Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (20 Temmuz 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


LEYLA KÜRŞAT: Aşkım, ruhum, dünyalar yakışıklısı bir tanemle sohbetimize başlıyoruz inşaAllah. Buyurun.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Cumhurbaşkanımız, şehit ve gazi ailelerine verdiği iftarda tamamen sizin açıklamanızdan oluşan bir açıklama yaptı: “Siz bu güne kadar buraya gelen konuklar içinde en değerli olanısınız. En değerli varlıklarınızı bu vatana veriyorsunuz. Eğer bir arzunuz olursa başta bana, bulunduğunuz yerdeki kaymakamlara, emniyet müdürlerine, valilere, kimi görürseniz herkese iletebilirsiniz. Bunlar talimat kabul edilecektir. Siz bizim başımızın üzerindesiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, ne güzel konuşmuş. Görüyor musun Müslümanı? Görüyor musun vicdan insanını? MaşaAllah, çok güzel.

Evet, Didem Hocam.

DİDEDM ÜRER: Sayın Egemen Bağış’ta, Ekşi Sözlük’e yönelik şunları yazdı: “Peygamberimiz (s.a.v) apaçık nurdur. Kimin altın, kimin pul olduğunu gösterir. Müminin imanını, kafirin küfrünü artırır. Ne foya kalır, ne boya. Herkes haddini bilsin. Kimsenin başkalarının kutsalına saldırmaya ve hakaret etmeye hakkı olmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Bunu mu kastediyor bu adamı mı? Bunu polis hemen tespit etsin. Biraz böyle şeylerde özel gayret göstermeleri lazım. Normal dosya sıralamasına sokmak değil de, acil koduyla bulunması lazım. Acil hukuki karşılığının verilmesi lazım. Bütün dünyanın tanıması lazım böyle tipleri-ki, insanlar kendini koruyabilsin. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara kulislerinde Başbakanımızın Sayın Davudoğlu’ndan ve dış politika da gelinen noktadan memnun olmadığı, bu günlerde Sayın Davudoğlu’nun istifası cebinde dolaştığı iddiası dolaşıyormuş.

ADNA OKTAR: Niye, Davutoğlu çok şeker insan. Bayağı tatlı. Çocuksu bir sevimliliği var, çocuksu bir vicdanı var. Dürüst delikanlı. Nerede bir yamukluk varsa hemen onun üstüne gidiyor. Onlar diyor “Türk dış politikasında belirgin bir politika yok. Hareketli politika var, oynak bir politika var” diyorlar. Kardeşim vicdanına göre hareket ediyor. Mesela o an Suriye Devlet Başkanını, dürüst buluyor tavrını, o an destekliyorlar. Ama sonra bakıyor, adam öldürmeye başlıyor, o zaman tavır alıyor. Mesela Müslüman Kardeşler, çok ezilen bir grup. Mazlum oldukları, ezildikleri için, onları ezdirmem ben. Onları ezenlere karşıyım. Var gücümle mücadele veriyorum, ilimle, irfanla, aklımızla tabii. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Yiğit Bulut çıktığı programda TRT tarafından yayınlanan ve büyük ihtimalle hükümetin hazırlattığı Türk İslam Birliği olmadan İslam dünyası ve dünyada yaşanan acıların sona ermeyeceğini anlatan bir film yayınlattı. Klip uzun ama kısa bir bölümünü gösterebiliriz, isterseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

VTR-Yiğit Bulut’un katıldığı canlı yayından görüntüler

ADNAN OKTAR: Evet, “ecdadının emanetine sahip çıkıyor.” Emanetine sahip çıkıyor ama Allah’ın belirlediği şekilde çıkmak lazım. Kendimiz bir sahip çıkmak politikası yaparsak, o bize dolanır o zaman. Allah’ın dediği şekilde sahip çıkacağız. Allah’ın dediği şekil nedir? Kuran’a uygun olarak, Mehdiyet çizgisinde yapılması. Yani Müslümanların bir başının olması, hurafeden kaçınılması, İttihad-ı İslam’ın oluşturulması. Yoksa Türkiye sahip çıkıyor. Suudi Arabistan’da birçok yere sahip çıkıyor. Para veriyor, imkan veriyor. Sahip çıkan çıkana. Dubai’de oraya buraya sahip çıkıyor. Ama bir şey olmuyor. Müslümanlar yine sürünüyor. Türkiye sahip çıkıyor ama sürünüyor İslam alemi. Her yere sahip çıkıyor ama her yer sürünüyor. O zaman Türkiye’ye de sahip çıkan bir ruh olmuş olacak. Çünkü Türkiye’nin de sahip çıkılmaya ihtiyacı var. Bu Mehdiyet’le olur. Bunu dışında olmaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Yiğit Bulut bu filmin ardından; “Türkiye eğer güçlü olmazsa Orta Asya, Balkanlar, Afrika acı çekmeye devam eder. Türkiye’nin neden güçlü olmak zorunda olduğunu herkes vicdanen bir daha düşünsün. Kimse onların ne dediği değil, göklerden gelen kaderin dediği önemlidir.  Menzile giden yol şiddetten değil, sevgiden ve birlikten geçer” yorumunda bulundu.

ADNA OKTAR: MaşaAllah ama tabii o da o kadar söyleyebilir. Ama anlattığı Mehdiyet.

DİDEM ÜRER: Taksim Gezi Parkı olayları sırasında tanışan iki gencin nikahı gerekçesiyle bugün kalabalık bir grup Gezi Parkı’na girmek isteyince polis girişleri kapadı Hocam. İstiklal Caddesi’ne uzanan olaylarda TOMA’larla tazyikli su müdahalesi yapıldı, bir kişi gözaltına alındı.

ADNAN OKTAR: Evleniyorlarsa, iyi evlenmeleri de fakat orada eylem için olursa, biraz garip olur tabii.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Egemen Bağış, Twitter hesabında bir de Hz. Ali ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile ilgili Şah İsmail’in şu şiirini paylaşmış. “Gece olur gündüz olur. Cümle alem dümdüz olur. Gökte kaç bin yıldız olur. Ay Muhammed Ali’nindir.” Şah İsmail diye.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, güzel okumuş. Kısa bir ara verelim devam edelim.

Bütün mübarekler Türkiye’den çıkıyor. Bütün güzel sanatçılar Türkiye’den çıkıyor. Nerede Avrupa’da böyle bir parça bulacaksın. Mümkünü yok. Bütün dünyayı gezsen, bulamazsın böyle delikanlı parçaları, şahane.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Almanya’daki kardeşlerimizin faaliyetleri vardı. 17 Temmuz’da Almanya Clausthal Üniversitesi’nde konferans, fosil sergisi, ücretsiz kitap dağıtımı düzenlemişler. “Konferansa birçok fakülteden öğrenci ve öğretim üyesi katıldı. Çok etkili geçti inşaAllah” diyorlar. Konferansın ardından kiliseyle beraber organize edilen iftar yapıldı. Ve bu iftara birçok ülkeden gelen öğrenci ve konferansa katılan misafirlerimiz iştirak etti. “Hocamızı çok sevdiğimizi ve dualarını istirham ettiğimizi iletir misiniz?” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah aslanlarıma, muhteşem, şahane olmuş. Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Samsun’dan bir kardeşimiz, Atakum’da çeşitli esnaf ve öğrencilere yaklaşık yirmi tane kitabınızı dağıtmış.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma, aferin benim aslanıma. Allah nurunu artırsın.

DİDEM ÜRER: Hocam, Elazığ’dan bir kardeşimiz ablasıyla birlikte iftar sonrasında A9 broşürü dağıtmışlar. Bu akşam yine dağıtacaklarmış. Size sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Aslana bak sen, maşaAllah. Kardeşiyle, aferin maşaAllah.

DİDEM ÜRER: 16 Temmuz Salı günü Bursalı ve Kütahyalı kardeşlerimiz, Kütahya Müftüsü Sayın Mustafa Üskülüplü’yü makamında ziyaret etmişler. Türk İslam Birliği haritası ve sizin çeşitli kitaplarınızdan hediye etmişler. “Ziyaretin çok güzel geçtiğini” ifade ettiler.

ADNAN OKTAR: Hoca Efendiyi tebrik ediyoruz, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Almanya’dan da Yusuf kardeşimiz yazdı: “Canım Hocam çarşamba akşamı Berlin’de Ejder ailesiyle iftar sonrası Hocamızın Almanca Kuran Mucizeleri adlı eserinden beş adet hediye ettim. Ve on beş adet Şeyhimize bağlı olan Şeyh Eşref Efendi’nin bulunduğu dergaha dağıtılması için teslim ettim. İftar sonrası Kuran mucizelerinden ve Darwinizmin dünyaya getirdiği beladan bahsettik. Çok güzel bir gece oldu. Sizlere çok selam sevgilerini ilettiler.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel insanlar, ne güzel sohbet olmuş. MaşaAllah, elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’ndan da Hocam: “Aslan Hocam, Adapazarı’nda Ramazan ayı boyunca devam edecek şekilde sizin her bir hikmet ve öğüt dolu kitaplarınızı halkımıza ücretsiz olarak dağıtıyoruz. Standımıza gelen ve size hürmetlerini gönderen insanların sayısı çok fazla. Sizden bizim hizmetlerimizin artması ve hakk-ul yakîn imana kavuşmamış için dualarını bekliyoruz. Hürmetle ellerinizden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Hay benim aslanlarım, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kütahya’dan kardeşlerimiz, İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Coşkun Esen Beyefendi’ye Türk İslam Birliği haritası ve sizin çeşitli kitaplarınızdan hediye etmişler. Kendisiyle çok güzel sohbetleri olduğunu ilettiler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, kardeşimize Allah daha güzel makamlar nasip etsin. Hizmet de güzel olmuş. Tek tek böyle gidip değerli kardeşlerimize sunumlar yapmaları çok güzel bir hizmet mübarek Ramazan’da, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hatice kardeşimiz kızı Tuğba ve torunu Yağız Kıvanç’ın resmini gönderdi. “Minik köftemiz, Hocamızın ellerinden öpüyor. Biz de sizleri çok seviyoruz” diyor.

ADNAN OKTAR: Vay çete vay, şu tatlılığa bak, maşaAllah tosun gibi. Yaklaştır bakayım. Ben bunun kırt diye kulaklarından ısırırım, yanaklarını. Yanakları sırf ısırmak için. Kıyafet de şeker. MaşaAllah, iyi Allah uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz şöyle yazmış size: “Arslanlar arslanım, canım, yol göstericim, kurtuluşumun vesilesi biricik Hocam, dün iftardan sonra Sultanahmet Meydanı’nda bin beş yüz adet A9 TV broşürü dağıttım. Çok sayıda selam ileten oldu size. Resimdeki genç kız seyrettikçe size hayran olduğunu anlattı. Sevgisi ve hayranlığı çok güzel ve samimiydi, maşaAllah. “Sizi Allah rızası için çok ama pek çok seviyoruz” demiş kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Ah canlarım benim. Nasıl güzelmiş onlar öyle, nasıl güzellermiş. Allah ömürlerini uzun etsin. Daha da Allah onları güzelleştirsin. Tevrat’ta da geçiyor; “Güzel ahlaklı kadınların, fizik olarak da güzelleşeceğini” söylüyor Tevrat, “kötü ahlaklı kadınların da fizik olarak bozulacağını” söylüyor. Hayrettir.

DİDEM ÜRER: İsrail, Batı Şeria’dan gelen kırk yaşının altındaki Filistinli erkeklerin Kudüs’e girmesini yasaklamış. Filistinli gençler Mescid-i Aksa’ya gidip Cuma namazını kılmak için İsrail’in yaptığı bu duvarı merdivenler yardımıyla aşmaya çalışıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Bir dostluk havası gerekiyor. Çin’le de olsun, İsrail’le de olsun. Yani bu ezişmeyle bir netice alınmaz. Savaşla da netice alınmaz. Mesela benim canlarım, Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi Çin, ezim ezim eziyor. Çin’le sevecen bir arkadaşça üslup içine girmek gerekiyor. O zaman Doğu Türkistan dev bir devlet olur. Yani çok kaliteli böyle, modern gençlerin olduğu, doktorlar, mühendisler falan, Avrupa gibi. Çin ne yapsın o zaman? Nasıl kontrol altına alsın, ne yapsın? Mecburen özgürlük tanıyacak. Ama şimdi bu konumda Avrupa da destekliyor Doğu Türkistan’ın esaretini, Amerika da destekliyor, herkes destekliyor. Yani büyük bölümü destekliyor. Hatta Türkiye bile anlaşma yaptı, Sadettin Tantan, Doğu Türkistan’a yönelik Çin’in eylemleri konusunda, Doğu Türkistanlılarla mücadele edenlerin terörist sayılmasıyla ilgili bir anlaşmaya imza attı Sadettin Tantan. En güzeli suhulettir, anlaşmayla ortalığı yatıştırmaktır. Zulmünü ortadan kaldırabiliriz Çin’in. Azgınlığını ortadan kaldırabiliriz. Saldırganlığı ortadan kaldırabiliriz ama adamları korkutursan “seni devireceğiz, asacağız, keseceğiz işte şunu yapacağız” falan, adam iyice panik olur. Ama suhuletle, dostça, arkadaşça, yaklaşırsan, tehlikesiz görürse sakinleşir ve lehine olur. Çin’in lehine çevirelim Doğu Türkistan’ı.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: 17 Temmuz’da kardeşlerimiz Üsküdar’da kitabınızı ücretsiz olarak dağıtmışlar. Hizmetlerinin artması için sizden dua istiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, benim canlarıma. Öyle güzel bir hizmet ki o. Mesela o kitap gidiyor birisinin eline. Bütün mahalleye hayrı olur onun. Komşusuna, gelenlere, gidenlere, akrabalara. Farz edelim eniştesi geliyor, “bu kitap neyin nesi” diyor, bakıyor, iki sayfa okuyor adamın hayatı değişiyor. Komşunun oğlu geliyor, evde gezinirken kitaba bakınıyor, bir sayfa okuyor, hayatı değişiyor. Kitap çok hayati. Ama adam bilgisayarı açıp oturup kitap, bunu bulmaz. Kağıttan oluşan kitap çok vurucudur. Çok etkileyicidir. Adamın elinin altında hemen, beş dakikada açar bakar. Fazla değil üç sayfa, iki sayfa, bir sayfa bile okusa biter. Fazla değil, bir sayfa. Adeta hipnotize eder, hipnoza girer okuyan. İkinci bir yolu olmaz.

Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin Çin’le aralarını düzeltelim. Koskoca Çin’le baş edemezler. Böyle olmaz. Çin böyle yaptıkça daha da delirir, iyice panik olurlar, daha da çökerler. Yani her seferinde on binlerce kişiyi şehit ediyorlar. Bir de dostlukla deneyin, şefkatle deneyin. Bak göreceksiniz güzel olacak. Ne gerek? Okullarda etkili hale gelin, sokaklarda, evlerde etkili hale gelin. Allah’ı anın. Çinlileri de kazanın. Mesela Han Çinlilerini kendinizden yana çekin. Dindar, Müslüman muttaki olsunlar. Evlerde sohbet edin. Onlara yemek verin, beraber. Çinliden nefret etmekle nereye varılır? Tamam devlet sert olabilir ama sen Çinliyi de kazanırsan, hepsini kazanmış olursun. Devlet sana ne yapabilir? Ne yapsın?

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Luksor şehrinde valilikte görevli olan bir yakın tanıdığımız yazmış şimdi. Dünkü olaylarda Mısır’da dört kadın öldürülmüş. Fakat Mursi yanlıları toplanmış bunun üzerine ama ordu ve yerel basın bunu görmezden geliyormuş.

ADNAN OKTAR: Dört de ölüyordur, kırk da ölüyordur. Çok fazla şehit vardır. Askeri yönetimlerde, derin devlet yönetiminde ölüyü anlatır mı adam? Niye anlatsın? Gizler adamlar.

“Hocam kıyafet seçiminizde ve uyumunda neleri dikkate alıyorsunuz çok merak ediyoruz? Yani en kaliteli markalar olmaları dışında” diyor. Ne varmış ki renk uyumunda? Normal bir şey. Nihayet gri ile siyahın bir uyumu var. İskoçya’dan yazmış kardeşimiz.

“Aman canım Hocam, nerede kaldınız? Anlaşılan bu gece sahuru erken yaptınız. Biz sizsiz ne yaparız canımızın içi, bir tanemiz” diyor.

Başka bir kardeşimiz: “Öncelikle sizi tanımamaktan dolayı çok üzgünüm” diyor “daha önce tanımamış olmaktan” diyor.

“Esad Alevi değil, lütfen yanlış bilgiler vermeyin.” Niye, Alevi olsa ne oluyor? Ne güzel. Niye rahatsız oluyorsun Alevi olmasından? Alevilik nurdur. Alevilik çok güzel. Keşke Alevi olsa. Alevi değil, komünist. Alevilik nurdur, şefkatli, merhametli. Alevi adam keser mi? Gazla kitleler halinde insanları yok eder mi? Kendi vatandaşına geceli gündüzlü uçaklardan Napalm bombasıyla, havan toplarıyla, obüs toplarla darmadağın eder mi? Alevi sevgi insanıdır.

Hoca efendi, “yok böyle hoca” diye bir şey. “Savaşmayla da olmuyor Hocam” diyor “sevgiyle de olmuyor Hocam, ne yapacağız?” diyor. Sevgiyle olur, daha sevgi yeni ortaya çıkıyor. Savaş eskiden beri var, kavga eskiden beri var. Sevgi yeni atağa kalktı. Her geldiği yeri nura çeviriyor sevgi. Ve hızla ilerliyor.

“Şu an sizleri eşimle beraber izlemekteyim. MaşaAllah hepinizi çok takdir ediyorum. Düşüncelerinize, fikirlerinize katılıyorum. Keşke insanlar inançlarına sizin gibi araştırarak yaklaşsa. Sizlere yalnız bir sorum olacak. Konuştuğunuz konularla ilgisi yok. Hepiniz güzelsiniz zaten. İç güzelliğiniz de gözlerinizden okunuyor.“ Sizleri söylüyor. “Yapılan makyaj sizlere bilinçli olarak mı böyle kuvvetli oluyor” diyor, “sizin gibi güzel insan bu kadar gerekmez, iyi yayınlar” diyor. Makyajın kuvvetlisi, zayıfı, güçlüsü olur mu? Yakışan makyaj esastır. Yakışıyorsa tamamdır. Yakıştığına göre, doğru olandır o.

Fazlı: “Hocam Kuzey Kore ABD’ye kafa tutuyor, unutmayın.” Kafa tutuyor da ne oluyor? Sürünüyor millet, sevgisiz, merhametsiz, aşksız. Bitki gibi adamlar. Ve bütün milleti mahvetmiş durumdalar Kuzey Kore’de. Ne gerek var? Güney Kore’yle dost olsalar, sevecen olsalar. Deseler “ne gerek var şu sınırları kaldıralım, arkadaş olalım, dost olalım” deseler, çok tatlı olur. Atom bombasına, kepazeliğe ne gerek var? Amerika’ya kafa tutmaya ne gerek var? Amerika’yla da dost olsun. Onlar insan değil mi? Hepsini sevsinler. Çin’le de zıtlaşmaya gerek yok ki kardeşim. Çin’in her türlü imkanını kullanırsın. Yollar yaptırırsın, hastaneler yaptırırsın, okullar açtırırsın. Muazzam tebliğ yaparsın, İslam’ı yayarsın. Dünya’nın en kaliteli bilim adamları oradan çıkartalım. Uygur kardeşlerimiz devletin kilit noktalarına gelsin. Hepsi profesör olsun, doçent olsun. Bir de sevgiyle, şefkatle, akılcı yaklaşalım. Ayette diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “Sana kötülük yapana, iyilikle mukabele et. Bir de bakarsın ki sana dost olmuştur” diyor. Geceli gündüzlü, “seni düşman olarak görüyorum” dersen, adam da seni ezim ezim ezer. Ne gerek? Han Çinlilerini mesela direkt dost edin. Evlerine alsınlar, sohbet etsinler, konuşsunlar. Allah’tan, dinden bahsetsinler. Bir süre sonra bütün Doğu Türkistan onların olur. Mesela Polonya’da halk kaliteli, kendilerini yetiştirdiler. Bilim adamları falan oldu. Şak adamlar yakayı kurtardı. Mesela Ukrayna, şu bu falan onlar da öyle. Kaliteli insan yetiştirdiler. Yakayı kurtardılar. Çok entelektüeller olursa, bilim adamları, bütün Avrupa, bütün Amerika herkes destekliyor ve ortak olarak yakayı kurtarıyor. Ama böyle şiddetle kendini korumaya çalışan bir sistem olduğunda bütün dünya karşı oluyor. Adamlar da ezim ezim eziyorlar. Kuran’ın üslubunda bu yok. Anlaşma vardır. Peygamberimiz (s.a.v)’in yöntemini kullanmak lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz şöyle yazmış: “Bu sevimli, arkadaşımın kızı Eylül. Yakışıklı, zümrüt gözlü canımın içi Hocamın kitaplarını çok seviyor. Kitabı ona verince dişlerini gösteriyor sevincinden, bütün sayfalarına dikkatlice bakıyor, maşaAllah. Heybetli Hocam sizi çok ama çok seviyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: Bunu bana biraz yaklaştır sen. Bu iyi ki benim yanımda değil. Burun kalmazdı, kırt diye ısırırım ben bunu. Süper tatlı, maşaAllah. Canım benim dişlere bak sen. Kedi dişi gibi dişleri. Allah sağlık, sıhhat, afiyet versin. Hayırlı, bereketli, uzun ömür versin, imanla, Kuran’a tam uyarak inşaAllah.

DİDEM ÜRER: TV8’de evrimle ilgili bir film yayınlanıyormuş Hocam. Sen o filmi koy da, gençler biraz seyretsin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz yeğenlerinin resimlerini göndermişti. Sizden dualarınızı istiyor. “İnşaAllah, Hz. İsa (a.s)’ın ve Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olurlar” diyor. Sizden dualarınızı istiyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah ne kadar güzel çocuklar, maşaAllah. Yaklaştır bakayım. Şekerliğe bak ikisinin de, kalıp gibi. Acayip güzel ikisi de. Allah onlara uzun, bereketli, hayırlı ömür versin. İsa Mesih’e, Mehdi (a.s)’a talebe eylesin. İttihad-ı İslam’ı görmeyi nasip etsin Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz şöyle yazmış; “İstanbul’dan bazı kardeşlerimiz Kadıköy Moda’da 1000 adet, bugün de iftar öncesinde Ümraniye Örnek Mahallesi civarında yine 1000 adet A9 broşürü dağıtmışlar. “Hocamızın ellerinden saygıyla öperiz” diyorlar. Bir de bu kardeşlerimizden birinin oğlu var, Bilal sizi çok seviyormuş. “Adnan Hocam’a resmimi gösterir misiniz? Bir şey söyle mi?” diyormuş Bilal.

ADNAN OKTAR: Olağanüstü yakışıklı ama olağanüstü üstü yakışıklı. Gözlük muhteşem yakışmış ve yakışıklılık ilk üçe girer. İlk üçe girer. Bir daha bakalım diğer pozlara. Muhteşem, kıyafet bir kere ağlıyor. Gözlük, tip zaten çok mükemmel, her şey çok mükemmel, maşaAllah.

Evet, devam edelim.

DİDEM ÜRER: İstanbul Üsküdar’dan Kerem Gökmen’in size selamı varmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

DİDEM ÜRER: Adana’dan kardeşlerimiz bugün Sabancı Merkez Camii’nde teravih namazı çıkışında çok sayıda kitap ve broşür dağıtmışlar. Sizi çok sevdiklerini ilettiler ve dualarınızı rica ettiler.

ADNAN OKTAR: Olmaz, olmaz çok önemli resim. Hadi ben inanırım da yani şart. Biz daima ispatlı, her şeyimiz ispatlı. İspatsız bir şey yapmıyoruz.

DİDEM ÜRER: Kardeşimiz de şöyle yazmış Hocam: “İyi akşamlar Hocam. İftarımızı açtıktan sonra oturup sohbet ettik. Sizi çok seviyoruz. Dualarınızı bekliyoruz. Sevgiler.”

ADNAN OKTAR: Mesela bak şuradaki nuraniyet çok tatlı. Bak görüyor musunuz anneleri şeker anneleri. MaşaAllah çok şahane güzel, sıcak bir ortam. Allah hepsine sağlık, afiyet versin, hayırlı bereketli, uzun ömür versin.

DİDEM ÜRER: Adana’daki kardeşlerimiz resimlerini gönderdi.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Şimdi oldu. MaşaAllah, mükemmel. Çok güzel, hepsine Allah huzur, saadet, sevinç, kalp ferahlığı versin. Mevcut dertlerine Allah şifa versin. Derin iman versin. Hakk-ul yakin, ilm-el yakin, ayn-el yakin iman versin Allah.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah, takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır.”(Zümer Suresi / 61) Bak mucize bir ayettir bu. “Takva sahiplerini” yani çok samimi, halis iman edip Kuran’a tam tabi olanları, “zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır.” “Dünyada Allah, mutlaka zafer vereceğim” diyor. Ve zaferin sonucu da, kurtuluş. Bir de bakın arkadan çok mühim bir mucize daha var; “onlara kötülük dokunmaz” diyor Allah. Kötülükten beri oluyorlar. Özel olarak Allah koruyor onları kötülükten. “Ve onlar hüzünlenmeyeceklerdir.” Mümin vasfı, mümin hüzünlenmez. Bak Allah diyor ki; “Onlar hüzünlenmeyeceklerdir.” Hüzün dokunmuyor onlara. “Allah her şeyin yaratıcısıdır.” Nelerin? Hayrın ve şerrin, her şeyin. “O her şey üzerine vekildir.” Diyor ki mesela “Amerika başı bozuk.” Yok kardeşim bak Allah ne diyor, “O, her şey üzerine vekildir.” Her şeyin yaratıcısıdır. Suriye’deki olayların, şunun, bunun hepsinin yaratanı Allah’tır.  “Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur.” “Göklerde gizli olan, açılmayan, yerde açılmayan bütün sırlar, her yer, her şey, her türlü anahtar Allah’ın elindedir” diyor Cenab-ı Allah.

“Allah'ın ayetlerine (karşı) inkar edenler ise; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır. (Zümer Suresi / 63) Mutlaka mağlup olacak. Mesela PKK mutlaka yenilecek. Çünkü ayetin hükmüne göre ikinci bir yolları yok. Küfür mutlaka mağlup oluyor. Dünyada bak dikkat edin, küfür hiçbir yerde galip olup devam edememiştir. Mutlaka hüsranla biter küfür.

“De ki: "Ey cahiller, bana Allah'ın dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?" (Zümer Suresi / 64) Bak “Ey cahiller” diyor, demek ki bağnazların ana özelliği ne? Cahillikleri. Ne diyor cahiller? “Allah'ın dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?" Yani “başka bir hüküm koyucu mu var?” diyor Allah. Adamlar da diyor ki, “evet, başka hüküm koyucu var” diyor. Allah diyor ki bak işte, “cahilsiniz” diyor. Bağnazların ana özelliği. Başka bir hüküm koyucu uydurma rivayetlerle Allah’ın hükmünü değiştirmeye kalkıyorlar. “Andolsun, sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki):” Bak peygamberimiz (s.a.v)’e ve ondan öncekilere de vahyolunmuş. Ve ondan sonra olacaklara da. Yani bizim asrımıza da yönelik. "Eğer şirk koşacak olursan,” Ne demek? “Allah’ın hükmünü değiştirirsen” “şüphesiz amellerin boşa çıkacak” İstediğin kadar namaz kıl, istediğin kadar oruç tut. Var ya hani bağnazlar hacca gidiyor, oruç tutuyor, zekat veriyor, “hepsi boşa çıkacak” diyor Allah, “ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.” (Zümer Suresi / 65)

Bak dünyanın her yerinde hüsrana uğruyorlar. Şirk koştu mu hüsran. "Hayır, artık (yalnızca)” bak yalnızca “Allah'a kulluk et” yani sadece Kuran’a tabii ol.  “ve şükredenlerden ol." (Zümer Suresi / 66) Elhamdülillah. Daima şükretmek lazım. Hamd çok unutuluyor. Sürekli hamd etmek lazım, elhamdülillah.

“Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.” Yani Allah’ın büyüklüğünü, gücünü. Mesela Amerika’yı ayrı bir güç zannediyor. Rusya’yı ayrı. Bütün güç Allah’ın. Ne diyor Allah, bak, “Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.” Atoma, elektrona, her şeye hakim olan Allah’tır. Sonsuzluğa hakim olan Allah. “Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır;” Sen dünyayı kocaman görüyorsun; Allah değerini ne kadar insan gözünde küçük düşüyor, “Allah’ın avucundadır” bütün yer. Yani Allah için hiçtir anlamında.  “gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür.” “Sağ eliyle” yani yine Allah’ın gücünü ve büyüklüğünü vurgulamak için Allah söylüyor. Yoksa tabii yani “Sağ el” demek, “Allah’ın gücüyle.” “O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.” (Zümer Suresi / 67) Yani “yeni yeni hocalar, yeni yeni hükümler, yeni yeni alimler, öyle bir şey yok” diyor Cenab-ı Allah. Sadece Kuran. “Onların şirk koştuklarından Allah yücedir” diyor.

Didem Hocam gidelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü