Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (15 Temmuz 2013; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Yakışıklı bir tanem aşkımın güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Sultan Hocamız buyurunuz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanın evine 300 kişinin linç girişiminden sonra siz güvenliğin artırılmasını söylemiştiniz. 12 mobese kamerası daha yerleştiriliyormuş. Hiçbir kör nokta olmayacak şekilde.

ADNAN OKTAR: Muhtemel her türlü olaya karşı da, seri karşılık verecek şekilde hazır görevliler olması gerekir. Yani farz edelim 10 dakika içinde, 5 dakika, 3 dakika içerisinde devreye girecek gibi, gecikmeden. Çünkü o çok vahim bir olay, baya vahim.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bangladeş'te savaş suçları işlediği gerekçesiyle yargılanan Cemaat-i İslam Partisi’nin 91 yaşındaki eski lideri Ghulam Azam'ın 90 yıl hapse mahkum edildi Hocam.

ADNAN OKTAR: Hiç mantıklı değil, 90 yaşında adama 90 yıl! Bir kere yaştan, bütün dünyada var, varsa suçu tecil edilmesi lazım. Nerede görülmüş?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali Yıldırım, 3. köprünün adının değişmesi konusunda “köprünün adı değişmeyecek. Yavuz Sultan Selim’in Alevi katliamına dair iddialar bir efsanedir. Gerçeklikle alakası yoktur. Aşalım artık bunları” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğrudur. Yani bir tarihçi öyle diyorsa, bir tarihçi öyle diyorsa, biz olumlu olanı esas alırız.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kabul edilen yeni yasayla, 10 milyon engelli şehit yakını ve gazinin ücretsiz seyahat edebilecek. Terör mağduru binlerce vatandaşa da sosyal güvencesine bakılmaksızın maaş bağlanacak. Ve faizsiz konut kredisi verilip istihdam sağlanacak.

ADNAN OKTAR: Güzel. Bu önemli bir girişim, önemli bir hizmet. Ama biraz da şöyle imani, Kuran-i müjdeler verseler! Hep yollar yapılıyor, köprüler yapılıyor, barajlar yapılıyor ama insana yatırım yapılmıyor. Yani insanın manevi yönüne, kalbine, vicdanına yatırım yapılması lazım. Mühendislik öğretiliyor, doktorluk öğretiliyor, genel kültür öğretiliyor, fakat Kuran mucizeleri, iman hakikatleri, Darwinizmin geçersizliği, materyalizmin geçersizliği anlatılmıyor. O zaman adam beton, bina, araba, şu, bu falan görüyor ama ruhunda boşluk hissediyor. O zaman sokaklara dökülüyor işte adam. Çok tehlikeli bu. Başbakan bu eksikliğin farkına vardığını açıkça beyan etti, “biz gençliği yetiştiremedik” dedi. “Ve yetiştiremiyoruz” dedi. Diyanet İşleri Başkanı da “gençliği yetiştiremiyoruz” dedi. “Eğitim veremiyoruz” dedi. Çok hayati bir konu. Her yere otel yap, baraj yap, AVM yap, şu yap, bu yap, bununla olmuyor. Bunlarla insan mutlu olmaz. Binayla, taşla insanlar mutlu olmaz; Allah sevgisiyle mutlu olur, Allah korkusuyla. Kuran mucizelerini bilecek, iman hakikatlerini bilecek, Allah'a aşık olacak, Allah'a teslim olacak, o zaman hayatın bir anlamı olur. Yoksa adam ne yapsın alıveriş merkezini ne yapsın, oteli ne yapsın bilmem neyi ne yapsın? Hiç yani olumlu bir etkisi olmaz onun, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, İtalya’da Entegrasyon Bakanlığına getirilen Kongo asıllı siyahi bir hanıma, diğer siyasiler tarafından ırkçı saldırılar olmuş. Bir parti üyesi “hayvanları sevsem bile bu kadını gördüğüm zaman -estağfirullah- orangutanı anımsamadan edemiyorum. İyi bakanlık yapıyor ama bunu ülkesinde yapmalı burada değil” gibi açıklamalarda bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Niye ne şeker baya tatlı. Baksana baya şeker. Çok hoş da giyinmiş, dünya tatlısı. Çok ayıp yapmış. Nur gibi kız, baya şeker. Terbiyesizlik yapmışlar. Hepimiz Hz. Adem (a.s) ile Hz. Havva'nın evlatlarıyız. O da onun kardeşi. Hatta bak, biz o genleri taşırız üstümüzde, benler şeklinde görülür. Hz. Adem (a.s) ile Hz. Havva'dan gelen o genlerdir. Hepimizde bir zenci kanı, zenci yönü vardır. Zenci genetik kod vardır hepimizde, her insanda vardır. Onlarda da beyaz genetik kod vardır, beyaz insanda, hepsinde vardır. Orada vicdansızlık yapmış ayıp yapmış. Özür de dilemiyor. İşte gittikçe bu Darwinist, materyalist kafa bunları böyle insanlıktan çıkarıyor, vahşileştiriyor. İtalya'da da Darwinist-materyalist eğitim çok yoğun. İtalya'yı hırsızlar kapladı, soysuzlar kapladı. Millet İtalya'ya gitmeye çekiniyor. Sevgisizlik hakim oldu, nurları da gitti. Eskiden mesela çok güzel insanlar olurdu İtalya’da. Güzel insan kalmadı. Çok az çok nadir. Tabii ki iyi insanlar var, güzel insanlar da var ama genelde bozuk. Darwinizm materyalizm mahvetti.

“Cildim niye bu kadar güzel” diyorlarmış, öyle mi?

DİDEM ÜRER: Evet, çok fazla kişi soruyor Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah vergisi, Allah’a olan sevgiden. Yoksa özel, hani var ya çeşit çeşit gözaltı kremi yok bilmem kaş altı kremi. Ne demek, bir tane krem olur, alır sürersin yüzüne. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında da yağ istimal ediliyordu hafif sulandırılıp. Mühim olan herhangi yağlı bir krem. İman, sevgi, aşk, Allah korkusu, Allah sevgisi. Bak, benim sesim de genç, bedenim de genç yani hep genç hep genç. Bana 57 yaşı komik geliyor, duyduğumda bana bir garip geliyor. 5-7 falan gibi geliyor. Bana hiçbir şeyi olmuyor. 57 olunca hep amca oluyorlar, değişik hareketleri var, “öhö öhö efendim” falan. Birçok kişi öyle. Adam ol, garip bir şeyler yapıyorlar böyle. O üslup ruh halleri de değişik oluyor. Yani her şeyleri değişik oluyor. Ben mesela öyle bir şey yapamam, çok komiğime gider. Garip garip hareketler.

EBRU ALTAN: Sizin müthiş bir enerjiniz ve canlılığınız var, maşaAllah. Gücünüz kudretiniz çok yüksek, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bir de siz, zorlukla karşılaştıkça daha da gençleşerek çıktınız senelerce. O da çok açık görülüyor. .

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, hapishaneye soktular, hapishaneden önceki resmime bakın, hapishaneden çıktıktan sonra 20 yaş birden gençleşerek çıktık, maşaAllah. Daha önce de öyle, tımarhaneye koyduklarında daha yirmi yaş gençleşerek çıkmıştık. Hz. Yusuf (a.s) misali, ecdada benziyoruz demek ki, maşaAllah.

Ben dinliyorum, sizi buyurun.

DİDEM ÜRER: Bu arada Hocam, bugün “Adnan Oktar’ın kediciği BBC World’deydi” diye çok fazla yerde haber var, Ceylan’la ilgili olarak.

ADNAN OKTAR: Ceylan Hocam, maşaAllah çok akıllı, çok kültürlü kız.

Evet, Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İngiliz ordusunda intihar eden asker sayısının geçen yıl Afganistan'da Taliban'la savaşırken hayatını kaybeden asker sayısını geçti.

ADNAN OKTAR: İşte Darwinist, materyalist eğitirsen, ruhunu boş bırakırsan. Onlar da binacı. Onlar da sürekli otel yapsın, fabrika yapsın, bilmem ne yapsın. İnsana yatırım yapmıyorlar, insanı eğitmiyorlar. Onlar da böyle ruh açmazından, ruh boşluğundan bunalıma düşüp kendilerini öldürüyorlar. Çok korkunç bir şey bu. Dünya bu felaketten ancak Mehdiyet ile, Hz. İsa Mesih (as)'ın şefkatiyle, Kuran'a tam teslimiyetle kurtulacaklar, inşaAllah.

En çok ihtiyaç olan konulardan bir tanesi de, Mehdiyet hakkında kardeşlerimizi bilgilendirmek. Çünkü Türkiye'nin şu an yüzde 65'i "Hz. Mehdi (as)'ı ben hayattayken göreceğim" diyor. Bu, bizim gayretlerimizle oldu. Yüzde 6,5 bile olmazdı. Ama biz yoğun gayret ettik, elhamdülillah. Şu an Türkiye’nin yüzde 65’i “ben Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim” diyor. Hatta insanlar arasında parmakla sayılıyordu Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim diyenler. Nur talebeleri bile hepsi yan yatmışlardı bu konuda.

Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’ın fizik alametlerini bir izleyelim, sonra devam ederiz. Ezberleyelim onları, inşaAllah.

VTR-Hz. Mehdi (a.s)’ın Fiziksel Özellikleri.

LEYLA KÜRŞAT: Aşkım ruhum Hocamla sohbetimize başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Diyarbakır Lice’de 170 PKK’lı mezarının bulunduğu bir yer, PKK şehitliği olarak isimlendirilip yaklaşık 5 bin BDP’linin katıldığı bir törenle açıldı.”

ADNAN OKTAR: Mezarlık olur da, onu şehitlik diye nitelendirmeleri anormal bir hareket. Aklı başında bir insanın söyleyeceği bir şey değil. Asker öldüren, askeri şehit eden bir adama şehit dersen sen o zaman ne olmuş oluyor bu? Firavun ne o zaman, Nemrut kim? Kafir ne? Küfür ne? Katil ne o zaman, olur mu öyle şey? Yani çirkin, iğrenç bir eylem varsa onun adı neyse odur o. Onu süslemeye uğraşsan da istediğin kadar süsle o süslenmez.

“Murat-İstanbul.” Murat, Hz. Mehdi (a.s)’ı seven Peygamberimiz (s.a.v)’i sever. Peygamberimiz (s.a.v)’i seviyorsa bir insan, Hz. Mehdi (a.s)’ı sevmesi lazım. Hz. Mehdi (a.s)’ı sevmiyorsa, Peygamberimiz (s.a.v)’i de sevmediğini söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v). “Beni seven Mehdi’yi sever” diyor. “Mehdi’yi sevmeyen beni sevmiyordur” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) vefat etti. Ama Mehdi (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’in parçası onun evladı. Sen eğer Peygamberimiz (s.a.v)’i seviyorsan, onun hayatta olan evladını esas alman lazım. Sen onu unutturmaya çalışıyorsan, Peygamber (s.a.v)’i sevmiyorsun demektir. Peygamberimiz (s.a.v)’i çok seviyoruz diyorlardı, o zaman ki Nemrutlar, Hz. Hasan (r.a)’ı, Hz. Hüseyin (r.a)’ı şehit ettiler. Ve Peygamberimiz (s.a.v)’in adını anarak, salavatlar getirerek şehit ettiler. Nerede Peygamber (s.a.v) sevgisi burada? Yalan bu. Peygamberimiz (s.a.v) uzun uzun Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler derç etmiş, anlatmış. Sen ifade edilen bu önemli hakikatleri önemli görmüyorsan, Peygamber (s.a.v)’i de önemli görmüyorsun demektir. Başka bir anlamı nedir bunun? Buhari’de, Müslim’de, Tırmizi’de, Sünen-i Nesih, Sünen-i Davud’da, Sünen-i İbn-i Mace’de hepsinde var. Hz. Mehdi (a.s)’da ve Hz. İsa Mesih (a.s)’da Peygamberimiz (s.a.v) uzun uzun anlatıyor. Allah Kuran’da uzun uzun anlatıyor. Israrla diyor ki “ben onları duymak istemiyorum. Peygamber (s.a.v)’in adını duymak istiyorum Hz. Muhammed (s.a.v.)’in.” Bak “Hz. İsa’nın da adını duymak istemiyorum” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ı da duymak istemiyorum” diyor. Bu yağcılıktır, yağcılık ve samimiyetsizliktir. Münafıkane bir harekettir. Çünkü sen Kuran’daki ayeti, Peygamberimiz (s.a.v.) adına reddetmiş oluyorsun. Peygamber (s.a.v) sevgisi adına. Ne kadar samimiyetsiz. Halbuki sen aslında Peygamber (s.a.v)’i hiç sevmiyorsun. Sevsen, Peygamberimiz (s.a.v)’in canı gibi sevdiği Hz. İsa Mesih (a.s)’ı seversin. Canı gibi sevdiği Hz. Mehdi (a.s)’ı seversin. Peygamber (s.a.v)’in sevdiklerini sevmeyen adam, nasıl Peygamber  (s.a.v)’i seviyor? Murat kafayı değiştir, tavsiyem. 

Bak şimdi Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmek demek Peygamberimiz (s.a.v)’dan  bahsetmek  demektir. Birbirinden ayırmak çok yanlış. “Evladım” diyor evladım Hz. Mehdi  (a.s) için Peygamberimiz (s.a.v) “evladım” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahset, Peygamberimiz(s.a.v)’den bahsediyorsun zaten. Dedesinden bahsediyorsun. Dede ve torunu. Hz. Mehdi (a.s)’ı övdüğünde, sen Peygamberimiz (s.a.v)’i övmüş oluyorsun. O torun dedesine bağlı o zaten.  Dedesinin emriyle, dedesinin inayetiyle, dedesinin yardımıyla, dedesinin sevgisiyle ortaya çıkıyor Hz. Mehdi (a.s). Hz. Mehdi (a.s), galip olduğunda Peygamberimiz (s.a.v) galip olmuş oluyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın hükümranlığı Resulullah (s.a.v)’ın hükümranlığıdır. Halid bin Velid, diğer komutanlar kimin emrindeydi? Resulullah (s.a.v)’ın emrindeydi. Bir yer fethedildiğinde Halid bin Velid mi hakim oldu diyoruz? O mu fethetti diyoruz? Peygamberimiz (s.a.v) fethetti diyoruz. O toprakları kim aldı Peygamberimiz (s.a.v) zamanında? Galip olan kimdi? Sana göre sahabeleri tek tek sayacaksın demek ki.  Bütün başarı Peygamberimiz (s.a.v)’e verilmiştir.  Hz. Mehdi (a.s)’ın başarısının tamamı Peygamberimiz (s.a.v)’e aittir. Gereksiz yağcılığa gerek yok. Çünkü halka şirin görünmek için yapılan bir üslup kullanıyorsun. Samimiyetsizlik bu. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleri gece gündüz anlatıyor. Sen haşa bunu kaile almıyorsan, Peygamber (s.a.v)’a saygın yoktur. Bu kadar açık. “Beni seven, Hz. Mehdi (a.s)’ı sever” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ı sevmeyen, beni sevmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v), açık açık konuşmuş. Hz. Mehdi (a.s) ayrı zannediyor. Parçası, Peygamberimiz (s.a.v)’in sağ kolu, evladı. “Evladım” diyor sürekli “evladım” diyor. “Evlatlarımdan” diyor “Hz. Mehdi (a.s) diyor evlatlarımdan Mehdi.” Bütün başarı, bütün üstünlük, bütün elde edilen zaferlerin tamamı Resulullah (s.a.v)’a aittir. Resulullah (s.a.v)’ın hadisleri olmazsa, Hz. Mehdi (a.s) nasıl ortaya çıksın? O tarif ediyor ince ince bütün detaylarıyla. Şunu yapacak bunu yapacak diyor, her şeyi anlatıyor. Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v)’e onu nasip etmedi. “Evlatlarına vereceğim” dedi ayet işaret ediyor. “Sana soyu kesik diyenler var” diyor Cenab-ı Allah, ayet “ben sana kevseri vereceğim” diyor. Kevser aynı zamanda dünya hakimiyetidir. Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle. Evladının vesilesiyle Resulullah (s.a.v) dünyaya hakim olmuş olacak şu an.  Aradan 1400 sene geçse ne olur? 14 saat geçse ne olur? Zafer, Peygamberimiz (s.a.v)’in zaferidir.

“Sizce Suriye’deki katliamlara rağmen, dünyanın çekimser kalmasının sebebi İsrail mi? Yani İsrail Esad’ın kalmasını istiyor mu?” Yok değil yani orada Avrupa aslında karar veremiyor. İki tarafı da tehlikeli buluyorlar. Esad ayrı tehlike, karşı tarafı da ayrı tehlike olarak görüyorlar. Çözümün yine Mehdiyet olduğu anlaşılıyor. Çünkü her iki uçta da kan var. Kansız bir yer yok. Esad gittiğinde yerine gelecek ekip de yine kanla gelecek, yine kanla ayakta duracak. Öyle görünüyor. Ama İsrail Esad’ı istemez, Amerika da istemez. Avrupa ister. Çin ister, Rusya ister. Dünya iki blok. Esad çok uyanık. İran da uyanık. Zamanında bunlar komünist blogla entegre oldular, bağlantıya geçtiler, “sizin adamınızız biz” dediler. Oradan kendilerini garantiye aldılar. Şimdi komünist blog bunları koruyor. Rusya da komünist bloğun etkisinde olduğu için, komünist bloğun talimatıyla asker gönderiyor Suriye’ye. Çünkü Suriye’nin yenilmesi demek, komünist bloğun yenilmesi anlamına geliyor. Amerikan yanlısı ekip galip gelsin diye Amerika istiyor ama Amerika’nın istediği gibi de değil adamlar. Bağnazlar, çok şiddetli bağnazlar. Onun için Amerika ne yapacağını bilmiyor şu an, seyrediyor. Karar veremiyor. Fakat Esad gider. Gidecek yani hadislerin işaretine göre gidecek. Zaten diyorlar ki “Esad yeni yeni mevzileri kazandı, şehirleri kasabaları yeniden ele geçirdi” diyor. Arsayı ele geçirdi. Orada insan yok. Bina da yok, hiç bir şey yok. Arsayı ele geçiriyor. Arsa ne demek? Boşluk demektir. Arsayı ele geçiren, Suriye’yi ele geçirmiş olmaz. Suriye şu an Türkiye’de Lübnan’da Mısır’da dağıldı. Suriye orada yok şu an. Bir kısmı Ürdün’de Suriye’nin. Suriye demek, halk demektir, oradaki millet demektir. Millet gitti bomboş. Binalarda yerle bir oldu binada yok tesis de yok. Esad diyor ki” ben hapsini fethettim, elde ettim buraları” diyor. Tapu kadastro müdürü gibi. Arsa, arsayı elde etti. Arsayı elde ettin. Ne kadar duracaksın? Bir ay iki ay, altı ay, seni yine kovalarlar arsadan. Çünkü şimdi bu köşe kapmacaya dönüşür. Savaşlarda böyledir usul. Mevcut mevzii korumak zordur. Mevzii almak kolaydır. Mevzii korumak zordur. Onun için Esad mevzii hemen alıyor. Karşı tarafta veriyor tabii uzatmıyorlar, çünkü yeniden alacağını biliyor. Yeniden almak çok kolay. Orada hedef belli, adamlar orada duruyor, armut gibi bekliyorlar. Adam uzaktan onu bombalayacak veya tarayacak. Bu çok kolay iş. Ama bir binanın içinde 360 derece açıyı esas alan bir saldırıyı bir noktadan durdurmaya çalışmak çok zor. Ama öbür türlü senin 360 dereceden ona yüklenme imkanın var. Stratejik açıdan mevzii açısından dezavantajlı konuma düştü şu an Esad. Bir yeri almak onlar için hikaye adamlar alırlar. Ama muhafaza çok çok zor oluyor onlar için, çok zor ve çok riskli. Yeri belli havadan bombardıman olur her şey olur. Ama şu an havadan bombardıman yapamaz. Kendi adamları var çünkü. Mesela diyor ki “şurayı ben aldım” tamam. Orada kendi adamı var. Hava bombardımanı mümkün değil. 360 dereceden onları vurma imkanı var. Stratejik yönden şimdi karşı taraf şu an daha üstün durumda. Onun için Esad kazanıyor diyorlar ama Esad kaybediyor aslında. Çünkü hem de adamlarını bölmüş oluyor, gücünü dağıtmış oluyor bu yönde. Orada her yerde şurada şurada her yerde adamlarını sabit tutmak durumunda. Stratejik açıdan bu çok şeydir ve ciddi bir güç bulundurması gerekiyor sürekli mevziide kalan, hareketsiz. Ama öbür taraf hareket özgürlüğüne sahip her yere gidebiliyor, istediği gibi dolaşıyor. Canı istediğini de vurur. Ve gerilla savaşı verebilir. Ama orada sabit noktada gerilla savaşı veremez. Gerilla yöntemlerini kullanamaz. O yüzden muhalifler avantajlı şu an. Muhalifler bilerek de mevzii veriyor olabilirler. Çünkü her mevzii verişinde avantajlı konuma gelirler. Halkı zaten almışlar. Halk bunlardan yana, halk gitmiş. Binaları zaten kullanılamayacak hale getirmişler. Çünkü binanın kullanılamayacak hale gelmesi onlar için önemli. Fabrikaların, tesislerin kullanılamayacak hale gelmesi. Çünkü Esad kullanamıyor. Beton yığını haline getirdiler. Adam beton yığının içinde kuş gibi oturuyor Esad’ın askerleri bu mağlubiyet ve perişanlık, rezillik. Çok acınacak duruma düştü Esad, rezil oldu şu an.

DİDEM ÜRER: Hocam, “Amerika‘da siyahi bir genci öldüren George Zimmerman'ın mahkemece suçsuz bulunması sonrası birçok eyalette binlerce kişi sokaklara dökülerek protesto gösterilerinde bulunmaya başladı.” Siz dün söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bakın dedim, “başınızı belaya sokarsınız” dedim. “Zenci ayaklanması olur. Neye uğrayacağınızı şaşırırsınız” dedim. Bir ay önce iki ay öncede söyledim. Ki daha da kapsamlı provokasyon olabilir. Mesela 3-5 zenciyle aynı şekilde öldürüp Amerikan Hükümeti’nin üzerine atıp çok büyük bir ayaklanmaya da sebep olabilirler. Amerikan Hükümeti zor ayakta duran bir hükümet. Çok zor ayakta duruyor. Çok tehlikeli olaylar olabilir. Darwinizm’in, materyalizmin belasını Allah onlara fitil fitil burunlarından getirerek ödetiyor ve ödetmeye de devam edecek gibi görünüyor, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Sayın Hüseyin Çelik, Sayın Bahçeli hakkında şunları söyledi: “Tek dil Türkçe’dir. Etnik ve bölgesel dillerin tanınmasına müsaade etmeyeceğiz” dedi. Bu şekilde söylemedi aslında “tek dil demiyoruz biz Türkiye’nin resmi dili Türkçe‘dir.” diye söyledi Sayın Hüseyin Çelik. Tek dil demiyoruz” dedi.

AYLİN KOCAMAN: “Dillerin tümünü kabul ediyoruz” dedi. Hocam “sadece Türkiye’nin resmi dili Türkçe’dir dedi. “Fakat diğer bütün dilleri de kabul ediyoruz biz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam. Ne var bunda? Hep öyle değil mi zaten, yeni bir şey yok.

“Hocam ceket zaten süper ötesi süper duruyor üzerinizde, maşaAllah. Ama o mendil yine sizin seçiminiz yine muhteşem” diyor, maşaAllah.

Didem Sultan Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, geçtiğimiz günlerde Ankara’daki kardeşlerimiz Keçiören‘de, 1500 adet A9 ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. Abidin Paşa’da da 150 adet Harun Yahya eserlerinden hediye etmişler. Sonrasında iftar çadırında beraber oruçlarını açmışlar, size sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarım, maşaAllah. Şu köfteyi bir yanaştır bakayım. O burun ne, burun? Bakışın tatlılığına bak sen. Çok hoş olmuş, iyi olmuş, maşaAllah, elhamdülillah. Bakayım şu iftar çadırlarına ne yapıyorlar? Allah bereket versin, çok güzel, maşaAllah. 

DİDEM ÜRER: Hocam, Şişli’de iki kardeşimiz sizin kitaplarınızdan dağıtmışlar. “Kedi bulup çekmeyi unuttuk. Bir dahakine çekeceğiz, inşaAllah. Hocamız’ın mübarek ellerinden öpüyoruz.”

ADNAN OKTAR: Biz onların ellerinden öpüyoruz, maşaAllah, elhamdülillah. Aferin canlarıma, maşaAllah.

Bakın ne diyor Buhari’de; “Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.” Buhari. En muteber hadis kitabı. Şimdi adam bunu duyunca ne yapıyor? “Dini eksik, aklı da eksik” diyor. Yani insana benzemiyor gibi bir üslup bu değil mi? Dini eksik ne demek? Dini eksik bir insan, insana nasıl bakar? Bir de aklı eksik üstüne üstlük. Ondan sonra diyor ki “İslam sevgi dinidir.” diyor. Sen bu sözle, bunu kabul edince, kadını nasıl seveceksin sen? O zaman kadınlara karşı içlerinde bir muhalefet oluyor ve güvensizlik oluyor. İşte “şurasını örtsün, burasını açsın.” Potansiyel bir tehlike olarak görüyor bu sefer. Kendini de çok güvenli görüyor. Çünkü kendinin dini tamam, aklı da tamam ama kadının dini de eksik, aklı da eksik, kendi kafasına göre. Şimdi bütün Avrupa, bütün dünya bu belaya uyandılar. Anladılar bu bağnazlığın ne olduğunu yavaş yavaş. İslamafobi dedikleri olay bu. Bağnazlığa karşı bir uyanma var ama adam İslam’ın bu sefer bütününe karşı bu tavrı almış alıyor. Müthiş bir oyun var Müslümanlığa karşı oynanmış. Muazzam bir fitne var ve istisna da yok bak “kadınların tamamı” diyor. “Dini ve aklı eksiktir” diyor. Hz. Meryem’e sen bunu demiş oluyorsun (haşa). Hz. Ayşe (r.a)’a demiş oluyorsun. Aklını başına al. Cennet hanımlarına sen bunu söylüyorsun? Dini eksik diyorsun. Dini eksikse nasıl cennete gidiyor peki? Öyle bir adamın sanat anlayışı nasıl olur, sevgi anlayışı nasıl olur? Kadına bakış açısı böyle ise çocuğa bakış açısı nasıl olacak? Kadın sevgisi yoksa zaten sanat da yoktur. Yani kadın sevgisi sanat ruhunun temelidir. Çok hayati bir noktadır. Dünyanın en güzel varlığıdır kadın. Sen kadına böyle dedin mi bitti.

Bakın diyor ki; “Kadınlarla istişare edin, onlara danışın ve onların söylediklerinin tam zıddını yapın.” En muteber İslam kaynaklarından. “Kadınlara itaat pişmanlıktır. Kim karısına itaat ederse Allah onu yüzüstü cehenneme atar.” Cenab-ı Allah’a yönelik bir söz söylüyorlar burada. Allah adına yalan söylüyorlar. “Kadınları Allah geride bıraktığı gibi, siz de kadınları geride bırakın.” Sahih-i Buhari’de, bakın yine Buhari, sahih hadis kitabı; “Doksan dokuz kadından biri cennette, diğerleri ise cehennemdedir.” Biri de yine iyi, bir tane diyor. Dini eksik, aklı eksik diyorsun, buna rağmen cennete gidiyor diyorsun. Doksan dokuz, kendileri sağlam oldukları için aklı da iyi, dini de iyi hep, onlar cennette. Onun için muazzam kadın muhalefeti var bu tiplerde. Yok niye makyaj yapıyor, niye işte kolunu açtı, niye şöyle baktı, niye yan oturdu, niye geriye gitti? Halbuki kadınların onlara hesap sorması lazım, o kadınlardan hesap soruyor. Ne biçim ifadeler bunlar?

Bakın diyor ki; “ Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç” yemek vermeyin diyor, “aşırıya gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakın. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse, onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.” Bakın onlara eziyet edip, aşağılayarak fersiz bırakıyor kadını. Aç, yemek yiyemiyor aç kaldığı için dışarı çıkacak gücü olmuyor. Bak “dışarıya çıkacak gücü olmayacak derecede yemek verin” diyor ve “dışarıda utanacağı derecede kıyafet giydirin.” Yani bir insanın dışarıda göremeyeceği kadar kötü bir kıyafet. Bunu yaparsanız, bak böyle aşağılayıcı tedbirler alırsanız o zaman onları evde tutarsınız diyor. Kaynak İbnü-l Cezviye, Suyuti. En muteber kaynaklar. İbn-i Arabi, Kenziyü-l Şeria. En muteber Sünni kaynaklar. Çok korkunç bunlar, Allah vermesin. Üsluba bak sen. Ondan sonra da badem bıyıklarıyla barıştan bahsediyor, İslam kardeşliğinden bahsediyor, kadınlara saygıdan bahsediyor. Gürbüz gürbüz dedeleri çıkarıyorlar televizyona. Bunları kabul ediyor o dedeler. Önce o dedelere bunları bir sormak lazım, ne diyorlar bunlara. “Ey kadınlar eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinize silerdiniz.” Bak ne kadar aşağılayıcı bir ifade. Sırf kadına para veriyor, imkan sağlıyor diye kocası, şu aşağılamaya bak. Kadın her türlü yükümlülüğü alıyor, her türlü zorluk kadının üstünde oluyor. Ayağının tozuna yüz sürecek biri varsa erkeğin gelip yüzünü sürmesi lazım. Niye kadın sürsün?

“Şunlar namazı bozar; eşek, domuz, Yahudi, Mecusi ve kadın.” Bakın, ne kadar gıcık oldukları şey varsa bir araya getirmişler. Sahih-i Buhari’de, Sahih-i Müslim’de. Bak en muteber itibar edilen İslami kaynaklarda bunlar. “Namazı bozan şeyler; kara köpek, eşek, domuz ve kadın.” Sahih-i Müslim, Tirmizi, Ebu Davut, en muteber hadis kitaplarından. Böyle olunca adamlar şok oluyor Avrupalılar, insanlar. Makul bir insan da bunu duyduğunda şok oluyor. Bu nasıl bir kadın muhalefetidir? Bu nasıl kadınlara karşı sevgisizliktir? Nasıl bir muhabbetsizliktir? “Yok kaşını almasın, yok şunu yapmasın, yok başına peruk takmasın, eline boya yapmasın.” Neredeyse sokağa çıkmayı bırak, hayat hakkı vermeyecek dereceye getirmişler. Bundan sonra da oturup tatlı tatlı televizyon kanallarında, İslam’ı anlatan sohbetler yapıyorlar. Kardeşim buradaki üslubunu görmüyor musun sen? Ne konuştuğundan haberin yok mu senin? Ağzından çıkanı kulağın duymuyor mu senin? Müthiş bir sevgisizlik var. Kadınlara karşı muhalefeti şu an daha da iyi anlıyoruz bu üsluplardan sonra. Bu durumda adam tabii kadını potansiyel tehlike olarak görüyor. Her an namusuna zarar getirecek, her an suç işleyecek bir varlık olarak görüyor. “Sokağa çıkarma, yürürse arkadan yürüsün, hiçbir sözüne itibar etme, ne söylerse tersini yap.” Bu nasıl bir kafa?

Didem Hocam dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz size şunu yazmış; “Evde otururken evin içine yavru bir karga girdi. Çok tatlı kendini de sevdiriyor” diyor. Ve resmini göndermişler size.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İyi onunla arkadaş olsun. İyi bakar beslerse, o bayağı akıllı olur o kargalar, alışır gitmez.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz 13-14 Temmuz’da Kastamonu Barutçuoğlu Alışveriş Merkezi’nde binlerce kitabınızın dağıtımını yapmışlar ve sizin eserlerinizi tanıtmışlar. Hocamız’ın hayır dualarını “bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Ne büyük hizmet, ne büyük güzellik. İlimle, irfanla, akılla, bilgiyle, sevgiyle. Ne güzel. Allah kalplerine bedenlerine sağlık, sıhhat, şifa versin, her yerlerini nur kılsın, maşallah.

DİDEM ÜRER: Fransa’dan da kardeşlerimiz şöyle yazmış; “Canım Hocam dün yaklaşık üç yüz elli adet broşür ve 5 adet Fransızca Hz. İsa adlı kitap dağıttık. Faaliyetlerimizin devamı gelecek inşaAllah. Canımız bir tanemiz Hocamızın ellerinden öperiz, duanıza muhtacız.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel, konularda önemli. Özellikle Fransa’da süper olur, çok çok güzel.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, İtalya’dan sizi takip eden Elena Mişenko oğlunun yeni fotoğraflarını size gönderdi. Teyzesi de Lidya Mişenko Rusya’da bir model. Bayağı güzel.

ADNAN OKTAR: Şimdi onun ben patilerini falan yiyeceğim onun ben. Annesi de çok güzelmiş, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bu teyzesi galiba model olan Rus.

ADNAN OKTAR: Teyzesi ama çok çok güzel. Şimdi şu ufaklığı bana bir yaklaştır önce. Onun minik burnunu yiyeceğim ben, minik burnunu. Teyzesi de ama harikulade güzel. Bir gelsin görelim onu da. Ufaklığı da alıp getirsinler. Annesi de harikulade güzel çok şahane insanlarmış.

Ama eğer o burnu ısırmazsam ben, eğer o burnu ısırmazsam nohut burnu. Çok çok güzel. Keyife bak sen şunun neşesine, bir de kıyafetler birbirinden güzel. Patiler matiler. Annesi şu burnu bir kere hafiften ısırmaması yani düşünülecek gibi değil. Yanaklar da ısırılmaya çok müsait.Elma gibi yanaklar. MaşaAllah elhamdülillah. Bekliyoruz anneyi, teyzeyi, ufaklığı.

DİDEM ÜRER: Fatih’te iki bayan kardeşimiz komşu esnaflara yüz tane kitap dağıtmışlar sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Hz. Meryem gibiler. Allah nurlarını artırsın, Allah şevklerini artırsın, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’nda da kardeşlerimiz 3 Temmuz’da çok sayıda A9 TV broşürü dağıtmışlar. Dua rica ediyorlar sizden.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Canım benim ne şekermiş o, ne tatlıymış ne güzelmiş o. Öteki sevimliyi bir daha göreyim. Canım benim o da çok güzel, çok çok bayağı güzel kızmış maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, sağlık, sıhhat versin, Allah felaketlerden hastalıklardan korusun onları. Canım benim maşaAllah, bak öyle hoşuma gidiyor ki başörtülü, başörtüsüz. Çok tatlılar hepsi birbirinden tatlılar. Deniz kenarında olan kardeşlerimiz oluyor, daha da dekolte daha da açık, hepsi nur gibi Müslümanlar, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır’da savcıların Mursi’yi 2011’de Hüsnü Mübarek’e karşı düzenlenen halk ayaklanması sırasında Vadielnatrun Hapishanesinden kaçışıyla ilgili sorguladıkları belirtildi Hocam.  

ADNAN OKTAR: “Deden gazoz içer miydi?” falan, artık işi deliliğe vardırmışlar bunlar. Aranıyorlar Allahualem, yani konu arıyorlar. Ayıp yapıyorlar, terbiyesizlik yapıyorlar, saygısızlığı bıraksınlar. Mursi’yi bıraksınlar, koalisyon hükümeti olsun, konu bitsin. Çakallığı bıraksın başsavcı. Münasebetsizlik yapıyor. Yarın bir gün onu da alır, yok “deden gazoz içer miydi?” muhabbetine ona da başlarlar bu sefer.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Gümüşhane’den Yasemin kardeşimiz Valilik Kadınlar Birliği ve terminalde A9 tanıtım broşürü ve kitap dağıtmış. Ayrıca Gümüşhane Valisi Yusuf Mayda’yı makamında ziyaret ederek kendisine Komünist Kürdistan Tehlikesi ve Türk İslam Birliği kitaplarını hediye etmiş. Sayın Vali ziyaretten çok memnun kaldığını ifade etmiş. Size selamlarını iletmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah valimize Allah daha da güzel makamlar nasip etsin. Daha güzel makamlarda hizmet etmeyi Allah müyesser kılsın, ömrüne bereket versin. MaşaAllah.

Cem, Allah aşkına, sen alkollü müsün, nesin? “Türkiye’yi bölme.” Ben ne anlatıyorum? Günlerden beri ne anlatıyorum ben? “Türkiye’yi bölmeye çalışıyorsun” diyor. Kardeşim birleştirmek için uğraşmıyor muyuz gece gündüz? Herkesi birleşmeye çağırmıyor muyuz? Alevi’si-Sünni’si, dinsizi imansızı; her kim olursa olsun ittifak edelim, kardeş olalım demiyor muyum? Neye göre konuşuyorsun? Laf olsun torba dolsun, öyle. Benim birinci hedeflerimden birisi birlik ve beraberliktir. Benim kadar diğer mezhepleri, diğer dinleri bu kadar çok seven insan var mı? Museviler’e bu kadar sevgi gösteren, Hıristiyanlar’a bu kadar çok sevgi gösteren, Alevileri baş tacı eden, Şiileri, Vahabileri baş tacı eden başka birisi var mı?

“Demek kadın sevgisi sanatsal duyguları coşturuyor canım Hocam. MaşaAllah, bu çok hoşumuza gitti.” Tabii. Kadını sevmeyenin sanat gücü olur mu? Kadın sanatta temeldir. Kadını seviyorsan, o coşkuyla sen tablolar yaparsın. Allah’ı seversin, Allah için de tecelli olarak kadını seversin. Kadını sevmeyen sanatçı olamaz.

“Ayrıca az önce okuduğunuz kadınlarla ilgili ‘onları biraz aç bırakın, giydirmeyin’ gibi uydurma sözlere gülesimiz geldi” diyor. “Bu sözleri Allah ve Resulü’nün söyleyeceğine kimse inanmaz. Ancak köşeye sıkışmış bağnaz takımı uydurabilir” diyor. Doğru, uydurmuşlar. Ama Buhari’ye, Müslim’e koymuşlar, badem bıyıklı hocalar da bunları savunuyor gevrek sesleriyle.

Civan Akgün, al bir tane daha. “Beyefendi siz Mehdi misiniz?” Hayır.

Ali Kemal; “İran çok başarılı olacak, devamlı Mehdi bekliyorlar.” Onlar Mehdi beklemiyor, deccal bekliyor, işte olay burada, felaket burada. Hz. Mehdi (a.s)’ı ilahlaştırmışlar. Hâşâ Allah haline getirmişler, hâşâ ve kella.

Çapulepsit prolepsit; “Bir tane rockçı kardeşimi on bin tane bağnaza değişmem.” Tabii, sanatçıysa sevgi doluysa, nezaketliyse, insan sevgisiyle kalbi coşmuşsa, ne güzel. Bağnazda bu yok. Tabii ki değişmem.

TUBA BABUNA: O sözünüz Hocam, rockçı kardeşlerimizin çok hoşuna gitti, dün Twitter’da bayağı paylaştılar o sözünüzü.

ADNAN OKTAR: Doğru. Mesela çocuklar geldi, çok mütevazı, çok nezaketliler, ne güzel. O müziğin içinde güzellik oluşturup, o güzelliği insanlara sunuyorlar. Müzik başlı başına güzelliktir ama onun içindeki güzelliği derinleştirmek yetenek ister.

D94K13P; “Kadın şart diyorsun yani Hocam” diyor. Muhabbete girmiş. Kadınsız dünya cennet olmaz. Kadınla dünya güzeldir. Cennet de kadınla güzel. Dünyadaki en güzel varlık kadındır. Cennetteki en güzel, yani Allah’ın varlığının dışında, Allah’ın tecellisi olarak en güzel kadındır yine, inşaAllah. Tabii Allah’ın insan olarak tecellisi, en üstün olan O’dur. Ama O’ndan sonra kadındır.

Yasemin. The oksimoronist; “Sanatseverlikle kadın severliği nasıl bağdaştırdın Hocam?” İç içedir. Kadındaki sanatı, Allah’ın güzelliğinin tecellisini göremeyen, sanata zaten kapanmıştır. Sanat gücünü kaybetmiştir. Yani hangi güzelliği görebilir? Çiçeğin güzelliğini nasıl görsün o? Manzaranın güzelliğini nasıl görsün? Kadının güzelliğini göremiyorsa adam bitti, yoktur onda hiçbir şey.

“Ateist gençliğin çoğu Alevi kökenli” diyor. Sen öyle zannet. Aleviler candır ve çok dindardır Aleviler. Bir kere sevgiye ve sanata ruhları çok açıktır. Sanata ve sevgiye ruhu açık insan Allah’a ne kadar coşkun sevgisi olur, bir düşün orada. Allah’ı coşkunca sevdikleri için sanata olan sevgileri oluyor. Ve Peygamber (s.a.v)’e âşıktır onlar, Hz. Ali (r.a)’a âşıktırlar. Aleviler Türkiye’nin, dünyanın süsüdür, nurdur onlar. Sen çok yanlış biliyorsun. Tanıdın mı hiç Alevi, görüştün mü sen? Git bir Alevi dedesiyle bir görüş bakayım. Bir sohbet et, bir dinle, bir Alevi deyişlerini dinle bakalım. Oradaki derinliği bir gör. Allah aşkıyla söylüyor onlar, Allah aşkıyla. Cezbe halinde, coşkuyla.

Didem Hocam, ne yapıyoruz? Ara mı veriyoruz yoksa devam mı ediyoruz?

ADNAN OKTAR: Yok. Devam edebiliriz, konuşabiliriz.

DİDEM ÜRER: Ankara’dan Zeynep Elif ve annesi Hülya şöyle diyorlar Hocam: “Canımız Hocamız’a iletir misiniz? Hepinizi çok seviyoruz. Hocam’ın ellerinden öpüyoruz, dua istiyoruz” diyorlar. Resimlerini göndermişler.

ADNAN OKTAR: Ah benim bir tanem, ah benim canım, nurum benim. MaşaAllah. Nasıl güzeller, nasıl güzeller. MaşaAllah. Cennet kuzusu gibi ikisi de maşaAllah.

Seni dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Gezi olaylarından mağdur olan esnaflar adına açıklama yapan Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Merkez Birliği TESKOMB Başkanı  Kadir Akgün: “Esnafın otuz beş gündür siftah yapamadığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: İşte o bereketsizlik, aksilik devletin tedbirleriyle akılcı tedbirleriyle engellenebilir. Bir de onların mağduriyeti de giderile bilinir.

DİDEM ÜRER: Hocam haşa bir kardeşimiz diyor ki: “Bu şekilde ders aldığımız Hocalar hep anlatıyordu bize” diyor, bir bayan kardeşimiz. “Şayet ben bir insanın bir başka insana secde etmesini emredecek olsaydım kadının kocasına secde etmesini emrederdim,  diye” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak, akla bak. O badem bıyıklılarda öyle sağlama bağlamışlar ki olayı, kadınlar adeta esir konumuna geliyor gariplerim. Onlarda onu canlarım Allah dedi diye inanıp o adamlara adeta köle haline geliyorlar. Yok öyle bir şey, yok öyle bir şey. O onların hazırladığı bir sistem. Çünkü kadınların onları itici bulacağını düşünüyorlar. Rahatsız olacaklarını düşünüyorlar. Uzak duracaklarını düşünüyorlar, ne yapsalar da onları kilitleseler. Mesela “boşanma hakkı vermeyelim” sağlama alıyor. Sen nasıl boşanma hakkı vermezsin? Ne demek bu? Sen kimsin? “Yok” diyor “ben boşamadıktan sonra gidemezsin” diyor. Allah Allah. Ömür boyu bela olacaksın öyle mi kadının başına? “Evet, öyle” diyor. Akıl almaz tedbirler almışlar. Bütün sistemi kendilerine göre ayarlamışlar. Kendilerini çok uyanık zannediyorlar. O zamanda tabii devletlerde ona göre ayarlı. Baştakilerde ona göre ayarlı. “doğru söylüyor Hoca efendi” diyorlar. Aksini de kimse savunamıyor. Bu vakte kadar gelmiş. Bak rahmetli Atatürk, Allah ondan razı olsun. Bunların sistemine dur deyince ortada kaldılar. Bu sefer başladılar Atatürk’e hakaret etmeye. Çünkü yakalandı. Ümüğünden yakalandı. Oyunda oynayamıyor artık. Atatürk bütün oyunlarına son verdi. Oyunda oynayamayınca bu sefer başladılar küfür etmeye annesine işte kendine. Boşa uğraşıyorsunuz boşa, boşa. Allah her şeyi bir hayırla hikmetle yaratır. Atatürk’ü gönderdiyse, Hz. Mehdi (a.s)’a mukaddeme olarak gönderdi. Önce Atatürk, sonra Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Rahmetli Müslüm Baba ne iyi insandı. Allah cennetle, Cemalullah'la onu şereflendirsin, inşaAllah.

"Yaşasın bağnazlık!" diyor, espri yapıyordur. Kadına güvenmeyen bir sistem içerisinde aklı. Kadından üstün görüyor çünkü "yarım" diyor zaten. "Yarım" deyince, onu kollaması gerekiyor. "Dini de yarım, aklı da yarım" diyor. O zaman koruma görevi onlara gelmiş oluyor. "Benim" diyor, "aklım tam, dinim de tam" diyor, "kadın yarım; dini de yarım yarım, aklı da yarım. Onun için onun namusunu, iffetini, her şeyini korumak bana mahsus. Çünkü dışarı çıkarsa o her şeyi yapar" diyor, "güvenilmez bir varlık" diyor. "Anormal bir varlık" demeye getiriyor yani, "aklı eksik" gibi. "Vesayet gerekir" diyor, "vasi gerekir. Vasisi de biziz" diyor. Yani bağnazlarmış. "Biz yöneteceğiz kadınları" diyor, "yoksa onlar her şeyi yapar" diyor. Tam aksini yapsak nasıl oluyor? Sizi çarşafa sokalım, evin içinde oturun. Yaşmak da olabilir, dantelli yaşmak. Şalvarı da giyersiniz. Evde pırasa doğrayın, soğan doğrayın. Sakız çiğneyerek köfte yoğurursunuz. Hanımlar da dışarıda rahat rahat gezsinler işte. Madem "sokak riskli" diyorsunuz. Sokakta da onlar rahat rahat gezerler. "Riskini biz meydana getiriyoruz" diyorsunuz siz, bağnaz takımı. Tamam, tehlikeyi eve koyalım biz. Riski, bağnazları eve sokalım. Hanımlar da dışarıda gezsinler. Evde de rahat etmeniz için de yaşmak iyi olur size, şalvar. Kıllı kılçıklı, tüylü oturun evde öyle.
Güngör, anladın değil mi demek istediğimi?

"Aslan Hocam, okuduğunuz hadisler Sahih-i Buhari'den. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler de Sahih-i Buhari'den. Bu açmazı nasıl izah edebiliriz?" Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadisi adam nasıl değiştirsin? Hüküm değil ki. İhbar. Gelecekteki bir olayı söylüyor. Diyor ki; "şu, şu, şu olacak" Olmayacak diye mi değiştirsin? "Olacak" diyeni adam ellemez. Tabiî ki ellemeyecek. Şimdi ellemiyor, ne oluyor? Diyor ki; "bir kuyrukluyıldız çıkacak" diyor Peygamberimiz (s.a.v), "iki ucu kuyruklu.” Bilim böyle bir kuyrukluyıldız tespit etmemiş daha önce, kuyrukluyıldız hakkında hiçbir bilgi yok. "Diğer kuyrukluyıldızların aksi istikamette gider" diyor, detay. Ve "çok parlaktır" diyor. Bilim bunu bilmiyor. Bunu hadiste söylüyor. Şimdi diyelim ki bu hadis uydurma. Aynısıyla milimi milimine çıkmış mı? Neymiş? Sahihmiş. Buhari'ye koymaya da gerek yok. Sahihin sahihi, halis muhlis hadis. Tahakkuk ettiğinde nereye kaçacaksın bağnaz efendi? Nereye kaçacaksın? Kaçacak yerin yok. Hadis senin yakana yapışıyor işte. Aynısıyla çıkıyor. Aynısıyla çıkınca neyini inkâr edeceksin?

'Kuran ahlakı'ndan kasıt; sevgi, muhabbet, şefkat, güzellik, temizlik, kalitedir Çakır. Sen badem bıyıklı dededen alışmışsın; istiyorsun ki Müslüman deyince gevrek bıyıklı gri dedeler çıksın, gri gri konuşsunlar, geğirerek, yapmacık konuşmalar yapsınlar, yapmacık sözler etsinler, galgaleli, vurgulu konuşmalar yapsınlar, sen de oradan dinleyip içten içe onlara öfkelen, bunu istiyorsun. Ama bakıyorsun ki, benim anlatımlarım hayatın ta içinde, çok doğru ve samimi ve çok etkileyici; ağırına gidiyor. Çünkü senin hayat sahana giriyor din, her yere giriyor benim anlatımımla. Senin anlatımınla din, hayatın her yerinden çekilmiş oluyor. Ancak ramazandan ramazana o dedeleri görebiliyorsunuz o zaman. O dedeler hayat sahanıza girmiyorlar sizin ve giremezler de.

"Kişinin ayinesi iştir." Doğru. Nasıl? Müslüman temiz olacak, samimi olacak, kaliteli olacak, Kuran'ı savunacak; hurafeye karşı mücadele edecek, bağnazlığa karşı mücadele edecek; sevginin, şefkatin, merhametin bizzat uygulamasını yapacak, Kuran hakikatlerini anlatacak, Kuran mucizelerini anlatacak, iman hakikatlerini anlatacak. Gece gündüz yaptığımız da bu. Bunun dışında bir şey görüyor musun? Göremiyorsun. Ama sen istiyorsun ki, biz bağnaz olalım. Bağnaz olmadığımız için de ağına gidiyor. Çünkü bağnaz olsak senin için risk oluşturmayacağız. Çünkü sanat bizde, müzik bizde, güzellik bizde -bende yani- kadının en güzeli, müziğin en güzeli, evin en güzeli, kıyafetin en güzeli, yemeğin en güzeli, sözün en güzeli, hemen hemen her şeyin en güzeli. Niye biliyor musun? Kuran'a tam uyuyorum da onun için. Kuran'a uymayınca sen tombik, işte böyle olursun. Seni tombik seni. Ve bağnazlığı da bizde bulamayınca şaşırıyorsun. Bulamayacaksın ve bulmazsın da. Kadına karşı olan, çocuk sevgisine karşı olan, sevgiyi kökten kaldıran bağnazlığı sen bizde bulamazsın.

"Ruj orucu bozmuyor mu ki rujları var?" Yok, onlar dikkat ediyorlar, o tarz bir ruj kullanmıyorlar. Ruju yersen sen, bozar. Yemedikten sonra niye bozsun? "Ve de" diyor, "bayanlar neden bu kadar makyaj yapıyorlar? Abartılı değil mi?" Yakışan makyaj, asıl olan makyajdır. Az makyaj yapar, yakışmaz. Çok makyaj yapar, yakışır. Yahut çok makyaj yapar, yakışmayabilir de. Az yapar, yakışır. Yakışana, makyaj denir, yakışan. Resulullah (s.a.v), sürmeyi sürdüğünde bir kere sürmüyor. Kaç defa sürüyor? Üç kere sürüyor. Sana göre bu fazla. Sen dersin ki; "bir kere niye olmuyor?" Resulullah (s.a.v) üç kere sürüyor ve hanımları da. Bütün Müslüman hanımlar gözlerine sürme sürüyorlardı. Çocuklar da sürme sürüyordu. Hem de nasıl! İsmit, simsiyah. Çekerek, çekme sürme. Uçuyorsunuz, uçuyorsunuz.

"Cennette de dünyada da erkek için mi süslü kadın?" Erkek de kadın için süslüdür, kadın da erkek için süslüdür. Çiçekler, insan için süslüdür. Ama çiçek de insandan hoşlanır, onun süsünden de çiçek zevk alır.

"Dini sohbet yapıyorsunuz. Oradaki oyun havalarının ne anlamı var?" Müziğe de gerek yok, resme de gerek yok, değil mi? Ne yapacağız? Badem bıyıklı olacağız, beyaz çorap giyeceğiz. Bunlara da gerek yok, bunları da kaldıralım. Yerde oturalım. Ayrana ekmek doğrayalım. Kafa mı bu? Müslümanlık’ta müzik var, resim var, heykel var. Her türlü eğlence var. Müslümanlık’ı siz kavurup küçük bir alana hapsettiğinizi zannediyordunuz. Ben o bütün duvarlarınızı yıktım. Her yere islam hakim oldu, her yere. Müziğe de, resime de, heykele de. Müslümanlar eskiden müslüman denilen bağnaz kardeşlerimiz bir kısmı hiçbir yere giremiyorlardı. Hiçbir şeye de iddiaları olmuyordu, hiçbir şeye konuşamıyorlardı. Ama İslam şu an her yere girdi, her yerde. Sana göre Müslüman oyun havası dinlemez. Müzik de dinlemez, diğer parçalar da dinlemez. Hiçbir şey yapmaz. Oyun oynamaz, dans etmez, gülmez, ağlar. Kırk lokma yer. Masada oturamaz, sandalyede oturamaz. Kadınları yarım görür. Onları cehennemlik görür. Ayağının tozunu silmeye layık görür kadınları. Namaz kılmayanı öldürür. Zekat vermeyeni öldürür. Sakal bırakmayanı öldürür. Bırakın bu hurafeleri. Benim olduğum yerde hurafe olmaz. Bundan sonra bu hikayeler bitti. Müziğin hasını Müslüman dinler. Yemeğin en güzelini Müslüman yer. En güzel kıyafeti Müslüman giyer. En güzel arabayla Müslüman gezer. En güzel evde Müslüman oturur. Cennette de bu böyle, dünyada da böyle. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah: “Dünyada sizin” şeytandan Allah’a sığınırım. Müminlere hitap ediyor Allah. “Ahirette sadece sizin” diyor. “Küfre vermeyeceğim” diyor, Allah dünya nimetleri için.

Fatih Reşitoğlu: “Adnan Ağabey bir iftar ısmarla.” Tamam, ısmarlayayım ama çık ortaya nerede olduğunu bir bulalım önce.

“Canım Hocam, sizi çok seviyoruz. Allah ömrünüzü uzun etsin” diyor, bir hanım kardeşim, maşaAllah.

“Sayenizde çok şey öğrendik Hocam” diyor, bir hanım kardeşimiz, maşaAllah.

“Hocam çok pozitif bir insansınız” diyor, bir kardeşimiz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır Genelkurmay Başkanı Sisi: “Meşruiyet halkın elindedir. Dilediğine verir, dilediğinden alır. Ülkede tüm gruplar şiddet ve çatışmadan uzak durulmasını istediğine göre istisnasız tüm taraflar siyaset arenasında yer alabilir” çağrısında bulundu.

ADNAN OKTAR: Tamam da, bulgurdan taş çıkarır gibi adamın bilmem nerde yaptığı olayları kurcalayıp adamı asmaya kalkıyorsunuz. Bırakın önce Hocayı. Nerede tuttuğunuzda belli değil. Olur mu öyle şey? Haber dahi alınamıyor. Terbiyesizlik yapıyorsunuz. Kanun, hukuka aykırı olarak, mahkeme kararı yok bir şey yok. Yok ortada Hoca. Bırakın Mursi Hoca’yı.

“Hocam merhaba, neden kadınlar sizin için değerli?” Kuran ahlakını alan bir insan, Allah’ı seven bir insan Allah’ın en mükemmel olan tecellisi kadınları da çok sever.

Evrensel Özne: “Süs derken Hocam biblo gibi bir şey mi?”

Görünümü tabii biblodan çok daha güzeldir kadınların. Ama ruhuyla kadın güzel olur. Ruh ve bedendir. Biblo taştır ama kadın hem cismani hem, hem ruhani mükemmel bir varlıktır.

“Fatih Xytk; “Hocam bu kadını sevme olayını biraz abartmış olabilir misiniz?“ Az bile, az bile çok çok az. Allah çok daha fazlasını nasip etsin. Doyumsuz bir muhabbet duyarım kadınlara, doyumsuz bir sevgi duyuyorum. 1 milyon kadın olsa, yine doymam onları sevmeye. Muhteşem varlıklar, çok çok muhteşemler.

TUBA BABUNA: Birde Hocam sevginiz zamanla da azalmıyor, artıyor öyle bir şey de var mesela. Dışarıdaki insanlarda öyle bir azalma olur ya her seferinde.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, tabii bak ben mesela kız arkadaşlarımı, canlarımı her ay, her yıl çok daha fazla severim bilirler. Daha hayranlığım artar. Mesela başkalarında öyle değil terse gider. Yıllar, aylar hep onları usandırır, uzaklaştıtdırır böyle sıkılırlar. Ben aşkımı, muhabbetimi, sevgimi gittikçe arttırırım. Herkes beni bilir. Gittikçe onların detay güzelliklerini görürüm, ahlaklarındaki mükemmelliği görürüm, daha çok aşık olurum, daha çok severim.

Mustafa Kabakçı 1970 mdeniz 1970: “Hocam oku lütfen. Kim nederse desin çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır, Hocam” diyor. Tabii ki, birçok kadın öyle. Ama benim canlarım doğal olarak ta güzeller, bakımlı da fevkalade güzeller, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum. 

DİDEM ÜRER: Hüseyin kardeşimiz çocukluk resmini göndermiş. Ona el salmanızı istiyor yayında. Birde babaannesi sizi çok seviyormuş. Horozuyla resmini göndermiş.

ADNAN OKTAR: Çok sevimliymiş, maşaAllah. Bakıyım çok şeker ama teyzede çok tatlıymış, maşaAllah. Bak canım benim ne güzel kendine bakım yapmış, bir şeyler yapmış. Horozu da çok güzel, kendi de çok güzel. Allah ömrünü uzun etsin, ellerinden öpüyorum, sağlık, sıhhat Allah afiyet versin cenab-ı Allah hidayet versin. Cennette de kardeş etsin. Yaşlıları ben çok seviyorum. Çok şeker oluyorlar babaanneler, dedeler çok büyük bir nimettir onlar, acayip tatlı varlıklar.

Hayret Müslüman müzik dinleyemez diye inanmışlar. Dans edemez diye inanmışlar. Güzel giyinemez diye inanmışlar. Güzel yemek yemez, güzel evde oturmaz, güzel arabaya binmez. İftarını da güzel yerde yapılmasını istemiyorlar. İnanılır gibi değil yani. Her şey, her şey kavruk, ölü ve ruhsuz olacak. Her şey böyle estetiksiz olacak. Her şey dümdüz olacak! Halbuki Müslüman, cennet meşrebidir, cennet ruhludur. Ruhunu cennet kaplamıştır, cennet özlemiyle her yeri cennete benzetmeye çalışır. Ruhunu da, bedenini de, çevresini de cennete benzetmeye çalışır. Ne biçim adamdır bunlar. Kendini de cehenneme benzetmeye çalıyor, etrafına da cehenneme benzetmeye çalışıyor, her şeyi ruhunu, aklını, kalbini cehennemle özdeşleşmiş hale getirmeye çalışıyor. Bu çok yanlış.

Bunlar, davul zurnaya da karşılar. Hatta hadislerde var; “kim ki zurna sesini kulağına kurşun mu akar” diyor, böyle abuk abuk izahlar. Ne alaka Cenab-ı Allah her türlü güzel sesi bize nimet olarak sunmuştur. Cennette de her yerde müzik vardır cennette her yerde. Ve en nefis müziği Allah bize sunacak, en nefis kokular, en nefis müzik.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Konya’da 400’e yakın kitabınızı ve A9 broşürlerinden dağıtmışlar. Sizi çok sevdiklerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel faaliyetler, ne güzel insanlar. Aman Allah’ım nasıl güzel bu. Canım benim bir tanem benim, maşaAllah. Aslan onlar aslan. Nur gibiler maşaAllah. Çeteye bak sen çeteye çok şahane olmuş poz.

Didem Hocam siz buyurun.

DİDEM ÜRER: Geçtiğimiz günlerde Kadıköy, Ataşehir ve Üsküdar’da çok sayıda A9 TV broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. Resimleri var.

ADNAN OKTAR: Bu Koçyiğit’in ismi yok mu?

DİDEM ÜRER: Erhan kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Erhan aslan Erhan aferin canıma maşaAllah elhamdülillah. Başka başka?

DİDEM ÜRER: Gebze’den kardeşlerimizin mesajı var. “Cuma akşamı kardeşlerimiz bir araya gelip Kuran’dan ayetler okuduk. Akılsız Kuran’ı nasıl yorumlar kitabınızdan bölümler okuyup çalışmalarımız hakkında istişare yaptık. Saygıyla hürmetle ellerinizden öpüyoruz.”

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe, şu tatlığa bak. Şu evdekilerin şekerliğine bak, şu temizliğe bak maşaAllah ne güzel, ne güzel. Allah melekleri onlara dost etsin. Evlerinden melekler hiç çıkmasın inşaAllah. Bu nurlu sohbetleri cennette birbirlerine sevinçle anlatacaklar, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Saadet Partisi tarafından Kazlıçeşme’de dört yüz STK’nın destek verdiği “darbelere hayır Mısır’a destek” mitingi yapıldı. Adeviye Meydanı’nda milyonlarca insan tarafından canlı izlendi. İzlerken ağlayanlar oldu ve sık sık Türkiye lehine sloganlar atıldı. Kazlıçeşme’de önce toplandılar sonra iftar yaptılar ve namaz kıldılar.

ADNAN OKTAR: Ne yapmışlar, konuşma yapanlar kimler var konuşan?

DİDEM ÜRER: Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Kamalak Hocamız.

ADNAN OKTAR: Ne dedi, Sayın Mustafa Kamalak Hoca? Ben biliyorum. Ne demiş: “Çözüm İttihad-ı İslam’dır” demiş, “İslam Birliğidir” demiş.

“İslam her yere hakimdir. Müslüman müziğin hasını dinler. En güzel kıyafeti giyer. En klas evde oturur. Bu dünyada da böyle ahirette de böyledir” deyince, Ayşe’de demiş ki: “O yüzden mi, Peygamber Efendimiz (s.a.v) her şeyi reddetti ve mütevazi bir hayat yaşadı.” Ah sizi gidi ah. Kafanıza göre Peygamberi (s.a.v) şekillendiriyorsunuz. Sizin kafanıza göre bak birçok bağnaz göbek önde bilmem neresi arkada duba gibi geziyorlar. Peygamberimiz (s.a.v)’e de, bak uygun gördüklerine bak; “taş bağlıyormuş göbeğine kıvranıyormuş sokaklarda, Mekke sokaklarında açlıktan. Evinde kıvranıyormuş, sahabeler de onu seyrediyorlarmış ve bu sürekli böyleymiş. Bir avuç arpa oluyormuş, çoluk çocuk oradakilerde çırpınıyorlarmış acıdan. Peygamberimiz (s.a.v)’de kıvranıyormuş. Üstünde kıyafet yokmuş artık perişan vaziyette. Bir Yahudi’ye zırhını silahtır zırh. Onu ödünç vermiş, yani mal karşılığı vermiş borç karşılığı olarak, rehine olarak vermiş rehinde kalmış, fakat yine açmış ve hep kıvranırdı” diyor “taş bağlar, yerde yatardı” diyor “yemezdi, içmezdi. Üstü başı perişandı.” Allah Kuran’da sizim dediğinizin tersini söylüyor. Hangisine inanalım? Biz Allah’a inanıyoruz. Allah diyor ki: “Seni fakir bulup zengin etmedim mi?” diyor. Allah: “seni zengin ettim” diyor. Sen diyorsun ki “fakir” diyorsunuz. İslam tarihine bakıyoruz, Fedek’teki araziler her yer Peygamber (s.a.v)’in. On binlerce deve Peygamber (s.a.v)’e ait, zibil gibi dağıtıyor dağıtıyor bitmiyor Peygamber (s.a.v). Üstünde Bizans cübbesinden çok kıymetli kıyafet giyiyor. Layık gördüğünüz hayata bakın Peygamber (s.a.v)’e Allah’tan korkun. Allah’tan korkun. “Her şeyi reddedip.” O devirde herkes fakirdi. Bütün Müslümanlar mütevazi hayat yaşıyordu. Mecbur oldukları için. Çünkü sürekli savaşlar oldu. Müslümanlar daha yeni güçleniyordu. Ama sonra Müslümanlar müthiş zenginleşti. İspanya’da orada burada her yerde mükemmel tesisler kurdular. Mükemmel imkanları oldu. Ama Müslüman tabii ki israfa girmez. Ama her şeyin en mükemmelini kullanır. En mükemmel kıyafetleri giyer, en mükemmel yiyecekleri yer. Peygamber (s.a.v)’e iftira atmayın. Lafa bak, sahabe, Peygamber (s.a.v)’in açlıktan kıvranmasını kabul eder mi? “Sahabeler” diyor, “et yiyorlardı, kebap yiyorlardı, Peygamberimiz (s.a.v)’i seyrediyorlardı” diyor. Onlar bak pirzola yiyorlarmış, kebap yiyorlarmış. Peygamberimiz (s.a.v)’de açlıktan onların gözü önünde kıvranıyormuş karnına taş bağlamış şekilde. Hem sahabeye hakaret ediyorlar, hem Peygambere (s.a.v) haşa. Sahabeyi-haşa ve kella-vicdansızlıkla, umursamazlıkla, gaddarlıkla suçluyorlar. Hangi sahabe böyle bir şeye müsaade eder? Nerede görülmüş bir şey? Canını feda ediyor Allah için Peygamber (s.a.v)’e. Bırakın bu bağnaz ağzı.

Bakın diyor ki Allah ayette; “Rabbin sana bolca ihsan edecek mal ve imkan verecek. Böylece sen, hoşnut kalacaksın.” Duha Suresi, 5 ve 8. Bağnazlar bu ayeti kabul ediyor musunuz? Etmez. Allah diyor, Allah. Allah’ın dediğini kabul etmiyorsunuz. “Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?” diyor Allah. Bak zengin, zengin neye denir? Malı, mülkü, her şeyi bol ve taşana derler. “Zengin etmedi mi?” Bunu da kabul etmiyorsunuz. Allah’ın ayetini inkar ediyorsunuz.

Diyor ki Allah Tevbe Suresi, 74’de, şeytandan Allah’a sığınırım:  “Allah’ın ve elçisinin bol ihsanından” bak Peygamberimiz (s.a.v) o kadar bol ihsanda bulunuyor ki kendi malından. “Zengin kılmasından başka bir nedeni yoktu” diyor. Peygamber (s.a.v)’e düşmanlık ediyorlar da, Peygamber (s.a.v) de onlara müthiş mal ve para veriyor, imkan veriyor. “Bundan dolayı ona düşman oldular” diyor Allah ayette. Bütün Peygamberler zengindi. Bırakın bu numaraları, bırakın bu münasebetsizlikleri. Hz. İbrahim (a.s), Kuran’da övülür zenginliği, Hz. İbrahim (a.s)’ın. Hz. Yusuf (a.s), Hz. Süleyman (a.s) hepsi zengindi.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ordu’dan kardeşlerimiz mesaj yazmışlar size. Kitaplarınızı dağıtmışlar ve şu şekilde söylüyorlar: “Hocamız’a en derin sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim canlarıma, maşaAllah.  Aman Allah’ım, Aman Allah’ım bu ne tatlı, ne şeker, bu ne bal. Şu tatlılığa, şu şekerliğe bak. Saçların güzelliğine bak sen. Bir daha bakayım. Ah benim canım. Allah Allah çok şahane güzel. Canım benim, bir tanem, maşaAllah. Nur gibi, şahane bu evde yani, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ermenilere ait 17 mülk Diyarbakır Surp Gragos Ermeni Kilisesi Vakfı’na iade edildi. Başlangıç olarak sevindiklerini belirten vakıf başkanı Ayık, “173 mülk için çalışmaların sürdüğünü” söyledi.

ADNAN OKTAR: Tamam, başkasına ait bir malı başkası alamaz. Kardeşlerimizin mülkü ise başkası kullanamaz, helal olsun kullansınlar. İftihar ederiz.

“İlk defa izliyorum sizi, her sözden her dilden muhteşemsiniz Sayın Hocam” diyor. “Ve tabii ki bütün anlatımlarınıza da katılıyorum” diyor, inşaAllah. 

“Ebu Hureyre (r.a.)’dan Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘Cehennem  ehlinden iki sınıf vardır ki, onları görmedim. Onlardan biri ineklerin kuyrukları gibi kamçılarla insanları dövenlerdir. Diğer ikincisi de giyinik, fakat çıplak olarak kibirlenerek yürüyen, öteki kadınları kendileri gibi olmaya zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. Onlar cennete girmeyecekler, onun kokusunu bile almayacaklar. Halbuki onun kokusu şu kadar, 500 sene mesafeden hissedilir.”(Müslim) Adamlar, ta o zamandan kendilerince tedbirlerini almaya başlamışlar.  Daha da sağlama almışlar. Diyor ki adam; “bir genci görüyorum”  bak yaşlıların yapamayacağını da, acayip zekiler hazırlayanlar ama bir şeytani zekada var tabii. “Koltuğuna oturmuş der ki” diyor “Kuran yeterlidir der” bak “Kuran yeterlidir, Allah’ın kitabı bize yeterlidir der” diyor. “Bunu öldürün” diyor hadis “ve ona uyanları da öldürün” diyor. Kardeşim sen en başından sağlama almışsın zaten. Ondan sonra bunu da dersin, şunu da dersin, bunu da dersin. “Kuran yeterlidir diyen adama.” Bak “genç” diyor, “koltuğuna oturmuş oradan dediğini görüyorum şu an” diyor. Peygamberin diliyle konuşuyor –haşa-. Der ki diyor “bu Allah’ın Kitabı” der diyor, yeterlidir diyecek size” diyor. “Allah’ın kitabıyla amel edelim, o bize yeter diyecektir” diyor. “O şeytandır” diyor, duyduğunuz an bunu o kişiyi öldürün, ona uyanları da öldürün” diyor. Ve bu yüzden Kuran talebelerini hep öldürmüşler, yaşatmamışlar. Alan malum tiplere kalmış, Gele gele de bunlar kalmış. Sen sığır kamçısından da bahsedersin, bilmem koyun kamçısından da bahsedersin.  “İnsanları dövenler” tamam bu rivayet doğru olabilir, zalimdir doğru. İkincisi “giyinik, fakat çıplak olan kibirlenerek yürüyen” kibirlenmek zaten çirkindir. Ama giyinik fakat çıplak olan” bu çok muğlak bir ifade. Bu bizim kendi Müslüman insanın kanaatine bırakılmıştır. Sana göre öyledir, başkasına göre öyle değildir. Allah kıyafeti sadece “giyinin” diyor. Şu şöyledir, bu böyledir demiyor. Ama zaten müminin feraseti, aklı bilir onu. Yani şeffaf bir kıyafetle gezilmeyeceğini bilir. Bu şeffaf kıyafet içindir. Yani içini, tenini tamamen gösteren, tül tarzı kıyafetler. Müslüman hanımda bunu giymez zaten. Deli mi yani? Gayet akıllı kadınlar. Sokakta ne zoru var öyle bir şey giyinsin. “Öteki kadınları da kendileri gibi olmaya zorlayan” diyor. Müslüman bir kere zorlamaz, sadece Kuran’a davet eder. Etkileme olacağı için orada da tedbirler almışlar. Müslüman sadece Kuran’a davet eder, niye zorlasın? “Başları deve hörgücüne benzeyen” hanımlar başları yakışsın diye daha gösterişli, daha estetik durması için başlarını daha yüksekleştiriyorlar. Arka kısmını daha yüksekte tutacak bir tedbir alırlar. Hakikaten daha da güzel görünüyor. Niçin mahsur olsun bu? Ne alakası var, başını örtmek istemiş o şekilde de örtebilir, başka türlü de örtebilir. Yani örtüye zıt ne yönü var bunun? Uydurma olduğu her yerinden belli. Yani rahatsız edici ne yönü var bunun? Kadının iffetine, aklına, dinine zarar olan nedir bunun? Saçının arka kısmı daha yüksek duruyor. Daha güzel, daha hoş duruyor. Ne mahsuru var? Yani kıyafet giyer kadın mesela vatkalı kıyafet giyiyorlar, ne bileyim başka bir şey yapar, ne mahsuru var? Son derece uyanıkça hazırlanmış, bağnazların ince ince dokuduğu yöntemler bunlar. Bunlara çok dikkat etmek lazım. Bak hakla batılı karıştırarak yapmış, çok uyanıkça yapıyor. Mesela diyor ki: “ineklerin kuyrukları gibi kamçılarla insanları dövenlerdir.” Zulmediyor adam mesela sopayla dövüyor, kamçıyla dövüyor, jopla dövüyor zulmediyor. Bunun haram olduğunu söylüyor Peygamber (s.a.v), bu doğru. Yani zaten her türlü işkence haramdır. “Giyinik fakat çıplak olan” kardeşim tül kıyafetle, tülle hangi kadın gezer? Gezen olabilir dünyada, çok nadir de olsa ama yapmaz bunu kadınlar. Söylemeye gerek yok ki bunu. Yani elbise deyince Cenab-ı Allah, normal elbiseyi kastediyor “kıyafetlerinizi giyin” deyince. Tül ayrı, tül elbise değildir ki. Böyle bir hadisin uydurma olduğu buradan da anlaşılıyor. “Kibirlenmeye” aralarında da hak şey de var. Kibirlenme zaten haramdır ayet var. “Öteki kadınları kendileri gibi olmaya zorlayan” zorlama zaten İslam’da yok. Tekrar tekrar anlatıyorum, iyice akıllarına girsin diye. İslam’da tebliğ vardır. Allah’ın hükmünü Kuran’la anlatır. Allah mı zorluyor? Kuran’ın hükmünü anlatıyorsun sen. Zorlama mı bu? Kuran’ın hükmünü anlatıyorsun o kadar. Zorlama nasıl olur? Bağnazların yaptığına derler zorlama diye. Kadını sokağa çıkarttırmazsın. Dediğinin tersini yaparsın. Sakalını keseni gider öldürürsün. Namaz kılmayanı gider öldürürsün. Buna zorlama derler, işte bağnazların yaptığı bu. Hadis buna işaret ediyor. Asıl size anlatılan bir şey bu. “Başları deve hörgücüne benzeyen kadınlar.” Bu tamamen uydurma, kadınlar istediği gibi başına süs yapar. Saçını kabartır, başörtüsünü de örter, yüksek de olabilir, alçak da olabilir, basıkta yapabilir, her türlü yapar. Mühim olan başını örtmek değil mi? Örtü istediği gibi örter. Bütün Peygamberler zengindi. Kuran’da zenginlikler övülür. Allah, tabii Müslüman’ın zengin olmasını ister. Mesela Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde bütün İslam alemi zengin olacak. İnsanların Allah fakir olmasını istemez. Hatta “yardımlaşın” diyor, “birbirinize mal dağıtın, para dağıtın, zenginliği bu şekilde yayın” diyor Allah.

Mesela Hz. İbrahim (a.s)’ın zenginliği övülür. Uzun uzun Cenab-ı Allah anlatır Hz. İbrahim (a.s)’ın zenginliğini. Hz. Süleyman (a.s)’ın zenginliği çok çok uzun anlatılır. Hz. Yusuf (a.s)’ın zenginliği çok uzun anlatılır. Ne hikmetse bunlar zengin olacaklar, bunlar köşeyi dönecek, okullar açacak, başka bir şey yapacak, işte mesela ticarete atılacak, holdingler kuracak, Peygamber (s.a.v) de fakir olacak. Peygamber kadınların yaşlı olanlarıyla beraber olacak. Bitkin olan, hasta olanla beraber olacak. Yemek yemeyecek, karnında taş olacak, evi böyle ottan olacak, kulübe olacak, sürünecek yani tabiri caizse bunların kafasına göre. Bunlar da köşeyi dönecekler. Yok öyle kafa. 

Hz. Davud  “Biz” diyor Cenab-ı Allah Sad Suresi 20’de-“onun mülkünü güçlendirmiştik” diyor Hz. Davud (a.s) zengindi diyor Cenab-ı Allah. “Bizim güç sahibi kulumuz Davud’u hatırla.”

Nisa Suresi, 54; “İbrahim’e ve ailesine Kitabı ve hikmeti verdik. Onlara  büyük bir mülk de verdik” diyor, bak mülk zenginlik verdik diyor Allah. Hz. Süleyman (a.s) bak ne diyor Neml Suresi 16’da. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Bize her şeyden bol bir nimet verildi” diyor Hz. Süleyman (a.s), “bol nimet verildi” diyor. 

Hz. Yusuf (a.s)’ın zenginliği ünlüdür, bilinir. Bak diyor ki Hz.Yusuf (a.s), Yusuf Suresi, 54’de: “Beni bu ülkenin Mısır’ın hazineleri üzerine bir yönetici kıl” bütün hazinelerin sahibi oluyor. “Yeryüzünü Yusuf’a güç ve imkan ve iktidar verdik. Rabbim sen bana mülkten bir pay ve onu yönetme imkanı verdin.” Bütün Mısır’ın mülkü ona veriliyor, Hz. Yusuf (a.s)’a.

Bakın diyor ki Hz. Süleyman (a.s) için Cenab-ı Allah, Sad Suresi, 39-“İşte bu bizim vergimizdir. Ey Süleyman artık sende hesaba vurmaksızın dağıt” diyor veyahut muhafaza et.      

Didem Hocam gidelim. İnşaAllah yarın görüşürüz.

Masaüstü Görünümü