Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (2 Ağustos 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Aşkım, bir tanem, güzeller güzelimin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hayret üç yıl, dört yıl önce söylemiştik. Dedik ki; bak, İttihad-ı İslam olacak, İslam Birliği olacak, ortalık karışacak. Hatta Şeyh Nazım Hocam dedi ki; “Mısır karışacak. Suriye karışacak.” Saydı teker teker. “Rüya mı görüyor acaba?” filan dediler, haşa. Açıkça söyledi, hepsine söyledi. Hadislerden biz de söyledik daha önceden. Bak, dediğimiz gibi aynısıyla oldu. Ve daha da olacak. Sonunda da gümbür gümbür İttihad-ı İslam. Ama İttihad-ı İslam deyince insanların bazıları, buram buram bağnazlık ve yobazlık hakim olacak zannediyor. Buram buram modernlik, kalite, güzellik, seçkinlik, nezaket, bilim, sanat, estetik, hürriyet, demokrasi ve laik ruh hakim olacak. Konu bu. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında öyleydi. Elinden gelen bütün imkanlarla en güzel hale getirmişti Peygamberimiz (s.a.v) bölgeyi o zamanlar. O zamanın malzemesi ne? Kerpiç. Kerpiçten çok güzel evler yapılıyordu. Çok tatlı, Osmanlı’yı andıran, böyle Arap mimarisine uygun çok güzel evler yapılıyordu. Önünde hurma ağaçları, güller, bahçeler, pırıl pırıl. Mesela mescit yapıyor evinin bahçesine, çalı süpürgesiyle temizliyor ama pırıl pırıl kum, gıcır gıcır. Orada güller ekili kenarından mis gibi. Mesela yemek yiyecekler, temiz beyaz örtü seriyorlar yere. Yerde yiyorlar. Ama her şey şık ve güzel. Sonra teknoloji, bilim ilerledi, imkanlar arttı. Şu an Hz. Süleyman (a.s) devrini geçecek, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry, Mısır’da orduya açık destek veren bir açıklama yaptı; “Milyonlarca Mısırlı ordudan müdahale etmesini istedi. Çünkü onlar ülkenin şiddete ve kargaşaya sürükleneceğinden korktu. Mısır ordusu şu ana kadar ülke yönetimini üstlenmiş değil. Mısır’da sivil bir hükümet var. “Aslında ordu ülkeye demokrasiyi geri getirdi” iddiasında bulundu.

ADNAN OKTAR: “Demokrasiyi geri getirdi.” Nerede demokrasi? Orada karmaşa var. Demokrasi hiç bir şey yok. Askeriye yönetim var, dehşet var, belirsizlik var, karmaşa var, hakların gaspı var. Anti demokrat sistemin nasıl olduğuna dair ciddi bir delil oluşmuş durumda.

Didem Hocam, bu haberi bir daha oku.

DİDEM ÜRER: Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry, Mısır’da orduya açık destek veren bir açıklama yaptı; “Milyonlarca Mısırlı ordudan müdahale etmesini istedi. Çünkü onlar ülkenin şiddete ve kargaşaya sürükleneceğinden korktu. Mısır ordusu şu ana kadar ülke yönetimini üstlenmiş değil. Mısır’da sivil bir hükümet var. Aslında ordu ülkeye demokrasiyi geri getirdi” iddiasında bulundu.

ADNAN OKTAR: John Kerry, Mısır’da çaresizliğini açıklıyor, yaptığı bu. Hakikatten şu an ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çocuk olsa bilir, orada faşist bir dikte yönetimi var ve demokrasi yok. Niye? Çünkü Kuran’a uymuyorlar, Mehdiyet’e uymuyorlar. Hz. Mehdi (a.s) sevgisi, İttihad-ı İslam sevgisi, Hz. İsa Mesih (a.s) sevgisi olmadıktan sonra, Muhammedî Müslümanlık tam yaşanmadıktan sonra, sahabe İslam’ı yaşanmadıktan sonra, mutluluk yok. Sahabe İslam’ı son derece kolay, güzel, zevkli ama adamlar yanaşmıyorlar. Adamlara diyoruz ki, davet ediyoruz, “Kuran’a davet ediyoruz sizi” diyoruz. “Atalarımızın dinine gitmek istiyoruz biz” diyorlar. Bak, oradaki bütün sloganlar, açıklamalar, izahlar hep atalarının dinine göre. İşte “hayber hayber, şudur, budur, Yahudileri asıp keselim.” Kardeşim hadi oradaki mazlum insanları da kestin, mesela katil Yahudiler de var, Museviler var, onları da kestin, her yeri kan revan içinde bıraktın. Bütün İsrail boydan boya insan ölüleriyle dolduğunu düşünelim, her yer kanla doldu. Ne olur Mısır? Kalkınır mı? Kalkınmaz. Sürünmesi devam eder mi? Eder. İslam alemindeki rezalet devam eder mi? Eder. İsrail’le alakası yok. İsrail halkı, korkuyla olayları seyrediyor, tedirgin şekilde seyrediyorlar. İsrail’le bilakis dost ol. Sevecenliğini göster, insanlara olan sevgini göster, Musevileri sev, Hristiyanları sev. Komünistelere, ateistlere hepsine sahip çık. Hepsine şefkat göster. Bilime, sanata, estetiğe sahip ol. Ortodoks dindarları da bütün gücünle destekle. Bağnazların o zaman zararı olmaz. Bağnaz, o zaman en fazla kendine zarar verir. Mesela müzik dinlemez. Dinlemiyorsa ona saygı duy, dinlemiyorsa dinlemesin. Ama bağnazın da rahat yaşayacağı bir ortam meydana getirilmesi lazım, yani Ortodoks Müslümanların. Kendi inancında yaşamak istiyorsa elleme, yaşasın. Kimseye çünkü zarar verdirtmiyorsun ki sen. Bilimi, sanatı sen geliştiriyorsun. O kendi istemiyor sanatı. Kendi evinde resimleri indirsin isterse. İsterse heykelleri kırsın, ne yapıyorsa yapsın. Ama sen ülke genelini Hz. Süleyman (a.s) dönemine çevir ve çevirelim. Vahabi, istiyorsa Vahabi gibi yaşasın. Şii, Şii gibi yaşasın. Alevi, Alevi gibi yaşasın. Ama bakacaklar ki, sahabe İslam’ı hepsinin üstünde, en güzel o. Niye adam orada kalsın? Ne mecburiyeti var? Çünkü sahabe İslam’ı hem çok kolay, hem çok zevkli, hem çok kaliteli, hem çok klas, hem çok nezih, her yönden mükemmel. Bütün dünya sahabe İslam’ını tercih eder. Ve nitekim de öyle olacaktır, göreceksiniz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Facebook yönetiminin Suriye’de rejim tarafından insanlara yapılan vahşeti sayfa üzerinden duyurmaya çalışan tüm sayfalara karşı bir operasyon başlattığı iddia edildi. Hiçbir neden yokken gerekçe gösterilmeksizin Mısır’daki darbe karşıtı duyuru yapan sayfalar kapatılmaya başlanmış. Böyle bir iddia da bulundular.

ADNAN OKTAR: Yok, şikayet ediyorlardır. Yoksa şahıs adına açılmış bir sayfa varsa, adam resim koyar. Niye koymasın? Hiçbir şey de olmaz. Ama orada kışkırtıcı bir yayın varsa işte; “Yahudileri öldürün. Hristiyanları öldürün” filan, adam tabii ki ona engel olabilir. Ama ben öyle bir şey olduğunu zannetmiyorum. Çünkü biz koyuyoruz her türlü resmi; hiçbir şey olmuyor.

DİDEM ÜRER: Evet, Allahualem dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Bir de mesela yeni yeni başlıklar tavsiye ediyoruz, hiçbir sorun çıkmıyor, çıkmaz da. Avrupa demokrasi konusunda titizdir genellikle. Fakat bağnaz Müslümanlık karşısında dehşete kapıldılar, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Mehdiyet’le çözüm olacağını da yeni yeni öğrenmeye başladılar. Yani sahabe İslam’ıyla çözüm olacağını yeni öğrenmeye başladılar. Onlar İslam dinini çok korkunç bir deccaliyet gibi haşa, bela bir sistem olarak görüyorlar. Yani “ne yapsak da acaba kendimizi kurtarsak bu beladan” gibi düşünüyorlar, haşa. Sahabe İslam’ını daha yeni öğrendiler. Masonluk da şaşırarak bunu öğrendi, tapınak şövalyeleri de şaşırarak öğrendi. Amerika, Avrupa da daha yeni bunu öğreniyor. Hem seviniyorlar hem şaşırıyorlar. Ve dolayısıyla Avrupa yakın zamanda Mehdiyet’i bütün gücüyle destekleyecek. Çünkü başka hiçbir çözümleri yok. Amerika da Mehdiyet’i bütün gücüyle destekleyecek. İsrail şu an da zaten destekliyor Mehdiyet’i. İsrail devleti de destekliyor. Açık açık söylediler İsrail devletinin ileri gelenleri “İttihad-ı İslam oluşursa biz bütün gücümüzle destekleriz” dediler. Yani “Türk İslam Birliği’ni iftiharla istiyoruz” diyorlar. “Bütün dünyaya huzur verecek bir sistem” diyorlar. Ama bağnazlığı Mısır’da yaparsa, Mısır’da kafasını ezerler, ben söyleyeyim, öyle bir şey olmaz. Çünkü bağnazlar zaten birbirine düşmeye müsait oluyorlar. Yani dışardan müdahaleye bile gerek kalmıyor. Ortaya bir laf atıyorlar, kırıp geçiriyor bağnazlar birbirini zaten. Bağnaz da şuur olmuyor, mantık da olmuyor.

Acımasız olduğu için, zaten nefrete dayalı. Ona nefret edecek bir adam göster yeter ki. “Al sana Vahabi” diyor, “parçalayacağım” diyor. “Al sana Şii” diyorsun, “parçalayacağım” diyor. “Al sana Sünni” diyor, “hemen parçalayalım” diyor. Hristiyan dedin mi zaten, darmadağın etmesi gerektiğine inanıyor. Musevi’yi de şeytan olarak görüyor zaten. Yani şeytan öldürmek gibi görüyor, Musevi’yi öldürmeyi. O kafada adama her türlü ahlaksızlığı yaptırabiliyorlar. İnsanlar o kafayla bakarsa.

Şimdi Türkiye’de bir bağnazlık görüntüsü olursa, İsrail karşıtlığı olursa, o adamlarda orada coştular Mısır’da. Gereksiz konuları geliştirmemek lazım. Mesela o Marmara gemisiyle ilgili olay. Tamam adamlar özür dilesin dedik, burada konuştuk zaten. “Özür dilemeyeceğiz” dediler, ben çok ısrar ettim, özür dileyin diye. Bir şey olmaz dedim. Yani gururunuz ortadan kalkmaz, onur kırıcı bir şey değil dedim ben. Gittiler hükümetle konuştular, ikna oldular en sonunda. “Tamam, özür dileyelim” dediler. Para vermeleri içinde konuştum. Hatta miktarda söyledim, miktarını da belirttim. Onlarda söylediler zaten miktarını. Ama konuyu uzattılar sonra. Parayı verin, tamam dedim. Bir ver önceden değil mi? Olmazsa sonra yeniden ödeme yaparsın ayrı mesele. Ama sen bir ver önceden. Onlar da konuyu gereksiz uzattılar ve gereksiz bir kilitlenme oldu. Halbuki İsrail’le Türkiye iç içe olması lazım, sevecen ve akılcı politika izlemesi lazım. Ama İsrail gereksiz, bazen hakikaten çocuksu korkuya dayalı panik hareketler yapıyor. Yani dengeli kuvvet kullanımı olmuyor. Yani bir kere diyecek ki Türkiye, “siz sakin olun. Ben Filistin’i ve orada ki bütün kardeşlerimizi sakinleştiririm. Yani sizin güveninizi sağlarım. Siz şu bütün baskıyı kaldırın. Polis noktaları, şunu bunu kaldırın. Ben garantörüm” desin. “Türkiye’nin garantör olmasını da kabul ederiz” dediler. Ben onlarla konuştum burada. “Biz kabul ediyoruz” dediler. “Türkiye garanti versin, biz bütün sınırları açalım, her yeri açalım” dediler. Muazzam bir şey Türkiye’nin garanti vermesi. Yani Hristiyanlara da öyle bağrımıza basalım, kucaklayalım. Bütün Avrupa Hristiyan, bütün Amerika Hristiyan. Milyarlarca Hristiyan var. Yani onları yok hükmünde görmek çok anormal bir hareket. Musevilerde, Kuran’da yüzlerce ayet var Musevileri anlatan. Yani yok hükmünde görmek, onları yok etmeye çalışmak, hiçbir vicdanın kabul edeceği bir şey değil. Dehşet verici bir şey bir Müslüman için. Bas bas bağırıyorlar, her yeri hayber yapacağız. Bütün İsrail’i yerle bir edeceğiz. Böyle bir ortamda huzur olur mu? Hristiyan alemi yani göz göre göre İsrail’in yeryüzünden kazınmasına müsaade etmez. Yani, diğer vicdanı olan insanlarda buna aynı şekilde bakacaktır. Dolayısıyla olan Müslümanlara oluyor. Birkaç aklı evvel böyle akıl veriyorlar ve bütün Müslüman alemi şuan bereketsizlik, fitne ve acının içerisinde kıvranıyor. Konuyu hiç uzatmaya gerek yok. İsrail’le ahbap olalım, dost olalım, Hristiyanlarla da dost olalım sevecen bir yaklaşımımız olsun, İslam ülkeleri de laik anlamda birleşsin. İttihad-ı İslam oluşturalım. Ben Ortodoks Musevilerinde Ortodoks inançlarını yaşamasından yanayım. Çok şeker sevimliler. Canlarım benim öyle, kendilerini de eziyette ediyorlar. Mümkün mertebe tavsiye de ederiz ama elleme yaşasın. Mesela Ortodoks Müslümanlarda yaşasın adam. Yani kendisi zarar verdirtmedikten sonra, zarar olmadıktan sonra öyle mutlu oluyorsa yaşasın. O da bir renk yani aslında ilginç yani böyle değişik. Mesela Ortodoks Musevileri Kudüs’te o bölgede Lübnan’da istedikleri gibi yaşatmak lazım. Onları üzmek, çok büyük acımasızlık. Yazık yani nasıl katıla katıla ağlıyorlar, bayağı acı çekiyorlar. Bırak yaşasınlar. Mesela farz edelim, Mahmut Hocam’ın cemaati biraz tabii Ortodoks anlayıştalar. Ama öyle mutlu oluyorlar. Tamam yaşasın. Bütün inançlarını yapsın yaşasın. Niye baskı yapalım? Ama yönetim Mehdiyette olsun. Sevgiyi, şefkati, merhameti anlatan Mehdiyet olsun. Bizim anlattığımız bu.

DİDEM ÜRER: Hocam dün bahsetmiştik, Diyarbakır’da bugün bir ilk gerçekleşti, 2500 kardeşimize iftar verdi. Diyarbakır’da polislerimizle birlikte iftar açıldı, vatandaşlarımıza hitabendi. Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven, tam sizin anlattıklarınız doğrultusunda bir konuşma yaptı; “Hep beraber biz, Türkü ile, Kürdü ile, Arab’ı ile, Zaza’sı ile, Çerkez’i ile her milletten insanla cennette buluşmayı, orada bir olmayı. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in sancağı altında toplanmayı arzu ediyoruz. Biz biriz, kardeşiz Allah birliğimizi daim etsin” dedi.

ADNAN OKTAR: Şahane konuşmuş. Görüyor musun Emniyet Müdürünü. MaşaAllah, helal süt emmiş. Allah ömrüne bereket versin, helal olsun. Müdürü bu konuşmasından dolayı kutluyorum. Ama Müdürü daha çok gündeme getirelim. Aferin, maşaAllah, elhamdülillah şahane olmuş.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’da iftarda, Diyarbakır Valisi Cahit Kıranç’ın da güzel bir konuşması oldu; “Biz birbirimizi sevmediğimiz sürece de iman etmiş sayılmazsınız” hadiside önümüzde açık olarak duruyor. Biz bütün insanlığa hangi dilden, ırktan, cinsten, coğrafyadan olursa olsun. Bütün insanları sevmek, saymak mecburiyetindeyiz. Onlarla hukukumuzu iyi tutmak mecburiyetindeyiz” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Vali, Emniyet Müdürü olay bitmiş, maşaAllah. Çok güzel, maşaAllah. İyi, tebrik ediyorum. Bir de valilerimiz şöyle delikanlıca bir çıkış yapıp Darwinizme, materyalizme karşı bir açıklama yapsalar, hükümet bayağı cesaret bulur. Emniyet müdürümüz mesela ne olacak, emniyet müdürüne bir şey olmaz söylesin gitsin; “Ben Darwinizme karşıyım” desin, “Darwinist eğitimin sonucunda bunlar oluyor” desin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kürt kökenli bakanlardan olan Sayın Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek; “Ablalarının o dönemde maddi şartlarından dolayı köylerinden uzağa gidemedikleri için okuyamadığını. Ve hala en büyük ablasıyla Kürtçe anlaştıklarını” açıkladı. Ayrıca “kendisinin Batman’da İmam Hatip lisesinde okuduğunu orada düz liseye geçiş yaptığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Mehmet Şimşek, şimdi anlaşıldı yüzündeki nurun hikmeti. MaşaAllah, canım benim Allah ömrünü uzun etsin, hayır bereket versin, sağlık sıhhat versin sana. Nur gibi, nur gibi, maşaAllah. Allah şaşırtmasın. Çok mübarek muhterem bir insan. Tam Müslüman evladı çok munis ve sevecen bir insan, mazlum. Hükümette çok şahane insanlar var. Tayyip Hocam’a da helal olsun, bu Kürt kardeşlerimizi, bence bütün bakanları Kürt yapsın, şu PKK’ya çok iyi bir tokat olur, çok çok şahane olur. Hepsi Kürt olsun. Bir daha da ötemez PKK, inşaAllah. Ne o? Bakayım, bak görüyor musun Anadolu delikanlısını. Canım benim, maşaAllah. Bak yerde oturmuş tertemiz maşaAllah, aferin. Allah sağlık sıhhat versin, onu hastalıklardan korusun Cenabı Allah. Ömrüne bereket versin. Çok efendi insan, maşaAllah. Tayyip Hocam uyanık, bak aferin çok iyi akıl etmiş. Mesela ben Kürt olduğunu bilmiyordum onun. Beşir Hoca da herhalde Kürt Beşir Atalay, o da çok muhterem bir insan. Süper olur aslında tamamını Kürt yapsa.

DİDEM ÜRER: Hocam, şu an Adeviyye de milyonlarca Mısırlı kardeşimizle Saraçhanedeki  yüzbinler birbirlerine el sallıyormuş canlı yayında. “Mısır’da milyonlar Türkiye” diye bağırıyorlarmış, Saraçhane’yi görenlerde o şekilde aralarındaki bağlantıyı görmüşler.

ADNAN OKTAR: Saraçhane, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz desinler, duyalım. Asıl onun duyulması gerekiyor. El sallamayla olmaz. Orada İttihad-ı İslam’ı istiyoruz diye bağırsın, orası da İttihad-ı İslam’ı istiyoruz diye bağırsınlar. Orada da Hz. Mehdi (a.s)’ı istiyoruz desinler, orada da Hz. Mehdi (a.s)’ı istiyoruz desinler. Yoksa ne Saraçhane kurtarır, ne orası kurtarır. Onlar orada bağırır, onlar orada bağırırlar, iki tarafta bağıra bağıra zayi olur, Allah esirgesin.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Köşe yazısında Amerikan başkanı Barack Obama’ya hakaret eden bir gazeteci kısa süre içinde işten çıkarılmış. Gazeteci Twitter hesabında; “Ben gazetecilik tarihinde bir gazetenin en fazla okunan makalesini yazmak yüzünden işinden atılan ilk kişi oldum” açıklaması yapmış.

ADNAN OKTAR: Küfretmeye ne gerek var. Küfür etmek, hanzoluk. Yani çok kaba hareket, ne gerek var küfür etmeye? Küfür çok gıcık bir hareket, ne gerek var küfüre? Akılcı eleştirirsin.

DİDEM ÜRER: Erzurum’da yardıma muhtaç 500 dar gelirli aileye Vuslat Derneği tarafından kuru gıda yardımı yapıldı. Yardım kolilerinin gelmesini bekleyen zor durumdaki aileler, gazeteciler tarafından resimleri çekilince, mahcup olarak oradan ayrılmak istediler.

ADNAN OKTAR: Tabii yardım edilirken resimler çekilmesi, filme alınması, bunlar yakışık alacak şeyler değil. Yakışık alacak olan, gizlice olmasıdır. Özetle, Güneydoğu’daki canlarımız çok hassas davranılması lazım. Erzurum’da hiç olmaz. Evlere tevziat, kapıdan götürür verirsin. Hane sahibine teslim ediyorsun. Kısa bir ara verelim.

VTR-Evrim İçin Ne Dediler.

Masaüstü Görünümü