Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (17 Temmuz 2013; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

CEYLAN ÖZBUDAK: Güzel gözlü sevgilimle programımıza başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, iftarımız çok güzeldi maşaAllah. Üç ayrı salonda yapıldı, doldu taştı, maşallah. Yüzlerce kişi vardı çok güzel oldu elhamdülillah, maşaAllah çok seçkin davetliler vardı. Siyasetçilerden,  bürokratlardan, aydınlardan, yazarlardan her cemaatten her topluluktan insan vardı, çok güze oldu.

Ben dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Genelkurmay Başkanı Necdet Özel Paşamız şehit ve gazi ailelerine bir iftar yemeği verdi ve tüm konuklarına tek tek sevgi gösterdi.

ADNAN OKTAR: Necdet Paşa, maşaAllah çok isabetli olmuş. Ordumuz şahane, şahane maşallah. Bak bu tarihi bir olay olmuş, çok güzel olmuş, mükemmel. Paşamızda diğer paşalarımızı da kutluyoruz. Sevgi ve şefkat Türk ordusun temel özelliği. O yüzden bütün dünya orduları hayran Türk ordusuna, sevecenliğine, merhametine, sevecenliğine, güvenilir olmasına, saygınlığına. Mesela Afganistan’a bir gidiyorlar, herkes güveniyor. Hiçbir orduya güvenmiyorlar hayret hiçbir askere güvenmiyorlar, Türk ordusuna güveniyorlar, Türk askerine. Her yerde nereye gidersen Bosna’da öyle, git Çad’a orada da aynı başka yere git, orada da aynı

DİDEM ÜRER: Maliye Bakanı Mehmet Şimşek “Gezi parkı eylemleri nedeniyle zarara uğradığını söyleyen esnafa destek vereceğini” belirtti ve “detayları konusunda bu aşamada bir şey söylemem doğru olmaz” dedi

ADNAN OKTAR: İyi oldu Allah razı olsun, onu birkaç kere söyledik Maliye Bakanımızda ona güzel bir cevap vermiş oldu. Ben çocuklara çok acıyorum onun, çok şeker çocukları var hanımları da evde çok anormal bir durum. Adam yiyecek götüremiyor, evin kirasını veremiyor çok acayip. Onun ortadan kalkması onun rahatlaması, genel sevinç meydana getirir. Hem çocuğun üzülmesine, hem bir hanımın üzülmesini hiçbir şekilde gönlüm razı olmaz.

 Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, şehit ve gazi yakınlarına verilen iftarda şunları söyledi; “Şehitlerimizin hatırası her ideolojinin kat ve kat üzerindedir bir tek şehidimizin azizi hatırası incinecekse, başımızdan dahi geçmek bizim varlık sebebimizdir. Peygamberlerden sonra en aziz mertebeye ulaşmış şehitlerimizden hiçbir şey daha önemli değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, her şeyin üzerinde Allah rızası var, o da Allah rızası için bunu söylüyor. Kredi kartı mı ne?

DİDEM ÜRER: Kredi kartı almayın diye söylüyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Niye?

DİDEM ÜRER: Bundan sadece bankacıların, faiz lobisinin kazandığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Tiko para mı olsun diyor?

DİDEM ÜRER: Evet. Orada halkımızın ödediği faizin bu kişilere kat kat para kazandırdığını.

ADNAN OKTAR: Yıllar önce birisinden duymuştum, benim kitaplarımı basıyorlardı. O zaman telif ücretin nedir diye konuştuk, “Hocam” dedi “biz tiko para veriyoruz “ dedi. İlk defa o zaman duymuştum tiko parayı.

Dünya tarihi, Allah’ın planladığı gibi yarattığı gibi gelişiyor. İnsanlar müthiş direniyorlar baya uğraşıyorlar ama her kez uğraşıyor, ama Allah dediğini mutlaka yaptırtıyor, maşallah. Mesela ekonomik kriz, Allah ekonomik kriz istiyor Hz. Mehdi (a.s) döneminde tarihi belli küt diye ekonomik kriz başlıyor, adamlar diyor ki niye sebebi, bilmiyoruz diyorlar. Sebebi yok, açıklaması yok. Para mı basıyor adamlar, altınsa altında var. Ne istiyorlarsa var her şey var. Peki bir gün önce ekonomik kriz yok. Bir gün sonra başlıyor bu nasıl oluyor? Bu hayret edilecek Allah’ın kanunu durduramıyorlar bak halen zapt ettiremiyorlar, gidiyor da gidiyor. Bu kadar uzun süren ekonomik krizde hiç olmadı. Acayip bereketliydi ortalık. Mesela İslam aleminin karışacağı. Şeyh Nazım Hocamız çıktı dedi ki; “Mısır karışacak şura karışacak, bura karışacak, Suriye karışacak, her yer karışacak” dedi. Baktılar bütün dedikleri çıktı. Teker teker ne dediyse hepsi çıktı. Çünkü hadisten konuştu Şeyh Nazım Hocamız. Hadisten konuşuyor, kendi kafasına göre konuşmuyor. Ve kimse de engelleyemiyor.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) öyle tatlı ki, dünya tatlısı ki, sahabeler o dönemde Resullullah (s.a.v)’i hiç boş bırakmıyorlar. Akşam kalkıyor namaza, onun için farz Peygamberimiz (s.a.v) akşam gece kalkıyor hemen sohbet konu hemen ahir zaman hemen Hz. Mehdi (a.s) o kadar çok sormuşlar ki. Biz nasıl meraklıyız Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s)’a, ahir zamana, aynı sahabede öyle meraklı. Bir tane iki tane on tane sorma yok, hemen hemen her gün soruyorlar, her gün anlatıyor yine soruyorlar. Resulullah (s.a.v) bazen bakarak söylüyor, yani görüntüye bakıyor, o gördüklerini söylüyor onun için sahabeler adeta hipnotize oluyorlar. O güzel bilgilerin o güzel üslubun heyecanıyla kendilerinden geçiyorlar. Çünkü ne demek bakıp da söylemek. Onun için imanları acayip güçlü sahabelerin onların imanına insanlar yetişemiyorlar, 1400 sene insanlar yetişememişler. Hakku’l yakin iman gözüyle görüyor mesela vahyi görüyor, gözüyle gözünün önünde vahi iniyor, Resulullah (s.a.v) bir anda terlemeye başlıyor. Hemen yüzünü tülbentle örtüyorlar. Rengi soluyor vahi geldiğinde. Bir anda ağzından ayetler akmaya başlıyor, nurlu ayetler. Nefis ayetler, böyle hiçbir şairin, hiçbir yazarın, hiçbir düşünce insanının söyleyemeyeceği mükemmellikte, muhteşem bir ahenkle teker teker ayrı ve hepsi de bir kısmı gayptan haber veren ayetler, Allah’ın dilemesiyle. Sonra vahiy bitiyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendine geliyor, tülbendi açıyorlar, yüzünü yıkıyor vahiy geldikten sonra bir süre kendine gelmesi için vakit geçiyor. Vahyi bütün sahabeler yazıyorlar. Mesela yaprak buluyor veya kürek kemiği ne bulurlarsa, hemen orada kaydediyorlar. Ve ezberlerine alıyorlar en çok ezber zaten su gibi ezberliyorlar. Sonrada ahir zamanla ilgili sohbetler. Mesela Mısır’ı o kadar detaylı anlatmış ki, bakıyorum Mısır hadislerine bakıyorum, adamın burnundaki çöküntüye varıncaya kadar hayrettir, maşaAllah. Çok nadir bir insanın burnunda çöküntü olur. Bir tek bu firavunun burnunda var, burnunda çöküntü. Hakikaten adamın burnu delik ortadan. Hayret. Mesela onu özellikle belirtmiş Peygamberimiz (s.a.v). Gördüğünü söylüyor. “Bu devrilecek” diyor. “Ve Rum, gayrimüslimler Mısır’da hakim olacaklar” diyor. Biz de zannediyoruz ki, gelecek Amerikan jandarması oraya çıkacak. İşte adam dolaylı yoldan hakim oluyor. Onlar yönetiyor, onlar söylüyor, onlar çalıyor, onlar da oynuyor daha Türkçe’si. Öyle bir durum var. Peki nedir? Hayır var tabii. Her şeyde hayır var. Sağa dönüyoruz hayır, sola dönüyoruz hayır, yukarıya bakıyoruz hayır, geriye dönüyoruz yine hayır. Müslüman hayırla kuşatılmıştır. O olaylar hayırla kuşatılmıştır. Yani ilk planda Mısır’da olacak olan olaylar kargaşadır, söyleyeyim. Yani kargaşa dinmeyecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna kadar da dinmeyecek. Suriye’de olaylar Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna kadar dinmeyecek. Ve diğer bazı İslam ülkelerinde de yaygınlaşacak kargaşa. Mümkün değil. Allah “Ben bunu diliyorum” dediğinde, onun olması lazım, başka türlü olmaz. Allah’a sen direnmeye kalkarsan, Allah da seni ezer. “İlla ki dediğimi yapacağım” diyor Cenab-ı Allah. Direnmeyle olmaz. Senin direnmeni de Allah yaratır ayrıca. Mesela “Sisi” diyorlar. Sisi’yi de yaratan Allah.

Bir kere kendini gelenekçi bazı Müslümanlar çok masum gösteriyor. Diyor ki, “Din, İslam kardeşliktir, sevgidir, barıştır.” Yok, sizin söylediğiniz dinde sevgi, barış falan yok. Samimiyetsizlik yapmayın. Dehşet var, cinayetler var, katliam var, kan var, işkence var, yerle bir etme var. Niye yalan söylüyorsunuz? Açık açık, dürüst konuşun. Milletin karşısına geçip, televizyona geçip niye aldatıyorsunuz insanları, samimiyetsizce. “Kardeşim” dersin, “benim anladığım İslam anlayışında vahşet var” dersin. “Ben bu vahşete rağmen İslam dinini savunuyorum” diyebilirsin. Komünistler çıkıyor diyorlar ki, adam, “komünizmde sel gibi kan akıtacağız” diyor adamlar, açık açık söylüyor. Dürüst adam hiç olmazsa. Katil ama dürüst. Açıkça söylüyor. Sen sahtekarlık yapıyor, gizliyorsun. Kandırıyorsun milleti. Yani asıp keseceğin halde, Yahudi’den nefret ediyorsun, Hristiyan’dan nefret ediyorsun ve öldürmeye azmetmişsin. Komünistten nefret ediyorsun, öldürmeye azmetmişsin. Diyorsun sen “Bize bir iktidarı verin. Kardeşlik, barış etrafı saracak.” Mezbahaya çevireceksin ortalığı sen. Dürüst konuş. Kadınları mahvedeceksin. Dürüst konuş. “Yarım” diyorsun kadına sen. “Kadınlar çok aziz varlıklardır” diyor. “Yarım” diyorsun sen, “yarım.” Yarım ne demek? “İnsan değil” diyorsun. Nasıl aziz varlık oluyor senin kafana göre? Milleti kandırma. Nefret ediyorsun. “Kadına bir şey söyle, tersini yap” diyorsun. Aşağıladığını herkes görüyor orada, niye yalan söylüyorsun? Boşanma hakkı bile vermiyorsun. Vesayet altında olan akıl hastasına bile yapılmaz bu. Sen nasıl böyle bir şeyi yapabilirsin? Yani sıfır hükmünde. Yarım bile görmüyor. Yarıma bile verilir böyle bir hak. Sıfır hak veriyor. “Boşanma hakkın yok arkadaş” diyor. “Ben boşayabilirim seni” diyor. “Pisliğini yalasa bile hakkını ödeyemez karısı, kocasının” diyor. Yerlerini de sağlama almışlar. Kadının kaçacağı yer de yok kendi canını kurtaracağı. Kaçamaz. “Ben boşamadıktan sonra nereye gideceksin? Öyle bir şey olmaz” diyor. Onlar da kuzu kuzu boyun eğmişler ona, inanılır gibi değil, çok büyük mucize bu. Bak, “Allah onları geride bıraktığı gibi siz de kadınları geride bırakın” diyor. Yürürken bak dikkat edin, arkadan yürütürler kadınları. Göbek önde, sakal göbeğinin üstünde yürür, kadını arkadan yürütür. Açık, diyor bak, “Allah onları geride bırakmıştır” diyor. Buhari’de yazıyor, inanılır gibi değil. “Kadınların dini ve aklı eksiktir” diyor. Yani “dini de yoktur, aklı da yoktur” diyor. Dolayısıyla boşanma hakkı da olmuyor. O zaman seçilme hakkı da yok. Yani “yönetici de olamaz” diyor. “Felaket getirir, yönetici olursa” diyor. Yani “böyle bir insan yok” demeye getiriyor. Haşa, “hayvan” demeye getiriyor yani. Hayvana bile yapılmaz böyle bir şey. Allah esirgesin. Ondan sonra diyor ki, “İslam dini” kaval çalıyor böyle, ney çalıyor, “huzurdur, mutluluktur” diyor. Sen dehşetten bahsediyorsun. Dürüst ol. Milleti kandırmanın alemi yok. Aklı başında ol. Bir kere Kuran’a karşı sen yeni bir din çıkarmışsın. Kuran’dan bahsediyor. Tamam, Kuran, güzel, bahsediyorsun. “Kuran yeterlidir” diyor. Peki güzel. “Ama” diyor, bir, bin tane daha kitap ilave ediyor. Yani onu açıklayan hurafe kitapları. Allah Allah. Hani bir taneydi? Binbir tane oldu. Sen binbir kitaba uyuyorsun. Bir tane kitaba uymuyorsun ki. “Ben kitaba uyuyorum” dedin sen. Bizi kandırıyorsun sen, yalan söylüyorsun. Bir kitaba uymuyorsun. Binbir kitaba uyuyorsun sen. Binbir tane kitabın var. O kitaplardan bir tanesi Kuran. Diyor ki, “hadisle Kuran çelişirse” bakın çok vahim bu, “hadisle Kuran çelişirse, hadisi tercih edin” diyor. Muteber hadis kitaplarında. Bak, “hadisle Kuran çelişirse, hadisi tercih etmek lazım” diyor. “Bize bir Kuran kadar daha bilgi verildi” diyor. Yani o da işte bin tane kitap. Ondan sonra işte asıp kesmeler başlıyor. Mısır’daki felaketin kökeni bu, binbir kitabın bin tanesidir. Bir Kitap’a uysalar, bu bela gelmez. Binbir kitaba uydukları için bu bela geliyor. Mesela Yahudi nefretinin kökeninde de o var. Hristiyan nefretinin kökeninde de o var. Zannediyorlar ki insanlar sırf Yahudiler’e. Budist’ten de nefret ediyor, Yahudi’den de nefret ediyor. Ama öldüresiye bir nefret. Kadınlardan nefret ediyor, kendi mezhebinden olmayanlardan nefret ediyor, kendi cemaatinden olmayandan nefret ediyor. Rezalet paçalardan akıyor, Allah esirgesin.

DİDEM ÜRER: Hocam şöyle söylemiştiniz; “’Kuran yeterlidir diyeni öldürün. Ona uyanları da öldürün’ diyorlar1 diye.

ADNAN OKTAR: O kadar kurnaz, öyle çakallar ki, oyuna bak sen. Bir hadis uydurmuşlar, bir tane değil, birkaç tane, diyor ki, “Bir genç görüyorum, koltuğunda oturuyor” diyor, bak genç, yaşlıların bunu yapamayacağı kanaatindeler. Çünkü o yaşa kadar niye dursun? “Genç uyanır böyle bir gerçeğe. “Koltuğunda oturarak, şunu dediğini görüyorum şu an” Peygamber (s.a.v)’in dediğini “bu Kuran yeterlidir. Kuran’da başka bir şeye ihtiyaç yok” dediğini görüyorum” diyor. “Bu kişiyi öldürün” diyor. “Ve ona uyanları da öldürün.” “Cemaatini de öldürün.” Yani “ona uyan kim varsa hepsini öldürün” diyor. Bu hadislerin hükmüyle 1300 sene korkmuş millet. 1300 sene, hatta 1200 sene diyelim. Çünkü tebbe tabiinden sonra. 1200 sene korkmuşlar. Alimlerden öldürmeye kalkmadıkları kişi yok. İşkence yapmadıkları kişi yok. İmam-ı Azam Ebu Hanef-i’yi, iflahını kesmişler böyle. O ancak bu kadar konuşabilmiş. Korkunun şiddetinden. Muhyiddin Arabi’den tut, İmam-ı Rabbani’den çık. Hepsine işkence yapmışlar. Akıl almaz işkenceler.

Mehmet Terzi, Medet53; “İbadet etmeyen bir Müslüman, sadece Müslüman olduğu için her yaşadığı hayır olur mu?” Her şeyde bir hayır vardır. Ama ibadet etmiyorsa, günaha girmiş oluyor. Onun hükmü açık. Müslümanlar için hayır vardır. Günahta tabii ki bir şer var. Onu yapan için bir şer vardır. “Mümin için her şeyde bir hayır vardır” dedim. Onu ayırmak lazım. Küfür içindeyse bir insan, her yaptığı onun için şerdir. Yemek yer, şer olur. Sokağa çıkar, şer olur. Ne yaparsa yapsın şer olur. Onun için hayır yoktur yani. Samimiyse bir insan, mümin, muttakiyse, temizse onun her yaptığında hayır vardır. Ama günahta tabii ki, adı üstünde günah yani. Ama mesela farz edelim evin penceresi kırılıyor, tedirgin oluyor. Bir hayır var. Çünkü o pencerenin değişmesiyle, o vakit içerisinde bir beladan kurtulmuş oluyor. Mesela otobüsü kaçırıyor, bir hayır var. Bir kazdan, beladan kurtulmuş oluyor. Yahut mesela bir yemeği yiyemiyor. Halbuki onu yese hastalanacak. Hayır var. Mesela çok solur çorba tencerede, elinden dökülür. Halbuki, ya içine kimyasal bir şey karışmıştır, ya zararlı bir şey karışmıştır. Allah onu o şekilde engeller. Bir hayır vardır, bilemez şahıs.

“Benim ateist olan ancak yıllardır tanıdığım ve çok iyi kalpli, çok güzel ahlaklı arkadaşım var. Yani güzel ahlaklı olmak sorunları çözmek için dindar olmak gerekmiyor.” Veli Günay. Ama Veli o yine Müslüman bir ailenin yanında yetişmiştir, dindar bir ailenin yanında yetişmiştir, onlardan bunu öğrenmiştir, onun güzelliğini yaşamıştır, hoşuna gitmiştir çocukluğunda. Fıtraten İslam ahlaklıdır, yani veli tiğnetlidir, onu o şekilde yaşamıştır. Ve o insan sonunda böyle bir insan dindar olur zaten. Mesela geçenlerde sevimli bir ateist çocuk geldi buraya, bayağı sevimli. Baktım gözlerinde bir nur var. Çok sevgiyle bakıyor. “Hocam ben tabii tam anlamıyla dinsiz de değilim” dedi. Belli yani. Şüphede olduğu anlaşılıyor. Şüphe olabilir. Müslüman’da da oluyor şüphe. Müslümanlar’ın büyük çoğunluğunda olur şüphe. Şüphe insanı dinden çıkartmaz. Şüpheye karşı direndiği için ona iman ehli deniyor zaten. “Şüpheat orduları” diyor Bediüzzaman, “üstüne gelir, mümin onu aklıyla defeder, gönderir.” Kabul etmez. Ondan dolayı ona ehli iman deniyor. Yani, “şüpheye karşı direnen insan.” Yani, şeytanın ve nefsinin şüphelerine karşı direnen insana Müslüman deniyor.

“İyi kalpli olup da her zaman iyilik yapan ama inançlı olmayan bir ateistin durumu ne olacak? Cennete gitme ihtimali var mı böyle birinin?” Zeki Erdoğdu. O mutlaka ben size söyleyeyim gizli Müslüman’dır. Mutlaka iman ediyordur. Sizin zannettiğiniz gibi olmaz. Mesela o çocuğa baktım ben, acayip sevgi var yüzünde. Belli yani imanı. Fakat arkadaş çevresinden, bir de bağnazlardan nefret ettikleri için, onlara tarif edilen, anlatılan dini istemiyorlar onlar. Adam nasıl kabul etsin onu? Çocuğu kesiyorsun, adamı kesiyorsun, Yahudi’yi kesiyorsun, Hristiyan’ı kesiyorsun. Adam bırakmıyorsun ki. Öyle bir ortamda zaten hiç kimse sağ kalmaz. Onu kabul edemiyor adam işte. Yani onun kabul etmediği din değil ki. Vahşeti kabul etmiyor. Dini niye kabul etmesin? Din; sevgi, merhamet, dostluk, güzellik. Sen ne diyorsun; “her zaman iyilik yapan, iyi kalpli.” Tamam, Müslüman’dan bahsediyorsun sen zaten. Yani bir Yaratıcı’nın varlığını o bilmez mi? O mutlaka bilir. Bir kere bakın gerçek anlamda Allah’ı inkar eden hiç kimse yoktur. Şüphe eden insan vardır. Ben ne diyorum, “Müslüman da şüphe eder zaten.” Şüpheye direndiği için iman ehli olmuş oluyor. Yani orada siz yanlış teşhis koyuyorsunuz.

“Siz de Mısır’ın durumundan önce kendi ülkenizi düzeltin. Milletin iç işlerine karışmayı bırakın.” Ufuk Tekin. Bunu sen diyorsun. Allah tam tersini diyor. Allah da; “bütün Müslümanlara sahip çıkın” diyor. Şimdi Ufuk, Allah’ın sözünü mü dinleyeceğiz, seni mi dinleyeceğiz biz? Allah’ı dinleyeceğiz biz. Seni niye dinleyelim? Allah “bütün Müslüman ümmetine sahip çıkın” diyor. İç işine de karışırısın, dış işine de karışırsın. Nasıl karışmayacaksın? Sen bir Müslüman öldürülüyorsa, katlediliyorsa, adam diyecek ki, “bu bizim iç işimizdir. Karışma.” Şimdi şöyle düşün, babası oğlunu kesmeye kalkıyor. Eve sen gireceksin, kurtaracaksın çocuğu, babası diyor ki, “benim oğlum. Ne karışıyorsun sen? Benim evime giremezsin. Benim evladım, istediğim gibi keserim” diyebilir mi? Senin kafana göre keser.

DİDEM ÜRER: Kendi kafasına göre çıkıp gidecek herhalde öyle bir şey duyarsa.

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey kardeşim? Tabii ki müdahale edeceksin. Mazlum öldürülüyor orada, insanlar öldürülüyor, vahşet var. Nasıl susarsın? Çin’de bile olsa, dünyanın en uzak yerinde bile olsa, Müslümanlar tek bir aile. Hepsiyle ilgileneceksin, hepsinden sorumlusun. Ve ayette diyor Allah, “bir kişiye Müslümanlar’dan tek bir kişiye zulüm yapıldığında, bütün Müslümanlar birleşir” diyor Allah ayette, “onu kurtarırlar” diyor, Allah’ın hükmü. Ufuk sen, rakıcı muhabbetine girmişsin. Rakıcı muhabbetine göre, sen kendini haklı görüyorsun. Ama Kuran’a göre, ben haklıyım.

Bir kardeşimiz diyor ki, “Hocam, Hüsnü Mübarek’in burnuyla ilgili hadis-i şerifi bir tek siz dile getirdiniz. Sanki Peygamberimiz (s.a.v) bu olayı torununun anlatmasını istemiş” diyor. Tabii ki ben de torunuyum. Torunlarından bir torunum inşaAllah. Allah onu da bize nasip etti, birçok hadisi. Mesela iki ucu kuyruklu yıldızı hiçbir alim açıklamadı, biz açıkladık. Kabe’ye baskın hadisini hiçbir alim açıklamadı, ben açıkladım. On beş gün arayla ay ve güneş tutulması hadisini hiçbir alim, dünyada hiçbir alim açıklamadı, ben açıkladım. Ve diğer hadis-i şerifleri de, ahir zaman hadis-i şeriflerini hiçbir alim açıklamadı, ben açıkladım. Açıklamama rağmen yine açıklamıyorlar alimler, inanılır gibi değil. Ahir zamanın şiddetini oradan anlayın. Ne büyük bir fitne, ne büyük bir belanın İslam alemini sardığını oradan görün. Halbuki bu çok büyük mucize. Heyecanla bunu anlatmaları lazım gelirken, Mehdiyet’e konu faydalı olacağını bildikleri için, anlatmıyorlar. Yoksa normalde çok abuk sabuk konuları hadis diye anlatıyorlar. “Çorbanın içine sinek düştüğünde” diyor, “sineği iyice Peygamber (s.a.v) batırırdı” diyor haşa, iftira ediyorlar, “çünkü” diyor, bak ne kadar iğrenç bir şeyden bahsediyorlar, hep böyle iğrençtir bu kafadaki insanların anlattığı konular, büyük bir bölümü iğrençtir. Bir kere sineği eliyle tutuyor, Müslüman’a bak ne kadar tiksindirici bir şey. “Ve çorbanın içine iyice batırırdı” diyor. “Bir kanadında zehir vardır sineğin, bir kanadında da o zehirin etkisini ortadan kaldıran başka bir madde vardır” diyor. Bu da bir atış. Böyle bir olay da yok. Sadece iğrençlik, başka bir şey yok. Ve ondan sonra da çorbayı yiyecekmiş millet. O sinek değdiği yerden yemeği yemeye devam edecek adam. Bunlardaki zevksizliğe bak adamlardaki. Zevksizliğin şiddetine bak. İğrenç bir şeyi göremiyor adamlar. Çirkin bir şeyi göremiyor. Güzeli farkedemiyor. “Uydum kalabalığa” gidiyorlar. Çok şaşırtıcı ruh halleri.

Yine anlatmadıkları hadisler var Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili. Hz. Mehdi (a.s)’ın dış görünümünü de anlatmıyorar zaten. Hiç. Ne Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili hadisleri anlatıyorlar, ne dış görünümünü anlatıyorlar işlerine gelmediği için, bazı ulema. Şimdi o hadisleri izleyelim, sonra yine devam edelim, inşaAllah.

VTR-Hz. Mehdi (a.s)’ın Fiziksel Özellikleri

LEYLA KÜRŞAT: Aşkım, ruhumla sohbetimize devam ediyoruz inşaAllah.  Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mehmet Baransu; “Bazı geceler saatlerce Kuran ayeti dinlediğini” belirterek “hayatın bazen kendisine boş geldiğini, mutsuz olduğunu, ancak yalnızlığın ve dostsuzluğun kendisini Allah’a yaklaştırdığını” söyledi. “Necip Fazıl gibi çevremde dört inanan adam olsun bana yeter” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama biraz da cesur olsun Baransu. Dedikodudan biraz çekiniyor, değil mi? Abisine benzesin. Abisi nasıl? Delikanlı. Ne kınayanın kınamasından çekiniyorum, ne kimsenin dedikodusundan çekiniyorum. Öyle olsa biz bu günlere gelemezdik. Hak neyse, doğru neyse gürül gürül söylüyorum. Hiç kimsenin dengesine dikkat etmiyorum. Doğrusu neyse, samimi açıklama neyse onu anlatıyorum.  O da cesur olsun, rahat olsun.  Değil mi? Kınayanın kınamasından çekinmesin.

Ben dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Taraf Gazetesi yazarı Emre Uslu; “PKK’nın bu barış sürecinde güçlendiğini ve yeni bir ayaklanmaya hazırlandığını” iddia etti. “Gerillanın büyümesi ve yeni bir özerklik örgütlenmesi içine girmesi maalesef MİT’le yapılan anlaşmaya dâhildir” dedi.   

ADNAN OKTAR: Şimdi her ne olursa olsun, adamlar nihai safhada ortaya çıkıyorlar. Diyorlar ki “biz arabaları kontrol edeceğiz. Kimlik kontrolü yapacağız.” Jandarma gidiyor adamlar, araziye geçiyor. Hikâye olmuş oluyor. İşte “bilmem nerede şöyle özerklik kurduk” diyor, oraya polis, asker gidiyor, adamlar araziye geçiyor. Böyle bir şey olmaz. Orada kardeşlerimiz özgür olsun, onlar benim canlarım Kürt kardeşlerim. Ama devleti hiçe sayan, polisi, askeri hiçe sayan bir üslup olduğunda, anında cevaplarını alacaklarını biliyorlar. Dolayısıyla, öyle bir debelenme varsa, boşa debelenmiş olurlar. Orada tiyatro oynuyorlar. Yani polisçilik oynuyor PKK, askercilik oynuyor. Oyun oynayabilir. Çocuklar da oyun oynuyorlar. Ama polis geldiğinde araziye geçiyorsa, jandarma geldiğinde araziye geçiyorsa, oyun o anda son buluyorsa konu bitmiştir. Vatan topraklarının korunması, namus meselesidir. Bir insan kendi vatanının topraklarını teslim ediyorsa; haysiyetini, şerefini, namusunu her şeyini kaybetti demektir, beş paralık oldu demektir. O hiç yaşamasın daha iyi. Hiç olmuştur adam artık. En aşağılık konuma düşer. Vatan topraklarını peşkeş çekmeye kalkarsa, ona buna hediye etmeye kalkarsa, dünyanın en aşağılık adamından daha da aşağılık hale gelir. Hayatın hiçbir anlamı kalmaz onun için. Ne dinine, ne imanına, ne haysiyetine, ne şerefine artık güvenemeyiz o insana. Bitmiştir o adam. Onun için öyle bir şey, hiçbir şekilde olmaz. O bir rüya. Adamlar diyor ki “işte ayaklarınız, bilmem ne yaparız.” Ayaklanırsan, karşılığını alırsın. “Biz silahlıyız” diyor. Silahlıysan, ona göre devlet de kendini korur.  Ve korudu da. Debeleniyorsun, otuz yıldan beri debeleniyorsun. Bir şey yapamaz. “Ben yetmiş altı milyonu ortadan kaldıracağım” diyorsan, o zaman tamam. Gücün yetiyorsa öyle bir şeye, kendinde öyle bir güç görüyorsan, o zaman bir sözümüz yok. O zaman tüm Türkiye senin olsun. Sen yetmiş altı milyonu şehit edeceğin kanaatindeysen, yapabilirsen yap görelim biz, nasıl oluyor? Onun dışında, “ötme bülbül ötme” derler.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Bursa’da kardeşlerimiz 7-10 Temmuz tarihleri arasında Ördekli Kültür Merkezi’nde fosil sergisi yapmışlar. Çok fazla ilgi olmuş, maşaAllah. Ayrıca orada bir araya gelip, Kuran’dan ve sizin kitaplarınızdan okuyup, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel. Bak bak bak sen arslanlara bak sen. Şu nuraniyete bak sen, maşaAllah. Şahane olmuş. Özellikle bu fosil sergileri çok hayati. Kardeşim doktor bile muayenede bile basıyor orasına burasına, adam karaciğeri ise mesela, bağırıyor hopluyor, adam “hastalık burada” diyor. Biz de komünistleri muayene ederken baktık, tam fosil olayına girince, adamlar hopladı. Dedik ki olay burada, hasta burada. Devamlı fosil sergisi. Olay bu. Çünkü ciyak diye bağırıyorlar. Adamlar fosilleri ısırıyor, taşı ısırıyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Gülerce Hocamız, PKK’nın azgınlaşmasıyla paralel olarak bölünme taraftarı olanların gezi olaylarındaki gibi sokağa dökülebileceği tehlikesine dikkat çekti; “Böyle bir ortamda AK Parti MHP gerilimi risktir, safları kuvvetlendirin” çağrısında bulundu. 

ADNAN OKTAR: MHP-AK Parti gerilimli bir şey olmaz. MHP tek başına her zaman hem PKK tehlikesine, hem komünist ayaklanma tehlikesine karşı yüz kere yetecek güce sahiptir. Bak MHP’nin altını çizerek söylüyorum. PKK ayaklanmasına ve komünist ayaklanamaya yüz kere gücü yetecek konumda. Her yerde, havada, karada, denizde. Bu gücünü ta 1977’lerde kazanmıştır, 1977’lerde kazanmıştı. Herkes bilir. Şu an katlamalı bir güce sahip olmuştur MHP. MHP aksiyonerdir. Mesela bak akşam bir ağabeyimiz, can ağabey, MHP’li, eski ülkücülerden ve gazi, yani komünistlerde çatışmada ağır yaralanmıştır gazi bir ağabeyimiz, “Hocam 500 tane genç yetiştirdim” dedi, “sağlam” dedi. Bu ne demek biliyor musun? O bir tane bir genç, bir mahalleyi irşad edecek güçtedir, bir mahalleyi irşad edecek güçtedir. 500 ülkücü ne demektir biliyor musun? Bir şehre yeter. Muazzam bir aksiyon, muazzam bir iman, muazzam bir cesaret, muazzam bir kararlılıkla, muhteşem bir terbiyeyle eğitiliyorlar. Demokrasiye tam inanan gençler şu an. Hiçbir şekilde şiddetten yana değiller. Sevecenliği esas alıyorlar. Akılla hareket ediyorlar. Sessiz ve derinden hareket eden bir üslupları var. Dolayısıyla her hangi bir partinin MHP’yle zıtlaşması da MHP’yi etkilemez. Böyle bir konusu yoktur. Ama MHP’yi herhangi bir şeyin içerisine böyle karıştırmaya kalkmakta yakışık almaz. MHP müstakil bir güçtür. Kenarda bekleyen, müstakil bir demokratik güçtür. Devlet Bahçeli’den de Allah razı olsun, çok aklı başında bir insan, çok güzel bir siyasetle MHP’yi kitle partisi haline getirdi. MHP’yi seven bir üslup duyarsak onlardan, bu yeterli olur. Ama biz hiç görmedik, yani gazetelerinde, dergilerde, MHP’ye karşı şefkatli bir üslubu görmedik. Eğer onları bir güç olarak, faydalı bir kuvvet olarak görüyorlarsa, onu takdir eden bir üslupları olması lazım. Hiç olmazsa aksine konuşmasınlar, aksi bir üslup olmasın. Dolayısıyla MHP nerede, ne yapacağını bilir. Akşam yine bizlere emanet çok değerli bir koç yiğidimiz vardı benim soframdaydı, ismini vermem, kim olduğunu da vermem, MHP’nin çok değerli bir evladı, çok çok değerli bir evladı, çok çok değerli bir annenin evladı, onlarla da konuştuk orada, maşaAllah, terbiyesiyle, efendiliğiyle, nezaketiyle tam bir Müslüman evladı olduğunu yine göstermiş oldu, inşaAllah. Başbuğ terbiyesi, her yerde kendini gösteriyor. Rahmetli çok vatansever, çok aklı başında, çok tutarlı bir politika izledi rahmetli Türkeş. Böyle yeşil komünistler tabir edilirdi, bazı Müslüman kardeşlerimiz vardı tehlikenin farkında değillerdi. Tehlikeyi kabullenip, tehlikeyle birleşmişlerdi. Yani siz kızıl komünistsiniz, bizde yeşil komünist kafasındaydılar bir kısmı. MHP can hıraş büyük tehlikeyi sürekli vurguladı, ama can hıraş. Ama yılmadılar. Şu anda da çok şuurlu olarak faaliyetlerine devam ediyorlar. Git Kozaklıya, git Yozgat’a, git Çorum’a, Tokat’a hep sessiz, sedasız, akılcı eğitim, güzel bir eğitim, bir şuur sürekli gençlere veriliyor. Mesela bu gazimiz akşam baktım, çakı gibi, maşaAllah. Yine değerli bir ülkücü sanatçımız vardı elini öptüm, çok eski değerli bir sanatçı, yaşlı, çok efendi, maşaAllah. Allah razı olsun hepsinden, hepsi şefkati esas alan, imanı Kuran’ı esas alan bir çizgide. Hiçbir şekilde şu an şiddeti  esas alan bir ülkücüye rastlamazsın, hiçbir şekilde. Ama söz konusu vatan olduğunda gözünü kırpmadan canlarını verirler, onu da söyleyeyim. Gözünü kırpmazlar yani, inşaAllah. 

Enam Suresi, 125. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah kimi hidayete erdirmek isterse onun göğsünü İslam’a açar. Kimi saptırmak isterse onun göğsünü sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.” Yani iman etmek istemediğinde Allah böyle bir şey yapabileceğini söylüyor. “Allah iman etmeyenlerin üstüne işte böyle bir pislik çökertir”. Allah bunaltırım diyor iman etmeyenleri, sıkarım diyor onları. Mesela bu bilinmeyen bir gerçek. İman etmeyenleri bunaltırım diyor Allah. Sıkıntı veririm onlara diyor. İman ettiklerinde üstlerinden o sıkıntıyı kaldırırım, yoksa bunaltırım diyor.

128-“Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu ayartıp kendinize kullar edindiniz” diyecek Cenab-ı Allah. Cinlerin etkisinde olan çok insan oluyor. Mesela bu da bilinmeyen bir gerçek. Adam onlara göre hareket ediyor. Birçok topluluk var, cinlerin verdiği talimata göre hareket ediyor. Adam bayağı teslim olmuş cine.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hüseyin vardı çocukluk resmini ve babaannesinin resmini gönderen. O şimdiki görünümünün resmini göndermişler size babaannesinin resmiyle birlikte ve ablasının resmini göndermiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, nasıl sevimlilermiş bunlar, nasıl sevimlilermiş. Yakından bir göreyim bakayım.

DİDEM ÜRER: Her gün izliyormuş Hocam sizi.

ADNAN OKTAR: Ama ikisi de çok sevimliler, maşaAllah. Şu tatlılığa bak şu, şu tatlılığa bak anneannenin. MaşaAllah canım benim.

DİDEM ÜRER: Sizin dualarınızı istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah ona iyilik, güzellik versin. Hayırlı, bereketli, uzun ömür versin. Allah neşesini artırsın. Çok şeker. Babaanneler, anneanneler dünya tatlısıdır.

DİDEM ÜRER: Sultan Ahmet’te kardeşlerimiz geçen akşam çok sayıda A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Sultan Ahmet’te, maşaAllah. Aslanlara bak aslanlara. Boy pos hepsi Osmanlı, hepsi koçyiğit. Aslan onlar aslan, maşaAllah. Allah şevklerini artırsın.

DİDEM ÜRER: Belkıs kardeşimiz şöyle diyor; “Bize eve gelen küçük kedi yeğenim Beyza’nın resimlerini yolluyorum. Hocamı kocaman kucaklıyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: Ben bunu kıtır kıtır yerim, ben bunun burnunu. Allah Allah şu sevimliliğin şiddetine bak ya. Bu bal, kaymak, reçelden oluşmuş bir şey bu. Beni seyrediyor, ne tatlı şey bu böyle maşaAllah, elhamdülillah. Allah ömrüne bereket versin, sağlık sıhhat versin. Çok süper süper süper tatlı.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz dün Ankara’da Bahçeli 7. Cadde’de 50 adet kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Bahçeli’de teyzemler vardı, karakol durağında. Giderdik Bahçeli’ye. MaşaAllah, ne nurani varlıklar. Akşam akşam aslan olmuşlar, maşaAllah.   

DİDEM ÜRER: Hocam ayrıca başka kardeşlerimiz de Ankara’da Numune hastanesi bahçesinde hasta yakınlarına sizin kitaplarınızdan vermişler.

ADNAN OKTAR: O çok güzel birşey. Özellikle hasta yakınları morale ihtiyacı olan, maneviyata ihtiyacı olan insanlar oluyor. Çok güzel olur. Ah benim tatlım onun patisine ne olmuş, onun şeker patisine? Canımın içi. Ne güzel varlık bu böyle, ne güzel varlık. Ne tatlı şeymiş o. Allah şifa versin patisine, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: 14 Temmuzda Fatih’te ücretsiz kitap dağıtımı olmuş kardeşlerimizin. “Gelenlere de tebliğ imkanımız oldu. Özellikle bazı ufaklıkların ilgisi çok yoğundu” diyor kardeşlerimiz. “Ayrıca her tarafımız kedilerle doluydu, resimlerini çektik. Hocamızın hayır ve bereket dualarını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şu köfteyi bana bir yanaştır bakayım. Ama hayır o da bir kedi. Etraf hakikaten acayip bereketliymiş. Yatanlar, uyuyanlar. Allahualem sıcaktan mayışmışlar. Ne tatlı şeyler patisiyle uslu uslu oturmuş. Allah Allah, festival tarzında. Kedi kaynıyor, maşaAllah. Çok güzel varlık. Bir de pırıl pırıllar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kastamonu’da da 11 ve 12 Temmuzda Taşköprü Karasait Camii, Taş Cami ve civarındaki mahalledeki evlere ve esanafa 800’e yakın A9 broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. Sizi sevdiklerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Ben de onları çok seviyorum, maşaAllah elhamdülillah diyorum. Ah benim canım, maşaAllah. Asıl kedi topluluğu burada. Nasıl süslülermiş, nasıl şekerlermiş. Bir de bir karış kıyafetleri oluyor bunların, çok tatlı, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan bazı kardeşlerimiz 12 Temmuzda Anadolu yakasındaki çeşitli semtlere A9 broşürü dağıtmışlar. “Canımın Hocamıza hürmetlerimizi sunuyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Geçtiğimiz günlerde bir kardeşimiz ailesiyle birlikte Gebze’de broşür dağıtımı yapmış, sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu çocuklar ne şeker oluyorlar böyle. Masum oldukları için, muhteşem güzellikte oluyor elhamdülillah. Aferin benim canlarıma, Allah onlardan derdi, belayı, hastalığı alsın. Allah onlara mutluluk versin, iyilik, güzellik versin, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir de Adapazarı’ndan kardeşlerimiz de şöyle yazmışlar: “Aslan Hocam, Adapazarı’nda Ramazan etkinlikerinin yapıldığı şehrin en kalabalık caddelerinden birinde sizin kitaplarınızdan halkımıza ücretsiz dağıtım yaptık. Bu faaliyetimiz Ramazan ayı boyunca devam edecek” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah şevklerini, bereketlerini arttırsın. Canlarım benim. Her hallerine Allah sevap versin.

“Kaim (Mehdi (a.s)) zuhur ettiğinde, İstanbul’a talebelerini gönderir.”

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün şöyle bir haber vardı; PYD ile Özgür Suriye Ordusu arasında Türkiye sınırında çatışmalar yaşandı bu sabah. İki grup arasında çatışmalar sürerken Türk Silahlı Kuvvetleri de uyarı ateşi açtı. Grup arasındaki çatışmalar sırasında 17 yaşında bir genç hayatını kaybetti, yaralılar var.

ADNAN OKTAR: Deccal, Suriye’de kudurmuş vaziyette. İşte bir delinin yedi köye zararı olur derler. Etrafa da zararı var adamın, diğer ülkelere de zararı var. Ama oda panik oldu. Şuan Esat aklı gitmiş durumda korkudan. Çünkü her harikulade öldürülecek konumunda şu an. Kendini öyle görüyor. O yüzden dehşeti yaşıyor. Ama işte Mehdiyet’in çile döneminden sonra zuhur edeceğini söylemesi Peygamberimiz (s.a.v)’in tahakkuk etmiş oluyor. Bu acıların, ıstırapların içerisinde, Hz. Mehdi (a.s) zuhur ediyor,  böyle kader böyle.

Allah diyor ki: Şeytandan Allah’a sığınırım. En’am suresi, 123-“Böylece Biz, her ülkenin” istisnasız her ülke için söylüyor, “önde gelenlerini “oradaki zengin, idareci bazı kişiler oranın derin devleti gibi tipler” -orada hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık.” Yani o kapitalist bazı zenginler, bazı yöneticiler, bazı siyasetçi oluyor. Bürokrat oluyor, derin devlet yapılanmasına “oranın suçlu-günahkarları kıldık.” Oranın bela çıkaran, pislik çıkaran adamları kıldık diyor Allah “Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da “kendi başlarına kurarlar diyor Allah hakikaten bakıyorsun, derin devlet çakaları sonra da sürünüyorlar. Ya öldürülüyorlar, ya hapsediliyorlar, ya aşağılanıyorlar, ya malı mülkü elinden gidiyor. Mutlaka bir kepazelikle karşılaşıyorlar.” Ama diyor Allah “bunun şuuruna varmazlar. ”Anlamıyor adam, yine aynı şeyi yapıyor.

“ Merhaba Hocam sizi izliyoruz devamlı. Cansınız. Bebeğime ve bize edin, inşaAllah.” Çok tatlı güzel bir hanım bebeği de ondan çok çok şeker. Allah her ikinize de nur versin, sağlık, sıhhat versin. Benim canım acayip güzel, acayip güzel. Sende çok çok güzel bir hanımsın. Allah sana sağlık, sıhhat, afiyet, bereket versin. Hayatta bereketli uzun ömür versin maşaAllah.

“Canımın içi bir tanecik Hocam kim nederse desin güzelliğiniz, yakışıklılığınız, ihtişamınız ve güçlü ve derin imanınız, samimiyetsizleri çatlatıyor. Allah’ım sizi ve güzelleri güzeli kardeşlerimizi başımızdan eksik etmesin, inşaAllah “ diyor, Esra Tanta yazmış.

“Sizleri çok seviyorum. Rabbim bizleri sizlere layık etsin” diyor, başka bir kardeşimiz, “mübarek ellerinizden öpüyorum.” Estağfirullah biz sizin ellerinizden öpüyoruz, ben sizin ellerinizden öpüyorum.

“Sayın Hocam, Hz. Mehdi (a.s), Hz. Hızır (a.s) ile görüşüyor mu? Hz. Mehdi (a.s) kendisinin Mehdi olduğunu biliyor mu? Hz. İsa (a.s)’ı ne zaman göreceğiz, inşaAllah.” Hz. Hızır (a.s) ile görüşüyor mu? Onu, Hz. Mehdi (a.s)’a soracağız, gördüğümüzde soracağız.” Hz. Mehdi (a.s), kendisinin Hz. Mehdi (a.s) olduğunu biliyor mu?” Allahualem, o kadar bilgisi olan bir insan, o kadar alameti kendinde görüyorsa, herhalde der, herhalde diye bir hüsn-ü zannı olabilir. Ama hiçbir zaman için kendisinin Mehdi olduğunu iddia etmez tabii. Ama bilim sahibi olacaktır Hz. Mehdi (a.s). O kadar alameti kendi üstünde görünce, olayların içerisinde görünce, tarihin o yönde aktığını görünce Allahualem diyip, tabii ki bir şüphe yok tahmin edebilir. İmkan dahilinde görmesi mümkün. Fakat böyle insanlar Allah’tan çok korkarlar, hiçbir zaman için öyle bir iddia da bulunmazlar.

“Hz. İsa (a.s)’ı ne zaman göreceğiz.” Daha Hristiyan alemiyle birleşeceğiz, daha var.

DİDEM ÜRER: Hocam, tatlı Emilya var, bir tane İtalyan bebek, onun resmini gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Allah Allah şimdi bu hakikaten dayanılacak gibi değil bu, nedir bu?

DİDEM ÜRER: Daha bayağı tatlı resimleri var. Bacaklardaki boğumlara dikkatinizi çekiyorum bakarken.

ADNAN OKTAR: Süsü de eksik değil. Yani bu iyi ki bu benim yanımda değil. Ben bunun patilerini falan yerim, ısırırım. Bacaklara bak boğum boğum. Ayaklar tam yemelik, maşaAllah

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hakan Albayrak; “Gezi Parkı üzerinden başlayan hareket, kendini Kemalist sloganlarla, 10. Yıl Marşı’yla, Mustafa Kemal posterleriyle ifade eden faşist bir harekettir” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Tamam da, Mustafa Kemal Atatürk’ün resmiyle bağlantı kurmak ne alaka? Adam faşistse, ayrı faşistliğini söylesin. Oraya bağlantı kurmanın mantığı nedir? Faşistlik ayrı, adam faşist diyebilirsin. Yani faşist görüyor olabilirsin. Ama Atatürk’le bağlantı kurduğunda, çok anormal hareket yapmış olursun. Atatürk, faşizme, komünizme de karşı aklı başında, makul demokratik siyaseti savunan bir insan. O zaman iftira olmuş olur.

DİDEM ÜRER: Zaman Gazetesi;Gezi Parkı protestolarıyla başlayan eylemlerde şiddet uygulayan başkalarının canını kastedenler bir türlü belirlenemiyor” şeklinde bir haber yaptı.  

ADNAN OKTAR: O zaman istihbarat gücünü arttırsın. Polis gücünü arttırsın, kamera sistemlerini güçlendirsinler, MİT’in imkanlarını genişletilsin. Suç, gizli kalırsa çok vahim olur. Faili meçhul. Eskiden vardı böyle bir olay bu hortlarsa, çok korkunç olur. Suç işleyen anında yakalanması lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bugün Gazetesi’nden Abdülkadir Selvi; “PKK’nın bölgede adım adım paralel devlet yapılanması içerisine girdiğini, ancak bu durumun farkında olan hükümetin son derece sakin olduğunu” belirterek, “neler oluyor, bu nasıl bir oyun?” sorusunu sordu.    

ADNAN OKTAR: Paralel devletin bir alameti olursa söylesin, devlet tepesine biner. Alameti olması lazım, bir şey olması lazım.

Didem Hocam dinliyorum

DİDEM ÜRER: Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, PKK’nın görev değişikliğini yorumladı; “Karayılan beceriksiz, Cemil Bayık ise bütün eylemlerin planlayıcısıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Öyle bir şey yok, hepsi aynı al birini vur ötekine. Onlar takım ayrısı gayrısı olmaz, şu yetenekli şu yeteneksiz. Onlar hem Avrupa’dan hem Amerika’dan yönetiliyorlar. Uzmanlar var onları yöneten. Bilim adamları geliyor, profesörler geliyor, gerilla uzmanları geliyor, emekli askerler geliyor. Onları yöneten insanlar bir kişi iki kişi üç kişi değil. Stratejiyi belirleyen kişiler de öyle sabit insanlar değil. Dolayısıyla ne Abdullah Öcalan onları yöneten nede onlardır. Büyük bir heyet tarafından yönlendiriliyorlar. Tabii Osman Pamukoğlu Hoca’da görüşünü bildirmiş saygı duyuyoruz ama doğrusu bu, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Almanya’da bazı siyasiler tarafından desteklenen bir Alevi derneği; “Aleviliğin İslam’a değil Hristiyanlığa daha yakın bir inanç biçimi” olduğu yönünde yoğun propaganda yapıyormuş Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne alakası var, olur mu? Alevilik İslam’la iç içedir. “Hristiyanlığa yakındır.” Ne demek yani? Hristiyanlığa zaten İslam’da benzer. Museviliğe de benzer ona kalırsa. Hz. İbrahim (a.s)’ın dinine de benzer. Tabii ki hak dinler birbirine benzer. Ama Alevilik, halis muhlis bir İslam yorumudur, İslam mezhebidir.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir Alevi dedesi Sabah yazarı Sevilay Yükselir’e “çocuklarımız ateist oluyor Kuran ayetlerini dinlesin salavatlara iştirak etsin istiyoruz. Cem evlerimize bir statü verilmezse sahip çıkılmazsa bizim çocuklarımıza kim sahip çıkacak” diyerek, bu konudaki sıkıntısını dile getirmiş. 

ADNAN OKTAR: Can o işte maşaAllah, samimi kanaatini belirtmiş. Hakikaten öyle Darwinist materyalist eğitim devlet tarafından resmi olarak enjekte ediliyor, fakat buna karşılık karşı bir eğitim, Darwinizm materyalizmin geçersizliğini anlatan bilimsel bir eğitim politikası yok. Kuran mucizelerini, iman hakikatlerini anlatan bir eğitim politikası yok. Çok büyük bir eksiklik, çok büyük bir dert, çok hayati bir konu.

DİDEM ÜRER: Size internet üzerinden çok sayıda selam gönderen var Hocam.

ADNAN OKTAR: Hepsine Aleykum Selam diyorum. 

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, size kardeşlerimiz sevgilerini iletiyorlar. Seda Zeytuni Okur, İskenderun’dan eşi ve çocuğuyla birlikte sizi sürekli takip ediyorlarmış ve sizi çok seviyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Ne güzel insanlar, maşaAllah. O minik kuzuyu bana bir yaklaştır. Ne tatlı şey o. Allah saadet versin, sevinç versin, ömürlerine bereket versin. Kuran’la onları nurlandırsın, imanla nurlandırsın. Kalplerine ferahlık, iyilik, suhulet, basiret versin Cenab-ı Allah. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da kurulan geçici hükümetin dışişleri bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada; “Türkiye’nin Mısırın iç işlerine açıkça müdahale ettiğini gösteren yorumların kendilerinde derin kırgınlık yarattığını” söyledi ve “Türkiye’ye dargınız” dedi.

ADNAN OKTAR: Adam öldürüyorlar, adam öldürmeyin diyoruz, “iç işimize karışmayın, biz öldürürüz size ne” diyorlar. Peki nasıl olacak bu? Sen bir yerde adam öldürürsen, bütün dünya sana karışır. Olur mu öyle şey? Hepsi Allah’ın kulu. Bütün dünya Allah’ın kulu. Sen bir Allah’ın kulunu orada boğazlıyorsun, öldürmeye kalkıyorsun, bütün dünya ayağa kalkar. İçişi, dış işi olur mu bunun? İçine de karışır, dışına da karışır o zaman senin. Rencide olduk bilmem ne, bıraksınlar böyle nazik üslubu. Böyle bir şey varsa, mutlaka müdahale olur.

DİDEM ÜRER: Merhum Özal’ın cenazesinde, on dokuz yıl sonra korunmuş vücut tüyü bulunmuş. Ancak adli tıp bu tüyün üzerinde inceleme yapmayarak, rapora “bu alandaki örnekler üzerinde çalışılamadı” notu düşmüş.

ADNAN OKTAR: Yani biraz karanlık tabii. Onun bir araştırılması lazım.    

Hocam biraz sonra iftar olacak. Gidelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü