Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (7 Temmuz 2013; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Dünyanın en güzel müziklerinin birinin eşliğinde canım Hocamın sohbetine başlıyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine Mısır’da olaylar devam ediyordu ve Mısır Cumhurbaşkanlığı makamından hükümeti kurmakla Baradey’in görevlendirildiği açıklanmıştı. Ama kısa bir süre sonra yeni bir açıklanma yapılarak, “görevlendirilmenin gerçekleşmediği” söylendi.

ADNAN OKTAR: Mısır’la ilgili Peygamberimiz (s.a.v) çok kapsamlı açıklama yapmış. Mısır’da olayların böyle küçük çaplı, dar çaplı olacağını söylemiyor. “Büyük olaylar” zaten “nazarı nebevide önemlidir” diyor Bediüzzaman. “Nazarı nebevide büyük olaylar önemlidir” diyor. “Küçük olayların nazarı nebevide ehemmiyeti yoktur” diyor, bilinmeyen olayların. Büyük bir olay olduğu için bu Mısır’daki olayları detaylı olarak belirtmiş. Dış güçlerinde olaylara karışacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v) hadislerde. Bayağı karışık ve zor bir ortam olacağını söylüyor. 

Ahir zamandayız, Cenab-ı Allah tarihi kaderde nasıl yaptıysa, o şekilde bize gösteriyor. İnsanda zannediyor ki, durduk yere birden Mursi’yi görevden alıyorlar. Halbuki Mursi daha annesinden doğmadan görevden alınmıştı. İşte Baradey Başbakanlık görevinden alındı diyorlar. Daha annesinden doğmadan, Başbakanlıktan alınmış oluyor. Kader hiç değişmez. Kaç kişinin toplanacağı, nasıl bağıracakları, kimin konuşacağı, kimin ne olacağı, en ince detaylarına kadar belli. Mesela havadan baktığında, kum gibi insan görünüyor. Alanlar Allah tarafından önceden hazırlanmış o alanlar. İşte bir kısmı orada duruyor, bir kısmı orada duruyor. Allah niye ikiye bölüyor? İmtihan olsun, hayat hareketli olsun diye. Yoksa Cenab-ı Allah bütün Mısır’a hep İhvan kişiliği verir, hepsi İhvan olur.  Yani 30 milyon İhvancı oluyorsa, bir 30 milyon kişi daha İhvancı olur, konu biter. Allah öyle yapmıyor. Bir kısmını başka türlü düşünür hale getiriyor. Birbirlerine muhalif hale getiriyor. Bazen birbirlerini sevdiriyor, bazen birbirlerine düşman ediyor. Allah diyor; “daha önce birbirinize düşmandınız” diyor, “Allah kalplerinizin arasını uzlaştırdı” diyor. Mesela düşman olduğunda uzlaşmıyorlar. “Sen ne yaparsan yap” diyor Peygamberimiz (s.a.v)’e ayette “onların kalplerini uzlaştıramazdın” diyor. Ne kadar masraf yaparsan yap, ne kadar servet koyarsan koy, uzlaştıramazdın. “Allah kalplerini uzlaştırdı” diyor.  Bütün güç Allah’ın elinde. Şimdi oradaki yöneticiler, ulema, alimler derin imanla olaya bakmaları lazım. Yani siyaset gözüyle bakarlarsa, kavrulurlar. Çünkü siyaset gözüyle baktığında, saf siyaset gözüyle bakarsa iman gözüyle bakmamış oluyor. O zaman bu, Allah’ın zoruna gider. Allah’ın beğenmediği bir şey olur. Allah’ın beğeneceği gibi hareket edilmesi gerekir. Çünkü olayları meydana getiren Allah olduğuna göre, olayları düzeltecek olanda Allah’tır. Yöneticiler, Rabbaniyyun bilgin yöneticiler orada sürekli Allah’la bağlantı içinde olacaklar, derin düşünecekler, en akılcı hareket ne ise onu yapacaklar. Ney en akılcı hareket? Sevgi. Ahir zamanda en büyük silah özellikle ahir zamanda, her zaman öyledir de en büyük silah sevgi. Israrla sevgi. Hiç nefret söylemine yer bırakmamak lazım. İkincisi, Kuran’ın dışına çıkmamak lazım. Allah’ın kitabına yetersiz dersen, Allah’a savaş açmış olursun. Allah “yeterli” diyor, sen yetersiz diyorsun. Allah her şeyi açıkladım diyor, sen hiçbir şey açıklanmamıştır yarımdır diyorsun. Allah’ın Kitabına meydan okuyorsun haşa. Allah’ın Kitabına meydan okursan, Allah’a meydan okumuş olursun haşa. O zaman ben masumum, anlamadım, bilmedim olmaz. Olayın Ledün-i yönünü iyi görmek lazım. Oradaki liderler ikna edilmeyecek adamlar değil. Onların kalpleri de Allah’ın elinde. Mesela o iktidarcı başı mesela konuştukça çok rahat ikna edebilirsin. Baradey’i çok rahat ikna edebilirsin. Amerikan elçisi çok rahat ikna edebilirsin. Ama öfkeyle, Kuran ruhunun dışında yaklaşıldığında insanların basireti bağlanır, ikna edemezsin. Sadece kavga ister adam, kan dökmek ister, olay çıkarmak ister. Allah’ın Kitabına güvenmek lazım. Bir kere Allah’ın Kitabının yeterliliğini kabul edecekler. Allah’ın Kitabı yetersiz dedin mi, Allah bunu hakaret olarak kabul eder, meydan okuma olarak kabul eder. Kuran’ın yeterliliğine inanacak İhvan. Bak en önemli konu bu. İhvan üyesi kardeşlerimiz, Selefi kardeşlerimiz, Kuran’ın yeterliliğine inanacaklar. Bir, Kuran’ını yeterliliğine inanacaklar. İki; çok samimi olacaklar. Üç; çok sevgi dolu olacaklar. Bunu yaparlarsa, bela kalkar üstlerinden. Bunu yapmazlarsa, Hz. Mehdi (a.s) gelinceye kadar bela gitmez, söyleyeyim. Aylarca yıllarca bu bela devam eder. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) yapacağı onlara sevgiyi öğretmek, samimiyeti öğretmek ve Kuran’ın yeterliliğini öğretecek. Ama kendiliklerinden yaparlarsa, bu beladan kurtulurlar, inşaAllah. Sevgi bir kere çok güzel bir şey, zaten nefse hoş geliyor. Kuran’ın yeterli olması, sen daha ne istiyorsun? Bir tane Kitap var, o da yeterli oluyor. Daha ne istiyorsun? Ne güzel sade bir din, kolay bir din, kolay yaşayacağın bir din. Niye çelişki arıyorsun? Sade bir din. Allah diyor ki; “sana Kuran’dan soracağım” diyor  “ahirette.” Sen Kuran’dan ne anladıysan, onu yaptığında sen kurtulacaksın. Bu kadar. Allah’ın sözü var, diyor; Kuran’dan anladığınızı yapın, samimi olarak yapın, sadece Kuran’dan size soracağım, kurtulacaksınız diyor. Daha ne istiyorsun? “Ve birbirinizi sevin” diyor, sevgi zaten zevkli bir şey. Daha ne istiyorsun? Samimi olun diyor. Beni sevin diyor Allah. Ne kadar zevkli, ne güzel, ne hoş. En büyük nimet değil mi Allah’ı sevmek? Tabii. Samimi olmak ne güzel ferahlık, ne hoş. Bunu yapın kurtulacak, kurtulur. Yani formül bu. Karmaşık bir şey yok. Bunun yaptıklarında kurtulurlar diyor. Yani eğer kurtulmazlarsa gelip bana söylesinler. Derhal kurtulurlar. Hemen üstlerindeki bela kalkacak. Kuran yeterli diyecekler, sevgiye ve samimiyete bütün güçleriyle ehemmiyet verecekler konu bu. Bu kadar. Belayı o zaman Allah kaldırır. Egemen güçlere sahip olanda, Allah’tır. Yani illümünatiye de hakim olan Allah’tır, masonluğa hakim olanda Allah’tır.  tapınak şövalyelerine hakim olanda Allah’tır, gülhaç teşkilatına da, derin dünya devletine hakim olanda Allah’tır. Amerikan derin devletine, Rus derin devletine hakim olanda Allah’tır. Gariban, zavallı insanlardan oluşuyor bu insanlar. Çok kolaydır, biranda dönerler. Sadece bu yapılacak. Kuran’ın yeterliliğine inanılacak, samimi olunacak ve coşkun bir sevgiyle Allah’ı sevecekler, o kadar. Allah’ın Kitabı’nın yeterliliği kabul edilmezse, samimiyet kabul edilmezse, Allah’ı aşkla sevme kabul edilmezse, devam eder. Eğer çok samimi olurlarsa, Allah’ı aşkla severlerse zaten Hz. Mehdi (a.s)’ı bulurlar. Sevgisizlikten Hz. Mehdi (a.s)’ı bulamıyorlar. Samimiyetsizlikten Hz. Mehdi (a.s)’ı bulamıyorlar. Çünkü nasıl Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i adamlar niye göremedi? Samimi değillerdi, sevgisizdiler. Sevenler nasıl buldu? Samimi olanlar nasıl buldu? Bakar bakmaz hemen Peygamber diyorlar, bakar bakmaz.  Mesela Hristiyan Rahipler geliyor bakıyor yüzüne; “mümkün değil bu yalancı olamaz” diyor. Bak ters mantıktan gidiyor bir kısmı. Yüzüne bakıyor diyor ki; “çok temiz yüzün, çok nurlu, yalancı diyorlar ama mümkün değil yalan söylemez, doğru bir insan bu” diyor. “Doğru olduğuna göre Peygamber o zaman” diyor. Dedikleri bu. Yani “yalana ait hiçbir ifade yok yüzünde” diyor. Çünkü nur gibi yüzü ve çok efendi, bayağı dürüst. Çünkü yalancının gözü bir oynar, bir şeyler olur, yüzünde bir karalık olur, bir şey olur. Alabildiğine dürüst. Binlerce kişi, sırf Peygamberimiz (s.a.v)’in yüzüne bakıp iman etmiştir. Bakıyorlar, “mümkün değil, kesinlikle” diyorlar. Yani o kadar efendi,  o kadar dürüst ki yüzündeki ifade. Çocuk masumluğu var, kesin Peygamber diyorlar. Dediğinin yalan olması imkansız, inşaAllah. Zaten adı Muhammed-ül Emin’di Peygamberimiz (s.a.v)’in. Emin olan kişi. Asla ömründe hiç yalan söylememiş, söylemiyor yalan. Ne kadar mecbur olursa olsun söylemiyor. İllaki dürüst doğru konuşuyor.           

Mesela bak bu bir Alevi türküsü. Bağnaz bir Sünni’ye sıkıysa sen bunu dinlet. Kardeşim ne kadar güzel. Bağnazlığa ne gerek var kardeşim? Vahşiliğe ne gerek var? Ne kadar güzeldir Alevi türküleri, ne kadar iç açıcıdır. Bağnazca bir kafayla dinlemek istemiyor. Baştan sona nur sözler. Aşkla söylenmiş, Allah aşkıyla söylenmiş. Sazın güzelliğine bak, sözün güzelliğine bak. Kalbi ferahlatır, insanın içini açar. Ne güzel. Bağnazlık çok korkunç. İşte Kuran’ın yeterliliğine inanırsan, bağnazlık gidiyor, bela gider. Bütün mesele Kuran’ın yeterliliğine inanmakta.

“Mısır’daki yöneticilerin akılcı yaklaşıp, en büyük silah olan sevgiyi kullanmaları gerekiyor, Kuran’a tam uymaları gerekiyor.”

Mehmet Erdoğan diye biri Twitter’da cevap yazmış: “Neyi kullanıyor, ellerinde Kuran’lar, dillerinde dualar. Daha ne yapsınlar?”

İşte bak şeytan buradan vuruyor. Hz. Ali (r.a)’ı katledenler, tekbir getirerek katlettiler. Hz. Hasan (r.a)’ı, Hz. Hüseyin (r.a)’ı katledenler, tekbir getirerek katlettiler. Hz. Ömer (r.a)’ı şehit edenler, Hz. Osman (r.a)’ı şehit edenler, salavatlarla, Allah’ı anarak şehit ettiler. Kuran’ın yeterliliğini sen kabul ettiğinde, Alevi’yi de seversin, Şii’yi de seversin, Vahabi’yi de seversin, hepsini can bilirsin. Sorun var. Sorun var. Başı açık hanımları, baş tacı edersin. Dekolte giyinen hanımlara saygı duyarsın, çok seversin. Rahatsız etmezsin. İhvan candır. Tertemiz insan. Ben, en çok destekleyen benim bir kere Mehmet. Sen uyuyorsun, uyuyorsun. Sen evde horlayarak uyurken, ben var gücümle İhvan’ı destekliyorum. Elinde Kuran olması yeterli değil. Cemel Vakası’nda, Kuran’ları mızraklara taktılar. Yobazlar saldırırken, azgınca saldırırken Kuran adına, Allah adına saldırıyorlar. Başı açık hanımlara olmadık laf ediyorlar. Onun için İhvan’a söyledim, “başı açık hanımları çıkarın, onlara saygınızı sevginizi gösterin” diye. Ama tek bir kare olmuş. Yani tek bir film koymuşlar. Genç kızlar var, köfteler coşkuyla bağırıyorlar falan yeterli değil. Daha çok olması lazım. Daha çok olması lazım. Mesela kadınlara özel hürmet gösterilmesi lazım. Özel saygı gösterilmesi lazım. Özel korunmaları gerekir. Çok büyük nimettir kadınlar. Yani dünyadaki cismani, ruhani –cismani, ruhani birleşik olarak- en büyük nimet kadındır. Başka üstüne yok. Ellerinde Kuran var. Kuran’ı aldığında eline ne yapacak? Kuran’ın dışına çıkmayacak. Kuran’ı yeterli görecek. Kuran’ı yeterli görmüyorlar. Türkiye’de de görmüyorlar. Suudi Arabistan’da da görmüyorlar. Birçok yerde görmüyorlar. Kuran artı bin tane kitapları var. Kuran, nerede Kuran? Kuran’a uyuyor mu adam? “Kuran’a uyuyorum” diyor. Kuran’a uymuyorsun ki sen. Kuran’a uyman için yaptığın uygulamanın Kuran’da olması lazım. Kuran’ın dışında hüküm veriyorsun. Senin Kuran dışında bir kitabın daha var. Ona uyuyorsun. Kuran’ ı yardımcı kitap olarak görüyor onlar. Yani bir ek kitap gibi. Ana kitapları kendilerinde. Onun için Mehmet yanlış konuşmuş. “Dillerinde dua var.” Ama şirk koşarsan o dua kabul olmaz ki. Kuran’a uyacaksın. Dönemiyorlar. Dönebilseler, kurtulacaklar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün akşam saatlerinde Taksim İstiklal Caddesi’nin girişinde TOMA’ları protesto eden bir grup birbirlerine su sıkarak, su savaşı eylemi yaptı. Polis bir süre sonra eylemcilerin dağılmalarını istedi. Direnenlere polis tazyikli su sıkarak müdahale etti. Kaçan eylemcileri polis ara sokaklara kadar kovaladı ve gaz bombası kullandı. Polisin ikinci müdahalesinde de gaz bombasının yanı sıra bu kez plastik mermi de kullanıldı. Taksim’e giriş çıkışlar kapatıldı polis tarafından. Gezi Parkı’nın halka açılmasını isteyen gruptakiler polisin burada bulunmasının hukuksuz olduğunu söyledi. tazyikli su ve gazlı müdahaleden orada bulunan CHP’li Gürsel Tekin de etkilendi. Elli beş kişi de gözaltına alındı.

ADNAN OKTAR: Gelsinler bir şey değil de, fakat halk gidemiyor onların zorundan. Korkuyor halk, çekiniyorlar, tedirgin oluyor millet. Eski tadı kalmadı Taksim’in, kimse gitmiyor. Millet olay çıkacak, bela çıkacak diye çok tehlikeli bir yer olarak biliniyor şu an Taksim. Millet can kaygısından, eskiden herkes akşam oldu mu gezmeye Taksim’e giderlerdi. Hoşuna giderdi insanların, oralarda gezerlerdi. Şimdi can pazarı yaşanıyor, gidemiyor insanlar. Bu güzel bir şey değil ki. Bu kötü. “Ne var bunda gösteride?” Kardeşim gösterini yap. Taksim özgür olsun. Rahat olsun. İnsanlar korkmasın. Çocuklar, genç kızlar, kadınlar hiç biri gidemiyor Taksim’e. Aileler çocuklarını göndermiyorlar. Bu iyi bir şey mi?

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu, Mısır’daki olayları yorumlarken, inanç özgürlüğünün altını şöyle çizdi: “Kimsenin inancına müdahale etme, inancıyla ilgili yorum yapma hakkımız yoktur. İslam coğrafyasının bu gerçeği bilmesi lazım. Özgürlüğü ve demokrasiyi her siyasetçi kendi ülkesinde derinleştirmek zorundadır. Bunun olmazsa olmazlarından birisi, laikliktir. Herkesin inanç güvencesinin temelinde seküler sistem yatar” dedi.

ADNAN OKTAR: Yalnız sekülerin de tabii ne anlama geleceği belli değil. Seküler lastiklenecek bir söz. Seküler değil de, vicdan özgürlüğü, din özgürlüğü vardır. Yani seküler, ona isim vermek doğru değil. Çünkü seküler, “dinsiz” anlamına da geliyor. Öyle olmaz. Din var tabii ki. Din olacak ama özgür. İsteyen istediği dini, istediği gibi yaşar, karışmasın. Konu bu. Ama tabii özgürlük, demokrasi çok hayatidir. Yani olmazsa olmazlardır. Laikliği de doğru yorumlamak lazım. Kuran’da laiklik tam anlamıyla var. Kuran’da tarif edilen laikliğin uygulanması lazım. Yani herkesin inancında alabildiğine özgür olması. Hiç kimsenin inancına karışmamak. Dinsizin de inancına karışamazsın, dindarın da, masonun da, komünistin de, şunun da, bunun da. Hepsi birinci sınıf vatandaştır. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizin de söylediğiniz gibi Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez, Türkiye’nin yeni genç nesline diyanet olarak ulaşamadıklarını itiraf etti yaptığı konuşmada. “Biz henüz Diyanet İşleri Başkanlığı olarak, bu ülkenin genç kuşaklarına ulaşabilecek, onların gönül dünyasından yakalayabilecek bir dil bulamadık. Bizim ilmimiz, irfanımız yeni genç nesli kuşatamıyor. Biz Muhammed (s.a.v)’in, Kuran’ın, Allah’ın sevgisini gençlerin kalplerine yerleştiremezsek, güzel ahlakın temel öğretilerini öğretemezsek, bizde vebal kalır” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok hayati bu sözü, bunu çok iyi gündem yapalım.“Biz ulaşamadık” diyor. Peki, ulaşabilene o zaman destek olun. İnsan bir şey yapamıyorsa onu halleden, onu yapabilen, onu başarabilen kim varsa, onu desteklersin. O zaman bizi destekleyin. Madem yapamıyor. Doğru güzel, samimi bir üslup olmuş, iyi olmuş. “Dilini yakalayamıyoruz” diyor. Hakikaten yakalayamazlar, mümkün değil. Ama biz nasıl yakalıyoruz, nasıl anlatıyoruz, nasıl etkili oluyoruz, görülüyor bu. O zaman bütün gücünüzle bizi desteklemeniz gerekir.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Bahçeli Mısır’la ilgili bir açıklama yaptı; “Başbakan Erdoğan ve uluslararası toplum darbeyi net ifadelerle kınamalıdır. Ayrıca Sayın Başbakan sonu Mursi gibi olmakla mı tehdit edilmektedir? Mısır’da Firavun tekrar dirilmiştir. Bir an evvel bu kargaşanın bitip, yeniden demokrasinin işler hale gelmesi gerekmektedir” dedi.

ADNAN OKTAR: Sayın Bahçeli daima delikanlıca, arslan gibi böyle kükremiştir. Şimdi de delikanlıca, arslan gibi, samimi bir üslupla konuşmuş. Tebrik ediyoruz, çok güzel.

Evet, Didem hocam.

DİDEM ÜRER: Amerikan Başkanı Barack Obama; “Mısır’da herhangi bir siyasi partiyi ya da grubu desteklemediklerini tekrar” söyleyerek, yeni bir açıklama yaptı. Açıklamada; “Mısır’da geçiş döneminde Amerika’nın belli siyasi parti ya da grupları yönlendirdiği yönünde yanlış iddiaların ortaya atıldığını ifade edildi. Bu iddiaları kesin bir şekilde reddedildiği” belirtti.

ADNAN OKTAR: Tamam ne diyor? Darbecileri desteklemiyorum mu diyor?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Öyle olması lazım. Darbe mantığı o kadar ilkel, o kadar kaba ki. Çok kro bir hareket, çok ilkel ve sırf Ortadoğu ülkelerine mahsus bir hareket. Mesela Amerika’da böyle bir şey olmaz. İsveç’te, Norveç’te kaliteli ülkelerde böyle bir şey olmaz, Hollanda’da tahayyül dahi edilmez. Böyle kro buldukları, cahil buldukları insanlara, böyle cahil insanlar böyle bir uygulama yapıyorlar,  kendi kafalarınca. Süslenmiş püslenmiş böyle bayrama giden sünnet çocuğu gibi, şapkayı yandan eğdirmiş, orasına burasına süsler takmış, yani süper yakışıklı olduğu kanaatinde, büyük bir icraat yaptığı kanaatinde. Bir kere Ortadoğu’nun ilkelliğidir bu. Küçük düşürücü bir şey bu, Ortadoğu’ya has bir ilkelliktir bu, darbe yapmak. Ve darbeyi de makul görmek. Böyle kepazelikler, sırf Asya’ya ve Ortadoğu’ya mahsus bir kir olarak kendini gösteriyor. Bu ilkelliği bir kere Ortadoğu hiçbir şekilde kabul etmemesi lazım. Danimarka’da, Norveç’te hiçbir şekilde tahayyül bile edilemez darbe yapması. İsveç’te adamlar tahayyül bile edemez.

DİDEM ÜRER: Enfal Suresi 45. ayeti okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım “Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız.” Müslümanlar bir toplulukla karşılaştıkları zaman imanlarını kuvvetli tutmaları ve sürekli Allah’ı anmaları gerekiyor ki, Allah onlara başarıya erişmenin ve kurtuluşa erişmenin yolunun bu olduğunu gösteriyor. Ve yine Enfal Suresi 46. ayette Rabbimiz; “Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” Yani Müslümanların üzerine düşen görev, Allah’a ve Resûlü'ne uymak, Kuran’ı uygulamak ve hiçbir şekilde ayrılığa düşmemek, bir olmak, birbirleriyle birlikte dostluk içinde yaşamak, İslam Birliği’ni biran önce kurmak. Yoksa aksinde Allah ne diyor; “Çözülürsünüz, yılgınlaşırsınız ve gücünüz gider” diyor. Demek ki, güçlü olabilmeleri için, manevi güçlerini de sağlamlaştırabilmeleri için, Müslümanların Allah’ın izniyle birlik olması gerekiyor.

Bugünkü yayınımız burada sona eriyor, yarın tekrar görüşeceğiz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü