Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (12 Temmuz 2013; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Dünyalar yakışıklısı bir tanem, aşkımın güzel sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İsrail askerlerinin bir gün önce beş yaşındaki çocuğun gözaltına alınırkenki görüntüleri basına yansıdı. Polis aracına taş atan beş yaşındaki çocuğun etrafını askerler sarıp onu götürmeye kalkınca çocuk korkudan kriz geçiriyor. Görüntüleri vardı.

ADNAN OKTAR: Bu ilk defa olan bir olay değil. İsrail’de her zaman oluyor, taş atan çocukları İsrail polisi her zaman gözaltına alıyor. Ailesini de gözaltına alıyor. Bu videoya alınmış bir vaka yoksa yüzlerce binlerce vaka var böyle. Sanki ilk defa oluyormuş, ilk defa böyle bir şey oluyormuş gibi çocuklar ağlıyor, insanlar ağlıyor. Çözüme bakmak lazım. Adam diyor ki “Filistin’in kurtuluşu için uğraşıyoruz.” Filistin’i sen kurtaramazsın. Ama İslam aleminin kurtuluşu için gayret edersen İttihad-ı İslam için olursa o zaman Allah yolunu açar. Mehdiyet için Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nuzülü için gayret edersen Allah yolunu açar. Allah için istiyorsan sırf Filistin’i isteme o zaman. Mısır’ı da iste Afganistan’ı da iste Fas, Tunus, Cezayir, Libya hepsini iste. Bütün İslam alemini tek olarak al. Parça parça İslam’dan nerde bahsediyor? Nerde Kuran’da öyle bir şey var? Hangi küçük bir ülkeden bahsediyor Allah? Bütün, Müslümanlar hep Kuran’da tek bir bütün olarak ele alınmıştır. Allah tarafından hitap edildiğinde bir tane kavim olarak, bir millet olarak belirtiyor Allah. Tek bir millet. İslam milleti o kadar başka bir şeyden bahsetmiyor Cenab-ı Allah. Sen parça parça, parça parça şurayı kurtaralım burayı kurtaralım tek başına. Bak hepsi ayrı ayrı batıyor. Suriye’yi kurtarmak isteten, Suriye batıyor. Mısır’ı kurtarmak istediler, Mısır bak batıyor. Filistin’i kurtarmak istediler, Filistinliler battı. Afganistan’ı kurtarmak istediler, Afganistan battı. Pakistan’ı kurtarmak istediler, Pakistan battı. Her yer batıyor İslam aleminin tamamının kurtarmaya kalkmadıktan sonra Allah’ın emrini bu yönde açık olan bu emrini yerine getirmedikten sonra bu beladan kurtulamazlar. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ertuğrul Özkök bir yazı yazmış; “Bir kızıl elma hayalinin iflası” başlıklı. “Üç yıl önce büyük hayallerimiz vardı. Mesela kuzey Irak’ı da alarak Kürtlerle büyüme yeni bir kızıl elma. Şimdi neredeyiz?” diye sordu. “Suriye’de Esad’ın kazanmak üzere olduğunu Türkiye’nin tüm bölge hükümetleriyle arasının bozulduğunu ve son olarak Mısır’da suni bir politika izleyerek, Müslüman kardeşleri destekleyip iki tarafı da idare edecek bir politika izleyemediğini ve bu ülkeyle de ilişkilerin bozulduğunu” iddia etti. “Kızılelma bataklığa saplandı yeni ve makul bir politika lazım bize” diye devam etti.

ADNAN OKTAR: Kızıl elma neye göre kızıl elma? Biz Kuran’a göre bakıyoruz. Kuran’a göre baktığımızda Suriye, Esad kazandığı. Suriye kalmadı ki Esad kazansın. Halkı yok. Halkı dışarıda. Binalar yok, arazi var. Arazinin üstünde Esad, on tane adamıyla. Nereye kurtuluyor Suriye? Suriye’nin diye bir şey kalmadı. Suriye yok bütün şeyler yerle bir oldu. Halk da yok? Bina da yok. Tesis de yok. Hiç bir şey yok. Esad intihar etti. Esad intihar etti olan bu. Ülkeyi de mahvetti, kendini de mahvetti. Mısır şurası burası falan Türkiye’nin kızıl elmasıyla değil, Mehdiyet’le olacak. Kızıl elmayla olacak demiyor Peygamberimiz (s.a.v). Kızılelma senin görüşün. Allah kızıl elmayı vesile eder. Kızıl elmanın asıl adı Mehdiyet’tir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nüzulü, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Burma’da eziyet gören Arakan Müslümanlarının bir kısmı başka ülkelere sığınmaya başlamıştı. Bu ülkelerden biri de Tayland Arakan Müslümanlarını kabul etmiş, ancak her birine numaralı tek tip kıyafetler giydirmiş. Tayland’ın bu ayıbı ülkeye sığınan Müslümanların toplu olarak kıldığı teravih namazın ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Niye yaptılar acaba?

DİDEM ÜRER: Herhalde ayrı insanlar olduklarını göstersinler diye kendilerince.

ADNAN OKTAR: O kadar da değildir, öyle bir şey değildir. Bir yerde bakım altındalarsa, bir şey yaptılarsa, hizmet yapabilmeleri için. Mesela “Ahmet üstüne şu yiyeceği götürün” dese adam, anlamaz. Ama mesela “47 numaralı şahsa götürün” derlerse, okullarda da mesela bütün öğrenciler numaralılar. Futbolcular da numaralı oluyor. Orada yani aşağılamak için yaptıklarını zannetmiyorum. Herhalde bir zaruretten kaynaklanmıştır. O kadar çılgınlık yapacaklarını tahmin etmiyorum ama akılsızca olmuş. Yani yanlış olmuş o ayrı mesele. Fakat kötü niyetle yaptıklarını ilk planda düşünmek istemiyorum yani.

DİDEM ÜRER: Hocam, kimliği belirsiz kişilerce öldürülen ancak sivil polislerin öldürdüğü iddia edilen Ali İsmail Korkmaz için, Kocamustafapaşa’da bir grup protestocu yürüyüş yaptı. Ancak yapılan yürüyüşün ardından sopalı ve bıçaklı bir grup meydanda protestoculara saldırdı. Saldırganların “eğer yarın akşam toplanırsanız kaç kişi ölür sayamazsınız. Burada toplanmayın. Taksim’e gidin” tehdidinde bulunduğu öne sürüldü. Ve ben videoyu izledim. Yine esnaf Allahualem, “bizi de zor duruma sokuyorlar” diye saldırıyorlar üstüne.

ADNAN OKTAR: Yalnız tabii bu esnaf mı, değil mi, bunlar özel ayarlanmış adamlar da olabilir. Yani iç kargaşa çıkartmak için, içerde böyle bir olay. Çünkü devletin askeri var, polisi var. Sen satırla, çomakla, değnekle ortaya çıkıyorsan, bunda bir karanlık nokta vardır. Polis çok detaylı araştırma yapsın. Kuşkulu bu hareketler. Çünkü bir olay varsa, devlet polisiyle, jandarmasıyla halleder. Yani şahsın kendini savunmasına gerek yok. Polis çağırıyorsun sen, devlet savunacak. İnsan şahsi kendini savunmaya kalkarsa, oo burası dağ başına döner o zaman. Olmaz öyle şey.

DİDEM ÜRER: İsmail Korkmaz’ın dayak yediği söylenen, iddia edilen sokakta çok sayıda kişi o şekilde dayak yemiş. Hepsinin mobese görüntüleri var. Fakat İsmail Korkmaz’a ait, onun dayak yediği görüntüler bulunamamış. Avukatı o şekilde açıkladı.

ADNAN OKTAR: Ama bu çok karanlık. Gerçekten böyleyse rezalet, çok büyük rezalet. Yani bir kere bu satır olayı, bunun üzerine devlet “organize bir faaliyet mi?” diye gitsin. Bir baksınlar buna. Adam gösteri yürüyüşü yapıyorsa yapsın. Ne yapıyorsa, bağırsın, çağırsın, konuşsun. Ne karışıyorsunuz? Ama Taksim’i yaşanamayacak hale getirmek olmaz. Çünkü Taksim’e halk gidemiyor. Benim gördüğüm korkuyorlar Taksim’e gitmeye. Çoluk çocuk kimse gidemiyor. Felç oldu Taksim. Esnaf da öldü. Halbuki güzide bir semt, güzel bir semt Taksim ve merkezi bir semt. Orayı felç etmenin alemi ne? Gösteri yürüyüşü yapılacak binbir türlü yer var İstanbul’da. Git anlat, televizyonlara çıkın anlatın. Kimse bir şey demez.

DİDEM ÜRER: Sayın Hüseyin Çelik’e soruldu bu Palalı saldırganla ilgili, o da tam sizin konu hakkındaki açıklamalarınız doğrultusunda şöyle cevap verdi: “Palalı görüntüyü gördüğüm zaman ben de son derece rahatsız oldum. Ancak oradaki esnafı adeta canından bezdirdiler. ‘AK Partili değilim, ben burada iflas ettim’ dedi. Tabii ki ben bu haksızlığa uğradım, elimde palayla çıkıp, kadınlara tekme atacağım anlamına gelmez. Ama siz bunu AK Partili diye haber yaptınız. Bu ahlaki değil” diye basına uyarı yaptı.

ADNAN OKTAR: AK Partili değil tabii ki. Niye AK Partili olacak?

DİDEM ÜRER: Bu arada Palalı saldırganın Casablanca’ya kaçtığını tespit etmişler Hocam. Serbest bırakılmıştı, sonra hakkında tutuklama kararı çıktı. O arada kaçmış.

ADNAN OKTAR: Suç işleyip kaçan birçok insan var. Bir tek o değil ki. Daha önce Türkiye’de binlerce faili meçhul işlendi. Katilleri ortada geziyor. Adam öldürüp gezenler var, asıl onları bir halletsinler. Asıl onlar bir hallolsun. Onun orada yaptığı yaralama. Tabii o çok kötü bir şey, o kız çocuğuna vurması. O çok şeker bir kız. Canım benim. Gözüne kestirmiş onu. Orada mesela adamlar var, delikanlılar var, babayiğitsen gidip onlara vursana öyle. Kafasını gözünü yararlar. Tabii onları bırakıyor. Kadın diye onu kolay görüyor, ona atıyor tekmeyi, çocuğa. Canım benim o da hiç sesini çıkartmıyor, gidiyor. Süper tatlı bir şey.

Didem Sultan Hocam, sizden bir şeyler bekliyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam biraz kardeşlerimizin faaliyetlerinden okumak istiyorum, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Azerbaycan’dan kardeşlerimiz şöyle yazdı: “Canım Hocam, biz önceki gün Bakü’de Nesimi Rayonu çevresindeki Şii camilerinin kütüphanelerine Hocamızın kitaplarından hediye ettik. Ve o çevrede kitaplardan bazı dükkanlara hediye ettik. Bakü İçerişehir tarihi bölgede de, kitap ve kitap arası dağıttık. Yazın herkes dışarıda olduğu için, broşür veya kitap dağıtımı insanlara çok zevk verir bence. Hocamızın söylediği gibi yazın tadı böyle çıkar, inşaAllah. Ramazan ayı boyunca bu tür faaliyetlere devam etmeyi düşünüyoruz, inşaAllah. Sevgiler ve saygılar.”

ADNAN OKTAR: Aferin aslanlarıma, maşaAllah.

Nur Suresi, 64, sonuncu ayet Nur Suresi’nin. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dikkatli olun;” diyor bak, bir kere Cenab-ı Allah, dikkate önem veriyor. Müslüman dikkatli olacak. Yani keskin bir dikkat, en yüksek dikkat. “Dikkatli olun” dedin mi, en fazla dikkatli olun anlamına gelir, “göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır.” O zaman adam “benim” diyemez. Allah “Benim” diyor, adam da diyor ki “benim” diyor. O zaman bekçisi olabilir. Hiç kimse bir mala sahip değil. Allah’ın malını sahipleniyor, Allah’a ait bir malı.  “O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilendir.” Biz, o ilmi çok çok küçük bir cüzünü biliyoruz. Allah sonsuz ilim sahibi. Mesela dünyadaki ilimler bir trilyon ilim çıksın, iki trilyon bilgi çıksın yahut on trilyon, Allah’taki bilginin haddi hesabı yok. Katrilyonla da açıklayamıyorsun. Katrilyon çarpı katrilyon demeyle de açıklayamıyorsun.

Ben dinliyorum seni Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimizin mesajı var size: “Canımız, nur yüzlümüz, aslan Seyyidimiz Muhammed Adnan Oktar Hocamız, biz Zabıta Baba’nın evlatlarıyız. Dün başta Hocamız ve talebeleri olarak, birçok semtte kitap ve broşür dağıttık. Hizmetlerimiz devam edecek, inşaAllah. Sizi Allah aşkıyla çok çok seviyoruz. Ellerinizden saygıyla, hürmetle öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim canlarıma. Nur gibiler, nur. Allah onlara sağlık, sıhhat, afiyet versin. Bu şeker sarmanı da, burnundan öpmek lazım bunun. Yüzünü yaklaştır. Şu tatlılığa, huzura bak şunun. Bilemiyorum ama hayvanların içinde en akıllısı kedi gibi geliyor bana. Bu kadar zengin tavra sahip bir hayvan ben düşünemiyorum. Adam da küsme var, kızma var, neşe, sevgi hepsi var.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Talha’nın annesi yeni formasıyla resimlerini göndermiş size, görmenizi istemiş.

ADNAN OKTAR: Acayip şık olmuş. Kalıp gibi de kıyafet oturmuş. Özellikle ayakkabıyı vurgulamak istediği için ayakkabıyı, Ümeyr Talha şahane. Bir ayakkabıya yeniden, özellikle dikkat çekmiş ona. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bir bayan kardeşimiz; “Aslan Seyyid, canımdan çok sevdiğim canım Hocam. Kardeşlerimizle İstanbul’da bir belediyenin hazırladığı turla Konya gezisinde 50 tane kitap, 500 tane broşür dağıttık. Daha çok hizmet edebilmemiz için maddi, manevi dua rica ediyoruz, inşaAllah” demiş.

ADNAN OKTAR: Allah size bereket versin, hayır versin. Az parada da hayır var.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz; “Benim minik kedim, bir tanecik, güzeller güzeli Hocam’a gösterir misiniz?” demiş. Ve isim istiyor kedisi için.

ADNAN OKTAR: Ama hakikaten çok hoş bir şeymiş, maşaAllah. İlk planda boncuk tabii ki. Boncuk ismi iyi.

Furkan Suresi, 56. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Biz seni yalnızca bir müjdeci” bak Cenab-ı Allah ilk müjdeden bahsediyor. Müslüman hep müjde verecek. Her yönden. Mehdiyet müjdesi, Hz. İsa Mesih müjdesi, İttihad-ı İslam müjdesi, bereket bolluk müjdesi, cennet müjdesi, hak yolda olma müjdesi, sevgi, muhabbet, dostluk, kardeşlik müjdesi. Her türlü müjde yani Müslümanları sevindirecek her türlü müjde. “ve uyarıp” Önce uyarıp. Nasıl uyaracak? Kuran mucizeleriyle, iman hakikatleriyle, “ve korkutucu” Çünkü ölüm var, hayat sona eriyor, ahirette, eğer samimi değilse, Allah yolunda değilse, hiçbir şekilde cenneti göremiyor. Hiçbir şekilde Allah’ın rızasına kavuşamıyor-ki, çok büyük bir felaket bu zaten. Bir de cehennem azabı. “De ki: Ben buna karşılık Rabbine bir yol tutmayı dileyen insanlar olmanın dışında sizden bir ücret istemiyorum.” Tebliğcinin vasfı bu. Kimseden hiçbir şey istemeyecek. Allah rızası için hizmet edecek. Allah onun rızkını, Allah onun imkanlarını -eğer çok çok samimi ise- sürekli gönderir. Hz. Süleyman (a.s)’a nasıl gönderdi, Peygamberimiz (s.a.v)’e nasıl gönderdi? Peygamberimiz (s.a.v) çok samimiydi. Özel bir gayret göstermedi. Allah ona gönderdi. O sadece çok samimi oldu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Pazar günü Avcılar’da 1000 adet A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok iyi olmuş. Sokaklarda, bilboardlarda görüyorum, A9.

DİDEM ÜRER: Evet, her yerde var Hocam, bütün İstanbul’da.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Koçyiğitleri bir daha göreyim ben. Hay maşaAllah, pehlivanlara bak sen. Allah şevklerini arttırsın.

DİDEM ÜRER: Hocam, Almanya’daki kardeşlerimiz yazdılar: “Burada birçok belgesel dağıttık. Dağıtmaya da devam edeceğiz, inşaAllah. Canım Hocam, bu ay çok önemli sınavımız var. Bana dua eder misiniz? Başarılı olup İslam’a hizmet edeyim” demiş, kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Bakayım ben sevimlilere bir daha, baştan. MaşaAllah. Faaliyetler yoğun. Allah zihin açıklığı, zihin berraklığı versin. Allah güçlü bir hafıza nasip etsin. Hayırlısıyla da başarılı kılsın. Tevekkül ehli kılsın, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Konya’da, İstanbul Caddesi’nde çok sayıda broşür dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Bu köfteye de gelmiş tabii broşür. Sonunda bir kedi gerekirdi ama neyse artık. Kedi, tavşan, güvercin, hepsi olur, karınca bile olur. Yakın çekimde şaşı gözlü bir karınca bulabilirlerse, tamamdır.

Didem Hocam ben sizdeyim. Güzel bilgiler alıyorum.

DİDEM ÜRER: Tamam Hocam. Büyükada’da kardeşlerimiz sizin çocuk kitaplarınızdan ve İlmi Mercek dergilerinden dağıtmışlar. “Seyyidler şahı, ahir zaman aslanı Hocamızı çok çok seviyoruz” diyorlar. Duanızı bekliyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu minik kedileri ben bir görebiliyor muyum yakından? Bunlar çok tatlı şeyler. Bak bak hale bak. Ben anlayamıyorum bu aileleri nasıl rahat oturabiliyorlar? Ben, böyle bir şey olsa insan uyuyamaz. Çok şeker bir şey. Gece gündüz sevmek lazım bunları. Allah muvaffak etsin, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, gece gündüz sevilmesi gereken ve dayanılamayacak bir çocuk resmi gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Badem şekeri. Dünyalar tatlısı, badem şekeri. Çocukluğunda da aynı şekerlik. Hayret hiç değişmemesi. O zaman da badem şekeri, şimdi de badem şekeri, maşaAllah.

Didem Hocam, ben dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz geçtiğimiz Pazar günü Şişli’de 1300 broşür, 15 kitap ve 100 Türk İslam Birliği İstiyorum stickerı dağıtmışlar. Sonrasında evde yemek yemişler. Ve sizin Kuran Bilgisi kitabınızdan ve iman hakikatlerinden okumuşlar. Kardeşimizin oğlu onlara Kuran okumuş, maşaAllah. Size sevgi ve hürmetlerini sunuyorlar ve dua istirham ediyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama yemek sahnesini de görsek güzel olacaktı. Allah onları en güzelde başarılı kılsın, en hayırlıda başarılı kılsın, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ankara’dan kardeşlerimiz Çankaya Oran Sitesi’nde 900 adet, Gaziosmanpaşa’da 1350 adet A9 TV ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. Pazar günü de Tulumtaş Fevziye Köyü’nde piknik yapmışlar. Mehdiyet ve İttihad-ı İslam konularında sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah çok güzel olmuş. MaşaAllah, benim aslanlarıma, çok güzel. Çok güzel. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebeleri gibi Hz. Mehdi (a.s) talebeleri gibi Allah onlara bir güzellik vermiş, heybet vermiş. Yalnız o ufaklıkları ben bir rica edebilir miyim, şu ördeklerden başlamak üzere. Biraz yaklaştır. Evet, onların gagalarını ısırmak lazım, bir de patilerinden. Şimdi ikinci kediler. Allah Allah şu tatlılığa bak. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz şöyle yazmış: “Canım Hocam, geçen sabah kaldığımız site sakinlerinin kapılarına Ramazan sürprizi olarak kitaplarını bıraktım. Biliyorum kedi fotoğrafı bekliyorsunuz ama burada kedi yok. Onun yerine iki civciv, bir de yanlarında dev bir tavşan buldum” diyor.

ADNAN OKTAR: Yani şahane olmuş, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Allah etkinizi arttırsın. Bizlere de sizden daha çok öğrenmeyi, sizi daha çok örnek almayı nasip etsin” demiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ahir zamanda olduğumuz için, Mehdiyet’in dinsizler de farkında, komünistler de farkındalar. Fakat tabii fazla da bahsetmek de istemiyor. Bazen de bahsediyor. Göz göre göre de olaylar o yönde ilerliyor. “Acaba ne olacak?” diye de bilinçaltlarında bir hayret var. Ama Mehdiyet’ten, Allahualem korkmuyorlar, o çok güzel. Eskiden insanlar çekiniyorlardı Mehdiyet’ten. Şu an Mehdiyet’in “dünya cenneti” olduğunu anladılar, o çok güzel.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız Bingöl’de konuşmuş: “Buradan Şırnak’a bir müjde veriyorum. Bu ülkenin eski bakanlarından ismini havalimanına veriyoruz. Şırnak’ta Şerafettin Elçi Havalimanını açacağız. Bizim kitabımızda ayrımcılık yok” demiş. Böylece ilk defa bir Kürt’ün adı havalimanına verilmiş oldu, Şerafettin Elçi Havalimanı oldu.

ADNAN OKTAR: Güzel. Şerafettin Elçi Hocamız, evet bir Kürt ağabeyimizdi. Bak “İyileri öldüren zalim bir Mısırlı hükmedecek.” diyor Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Bak “İyileri öldüren” şu an öldürüyorlar görüyorsunuz,  “zalim bir Mısırlı” zulmeden, “zalim bir Mısırlı hükmedecek.”

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Valimize, Kabataş’ta çocuğuyla şiddet gören Türbanlı Hanıma ait bir görüntü olup olmadığı soruldu. Sayın Vali “Şunu söyleyeyim orada da kayıtlar alındı bakıldı ama mobese kameralarının bazılarının kırık olması, olay mahallinde her yerde mobese kamerasının olmaması nedeniyle herhangi bir kayıt şu anda yok” dedi. Bu cevaptan yola çıkarak basının büyük bir kısmı tesettürlü hanıma yapılan saldırının yalan olduğuna dair haberler yayınladılar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim mobesenin kırık-çıkık olması vahim bir şey. Yani herhangi bir yerde, bir kamera kırıldıysa, onun birkaç saatin içerisinde en fazla tamir edilmesi lazım. Orada bir ferahlık olmaz. Çünkü o bölge, karanlık bölge olmuş oluyor, bir anlamda. Belki özellikle orada suç işliyorlar, kameranın kırık olduğunu biliyorlar. Öyle bir şeyde hemen tamir edilmesinde fayda var.

Hz. Mehdi (a.s)’ın nerede çıkaracağını düşünürlerse, orayı yerle bir ediyorlar. Irak’ ta çıkacak zannettiler, Irak’ ı yerle bir ettiler. Sonra Şam’dan şüphelendiler, şimdi orayı yerle bir ediyorlar, ne kadar adam varsa öldürüyorlar. Muazzam bir panik var. Mısır’dan şüpheleniyorlar, Mısır’ı birbirine katmaya kalkıyorlar. Halbuki Hz. Mehdi (a.s) durdurulabilecek bir kişi değildir. Boş yere debeleniyorlar.

“Hocam, şimdi üniversitede bütün her yerde siyaset, hocalar da siyaset yapıyor, öğrenciler de ben sevmiyorum. Sizce dinde siyaset doğru mudur? ” Akif Topçu. Eğer siyasetten kasıt doğrular, iyiler, güzellerse, güzel olanlarsa, bunu anlatacaksın tabii ki. O siyaset diyemeyiz ki. Bu gerçek olan bir şey olmuş oluyor.

“Bugün heybet ve azametiniz bir başka canım Hocam, maşaAllah” diyor.

DİDEM ÜRER: Bu konuda çok mesaj aldım Hocam, maşaAllah. “Bugün ayrı bir güzellik var” diye yazıyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Ne var acaba? Heybet mi? Doğrudur.

“Ellerimiz kalplerimizin üzerinde, gözlerimizi iri iri açtık, kulaklarımızı da öyle” diyor. “Sözlerinizde Hamiyet-i İslamiyye’den kaynaklı bir yiğitlik ve delikanlılık var. Her haliniz ayrı bir hayranlık uyandırıcı maşaAllah, elhamdülillah” diyor, hanım kardeşimiz. MaşaAllah. Demek ki doğru söylenenler. Demek ki çok yakışıklıyım. Her yerde benden bahsediliyor. Ama doğru da.

“Böyle farklı ülkelerden temsilcilerin aynı anda sizlerle beraber görmek çok hoşumuza gitti Hocam” diyor. Dün hem Çinli, hem Mısırlı önemli şahsiyetler vardı, maşaAllah.

“Eli tespihli heybetinize hayranım, başınız, saçlarınız öyle yakışıklı görünüyorsunuz ki, maşaAllah, elhamdülillah” diyor.

Ayhan: “Sayın Adnan Oktar ümmet-i Muhammed’e yaptığınız hizmetler için tebrik ve teşekkür eder, sonsuz saygılar sunarım.” Allah vesile ediyor, Allah razı olsun.

“Katil, polis ve palalılar ceza almadı” diyor. Yargılanıyorlar, hukuka güvenmek lazım. Palalı için de yakalama emri çıktı. Yani binlerce insan dışarıda geziyor diyorum. Yani daha o olaylar tam oturmuş değil. Tam adalet ne zaman? Hz. Mehdi (a.s) devrindedir. Adaletin gerçek sahibi, Hz. Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah. Allah’ın vesile etmesiyle.

Yani Hz. Mehdi (a.s) devrinde mesela bunların hepsi yakalanır. “Adaletin, Hz. Mehdi (a.s) devrinde tam olacağını” söylüyor Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v). Yoksa ondan önce adalet yarım, eksik. Adalet yeterli olmayacak Hz. Mehdi (a.s)’den önce. Hz. Mehdi (a.s) devrindedir. Madımak’ın katilleri de yakalanacak o zaman, tecavüzcüler de yakalanacak hepsi yakalanacaklar. Hepsi hak ettikleri cezaları alacaklar. Ama Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Adaletin Sultanı Hz. Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah.

Ben gidiyorum Didem Hocam, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü