Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (26 Temmuz 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Yakışıklı aşkım, bir tanem, ruhumun sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam ben dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, Şırnak Havaalanı’nı yani Şerafettin Elçi Havaalanı’nın açılışında Kürt kardeşlerimize hitaben şunları söyledi. “Biz tek hüviyetiz. Biz aynı kaynaktan türemiş aynı isimleriz. Hepimiz, Adem ve Havva’nın çocuklarıyız. Hepimiz Cizre’de mednun –yani devnedilmiş olduğuna inanılan- Hz. Nuh (a.s)’ın torunlarıyız. Hepimiz Kuran’da da belirtildiği gibi şu Cudi Dağı’na konmuş gemiden çıkmış nesillerin devamıyız. Biz hep birlikte tek bir milletiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş. Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu; “’Atatürk’e Müslüman değil’ diyenlerin, Atatürk’e en büyük kötülüğü yapan insanlar olduğunu belirtti. Ve şunları söyledi; “Ona en büyük kötülüğü biz yaptık. Kul hakkı yedi mi bu insan? Öbür dünyaya dünyalığını mı götürdü? Hayır. Şimdi ben bu insana Müslüman değilsin dersem haksızlık yapmış olmaz mıyım? Ama biz haksızlık ettik. Onu aldık, başka bir şekilde topluma tanıtmaya başladık” dedi.

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Öyle yaptılar, fakat ben ne yaptım? Bu oyunu bozdum. Türkiye’de bu oyunu bozan benim, elhamdülillah. Ve arkadaşlarım. Atatürk’ün ne kadar dindar, ne kadar dürüst, ne kadar samimi, ne kadar Türk İslam Birliği yanlısı, İttihad-ı İslam’ı ne kadar coşkuyla anan, isteyen, Kuran’a hayran olan, her gece Kuran okutturan, imam hatipleri kuran, ilahiyatları kurduran, Buhari tefsir ettiren, Elmalı tefsiri yaptıran, Anadolu’ya on binlerce Kuran dağıttıran ve gece gündüz Allah’tan bahseden Atatürk olduğunu anlattık. Belgeleriyle anlattık, ondan sonra oyun bozuldu. Sayın Kılıçdaroğlu bu oyunun bozulmasını bir müjde olarak aktarıyor. Ama oyunu bozanı da arada bir aktarırsa iyi olur. Kim bozmuş bu oyunu, onu da söylemesi lazım.

Şeyhimiz Sultanımız, dünyanın Sultanı, dünya tatlısı Şeyhimiz Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri, bugün iyiymiş, maşaAllah. Meşhur devriyesine çıkmış. Hava nemli olduğunda bir hava nem alma cihazı göndermiştik. Onu açıyormuş. Şeyhimiz ne tatlı. Rahatlıyormuş.

Didem Hocam buyurun, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu, öğrencilere yaptığı konuşmada; “Hz. Muhammed (s.a.v)’in dünyadaki en büyük devrimci olduğunu, Avrupa’yı Ortaçağ’dan İslam sonrası gelişen bilimin kurtardığını” belirterek; “Bugün geride kalınmışsa bu sorgulanmalı” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak Kılıçdaroğlu’na canım benim, abuk sabuk laflar ediyorlardı, ısrarla koruyucu bir üslup kullandık, birçok bağnazın ağzını kapattık. Yani mühürlendi ağızları. Alevi olduğunu söylediler. Kardeşim sen övüyorsun. İftihar edeceğimiz bir şey söylüyorsun. Ne güzel. Nur gibi insan Sayın Kılıçdaroğlu, ona saygıda, hürmette ve sadakatte CHP’li kardeşlerimiz titiz olurlarsa, CHP’yi çok güzel bir noktaya getirecek gibi görünüyor. Geri planda da güzel huylu veli tiynetli insanlar var CHP’de. Sayın Deniz Baykal, nur gibidir o. Namazında niyazında çok temiz bir insandır Allah’tan korkan bir insan. Diğer muhterem kardeşlerimiz de, Sayın Kılıçdaroğlu’na destek sağlıyorlar, bu şekilde olursa güzel olacak gibi görünüyor, inşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Başbakanımızın danışmanlarından Yalçın Akdoğan, Müslümanlara içinde ihtilaf değil ittifak olması gerektiğine dair Üstad’ın sözlerinden ve peygamberimizin hadislerinden oluşan bir yazı yazmış; “Müslümanların birbirine yıkıcı değil yapıcı eleştiri yapması, birbirinin kusurunu, eksiğini araştırmaması İslam kardeşliğini esas almasını gerektiğini” belirtmiş.

ADNAN OKTAR: Kim o Yalçın Akdoğan? Bakayım.

DİDEM ÜRER: Başdanışmanı. Gezi olaylarında destek olmuştu.

ADNAN OKTAR: Allah Allah öyle mi dindar mı bu mübarek?          

DİDEM ÜRER: Genel üslubu baya güzel Hocam.

ADNAN OKTAR: Aferin iyi çok güzel, maşaAllah. Ama böyle bir şey demesi çok şahane. Nerede bu yazı bana bir getirebiliyor musunuz çıkış alıp?

DİDEM ÜRER: Tabii Star’ da yazıyor her gün.

ADNAN OKTAR: Star’da yazıyor.

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: O zaman şahane.

Buyurun Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Süryani Cemaati’nin lideri; “Kardeşlikte asıl önemli olanın sevgi olduğunu belirterek sevginin olduğu yerde Allah vardır. Allah her yerdedir, ancak sevginin olmadığı yerde Allah’ın razı olacağına ben inanmıyorum” dedi. “Avrupa’da yaşayan Süryanilerin de hallerinden memnun olmadığını ve ‘vatan toprağına dönmek istiyoruz’ dediklerini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, acayip güzel olur. Süryani kardeşlerimiz dönse, baya seviniriz ne güzel olur. Onlar can Türkiye’nin süsü, güzelliği iftihar ederiz, inşaAllah. Çok güzel konuşmuş. Sevgiyi çok güzel anlatmış, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Süryani Cemaati’nin lideri; “Kürtler gibi Süryanilerin de ayrı devlet talebi olur mu?” sorusuna şu cevabı verdi;” Bugün birileri çıksa dese ki bana bir toprak parçası verse ve al burası senin devletin olsun Süryanistan, Allah yazdıysa bozsun. Ne yapacağım ben Süryanistan’ı. Kürtler de zeki insanlardır, gidip kendilerine Hakkari’nin dağlarına kendilerini mahkum etmezler” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak ne güzel gayet akılcı konuşmuş. Çok soğuk, çetin tabiat şartları olan bir bölgemiz. Niye orada yaşamaya mecbur kalsın? Adamlar İstanbul’da, İzmir’de orda burada entel-dantel bazı tipler var, adamların keyfini kaçırıyor Kürt kardeşlerimiz. Yani gözden uzak olun kardeşime getiriyorlar. Gidin, Mardin’in dağlarında, Siirt’in dağlarında o soğuk ortamda orda durun, kıpırdamayın, buraya da gelmeyin. PKK’yı da destekliyor olabildiği için, her şeyi de istiyorlar. Yani gözümüzden ırak olun kafasında. Halbuki benim canlarım Türkiye’nin süsü. Kürt kardeşlerimiz son derece güzel ahlaklı, mütevazi, mazlum ve çok nezih insanlar. Haysiyetine, şerefine, namusuna çok düşkün, çok dindar, Allah’tan çok korkan, Allah’ı sürekli anan dürüst insanlardır. Bu garip insanlar, bu çirkin insanlar, o kardeşlerimizi biraz hor görüyor kendi kafasına göre. Canı istiyorsa, onlar kenara küçük bir yer yapsınlar orada dursunlar, kıpırdamasınlar. Ama benim Kürt kardeşlerim alabildiğine özgür olacaklar. Pasaportla, vizeyle İstanbul’a gelmesi mevzu bahis olamaz. Atladı mı arabaya gelecek ve geliyor. Bu sistemi bozdurmayız.

Evet, Didem hocam.

DİDEM ÜRER: İmralı cezaevinde hükümlü bulunan Abdullah Öcalan’ın avukatları, müvekkilinin yeniden yargılanması ve cezasının infazının durdurulması talebiyle başvuruda bulundu.

ADNAN OKTAR: Yeniden yargılanması, ne değişecek ki?

DİDEM ÜRER: Dördüncü yargı paketinin 21. maddesine dayandırıyorlar bu talebi. Öcalan hakkındaki mahkumiyet hükmünün, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin ihlali suretiyle verildiği ve bu yüzden yargılamanın yeniden yapılması gerektiğini iddia ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Aynı şey çıkar. Suçu ağır, belli yani bu. Adam kendi de kabul ediyor bunu. Açık, bütün dünyanın bildiği bir gerçek. On binlerce insanın şehit edilmesine vesile olmuş bir adam. Azmettirici, normalde idamdı cezası. İdam kaldırıldı, müebbet hapse aldı.

Ben Şeyhimi özledim, Şeyhimi göreyim. Şeyhimizin Sultan duası vardı, inşaAllah.

VTR-Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s) İçin Duası.

ADNAN OKTAR: Ne kadar mükemmel konuşuyor, maşaAllah sünuhatle konuşuyor. Yaşı bir hayli ileri ama müthiş genç, maşaAllah. O da bir harika. Ama konuşmasındaki mükemmellik, Allah’a olan aşkı, ehl-i beyt’e olan aşkı, Hz. Mehdi (a.s)’a olan aşkı.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Çelik, aralarında Fazıl Say’ın da bulunduğu otuz sanatçının The Times’a verdiği ilan için Hüseyin Çelik şöyle bir eleştiri yaptı; “Mısır’da yaşanan insanlık dramına  sessiz kalacaksınız sonra da kalkıp halkın iradesiyle iktidara gelmiş, hür seçimle iktidara gelmiş bir partinin yaptığı mitingleri siz Hitler’in mitinglerine benzeteceksiniz. Bunu söyleyenlerin öncelikle ağzını çalkalaması lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Kızmış demek ki. Times’da ne çıktı?

DİDEM ÜRER: Hocam bir çok sanatçı, yabancı sanatçılarda dahil içinde.

ADNAN OKTAR: Ne istiyorlar?

AYLİN KOCAMAN: Hükümete yönelik çok ağır eleştiriler var.

ADNAN OKTAR: Ne zaman çıktı bu yazı?

DİDEM ÜRER: Yeni çıktı. Son bir hafta da çıktı.

ADNAN OKTAR: Mevzu ne? Var mı o yazıya ulaşabiliyor muyuz?

DİDEM ÜRER: Evet, bulup çıkışını alalım inşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Başbakanımız dava edeceğini söylemiş Times’ı.

ADNAN OKTAR: Hakaret tarzı mı?

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yazık günah, çok ayıp yapıyorlar. Yani bu kadar sevgisiz, bu kadar şefkatsiz yaklaşmak, yakışık almıyor. Bu kadar sert bir üslupta yakışık almaz.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız bugün bizi hiç tanımayan Hollywood yıldızlarının ne bağlantı yaptığını soruyordu.

ADNAN OKTAR: Evet. Tanır tabii Hollywood yıldızı tanımaz, yani mantıksız bir şey, öyle şey olur mu? Biz nasıl yurt dışındaki adamları tanıyorsak, biz nasıl Mursi’yi tanıyoruz, hepsini tanıyoruz. Onlar da onu tanırlar. Ama adamlar yani sert ve biçimsiz bir üslup kullanmalarının nedeni, sevgisizliğin dünyaya yaygınlaşması. Darwinist ve materyalist, hepsi bakın orada yazı yazanların tamamı Darwinist. Onların içinde bir tane Darwinist olmayan yok. O zaman nedir? Demek ki Darwinist, materyalist eğitim, böyle netice veriyor. Hükümet keşke bir cesaret gösterse de Darwinist, materyalist eğitimi durdurabilse. Yani en büyük hizmeti yapmış olur. Yani son bin yılın en büyük hizmetini yapmış olur. Darwinist, materyalist eğitimi durdurabilirse. O yazıya bir bakalım.

Çok şahane bir insanmış Başbakan’ın yardımcısı. Neydi adı?

DİDEM ÜRER: Yalçın Akdoğan.

ADNAN OKTAR: Bayağı Risale-i Nur’a da vakıf birisi.

DİDEM ÜRER: Yeis konusunu yazmıştı daha önceden, sizin yayında okuduğunuz sözü.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Risale-i Nur’u çok güzel anladığı anlaşılıyor. Bak, Risale-i Nur’u iyi okuyan adam, iyi bir danışman olabiliyor. İyi bir devlet adamı olabiliyor. Risale-i Nur’a vakfiyet, vukuf sahibi olmak, çok önemli bir ayrıcalık. Risale-i Nur’u iyi bilmek, bir genç için müthiş bir kalite demektir. Akıl ve ruh kalitesi demektir. Kuran ve Risale-i Nur, çok önemli.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Yalçın Akdoğan’ın o yazısı: “Ümitsizlik her gelişmeye engeldir” deyip, Bediüzzaman “yeis” sözünü kullanmıştı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “İşte İlanın Tamamı. Sayın Bay Erdoğan. Bay Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Başbakanı.” Ama herhalde İngilizceyle ona göre okunuyor. “Polis güçlerinizin İstanbul’da Taksim Meydanı ve Gezi Parkı ile Türkiye’nin diğer büyük şehirlerindeki barışçı gösterileri, Türk Tabipler Birliği’nin verilerine göre beş kişinin ölmesi 11 kişinin ayrım göstermeksizin biber gazı kullanımı nedeniyle gözünü kaybetmesi ve 8 binden fazla kişinin yaralanmasına neden olacak biçimde, zalimce bastırmasını” diyor. Peki, siz bu olayları yaptınız, bu kadar adamın ölümüne sebep oldunuz, kendinizi kenara koyuyorsunuz. Durduk yere bu adamlar ölmedi ki, siz olay çıkarttınız, bunun sonucunda o kargaşada bu insanlar vefat ettiler. Yani bunu yapan oradaki Komünist militanlar. Tabii iyi niyetli insanlarda oldu içlerinde, temiz kardeşlerimiz, vatandaşlarımız oldu, iyi niyetli çok fazla insan vardı ama komünistler asıl orada, cinayet işleyen birçok komünist bu olayları yönlerdi ve dolayısıyla bu olaylara sebep olan onlar. Zeytinyağı gibi olayın üstüne çıkmaları çok acayip. Bir kere diktatörlük yönetimi olmadığı belli Türkiye’de, çok samimiyetsizler. Yani cayır cayır demokrasi var. Başbakana ağza alınmayacak küfür ediyorlar. Diktatörlük olsa, o adamlar bambaşka bir konuma gelirlerdi. Olur mu? Partiler var, istedikleri gibi herkes istediği gibi konuşuyor. Ama bir tıkanma gördükleri bir yer varsa söylesinler, ben burada söyleyeyim ve kınayalım, ortadan kaldıralım. “Beş ölüye” diyor. Peki bunun sebebi kim? Sizsiniz. Hükümet mi bunun sebebi?  İstanbul’da Nürnberg toplanması hakkında bir miting düzenlediniz.” Mesela bu da çok samimiyetsiz. Oraya gelenler Nürnberg toplanması, Nürnberg dersen sen, ona o da sana Nürnberg der o zaman. Çünkü orada bir tehdit yok ki. Başbakan tehdit ederek çağırmıyor. Ama siz komünistler tehdit ederek çağırıyorsunuz. Birçok aydını mahalle baskısıyla götürdünüz oraya. Ölüm korkusuyla gitti birçok insan. Bilmeden gidenlerde ayrı mesele ama birçoğu da ölüm korkusuyla gitti. “Hapishanedeki gazetecilerden” bahsediyor. Ama o gazeteciler, yani bir yazı yazmış, bir fikir ortaya koymuş da ondan dolayı oraya gelmiş gibi göstertiyorlar. Halbuki suçları bambaşka. Yani gazeteci adam öldürdüğünde, gasp yaptığında, hırsızlık yaptığında, soygun yaptığında veyahut herhangi bir suç işlediğinde cezaevine girdiğinde, gazeteciyi sen nasıl hapse sokarsın dersen, bu olmaz. Bir vatandaştan farkı yok gazetecinin. Herhangi bir adi suç işlediğinde, hapse girer. “Buna ek olarak göstericileri çapulcu, yağmacı ve holigan olarak nitelendirdiniz. Oraya giden benim mesela birçok arkadaşım var. Buraya gelen çocuklarda birçoğu, Boğaziçili gençlerde şeker gibiler, nur gibiler, hepsi bu olaylara katıldı. Başbakan itina ile onları ayırıyor. Çapulcu ayrı, çapulcu polise kurşun sıkan, polise taş atan, onlar için söylüyor bunu. “Bu gösteriler sadece Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün ön gördüğü şekilde laik bir Cumhuriyet olarak kalmasını isteyen gençlerdir.” Laikliğe taraftarsa gençler, Türkiye’de laik olmayan bir avuç insan vardır. Bütün milletimiz laiktir. Yani aklı başında olan bir insan zaten laik olur. Çünkü laik ne demek? Herkesin huzurunu isteyen adam demektir. Herkesin mutlu olmasını isteyen insana laik denir. Dinsiz de mutlu olsun, dindar da mutlu olsun. Hrisytiyan da, Musevi’de herkes de mutlu olsun diyorsan, sen laiksin. Yok, ben sadece ben mutlu olacağım diyorsan, o zaman laik değilsin. “Türkiye’nin bir egemen devleti olduğu söyleniyor. ABD liderlerinin tüm eleştirilerini reddediyorsunuz.” Faydalı bir eleştiri varsa niye reddetsin? Kim eleştiriyor Başbakanı? Yok. Varsa ayrıca söylesinler, biz söyleyelim. Adam karnından konuşmasın. Varsa orada söyleyeceği, haklı olan şey hemen anlaşılır. Mesela diyor ki “laikliği savunuyoruz” çok güzel. Laikliğe sahip çıkması gençliğimizin nefis bir şey, bayağı güzel. Bağnazlığa gıcık olmaları çok güzel. Yani Kuran Müslümanlığı demektir bu. Zaten doğru hareket etmiş oluyorlar, tamam.

“Strazburg’da bir davaya dayanak teşkil edebilir beş gencin ölümü.” Kim öldürdüyse onları yargılarlar. Başbakan mı öldürdü gençleri? Öldüren kimse, o yargılansın. Ve kim sebep olduysa, bu provokasyonları kim yaptıysa, kargaşayı kim yaptıysa, onlar yargılanması lazım. Her şeyin altında Başbakanı bulmaya kalkmak, çok samimiyetsiz.

“Hocam çapulcuları fazla ezmek istemediniz, anlıyorum. Gerçekten cevabı da verdiniz. Bir şey söylemek istiyorum çapulcular için, Hocam kendi devletinin malına zarar veren, polis otolarından tutun, sabahları kalkıp işe gittikleri belediye otobüsünü yakan çapulcular vatanına milletine bu şekilde sahip çıktığını düşünürse, hangi zihniyete hizmet ediyorlar? Bunlar mümin midir Hocam?” diyor. Mümin olmayabilir de yani dinsiz olabilir. Dinsiz olmak suç değil de, ateist de olabilir. Şimdi hakikaten otobüsün içi adam dolu, insan dolu, çocuklar var, hanımlar var, yaşlılar var, adam otobüsü 4-5 noktadan birden yakıyor. Nedir amacın? İçindekilerle beraber yakmak istiyorsun. Bu kundaklama cinayete tam teşebbüs değil mi? “Yok demokratik tepki koyuyoruz” diyor. Allah akıl versin sana artık, o zaman. Kundaklama yapıyorsun bak, otobüsün ön, arka, sağ, sol her tarafından benzinli molotof kokteyli atıyor. Otobüs cayır cayır yanıyor, “demokratik tepkimizi böyle dile getiriyoruz biz” diyor. Demokratik tepkini dile getireceksen kendi evini niye gidip yakmıyorsun? Kendi akrabalarına niye zarar vermiyorsun? Zaten verme de, zaten yapılmaz öyle anormal hareket de, ama sen bak vatandaşa kıymet vermiyorsun. Benim güzel insanlarıma kıymet vermiyorsun. Ucuz buluyorsun -haşa- acımasız davranıyorsun. Sana o zaman çapulcu denir tabii ki. Ama onun dışında Gezi eylemlerine katılan gençler var. Bizim çocuk mesela burada gitar çalan, hepsi, onların arkadaşları falan geliyor çocuklar, hepsi Gezi eylemlerine katılan çocuklar. Ama şeker gibiler, bayağı sevecenler, neşeliler. Dün o Kolpaçino filminin ekibi Şafak Sezer, başka kim vardı? Film de pilavcı rolünü oynayan çocuk var neyse ismi, o Kolpaçino filminde galericiydi o, tam ekip geldiler hepsi. Bayağı şekerler, çok sevecenler. Mesela o çocuğa da Şafak Sezer’e de akıl almaz bir mantıkla yükleniyorlar. İlk gün çocuk hakikaten yeşillikleri korumak için, mesela bağnaz bazı gelişmeleri protesto etmek için, demokratik tepki koymuş olabilir. Coşmuştur, gençlik heyecanıyla çıkar konuşur. Sonra bakıyor ki, devlete yönelik çok ciddi bir hareket var, devleti yıkmaya yönelik bir hareket var. O zaman pişman oluyor, gidiyor Başbakanın yanına ona tevazu gösteriyor, sevgi gösteriyor ekibiyle arkadaşlarıyla. Ne var bunda? Akıl almaz hakaretler ediyorlar. Bir insanın fikri de değişebilir ayrıca. Dinsiz olan adam dindar oluyor, dindar olan dinsiz oluyor. Müslüman olan komünist oluyor, komünist olan Müslüman oluyor. Fikir değiştiremez mi bir insan? Bu kadar hakaretin hiçbir anlamı yok ve sanatçı harcama konusunda da şampiyonluğu elden bırakmıyorlar. Sanatçı zor yetişen bir şey.  Bir avuç sanatçı var Türkiye’de, onları da etkisiz hale getirmek için, ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

“Hocam çok çalışmamız gerekiyor, bu yobazların elinden bu güzelim dinimizi kurtarmamız gerekiyor. Bu insanlar daha nereye kadar bu inançla devam? Bilmem ama gerçekten İttihad-ı İslam için çok çalışmamız gerekiyor” diyor, inşaAllah. Buse Köknar.

Buşra Durmaz 72; “Sayın Hocam, ben sizin Mehdi olduğunuz kanaatindeyim. Gerçekten doğru mu düşünüyorum? Beni aydınlatır mısınız?” Tamam, aydınlatayım. Hz. Mehdi (a.s) olduğumu düşünüyorsan, bende senin Hz. Mehdi (a.s) olduğunu düşünüyorum. Güzel. İltifat ederiz karşılıklı. Benim canlarımın da ben birçoğunun Hz. Mehdi (a.s) olabileceğini düşünüyorum.  Sende tertemiz bir insansın, inşaAllah sensindir. İnşaAllah sevdiğindir. İnşaAllah veli oluruz. İnşaAllah cennete gireriz. Ama “şu adam Hz. Mehdi (a.s)’dır” dersen, bu olmaz. Ne demek? “Cennete gidecek bu” dedin. Bir de nereden biliyorsun? Vahiy almış oluyorsun. Olmaz. Yani öyle bir iddiada bulunmuş gibi olursun.

“Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri sık sık Hz. Ali (r.a) isimlerinden biri olan Şah-ı Merdan ismini zikrediyor. Bunun sebebi nedir? Onunla konuşuyor, sohbet ediyor veya ondan nakil yapıyor gibi bir intiba uyandırıyor izleyende. Bu konuda izah verebilir misiniz?” Hz. Ali (r.a)’ın soyundan olduğu için Mehdi (a.s) o lakabı ona de veriyor. Çünkü aynı Hz. Ali (r.a)’ın evladı. Peygamberimiz (s.a.v)’in torunu Hz. Mehdi (a.s), onun için Şah-ı Merdan diyor. “Arslan” diyor zaten Hz Mehdi (a.s)’ın lakabı, bir ismi de arslandır. Bir yayınla, bak orada göreceksiniz.

VTR-Allah’ın Arslanı Hz. Mehdi (a.s)

ELİF KIRAL: Aşkım, canım sevgilimle yayına devam ediyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Bu adamlar niye böyle Ramazan’da kudurdu acaba? Şimdi Suriye’de bir füze atmışlar herhalde. Mısır’da yine Müslümanlara saldırı başladı şu an. Her yıl Ramazan’da Müslümanlara böyle bir azgın saldırı olur. Allah’ın hikmeti, bakın hep öyledir. Görebiliyor muyum resimlerini?

DİDEM ÜRER: Bu, Suriye’de Halep’e atılan Scott füzesi sonrası yaralananlar. Onlarca kişi hayatını kaybetmiş.

ADNAN OKTAR: Bunlar Özgür Suriye Ordusu’na mensuplar değil mi?

DİDEM ÜRER: Allahualem öyle, evet. Bu da Mısır’da ordunun yaptığı katliam diye veriliyor. Caminin içi bu İskenderiye’de.

ADNAN OKTAR: İskenderiye Camii’nin içinde yapmışlar onu.

DİDEM ÜRER: Mısır’ın İskenderiye şehrindeki Kaid İbrahim Camii. Şu an bu şekildeymiş.

ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam’ı kabul etmediği müddetçe Müslümanlar, hep böyle ızdırap, acı geceli gündüzlü devam eder. Mehdiyet’e, Hz. İsa Mesih (a.s)’a, İttihad-ı İslam’a sarıldıklarında, Kuran’a sarıldıklarında konu biter. Derhal, o saat biter. İnşaAllah.

Başka ne var Didem Hocam?

DİDEM ÜRER: “Mısır ordusunun Rabia’tül Adeviyye Meydanı’nda an itibariyle müdahale girişiminde bulunduğu ve çok sayıda yaralı olduğu” şu an yazılıyor.

ADNAN OKTAR: O meydana saldırmaya mı başlamış Mısır ordusu?

DİDEM ÜRER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Halbuki hep kendi evlatları, kendi kardeşleri.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün İskenderiye’de Mursi’ye destek için yapılan gösteride çocuklar da şehit olmuştu. Videoları var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte alimler, ulema birleşip, İttihad-ı İslam için karar alması lazım. İslam ülkelerinin ileri gelenlerinin birleşmesi lazım. Bu katliamları seyretmemeleri lazım. Seyrettikleri müddetçe günaha girerler. İslam aleminin ileri gelen büyükleri, liderleri bir araya gelip, İttihad-ı İslam kararı alıp, başlarına Hz. Mehdi (a.s)’ı geçirip, konuyu bitirmeleri lazım. Ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ı aramaya başlamaları lazım. Yoksa bu bela katlanarak, artarak devam eder, Allah esirgesin.

DİDEM ÜRER: İskenderiye’de 6 kişinin öldüğü, 300 yaralının olduğu, baltacıların saldırdığı, Mursi taraftarlarının söylediği.

ADNAN OKTAR: Baksana çoluk çocuk, ufacık çocuklara kadar hepsini şehit etmişler. Nedir o?

DİDEM ÜRER: Bu Hocam, Mısır’da ordunun, ordu mensuplarının yanındaki baltacılar, ateş açarken halka. Resimlerini yayınlamışlar bugün.

ADNAN OKTAR: Halkın üstüne ateş açıyor.

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Bak hep it kopuk takımı. Polis de destekliyor bunları. Rezalet. Mısır’da katliam dursun diyelim.

DİDEM ÜRER: Başlattık, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Nasıl yapacağız onu?

DİDEM ÜRER: Şimdi yazacaklar. Twitter’da başlattım ben; Mısır’da katliam dursun. Televizyonda da yazacaklar şimdi.

ADNAN OKTAR: Her seferinde ya birinci oluyor yahut ikinci oluyor, maşaAllah başlattığımız her program. İnşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah.

Bu köfte o da mı orada.

DİDEM ÜRER: Bu da hastanede yaralanmış olan bebek.

ADNAN OKTAR: Yaralanmış, bakayım. Acayip şeker bir şeye benziyor o. O kuzu o, minik kuzu. maşaAllah. O da gazi olmuş.

DİDEM ÜRER: Şu an ekranda görünüyor Hocam, “Mısır’da katliam dursun” yeni etiket Twitter’da.

ADNAN OKTAR: Kardeşlerimiz süratle bunu yayarsalar “Mısır’da katliam dursun.”

DİDEM ÜRER: İngilizcesini de yazacağız şimdi birazdan.

ADNAN OKTAR: Nasıl deniyor?

DİDEM ÜRER: “StopMassacreInEgypt” yazacak şimdi.

ADNAN OKTAR: Tamam. İngilizce daha önemli çünkü dünya çapında olduğu için.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ban Ki-mun bir açıklama yapmıştı, onu okumak istiyorum. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun; “Mısır ordusuna, Mursi ve diğer kardeş üyelerinin serbest bırakılması ve davalarının derhal şeffaf bir şekilde görünmesi” çağrısında bulundu.

ADNAN OKTAR: Ne davası? Bir kere çok sahtekarlık yapıyorlar. Davalık bir şey yok. O zaman hepsine dava açılması lazım. O gözlüklü artist başta olmak üzere, hepsine dava açılması lazım. Bunlar zorlama işler. Davanın şeffafı gizlisi olmaz, açığı olmaz.

Didem Hocam gidelim, yarın geliriz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü