Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (22 Temmuz 2013; 20:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Nefesim ruhum kalbim bir tanemin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İhvan Hareketi’nin liderlerinden Muhammed Baltacı’nın, Muhammed Mursi’nin, Çiçi’nin anayasayı iptal etmesine, meclisi feshetmesine itiraz olarak iki gündür açlık grevine başladığını duyurduğu iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Onları dinlemez adamlar, olur mu? Delirmiş vaziyetteler. Bağnazlık insanları çok korkutur kardeşim. Adam cehenneme düşmüş gibi görüyor kendini. Gözü döner, öyle bir şey olmaz. Bağnazlığı bırakacaklar başka çözüm olmaz. Açlık grevi hiç takmaz adamlar. Yani öyle bir konu olmaz. Adamlar, namazdaki adamların üstüne bile ateş açıyorlar. Orada gizli örgütler de devreye girdi. Ama bağnazlığa bütün dünya karşıdır. Yaşamak zaten Allah tarafından zor yaratılmıştır, bir de sen üstüne bağnazlığı eklersen, delirtirsin insanları. Bünye kaldırmaz insan bünyesi bağnazlığı. Kadından nefret edeceksin, gülmeyeceksin, eğlenmeyeceksin, sağa dönemeyeceksin, sola dönmeyeceksin, havaya bakmayacaksınız. Ne istiyorsun? Olur mu öyle şey? Allah dünyaya bizi niye gönderdi? Acı çekelim elem çekelim diye mi gönderdi? Bize dünyada Allah nimet veriyor, ahirette de nimet veriyor. İmtihanın üzerine yeni bir çile sistemi oluşmaz. Sen kadınları ikinci sınıf görürsen, Yahudi’yi, Hristiyan’ı kazıyacağım dersen, Musevilerden nefret edersen, ateistleri, dinsizler asacağım dersen, hayatı onlara cehenneme çevirmeye kalkarsan, dünyanın bir anlamı kalmaz, garip bir şey olur. Onlar da mutlu rahat olacak ki, biz de mutlu olalım, rahat edelim. Her inancın huzur iççinde yaşaması lazım. Hristiyan kilisesine gidecek kardeşim sana ne? Musevi sinagoguna gitsin. Dört bin yıldan beri, beş bin yıldan beri bir sadakat var, ne güzel. Daha ne istiyorsun? Allah’tan korkuyorlar, Allah’ı seviyorlar, bilakis yardımcı olman lazım. Bak, İsrailli dindarların sayısı yüzde 30. Bu çok korkunç bir rakam, çok düşmüş. Yüzde 30 ne demek? Yüzde 70’i dinsiz İsrail’in çok korkunç bir şey bu. Ne istiyorsun, onu da mı istiyorsun, o da mı gitsin? Adam dinsiz olunca ne geçecek eline? Yahut hepsi ölünce eline ne geçecek? Hepsi yok olunca eline ne geçecek? Ondan sonra birbirinizi kırıp geçiriyorsunuz. Mehdiyet’in dışında çözüm yok. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın dışında çözüm yok. Allah’a dua edecekler diyecekler: “Ya Rabbi bize Hz. İsa Mesih (a.s)’ı göster, Ya Rabbi bize Hz. Mehdi (a.s.)’ı göster.” Allah’a hamd ile tespih ile dua edecekler yalvaracaklar. Bunun dışında kurtuluş olmaz. Kuran’da da Allah yok olarak onu gösteriyor: “Ya Rabbi katından bize bir Sultan gönder” diyorlar Müslümanlar. Biz kendi kendimize iş yapacağız demiyor Müslümanlar. Ne diyorlar? “Ya Rabbi bize katından bir Sultan, bir yönetici gönder” diyorlar. Kadınlar, çocuklar, mustazaflar, ezilmişleri korumak için, kurtarmak için. Başsız oldun mu, başsız gövde çırpınır. Sen başını koparmışsın sürekli kan akar. İslam aleminin başını sen koparırsan, debelenir yerde, çırpınır. Ve oluk oluk kan akar. Şu an olan da o. Baş yerine geldi mi bitti. Ne kan akar, ne huzursuzluk olur, ne acı olur.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bazı haber sitelerinde Yiğit Bulut’un sizin adamınız olduğu ve ileride kuracağınız sözde siyasi partinin başına Yiğit Bulut’u getirerek genç kesimsin oylarını almayı planladığınıza dair bir iddia var.

ADNAN OKTAR: Hangi akıllı diyor?

DİDEM ÜRER: Baya bir sitede var Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne sevimliler. Durup durup ne yazsak acaba falan. Yiğit Bulut tabii aklı başında bir delikanlı, güzel. Ama o fikir adamı biliyorsunuz, ben de fikir adamıyım. Yiğit Bulut siyasete atılacaksa atılırdı siyasete zaten. Ne zoru yani onu tutan bir şey yok? Ama o siyasete girere bence.

DİDEM ÜRER: Allahualem, önümüzdeki seçimlerde.

ADNAN OKTAR: Öyle gibi görünüyor gerçi adamlar söylemiş ama boş da değil yani söyledikleri. Fakat benim öyle bir niyetim yok, beni olayın içine karıştırmayın.

DİDEM ÜRER: Hocam, genellikle Yiğit Bulut’un görünüm olarak da size benzemeye çalıştığına dair çok haber çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Yiğit Bulut beni sever tabii, fikirlerimi görüşlerimi de sever, bu hissediliyor her şeyiyle üslubundan anlaşılıyor. Siyasette de olur niye olmasın. Hakikaten akıllı delikanlı, olur. Milletvekili olabilir, Bakan da olabilir öyle bir yeteneği var. Olabilir.

DİDEM ÜRER: Ekonomi Bakanı falan yapabilirler belki.

ADNAN OKTAR: Olur yani evet. Bakan çok rahat olur. Hayırlısı kaderinde ne varsa o olur, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu; “Dindar vatandaşlarımızla CHP’nin birbirlerine yıllarca öcü gibi baktıklarını, bir türlü kaynaşamadıklarını ve bu iki kesim birbirini daha yeni yakından tanımaya başladığını” belirtti. “Bu sorun yıllar önce çözülüp Başörtülü öğrenciler üniversiteye girmeliydi” dedi, tesettürlü kardeşlerimiz için.

ADNAN OKTAR: Geceli gündüzlü ben dedim ki bak, KIlıçdaroğlu iyi bir insan dedim, dürüst bir insan. “Yok” dediler “şöyle, böyle” abuk-sabuk her sözlerine cevap verdim bak ısrarla bu insan iyi bir insan dedim. Doğru muymuş? Doğru. Dürüst insan yani. İlla ahlaksızlık yapacaklar, iyi bir insanın ayağına çelme takmaya çalışıyorlar. Dindarlığı da güzel. Solculuğu da ılımlı ve yapıcı bir solculuk. Yıkıcı bir solcu üslubu yok. Aleviliğiyle de iftihar ediyoruz, nurdur Aleviliği. Zaten o da bizim için bir iftihar vesilesi. Bu üslubunda dolayı tebrik ediyorum çok güzel, maşaAllah. İyi yapmış güzel konuşmuş. Yolunu tıkamasınlar. Gürsel Hocamız’ın yolunu tıkamasınlar. Bilmişlik yapmasınlar. Tebrik ediyorum Hocamızı, maşaAllah çok güzel konuşmuş.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Taksim Gezi Parkı’na alışveriş merkezi yapılmasın ilişkin yürütmeyi durdurma kararı kaldırıldı. Böylece inşaat faaliyetlerinin yapılmasının önündeki engel kalkmış oldu. Başbakan Erdoğan konuyla ilgili “mahkemenin nihai kararına göre halk oylamasına gideriz” demişti. Ancak karar sonrası yeni bir açıklama yapmadı.

ADNAN OKTAR: O konuyu artık kurcalamaya gerek yok, geniş park olarak kalsın. Zorlamaya gerek yok. Şimdi oraya kamyonlar gelecek, dozerler gelecek, karmakarışık bir ortam. Zaten ufak merkezi bir yer. Hiç gerek yok. Biraz daha belki genişletebilirler, düzgün hale getirebilirler. Havuzlar falan daha güzel olabilir. Birçok inşaat yapılacak yer var. Artık onu gündem yapmaya gerek yok.

Şeyhimiz Sultanımız, dünyanın en tatlı Şeyhi bir tane. Var mı Şeyhimizden başka?

DİDEM ÜRER: Şeyhimizden başka yok, dünyanın Sultanı Hocam o.

ADNAN OKTAR: Bir tane sultan var başka sultan da yok. Bugün ve dün iyiymiş, maşaAllah. Titizlikle ona devam ediyor kan değerleri, hep mükemmel. Hiç ne ilaç ne oksijen şu bu falan hiç bir şey yok bak. Şeyhimize buradan selam ediyorum. Emirleri varsa kölesi, kapıcısı olan bene bildirsin. Ben onun kapıcısıyım kölesiyim.

Nuh Gönültaş. Eskiden Zaman Gazetesi’nde mi yazıyordu Nuh Gönültaş?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Bugün Gazetesi’nde köşe yazarıymış. Nasıl bir delikanlı bu sağcı mı Nuh Gönültaş?

DİDEM ÜRER: Sağcı, evet.

ADNAN OKTAR: “Hocamıza saygılar sevgiler, ellerinden öpüyorum.” Estağfirullah biz sizin ellerinizden öpüyoruz. “Dualarını rica ederim.” Allah kalbini açsın hidayet versin, sağlık sıhhat versin, kötülüklerden seni korusun, felaketlerden korusun. Güzel yazılar yazıp İslam’a, Kuran,’a vatan millete hizmet etmeyi Allah nasip etsin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu, gittiği iftarda Kuran kursu öğrencilerine paso çıkarılmak istendiğini, ancak CHP’nin buna engel olacağının düşünüldüğü yönünde bir soru yöneltildi. Ve Sayın Kılıçdaroğlu da “ne münasebet, biz engel değil yardımcı oluruz. Gayet iyi olur, Kuran öğrenmek ne kadar güzel bir şey. İl Başkanıma söyleyeceğim bunun için müracaatlarda bulunsun” cevabını verdi.

ADNAN OKTAR: Bak bak görüyor musun, ağzından nur akıyor, gayet tatlı gayet şeker bir insan. CHP’nin kadroları da son derce kalitelidir, son derece seçkindir yani. CHP baya değerli partilerimizden birisidir. Atatürk’ün kurduğu bir partidir. Vatana, devlete, millete, bayrağa müthiş sadık, dengeci, akılcı, vicdanlı biraz dindarlıkta eksikti hakikaten, maşaAllah şaha kalktılar. Çok güzel. İşte eksiği tamamladı mı bitti. Bak darbelere de karşı; geçenlerde Mursi şu bu, “her ne olursa olsun darbeye karşı” dediler bu güzel. MaazAllah neuzübillah, mesela desteklerlerse de çok kötü olacaktı, Allah esirgesin. “Yok, biz kesinlikle süslü süssüz her türlü darbeye karşıyız.” İşte bu kadar. Çok güzel. KıIıçdaroğlu Hocamız’ın kontrolünde iyi gidiyor, maşaAllah.

Gürsel Tekin’e de durup durup, o koç yiğide de musallat olanlar oluyor. Yine orada değerli bir öğretim üyesi var ziyaretime de gelmişti, o da çok değerli bir insan. CHP’de çok fazla öyle iyi insan var. Biraz ateistler kenara bir çekilirlerse, CHP’nin bu aslanları CHP’yi şahlandıracaklar. CHP şahlanırsa ateistler de rahat eder söyleyeyim. Hiç karışmasınlar, ellemesinler gayet güzel gider inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Meclis insan hakları inceleme komisyonu; “Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı Doğu Türkistan’da yaşanan katliamı yerinde incelemek üzere bir alt komisyon kurup bölgede inceleme yapmak istediğini” açıkladı. 

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. Çünkü burada elçiye sorular sorduk, onun bir cevabını alalı bakalım, inşaAllah. Ama en iyisi gidip yerinde incelemek. Biz gittik ama güllük güneşlik gösterdiler bize, bir şey de anlayamadık. Çocuklar bazı Doğu Türkistanlı çocuklar “Hocam” dediler bizim kardeşlere, delikanlılar “bizi konuşturmuyorlar. Sizin yanınıza yanaşmamızı istemiyorlar” demişler. Tam da insan anlayamıyor. Fakat idam cezası olması, sertlik, bu kaybolmalar bunlar tabi çok tedirgin edici.

“Şüphesiz biz zulmedenleri helak edeceğiz” diyor Allah, İbrahim Suresi 13, “şüphesiz biz zulmedenleri helak edeceğiz.” O zaman Çin zulmederse, helak olur. Zulümden vaz geçecekler. Zulüm abad olmaz. Zalimler abad olmaz. Ne güzel. Şefkatli davransınlar orada Doğu Türkistanlı canlarımız. Sincan mı diyorlar?

DİDEM ÜRER: Sincan Özerk Bölgesi diye biliniyor.

ADNAN OKTAR: Ne fark eder öyle şeylerin üzerinde duruyorlar. Doğu Türkistan dense ne olur, Sincan dense ne olur. Takıntı haline getirmişler o sözü niyeyse.

DİDEM ÜRER: Evet, her halde Doğu Türkistan denince ayrı bağımsız olarak görüyorlar. Kendilerine ait özerk bölge denince.

ADNAN OKTAR: Kendine ait olur mu? Onlar Allah’ın onlara bir emaneti, emanetler yani bir misafir onlar. Şefkatli davransınlar. Çin’in kontrolünde olması aslında bir sorun değil. Fenalık yapmadıktan sonra dinine, imanına, mukaddesata zarar vermedikten sonra, bir paktın içinde olmaları zaten gerekir. Ya NATO paktı içinde olmaları gerekir yahut işte bu Çin’in bulunduğu pakt içinde bulunmaları gerekiyor. Oradan bir sorun çıkmaz. Ama ibadetlerine karışmamaları lazım, inançlarına karışmamaları lazım. Aslında aralarını bulmak lazım. Bir kardeşlik havası oluşturmak lazım. Şiddet hiç bir şekilde olmaması lazım Doğu Türkistan’da. Orada da kardeşlerimiz, Çinlilerin iman etmesi için, Çinli kardeşlerimizin var güçleriyle gayret etsinler. Çinli Müslüman çok fazla var. Han Çinlileri, saf Çin kanı, Çinli. Eski komünist, hep Müslüman olmuşlar, nur gibi kardeşimiz. Hepsini bağrına bassınlar, daha da çoğalsınlar, ev sohbetleri yapsınlar, kardeş olsunlar. Çin’e de garanti versinler, “arkadaş biz size hiç bir şekilde bir tavrımız olmayacak. Devletinize, devletinizin yıkılmasına yönelik bizim bir olumsuz bakış açımız yok. Ama bırakın bizi burada istediğimiz gibi İslam’ı anlatalım, dini anlatalım. Biz bağnazlığa da karşıyız” desinler, “tutuculuğa da karşıyız. Çin devletinin de yıkılmasından yana değiliz. Ama istediğimiz gibi dini anlatalım, yayalım. Çin’de Müslümanlık yayılsın. Biz baskıyla bunu yapmayacağız” desinler, gayet güzel olur.

Evet, Didem Hocam.

ADNAN OKTAR: Vatan Gazetesi’nden Beyza Bilgin; “Hidayet ve Mehdi” yazısında şunları söyledi. “Hadisçilerin en önemlileri Hazreti Peygamber (s.a.v)’e dayandırılan Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili sözleri muhteva olarak zayıf, rivayet edenleri de güvenilmez buldukları için kabul etmemişlerdir. Fakat başka bazı hadisçiler o sözleri nakletmekten çekinmemişlerdir” diye söyledi. Hidayet kelimesinin anlamını anlatıyor, Hz Mehdi (a.s)’ı anlatıyor, bir de Şiiliği anlatmış. Hz. Mehdi (a.s) inancını.

ADNAN OKTAR: Bir kere fıtraten dinin genel yapısında bütün İslam dinlerinin genel yapısında mutlaka bir kurtarıcı, bir sultan geliyor. Hiç bir devirde bu aksamamış. Kardeşim Peygamberimiz (s.a.v) vefat etmiş 1400 yıl olmuş ve ümmet fesada gitmiş, mahvolmuş İslam alemi. Bir kurtarıcı, bir muslih, bir Mehdi’nin gelmesinden daha doğal ne olabilir? Bediüzzaman diyor; “hadis dahi olmasa” diyor bak “hadis dahi olmasa öyle olması lazım gelir, Adetullah’a göre hadis dahi olmasa “ diyor. Ki, açıkça hadislerde belirtildiğini söylüyor Bediüzzaman. Evet.

Geçenlerde Orhan baba çıkmış “sanatçı kalmadı” demiş. Çok büyük bir felaket, bu örtülüyor. Devlet bu büyük belayı büyük bir kampanyayla dile getirmesi lazım. “Sanatçı kalmadı” bu çok korkunç bir şey. Teker teker sanatçılar da gidiyor. Müslüm Baba, diğer değerli sanatçılar, teker teker Allah rahmet etsin gidiyorlar. Ve sanatçı kalmıyor. Mesela Orhan Gencebay gibi bir sanatçı gelmedi ve gelmez de Allahualem. Müslüm Baba gibi mesela Musa Eroğlu var, bir daha böyle sanatçı gelmez Allahualem. Bunu milli bir tehlike olarak görmek lazım, çok büyük bir tehlike olarak görmek lazım. Sanatçı kalmaması ne demek? Çok vahim bir olay büyük bir bela yani. Ha gökten taş yağmış ha o. Onun gibi yani Allah esirgesin.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin doğduğu il olan Bitlis’te açılan Anadolu Said Nursi İmam Hatip Lisesi’nin isminin, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından veto edildiği iddia edildi. Risale Haber Sitesi yapmıştı bu haberi.

ADNAN OKTAR: Said Nursi Hocamız çok tatlı bir alim, son bin yılın en büyük alimidir. Türkiye’de şöyle bir huzur varsa, İslam aleminde böyle akılcı bir İslam anlayışı varsa, anarşiye teröre karşı olan Müslümanlar varsa o Bediüzzaman sayesindedir. Bediüzzaman’ı anlamazlıktan gelmek çok büyük vicdansızlık olur. Kalleşlik olur Allah esirgesin. Çok büyük zulüm olur. Şu anki makul Müslüman profilinin ana sebebi Bediüzzaman’dır. Modern İslam anlayışını, sahabe İslam anlayışının ana zeminini o hazırlamıştır. Bunu görmeyip ismini bir okula dahi vermekten kaçınırlarsa bu Allah’ın gücüne gider. Çok çok ayıp. Biz duymamış olalım, onlar da böyle bir şey yapmamış olsun. Olur mu? Birçok yere mesela birçok binaya, sokağa, her yere Said Nursi ismi verilsin. Ne güzel. Çok değerli bir insan. Bütün ömrünü Allah için kullanmış, dürüstlerin dürüstü, yiğitlerin yiğidi. Çok çok çok şahane bir insan Üstad. Ben emin olmasam söylemem.

Didem Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın amca oğlundan bahsediyor hadiste. “Hz. Mehdi, bir kuşa işaret eder. Kuş eline düşer.” Nasıl? Mesela diyor ki, “Şu kuş çok güzel. Bunu alalım.” Eline düşmesi demek, birisinin eline düştü demek, onu evinde muhafaza etmek. Yani ona ait olması. Mesela kuşu kafese koyuyorsun, eline düşmüş oluyor. Bir insanın “eline düştü” diyorsun, “onun kontrolüne girdi” anlamındadır. Yoksa çat diye havadan düşüp, eline düşmesi anlamında değil. Yani kuşları sevecek. Kafeslerde kuşlara bakacak. Onlara karşı sevgi gösterecek. O anlama geliyor.

“Yere kuru bir dalı diker. Dal yapraklanıp, yeşerir.” Yani ağaçlar dikeceği, ağaç sevgisi olacağı Mehdi (a.s)’ın, yeşillendireceği. Yani yeşillikten, ağaçlardan, meyvelerden zevk alacağı, Allah’ın yarattığı her şeyden hoşnut olacağı anlaşılıyor. Amcaoğlu Hasan’dan bahsediyor. Gariptir, Hasan denilen amcam var. Şimdi bu Mehdilik iddiasında olanlar için, acı bir gerçek onlar için. Aman, öyle bir iddiam falan yok, bana musallat olmasın kimse.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Erdoğan; “iki gün önce Üsküdar’da bir parkta vatandaşlarla bir buçuk saat oturduğunu, kendisine çay ikram edildiğini, onların sorunlarını dinlediğini ve yarın da Gezi Parkı’na gitmeyi düşündüğünü” açıkladı.

ADNAN OKTAR: Gitsin tabii, kendi vatanı. Çok üstüne gittiler Tayyip Hoca’mın, o da tedirgin olup, rahatsız oldu. Çok acımasız eleştiri doğru değil. Böyle biraz şefkatli bir üslup kullanılması lazım. Çok nefret dolu bir üslup kullanıyorlar. O güzel değil. Dinsiz bile olsa insanın o şekilde bir tavır göstermesi anormal bir hareket.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Gezi Parkı eylemleri sürecinde aktif rol alan ve Barbaros Bulvarı’nda yönlendirdiği grupla yolu trafiği kapatarak sosyal medyada kahraman ilan edilen Şafak Sezer, dünkü AK Parti iftarında Başbakan Erdoğan’dan Gezi eylemlerine verdiği destek nedeniyle özür diledi. Ve elini öpmek istedi.

ADNAN OKTAR: Çok sevimli bir tip öyle değil mi? Olabilir. Vicdan azabı duymuştur. O anda vicdanı öyle emretmiştir. Vicdanen öyle yapması gerektiğini düşünde herhalde. Sonra düşünüp vicdan azabı çekmiş olabilir.

TUBA BABUNA: “Önünde diz çöktü” diye Twitter’da çok şey yapmışlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Yok kardeşim. Ayıp, ne diz çökmesi. Saygı, nezaket, sevgi gösteriyor. Yani bir hürmet göstergesi. Ne diz çökecek? Ne çıkarı var yani? Ayıp yapıyorlar. Her şeyi böyle tersten, mahcup edecek tarzda. Nasıl içlerinden geliyor insanın? Velev ki öyle bile olsa, insan öyle deyip mahcup etmez yani. Bir insanın mutluluğunu bozmak çok kötü bir şey, neşesini bozmak.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: BDP Milletvekili Hasip Kaplan; “Hükümetin refleks ve korkulardan arınmasını istedi. “Türkiye’nin üç tarafı deniz. Karadeniz, Ege, Akdeniz. Üç tarafı da Kürdistan’dır. Bu da Ortadoğu’nun bir gerçeğidir. Kimse düşman, korku gözüyle bakmasın. Bir bayrak görünce de uykuları kaçmasın” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne bayrağı?

DİDEM ÜRER: Suriye sınırımıza dikilen PYD bayrağını kastediyor.

ADNAN OKTAR: Suriye bizi pek ilgilendirmez işin doğrusu da biz Türkiye’den toprak vermeyiz. Nereye, kim, ne bayrak dikiyorsa diker, bizi ilgilendirmez. Ama Türkiye’den toprak talebi istemiyoruz. Böyle bir şeyde cinnet geçiririz. Ne konuşurlarsa konuşsunlar. Fakat böyle bir sözü duymayalım. Onlar söylememiş olsun, biz de duymamış olalım. Çünkü bir millet toprağını verdi mi, haysiyetini, şerefini, namusunu, her şeyini vermiş olur, göz göre göre, keyif için. Allah esirgesin. Ve on binlerce şehide de Allah esirgesin haşa ve kella hakaret etmiş olurlar. “Boş yere öldünüz” deniyor yani. “Boş yere, keyif için öldünüz” anlamına geliyor, Allah esirgesin. Ne şehitlere öyle hakaret ettiririz, ne vatana, millete, bayrağa öyle hakaret ettiririz. Olmayacak iş. İran’da Kürt bölgesi, bize ne yaşasın adam varsa, bize ne. Kore’de, Kuzey Kore’de komünistler var. Bizi ilgilendirmez. Çin de komünist, bizi ilgilendirmez. Adam öyle istiyorsa yapar. Biz konuyu anlatamadık herhalde. Bak Türkiye’den toprak vermeyiz. Yani bu bilinen gördük ya haritada görüyoruz Türkiye var. Oradan toprak vermeyiz. Yok öyle bir şey. Çünkü o müthiş bir hakaret ve aşağılamadır. Bize öyle hakaret etmek isteyenin ağzını kulaklarına kadar yırtarız. Kanunla, hukukla artık anlayacakları dilde. İnşaAllah. Öyle bir şey olmaz. Ama normal oturuyorsa, komünistse de bizi ilgilendirmez. Bölmedikten sonra vatanı, bölmeye kalkmadıktan sonra fikir olarak komünistse, tamam olabilir. Bize ne. Dinsiz de olabilir. Ateist de olabilir. Fikir hürriyeti var. Ama vatanı bir de “paramparça edeceğiz” diyorlar. Bir tek onunla, orayla yapacak da değil yani sırf. “Bir burayı böleceğiz” diyor. “Karadeniz’i de böleceğiz” diyor. “Ege’yi de böleceğiz” diyor. Delirdin mi sen? Alkol zehirlenmesinde bile böyle olmaz. Zırvalama da böyle olmaz. Yani kudurma alameti. Böyle densizlik istemiyoruz. Evet.

DİDEM ÜRER: Aşırı sol olarak bilinen ve Gezi olayları süresince hükümet aleyhine yayın yapan Halk TV, bugünlerde ara ara Atatürk’ün, “Bizim dinimiz akla en uygun ve en doğal dindir. Ve ancak bu nedenledir ki, son din olmuştur” sözünü tam ekran olarak yayınlıyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Güzel, aferin maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Atatürk ve İslamiyet adlı bir set Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kuram mealini ve Cem Karaca’nın, Allah yar CD’sini de dağıtıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın pozitif politikanın faydaları. Cem Karaca’nın bu eserini sürekli yayınladık. Atatürk’ün dinle, imanla ilgili sözlerini sürekli yayınladık. Bak Halk TV de akılcı bir üslupla, güzel bir girişimle bir güzellik meydana getirmiş.

Çin konusunda kardeşlerimiz diyor ki, “Hocam” diyorlar, “Biz bittik böyle olursa” diyorlar. Yani “Sen Çin’den tarafa mı döndün?” Çin’le benim ne alıp veremediğim olur kardeşim. Kardeşlerimin ben kurtuluşu için bir yol arıyorum. Doğu Türkistan’ı kurtaracağımıza, bütün Çin’i alalım, Doğu Türkistan’ı öyle kurtaralım. Öyle daha iyi değil mi? Benim dediğim bu. Tamamını alalım Çin’in. Tamamı Müslüman olsun Çin’in. Daha güzel değil mi? Onur kırıcı değil ki bu. Onurunuzu ve onurumuzu yücelten, yükselten bir şey bu. İttihad-ı İslam Çin’e hakim olsun. Her yere. Han Çinlileri’nin hepsini Müslüman yapalım, elhamdülillah. İslam’ı anlatalım. Türkiye’den hediyeler gönderelim, buraya getirelim. Tebliğ yapalım. Anlatalım. Deriz Çin hükümetine, “Arkadaş biz devletin yıkılmasını istemiyoruz. Devletinizle bir alıp veremediğimiz yok. Sizin iyi olmanızı istiyoruz. Ticaretinizi de teşvik edeceğiz. Ama İslam’ı anlatacağız. Bu millet dinsizlikten perişan oluyor. Modern İslam anlayışını anlatacağız. Sevgi dolu ve mutlu olacaklar. Herkes huzurlu olacak. İstemez misiniz?” diyeceğiz. Onlar da “tamam” diyecek. Konu bu. O zaman, Uygur Bölgesi diye bir konu kalmaz ki. Bütün Çin bizim olur, hepsi bizim olur. Hepsine talip olmak lazım.

AYLİN KOCAMAN: Hocam, o Sincan bölgesinde çok fazla Çinli yerleştiriyormuş Çin hükümeti.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Bak Allah ayaklarına getirmiş.

AYLİN KOCAMAN: Tebliğ için çok önemli bir adım, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Mesela bize bir imkan tanısınlar. Fakir canlarımız, yazık Çinlilere de acıyorum, gariban böyle bıcır bıcır cin gibi tipler. Acayip şekerler. Mazlumlar, yazık onlara. Onları Çin’in eline niye bırakalım? Uygurları kurtaralım tamam da, Çinlileri ne yapacağız? Ezsinler mi onları, o gariplerimi? Onları da kurtaralım. Adamların devletlerinin yıkılmasını istemeyiz. Biz niye yıkılmasını isteyelim Çin’in? Çin âli olsun, zengin olsunlar. Biz niye yıkılmasını isteyelim? Çin zengin olursa, Çin halkı da mutlu olacak. Biz onların mutluluğunu istemiyor muyuz? Tamam. Sadece bize müsaade etsinler. İslam’ı anlatalım. O kadar. Modern İslam anlayışını, laik İslam anlayışını. Devlete biz dini hakim etmeyeceğiz. Devlet dindar olacak. Devlete dini hakim etmeyeceğiz. Devlet vicdanlı olacak, dindar olacak, o kadar. Başka bir şey yok. Dindar devlet ayrı. O konuyu birbirinden iyi ayırmak lazım. Çin’e talibiz. “Mehdi (a.s), Çin’e hakim olur” diyor Resulullah (s.a.v). “Beylem Dağı’na ve Çin’e.” Allah’tan istiyoruz Çin’i. Talibiz. Özellikle Çin diye söylüyor peygamberimiz (s.a.v). ne güzel Uygur kardeşlerimize. Fakir Çinliler, şimdi Ramazan, Çin halkına onar bin kişilik iftar verebiliriz. Biz buradan tırla göndeririz. Gemiyle göndeririz. Erzak göndeririz, orada yemek veririz. Vakıflar var. Dergahlar var. “Estergon Estergon” demiş, “Yedi krala saray olan Estergon, biz seni Neml Çölleri’ne Allah’a emanet verdik. Ve işte almaya geldik” diyor. Çin’de inim inim inlesin “Ceddin Deden.” Allah Allah. “Gafil ne bilir”le inlesin. Pekin’de mehter şöyle bir gösteri yapsın boydan boya. Yazık, günah değil mi? Kaç zamandan beri canlarım, ne canlar orada eziliyor. Ne perişanlıklar yaşanıyor. Şu kadar odalarda yaşıyorlar, bir buçuk metre, iki metre odalarda yaşıyorlar. Doğu Türkistan bizim canımız. Ama Doğu Türkistan oradaki Müslümanların dergahı, camisi. O cami başlasın, tebliğe başlasın. Çin’den nefretle nereye varılır? Yazık, günah değil mi onlara? İtlik yapıyorlarsa, zalimlik yapıyorlarsa dünyayı ayağa kaldırırız. Şimdi bak Çin hükümetine soruları gönderdik. Cevaplayacaklar bize. Rahatsız oluyorlar öyle bir şeyde. Bütün dünyayı ayağa kaldırırız anormallik yaparlarsa.

“Hocam iyi yayınlar. O nur yüzünüz bize layık olsun. Biz her gün sizi izliyoruz. Bir de Hocam sizin programınıza konuk olmak istiyoruz. Öyle çok istiyoruz ki” diyor. Motosikletleri de var. “Jet hızıyla geliriz Hocam” diyor. “Elinizi öpmek istiyoruz” diyor. Estağfirullah, biz sizin ellerinizi öperiz. Gençlere kapımız açık. Rockçı gençlerden çok fazla ahbabım oldu son günlerde. Oluk oluk geliyorlar, tanışıyoruz. Çok şekerler Rockçı kızlar, acayip sevimliler. Çok mütevazi, mazlumlar. Böyle hani ekabirattan, böyle hani tarz yapan, böyle acayip hareketler yapan bir tavırları hiç yok. Yirmi yıllık ahbapmışız gibi, çok mütevazi ve mazlum şekerler, bayağı tatlılar. Dün de maviş gözlü bir tane şeker bir şey geldi. Bayağı sevdim. Yine bir arkadaşı da vardı, o da çok şeker. Sokaktaki köpekleri toplayıp onları seviyorlarmış. Çok şefkatliler, maşaAllah. Hayvanlara karşı sevgileri çok güzel.

Bugün şahane bir bateri aldırdım. Bilardo masasını çıkarttırdım onu koydurdum. Allah’ın izniyle yıkacağız orayı. İki tane de elektrogitar geldi hem elektrogitar, hem basgitar. Hocamız zaten çok iyi biliyormuş, mübarek. Arkadaşları falan çok iyi biliyorlar. Öyle bir özgüven var ki mübarekte. Bu akşam ufaktan bir şey yapabiliriz.

DİDEM ÜRER: Yiğit Bulut, Başbakan’ın Baş danışmanı olduktan sonra medyada “Başbakan’a yaranmaya çalışan kişi” olarak adı çıkarılıp, hakkında büyük bir karalama kampanyası başlatıldı.

ADNAN OKTAR: Olsun, desinler.

DİDEM ÜRER: O da bu iddialara karşı bir yazısında; “İddia edilen Ergenekon örgütüne karşı Türk milletine duvar olan Başbakanın yanında bir taş olabilme fırsatını yıllar sonra bana ihsan eden Yüce Allah’a binlerce kere şükrederim” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Kardeşim öyle şeylerle hiç muhatap olmasın. Olur mu öyle şey? O zaman AK Parti’ye oy veren de, yağcılık mı yapıyor o adamlar?   Olur mu? Vatanın milletin selameti için. Ne yapalım, Başbakan’ı yalnız mı bırakalım? Adamlar linç etmeye kalktılar. Seyir mi edelim? Tabii ki koruruz. Tabii ki gerekeni yaparız. Hiç o cevap dahi vermesin. Tavşanlar hoplar demiş, kervan yürür. Kaile dahi almasın. Yani “es-sukut el bir şey” der Bediüzzaman, yani kafası çalışmayanlar için. Öyle kişilere karşı susmak, cevap vermemek gerekir. Yiğit Bulut gayet dürüstçe konuşuyor. Yani anlattıkları doğru, abartı yok. Nerede burada yağcılık?

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Filistin’le masaya oturmaya karar veren İsrail, barış görüşmeleri öncesi önemli bir adım attı. İsrail Maliye Bakanı, Filistinli mahkumları tahliye edeceklerini açıkladı. Filistinli bir yetkili ise “masaya oturmayı kabul etmelerinin nedeninin Karry’nin kendilerinin müzakere zemininin 1967 öncesi sınırları olacağına dair garanti vermesi” olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Sınır zaten bomboş topraklar. Geriye gitse ne olur? İleriye gitse ne olur? Bir avuç İsrailli var. Açsınlar sınırları, her yerde yaşasınlar. Ne alakası var? İsrail’e onları sıkıştırıp bırakmanın mantığı da yok. Sina’ya da gitsinler, uçsuz bucaksız arazi. Mesela 50-100 kilometre bir tane adama rastlamıyorsun, bomboş. Ne zorunuz kardeşim? Ürdün’e de gitsinler, daha ileri de gitsinler. Gelsinler Türkiye’nin doğusuna, içine her yere yerleşsinler, otursunlar. Uçsuz bucaksız her yer onların. Allah’ın kulları. Oturup oraya sıkışıp kalmaya gerek yok ki. Kavgaya da gerek yok. Bayağı çalışkan adamlar. Gelsin tesisler kursunlar, bir şeyler yapsınlar. Kimse onlara “niye geldin?” demezler.

DİDEM ÜRER: Hocam, Elif kardeşimiz resimlerini göndermiş, dua istiyorlar sizden.

ADNAN OKTAR: Göreyim bir önce. Ne kadar şekermiş o, ne kadar tatlıymış. Ama çok çok güzel kız olacak, bayağı güzel olacak. Bu da ikinci numara. Dünya tatlısı bu, dünya tatlısı, maşaAllah. Hokka gibi burun var hepsinde, ana özellik bu. Burun şu kadar falan. MaşaAllah, Allah ömürlerini uzun etsin, annesine, babasına, kardeşlerine sağlık, sıhhat, afiyet, bereket, bolluk, nur versin Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Sultanahmet’te turistlere İngilizce kitaplardan dağıtmışlar. Karşılaştıkları kilisede görevli olan bayanlara da sizin kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma, maşaAllah. Özellikle kiliseler. Böyle çok iyi. Bak nur gibiler, maşaAllah. Aferin benim bir tanelerime. Bu devirde mesela bak 2000 yıldan beri Hz. İsa (a.s)’a sadakat gösteriyorlar, ne güzel. Mesela ıssız, sade o kiliselerde, ama tabii inşaAllah, La İlahe İllaAllah demeleri çok önemli. La İlahe İllaAllah zaten diyorlar da, konuştuğumuz da “zaten biz de aynısı” diyorlar fakat onu netleştirmek. Tabii ki La İlahe İllaAllah diyorlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Arda ve Ebubekir kardeşlerimiz şöyle yazmışlar; “Hocam Altıntepe Protestan kilisesini ziyaret ettik. Kilisenin din görevlisi Carlos Beye ‘Hristiyanlar Hz. İsa’yı dinlesinler’ kitabınızı hediye ettik. Carlos Bey size selamlarını iletmemizi söyledi. Dualarınızı ümit ederiz.”

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam. Tabii bu kiliseler şenlensin. Kardeşlerimiz gitsin orada Allah’tan bahsetsinler. Yemeğe davet etsinler, iftara davet etsinler Hristiyan kardeşlerimizi. O çok önemli. Mesela kilisede gelip ibadet edenleri, kilise görevlilerini falan ailece yemeğe davet etsinler bir yere. Ne olacak o canları. Allah onun bereketini verir. Bir lokantaya da olabilir. Evlerine de, evlerine olsa çok daha güzel olur. Daha samimi daha güzel olur. Yer sofrası da olur. Mesela güzel Allah’tan bahsedin, Hz. İsa (a.s)’a sevginizden bahsedersiniz. “Ya Rabbi bizi İsa (a.s)’a kavuştur” diye dua edersiniz hep birlikte. Allah görmeyi nasip etsin.

O sevimli de nerede, daha hala bir sesi çıkmadı. Allahualem, herhalde küçük bir talebe gurubuyla faaliyet yapıyor, inşaAllah. Çok çaplı bir çalışma da yapmış olabilir. Fakat kendini sezdirmemek istediğinden ciddi bir haber alamıyoruz. Bazı Hristiyan gruplar geldiğini söylüyorlar. Ama o kadar söylediler. Bir bakacağız, bir araştıracağız, inşaAllah. Mormonlar “geldi” diyor “ama çok gizli tutuyoruz” dediler.  Olabilir de çünkü Mormonlar’da muazzam bir güçlenme oldu. Baksana adamlar Amerika’nın başına geçecekti neredeyse. Bütün devlet içinde yapılanmışlar yani muazzam bir yapılanma olmuş, mümkün.

DİDEM ÜRER: 16 Temmuz Salı günü Bursalı ve Kütahyalı kardeşlerimiz birlikte Kütahya Valisi Sayın Şerif Yılmaz Bey’i makamında ziyaret etmişler. Çok güzel olumlu bir görüşme olmuş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mübareğe Allah daha güzel makamlar nasip etsin, daha güzel hizmetler nasip etsin, kalbine ferahlık versin, hidayet versin. Vatana millete daha hayırlı olacak, daha güzel görevlerde istihdam olsun, inşaAllah. Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Ankara’dan kardeşlerimiz yazdılar: “Dün kardeşlerimizle beraber Ankara Keçiören’de 150 adet kitap dağıttık. Kitaplara ilgi çok yoğundu. 5-6 dakika içinde bitti, maşaAllah” demişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Keçiören. Ah tatlıya bak sen, şu şu ufaklığı bana bir getirsene. Allah Allah ikisi de çok güzeller. Işık gibi ama ufaklık süper şeker bir şey. Bahçeden koparılmış çiçeğe benziyor. Delikanlı da çok güzel maşaAllah. Bayağı nurlu, maşaAllah. Aferin Allah ömürlerini uzun etsin. Hayır, bereket versin Allah.

DİDEM ÜRER: Gebze’den kardeşlerimizde 13 Temmuz’da iftarda bir araya gelmişler. Sahura kadar sohbet edip, Kuran’dan ayetler okumuşlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel insanlar, ne güzel sofra. Şu öndeki sevimliyi bana bir göstersene. Bunlar ne şeker, şu güzelliğe bak, tatlılığına bak şunun, maşaAllah nur gibi. MaşaAllah Allah hepsine şifa versin, sağlık versin. O yedikleri her lokma onlara İslam’a, Kuran’a hizmet için şifa ve güç kaynağı olsun, inşaAllah. 

DİDEM ÜRER: Üç kardeşimiz bugün Kadıköy Uzunçayır metrobüste 40 adet sizin eserlerinizden ücretsiz olarak dağıtmışlar. “Hocamızın ellerinden saygıyla öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şevke bak, şu şevke, maşaAllah. Ramazan’da bak oruçlular benim canlarım, hava sıcak, Allah için şu gösterdikleri şevke bak. Bir avuç harçlıkları var, canlarım benim ancak hayatını istihdam edecek kadar, bak Allah için harcıyorlar, Allah için vakitlerini veriyorlar, imkanlarını harcıyorlar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz 17-18 tarihleri arasında Adapazarı’nda kitap dağıtımı yapmışlar. Size de çok sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çete de orada. Sakinliğe bak, süper lakayt, acayip huzurlu. Bunların sıcaklığı, tatlılığı çok şahane. Allah hepsini mükemmel yaratmış.

DİDEM ÜRER: 17 Temmuz Çarşamba günü Bursa’dan kardeşlerimiz Yıldırım Arabayatağı’nda 1800 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. “Hocamıza onu çok sevdiğimizi iletir misiniz?” diyorlar.    

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aslanlara maşaAllah. Kedileri de çok güzelmiş. Allah hepsine sağlık, sıhhat versin. Mücahitlerde böyle Allah için hizmet edenlerde Allah’ın dert bırakmaması, Allah’tan talebimiz. Çünkü dine kuvvet bulmaları gerekiyor, hizmet etmek için. Böyle bir güce, böyle bir imkana ihtiyaçları var. Allah o imkanı onlara bahşetsin. Onların imtihanı böyle olsun, inşaAllah Cenab-ı Allah’tan istirham ediyoruz. Sıcakta kitap dağıtmak, zorluklar bunlar olsun. Kendi dertleriyle Allah onları uğraştırmasın, inşaAllah. O da bir imtihan çünkü ama Allah bu şekilde imtihan etmesini istiyoruz Cenab-ı Allah’tan.

Didem Hocam, sizi dinliyoruz.

DİDEM ÜRER: Neslihan kardeşimizin size selamı var. Kızının resmini göndermiş, Zeynep Nil’in. 21 aylıkmış, sizi görünce Adnan Hocam deyip el sallıyormuş Zeynep.

ADNAN OKTAR: Allah Allah yani insan ne söyleyeceğini şaşırıyor, acayip şeker, maşaAllah. Akide şekeri bu, maşaAllah. Ufaklıklar var iki tane çete. MaşaAllah maşaAllah. İkisi de birbirinden güzeller. Allah uzun ömür versin. Sağlık bereket versin. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Babaları da selam göndermiş.

DİDEM ÜRER: Evet Neslihan Hanım da selam göndermişti.

ADNAN OKTAR: Onlara da Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

“Sayın Adnan Oktar, Fethullah Gülen Bey için ne söylersiniz?” Ara ara anlatıyorum, yani mevcut şartlar altında bu kadar hizmet edebiliyor. Hiç yoktan iyidir. Hiç olmamasındansa iyi.

“Aman canım Hocam, ne oluyor tepsiler mepsiler, keşke bizde orada olsaydık” diyor.

“Cumhuriyet=modernlik, Adnan Oktar=modernlik, Türk halkına neden bu kadar yakın geldiğiniz şimdi anlaşılıyor. Konunuza gelince sürekli olarak takipçinizim, özellikle son bir aydır. Öncellikle kendim bir mimarım ve 3. üniversitemi bitirmek üzereyim. Alkol kullanıyorum. Hayatı tüm güzellikleriyle yaşıyorum. Tatil yapıyorum. Ama Allah’ıma inanıyorum. Dinin gerekliliklerini elimden geldiğince yapıyorum. Çok merak ediyorum. Çok kişi bunu yorumladı. Benim ibadetlerim, Allah inancım kabul değil midir? Ettiğim dualar boşuna mıdır?” Cevabını biliyorsundur ama yine de ben vereyim. Tabii ki ettiğin dualar boşuna değil, tabii ki ibadetlerin güzel, tabii ki hayatın tüm güzelliklerini yaşayacaksın. Doğru, öyle yapman lazım. 3 okul bitirmiş olman süper. Alkol kullanıyorsun. Alkol zararlı, sana söyleyeyim. Yani haram olmasa dahi, helal dahi olsa, ben alkol mesela kullanmam. Çünkü zevk verici yönü yok. Ama müzik olsun, fasıl olsun, alem olsun, bunlar çok güzel. Ağır masa olsun, dostlar olsun, sabaha kadar fasıl yapılır eğlenirsin, dans, bunlar güzel şeyler. Ama alkole bence hiç hiç hiç gerek yok. Gerçekten de mutlu edici bir yönü yok. Ne tadında meymenet var, ne kokusunda meymenet var, boş iş yani. Ama alkol kullanır olman da seni ayrıca dinden çıkarmaz. Cenab-ı Allah ne diyor ayette? Şeytandan Allah’a sığınırım; “alkollüyken, içkiliyken şuurunuz açılıncaya kadar bekleyin, ondan sonra namaz kılın” diyor Allah. “Kendinizde değilken namazınızı kılmayın” diyor.

“Merhaba nasılsınız? Siz söylüyorsunuz ki “Müslüman, Müslüman’ın kardeşi olmalıdır. Ama siz günahsız çocukları, kadınları, kocaları katil eden” yani katil eden derken, kesen demek istiyorsun, katleden “Ermenilere kardeş söylüyorsunuz. Ermeniler Hocalıda katliam türetmiş ne kadar Türkler’i…”  buna benzer sözler. Kardeşim biz Ermeni destekçisi değiliz. Ama herkesle kardeş olmak esastır, herkese sevgi göstermek esastır, muhabbet göstermek esastır. Yani düşmanlıkla bir yere varılmaz. Barışçıl olmak lazım, affedici olmak lazım. Mevcut durumu düzeltmek lazım. Mevcut durumu daha da kötüye götürecek bir tavra gerek yok. Şimdi Ermeni düşmanı olmak neyimize yarayacak bizim? Ama dost olmak çözücü olur. Çin’e düşman olmak neyimize yarar? Ama dost olmak çözücü olur. Bir kurtuluş yoludur, bir güzellik yoludur. İslam’ın yayılması için de bir yoldur. Nefretle bir yere varılmış olsaydı, varılırdı şu ana kadar. Nefret hep kayıp meydana getirir.

Ali Öztürk, iki tane ufak köfte var. Yaratılış Atlası’yla beraber çekilmiş. Görelim mi? Acayip şekerler, acayip tatlı ikisi de.

“Aslan Hocam bizim için dua eder misin? Bizler Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olmak istiyoruz. Sizi, Peygamberimiz (s.a.v)’i çok seviyoruz” diyor, maşaAllah. İkisi de birbirinden şeker, ikisi de birbirinden tatlı.

Halide, Halime, Beyzanur; “sizleri çok seviyoruz Hocam, tüm kalbimizle, hücrelerimizle, ruhumuzla seviyoruz” diyor.

“Çin Müslüman olacak diye Doğu Türkistan Müslüman soydaşlarımızın vahşetini seyredecek miyiz yani?” Tabii ki seyretmeyeceksin. Uluslararası platforma getireceksin bizim yaptığımız gibi, kınayacaksın, hatırlatma yapacaksın. Bak elçiliğe konuşma yaptık, açıkladık. Buraya çağırdık elçilik mensuplarını, orada hakikaten bir düzelme oldu sonra. Etkisi oldu. Barışçıl metotla netice alınır. Yani biz burada küfretsek Çin’e, saldırsak netice mi alırız? Bu metotla netice alabiliyoruz. Akılcı ve dostane, makul, sevgiyle yaklaşmak meseleleri halleder.  

Didem Hocam, bugünlük bu kadar yeter. Yarın devam edelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü