Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (25 Temmuz 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Aşkım, ruhum, yakışıklı bir tanemle sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurunuz.

DİDEM ÜRER: Sayın Bahçeli gezi olayları hakkında şöyle bir açıklama yaptı: “Gezi Parkının sosyolojik ve bilimsel olarak iyi analiz edilmesi gerekir. Genç nesil bilgisayarla tüm dünyaya açılıyor, neler olup bittiğini takip ediyor. Özlemler fışkırması var zihninde. Bunu kendi ortamında bulamayınca da herhangi bir sosyal tepki koyma onun en tabii hakkıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, Sayın Bahçeli modern yaklaşıyor, böyle bağnazca yaklaşmıyor. Sevecen kucaklayıcı bir üslubu var.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Bahçeli, MHP gençliği için de, “gezi eylemleri gibi ideolojik malzeme üretenler için bulunmaz Bursa kumaşıdır. Hemen değerlendirirler. Ama biz MHP olarak gençleri hep şiddetten uzak tutmaya çalıştık ve bu yönde tavır sergiledik, sergiliyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, Sayın Bahçeli’nin hakikaten öyle güzel bir yönü oldu. MHP gençliğine çok uzun süreden beri titiz bir tavırla bu tip olaylardan uzak tutuyor. Hiçbir olaya isimleri karışmadı MHP gençliğinin, maşaAllah. İdeal olan da budur, yani şefkat, sevgi, akıl, bilim, demokrasi bunlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, Şırnak’ın Silopi ilçesi Emniyet Amirliğine el bombalı saldırı düzenlendi. Emniyet binasına el bombası atılması sonucu meydana gelen patlamada emniyet amiri ağır yaralandı.

ADNAN OKTAR: Gece-gündüz söylüyoruz, bakın komünizme direnecek, PKK zihniyetinin gelişmesini engelleyecek bir gençlik hareketine ihtiyaç var. Bu ancak bilimle olur. “PKK’ya karşıyız.” Adam “neye göre karşısın” diyecek? Adam “komünistim” diyor. “Komünizmin yanlış olduğunu bana anlat” diyecek. Adam donanımlı değil ne diyecek? Bir şey diyemiyor ki, PKK’nın ideolojisinin yanlış olduğunu anlatamıyor, donanımı yok. Stalinizmin, Darwinizmin geçersizliğini anlatamıyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Emniyet Genel Müdürlüğü dün çevik kuvvet polislerimizle birlikte Başbakanımızın da ağırlandığı bir iftar yemeği vermişti. Yemekte gazlı içecekler yerine demirhindi şerbetinin tercih edilmesi ve Başbakan’a bu şerbetin ikram edilmesi dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Demirhindiyi ben Şeyhime tavsiye etmiştim aylar önce, demirhindiyi o zaman meşhur etmiştik. Şimdi de demek ki, Başbakanımıza sunuyorlar, iyi güzel afiyet şeker olsun.

DİDEM ÜRER: Hocam, alınan bilgiye göre Şırnak merkez Silopi ve Cizre ilçelerinde Suriye’nin kuzeyine yerleşen terör örgütü PKK’nın kolu PYD için kutlama yapan gruplar daha sonra bazı kurumlara saldırdı.

ADNAN OKTAR: Herhalde fırsatı ganimet biliyorlar. Suriye’deki durumu, şımarık bir kafayla şımarma nedeni olarak görüyorlar. Kendilerince öyle milleti rahatsız edecekler, dikkat çekecekler, gündem olacaklar falan.

DİDEM ÜRER: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın bölgede Şam, Humus ve ülkenin batı sahillerini de içine alan yeni bir Alevi devleti için İsrail’le pazarlık yaptığı iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Olabilir düşünülüyordur. Yani küçük bir devlet düşünebilir. Ne gerek Alevi devletine? Alevi Sünni hepsi kardeş niye ayrı olsun? Niye Alevi devleti olsun? Aleviler baş tacıdır, dünya tatlısıdır. Bağnaz Sünniler varsa, onları eğitirsin. Bağnaz Alevi de olabilir, onu da eğitirsin. Gerçek Aleviler, samimi gerçek Sünniler kardeş olurlar, konu biter. Ama bu, Mehdiyet’le olacak bir şeydir. Mehdiyet’in dışında hep acı, hep gözyaşı. Nereye baksan bir beceriksizlik, nereye baksan bir ızdırap kol geziyor.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sol kökenli yazar Ömer Laçiner; “AK Parti’nin başarısının yüzde 50’sinin CHP’ye ait olduğunu” söyledi. “AK Parti’nin temsil ettiği muhafazakar merkez sağa karşı bir merkez sol, sosyal demokrat bir merkez sol alternatif olabilir mi? Bunu CHP’den üretmeye çalışıyorlar, bu da tutmuyor. Bana göre CHP öldü aslında” dedi.

ADNAN OKTAR: Niye ölsün? CHP baya güzel atağa geçti. Dindar, demokrat, modern, Atatürkçü. İttihad-ı İslam’ı da açıkça söyleyen olursa, muhteşem olur. CHP’nin iki eksiği kaldı: bir; Darwinizme tavır alması, iki; İttihad-ı İslam’ı savunması. Bunu yapsın CHP, eğer yüzde 70’le iktidar olmazsa, bana ne söylerlerse söylesinler. En az yüze 70’le iktidar olur. Bakın, Darwinizme tavır alacak ve İttihad-ı İslam’ı savunacak, Türk-İslam Birliği’ni bu kadar. Bunu Atatürk diyor zaten. Atatürk’ün dediğini yapacaklar bu kadar. “Atatürk bunu söylüyordu biz bunu savunuyoruz” diyecek. Kelimesi kelimesine Atatürk’ün dediğini söyleyecekler başka bir şey yok. Atatürk’ün Allah ve dinle ilgili sözlerini söyleyecekler. Atatürk’ün İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği’yle ilgili sözlerini söyleyecekler, “biz bunu istiyoruz” diyecekler, ısrarla bunu anlatacaklar. Bunu desin yüzde 70’le iktidar olurlar. Bunu yapmazlarsa gerçek Atatürkçü de olamazlar. Çünkü Atatürk’ün dediğini yapmıyorsan gerçek Atatürkçü olamazsın.

DİDEM ÜRER: Hocam, “solda bir kesimin PKK’nın şiddetini meşru gördüğündeki tespitlerin doğru olduğunu” vurgulayan Ömer Laçiner, “Türkiye’de teşebbüs edilmiş silahlı isyan hareketlerinden en başarılısının PKK olduğuna” dikkat çekti. Ve “Türkiye solunun da buna gıptayla baktığını” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Eskiden beri söylüyorum, yani komünistler hayranlıkla seyrediyorlar. Gerçek komünizm olarak görüyorlar. Bir kısmı kendilerini korkak görüyor ama onların gerçek komünist olduğuna inanıyorlar. Hayranlıkla onlara destek veriyorlar. Avrupa komünistleri de öyle yani bir kısmı için söylüyorum; tam anlamıyla hayranlar PKK’ya. Ama PKK’nın kaderi Kuran’ın ifadesiyle mağlubiyettir. Zulüm mümkün değil Allah tarafından kabul edilmiyor mutlaka mağlup, Mehdiyet mutlaka galip, kaderleri öyle oluyor.

DİDEM ÜRER: Bülent Arınç, İsrail’le ilişkilere yönelik şunları söyledi: “Önemli olan Türkiye’nin özür tazminat ve Filistin ablukasının kaldırılması şeklindeki taleplerinin karşılanması değil, bunların üçünün eş zamanlı olarak yapılmasıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Bence böyle gergin bir ortamda konuyu fazla uzatmaya gerek yok. İsrail de, daha önce söyledik, burada da konuşmuştuk; tazminat konusunu ben kabul ettirdim onlara tazminatı ve özür dilemeyi de ben kabul ettirdim “siz özür dileyin, gerisine siz karışmayın” dedim, “tazminatı verin” dedim. “Tamam” dediler, hemen akabinde de bu açıklamayı yaptılar. Bence burada kolaylık göstermesi gerekiyor Türkiye’nin. Tazminat, hemen ödeyebilecekleri bir şey, kolay bir ödeme yolu, kolay bir açıklama konuyu bitirip İsrail’le ittifak etmeleri lazım. Mesela Suriye’nin zulmüne karşı ittifak etseler Suriye darmadağın olur. Oyun oynayamaz Suriye. İran da kabadayılık yapamaz. Modern İslam anlayışını bütün bölgeye yayabilirler. Ve çok güzel bir İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği’ni oluşturabilirler İsrail’le Türkiye. Sırf ikisi anlaşsa bile yapabilirler, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, İsrail Medyası Türkiye ve İsrail’le barış görüşmelerinin tıkandığına dair bir haber yaptı ve İsrail’in özür dilemesini ve tazminat ödemesinin yeterli görülmediği ve Türkiye’nin barışı zorlaştırdığını iddia ettiler. Bülent Arınç da “bu konudaki sorunun İsrail’in yaptığı hatayı bir hata olarak görmemesinden kaynaklandığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Bir kere İsrail’le birlikte hareket etmenin doğru olduğuna inanması gerekiyor Türkiye’nin. İttihad-ı İslam oluşturmada, müthiş bir zemin olur. İsrail, Türkiye ile ittifak etse, Mısır konusu da hemen hallolur, Mısır anında hizaya gelir derhal. Suriye anında hizaya gelir. Ama ikisinin bölünmüşlüğünden bölge bomboş hale geldi. Her tülü felaket yağıyor bölgeye. Türkiye kolaylaştırıcı bir üslupla, bu dostluğu bu ittifakı hemen oluşturması gerekir. Tazminat konusunda rahatça ikna edebiliriz, zaten konuşmuştuk. Ama İsrail çok dolambaçlı yollara girdi, halbuki pratik yollardan bunu halledebilirdi. Ben onlara pratik çözüm de gösterdim, bunlar dolambaçlı yolu tercih ediyorlar, o zaman işte böyle uzar. Özür dilemeye de çok zor ikna ettik. Defalarca gelip gittiler buraya, defalarca ısrar ettim, “gurur kırıcı bir şey değil bu” dedim, gayet normal. Küçük düşürücü bir şey de değil. “Onurdur özür dilemek çok güzel bir şey” dedim. İkna ettik ama bazı konularda kendi kafalarına göre hareket edince tıkanma oluyor. Halbuki söz dinleseler, çok güzel olacak, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, son yılların en ünlü şarkıcılarından olan ve gençler arasında çok sevilen Mustafa Ceceli, bir iftar programında Allah’a dua etmiş. Kısa bir görüntüsü vardı, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

VTR- Mustafa Ceceli’nin Duası.

ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah bizim kitaplardan da okuduğu anlaşılıyor üslubundan. Çünkü akılcı. Yapmacık bir dua üslubu değil. Akılcı bir üslupla konuşmuş güzel olmuş, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, muhalefet seçim barajını düşürülmesi konusunda çok ısrarcı ama Sayın Bülent Arınç bu konuda şöyle bir açıklama yaptı: "Barajı yüzde 10’da tutup, ek tedbirlerle temsilde adaleti sağlayacak düzenlemeler yapılabilir. Biz yönetimde istikrarın olması için barajın muhafazasını düşünüyoruz " dedi.

ADNAN OKTAR: O da kendine göre bir mantık geliştirmiş olabilir.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün bahsetmiştik, ülkücü kardeşlerimiz Ramazan’da iftarlarını açarken ezan okunmasıyla birlikte, merhum Alparslan Türkeş'in yaptığı bir duanın kasetini dinliyorlarmış. Bu duanın kısa bir bölümü vardı, görüntü olarak, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

VTR-Rahmetli Alparslan Türkeş’in Duası.

ADNAN OKTAR: Ne kadar değerli insandı, rahmetli. Ne kadar akıllı, ne kadar samimi bir Müslüman’dı, maşaAllah. Bakın, üslubundaki duruluğa, samimiyete ve candanlığa bak. Yani o kadar akılcı yaklaştı ki olaylara, o kadar samimi yaklaştı ki, hiç bir zaman için öyle romantik, akıl dışı bir mantığa hiç değer vermedi. Akılcılıkla hareket ettiği için de, Allah memleketi felaketlerden korumuş oldu, vesile oldu. Ülkücü gençliği de çok mükemmel yetiştirdi, maşaAllah. Çok acil ihtiyaçtı, insana yatırım yaptı. Barajlara değil, yollara değil tamam baraj, yol önemli ama insan daha önemli. İnsana yatırım yaptı ve çok iyi başarılı bir yol oluşturmuş oldu. Sonunda bütün Türkiye'nin menfaatine bir gelişme oldu, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, aralarında " Susan Sarandon ve Sean Penn gibi tanınmış sanatçıların ve Türkiye'den Fazıl Say’ın da adının bulunduğu 30 kişinin İngiliz The Times Gazetesi’ne bir ilan verdi. İlanda eylemcilerin “Türkiye'nin laik kalmasını isteyen gençler olduğu, milli iradeye saygı mitinglerin Hintler döneminin toplantılarına benzediği, polisin şiddet uyguladığı ve Sayın Erdoğan'ın Strasbourg'da yargılanacağı” iddiaları yer alıyor.

ADNAN OKTAR: Niye yargılansın ki?

DİDEM ÜRER: İşte kendi kafalarına göre.

ADNAN OKTAR: Bıraksınlar mantıksız lafları. Ama bizim gençlerimiz uyanık, hakikaten aydın, aklı başında gençler. Ama yani öyle bir komünist, Maocu bir gençlik yok. Ama demokratlar, bağnazlığa karşılar. O da normal, yani makul aklı başında bir insan, zaten bağnazlığa karşıdır.

İsrailli dindarla uğraşmasın İsrail devleti. Çok büyük hata yapıyorlar. Yani bu İsrail'in başına felaket gelmesine sebep olur. İsrail'in ayakta durma nedeni, İsrailli dindarlardır. Eğer dindarları böyle yok etmeye, onları böyle ortadan kaldırmaya yönelik bir kafa geliştirirlerse, o zaman İsrail'i de yok etmiş olurlar. Tevrat'ta tarif edilen bu. Onların sayesinde onlar ayakta duruyorlar. Onları biran önce etkisiz hale getirmek için var güçleriyle gayret ediyorlar. Bu kafadan vazgeçmelerini, önemle tavsiye ediyorum. Kendi halinde insanlar. Allah'a ibadet ediyorlar. En mühim özellikleri, Allah'ı çok sevmeleri, Tevrat okuyorlar, dua ediyorlar. Sen adama, “sen niye böylesin?” dersen, onun rahatını bozmaya kalkarsan, onun sistemini bozmaya kalkarsan, bu vicdanlı bir hareket olmaz. Zulüm olur. Gayet güzel bereketli bir ortam olur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Diyarbakır ve Mardin, Şanlıurfa kırsalında bulunan toplam 22 jandarma karakolunun İçişleri Bakanlığı onayıyla “ihtiyaç kalmadı” gerekçesiyle kapatılmasına karar verildi.

ADNAN OKTAR: Yani biçimsiz yerlerde bazı karakollar var. Biçimsiz derken stratejik yönden biçimsiz. O normal. Ama onun yerine müstahkem mevkiler, karakollar yapılması gerekir tabii. Yani vatandaşın güvenliği açısından çok önemli. O zaman PKK'yla baş başa kalmış oluyor adam. Olmaz. Orada kardeşlerimizin güvenliği önemli.

“Mavi Marmara konusu, İsrail özür dilemesi ve dokuz aileye tazminat ödemesiyle, Mavi Marmara olayı hakkında açılan davaların düşmesini istiyor. Mavi Marmara olayıyla ilgili İsrail ordu yetkilileri aleyhine açılan davalar var. Tüm yasal işlemlerin durdurulmasını talep ediyor.” Ben olacak olanları söyleyeyim. Özür dilediler, tamam bu güzel oldu, bayağı uğraştık özür dilemeleri için. Tazminat içinde söyledik. Yani bir kerede bunu yapabilirlerdi, çok uzattılar. Burada konuştuk halbuki. Davaların düşürülmesi, onu Başbakan yapamaz. Başbakan’ın yapabileceği bir şey değil. Başbakan hukuka nasıl müdahale etsin? Mahkemeye talimat mı verecek? Yapamaz öyle bir şey. Yani mahkeme yürür. Ben olurunu söylüyorum. Tazminatları ödesinler, bir bankaya yatırsınlar. Özür dilediler. "Ödenen paranın lütuf olarak verilmesini kabul etmiyor." Türkiye, tabii ki lütuf değil yani o tazminat. Diyet ödenmiş oluyor. Kuran'da var, Tevrat'ta da var. Diyet olarak ödenecek.

"Maide suresi, 51. ayet hükmünü açık kafirin bize dost olmayacağı buyrulmuştur. Müspet bir sonuç nasıl bekliyorsunuz bu ittifaktan? Peygamber Efendimiz ( s.a.v.) böyle bir ittifakı oluşmuş mudur? Buna hangi İslam kaidesine göre öneriyorsunuz? "Tabii ki oluşmuştur. Peygamberimiz ( s.a.v)’in ilk dönemini dikkatlice inceleyenler bunu açıkça görürler. Yaptıkları anlaşmaları Resulullah (s.a.v)’ın bu yöndedir. Ve kafir ayrıdır, Ehl-i Kitap ayrıdır. Ehl-i kitaba kafir diyemeyiz. Küfür içindedir adam ona dersin kafir diye. Onun adı Ehl-i Kitap. Müşrikler ayrıdır, kafirler ayrıdır. Allah o zaman kafir derdi Ehl-i Kitap için. Kafir demiyor. Ehl-i Kitap diyor. “Evlenebilirsiniz” diyor, Allah “kafirlerle evlenin” der mi? Kafirlerle evlenmek haram, Kuran’da açık ayet var. Kafirle Müslüman evlenemez ama “Ehl-i Kitap’la evlenebilirsiniz” diyor. Nasıl oluyor, o zaman bu kafa, nasıl oluyor bu mantık? Yanlış.

İsrail'le, Türkiye ittifak ederse, bölgede müthiş bereket, bolluk olur ben söyleyeyim. Suriye işi de düzelir, Mısır konusu da düzelir. Yoksa ne İsrail belini doğrultabilir, ne Türkiye belini doğrultabilir. Hiç rahat edemezler söyleyeyim. İsrail'le, Türkiye'nin ittifakı bütün dünyada ferahlık meydana getirir. Hem Avrupa'da, hem Amerika'da, hem Hristiyan aleminde, Musevi aleminde bir ferahlığa sebep olur. Ekonomik, siyasi, sosyal her konuda dayanışma halinde olması lazım, Türkiye'nin İsrail'le.

"Eh kanalınızın finansörleri İsrailoğulları’ndan olunca, her türlü ittifakta fayda görüyorsunuz galiba. Yoksa başka açıklaması mı var?" Kardeşim sen İsraillileri bayağı zengin zannediyorsun. Öyle bir şey yok. Bak şu dokuz kişiye diyet ödeyecekler, onu bile ödeyemiyorlar. Öyle bir güçleri yok, hep fakir insanlar İsrailliler. İsrail devleti de çok fakir bir devlet. Zengin değil. Yani zenginse, bana söylesinler. Bir zenginliği yok, sürünüyorlar. Halk bayağı fakir. İttifak; Ehl-i Kitap’la ittifak yapılır. Evlilik ittifak değil mi? Karı koca oluyorsun, evleniyorsun, ittifak yapıyorsun. Peki İsrail’le nasıl ittifak yapmıyorsun? Onlar işte Ehl-i Kitap. Ehl-i Kitap’la evlenip ittifak yaptığına göre, siyasi sosyal ittifak da yapabilirsin.

Ben şimdi bak görüşlerimi belirtiyorum. Madem yazı yazmak istiyorlarmış İsrailli gazeteciler. 1-Özür dileme konusunu burada konuştuk, kararlaştırdık, özür dilediler, Allah razı olsun güzel oldu. Dokuz aileye tazminat ödemesi konusunu da ben burada konuştum. “Tamam” dediler, anlaştık bitti. Ödeyebilirlerdi, konu tamamen bitecekti. Çok uzattılar, orada da bir hata oldu. Davalar ben size söyleyeyim, bir daha söylüyorum, düşmez. Başbakan ne desin? Yani mahkemeye telefon açacak, diyecek ki “bu mahkemeyi düşür.” Olur mu öyle şey? Savcı var, hakimler var, yani bu artık adliyeye intikal etmiş böyle bir şey olmaz. Gazze ambargosu, o da insani yönde tedbir alarak ambargoyu kaldırabilirler. Yani onu kabul ettirebiliriz ama silah geçişi sağlayacak şekilde bir hürriyet düşünmezler, onu söyleyeyim. Yok, İsrail’in özellikle söylüyorum bölgede kalması Kuran’a uygun. Allah o bölgede olacaklarını söylüyor Kuran’da. İsrail bu bölgede bulunsun. İftihar ederiz, ne güzel. Allah’a inanan, Kuran’da belirtilen Musevilerin orada oluyor olması çok hoş bir şey. Dinsiz bir İsrail olabilirdi. Ne güzel dindar bir İsrail var. Dindarlar var ve Hz. İbrahim (a.s)’in soyundan gelen insanlar. Ama bizim istediğimiz, o taş duvarların kaldırılması, o surları kaldıralım. Bütün askeri kontrol noktaları da kalksın. İsrail, Filistin iç içe olur, Filistinli çocuklar İsrail’e gider, İsrail’dekiler Filistin’e giderler, gayet rahat, hürriyet içinde, neşe içinde yaşarlar.

Erbakan Hocam’la, Şeyh Nazım Hocamız’ın bir resmi. Bakayım. MaşaAllah, iki mübarek yan yana. Şeyh Nazım Hocamız ve mübarek rahmetli Sayın Erbakan Hocamız, maşaAllah. Çok güzel, tarihi bir resim.

“Nurlara karışmış, nur olmuşsunuz canım Hocam, olağanüstü yakışıklı, olağanüstü bir insansınız” diyor, bir hanım kardeşimiz, maşaAllah.

“Adnan Hocam, ağzınızdan Azerbaycan ve Azerilerle ilgili düşüncelerinizi duymak istiyoruz, inşaAllah. Bu bizi mutlu eder” diyor. Azerbaycan, ittifak edeceğimiz ilk ülkedir. Kayseri, Konya bizim için. İç içeyiz. Azerbaycan bizim canımız, ruhumuz, parçamızdır. Nurdur Azerbaycan. An meselesidir Türkiye’nin Azerbaycan’la birleşmesi.

İsrail’in bölgeden atılması, yok edilmesiyle ilgili haberlerin hiçbirinin geçerliliği olmaz. Allah; “Ehl-i Kitap’la evlenin” diyorsa, bitti. O bölgeden atın diyenler sevgisiz yaklaşan insanlar. Ama İsrail hükümetinde gerçek dindarları, Kuran dindarlarını muhatap kabul etmesi lazım.  Kuran Müslümanlarını, sahabi ruhlu insanları esas alması lazım.

“Yahudi’nin dindarı, dinsizi mi olur? Ne demek İsrail bölgede bulunsun?” Allah yüzlerce ayette, Ben-i İsrail’le Kuran’da anlatmıştır.  Yüzlerce ayet Ben-i İsrail’den bahseder. Allah önemli görmüş ki yüzlerce ayetle Ben-i İsrail’i uzun uzun anlatmış. “Nedir bu İsrail sevgisi?” Biz, Allah’ın yarattığı her kula muhabbet duyarız. Allah rızası için seviyoruz. Hatta ayrıca o, Peygamber soyu da, ayrıca oradan bir muhabbetimizde var. Fakat Allah’ın kullarına Hristiyan olsun, Musevi olsun, hatta komünist de olsa, biz onlara şefkat duyarız. Benim çok komünist arkadaşım var, Ateist arkadaşlarımda var. Şefkat duyarız, sevgiyle yaklaşırız, Allah’ın kulu olarak. Çünkü onun bedenine, ruhuna karşı bir öfkemiz yok. Sadece düşüncesi yanlış. “Kime hizmet ediyorsunuz?” Allah’a hizmet ediyoruz, Kuran’a hizmet ediyoruz. “Ne demek İsrail bölgede bulunsun?” Allah diyor Kuran’da, İsrail’in o bölgede olacağını söylüyor Allah, Kuran’da, ayet var. “İsrail hayranı olmak, Müslüman olduğunu iddia eden birine yakışmaz.” Hayran olmak ayrıdır, şefkat sevgi ayrıdır. Ben şefkat duyuyorum, Allah’ın kulları olarak. Ben Allah’a hayranım. Onlar aciz zavallı kullar. Ama Allah onları Ehl-i Kitap olarak Hristiyan olarak yaratmış, bir kısmını Musevi olarak yaratmış. Seni de öyle yaratabilirdi, o zaman ne yapacaktın? Yahudi olarak yaratsaydı ne yapacaktın? İşte bak diyor arkadaşlar “bitti Yahudi oldun mu, kurtaranın yok” diyor. O zaman senin de kurtaranın olmayacaktı. Böyle mantık, böyle vicdan olur mu? “Filistin’i konuş.” Şimdi sen İsrail’i bölgeyi düzenler, İttihad-ı İslam’ı gerçekleştirirsen, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olursan, Filistin İslam aleminin çok küçük bir sorunudur, çok küçük bir bölümüdür. Yüzde 100’ün içinde Yüzde 1’dir. O zaman ne oluyor biliyor musun? Sen yüzde 100’ü halletmiş oluyorsun. Sen yüzde 99’u önemli görmüyorsun, bak kafanı Filistin’e takmışsın. Çünkü propagandanın etkisi. Bütün İslam aleminin, bütün dünyanın kurtuluşunun peşindeyiz. O zaman Türk İslam birliğini savunacaksın, İttihad-ı İslam’ı savunacaksın. Mehdiyet’i, İsa Mesih’in nüzulünü savunacaksın. Bunlar yoksa Filistin’i kurtarmaya kalkarsan bu ırkçı bir kafa olur, olmaz. Bütün İslam aleminin kurtuluşu bizi ilgilendirir. O kafa içerisinde Filistin bizim için önemlidir. Mümin kardeşimdir. Tabii ki Filistin’de de var, Irak’ta da var, Suriye’de de var . Ama sen Suriye’ye önem vermezsen, Irak’a önem vermezsen, Fas, Tunus, Cezayir’e önem vermezsen, Pakistan’a önem vermezsen o zaman bu nedir bu? Öyle olmaz. Daima İttihad-ı İslam’ı savunacaksın. Bütün İslam aleminin kurtuluşu için, bütün inananların kurtuluşu için mücadele edeceksin ve Ehl-i Kitab’ın kurtuluşu için de.

“Hayırlı geceler Hocam yine çok şıksınız. Sizi izliyoruz yerinde tespitlerinizle Hocam.  Bir gün sizi görmeye gelebilir miyim?” Tibet. Tabii, inşaAllah. 

Gökhan Pulat, Pulat GKHN; “Hocam programlarınız çok güzel. Sizi tebrik ediyorum. Doğru ve kesin çözümler öneriyorsunuz.”

Mustafa Başaran Coco MP3; “Hocam kuaförünüz çok başarılı maşaAllah, saç stilinize hayranım.” Yani evet, maşaAllah. Doğruya doğru.

Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah zalim kavmi doğru yola iletmez”. “Ey iman edenler Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar.” Abdullah Kelkitli diyor. “İbrahim ne Yahudi ne Hristiyan’dı. Fakat o Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman’dı. Müşriklerden de değildi.” Tamam, güzel. “Ne Yahudi, ne de Hristiyan’dı” tamam, Hz. İbrahim (a.s)’ın dini ayrıydı çünkü. Ayrı bir dindi. Sonradan Musevilik geldi. Hz. Musa (a.s) Museviliği getirdi. Hz. İsa (a.s) da Hristiyanlığı getirdi. Hz. İbrahim (a.s) o devirde olsa, Hz. İsa (a.s)’ın zamanında o da olsa, o da Hristiyan olacaktı. Ama başka bir dinle Allah onu taltif etti. İbrahim-i’ydi. İbrahimi’lik dinine mensuptu. Kendisi de İbrahim-i’ydi. Kavmi de İbrahim-i’ydi. Yakubiler, değil mi Hz. Yakup (a.s) mesela Yakubi olur. Mesela Hz. Yusuf (a.s)’a uyanlar Hz. Yusuf-i olur. Hz. Musa (a.s)’a uyanlar Musevi oldu. Hz. İsa (a.s)’a uyanlar İsevi oldular. Bunda şaşıracak bir şey yok. “Yahudi ve Hrıstiyanlar’ı dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar.” Hangi konuda dost edinmeyeceksin. Yanlış inançlar konusunda dost edinmeyeceksin. Yoksa Allah “Yahudi’yle, Hristiyan’la evlenin” diyor. Evlenme, dost edinme değil mi? Ham en alası. Çocuklarının annesi oluyor. Tam güveniyorsun, evini teslim edip gidiyorsun. Bu dostluk değil mi? Yanlış inanç konusunda dost edinmeyin, o anlamdadır. Ayeti dikkatli incelemiyorsun. “Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur.” Yani yanlış bir inancı aynısıyla savunursan zaten küfre girersin. Mesela “Allah üç’tür” dersen, “Evet, sana ittifakla katılıyorum” dersen, dinden çıkarsın tabii. Bu konuda ittifak etmeyeceksin. Ama Hristiyan “Allah birdir” diyor, sen de “Allah birdir” diyorsan, tamam, dostsun o konuda. Diyor ki mesela “Ben cennete inanıyorum” diyor bir Hristiyan, “ben de inanıyorum” diyorsun, o konuda da dostsun. Ama bir adam “inanmıyorum” diyor, “ben de inanıyorum” dersen tabii küfre girersin. Dost edinme yani onları yönetici kılma, adam mesela senin inancında değil yönetici kılıyorsun. Mesela dost derken “evliyau kelimesi koruyucular, kanun nazarında sorumlular, evliyalar, efendiler, sahipler, malikler anlamındadır. Yetevellahum, bu da bakımı üstlenen, hakim durumuna geçer, yönetimi ele alır anlamlarındadır.” Yönetim anlamında gelmektedir. Yani sen bir Musevi’ye “gel beni yönet” diyemezsin. Çünkü inancı ayrı. Onun dini ayrı. Sen kendi dinindesin, tabii ki kendi dininde bir insan olması lazım. Musevi’yi Musevi idare edecek. Müslüman’ı da Müslüman idare edecek. O anlamdadır. Onların inançlarına uymayın. Yanlış olan inançlarına uymayın. Doğru olan inancına uyarsın. Ehl-i Kitap’ın kestiğini niye yiyorsun? Neden yiyorsun? Allah “Müslüman’ın kestiğini yiyin” diyor. İman Ehl-inin değil mi? Allah’a inananın. Ehl-i Kitap’ın kestiğini de yiyebilirsin. Nasıl oluyor bu? Neden? Çünkü onu o konuda doğru olarak görüyor Cenab-ı Allah. Çünkü Allah’ın birliğine inanıyor. “La İlahe İllaAllah” diyor. La ilahe illaAllah dediği için, onun kestiği yeniyor. Ama “La İlahe illaAllah demezse, kestiği yenmez.

Abdullah Çevik, Abdullah ne dediğin anlaşılmıyor. “Hocam, yetmiş üç fırkadan bahsediliyor. ‘Sadece biri kurtulacak’ deniyor. Fakat kimse sorsan, ‘o kurtulan biziz’ diyorlar.” Hakikaten mesela ehl-i sünnet diyor ki, “biz fırka-i Naciye, kurtulan biziz” diyor. MaşaAllah. Şiiler, onlar da yanı hadisi alıyorlar. Diyorlar ki, “Bir fırka-i Naciye kurtulacak, onlar da Şia’dır” kurtulacak olanlar. Vahabiler de diyor ki, “Hem Şiiler, hem Sünniler küfre düşmüş durumdalar. Allah’a hamd olsun, biz kurtulduk, Fırka-i Naciye biziz” diyorlar. Kardeşim yanlış. Kuran talebeleri kurtulacak. Kuran’a tabii olanlar kurtulacak. Fırka-i Naciye, Hz. Mehdi (a.s) koludur, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olanlar, Hz. İsa Mesih (a.s)’a tabi olanlar ahir zamanda. Yani Kuran talebeleri. Kuran’ın doğruluğuna inananlar kurtulacaklar.

“Aşkım Hocam, biz Çorum’dan Ayşe, Fatma. Vesilenizle güvenip Allah’a, kadere teslim olduk. İstanbul Üniversitesi sosyoloji.” MaşaAllah aferin size, güzel müjdeler. Bu köfte neyin nesi?

DİDEM ÜRER: Hocam, Mustafa Kabakçı kardeşimiz, “dün yoklamada yoktum. Çünkü torunum oldu” diyor. İsmi Emir’miş. Sizden dua rica ediyorlar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şu şekerliğe bak, şu ballığa bak. Allah onu, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe kılsın. Allah’a adasınlar onu. Hz. Meryem, nasıl Hz. İsa (a.s)’ı Allah’a adadı, onlar da o şekilde Allah’a adasınlar inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam dün, Ankara Kuğulu Park’ta Mehmet Fırıncı Ağabeyin fahri başkanı olduğu İlim ve Kültür Vakfı’nın iftarına davetliydi. Yani bugün davetliydi kardeşlerimiz akşam iftarda. Orada Fırıncı Ağabey ile resimleri var. Profesör Nevzat Yalçıntaş’ın selamı varmış.

ADNAN OKTAR: O dünya tatlısı o, dünya şekeri maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Üstad’ın ballarından, Üstad’ın nurlu talebelerinden. Allah Mehdi (a.s)’ı görmeyi, İsa Mesih’i de görmeyi ona nasip etsin inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Sayın Nevzat Yalçıntaş’ın da selamı varmış size.

ADNAN OKTAR: Nevzat Yalçıntaş Hocamız. Ellerinden öpüyorum. Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Nevzat Yalçıntaş Hocamız’ın da bir ara ellerini öpmeye gideyim. Dünya tatlısı, ben böyle efendi, böyle terbiyeli insan görmedim. Koskoca profesör hatta cumhurbaşkanı adayıydı. Öyle bir insan. Yani öyle olmasını da istemiştik biz. Bizi ziyarete geldi, Allah Allah mesela profesör insan beni gördü ayağa kalktı. Hadi nezakettir. Bir şey almak için dışarı çıkıyorum, yine ayağa kalkıyor. Allah Allah. “Hocam buyurun oturun” diyorum. Oturmuyor, kalkıyor. Ben oturuyorum, ondan sonra oturuyor. Bu kadar hürmetli, bu kadar nezaketli, bu kadar efendi bir insan, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz şöyle yazdı; “Bugün iftardan sonra kardeşlerimizle toplandık. Hocamızın Kuran Bilgisi kitabından okuyup, ayetler hakkında sohbet ettik. Şu an dünyada yaşayan gördüğümüz en mükemmel ahlaklı, en sevgi dolu, şefkatli, en güzel insan olan canımın Hocamızın ellerinden öperiz, hayır dualarını bekleriz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bunlar ne tatlı böyle, ne şekerler. Bunlar cennet kuzusu, maşaAllah. Allah onlara sağlık, sıhhat, afiyet, bereket, bolluk versin, her yerlerini nur kılsın. Uslu uslu ne güzel oturuyorlar, şeker şeker, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz de şöyle yazdı; “Bugün Antalya’da bir kiliseye giderek; Deccal Öldü, Türk İslam Birliği ve İncil’den Güzel Sözler adlı eserlerinizi kilisede görevli rahip beyefendiye hediye ettik. Kilisede resim çekemedik ama bahçedeki kedilerin resimleri var” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kilise ziyaretleri çok önemli. Kardeşlerimiz o güzel insanlara çok şefkatli davransınlar. Telefon numaralarını da versinler, gerektiğinde onlara yardım edecek tarzda. Bazen mağdur durumda kalıyorlar. Onlar candır, onlar tertemiz insanlar. Derin şefkat ve merhametle yaklaşıp, onlarla ahbap olsunlar. Deccale karşı ittifakta, Hristiyanlar’la yani Ehl-i Kitap’la müminler ittifak edecekler. Ahir zamanın mühim alametlerindendir, mühim özelliklerindendir. Bediüzzaman diyor, “ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet, bu ittifak neticesinde galip olacak istidadındayken, cismi beşerisiyle semavatta bulunan İsa Mesih yeryüzüne nüzul edecek” diyor, inşaAllah. “Tam bu hengamda. İsa Mesih geldiği vakit, kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Mukarrep ve havası -yakın talebeleri- İsa Mesih’i imanın nuruyla tanırlar” diyor. Hz. Mehdi (a.s) için de aynı şeyi söylüyor Bediüzzaman; “Mehdi (a.s) geldiği vakit kendisini bilmez” diyor. “Belki o eşhas-ı ahir zaman, imanın nuruyla tanınabilir” diyor. Yani nur imanla bakan, kalp gözüyle, vicdan gözüyle, sevgi gözüyle bakanlar, Mehdi (a.s)’ı tanıyacaklar, ahir zamanda” diyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine bir kilise faaliyeti vardı başka kardeşlerimizin. Şöyle söylüyorlar: “Aslanlar aslanı Hocamız geçtiğimiz Pazar günü Süryani Katolik Kilisesi, Taksim Meydanı’ndaki Aya Triayada Rum Ortodoks Kilisesi, San Antuan Katolik kilisesini ziyaret ettik. Kitaplarınızdan hediye ettik. Ziyaretimizden çok memnun olduklarını ilettiler. Biz de yakın zamanda tekrar ziyarete geleceğimizi bir ihtiyaçları olup olmadığını sorduk. Sizi Allah için çok seviyor ve daha güzel etkili hizmetlere vesile olabilmemiz için dualarınızı bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Bir avuç Hristiyanlar, can onlar. Deccaliyet onları kasıp kavuruyor. Dünyanın her tarafında mahvediyorlar onları sizin zannettiğiniz gibi değil.  Diyorlar Hristiyanlar, yok kardeşim korka korka toplanıyorlar. Kiliseye falan gitmek cesaret istiyor. Dünyanın her yerinde eziyorlar. Museviler, canlarım sokakta gezemiyorlar, şapkalarını alıp atıyorlar, saçlarını çekiştiriyorlar, olmadık eziyet ediyorlar. Onun için hepsine şefkatle, merhametle yaklaşmak lazım, kardeşçe koruyucu kanatlarla onlara muhabbet göstermek lazım.

DİDEM ÜRER: Konya’dan kardeşlerimiz yazmışlar; “Canımın içi Hocam, Konya’dan kucak dolusu sevgi ve saygılarımızla. Allah aşkıyla canımızdan çok seviyoruz sizi. Çok sayıda Kitaplarınızdan ve A9 broşürlerinden dağıttık inşaAllah” diyorlar.  

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Necmettin Velioğlu-Necmettin V; “Bu iş İslam âleminin birleşmesiyle olur. Haçlı Siyonist ordularıyla ittifak kurarak olmaz.” Kardeşim sana haçlı Siyonist ordusuyla ittifak kur demiyoruz. “Musevi dindar, Hristiyan dindarlarla ittifak et” diyoruz. Onları da deccaliyet eziyor, Müslümanları da eziyor, Hristiyanları da eziyor. İttifak ettiklerinde, bak “ayrı ayrıyken” diyor “mağlup olan İsevilik ve İslamiyet bu ittifak neticesinde, galip olacak istidadındayken” diyor Bediüzzaman. Bak “cismi beşerisiyle, semavatta bulunan İsa (a.s) nüzul eder” diyor, “bu hengamda. Geldiği vakit, bedahat derecesinde” diyor açıklık derecesinde, “insanlar onu tanımaz” diyor. Yani her hangi bir insan olarak zannediyorlar tanımazlar. “Mukarrep ve havası seçkinler, onu imanın nuruyla tanıyacaklar” diyor Hz. İsa Mesih (a.s)’ı. Hristiyanlarla ittifak çok önemli. Deccal, sizi böyle yanlış yönlendiriyor, yanlış bilgilendiriyor. Niye? Çünkü gücü kıracak. Hristiyan’ı ayıracak, Müslüman’ı ayıracak, Musevi’yi ayıracak. Müslüman’ı orada işte Irak’ta boğuyorlar, Suriye’de boğuyorlar, Mısır’da boğuyorlar şu an, İsrail’i orada boğmaya çalışıyorlar. Hristiyanları zaten yeryüzünden kazımak üzereler. Her yerde kapanıyor kiliseleri, ibadetlerini yapamıyorlar. Böylece üç büyük kuvveti kendi mekanlarında boğup yok edip deccaliyeti dünyaya hakim etmek istiyorlar. Ama bu azim ittifak neticesinde deccal mağlup olacak. Deccal şu an dünyaya hakim. Muazzam bir güç olarak hakim. Hatta diyor ki hadiste Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın asker gücü, maddi gücü yani bizzat cismi “bir kulenin yanında” diyor “bir çocuk kadardır.” O kadar küçüktür cesameti. “Ama keyfiyet olarak çok güçlüdür” diyor Hz. İsa Mesih (a.s). Hz. Mehdi (a.s) da öyle. Deccal ordularına göre çok çok küçük, 313 kişiler toplam. Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği bu 313 kişi. İlla ki ittifak, Hristiyanlarla Müslümanların ittifakı. Birbirine düşürüyorlar bilakis. O Hristiyan bırakmıyor, o da Müslüman bırakmıyor, o da Musevi bırakmıyor. Dinsizler, ateistler, hepsi tabii ki İslam düşmanı İslam karşıtı bir tavır içerisinde değiller. Ama epey bir bölümü, İslam’ın yeryüzünden kazınmasını istiyorlar. Ne Musevi istiyor, ne Hristiyan istiyor. Müslüman, Hristiyan, Musevi hiçbir şey kalmasın istiyor. Ama Hristiyan Musevi bir araya geldiğinde, bu azgınlık ortada kalmaz.

Evet, Didem Hocam. 

DİDEM ÜRER: Hocam, bir bayan kardeşimiz şöyle yazdı; “Canım Hocam, önceki Pazar günü yeğenimle Eyüp Sultan da çokça broşür, kitap ve cd dağıttık. Yeğenim Arif, ‘Hocam beni görsün istiyorum’ diyor. Hizmete talibiz, dualarınızı bekliyoruz” diyor.              

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aslanlara bak sen aslanlara, dünya tatlısı bunlar maşaAllah. Tipin şekerliğine bak şapka, maşaAllah. Çok güzel Allah ömürlerini uzun etsin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Arınç’ın ipuçlarını verdiği demokrasi paketiyle hastane sosyal güvenlik merkezleri, postane gibi yerlerde ana dilde hizmet verilmesinin sağlanacağı öne sürüldü. Ayrıca kanunlarda ki yerleşim birimlerine ‘Türkçe dışında isim verilemez’ hükmü de kaldırılacakmış.       

ADNAN OKTAR: İsim ne fark eder? Eski isim mesela Nurşin Köyü Bediüzzaman’ın Norşin. Tamam diyebilirsin öyle de, Türkçe isim ver, ne fark eder? Kürtçe, hepsi olur kardeşiz. Lazca da isim verebilirsin. Acayip bir şey yok ki onda. Fakat mesela bir devlet binasına geldi adam hakikaten Türkçe bilmiyor. Ona tabii ki orada Kürtçe bilen birisi olması lazım, yardımcı olabilir. İfadesini tabii ki Kürtçe belirtecek. Diyecek ki ben işte “şunu istiyorum bunu istiyorum.” Kürtçe söyleyebilir derdini. Orada ki tercüman da onu Türkçe’ye tercüme eder orada.

“Ehl-i Kitap ile Müslümanlar arasının iyi olduğu bir zaman aralığı söyler misiniz 1500 senedir, öğrenmek istiyorum.” Bir tek Peygamberimiz (s.a.v) zamanı iyiydi yani ‘asrı saadet.’ Hz. Ebubekir (r.a), Hz. Ömer (r.a) dönemleri iyiydi Hz. Osman (r.a) dönemi. İşte Hz. Ali (r.a) döneminden sonra bozuldu. Bir de Hz. Mehdi (a.s). Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki “bir başı hayırlıdır ümmetimin bir de sonu” diyor. “Ümmetimin bir başı hayırlıdır bir de sonu hayırlıdır” diyor. Hz. Mehdi (a.s) dönemi. Sahabe dönemi ve Mehdi (a.s) dönemi ikisini esas alıyor Peygamberimiz (s.a.v). Peygamber (s.a.v)’in ifadesi. 

“İşte böyle bir sırada” diyor “o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda” yani deccaliyet, Darwinizm ve materyalizm pek kuvvetli göründüğü bir zamanda “Hz. İsa (a.s)’ın şahsiyeti maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek. Yani rahmeti ilahiyenin semasına nüzul edecek. Hali hazırdaki Hristiyanlık dini o hakikate karşı tesaffi edecek hurafat ve tahrifattan sıyrılacak. Hakayık-ı İslamiye ile birleşecek, manen Hristiyanlık bir nevi İslamiyet’e inkılap edecektir.” Hristiyanlık o hele geliyor ki, aynı Müslümanlığa benziyor. Tek Allah’a inanıyorlar. “Ve Kuran’a iptida ederek” bak en sonunda Kuran’a bağlanarak “o İsevilik şahs-ı manevisine tabi ve İslamiyet batbu makamında kalacak dini hak bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır.” Yani Hristiyanların Müslümanlığa iltihak etmesiyle. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet, ittihat neticesinde dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken” işte şu zaman bu, “âlemi semavatta cismi beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa (a.s), o dini hak cereyanının başına geçeceğini Peygamber (s.a.v) bildiriyor” diyor. “Bir muhbiri sadık bir kadiri külli şeyhin vadine istinad ederek haber vermiştir,” Kuran ayetine bağlanarak haber vermiştir. “Madem haber vermiştir haktır, madem Kadiri külli şey vaat etmiş, elbette yapacaktır.” Hristiyanlığın adeta İslamiyet’i andırır hale geleceğini söylüyor Bediüzzaman. Şu anda da öyle oluyor. La İlahe İllaAllah diyorlar. Teslis inancı hızla Hristiyanlar arasında yok oluyor. Tahrifattan ve hurafattan sıyrılıyorlar. Hurafeden utanıyorlar artık.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Alanya’daki kardeşlerimiz geçtiğimiz günler de toplam 1700 adet dvd 200 adet Kitap ve çok sayıda broşür ve dergi dağıtmışlar. “Canımız heybetli Hocamızın nurlu ellerinden öper dualarını istirham ederiz” diyorlar.            

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aslanlara koç yiğit onlar. Allah şevklerini, imanlarını, nurlarını arttırsın. Her yerlerini nur kılsın. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz, Ankara Emek’te 3500 adet yaşayan fosiller ve A9 tanıtım broşürü dağıtımı yapmışlar. “İnşaAllah, Türk İslam Birliği en kısa sürede kurulur” diyorlar. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, nur gibiler. Böyle böyle, o tuğlalar yerleşiyor nur tuğlalar, bir de bakacaklar ki, koskocaman bir saray oluşmuş. Daha en az bir 3-5 yıl daha zorlu bir mücadele dönemi olacak, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kardeşimizin şöyle bir notu var; “Çok sevdiğimiz canımız nur Muhammed Adnan Hocam, İnegöl’de Ramazan Sokağına çıkan caddede 20 adet dergi ve 500 adet A9 broşürü dağıttık. Ellerinizden hasretle öper, dualarınızı bekleriz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah şevklerini, nurlarını, sağlık-sıhhatlerini artırsın, iyilik, bereket versin. Bu ne şeker şey bu. Tatlılığa bak sen, tatlılığa. Bayağı güzel görünüyor, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Atletico Madrid’in dünyaca ünlü futbolcusu Filipe Luis, takım arkadaşı eski Galatasaraylı futbolcu Arda Turan’dan övgüyle bahsederek; “Arda mükemmel bir insan, bana Kuran hakkında çok şey öğretiyor, bu çok hoşuma gidiyor, çok şey öğreniyorum”  demiş.

ADNAN OKTAR: Aferin Arda’ya, aslan Arda. Abisinin canı. İnşaAllah, cennet kardeşi olur. Ne güzel bak, dindar futbolcu muhteşem bir şey. Bayağı güzel son zamanlarda olmaya başladı, Mehdiyet’in bereketiyle, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çinliler daha önce Jean pantolonların arka ceplerine ve paçalarına (haşa) Besmele hattı işlemişti. Çinli üreticiler şimdi de ayakkabılara desen olarak (haşa) ayetleri basmaya başlamışlar.

ADNAN OKTAR: Çin, doğru mu o? Bakayım. Niye yapıyorlar acaba? Onu bir soralım Çin Büyükelçiliği’ne. Münasebetsizliği bıraksınlar. Bütün İslam alemi onları boykot eder, mahvolurlar yani. İslam alemi boykot ederse, Çin ekonomisi hemen batar. Yani bela arar bir üslup olmuş oluyor, bu çok büyük hata. Bu beladan hemen dönmeleri lazım.

“Hocam iyi akşamlar. Türk-İslam Birliği derken, bir ırkçılık yok mu?” Yok, çünkü Türk dediğimizde, biz her kavimden insanın Türk adı altında bir memlekette birleşmesi ve Türklük şeklinde İslamiyet’i ifade etmeleri. Türk dedin mi, İslam akla geliyor, İslam dedin mi Türk. Ama nerede yaşıyorsunuz dendiğinde bize ne diyelim, uzayda mı yaşıyoruz diyelim? Türkiye’de yaşıyoruz diyeceğiz. Siz nesiniz derseler? Biz x miyiz diyelim, ne diyelim? Türk’üz. Ama Arap da Türküm diyor, Laz da, Çerkez de, Kürt hepsi Türküm diyor. Bu memleketin insanlarına verilen isim Türk’tür. O, konu bu ırk değil. Irkçılıkla alakası yok bunun.

Tamam gelsin, burada konuşturalım kardeşlerimizi. Tabii bak bu Türk İslam’la ilgili konularda kardeşlerimiz fikirlerimin doğru olduğu kanaatinde ittifak etmeye başladılar. Sertlikle öfkeyle bir yere varılmaz.

“Sizi izliyorum Siirt’ ten, Hocamıza çok selam söyleyin. Onu çok seviyorum.” Vahide, bütün Siirtlilere Selam söylüyoruz canlarımıza, yiğitlerimize, aslanlarımıza. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez, iftarda bir konuşma yapmıştı, şöyle söylüyor; “Bizim cami içinde hutbelerimizde, vaazlarımızda kullandığımız dil, bugünün gençlerini kuşatamıyor. Onların dilini anlayabilmek, onlarla iletişim kurabilmek için yeni bir dile ihtiyacımız var. Bizim yeni kuşakların dilini ve üslubunu anlamak onlarla yeni bir iletişim kurabilmek onlarla yeni bir dil oluşturmak için daha büyük çabalara ve gayretlere ihtiyacımız var” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama ne olduğunu söylememiş. Yapacağı şey, bizim uyguladığımız metodu genişletmek, bizim kitaplarımızı yaymak, bizim üslubumuzu yaymak, bizim yöntemlerimizle gayret etmek.

Bediüzzaman’ın açıklamaları burada var. Herkese bir yazı okutturalım. Hocam sen şunu oku. Hocamız da şunu okusun, devam edelim.

TUBA BABUNA: Risale-i Nur’un İhlas Lem‘alarında bilindiği gibi şimdi Ehl-i İman değil Müslüman kardeşleri ile belki Hristiyan’ın dindar ruhaniyeleriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf meseleleri nazara almamak, niza etmemek gerekir. Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor. (Emirdağ Lahikası, sy. 179)

ADNAN OKTAR: Bakın “Hristiyanlar’la ittifak edin” diyor Bediüzzaman. “Etmek lazımdır” diyor. Çünkü Darwinist, materyalist düşünce dünyayı sarmış. Dinsizlik, ateizm dünyayı sarmış. Bağnazlık, yobazlık sarmış.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Şahs-ı İsa (a.s)’ın kılıcı ile maktul olan şahs-ı deccalin teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek ve inkar-ı uluhiyet olan fikr-i küfresini mahvedecek, ancak İsevi ruhanilerdir ki; o ruhaniler, dini İsevi’nin hakikatini Hakikat-i İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta Hz. İsa (a.s) gelir, Hz. Mehdi (a.s)’a namazda iktida eder, tabi olur, diye rivayeti bu ittifaka ve Hakikat-i Kurani’yenin metbuyetine ve hakimiyetine işaret eder. (Mektubat, sy. 12)

ADNAN OKTAR: Bakın burada da Hristiyanlarla Müslümanların ittifak edeceğini söylüyor Bediüzzaman. Dindar Hristiyanlarla. Gerçek ama onlar diyor “bir nevi İslamiyet’e dönecekler. Hurafattan, tahrif olmuş yanlış inançlardan kurtulacaklar” diyor. Evet.

ELİF KIRAL: Ey Cami-i Emevi‘de kardeşlerim ve yarım asır sonraki alem-i İslam Cami’ndeki ihvanlarım.

ADNAN OKTAR: Yarım asır sonra, şu an ki devri söylüyor.

ELİF KIRAL: Baştan buraya kadar olan mukaddimeler netice vermiyor mu ki, istikbalin kıtalarında hakiki ve manevi hakim ve beşeri dünyevi ve uhrevi saadete sevk edecek yalnız İslamiyet’tir. Ve İslamiyet’e inkılab etmiş ve tahrifattan ve hurafattan sıyrılacak İseviler’in hakiki dinidir ki, Kuran’a tabi olur, ittifak eder. (Hutbe-i Şamiye, sy. 38)

ADNAN OKTAR: Hristiyanlıktan çıkmıyorlar, Kuran’a tabi oluyorlar. Ama yine Hristiyanlar. Ama Kuran’a tabi olmuşlar, Muhammed-i Hristiyan oluyorlar.

Bir komedyen çocuk var Şafak Sezer. Onunla çok gereksiz uğraşıyorlar. O çok samimi bir insan, mazlum bir insan. O an öyle düşünmüş olabilir. O an hakikaten modern görüşe, sevgiye, iyi niyete bağlılığından dolayı gençlerin önüne çıkmış olabilir. Bağnazlığa karşı tepkisini dile getirmiş olabilir. Yani kendince o an öyle düşünmüş olabilir. Sonra da baktı ki, vatan-millet aleyhine bir hareket var. Vatanı bölmeye yönelik bir hareket var, tehlikeli bir şey olduğunu görünce de, samimi vicdanlı bir insan olarak geri dönüş yapmış. Yani “hatalı olduğumu kabul ediyorum” diyor. Bunda ne var? Başbakan’a saygı-sevgi göstermek, anormal bir hareket değil. Tevazu göstermek de anormal bir hareket değil. Sevgi gösterisidir. Sevgide o tip tavırlar her yerde olur. Herkes birbirine öyle sevgi gösterisinde bulunur. Dolayısıyla, o çocuğun öyle üzerine gidilmesini de ben doğru bulmuyorum, ayıp yapıyorlar. Hür düşünceye de aykırı. Samimi düşüncesini herkes istediği gibi dile getirebilir. Bugün öyle düşünür, yarın başka türlü düşünür. Düşünceye saygı, her zaman en üstün derecede yüksek tutulması lazım.

DİDEM ÜRER: Twitter sayfasında şimdi güzel bir yazı yazmış da okuyabilir miyim Şafak Sezer.

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: “Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun. Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak” yazmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çocuk tamam, Allah’tan korkuyorsa, Allah’a olan sevgisini böyle dile getiriyor, iyi niyetle yaklaşıyor. Biraz olgun bakmak lazım.

Ne diyor; Adnan Oktar televizyon kanalı A9 TV‘de “Adnan Oktar’a aşkım dedi.” Tabii ki aşkıyım. Allah aşkıyla seviyor. Aşk her yeri kaplamış. Kainatın sebebi aşk, Allah aşkıyla ayaktayız. Allah’ın tecellisine müminler birbirlerini aşkla sevecekler.

Bence gidelim, yarın devam ederiz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü