i Nursi’nin Allah’ın hikmeti olarak tarif ettiği tabiatla, Darwin’in işleyişini açıkladığı tabiatın çelişmediği fikrine vardım” iddiasında bulundu ve Darwin’in anlatımlarının dinle çelişmediği üzerine bir konuşma yaptı. “Hiçbir siyasi görüşe yakın olmadığını, hayata aydan baktığını” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman “maddiyyun ve tabiyyun taunu” diyor, maddiyyun ve tabiyyun taunu yani tabiyyun; Darwinizm ve Materyalizm, “taun” diyor veba hastalığı. “Beşer içinde intişar etmesiyle” gelişmesiyle “her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda, beşere ders vermektir” diyor birinci vazifesi. “Hatta avamın dahi” diyor “imanını kurtarmak” diyor Mehdi (a.s)’ın vazifesi olarak. 

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Rum Meclisi Güney Kıbrıs’ta yayınlanan her türlü yazılı belgede Kıbrıs’taki yerleşim yerlerinin Türkçe isimlerinin kullanımını yasaklayan yasayı onayladı. Rum meclisinde onaylanan bu yasayla birlikte değiştirilmiş yer isimleri içeren hiçbir belge, harita ve benzeri belgeler artık Güney Kıbrıs’ta basılamayacak.

ADNAN OKTAR: Şu kafa mı? Yani ne ise ne. Eskiden beri ismi ne ise o. Bu Türkiye için de öyle, başka yerler için de öyle. Ne değiştirirsiniz, ne gerek var yani?

Mısır’da Mursi geldiğinde diktatörlüğün yeni bittiği bir dönem, ilk defa demokrasiye geçiş var. Bu insanın tecrübesi yok. Hiç kimsenin tecrübesi yok, demokrasi hakkında bir bilgileri yok. Müsaade etsinler de bir eksiklik olsun. Birdenbire birçok demokratik ülkede, tecrübesi olan ülkede bile yeni gelen bir hükümetin başarılı olması çok zor olur. Diktatörlükten demokrasiye geçmiş bir hükümetten aniden mükemmel bir icraat beklemek çok yanlış olur. Sabırlı olmaları lazım, aceleci olmamaları lazım. Ama İhvan’ın da, tabii çok kendini değiştirmesinde büyük fayda var. Çünkü İslam alemine örnek olurlarsa, bu çok muhteşem olur. İslam alemini bağnazlık kasıp kavuruyor. İhvan buna bir darbe indirsin. Modern İslam anlayışını, sahabe İslam anlayışını ortaya koysun, muazzam olur. Türkiye ile de çok sıkı münasebeti olsun. Müslüman cemaatlerle ve bizlerle özellikle bağlantısı olsun. Var bağlantıları ama bu zayıf. Daha güçlü olması lazım, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, gençlerin özgürlük, demokrasi, sevgi istediğini anlatan Sayın Kılıçdaroğlu; “‘Gençler farklılıklarımızla beraber özgürce yaşamak istiyoruz’ diyorlar. Bundan güzel ne olabilir? Bu gençliğin üzerine, taşla, sopayla, panzerle gidilir mi? Alnından öpülür. Bizim ufkumuzu açtı. Hiçbir ayrım yapmayacağız. Ne inançlarından dolayı, ne kıyafetlerinden ötürü. Baş tacı edeceğiz. Onlar bu ülkenin geleceği. Kendi geleceğimize sahip çıkacağız. Gençliğine sahip çıkmayan ülke geleceğine sahip çıkamaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Özgürlük, demokrasi ve sevgi, güzel. Her üçü de hayati; özgürlük, demokrasi ve sevgi çok güzel özetlemiş. Yıllardan beri vurguladığımız bir gerçeği bir siyasi liderden duymak çok güzel. Çok güzel konuşmuş. Çarşaf da giyebilir, başörtüsü de giyebilir, dekolte de giyebilir, mayoyla da gezebilir. Ne kınanır, ne hoşnutsuzluk ifadesi olur, hepsine saygı duymak lazım. Güzel konuştuğu için tebrik ediyoruz Sayın Kılıçdaroğlu’nu.

DİDEM ÜRER: Hocam, geçtiğimiz günlerde dünyanın tek Sultanı olan Şeyh Nazım Hazretleri’nin oğlu Şeyh Mehmet Efendi Çengelköy’deki yeni Kuran Kursu’nun açılışı için davette bulunmuştu ve Şeyh Mehmet Efendi’nin bulunduğu açılışa Altuğ ve Sedat kardeşlerimiz katıldı. Oradan resimleri vardı. Size sevgilerini ilettiler ve selam söylemiş Şeyh Mehmet Efendi.  Kütüphaneye de kitap hediye etmişti kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR MaşaAllah. Şeyh Mehmet Efendi’yi tebrik ediyoruz. Ellerinden öpüyorum, Allah ondan razı olsun, Allah ömrüne bereket versin, Şeyh Nazım Hocamızın çok sevdiği, çok değerli evladı. Hakikaten çok efendi, son derece samimi, sessiz, mütevazi, kendi halinde nur gibi bir Müslüman. İnşaAllah böyle daha da güzel müesseseler açarlar, İslam’a Kuran’a hizmet ederler. Kitap sayısını daha da çok artıralım, yani çaka çaka dolsun orası kitapla.

“Sevgisiz, katı, ruhsuz bir modeli Müslümanlara İslam diye dayatmak zulümdür” diyor. Buna da Abdül Celil Akyüz diyor ki; “Müslüman olup da, öyle bir anlayışı savunan var mı?” Olmaz olur mu? Bağnaz takımı, yobaz takımı yüzlerinden azgınlık akıyor. Son derece sevgisiz merhametsizler. Kadınlara açıkça yarım insan muamelesi yapıyorlar, değer vermiyorlar. “Allah onları geride bıraktı, siz de onları geride bırakın” diyorlar. “Sakalını bir hafta keseni öldürelim” diyorlar. Bu normal bir insanın yapacağı bir şey mi?

Özge Şifal; “Namaz kılıyor musunuz? Hayır merak ettiğim için soruyorum.” Sevimli Özge tabii ki kılıyorum. Niye namaz kılınmasın? Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Cehennem ehline sorarlar” diyor, “Sizi buraya getiren nedir?” Yani ne sebeple siz bu cehenneme geldiniz?” derler” diyor. Onlar da ilk ifade olarak diyorlar ki; ‘namaz kılanlardan değildik’ birinci açıklama bu. Bir Müslüman bunu bilerek namazı nasıl terk etsin? Ben namaz kılmayan insanlara saygı duyuyorum. Tamam, bilgisizliğinden veyahut da nefsi yatışmadığı için namaz kılmayabilir. Dinden çıkmaz namaz kılmayan, günahkar olur. Ama lise yıllarından beri Allah’a çok şükür tadili erkanla, sahibi tertip olarak hiç aksatmadan bak, sahibi tertip hiç aksatmadan beş vakit namazlarımı hep kıldım. En zor anlarda bile namazımı hiçbir şekilde terk etmedim.  

Mustafa Memarken; “İsrail zulmeden, katleden. Filistin zulmedilen, kardeşe muhtaç olandır. Başbakan mazlumların yanında olduğunu söyler, her daim” güzel çok güzel ama İsrail’de zulmeden var. Peki zulmetmeyen de var. Katleden var, katletmeyen de var. Sen bir avuç zulmeden ve katleden için, milyonlarca zulmetmeyen ve katletmeyeni karşına alırsan, onlara sevgisiz yaklaşırsan, onlara dostane yaklaşmazsan bu zulüm olur, yanlış olur. Onun için hem İsrail’e hem Filistin’e, Filistin’in iyi insanlarına, İsrail’in iyi insanlarına şefkatli insanlarına şefkat göstermek, muhabbet göstermek, yakınlık göstermek İslam ahlakının bir gereğidir. Birini bir kenara koyup, birini ön plana almak, Müslüman’a yakışmaz.

“Hitler ve Humeyni de seçimle gelmişti. Seçimle gelmek her şeyi yapmayı hak mı kılar?” Doğru, olmaz. Yani “seçimle geldim, ben istediğimi yaparım” olmaz. Bütün halkın isteklerini yerine getirmek lazım, bütün hepsinin. Mesela komünistse, onun haklarını savunmak, dindarsa onun haklarını savunmak, Musevi’yse onun haklarını savunmak, herkesi koruyup kollamak, hükümetin görevi budur.

“İsrail’i neden ziyaret etsin ki? Arayı düzeltip de, size mi tabi olsun? İsrailliler, Filistinlilerin onurunu ayaklar altına almayın.” İsrail’i niçin ziyaret eder? Allah rızası için ziyaret edecek. Peygamberimiz (s.a.v) nasıl Musevilere şefkat gösteriyordu, nasıl o şefkatin sonucunda birçok İsrailli, Müslüman oldu? İslam ahlakının gereği budur. “Arayı düzeltip de, size mi tabi olsun?” Arayı düzelttiğinde, Allah’ın rızasına tabi olmuş olur, bize niye tabii olacak? “İsrailliler, Filistinlilerin onurunu ayaklar altına almayın.” Filistinlilerin onurunu ayaklar altına almak için, Filistinlilerin aleyhinde bir faaliyet yapılması lazım. Yahut onları aşağılayan bir üslup kullanmak lazım. İsrail’e sevgi, şefkat göstermek, İslam ahlakının bir gereği. İslam’a uygun bir şey yapıldığında, Filistin’in onuru alçalır mı yükselir mi? Onuru yükselir. Sen güzel ahlak gösterirsen, Filistinlilerin onuru ayak üstünde olmaz, ayak altında da olmaz, baş tacı olur, çok güzel hale gelir. Sevgiyi, şefkati herkese yaymak, Hristiyanlara şefkat duymak, hatta Budistlere şefkat duymak, ateistlere şefkat duymak İslam ahlakının bir gereğidir. Allah ayette ne diyor? “Müşrikleri” diyor bak müşrik şirk koşan, putperestleri “bir yerden bir yere canınızı ortaya koyarak” diyor Allah, “fedakârlık yaparak, Allah rızası için alın götürün güvenlik içinde, gidecekleri yere teslim edin” diyor “canınızı ortaya koyarak. Onları oraya güvenli olarak teslim ettikten sonra dönün” diyor, Allah ayette. Yahut işinize bakın. Peki böyle bir üslup Allah’ın emri olduğuna göre, müşrikleri bile Müslüman korumakla mükellef olduğuna göre, Ehl-i Kitap’a karşı, müşriklere bile yapılmayan bir zulmü neden reva görüyorsunuz? İslam’a yakışan, Müslüman’a yakışan, Ehl-i Kitap’a şefkat göstermektir.

DİDEM ÜRER: Hocam “Mursi’nin derhal serbest bırakılması konusunda tüm dünya çapında gündem yapalım” demiştiniz. Twitter’da #releaseMorsi diye ekranın sağ tarafında görünüyor. Bu etiketle yazabilir kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Evet, bütün dünyada bunu ön plana getirmek iyi olur, inşaAllah. 

“Hocam, şu içeri alınan Gezi Parkı eylemcilerinin de bırakılması konusunu dünya çapında gündem yapalım ne dersiniz?” diyor. Şimdi o adam, o insan hukuki bir delil olmadan direkt gözaltına alındı. Bir delil yok. Bir şey yok, bir suçlama yok. Keyif için, sırf darbenin gereği olarak gözaltına alınıyor. Koruma altına alınabilirdi. Gözaltına alınıyor. Şimdi bu, darbenin en çirkin, en iğrenç yönlerinden bir tanesi. Ama orada hukuki delil oluşmuş. Polis delilleri toplamış, savcılığa götürmüş, savcı bunu yeterli delil olarak görmüş, yani makul şüphe görmüş ve bunu mahkemeye iletmiş. Nöbetçi mahkeme makul şüpheyi yeterli görmüş, makul şüphe üzerine tutuklama talebi gelmiş, tutuklama talebi vicahiye çevrilmiş, şahıs tutuklanmış. Ve şahıs itiraz ediyor üst mahkemeye, üst mahkeme de itirazı kabul etmiyor, bir kere daha mahkeme kararı çıkmış oluyor ve tutuklama sabitlenmiş oluyor. Şimdi bu hukuka uygun, hukuksuz bir şey yok. Ama orada hukuksuzluk var. Burada bizim uyardığımız konu, hatırlattığımız mevzu; hukuksuzluk. Hukuka uygun olan bir şeye, kimsenin bir sözü olmaz.

Metin Şifiylt; “Siz neden emir verir gibi konuşuyorsunuz?” Nasıl konuşayım? Gayet açık, sevecen, şefkatli, samimi, saygı dolu konuşuyorum. ‘Emir’ demek, işte “şunu yapın, bunu yapın.” Ama mesela “bana çay getirir misin?” derim, diyebilirim. Yani samimidir arkadaşım, diyebilirim “bana bir çay getirin” diyebilirim, inşaAllah. Ama benim üslubumda yoğun olarak şefkat, merhamet, sevgi, iyilik, güzellik, barış, her şeyin en güzelini isteme vardır.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizin adınıza olan Twitter’daki sitede kısa yazıldığı için yüz kırk karakterde ‘böyle yapılsın’ gibi yazıyorlar, Allahualem kendilerince onu herhalde öyle algılıyor olabilirler.

ADNAN OKTAR: Oraya sen eğer nezaket cümlesi koymak istersen, yani ucu bucağı olmaz. O cümlenin kendi içinde şefkat oluyor. Mesela diyoruz ki “şu kardeşimize yardım edelim” yahut “yardım edin, şu kardeşimize yardım edin” bu zaten kendi içinde şefkatli bir cümle. Zaten saygılı, sevecen bir cümle, yani buna ilaveye gerek yok. Ama sen gaddarane bir şey söylesen, tamam, yahut egoistçe bir şey söylesen, kendi çıkarınla ilgili bir şey söylesen akıl alır. Ama bir hayır için, güzellik için kısa ve özlü insanların rahatça anlayacağı bir cümle kurmak, doğru olan odur. Yani pratik ve çabuk anlaşılması için. Ve Twitter’ın da Facebook’un da imkanlarını azami istifade etmek için de ayrıca bir yazım tekniği bu. Yani mecburen bu şekilde yapmamız gerekir. Yoksa istirham etsek, rica etsek, mümkün mü desen, o anlamını yitirir. Mesela buradaki bu yazı çok kısa. Kısa ve özlü. Orada hikmet amacı var. Ama oraya ilave yaparsan, konu çok uzar.

Gökhan Avcı; “Nerede o zulmetmeyenler, niye ses çıkarmıyorlar? Zulmeden yöneticileri biz görmüyoruz.” “İsrail niye itiraz etmiyor?” diyor. Ediyorlar da, adamlar kaile almıyor. Yani dindarları bayağı eziyorlar İsrail’de. Adamları parlamentoya bile sokmadılar. Bir avuç dolusu parlamento var, ona da müsaade etmediler. Bir tek Kudüs’te yaşayabiliyorlar. Mazlum dindarlar da çok çok fazla İsrail’de. Onlara şefkat önemli.

“’Tutuklamalar dursun’ demiştiniz. Amr Rıdvan isimli kişi Müslüman kardeşlerin nefret söylemine devam etmesine izin mi verelim?” diyor. Amr Rıdvan kim? Mısır da yönetici mi bu?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Halktan biri.

ADNAN OKTAR: Nefret söylemi eğer varsa, bunun hemen durması lazım tabii. Gece gündüz söylüyoruz. Şefkat, sevgi, merhamet sürekli gündemde olması lazım. O kadar kolay ki. Yani nefret söylemi bazı cahil insanlar istiyor olabilirler. Ama İhvan bunu hiçbir şekilde kabul etmesin, sureti katiyete. Sadece zarar getirir. Sadece harama girmiş olurlar, sadece günaha girmiş olurlar. Başka bir faydası olmaz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kendilerinin resmi açıklamalarında yok Hocam, taraftarları bazen kullanıyor.

ADNAN OKTAR: Yani bu konuda çok titiz davranmaları gerekiyor, mutlaka muhabbetle, sevgiyle olayları halletmeleri lazım. Ve bu çok hoştur, çok çok güzeldir. Şimdi ben mesela bunu söylerken ‘rica edeyim’ mi diyeyim adamlara? Kısa özlü “böyle yapmaları gerekir” diyorum. Bu, Allah’ın emrini biz onlara iletiyoruz. Kendi emrim değil bu. Twitter’da da, mecburuz öyle kısa emir kipiyle konuşmaya. Yani “şunu söyle yapın” kısaca, yani “rica ederim” dersen, “istirham edeyim canım kardeşim böyle bir durum var, işte kusura bakmayın, eğer mümkünse,” uzatırsan, yani konuyu da anlayamazlar, anlatma imkânımız da olmaz. Çok kısa, mesela iki kelimeyle bir şey anlatılması gerekiyorsa, mecburen emir kipiyle olacaktır, başka türlü olmaz. Ama onun içindeki şefkat, onun içindeki samimiyet, onun o tarz bir emir olmadığını, yani büyüklenen bir söz anlamında değil de, koruyucu anlamda olduğunu gösterir.

DİDEM ÜRER: Mısır’da 30 Haziran’dan itibaren hayatını kaybedenlerin sayısı yetmiş ikiye ulaşmış ve yaralananların sayısı da bin kişi. Her ne sebeple olursa olsun darbe bir insanlık suçudur ve her zaman masum insanları hedef alır.

Rabbimiz ayetinde Nisa Suresi’nde şöyle bildiriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz (mücadele etmiyorsunuz)?” Biz de, inşaAllah bunun için gayret gösteriyoruz. Ve tüm Müslümanları bu konuda sevecen olma, şefkatli olma ve sevgi ile İslam’ı anlatma konusunda birleşmeye, aralarındaki bütün fikir ayrılıklarını bırakmaya davet ediyoruz. İnşaAllah, bütün Müslüman kardeşlerimiz serbest bırakılırlar. Ve Mısır halkı da yine huzura ve güvenliğe ulaşır.

Bugünkü yayınımız sona eriyor, yarın tekrar görüşeceğiz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü