Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (18 Temmuz 2013; 17:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Aşkım ruhum güzeller güzelimle yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam havadisler sizde.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, Alevi kardeşlerimizle ilgili bir konuşma yaptı. “Alevilik Hz. Ali (k.v.)’yi sevmekse ben dört dörtlük bir Aleviyim” dedi. “Çünkü Hz. Ali (k.v.)’yi çok seviyorum. Sevgililer sevgilisinin damadı, cengaver dördüncü halife” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, işte bunlar güzel sözler. Aynı şekilde aslında Museviler, Hıristiyanlar için de güzel sözler ederse Başbakanımız, daha da güzelleşir, daha hoş olur. Yani herkesi kucaklayan bir üslup, Allah’a inanan-inanmayanlara karşı da şefkatli olduğunu, değil mi, hepsinin birinci sınıf vatandaş olduğunu, hepsini koruyup kollamak, onların rahat yaşası için gayret etmek için içinde bir şevk olduğunu, muhabbetle dolu olduğunu uygun bir dille söyleyebilir, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak Hocamız, biz çok İslam ülkesinin Büyükelçiliğinin olduğu bir toplantıda, “Avrupa Birliği’nin peşinde koşmak yerine İslam Birliği’ni kuralım” şeklinde bir konuşma yaptı.

ADNAN OKTAR: Yok, Avrupa Birliği de olur, İslam Birliği de olur. Avrupa Birliği İslam Birliği’ne zıt bir şey değil ki, gayet güzel olur. Yani İslam Birliği demek zaten Hıristiyanları Musevileri de inananların hepsini, İnanmayanları da kapsayan bir birlik, şefkat, sevgiyi esas alan bir birlik olduğu için, Avrupa Birliği’nin böyle bir birliğe engel yönü yok. Bilakis, takviye eden mükemmelleştiren yönü var.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Başbakan 3. köprüye karşı çıkanlara şöyle bir teklifte bulundu: “İstanbul boğazına köprü istemeyenler, kullanmayın o köprüleri. Daha önceden 1. köprü, 2. köprüyü de istememiştiniz siz” dedi. “Sandalla gidip-gelin o zaman. Ama yok hayır diyecekler. Eğer çevreciyseniz biz boğazımızdan bir çevre katliamından kurtarmak içi, Kanal İstanbul’u yapıyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Kanal İstanbul. İlk önce televizyon kanalı mı acaba diye düşündüm. Tamam güzel, faydalı olur, inşaAllah.

Şeyhimiz Sultanımız, Şeyhin Şah Sultanımız dünyanın Sultanı bugün çok iyiymiş Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri. Tansiyon nabzı normalmiş. Dün meşhur devriyesine çıkmış. MaşaAllah elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.   

DİDEM ÜRER: Hocam, dün SkyTürk televizyonunda Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Destici vardı, şöyle söyledi: “Bir elinde Kuran, bir elinde bilgisayar olan bir gençlik yetiştirmek istiyoruz. Biz sokakta gençlik istemiyoruz” dedi. “O yüzden de bütün gençliğimizi evlerde ama bir elinde Kuran imanı olacak, ama bir elinde de bilgisayar muhakkak olacak böyle bir gençlik istiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Canlarım benim. İftara gelmişlerdi Büyük Birlik Partisi yöneticileri, böyle çok değerli kardeşlerimiz filinta gibiler, aslan gibi hepsi, maşaAllah. Müthiş bir muhabbetleri var, müthiş bir sevgileri var. Allah ömürlerini uzun etsin, hidayet versin, sağlık sıhhat versin.

Bakayım. MaşaAllah aslanlarıma maşaAllah. Allah kalplerine suhulet iyilik versin. Çok çok efendiler, çok nezaketliler. Adap-edep, nezaket, hürmet muhteşem. Allah’a kendilerini adamış, Allah’ın çok güzel veli kulları. Normalde Büyük Birlik Partisi’nin oy hakkı yüzde 70’tir, herkes bilir. Ama kitle partisi olamadığı için tabii iktidar olamıyorlar. Ama bir gün gelecek inşaAllah, Allah’ın izniyle o da olacak.

DİDEM ÜRER: Bir de, “bizim ülkümüz var amacımız, bunu yerine getirmeye çalışıyoruz” dedi. “Adriyatik’ten Çin’e kadar, Türk Birliği istiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Adriyatik’ten Çin’e kadar, Türk-İslam Birliği. İslam alemiyle birleştirip, Türklük alemini birleştirip Avrupa’yla da birleşerek dünyayı cennet haline getirmek, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: OESD; “Türkiye’nin 2014 büyüme tahminini yüzde 4.6” olarak açıkladı. Ve “Türkiye’nin dünyanın en fazla büyüyen ikinci ülkesi olduğunu” belirtti.

ADNAN OKTAR: Türkiye büyüyor da, manevi büyüme de çok önemli tabii. Şimdi biz et-kemikten büyüyebiliriz de ruhla büyümemiz çok hayati. Ne diyor Başbakan: “Yetiştiremedik gençleri” diyor. Diyanet İşlerli Başkanı ne diyor: “Manen gençleri yetiştiremedik” diyor. Başbakan da “manen yetiştiremedik” diyor. “Diğer yönlerde tamam ama manen yetiştiremedik.” En hayati konu o zaten. Yaşam amacımız o, hayatın gayesi o. Onun için en hayati konuya hükümet bir şekilde ağırlık vermesi gerekiyor. Bir yol bulsun, mutlaka bunu halletsin. Çünkü ileriki nesilleri düşünmek lazım, on yıl yirmi yıl sonraki nesilleri düşünmek lazım. Sürekli maneviyatsız yetişirlerse ne olurlar, bir düşünmek lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Genelkurmay Başkanlığı, Akit Gazetesi’nin Güneydoğu’daki karakollar hakkındaki sorularını yazılı olarak cevaplandırdı. Ordunun bölgedeki hudut hattında 120 ek kalekol yapımı planlandığı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Güzel, çok iyi. Askerimiz ordumuz özellikle son dönemlerde çok daha iyi oldu. Çok şekerleler yani, baya güzel huyları, dindarlıkları güzel.

Fatır Suresi 24. “Şüphesiz” diyor Cenab-ı Allah “biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” Allah Allah 1983 tarihini veriyor. “Bak Biz seni hak ile,” hak ne demek? Kuran, Kuran ahlakı, dürüstlük, samimiyet, iyilik, güzellik, şefkat, merhamet iyi olan her şey. “Hak ile bir müjdeci” Hz. İsa Mesih (a.s) müjdesi, Hz. Mehdi (a.s) müjdesi, İttihad-ı İslam müjdesi, cennet müjdesi. “Ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” (Fatır Suresi / 24) Allah Allah hayret. Bunun ebcedi de 2026 tarihini veriyor. Biri 1983, bir de 2026. Biri başlangıç, biri sonuç. “Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” Mutlaka bir uyarıcı gelir-geçer diyor Cenab-ı Allah. Bahane yok. Şu anda da Hz. Mehdi (a.s) hayatta, Hz. İsa Mesih (a.s) hayatta, hiçbir bahane yok, inşaAllah.

“Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle” bak süslenmenin, süs eşyalarının kıymetine, önemini Allah’ın nasıl beğendiğini Kuran’da görüyoruz. “Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler.” Allah süslenmeyi seviyor muymuş, beğeniyor muymuş? Beğeniyormuş. Bağnazlar beğenmiyor, ama Allah beğeniyor. Ne diyor Allah: “Altından bileziklerle.” İki kolunda altın, blok ama cennet altını. “Ve incilerle, cennet incileriyle “süslenirler.” Cayır cayır yanıyor böyle “Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.” (Fatır Suresi / 33) Sen ipekten nefret ediyorsun, altından nefret ediyorsun. Allah beğeniyor sen beğenmiyorsun. Allah güzel diyor ipeğe, sen çirkin diyorsun. Cennet nimeti olarak görüyor Allah ipeği, adam “aman aman” diyor. Altından çekiniyor, inciden çekiniyor, tiksiniyor, ipeği istemiyor. Kalbinde sevgi kalmamış.

“Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun” demek ki, insanın ruhunda hüzne eğilim var. Yirmi dört saat hüzne eğilim vardır insanda, her şeye üzülmeye kalkar, her şeye. Aklına gelen her şey. Mesela masada oturur ona üzülür, biri gelir ona üzülür, bir şey olur üzülür, havada rüzgar eser üzülür, yağmur yağar üzülür, güneş çıkar üzülür. Bak, "bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun” bak gideriyor önce, sonra tamamen yok ediyor Allah. Hüzün diye bir olay bilinmiyor ondan sonra. Allah’a hamdolsun-elhamdülillah. “Şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir." (Fatır Suresi / 34) Gerçekten Allah günah işlendiğinde bağışlıyor. “Estağfirullah” diyorsun, “Ya Rabbi beni affet” diyorsun. Allah bizleri affetsin. “Bağışlayandır” diyor Cenab-ı Allah. “Şükrü kabul edendir.” Bak, elhamdülillah dediğinde, o şükrü Allah kabul ediyor. Allah’ın en beğendiği zikirlerdendir; elhamdülillah. Mesela bir nimete kavuştun; elhamdülillah. Bir güzellik var; elhamdülillah. Güzel bir söz duydun; elhamdülillah. Allah’a çok hamd ile yaklaşmak lazım. Hamdı çoğaltmak lazım. Hamd çoğalınca, nimet çoğalıyor. Nasıl oluyor? Allah sezdirmeden yapıyor. Hamd ettikçe artıyor, hamd ettikçe artıyor, hiç bilmediğin yerlerden, tahmin etmediğin yerlerden artıyor.

"Ki O, bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi.” İnsanlarda en büyük içgüdü sonsuzluk içgüdüsüdür. Sürekli onu ister ruhunda. Onu işte Allah ahirette tatmin ediyor. Sonsuz oluyor ondan sonra ferahlıyor. Çünkü o içgüdü tam doymuş oluyor. “Burada bize bir yorgunluk dokunmaz.” Demek ki, dünyada yorgunluk özel veriliyor. Adam yataktan kalkıyor, yine yorgun. Tatile gidiyor, yorgun dönüyor. Şezlongda uzanıyor dinleniyor yine yorgun oluyor. Yorgunluk özel veriliyor imtihan için. “Ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz." (Fatır Suresi / 35) İnsanlar bıkabiliyorlar birçok şeyden. Sevgiden bıkılmaz, muhabbetten Allah aşkından bıkılmaz. Ama bıkkınlık, insanın ruhunda var. İmanla bunu aşabiliyor mümin. Onun için adam mesela karısından bıkıyor, sevgilisinden bıkıyor ama mümin, imanıyla bıkmıyor. Ama imanıyla, inşaAllah. Fakat küfürde insanlarda, bıkkınlık çok çabuk sarar insanları. Mümin de zor olan şeylerden bıkabilir, zorluklardan bıkar, bıkabilir yani. Ama ahirette o tamamen kaldırılıyor. Zor olan bir şeyden bıkabilir, kalbine bir bıkkınlık gelebilir. Ahirete, o tamamen kalkmış oluyor üstünden. Fakat iman gücüyle bıkkınlık ezilir. Yani imanla orantılı olarak ezilir. Yoksa insanların ruhunda, fıtratında bıkkınlığa eğilim vardır, derecesine göre. Ama mümin sevgiden bıkmaz, muhabbetten bıkmaz, güzellikten bıkmaz, inşaAllah. Ama mesela farz edelim boş bir söz, bıkar ondan. Boş konuşmadan bıkar. Monotonluktan bıkar. Zenginlik arar. Bıkkınlık gelir, yani yenilik ister, güzellik ister. Ama ahirette bıkkınlık kalkmış oluyor, hiç yok, öyle bir duygu yok. Mesela cennet nimetini katrilyonlarca kere görüyor, yine bıkmıyor. Katrilyon çarpı katrilyon görüyor, yine bıkmıyor. Mesela inciden bıkmıyor, bilezikten bıkmıyor. Her seferinde bilezik hoşuna gidiyor. Her seferinde inci hoşuna gidiyor. Her seferinde cennet ırmakları hoşuna gidiyor, ırmaklardan bıkmıyor. Cennet evlerinden bıkmıyor. Her seferinde sanki ilk defa gelmiş gibi heyecanla karşılıyor.

Fatır Suresi 25-“Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden öncekiler de yalanlandı.” Peygamberimiz (s.a.v) için. İnsanlar her devirde sevgisiz hayret. Peygamberimiz (s.a.v) acayip tatlı, çok nurlu, şeker gibi yani. O kadar güzel kaliteli bir insanı nasıl yalancılıkla itham dersin? Sırf vicdansızlık, pislik başka şey değil, ahlaksızlıklarından. Elinden-yüzünden nur akıyor, müthiş efendi ve baya terbiyeli bir insan. Hiçbir sözünde ne abartı oluyor-ki, ömür boyu yalan söylememiş bir insan “yalan söylüyorsun” diyor. Niye yalan söylesin? Sırf sevgisizlik, başka birey değil. “Elçileri ise; kendilerine apaçık ayetler, sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar getirmişlerdi.” (Fatır Suresi / 25) Hepsinde aynı tepki oluyor. İnsan için diyor Cenab-ı Allah: “Zalim ve cahildir” diyor. “Zaluma ve cehula” diyor Allah. Şimdi asrımızda da insanların büyük bölümü zalim ve cahildirler. O yüzden orada burada, Facebook’ta küfrediyor, Skype’den küfrediyor. Orada burada hakaret ediyor kafa-göz yarıyor, nefret ediyor, zalimliğini ortaya koyuyor, cahilliğini ortaya koyuyor.

26. ayette “Sonra Ben de o inkâr edenleri yakalayıverdim.” diyor Cenab-ı Allah “Beni inkarları nasıl oldu (onlar gördüler)?” diyor. Ya o memleketi yerle bir ediyor Allah, ya bir iç kargaşa çıkarıyor, ya ekonomik yönden çökertiyor. Genellikle birbirine düşürerek Allah helak ediyor. Veyahut bir başka ülkeyi onlara musallat ederek onları helak ediyor.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır‘da darbe olaylarından sonra altı yüz altmış kişinin gözaltına alındığı açıklandı. Bu kişilerin birçoğu sorgu sırasında işkence görmüşler. Yakınlarıyla görüşmeleri yasaklanmış ve avukat desteğinden ve yargıç karşısına çıkarılma haklarından yoksun bırakılmışlar.

ADNAN OKTAR: Şimdi buna “darbe değil” diyorlar. Bu bal gibi darbe işte. Avukat yok, aile ile görüşmek yok, işkence var, hükümet devrilmiş, demokratik haklar yok. Her şey meçhul, şiddet var, faili meçhuller var. Adamlar diyor “gayet güzel Avrupai bir darbe.” Avrupa’da destekliyor utanmadan. Sonra da ağız ucuyla “olmasaydı iyi olurdu” falan gibi diyorlar. Halbuki istemese Avrupa, Amerika istemese darbeciler yirmi dört saat duramazlar, anında giderler. Çok ayıp yapıyorlar, vicdansızlık yapıyorlar. O zulme göz yumuyorlar.

Edip Akbayram’ı bir daha tebrik ediyoruz. Şahane sanatçı, şahane. Sanatçı olacak da Allah’a inanmayacak. Mümkünü yok, mümkünü yok. Sanatçı demek, aşk insanı demek. Aşk insanı, kalbini Allah’a bağlanmış insandır.

“Allah’ın arslanı Seyyidim. Canımın ta içi aşkım Hocam. Sen çok muhteşemsin.”

Bir hanım kardeşimiz: “İftarınız ne güzel geçmiş Hocam. Her masaya uğramışsın, gıptayla baktım. İnşaAllah, seninle iftar yapabilmeyi Allah’ım nasip eder.” Bize diyorlar ki efendim “Niye iftarınızı sarayda yaptınız?” “Niye böyle lüks bir otelde yaptınız?” Kardeşim birincisi orası yüksek güvenlikli bir yer. Sokakta yapamayız öyle bir iftarı. Yani Türkiye’nin en önemli şahsiyetleri, en önemli kişiler. İkincisi cennet nimetleri neden sadece küfre ait oluyor da Müslümanlara ait olmuyor? Neden Müslümanların sokakta yemek yemesi gerekiyor da, sadece küfür lüks otellerde yemek yemesi ve saraylarda yemek yemesi gerekiyor? Saraylar bizim. En güzel arabalar bizim. Bu memleket bizim, saraylarıyla, otelleriyle her yeriyle bizim. Ve her yerini kullanacağız. Sen diyorsun ki “en kötü elbiseyi ben giyeceğim.” Müslüman da en kötü elbiseyi, o giysin diyorsun. Hayır, en güzel elbiseyi Müslüman giyecek. En güzel arabaya Müslüman binecek. En güzel otelde, en güzel sarayda en güzel yemekleri Müslüman yiyecek. Sen kendi kafanda devam et. Biz, Hz. Süleyman (a.s) meşrepliyiz. Dedemiz ne yaptıysa, onun yolundan gidiyoruz. Allah bize her şeyin en güzelini nasip ediyor. Kuran’da ne diyor Cenab-ı Allah; “Dünyada dünya nimetlerinin tamamı sizin” diyor Allah, “bütün nimetleri sizin için yarattım” diyor, ayet. “Yalnız, ahirette sadece sizin” diyor “küfre vermem” diyor Allah. “Burada küfür de faydalanıyor” diyor Allah. “Ama ahirette sadece sizin” diyor. Müslüman saray görecek. Saray onun hayalinde olmayacak. Bizzat gidip orada yemek yiyecek. Orada denizin güzelliğini seyredecek. Allah’a şükredecek, ahireti anacak. Allah’tan daha güzel nimetler isteyecek. Estetiği görecek, kaliteyi görecek, nezaketi görecek, nezafeti görecek, klaslığı görecek. Her şeyin en güzelini görecek.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Vahide Nisa, Ordu’da bir kardeşimizin yeğeni.

ADNAN OKTAR: Bu nedir, bu şekerlik, ballık. Ah severim ben onun tatlılığını, şekerliğini. Nasıl tatlıymış o. Yüzünü yaklaştır bakayım.

DİDEM ÜRER: En güzel kıyafetlerini giyinip çekilmiş.

ADNAN OKTAR: Hayret, şu güzelliğe bak. Tam cennet vildanı. Bir tanem benim.

DİDEM ÜRER: Hocam gözleri çok güzel, süzük süzük maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, her yeri güzel. Ağız, burun, kaş, göz, saçlar, boy pos, kıyafeti de çok şahane olmuş.

DİDEM ÜRER: Yeni resimlerini bekliyoruz Hocam, Vahide Nisa’nın.

ADNAN OKTAR: Allah hayırlı bereketli uzun ömür versin, Allah her yerini nur kılsın. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe kılsın. Annesine babasına o dünyalar tatlısını, Allah hayırlı bereketli, neşeli, sevinçli, Allah’a hizmetli güzel bir ömür versin, inşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Abdurrahman Dilipak: “Ağustos ortalarından itibaren, PKK nokta hedeflere saldıracak, bir yandan da kasvet savaşları, yolsuzluk dosyaları gelecek gündeme. AK Parti’den elli kadar Milletvekili koparmayı planlıyorlar. Cemaate yakın çevreleri de yanlarına alıp, bir CHP, MHP yeni oluşum koalisyonu kuracaklar” şeklinde bir iddia ortaya attı.

ADNAN OKTAR: “CHP, MHP yeni oluşum koalisyonu.” Ama Tayyip Hocam iyi götürüyor. Ne var yani, öyle bir şey için? Gerek olacak gibi bir şey göremiyorum. Ne anlamda söylüyor bunu hoca?

DİDEM ÜRER: Bunu genel olarak, bayağı bu günlerde dillendirmeye başladılar. “CHP, MHP koalisyonu olacak seçimlerde” diye. Genellikle şöyle izahlar var; “Her ne olursa olsun sadece Başbakanı devirmek amacıyla” yani bir hedef kurularak değil de. Çünkü CHP’nin fikri ile MHP’nin fikri uyuşmayacağı için, “böyle bir koalisyon olup tek amacın Başbakanı devirmek olduğu”. Ama genellikle de her ne olursa olsun yani AK Parti’nin oylarında düşme olsa bile “çok zor” diye söylüyorlar bir başarı kazanması böyle bir koalisyonun. Ama eğer İstanbul, İzmir ve Ankara gibi üç büyük şehirde yerel seçimlerde başarı elde ederlerse, o zaman “bu AK Partiyi bitirecek gibi bir şey olabilir” gibi yorum da yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam iyi götürüyor yani bir acayip bir şey yok ki. Ekonomi güzel gidiyor. Yanlışım varsa söylesinler. Anarşi, terör falan yok. Yani şehit haberleri artık gelmiyor. Nedir yani? İttihad-ı İslam yönünde politikaları iyi. Bir gariplik ben göremiyorum.

“Oğullarımın resmini gönderiyorum. Ahmet, Mert ve Bekir, dua etmenizi.” Hay maşaAllah. Ne şekermiş bunlar, ne tatlıymış. Evin neşesi, maşaAllah Allah hayır bereket versin, güzellik versin.

“Siz ayetleri okuyup anlatırken, kendimizden geçiyoruz. Tadına doyulmaz bir anlatımınız var, maşaAllah. Ayet açıklamaları bittiğinde bir müddet kendimize gelemiyoruz.” MaşaAllah. Hakikaten ben klasik anlatımın dışında hiç anlatılmamış Kuran’ın güzel sırlarını, güzel hikmetlerini Allah’ın verdiği ilhamla anlatıyorum, inşaAllah.

“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır;” (Fatır Suresi, 5). Allah’ın vaadi nedir? Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa Mesih (a.s), İttihad-ı İslam. “Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın” Adamı aldatıyor işte. Kafayı takıyor. Kendi ülkesinin peşinde oluyor. “Kendimizi kurtaracağım, şahsımı kurtaracağım, ailemi kurtaracağım, ülkemi kurtaracağım.” Eğer ‘İslam âlemini kurtaracağım’ demezsen, Allah ayağına dolandırır o zaman, olmaz. “Ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” Mesela bak İran’da bunu görüyoruz. Allah’ın adını anarak, Hz. Mehdi (a.s)’ı haşa Allah gibi gösteriyorlar. Mesela bu Allah adına aldatmaktır. Bağnazlar yine Allah adına aldatıyorlar. Olmayan şeyleri, Kuran’da olmayan şeyleri gerçekmiş gibi insanlara aktarıyorlar. İşte ‘kadınların yarım olduğu, yarım varlık olduğu, kadınların arkada bırakılması gerektiği, kadınların hiçbir sözüne güvenilmemesi gerektiğini, onların dediklerinin tersinin yapılması gerektiğini’ anlatıyorlar. Bu Allah ile aldatmadır. Çok samimiyetsiz hareketler.

Her peygamberi delilikle suçluyorlar. “Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de hiç bir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır." (Sebe Suresi, 46) Her peygambere deli diyorlar, her mürşide deli diyorlar. Eskiden beri bir kafa bu, bir mantık.

“Hocam bu mektubu size Azerbaycan’dan yazıyorum. Hocam biz elhamdülillah Şia’yız.” MaşaAllah, elhamdülillah. “Sünni kardeşlerimiz bizlere ‘kâfir” diyorlar.’” İşte bak, müthiş bir akılsızlık. Şii’ler niye kafir olsun? Nur gibi Müslüman. Allah’ımız bir, Kitap’ımız bir, kıblemiz bir, Peygamberimiz bir, her şeyimiz bir. Niye kâfir olsun? “Özellikle Selefi Sünniler.” O da onların anormalliği. “Hocam sizin sözünüz bizler için çok önemli, bizleri aydınlatın.” Hüseyin Zade. Kuran’da sadece bir Müslüman ümmetinden bahsediyor Allah, parça parça değil. Şiiler de Müslüman’dır, Sünniler de Müslüman’dır, hepsi nur gibi Müslüman’dır.

“Ücretsiz kablosuz internet hakkında konuşabilir misiniz?” diyor Ümit. Herhalde Ümit, bu konuda yangın. Her gün televizyonda yayın yapıyoruz. Başbakan’a dilekçe gönderdik. Ama kesintisiz, televizyonda bu konuyu hatırlatıyoruz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: 14 yaşındaki Pakistanlı, Malala isimli bir kız, ülkesinde kadınları eğitime teşvik eden bir kampanya başlattığı için Taliban tarafından başından vurulmuştu. İyileşip Birleşmiş Milletler de bir konuşma yapan Malala’ya, Taliban komutanı bir mektup yazarak “seni eğitim nedeniyle vurmadık. Biz eğitime karşı değiliz. Ama sana kalemini Müslümanlar için kullanmanı ve medrese eğitimini görmeni tavsiye ederiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Kadını vuruyorsun sen, ona mantık getiriyor. Ne olabilir, ne mantık olabilir? Her yönden rezalet.

Nur Hanım: “Aşkım, gönlümün sultanı. Seni çok seviyorum. Kalbimsin benim” diyor, maşaAllah.

“Hocam iyi yayınlar. Sohbetleriniz ve görüşleriniz bana görüş açısı oluşturuyor ve sizlerden dualarınızı eksik etmemenizi bekliyorum mümkünse. Hocam sizi çok seviyorum” diyor, İbrahim Seçgen.

Ferit Temizel: “Artık dünya globalleşti ve artık herkes arzu ettiği ülkelerde yaşayabiliyor.” Tek bir dini sen masonik bir din olarak biliyorsun, “İslam dünyaya hakim olacak” diyoruz. O da diyor ki “tek bir masonik din” diyor. Allah diyor Kuran’da. İslam’ın dünyaya hakim olacağını Nur Suresi’nde söylüyor Allah 55. ayette. Mehdiyet fakiri fukarayı herkesi kollayan, herkesi zengin eden bir sistemdir. Herkese en kaliteli hayatı sunan bir sistemdir.

O kadar mal bollaşır ki” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “kişi aldığı malı geri vermek ister, o kadar bol olur” diyor “mal.” Zibil gibi bir zenginlik. Savaşlar bitiyor. Silah sanayi yok. Her şey sevgi üzerine, Allah korkusu ve Allah sevgisi üzerine ve mal sahah üzerine dağıtılmış, “dünyada tek bir fakir kalmayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v).

DİDEM ÜRER: Hocam, Müslüman’ın zengin olması Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in güzel zengin bir hayat yaşaması konusunda genelde sorular geliyor.

İşte şimdi anlattım, Hz. Mehdi (a.s) döneminde herkes zengin oluyor. Çünkü “savaş ağırlıklarını bırakır” diyor. Yani tank, top, askeri uçaklar, askeri kariyerler, istihkamlar, askeriyeye yatırım yapılmıyor. Bütün harcamalar, sadece insanların iyi olması için. Hep insanların huzuru için, güzelliği için, yiyeceği, içeceği, giyeceği, eve, ne ise ihtiyacı olan insanın, acil ihtiyacı olan şeyler onlara yatırım oluyor. O yüzden mal müthiş çoğalıyor Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Ama kardeşlerimiz tabii Müslümanlığı hep böyle “bir hırka, bir lokma, kırk lokma yersin bir hırkayla yatarsın, yerde yatarsın, perişan olursun, Peygamberimiz (s.a.v) karnına taş bağlardı, aç gezerdi” inançları bu olduğu için, bu sistemle de zaten İslamiyat’i yok etme aşamasına getirmişler. Bu çok kurnazca bir yöntem. Yani karşı tarafın kullandığı kurnazca bir yöntem. Çünkü böyle bir fakirlik politikasında sanat da gelişmiyor, bilim de gelişmiyor, teknoloji de gelişmiyor. Müslümanlar hep fakir olduğu için, askeri yönden de zayıf oluyor ve herkese esir olmak konumunda kalıyorlar. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Bütün İslam ülkeleri fakir o yüzden. Çünkü zenginlik esas alınmıyor.  Kalite esas alınmıyor. Estetik, güzellik esas alınmıyor. Sanata ve bilime, zenginliğe, kaliteye kapalı bir sistem oluştuğu için her ülkenin, herkesin rahatça ezebileceği güçsüz bir toplum oluşuyor. Bu da hakikaten çok kurnazca bir yöntem. Müslüman işte toprakta yerde yer, işte perişan hayat yaşar. Bir hırkası vardır. Aç gezer günlerce. Peygamberimiz (s.a.v)’i de öyle gösteriyorlar. Peygamber (s.a.v) bak “karnında taşla gezerdi” diyor. “Sancırdı açlıktan karnı, taş bağlardı karnına” diyor “ve eşleri de öyleydi” diyor. Ve sahabelere de hakaret etmiş oluyorlar. Sahabeleri de egoistlikle, bencillikle suçluyorlar. Yani Peygamber (s.a.v) o kadar eziliyor, o kadar açlık çekiyor, fakat sahabeleri bu ingilendirmiyor. Onlar zenginlik, rahatlık içinde yaşarken, güzel yemekler yerken, Peygamberimiz (s.a.v) açlıktan kıvranıyor. Fakat sahabeler bunu seyrediyor, görüyor, fakat haşa gaddarca ve acımasızca, hatta sadistçe bir bakış açısıyla Peygamber (s.a.v)’e yardımcı olmuyorlar. Böyle bir mantık geliştiriyorlar. Buna da inanıyor adamlar. Bunun sonucunda da çok rahat ezilebilen, insanların nefret ettiği, kalitesiz, sanattan estetikten uzak, güzellikten uzak bir kısım bağnaz Müslüman modeli oluşturuluyor. Bunu ezmek de karşı taraf için çocuk oyuncağı oluyor. Yani çok az bir kuvvetle, çok rahat ezebiliyorlar o zaman Müslümanları. Bu bir kurnazlıktır.

Peygamberimiz (s.a.v) dedikleri gibi fakir değildi. Allah ayette diyor “Cenab-ı Allah, seni fakir bulup zengin etmedi mi?” diyor ayette. Mesela diyor ki Buhari’de Peygamberimiz (s.a.v)’in bak sadece bir insana “adamın biri peygambere gelip istek ve yardım talebinde bulundu. Peygamber de o kişiye iki dağın arasını dolduracak kadar koyun verdi” Buhari’de. Hani yoktu malı? Kendi malından veriyor. Bak “iki dağın arasını dolduracak kadar” vadiyi dolduracak kadar koyun veriyor, bir kişiye sadece. Sahabe Muhayrik’in vasiyeti üzerine “Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v)’e kalan mülk Bisab, Safiye, Delal, Hüsna, Avaf, Bürka ve Meşrebe adlarını taşıyan yedi bahçe ve bostan” Peygamberimiz (s.a.v)’in malı. Hani fakirdi Peygamber (s.a.v)? “Fedek arazisinin yarısı,” Fedek uçsuz bucaksız arazi kilometre kare hesabıyla. Ümmül Kuran’ın üçte biri, Hayber’den kendisine düşen beşte biri olan payı ve Ben-i Nadir’de bir kale olan arazi.  Ben-i Nadir’de bir kale olan arazi.  Bunların tamamını Peygamberimiz (s.a.v) sonra Müslümanlara tasadduk ediyor, kendine mal olarak düşen. Tırmızi’de. Resulullah (s.a.v)’e ait mallar; “Medine yakınındaki hurmalıklar, Hayber hurmalıkları, Fedek hurmalıkları” Sahih Buhari’de geçiyor. Tecril Sahih 1288 no’lu hadis. Hani yoktu malı Peygamber (s.a.v)’in? Hani açlıktan kıvranıyordu? “Hiçbir şeyi yoktu” diyor. “Bir Yahudi’ye zırhını emanet vermişti” diyor. “Rehin vermişti” diyor. Peki buradaki açıklamalar ne?  Medine yakınındaki hurmalıklar, Hayber hurmalıkları, Fedek hurmalıkları Peygamberimiz (s.a.v)’in. Resulullah (s.a.v) veda haccı öncesinde kendi malından, kendi hazinesinden yüz deve kurban kestirmiş. Yüz deve, hani fakirdi Peygamber (s.a.v)? Hani açlıktan kıvranıyordu. Hatta bir kısmını bizzat kendi kesmiş, bir kısmını damadı Hz. Ali’ye kestirmiş. Buhari,  Es-Sahih, Kitab-ul Hac 121 122, Tedrici hadis numarası 829, Müslim Es-Sahih Kitab-ul Hac 348-349 hadis numarası 1317. Müslümanları yalanlarla kandırıyorlar. Allah, bunlara hidayet versin.

Peygamber Efendimiz  (s.a.v) diyor ki, Muaz bin Abdullah babası ve amcasından rivayet edildi: Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki; “zenginlik hoştur, takva ile olursa zarar vermez.” Önder Çağıran. Takva olacak. Mesela Hz. Süleyman zengindi ama takva olacak. Allah yolunda harcayacak. Mesela biz lüks otelde de iftar veriyoruz ama kardeşlerimizin evlerinde de iftarlar veriyoruz. Yani şu ana kadar verdiğimiz iftar sayısı yüzü bulmuştur, evlerde verdiğimiz iftar sayısı. Fakir fukara herkes geliyor, her insan geliyor. Yüzün üstündedir. Yani ev sayısı olarak toplam yüz evi bulmuştur iftar. Ama Müslüman sarayı da görecek. İhtişamlı yerleri de görecek. Kaliteli yerlerde görecek. Buraya Müslüman giremez ne demek ya? Müslüman plaja giremez, lüks semtlere giremez, kaliteli arabalara binemez, lüks olan hiçbir yerde gezinemez. Lüks ayakkabı, lüks kıyafet, lüks saat hiçbir şey kullanamaz. Peki kim kullanacak bunları? “Müslüman olmayanlar kullanacak” diyor. Yok, aksine Müslüman kullanacak. Bırakın bu kafayı, küfür içinde kullanan da kullansın ayrı, Allah “onlara da kullandıracağım” diyor. Ama ahirette “sadece Müslümanlar kullanacak” diyor Allah. Allah “size verdim” diyor “dünyada”, adam “yok” diyor “o olmaz” diyor. Allah “verdim” diyor, “kullanın” diyor. Dünya ziynetlerini de size verdim diyor, “en güzel ziynetleriniz takının, camilere gidin” diyor Allah. En güzel süslerinizi, en güzel kıyafetlerinizi. “Yok” diyorlar “kıyafetlere, onlara hiçbir şeye gerek yok” diyorlar. Neye göre? Benim kafama göre diyor. Senin kafana göre olmaz.

“Efendimiz (s.a.v) Hicri 4. yılında kendisine hibe edilen nadiroğulları hurmalığından elde ettiği mahsulü satar ve bu paradan ailesinin bir yıllık ihtiyacını ayırıyor.” Hani fakirdi? Buhari Nafakat 2. Ümmü Seleme Validemiz; “geçimimizin büyük bir kısmı develerden ve koyunlardandı” diyor. On binlerce deve ve koyun var. Peygamberimiz (s.a.v) hibe ettiğinde vadi hesabıyla, vadi dolusu koyun hibe ediyor bir kişiye. Oturmuşlar “karnına taş bağlardı Peygamberimiz (s.a.v),” yok “kıvranırdı.” Sahabeleri de sevgisiz göstermeye çalışıyorlar. Müslüman lüks otele gidemez! Sen gidersin ama. Lüks semtlerde gezemez. Sen gezersin. Kaliteli hiçbir şeyi kullanamaz. Yatı kullanamaz. Yatlar, “onlar da bizim” diyor. Zaten istediğin o senin. Müslüman’ı her yerden tecrit etmek istiyorsun. Sana diyorsun “bir hırka, bir lokma ne yapıyorsan yap. Gözümüze görünme” diyorsun. İdin, diyordun ben onu yıktım işte parçaladım ve bütün oyunu bozduk. Sanat da, bilim de, estetik de, kalite de hepsi Müslümanların ve her zaman da Müslümanların olacak, ahirette de. Küfür, onlar da kullanıyorsa kullansın. Allah kullanacak onlar diyor ama  “sizin” diyor Allah, “normalde sizin” diyor. Onlar ayrı “kullanabilirler” diyor Allah. “Ahirette yalnızca sizin” diyor. Sen bunlara ehemmiyet vermiyorsan, Hz. Süleyman sarayda yaşıyordu. Sana göre o olmaz, kafana göre. Heykeller, resimlerle süslüydü ve gerçek altın kaplamaydı saray. Sana göre olmaz. Kazanlar kaynıyor, 300 hanımı, 700 tane cariyesi var. Sana göre olmaz. Ama Allah’a göre oluyor işte. Her gün sarayda yemek veriyor Hz. Süleyman, sarayda. Sarayda yemek veriyor. Sayıyorlar işte kesilen hayvan miktarını yüzler, binler hesabıyla.  Ayrıca keklik, bıldırcın, yani sülün binler hesabıyla günlük kesiliyordu. Pilavlar yapılıyor falan ümmeti Muhammed yiyor. Ne bozuluyorsunuz? Diyor ki “ben yerim, Müslümanlar yiyemez” diyor. En kaliteli etleri onlar yiyecekler, en kaliteli, en süslü yiyecekleri onlar yiyecekler. En kaliteli tatlılar onlara ait olacak. En lüks lokantalarda bunlar yiyecekler. Müslümanlar yemeyecekler. Olmaz kardeşim. Elhamdülillah bu milletin hepsi Müslüman. Müzik, cennette var müzik bir kere. Ağaçlar, huriler hepsi müzisyen ve Allah kalbimize bir hoşnutluk olarak bunu veriyor. Hz. Mevlana niye müziği teşvik etti? Karadeniz’de halk müzik dinler, dans eder. Karadeniz halkı boydan boya. Anadolu’da davulla zurnayla oynarlar. Güneydoğu’da yine öyle, her yerde öyledir. Bütün milletimiz eğlenir, oynar, güler, müzik dinlerler. Bağnazlara göre de bu yanlıştır. Müzik nimettir. Müzik tertemiz bir şeydir. Ruhu cilalayan, kalbi açan müthiş bir güzelliktir. Kuşlar bile, çağlayanlar bile her yerde müzik vardır. Sen müziği nerede engelleyeceksin?

Profesör Doktor bir hocamız yazmış; “Hocam, Darwinistler sizin aleyhinize Darwinizmi öven, sizin kitaplarınızı yermeye çalışan bir çalışma yapmışlar” diyor. Kardeşim çok faydalı onlar, onu alan “Darwinizm yokmuş” diyor.  Anlatırken, zaten hemen okuyan anlıyor. Ne diyor Hoca? “Bir tane Darwinizmi anlatacak profesör bulamıyorum” diyor. “Bitti Türkiye” diyor. Biter tabii biz varız, evelAllah. Yani Darwinistler bitti.

“Hocam kedi resimleri seviyor diye özel olarak bahçeye topladım. Kedilerin fotoğraflarını çektim” diyor. Ama hakikaten bu da çok tatlıymış.  

Didem Hocam gidelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü