Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (8 Temmuz 2013; 11:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Canım ruhum bir tanemin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, muhterem Hocam buyurun sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır’da Mursi’ye destek veren çok büyük bir kalabalık Cumhurbaşkanlığı muhafız binası önünde toplanmıştı. Gruba polis ve asker tarafından gerçek mermi kullanılarak müdahale edildi. Namaz kılan vatandaşların üzerine de ateş açıldı. Birçok şahit keskin nişancılar tarafından direk insanların kafalarına hedef alındığını söyledi. Şu ana kadar yapılan açıklamalara göre elliden fazla şehit vardı. İkisi bebek beşi çocuk olmak üzere ve bine yakın yaralı olduğu söyleniyor. Hastanelere sağlık malzemesi götürülmesine de izin vermiyorlarmış. Çok sayıda kadın ve çocuğun bulunduğu caminin de etrafını sarmıştı ordu. Oraya da ne yapılacağını bilmiyorlardı en son.

ADNAN OKTAR: Mısır’da böyle bir olay olabilir mi? Bir acayiplik var, inanılır gibi değil, çok acayip.

DİDEM ÜRER: Bazı aşiretler, askerde olan çocuklarını geri çağırdılar. “Artık ordunun bir vasfı yok. Askerde kalmayın” diye. Çünkü yine halkın çocuklarından oluşuyor olması gerekiyor. Bazı aşiretler böyle bir çağrı yaptılar.

ADNAN OKTAR: Böyle bir ordu olur mu? Nasıl orduymuş, çok acayip.

DİDEM ÜRER: Hocam, basının bulunduğu otellerin önünü de baltacılar tutuyorlarmış hepsini. Türk Büyük Eşçiliği de basına “sokağa çıkmayın” diye uyarıda bulundu. O yüzden de basının da görüntü almasını engelliyorlarmış bu şekilde. Bütün otellerin önünde baltacılar varmış.

ADNAN OKTAR: Baltacı. Nedir bunlar?

DİDEM ÜRER: Bunlar, Mursi karşıtlarından darbeye destek veren, genelde işte baltayla palayla duran bir ekip. Saldırıyorlar normal halkın üzerine. Mübarek zamanından kalan. 250 bin kişilik bir saldırı birimi, Mübarek zamanından kalan. Dediğiniz gibi derin devlet çetesi tarzında.

ADNAN OKTAR: 250 bin kişilik? Atıyorlardır, en fazla üç beş bindir.

DİDEM ÜRER: Camiye sığınan kadınlardan da herhangi bir şekilde dışarıya çıkmak isteyen olduğunda ateş açılıyormuş, o yüzden camiden dışarı çıkamıyorlar hiç biri.

ADNAN OKTAR: Peki Mısır Büyük Eşçiliği burada bilgilendirme yapıyor mu halka? Nasıl oluyor? Mısır’ın kendi elçiliği?

DİDEM ÜRER: Onlardan bir bilgi yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kendi Büyük Elçiliği “darbe değil” demişti en son konuşmasında Hocam.

ADNAN OKTAR: Peki bu olayları nasıl açıklıyorlar, adam öldürme olayını Müslümanları?

DİDEM ÜRER: Onunla ilgili açılama yapmadı, Allahualem.

ADNAN OKTAR: Tam ahir zaman. Yani Mehdiyet’in bu kilitlenmeyi çözeceğini Allah gösteriyor. Çünkü bir kilitlenme var. Tam anlamıyla bir kilitlenme var. Çünkü bir tarafta Müslüman imanlı insanlar var, bir tarafta da yine iman eden ama bağnazlıktan çekinen insanlar var. Her iki tarafı birleştirecek olan; Hz. Mehdi (a.s)’dır. Çünkü Mehdiyet modern, sevecen, huzurlu, güzel bir İslam anlayışını ortaya koyuyor. O zaman, muhaliflere soruyorsun, ne diyorsunuz; “çok güze diyor “gayet güzel.” Müslüman’a soruyorsun, iman edenlere; onlar da “çok güzel” diyor. Mehdiyet, her iki tarafın mutlu olacağı sistemi ortaya koyandır ve inançtır.

Namaz kılanlara ateş ediliyor. Orada açıklanacak gibi bir şey yok. Namaz kılmayı niye kolluyorlar? Yani namaz kılınırken niye, neden? Mesela normal dururken belki saldırabilir ordu yahut yürüyüş halinde saldırabilir-ki, o da çok anormal zaten. Her halükarda zulüm. Ama namazda özellikle secde anını seçerek. Çünkü secde de insanların bütün savunması kalkmış oluyor. Secde anını seçerek makineli tüfek atışı yapılması nasıl bir mantıktır? Ben bunu anlamıyorum. Genelkurmay Başkanı dindar bir adam açıklamasına göre. Askerler de dindar. Dindar bu işi nasıl yapıyor? Deccalin bu kadar ikna kabiliyeti olması, bu kadar büyü yapması bir mucize ve çok şaşırtıcı.

Mısırlı kardeşlerimizin bir an önce Mehdiyet’i ortaya koymaları, Mehdiyet’i aramaları çok önemli. “Mısır’ı kurtarmak” Mısır’ı kurtarsan ne olur? Suriye’yi kurtarsan ne olur? Filistin’i kurtarsan. Her yeri kurtarmaktan bahsediyorlar ama ayrı ayrı. Mesela diyor ki; “ben Filistin’i kurtarmanın peşindeyim.” Mısır? “Mısır beni ilgilendirmez” diyor, “Filistin’i kurtaracağım” diyor. Mısır’ı soruyoruz “ne amacın?” “Ben Mısır’ı kurtaracağım” diyor. Öyle bir şey olmaz. Müslümanlar bütündür. Böyle bir egoistliği Allah kabul etmez. Kuran ayetleri bütün Müslümanları kapsayan bir üslup. Kuran’daki üslup bu şekilde. “Ey müminler” dediğinde Allah, bütün dünya Müslümanlarına hitap ediyor. Sünnilere, Şiilere, Vahabilere hitap etmiyor, hepsine. Mesela Mursi taraftarları diyor ki; “biz seçimle geldik.” Evet, doğru haklısınız. “İman ediyoruz, İslam’ın gereğini yapmak istiyoruz.” O da çok doğru haklı. Ama karşı tarafa bakıyoruz onlar da diyorlar mı demiyorlar mı bilmiyorum, onların da o kadar modernliğe meraklı olduğunu zannetmiyorum da, hayalen düşünüyorum- modern bir Mısır düşündüklerini düşünelim ki muhtemelen alt yapıda var gibi görünüyor. Mehdiyet bunu halledeceğine göre, herkes ayrı ayrı liderler oluşturup birbiriyle bağlantısız, güçsüz zayıf bir İslamlık anlayışı çıkaracaklarına, herkesin birbiriyle bağlantılı tek bir Mehdiyet anlayışıyla konuyu halledebilirler. Çünkü bakın, Mısır’da saldırı oluyor, Mısır halkının Sünnileri orada muhatap olmuş oluyor saldırıya. Mesela Şiilerle alakası olmamış oluyor. Halbuki bir Müslüman’a saldırı olduğunda hem Şii, hem Vahabi herkese saldırı olmuş oluyor. Ve ortak karşılık verilmesi lazım zaten. Türkiye, Kısır, Fas, Tunus, Cezayir hepsinin ortak kararla karşılık vermesi lazım. Karşılık vermek derken tabii kafasını gözünü yarmak değil de, buna karşı olmak. Karşı olursan sen zaten topluca, adamın gücü yetmez buna. Yani bütün dünya Müslümanları ittifakla mesela “Mısır’daki bu olaya biz karşıyız” deseler konu biter. Ama bakıyorsun İslam Birliği toplanıyor başka kararlar alıyor. Mesela Suudi Arabistan başka karar alıyor. Her ülkenin fikri ayrı oluyor. Katar ayrı bir şey düşünüyor, değil mi? Değişik değişik, otak tek bir karar alınamıyor. Ortak tek karar için, Mehdiyet’e muhtaç Müslüman alemi. Mehdiyet’e direnildiğinde, Allah böyle murat ettiği için, Mehdiyet’i murat ettiği için, çok büyük felaket getirebilir İslam alemine. Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ın hakim olmasını istiyor, bu. İttihad-ı İslam’ın olmasını istiyor ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zuhur etmesini istiyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur etmesini istiyor. Buna lakayt kaldığında Müslümanlar bütün yeryüzü fesada döner, cehenneme döner ortalık. Kabul ettiklerinde, hemen ortalık yatışır, hemen sükunet oluşur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır’da darbeden sonra insanlar kitleler halinde öldürülmeye başlayınca, Sisi’ye bağlı askerle arasında da b.r çözülme başladı. Sisi’nin emrindeki askerlerle düne kadar göstericilerin karşısında olan polis ve askerler, Mursi yandaşlarının safın katılarak beraber namaz kılmışlar. İhvan hakkındaki edilen duaya el açarak amin demişler. Görüntüleri de vardı eğer uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Aslında kurtuluş o kadar kolay ki. Hepsi tek bir baş altında toplanmalar gerekiyor, Allah’ın emri bu. Tek bir baş altında toplanılırsa, zaten konu o gün biter, mesele hallolur. İkincisi, bağnazlık hakikaten çok kötü, yaşanmaz öyle bir dünyada çok korkunç. Bağnazlığı dayatmanın bir alemi yok. Dehşet verici bağnazlık. Dünya güzel, Allah güzel olsun diyor dünyayı. Cennet güzel. Cennetten Allah model gösteriyor. Hz. Süleyman (a.s)’dan model gösteriyor. Dünyanın çok güzel olması lazım, Müslüman’ın güzel, bakımlı ve temiz olması lazım. Bakımlı kaliteli olması lazım. Resim, müzik, heykel her türlü sanat İslam’da, en mükemmel şekilde uygulanması lazım. Güzel kıyafetler, güzel arabalar, güzel evler, güzel yiyecekler, güzel insanlar, güzel sözler, güzel ahlak, güzel sevgi her yeri kaplaması lazım. İslam eşittir dehşet, savaş, kargaşa gibi düşünülürse bu olmaz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakan Erdoğan Mısır hakkında konuştu; “Mısır Türkiye’nin özbeöz kardeşidir. Başkenti İstanbul’un öz kardeşidir. Bizim kutsal kitabımız Mekke’de nazil olmuştur, Kahire’de okunmuş, İstanbul’da yazılmıştır. Bu üç şehir, ortak medeniyetimizin üç otak yıldız şehridir. Biz Mısır’ın tamamını bir ve beraber görüyoruz. Tamamını Kardeşlerimiz olarak kucaklıyoruz” dedi.

ADNNA OKTAR: Tabii ki Müslümanlar birbirini severler, o bilinen bir şey zaten. Tayyip Hocam’ın da bunu vurgulaması çok güzel. Ama Ortadoğu’nun en modern ülkesi Türkiye’dir ama yeteri kadar modern değil hakikaten. Yeteri kadar kaliteye önem verilmiyor. Sanata, estetiğe o kadar önem verilmiyor. Son zamanlarda bunun farkına vardı hükümet. Türkiye araya girsin Mısır konusunda. Şimdi bu adamlara “siz darbecisiniz demekle bir şey elde edemeyiz, onları kendimize çekecek bir yönümüz olmaz. “Ne istiyorsunuz” yani özetle. Desinler ki, “arkadaş biz sanat bilim istiyoruz, sükunet istiyoruz. Mesela bağnazlık istemiyoruz” diye söylesinler. Bunlar sağlanır. Yani karşı tarafla iki tarafın arasında bir şey var, şiddetli gerilim var şu an. Bu kavga ruhunda, Allah esirgesin öyle bir şey olur ki, önce kendini tutar adam, “canım kardeşim, ben seni çok seviyorum yapma etme” falan der. Adam yine devam eder, yine “canım kardeşim” der, sonra sille tokat ağzını burnunu darmadağın eder, altını üstüne getirir ortalığın. Yani sinirleri def gibi gerilir ortalığı birbirine katar. Şimdi hava oraya doğru gidiyor. Sonuna kadar sabırlı olup şefkatli merhametli olmak lazım. “Vay sen bana böyle yaptın” diye hani Cüneyt Arkın’ın filmlerindeki gibi darmadağın etmeye kalkarsa, karşı taraf da cinnet geçirir, panik olur, can havliyle muazzam bir atağa geçer, bu sefer Allah esirgesin 90 milyonluk Mısır 9 milyona iner. Allah vermesin yani kırar-geçirir millet birbirini. Onun için araya Türkiye ve Amerika girsin. İsrail karşıtlığını, Hıristiyan karşıtlığını bıraksınlar. Şefkatli olsunlar. Allah’a inanan iki tane din, tahrif edilmiş olabilir ama ne güzel, bak Hz. İsa (a.s)’dan vazgeçmemişler. 2000 yıldan beri Hz. İsa (a.s)’dan vazgeçmemişler. 4000 yıldan beri Hz. Musa (a.s)’dan vazgeçmemişler. Sadakat gösteriyorlar peygambere. Cezalandırılması mı gerekiyor, takdir edilmesi mi gerekiyor? Takdir edilecek bir durum. Ama gönlümüz ister ki, inşaAllah Muhammedi Hıristiyan, Muhammedi Musevi olsunlar. Ama nefret edilecek bir yön yok orada. Kızılıp öfkelenecek bir yön yok. Allah, Ehl-i Kitap’ın var olduğunu söylüyor. Ehl-i Kitap’ı yaratan da Allah. Tarafları buraya çağıralım, Türkiye’ye çağıralım. Asgari müşterekte ortalığı yatıştıralım. Mursi yine Başbakan da olabilir ama muhalefetten de hükümete girsinler. Hatta Baradey de; mesela Mursi Başbakan olsun, Baradey de Başbakan yardımcısı olsun. Ne olacak kardeş yani. O Cumhurbaşkanı olsun, o da yardımcısı yahut Baradey Başbakan olsun. Bir şey olmaz, ne olacak, asgari müşterekte ittifak var. Bakanlar yine ihvandan olsun. Mesela yüzde ellisi, yüzde atmışı ihvandan olsun, geri kalan Bakanlar da o karşı görüşteki arkadaşlardan olsun. Zaten İslam’a Kuran’a zıt ne yapabilecekler, ne çıkar? Sakince Mısır’ı yatıştıracak bir faaliyet yapsınlar. Bu hükümetten de bir şey çıkmaz yalnız bu söylediğim hükümetten. Yine bir şey yapamazlar. Orada bir koleps oluşmuş yani koma hali var şu an, hiç biri kurtaramaz. Mehdiyet’in dışında kurtuluşu olmaz oranın. Ölümle hayat arasında yaşarlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye’nin görüşmeleri devam ettirdiği söyleniyor, özellikle Hakan Fidan’ın yoğun olarak bağlantı halinde olduğu söyleniyor. Bir de dün Amerika’dan Mısır ordusu diplomatik çözüm için yardım istemiş, oluşturun demiş ama Amerika, Allahualem herhangi bir yol göstermemiş.

ADNAN OKTAR: Bir kere Selefi kardeşlerimiz bir sakin olsunlar. Olan Müslümanlara olur, olan Mısır’a olur, yerle bir olur. Yani zaten sefil perişan ayakta duramıyor Mısır’ın binaları. Olanlar da yerle bir olur. Orduya da yazık olur, herkese yazık olur. Hakan Fidan Hocam’a helal olsun. Amerika’nın istihbaratı da gelsin, bu istihbaratın kimse başı, Hakan Hocam da devreye girsin. Aslında istihbarat iyi halleder bu işleri. Sesiz el altından halledilmesi lazım. Genelkurmay Başkanıyla da konuşsunlar. Hırs yapmaya da gerek yok. Bakın, hiçbir hükümet kurtaramaz orayı. Orada deneme yapmaya gerek yok. Zihniyet orada yanlış. Mehdiyet zihniyeti olmadıktan sonra, Mehdiyet coşkusu olmadıktan sonra, bu komaya girmiş hastayı ayağa kaldırmak mümkün değil. Ancak Mehdiyet’le olur. Bu konuda da hiç direnmesinler. İnsan yetiştirmek çok önemli. İlla benim dediğim değil, illa benim kafam değil, elastiki düşünmek, samimi düşünmek lazım. Avrupa, Selefilerin yahut İhvan-ı Müslim’in tarif ettiği bir modeli kabul etmez, yani olmaz. Onda, çünkü sanat kabul edilmez, heykel yok, resim yok, müzik yok hayat bambaşka. İçine kapalı bir hayat var. O Mısır’ı yine öldürür. O felsefe, o ruhla Afganistan’dan farkı olmaz Mısır’ın. Halbuki, Kuran ruhu, Mehdiyet ruhuyla Mısır yönetilmiş olsa, Mısır cennet gibi olur, böyle tarihte görülmemiş şekilde güzel olur. Kahire böyle yemyeşil olur.

Münevver Ayıldız. Münevver, her şey şu an Mehdiyet çevresinde dönüyor. Mısır’daki olaylar, Mehdiyet’le ilgilidir. Dünya Mehdiyet’e göre dizayn ediliyor. Bush o zaman açık açık söyledi. “Irak’taki Mesih’le ilgili buradaki operasyon” dedi. “Mesih’in gelişiyle ilgili” dedi. Dünya liderleri açık açık söylüyor, hadiste bu şekilde geçiyor, Allah bunun böyle olduğunu size hissettiriyor, daha hala direniyorsunuz.

EBRU ALTAN: Reagan zamanın da bile “ahir zamandayız” diye açıklamıştı.

ADNAN OKTAR: Tabii açık açık söyledi, “ahir amandayız” dedi.

Masumların hakkını koruyan bir üslup içinde olmak, her insanın görevidir. Dindar dinsiz fark etmez, herkesi koruması lazım.

“Aslan Hocam, çok şükür ki artık adınızı duymayan, benimsemeyen, ne amaçla, neyi amaçladığını öğrenmeyen kalmadı. Rabbim razı olsun sizden ve sizin yolunuzu izleyip gösterenlerden. Konya’dan muhabbet olsun, inşaAllah. Duanızı eksik etmeyin canım Hocam” diyor, Agah Efendi.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, gençleri yetiştirme konusunda hata yaptıklarını itiraf eden şöyle bir değerlendirmede bulundu: “Biz genç yaşta bir çağ kapatıp, bir aydınlık çağ açan Fatihlerin torunlarıyız. Bize düşen görev ne? Yavrularımızı iyi yetiştireceğiz, geleceğe iyi hazırlayacağız. Biz bu gençliğe geleneklerini öğretemedik, geleneklerini kazandıramadık. Burada hatamız var. Geleneğini bilmeyen genç, geleceğini bulamaz. Sıkıntı burada. Bunu başarmamız lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Gelenekten kasıt, dini kastediyor. İmanlı bir nesil yani, iman mucizelerini anlatamadık, Kuran mucizelerini anlatamadık, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatamadık. Gelenekten kasıt, bütün manevi değerler. Kurani, imani olan eğitim, “bunu yapamadık” diyor, Diyanet İşleri Başkanı da aynısını söylüyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da Selefi görüşlü Nur Partisi; “Mursi ve Müslüman Kardeşler hareketinin dışlamadan ortak bir yol haritası hazırlamak için çalışma başlattığını” duyurdu. Ve “partiler arasında uyum sağlanması için taraflarla görüşmeye başlayacağını” açıkladı. “Her ne olursa olsun, hürriyet ve adalet partisi sürecin dışına itilmemelidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Hepsi ittifak etsin ayıracak bir şey yok ki. Selefiler de, İhvan da karşı taraf da yani adamların haklı sözleri olabilir. Ama ekonomiyi yani, diğer yönleri, hiçbiri kurtaramaz, onu söyleyeyim. Fakat birlikte, kardeşçe gayret etsinler. Bu şekilde yuvarlanarak gider Mısır, yani başka bir şey olmaz. Ciddi bir kurtuluş ancak, Hz. Mehdi (a.s)’ladır, Mehdiyet’ledir. Bunun dışında bu ve buna benzer inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Başbakanımızın videosu varmış.

VTR-Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocam siz “İhvan’a Hristiyanlar’ı siz koruyun” demiştiniz. Geçen akşam yapılan gösterilerde zarar görmesin diye kendi yolları üstündeki bütün Kiliseleri İhvan’daki gençler koruma altına almış.

ADNAN OKTAR: Aferin, çok güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam Diyanet İşleri Başkan’ının videosu hazırmış.

ADNAN OKTAR: Aynı Başbakanımızın da sözü şu “iman hakikatlerine, Kuran mucizelerine ehemmiyet veren bir politika izlemedik” diyorlar. Evet, bakalım.

VTR-Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez

ADNAN OKTAR: Bakın ne kadar hayati bir konu. Gençlik, imanı yönden güçlü olarak eğitilmezse, gelecek nesiller açısından çok büyük felaket kapıda demektir.

“Siz çok güzel ifade ediyorsunuz. Sitemim ve içimde biriktirdiğim hüzünler size değil. Anlayış ve tahammül hepimize gerek.” Güzel diyorsun, maşaAllah. Güzel konuşmuşsun. Ama hüzne gerek yok. Hüzne gerek yok her şey akılla, imanla, samimiyetle halledilir.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

AYLİN KOCAMAN: Dünya güzeli Jolina ile yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Jolina şeker, bal ve kaymaktan oluşuyor. Dünyalar tatlısı, huyu çok güzel. Ama çok tanınan bir insan. Çok sevilen bir insan. Son derece zeki, insancıl, konuşkan, sempatik. Öyle kıskanması yok. İnsanlara karşı hep sevgiyle şefkatle bakıyor. O benim canım, misafirimiz. İnşaAllah, güzel hatıralarla gidecek. İstanbul’u sevmiş mi? Bizleri sevmiş mi bir sor bakayım.

MRS. JOLİNA: “Öncelikle” diyor, “beni buraya davet ettiğiniz ve yayında yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. İlk gördüğüm andan itibaren İstanbul’a aşık oldum, umarım çok sık gelirim” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, neler dikkatini çekti İstanbul’da?

MRS. JOLİNA: “Her tarafın yeşil olması, çiçekler, ağaçlar çok hoşuma gitti” diyor. “Deniz çok hoşuma gitti” diyor. “İnsanlar çok yardımseverler, yakın, cana yakınlar” diyor.

ADNAN OKTAR: Canım benim canım, bir tanem benim.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mursi’nin Gazze politikası nedeniyle yargılanabileceği belirtildi. BBC’ye konuşan Mısırlı General Ayman Salama “Mursi’nin ülke güvenliğini tehlikeye atan bir politika izlediğini Hamas’ın işbirlikçisi olduğunu ve bunun için yargılanabileceğini” belirtti. Salama “ordunun birçok kez Mursi’nin tüm Gazze tünellerini kapatması yönünde uyarıda bulunduğunu ama onun her defasında ablukanın kaldırılması gerektiği ve Gazzeliler’in yardıma ihtiyacı olduğunu söylediğini” ifade etti.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi eğer buradan olaya yaklaşırlarsa, çok çok çok ayıp yaparlar. Yani en yanlış, en hatalı giriş şekli olmuş oluyor. Çünkü biz zaten İsrail’i sevdirmeye, İsrail’le olan gerilimi kırmaya çalışıyoruz. Şimdi öyle bir üslup olmuş ki sanki ana konu İsrail’in her hangi bir şekilde politik yönden rahatsız edilmemesi. Dolayısıyla her hangi bir yönden, politik yönden rahatsız ettiği için bu insanın hakkında böyle infaz kararı verildiği, uluslararası bir komplonun onun başını yediği şeklinde bir imaj meydana gelir. Giriş şekli çok yanlış. Öyle demesinler. Yani öyle bir üslup olmaz. Desinler ki “modern olmasını istiyoruz. Sevecen olmasını istiyoruz, sevgi dolu olmasını istiyoruz, barışçıl olmasını istiyoruz. İsrail’e de, Hristiyanlar’a da herkese şefkatle yaklaşmasını istiyoruz” desinler. Böyle bir açıklama çok çok hatalı. Yani onun elini bir kere çok güçlendirir bu. Ve İsrail aleyhtarlığını tavana çıkartır durduk yere. Ne gerek var, ne gerek var? Gayet güzel giderken, böyle bir amaç yokken ve İsrail’e karşı Müslümanlar da dindar olduğu için, 4000 yıldan beri Hz. Musa (a.s)’a sadık oldukları için. Onlara karşı bir teveccüh, muhabbet, sevgi gelişirken böyle bir üslubu kullandığında ortalık karışır. O zaman öyle zincirleme olaylar gelişir ki, o zaman derler ki “Tayyip Erdoğan’a yapılan da bu. Tayyip Erdoğan Gazze’ye geleceği için, böyle bir komplo yapıldı, kim Gazze’yi desteklerse, kim Filistinlileri desteklerse, böyle iflahını keseriz adamın” gibi bir imaj oluşur, çok çok vahim olur ve son derece gereksiz. Gayet güzel giden gelişmeleri altüst edecek bir açıklama olur, gereksiz bu. Gazze’ye bir insan niye yardım eder? Acıdığından yardım eder, şefkatinden yardım eder. Yani onlar terör çıkarsın, gitsinler İsrail’i bombalasınlar, olay çıkarsınlar diye kimse yardım etmek istemez. Gazze’nin eti ne, budu ne ki İsrail’e zarar versin? Gazze’nin tamamı İsrail’e karşı olsa ne olur. Neleri var? Yani silahı yok, ellerinde herhangi bir imkanı yok. Hiçbir şeyleri yok. Bombalanmaya açık, ezilmeye açık zavallı insanlar. Şimdi bu üslup nedir ya böyle bir şey? Emek emek biz İsrail’le Türkiye’nin arasını düzeltmeye çalışıyoruz. Emek emek İslam alemini düzeltmeye çalışıyoruz arasını. Böyle bir üslup olduğunda bu çok yanlış anlaşılır. Buna gerek yok. Gazze’ye yardım etmek isteyen adam, insan oradaki çocukların ilaç elde etmesini, yiyecek elde etmesini onların huzurlu yaşamasını amaçlar. Yoksa Gazze’nin İsrail’i yerle bir etmesi için Gazze’ye yardım etmez. Diyorum Gazze’nin her tarafı Gazze olsa ne olur yani. Hiçbir şey yapamaz Gazze. Eli kolu bağlanmış, gariban güçsüz insanlar. Hiçbir imkanları yok. Ne askeri gücü var, ne bir kara gücü var, ne deniz gücü var, ne hava gücü var hiçbir gücü yok-ki, İsrail bölgenin sayılı askeri güçlerinden bir tanesi. Yani güçlü ordularından bir tanesi. Dolayısıyla Gazze’yi hasım gibi göstermek yanlış olur. O üslubun düzeltilmesi için uğraşacağız.

Evet dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Esra kardeşimizin size şöyle bir mesajı var; “Önceki gün Gölcük’te Ayşe, İlknur ve Şengül kardeşlerimle polis karakoluna ve esnaflara 30 adet Hocamızın kitaplarını hediye ettik. Daha sonra da sahilde oturup sohbet ettik. Hocamızı çok sevdiğimizi iletiyor ve dualarını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzellermiş onlar, ne hanımmış, ne şekerlermiş onlar, ne nurlularmış, maşaAllah. Evet, buyurun.

DİDEM ÜRER: İzmir’deki kardeşlerimiz de dün akşam Konak İskelesi yanında 100 kitap ve broşür dağıtmışlar. Sizlere sevgi ve saygılarını iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, İzmir’in canları. İzmir, dünya tatlısı insanların olduğu bir yer. Ahalisi çok sevecen çok şekerdir. Zaten bakar bakmaz da anlaşılıyor. Çok güzel olmuş, maşaAllah. Bütün Anadolu’muz gibi onlar da sevgiyle yoğrulmuş insanlar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bursa’daki kardeşlerimiz de 1 Temmuz pazartesi günü Gazcılar, Uluyol caddelerinde 1800 adet broşür dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şevklerine bak sen onların şevklerine. Bir de aslan gibiler de maşaAllah. Allah onlara hastalık vermesin. Bütün paralarını hayır yoluna harcatsın Allah. Hastaneye para harcattırmasın.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Antakya’dan kardeşlerimiz yazmışlar; “Merhaba Hocam Antakya’da 2000 adet broşür ve kitap dağıttık. İskenderun’da devlet memurlarına Yaratılış Atlas’ları dağıttık. Antakya Emniyet Müdürlüğü’ne kanalımızı tanıttık. Tüm Emniyet mensuplarıyla kanalımızı izledik, maşaAllah. Hocam hayırlı ve bereketli dualarınızı bekliyoruz inşaAllah.”

ADNAN OKTAR: MaşaAlah, ne güzel bir çalışma olmuş. Ne güzel insanlar, ne hayırlı haberler. Allah her yerlerini nur kılsın, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam Ankara’dan kardeşlerimiz de 4 Temmuz’da Kırkkonaklar’da 1350 adet, dünde Çankaya Oran Sitesi’nde 900 adet A9 TV ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. “Seyyid Muhammed Adnan Hocamız’ın ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır bakayım şu sevimliyi. Canım benim, bir tane o bir tane, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gezi Parkı açıldı az önce. Vali Mutlu konuşma yaptı. “Hukuksuz eylemlere izin vermeyiz” dedi “ama hukuk sınırları içerisinde her gelen rahatlıkla gezebilir” diye.

ADNAN OKTAR: Yani orada halkın korku içinde gezinmesi, demokratik bir tavır olmaz. Güzel bir tavır olmaz. Yani eğer insan oraya gidemeyecek konuma gelirse, sadece komünistlerin kalesi gibi gösterilirse, oraya gelenlerin can güvenliği, mal güvenliği tehlikedeymiş gibi gösterilirse bu olmaz. Ama komünistti de gitsin, dinsizi de gitsin, Müslüman da gitsin, hepsi gitsin. Ama eylem yeri olarak kullanılması da yakışık almaz. Orası park, çocuklar oynuyor. Çocuk oynayan yerde sen eylem yapmaya kalkarsan, çocuk oraya nasıl gitsin? Genç kızlar oraya nasıl gitsin? Herkes özgürce gitsin, istediklerini kullansın. Demokratik tepkileri varsa bunun uygulanacağı yeri devlet bunlara gösterir. İstanbul’un her yeri müsait.  Yürüyüş yapacaklarsa, konuşma yapacaklarsa orada olur. Ama yani Taksim’i yaşanamayacak hale getirmek, orayı bir korku imparatorluğu gibi göstermeye kalkmak, orada insanların can güvenliği olmadığı, mal güvenliği olmadığı imajını vermek, esnafı dehşete düşürmek, halkı tedirgin etmek çok kötü bir imaj olur, çok çok yakışıksız olur. Tamam, anlatmak istedikleri bir şeyler olabilir. Hakikaten faydalı güzel fikirleri de oluyor gençlerin. Ama internette, imkan dahilinde değil mi? Ve devletin onlara göstereceği uygun yerlerde de ayrıca demokratik tepkilerini gösterebilirler. Gezi Parkı, huzur yeri olsun, kavga yeri olmasın. Tedirginlik gereksiz.

DİDEM ÜRER: Vali de tam bu şekilde söylediğiniz gibi ifade etti Hocam; “Burası işgal alanı değil” dedi. “İnsanlar istirahat etsinler diye bir güzellik burası” dedi. “Ona göre davranmalı herkes ve dün mesela izinli gösteriler yapıldı hiçbir sorun çıkmadı. O yüzden izin almadan, yasal prosedür uygulanmadan ‘gelin işgal edelim’ denmez” diye ifade etti.

ADNAN OKTAR: Evet yani zeki olmakla, akıllı olmakla falan alakası yok bunların. Yahut uyanık olmak, hakikaten, vatanın milletin hayrına faaliyet yapan insan olmakla alakası yok bunun. Bir kere vatandaşı korkutmak, tedirgin etmek çok ayıp. Gidemiyor insanlar Taksim’e. Daha hala gidemiyorlar.  Yani orayı sanki bir dehşet merkezi gibi gösterdiler. Ne gerek kardeşim? Huzurla gezsin insanlar. Gösteri yürüyüşü yapmak istiyorsan, ucu bucağı olmayan yerler var. Buna devletin imkan tanıdığını da gördük. İstediklerinde istedikleri gibi gösteri yürüyüşü yapıyorlar, nezaketiyle. Her zaman da yapsınlar. Zaten canlı olsun cıvıl cıvıl demokratik bir ortam olsun. Ama orayı böyle kurtarılmış bölge gibi göstermeye kalkmak, bu olmaz. Olur diyen varsa, merak ediyorum bunu nasıl bir mantıkla söylüyor?

Ben dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hollanda’da bir kardeşimiz şöyle yazdı; “Evrime inanan bir Hollandalı çifte, Hocamızın Yaratılış Atlası vesile ile evrimin geçersizliğini anlattık. Bu ispattan sonra ‘kesin olarak evrime inanmıyoruz ve Allah var’ dediler. Onlara canım Hocamın kitaplarından Kuran Mucizesi belgesel ve A9 tanıtım broşürlerinden verdim. Hollandaca tercüme edilmiş Kuran istediler, verdim. Arslan, yiğit, heybetli, yakışıklı canım Hocama çok sevgilerimi iletin. O nur ellerinden öpüyoruz. Eşimle dualarını bekliyoruz, inşaAllah. Bir de Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın şu an hayatta olduğunu, İslam dininin sevgi, merhamet, şefkat, barış dini olduğunu anlatınca çok memnun oldular. Ve ‘biz İslam’ı yanlış tanımışız, şu an İslam’a sevgi duyduk’ dediler, maşaAllah.”

ADNAN OKTAR: Benim canım da mesela Hıristiyan. Çok şekerdir Hıristiyanlar. Hıristiyanları çok korkunç göstermeye kalktılar, komikte oluyorlar. Halbuki zaten Hıristiyanlık şefkat dinidir, merhamet dinidir. Yani Hıristiyanlık öyle asma kesme, dövme sövme falan yoktur. Birde Avrupalılar çok görgülü insanlardır, çok nezih, kaliteli insanlardır. Kardeşlerimiz de çok güzel yapmışlar. Onlarla dost olmak, arkadaş olmak çok güzel bir şey, onlar sevgiye alabildiğine açık insanlardır. Ne gerek var, anormal delice hareketler yapmaya? Allah’ın beğenmeyeceği şeyler yaparsan, Allah bereketini alır, nurunu alır, huzurunu alır.

Bak benim canım burada mutlu oldu benim bir tanem. Gelir gelmez sarıldı. Sevgi dolu acayip hoşuma gitti. Mesela görmediği halde sevmiş. Görmediği halde gelir gelmez herkese sarıldı, sevecenlik gösterdi. Binlerce kilometre öteden geldi. Hiç bilmediği tanımadığı insanlar ama içinde bir coşku var, sevecenlik var, tatlılık var, Allah da ona tabii güzel karşılık veriyor, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam bizi çok seven, faaliyetlere katılan Erhan ve Perihan kardeşlerimizin oğlu Sinan ve kedileri.

ADNAN OKTAR: Ama Sinan da yakışıklı delikanlıymış, maşaAllah. Kedisini de bir görelim yakından. Vay maymun vay, vay maymun vay. Acayip şekermiş. Tatlılığa bak sen, tatlılığa bak sen. Böyle allı güllü olunca çok zevkli oluyor bunlar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, İstanbul’dan bir bayan kardeşimiz yazmış: “Canım Hocam önceki gün kardeşlerimizle ev sohbetimizi yaptık. Kuran ayetlerinden okuduk. Sohbet ettik ve Türk Sanat müziğinden şarkılar söyledik. Allah aşkıyla canımızdan çok sevdiğimiz, Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocamız’ın ellerinden öpüyoruz ve hayırlı dualarını bekliyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak, şu tatlılığa. Anneannenin tatlılığını görüyor musun? Şu insanların güzelliğine bak, şu sofranın bereketine bak. Allah kalplerine inşirah, ferahlık versin, huzur versin. Birbirlerini çok sevmelerini nasip etsin Allah, kalplerinde sevgiyi Allah eksik etmesin, inşaAllah. Sevgi çok büyük nimet.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz 3 Temmuz’da Bakırköy’de yedi yüz civarında broşür dağıtmışlar. Size hürmetlerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanlarıma, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Konya’dan kardeşlerimiz de şöyle yazdılar: “Dün Konya’da Cuma namazı öncesi iki yüz adet kitaplarınızdan dağıttık geçen gün” diyorlar. “Sizin vesilenizle İslam’a her an hizmet etmek istiyoruz, inşaAllah. Canımızdan çok seviyoruz sizi Hocam. Allah bizi sonsuza kadar sizden ayırmasın” demişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Saadet Partisi’nden kardeşlerimiz, 14 Temmuz Pazar günü saat 18.00’da Kazlıçeşme Meydanı’nda, “İhvan’a selam, Mursi ile devam” mitingi yapacaklarmış. Tamam, inşaAllah öyle olsun ama muhalefete de bence şefkatle yaklaşmak, onları da en azından bir süre iktidarda beraber ortak etmekte çok büyük fayda var. Madem öyle bir durum var, “kardeşiz biz, birbirimizi seviyoruz. Tamam, iktidar bizim hakkımız ama biz jest yapıyoruz size. Gelin siz de koalisyona girin. Hükümeti beraber idare edelim” deseler çok güzel olur. Hiçbir şey olmaz. Bir bildikleri varsa, iyi bir şey yapabileceklerse hükümette olsunlar, yapsınlar. Güzel olur. Çok güzel olur ama benim kanaatim şu an Mısır bu zorlu yolda biraz zorlanır. Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan, Hz. İsa Mesih (a.s) zuhur etmeden rahat etmeleri kaderde mümkün görünmüyor. Allah öyle yaratmış.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gebze’deki kardeşlerimiz Cuma akşamı bir araya gelerek Kuran’dan ayetler okumuşlar. Sizin Basitliğin Kirli Kültürü adlı kitabınızdan da bölümler okuyup, iman hakikatleri üzerine sohbet etmişler. Ayrıca faaliyetleri hakkında istişare yapmışlar. Size sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu sofraları o kadar hoşuma gidiyor ki, o çocukların öyle kuzu gibi olması, bir de hanımların çeşit çeşit kıyafetleri olması, kiminin başörtülü, kimi dekolte, kimi çarşaflı, anneanneler var. Ufak çocuklar var, çok çok güzel oluyor. Ufaklıkları bana bir daha göster. Ben onların canını severim onların tatlı canını ben. Nasıl güzeller, nasıl tatlılar, nasıl şekerler, maşaAllah. Çok çok nurlular, bayağı güzeller, maşaAllah.

“Yaşam sevincimiz, gülen yüzümüz, müjdelendiğimiz” diyor ama ne anlama geliyor? Yok olmaz, öyle demeyelim, müjdeler veren, müjdeler saçan diyelim. “Baş tacımız, tutkuyla bağlandığımız” diyor bir hanım kardeşimiz.

Ne dikkatini çekti? Hoşuna giden bir şey oldu.

MRS JOLINA: Din konusunda söyledikleriniz çok hoşuma gitti. Bizim hepimiz farklı dinlerden olabiliriz ama amacımız tek bir hedef. Hepimiz barışı sağlamak istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Mesela Mısır’da yüzde otuz Hristiyan. Ne tatlı bak düşünün, 2000 yıl Hz. İsa (a.s)’a sadık kalmışlar. Daha ne istiyorsun? Hz. İsa (a.s)’a savaş da açabilirlerdi haşa İsevilere savaş da açabilirlerdi. Hz. İsa (a.s)’a sadık kalmışlar. Ne güzel. Şefkat duy. Museviler 4000 yıl Hz. Musa (a.s)’a muazzam bir sadakat göstermişler. Daha ne istiyorsun, ne güzel işte. Dua et, inşaAllah Muhammedi Musevi olurlar. Dua et, inşaAllah Muhammedi Hristiyan olurlar. Yani daha koyu dindar Hristiyan olsunlar, daha dindar Musevi olsunlar. İstediğimiz bu.

Bir hanım kardeşimiz diyor ki: “Tüm dünya insanlarına açtığınız sımsıcak kucağınızla, ayrım yapmadan sunduğunuz candan sevginize, kurtuluş yolunu gösteren derin ilminize hayranız” diyor, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Gürsel Tekin, Twitter hesabında; “En kısa sürede gidip sayın müezzinin arkasında Cuma namazı kılacağım” diye bir paylaşımda bulunmuştu. Ancak kendisini birçok kişi eleştirdi ve “imam” yerine “müezzin” demesi hakkında kendilerince alaycı yorumlar yaptılar, bu şekilde bu hatayı gündeme getirdiler.

ADNAN OKTAR: Bu onların bilgisinin eksikliğini gösterir. “Müezzinin arkasında namaz kılınmaz.” Müezzin ne ki de namaz kılmayacaklar arkasında. Tabii ki müezzinin arkasında namaz kılınır. Müezzindir, namaz kılarsın. Halktan birisi olur, namaz kılarsın. Hocadır, namaz kılarsın. Hatiptir, arkasında namaz kılarsın. Yani sözünde bir yanlışlık yok. Gayet makul bir söz. Gürsel Hocamız bir kere muhterem bir insan, temiz bir insan, dindar bir insan. Sevgiyle yaklaşacaklarına, şefkatle yaklaşacaklarına ve takdir edeceklerine böyle kusur bulmaya yönelik bir üslup hiç yakışmaz. Sevgiyi arasana. Güzel yönü arasana, hayrı arasana.

DİDEM ÜRER: Fussilet Suresi’ni okuyorum, inşaAllah. 30. ayet. “Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin." İnşaAllah, Rabbimiz Müslümanların üzerine huzur indirsin, tüm Müslüman kardeşlerimizin üzerine. Mısır’daki kardeşlerimize de aynı şekilde yardım etsin. Hepsinin canını korusun. Hepsini, şehit olanları da cennetlik kılsın. Biz de hepsine dua edeceğiz. Bütün dualarımız hem Mısır’daki, hem de diğer tüm Müslüman ülkelerde zulüm gören kardeşlerimiz için, inşaAllah.

Bugünkü yayınımız burada sona eriyor, yarın tekrar görüşeceğiz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü