Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (5 Ağustos 2013; 11:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Dünyalar yakışıklısı bebeğimin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, buyurun.

DİDEM ÜRER: Irak’taki Kürdistan din alimleri birliği Suriye’deki savaşın Kürtlere yöneldiğiyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Suriye rejimine karşı olması gereken savaş Kürtlere yönelmiştir. “Bazı İslami gruplar Kürt bölgesindeki istikrar ve güven ortamını bozdu. Kürtleri kaçırma, öldürme gibi eylemlerin helal olduğunu ilan etti” şeklinde bir iddia ortaya atıldı.

ADNAN OKTAR: Hepsi İttihad-ı İslam’da ittifak etsinler işte. Tek ortak ideolojileri olsun. İttihad-ı İslam da her fikre açık olsun. Komünistlere de, dinsizlere de, ateistlere de hepsine şefkat duysun. Hristiyan’a, Musevi’ye, insanlar huzur içerisinde yaşasınlar. Ama Cenab-ı Allah böyle takdir ettiği için illaki bu savaşlar olacak, bu kargaşa olacak yani takdir böyle. Mesela dünya 15 milyar yıldan beri var. Sonunu Resulullah (s.a.v) belirtiyor. 15 milyar yıl kıyamete uğramayan dünya, bak 15 milyar yıl kıyamete uğramıyor, 2120 gibi 15 milyar devam eden dünya, 2120’de tuzla buz oluyor. Ve Peygamber (s.a.v) söylüyor, “bu kadar süresi” diyor. Son artık 7000 yıllık bir süre veriyor, “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. Şu an adım adım en son noktaya yaklaşıyoruz. 2120, hemen yakın. Ama bak 15 milyar yıl dünyaya kimse dokunmamış. Hiçbir meteor; değenler de olmuş ama dünya durmuş her halükarda. O da Allah’ın izniyle tabii, o da Allah’ın dilemesiyle oluyor. Ama şimdi bak vakit geliyor, bu seferki çarpışma dünyayı toz duman edecek ve kıyamet kopuyor, bitiyor. 15 milyar yıl devam eder de düşünün, 1 milyar seneyi bir düşünün. 15 milyar hiç bir şey olmuyor dünyaya, duruyor. Meteorlar da çarpıyor bir şeyler oluyor ama duruyor. Buzul çağı şu bu falan diyorlar ya. O da bir renk getiriyor mesela, değişiklik yapmış oluyor. Son vaktinde bak, 15 milyar yıl sonra muazzam bir teknolojiye ulaşılıyor, muazzam bir ilerleme oluyor. Tam insanlar böyle muazzam bir gelişme gösterdiklerinde toz duman oluyor dünya. Tam ilahlık iddia etmeye başladıkları dönemde, “artık biz de insan yaratabiliriz, biz de hücre yaratabiliriz” dedikleri bir dönemde Allah toz duman ediyor. Bak ne diyor: “Cennet ve cehennem zaten uzak değildi” diyor Cenab-ı Allah. “Zaten uzak değil” diyor. Ama “yakınlaştırılmıştır” diyor. Hep perdelerden bahsediliyor, “perde kaldırılmıştır.” Bak boyutları net olarak açıklıyor Allah, çok anlaşılır tarzda. Allah serbest aklımızda, serbest gibi görünen aklımızda kendisini sevmemizi istiyor. “Cennette size tecelli edeceğim” diyor Cenab-ı Allah. “Sonsuza kadar da sizi yaşatacağım” diyor. Zaten seven sevdiğinden sonsuz ayrılmak istemez. Allah sevdiklerinden sonsuza kadar ayrılmak istemiyor. Mesela Mehdi’sinden, Hz. İsa Mesih (a.s)’dan, müminlerden sonsuza kadar ayrılmak istemiyor. “Onlar beni seviyor ben de onları seviyorum” diyor Allah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Londra merkez Sunday Times Gazetesi Mısır’da tartışılan uzlaşma planına dayandırdığı haberde; “devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ülkeden ayrılmayı kabul etmesi durumunda serbest bırakılacağını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Ayrılsın tamam gelsin de, adamın iktidarı elinden alırlar. Serbest seçimler falan olacaksa-ki, sözlerine de güvenilmiyor bunların. Geçenlerde gördünüz Doğu Türkistanlı ağabeyimiz“oyuna getirdiler bizi” dedi. Bize yaklaştılar, işte “özgürlük vereceğiz, her şey iyi olacak, demokrasi olacak. Tabii ki sizin vatanınıza hiçbir şey olmaz. Biz ortalığı düzeltmeye geldik” dediler dedi. Baktık olay öyle değil. Gittikçe yayıldıkça yayıldı, yayıldıkça yayıldı sonra dediler ki: “Burası bizim arkadaş, hadi geçmiş olsun” dediler dedi. Çok kalleş oluyorlar, inanılır gibi değil. Şimdi adamın oradan çıkması, tamam çıkar buraya gelir. Üç ay sonra seçim kararı alınsın, giriş-çıkış da serbest olsun ayrıca. Ama Türkiye’de durabilir yani seçimlere kadar dursun Türkiye’de. Ama oyun oynamasınlar, kalleşlik yapmasınlar. Ahlaksızlık yaparlarsa bu olmaz. Üç aylık bir süre versinler, tamam. Ama o da çok modern olsun, herkesi kucaklasın. Ve egoist olmasın Mısır’ı kurtarmak; Mısır’ı kurtarmakla olmaz kardeşim. O zaman bize ne Mısır’dan, bana ne elin Mısır’ından. Ben o gözle bakarım o zaman. Eğer egoistse, beni ilgilendirmez. Egoist değilse, herkese sahip çıkıyorsa olur. Bütün Müslümanlara, hatta dünyaya sahip çıkacak. Egoistlik çok kızdırıcı. Seçim yediş ay sonra diye atıyorlar, yedi ay sonra da yaptırmazlar.

EBRU ALTAN: Zaten ordu Mübarek’i devirirken de söz vermişti “bir daha müdahalede bulunmayacağız” diye. Sonrasında tekrar zaten sözlerini tutmadılar.

ADNAN OKTAR: Bağnazlıktan ne korkutuyorlar insanları? Şu rezilliği bir bıraksalar, konu bitecek. Bütün dünya tr tir titriyor bağnazlıktan. Pislik iş bağnazlık. İttihad-ı İslam’ı savunsunlar, İsrail’e bir anda sevgi göstersinler, Hıristiyanlara sevgi göstersinler, kiliseler açılsın, sinagoglar açılsın, camiler açılsın kaldıralım sınırları insanlar rahat etsin. Ben anlamıyorum bu kepazeliğin, bu azgınlığın nedenini. Niye memleket, bütün dünya zulüm içinde hayret edilecek bir şey. Ama Allah’ın takdiri.

“Şu halde sen sabret” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Mü’min Suresi 55. “Gerçekten Allah’ın vaadi haktır.” Allah’ın vaadine hep güvenmek lazım Allah diyorsa “İttihad-ı İslam’ı yapacağım” tamam haktır, bekliyoruz. Mehdi’si konusunda, hak. “Günahın için mağfiret dile” af dile. Onda bereket var, güzellik var. Allah bütün Müslümanların, hepimizin günahlarını affetsin. “Akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.” Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah her zaman Allah’a hamd ediyoruz. Ne güzel sağlık sıhhat veriyor, güzellik iyilik veriyor, bereket veriyor. Aslında karmaşık bir şey yok. Allah “bana hamd edin, dost olun, güzelce yaşayın” diyor. Ama işte kader bu illaki savaşlar da olacak. Çünkü savaş olmazsa barışın lezzetini alamıyor insanlar.

Allah diyor ki Mü’min Suresi 57’de: “Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Mü'min Suresi / 57) “İnsan yaratması çok kolay” diyor Cenab-ı Allah. İnsanlar diyor ya “nasıl oldu?” Cenab-ı Allah “son derece kolay benim için” diyor. Mesela aynaya bakıyorlar böyle, aynalar olur ya katmanlı; bir anda yüzlerce insan oluşuyor orada. Allah istese onlara hemen ruh verip canlı hale getirebilir, aynı insandan.

“(Bekçiler:) ‘Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?’ dediler.” Şimdi mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ı soracak onlara. “Size anlatmadı mı Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini? Anlattı, duydunuz. Her yerde okudunuz, incelediniz. Allah’ın varlığının delillerini de gördünüz. Peki neydi kanaatiniz?” “Kanaatimiz gelmişti” diyecekler. “Peki niçin kabul etmediniz?” “İşte gururdan, enaniyetten.” “Ne kadar sürdü bu gururunuz?” “Yıllarca sürdü.” Bu bir suç. “Onlar: "Evet" dediler. (Bekçiler:) ‘Şu halde siz dua edin’ dediler” diyor. Onlar diyorlar ki bekçilere: “Bizim için dua edin” diyorlar. “Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir. (Mü'min Suresi / 50)

Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin;” bak Rabbinize. Rabbimize demiyor “Rabbinize dua edin.” “..azabtan bir günü (olsun) bize hafifletsin." (Mü'min Suresi / 49) Bir gün olsun dinlenelim. Azap olmadığı bir gün olsun. Mesela haftada bir gün dinlenelim diyorlar. Azap olmadığı bir gün.

“(Bekçiler:) ‘Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?’ dediler.” Bekçiler. “Nasıldı?” diyorlar. “Evet” diyorlar. “Onlar: ‘Evet’ dediler. “(Bekçiler:) ‘Şu halde siz dua edin’ dediler.” Normalde odur zaten kendisinin dua etmesi lazım. “Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir.” (Mü'min Suresi / 50) Bak kafirliğe orada da devam ediyor. Artık aklın ihtiyarı kalkmış, cennet cehennem; daha hala kafir. Orada bir şey yapıldığını zannediyor ve geçici orada olduğu kanaatinde. Mesela bir milyon sene geçiyor kafa yine basmıyor, yine çıkacağını zannediyor. Allah’a dua etmiyor bak, “Allah’ına dua et” diyor. “Rabbine dua et” diyor. Azgınlığa bak, özel yaratılmış varlıklar.

“Şüphesiz biz elçilerimize ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları gün elbette yardım edeceğiz.” (Mü'min Suresi / 51) Yani dünyada da ahirette de yardım edeceğiz diyor. Mesela ahirette müminler düşünüyor, işte “biz ne yaparız acaba” diye. Allah diyor ki bak: “Yanında şahit..” Onun yardımcısı var. Sürücüsü var özel, önlerinde nur var, sağında nur var ve onlara hep güvenlik ve selam ifadesi veriliyor. Ama buna rağmen içlerinde yine bir şeylik oluyor acaba ne olacak diye. “Kuvvetle umut ederler” diyor ama emin değil bak, “kuvvetle umut ederler” diyor. Cennete girince içi ferahlıyor. İnsan fıtratı orada da o şeyini devam ettiriyor. Cennete girince tam kanaati geliyor ferahlıyor. Ama önden önce umut ediyor. Halbuki alametler var. Cennet alametleri oluşmuş belli, yani sağında nur var, önünde nur var, bekçisi mesela, cennetle müjdeleniyor. Ama buna rağmen kuvvetle umut ediyor zannı galiple, inşaAllah. Ama çok iyi tabii yinede. Allah esirgesin mesela aksi de olabilirdi. Allah öyle bir şey yaratıyor.

“Zalimlere kendi mazeretlerinin hiç bir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de.” (Mü'min Suresi / 52) Bak zalim. Zalim oluyor, adam diyor ki “ne var dinsiz olmasında” diyor. Dinsiz olmayla kalmıyor ayrıca zalim oluyor. “..kendi mazeretlerinin hiç bir yarar sağlamayacağı gün;” kafalama yapıyorlar ya insanlara bu dünyada, orada da öyle yapacağını zannediyor. “Hiçbir yarar sağlamaz” diyor Allah. Bahane çok biliyorsunuz insanlarda. “..lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de.” Ama Allah bir yurt olarak söylüyor. Orada cehennem evleri de var, cehennem mahalleleri de var ama “en kötüsüdür” diyor Allah.

“O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka İlah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi'ne halis kılanlar olarak O'na dua edin.” Yani aracıya gerek yok. Şeyh aracılığıyla, başka bir şey aracılığıyla değil, doğrudan Allah’a dua edin diyor Allah ayette. “Alemlerin Rabbine hamd olsun.” Elhamdülillah sürekli Allah hamd istiyor.

“Hamd etsem ne olur?” diyor. Haberin olmadan bereket gelir. Mesela üstüne gelecek bela gider. Mal gelir, para gelir, imkan gelir, kafana açıklık gelir, kalbine ferahlık gelir, üzerinde bunalım olmaz. Ailene bela gelmez, sevdiklerine bela gelmez. Bir tek mümini korumuyor Allah, sevdiklerini de koruyor. Sevdiklerini de beladan koruyor. “Hamd neye yarar?” diyor. Ucu bucağı yok. En başta Allah’ın rızası. Allah hem o şahsı koruyor, hem sevdiklerini koruyor, hem de onun sevdiği şeyler ne varsa onları da koruyor, maşaAllah.

“Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim.”  Mutlaka icabet ediyor Allah, dua edildiğinde. Dua çok hayati bir şey ama insanlar onu tam kavrayamıyorlar, duayı. Yani “Ne oldu? Söyledim boşa gitti” gibi düşünüyor. Halbuki her dua, Allah katında ibadet olarak zaten kabul ediliyor. Namaz gibidir dua. Nasıl adam abdest alıp namaz kılıyorsa, bir namaz dua da o da bir ibadet. O ibadet kabul ediliyor Allah tarafından. Ama dua sonucunda mesela adam diyor ki, “Ya Rabbi bana hidayet ver” diyor. Allah ona hidayet veriyor. “Ya Rabbi imanımı derinleştir” diyor mesela bunlar en hayati konular imanını derinleştiriyor. Çünkü iman, mesela “bana ev” diyor. İmanını güçlendirmedikten sonra ev verse ne olur? Evin içerisinde mezara girmiş gibi bunalırsın, mahvolur sıkıntı çekersin. “Ya Rabbi” mesela “beni evlendir” diyor. Evlenirsin kadın başına bela olur. Tam anlamıyla bela olur, tiksinirsin, o seni sevmez, sen onu sevmezsin. Ama dua edersen Allah eşine de bir nur verir, sana da bir nur verir, ferahlık olur. Mesela dua ediyor, “Ya Rabbi bana bol yiyecek ver” diyor midesi hastalanıyor, yiyecek dokunuyor ona, alerji yapıyor, yiyemiyor hiçbir yiyeceği yiyemiyor, birçok şeyi yiyemiyor. Duada yiyecek ona gıda olarak fayda sağlıyor o zaman, bereket geliyor. Ömür türlü bereketsiz oluyor. Mesela dua ediyor, kendi ülkesi kurtuluyor. Samimi bir kişinin duasıyla koskoca ülke kurtuluyor. Samimi halis bir Müslüman, bir tane Müslüman kendi memleketi için dua ettiğinde koskoca memleket kurtuluyor. Adamların haberi bile olmuyor. Onun vesilesiyle kurtuluyorlar. Onlar öyle rastlantı sonucu kurtulduğunu zannediyor. Halbuki onun vesilesiyle kurtuluyorlar. Mesela büyük bir felaket gelecek oluyor, onun vesilesiyle kalkıyor. Duayı bazı Hristiyanlar çok iyi anlamışlar. Evanjelikler çok önem veriyorlar duaya ve dolayısıyla onun da kendilerince tabii faydasını görüyorlar Allah katında. Ama en büyük hataları yine tabii şirke yatkın sözleri veya şirk olan sözleri. Ama bir kısmı tabii Allah’ın bir olduğuna inanıyor. O önemli yani kalben inanıyor. Diliyle söylemese bile, kalben inanıyor. Ama dillen söylememekte çok büyük bir vicdansızlık.

“Allah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi,” Gece yatmak hakikaten daha sukündür, ferahlıktır. Gündüz daha zor uyunur, gece beşik gibidir böyle. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var etti.” Özel olarak yaratılıyor. Perdeyi kapatır gibi bir kapatıyor, ortalık karanlık oluyor. Işık yakar gibi Allah bir ışık yakıyor, ortalık aydınlık oluyor. Güneşi de insan çok makul görüyor, “orada yanıyor” diyor bir şey. Kardeşim şimdi bir yerde akkor haline gelse mesela burada fırınlar oluyor, çelik eritme fırını, demir eritme fırınları oluyor, akkor üç bin derece, dört bin dereceye kadar sıcaklık çıkıyor. İşçi çalışıyor yanında demiri karıştırıyor adam burnunun dibinde. Yani oradan ısı gelmez. Milyonlarca kilometre öteden ısının ışığı gelmesi bir de havada yok. Hava yoksa nasıl gelir? Hava olsa havayı ısıtıyor da geliyor diyeceksin. Boşluk, havada yok. Geliyor. 8 dakikada yol alıyor ışık. Adam araba gibi geliyor, yol alıyor. Her şey harika.

Karpuz vardı, akşam suyuna şaşırdım, tadına şaşırdım. Nereden biliyorsun? Büyüyor karpuz, zınk duruyor. Büyüt de büyüt mesela masa kadar olur. Olmuyor. Belirli bir şeyde duruyor, belirli bir noktada duruyor. Önce köfte gibi küçük acayip sevimli, o güzel kokuyu nasıl buluyorsun? Allah’ın vesilesi, Allah vesile ediyor. O su leş gibi çamurlu su, gübre falan da koyuyorlar artık yani düşün, çamurlu su. Kıl gibi incecik ona kirli suyun girmemesi mümkün değil. En ala süzgeçler oluyor, su leş gibi oluyor. Suyu süzmüyor yani. Tülbentten süzüyorlar, kağıttan süzüyorlar leş gibi akıyor su geçmiyor. Kıl gibi incecik mis gibi çıkarttığı su mis gibi. Hayır bakteri de geçirmiyor, bakteri kaynıyor fokur fokur bakteri kaynıyor. Tek bir tane bakteri geçemiyor. Süzgeçle mümkün değil. Bakteri hepsi geçer yani. Bakteri de geçmiyor. Şekerini tam ayarlıyor, sanki baş aşçı. Şekerini tam ayarlıyor, kokuyu tam ayarlıyor. Kıvamı, muhteşem bir kıvamı var. Sahurda da, oruçta da insan için çok büyük bir nimet, kavun da öyle. Nefis uzaktan öyle kavunla, karpuz çok zıt.

Şeftali de öyle.

Cennette “aa” diyorlar “biz bunu tanıyorduk.” Cennette karpuz, kavun hepsi var. Bayağı benziyor. Dünyanın çok daha moderni, çok daha kalitelisi ama bayağı benzer dünyaya cennet. Çok çokta değişik olsa, Allah onu istemiyor. Çünkü alıştığı şeyler insanın hoşuna gidiyor. Yeni orijinal şeyler de var cennette. Ama dünyaya benziyor mesela ev, eve alışmış ya. Konak, köşk tarzında. Ama bak şu camdan yapma saraylar ahir zamanda ilk defa yapılıyor, yeni yapılıyor. Cam evler geçmişte olan bir şey değil. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) in hadisinde “Cennet köşkleri, havada durur. Fakat camdandır, kristaldendir” diyor. “Havada durur, insan çıkmak istediğinde hemen niyet ettiğinde bir anda çıkar” diyor köşke. Her insanın kafasında bu vardır. Mesela içgüdü olarak bize verilmiş. Camdan olması, mesela camdan bayılıyor insanlar. Sonunda ona benzer yapmaya başladılar. Ama binanın havada olması, müthiş bir şey ve hiç bir şey de olmuyor. Koskoca ev kuş gibi duruyor havada, cennetin özelliği. Bize bu çok mantıklı gelecek cennette. Şimdi bize şaşırtıcı geliyor ama cennete Allah nasip eder de girersek, gayet makul. Cennet yiyecekleri makul, mesela elmaya “gel” diyorsun geliyor. Adam son derece normal sanki normal bir hayat yaşıyormuş gibi. Dal eğriliyor, elini uzattığın dal eğiliyor kendinden geliyor. Kopardığında meyveyi aynı anda duruyor meyve. Yani hiç almamışsın gibi kopardığında. Yiyor adam, yine oluyor. Yiyor yine oluyor. İnsanların Allah hoşuna gitsin diye buna benzer milyonlarca detay meydana getiriyor, cennette hoşlarına gitsin diye. Ve kendisi de tecelli ediyor Cenab-ı Allah’ın, Selam veriyor. Cuma günleri hadiste var. Cuma günleri insan suretinde güzel bir çocuk, genç delikanlı suretinde “Selam” diyor Allah, maşaAllah. Tecellisi olarak, zatı değil tecellisi olarak, inşaAllah. Çünkü orada her şey Allah’ın tecellisi ama orada “Ben Allah’ım” diye tecelli edince Allah’ın tecellisi olarak tabii bu çok heyecan verici. “En lezzet veren güzellik odur” diyor, cennette. Çok sevildiği için Allah insanlar muazzam heyecan duyuyorlar. Her gelişinde Allah’ın, her tecelli edişinde, Selam diye geliyor zaten Cenab-ı Allah da tecellisi, inşaAllah.

Ama böyle bir imtihan, muhteşem bir imtihan oluyor. Mesela bak bu imtihanda koskoca dünya yedi milyar yaklaşık, bir tane Hz. Mehdi  (a.s) çıkarıyor Allah. Bir Hz. Mehdi (a.s) için, yedi milyar insan yaratılıyor, Hz. İsa Mesih (a.s) özel olarak indiriliyor gökten önce göğe alıyor Allah indiriyor. O şeker de şu an nerelerde bilmiyorum, yani hiç alamet vermiyor. Alameti duyuyoruz da yani tam özel stili var bir şey yapıyor bilmiyorum. Ama Bediüzzaman diyor, “Tebliğ faaliyetlerini, imani faaliyetleri hepsini Mehdi (a.s)’a bırakır” diyor Hz. İsa Mesih (a.s). O şeye girmiyor o. Siyasetle ilgileniyor Hz. İsa Mesih (a.s). Şu anda da öyle bir alamet görülüyor. Çünkü siyasetçilerin bu kadar İslam’a dönmüş olmaları şaşırtıcı. Ama nasıl bir yöntem yapıyor? Ne yapıyor? Nasıl kendini gizliyor? Bilmiyorum. Çok harika bir durum var. Belki bu İllimünati’yi ele geçirerek bir faaliyet yapıyor. Nasıl toplantı stilleri var, ne yapıyorlar bilmiyoruz. Çünkü gizlilik çok ayrı bir şey. Mesela Masonların da gizliliğini bilemiyoruz. İllimünati’nin gizliliğini bilemiyoruz. Tapınak şövalyelerinin gizliliğini bilemiyoruz. Büyük konvanlar oluyor mesela büyük toplantılar da oluyor, onları da bilemiyoruz. Yani onları bilemediğimiz gibi Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebelerini de, faaliyetlerini de bilemememiz normal.

Haram insanı çok çirkinleştiriyor. Allah vermesin, harama giren hanımlara bakıyorum, mahvoluyorlar canlarım benim. Ne gerek var harama? Helaller ne güzel, ne kadar çok helaller. Harama niye ihtiyaç duyuyorsun, niye kendini mahvediyorsun? Niye belanın içerisine giriyorsun? Ucu bucağı yok helallerin maşaAllah.

Vahşiliklerine bak şeytandan Allah sığınırım. Bu deve olayında, deveyle ilgili “derken” diyor. “Arkadaşlarını çağırılar oda bıçağını kapıp” bak ayıya bak, hayvana bak, hayvan da yapmaz bunu, “hayvanı ayağından biçip yere devirdi.” Ayağına kılıç vuruyor devenin Allah hayvanlara karşı yapılan zulüm Cenab-ı Allah’ın çok ağırına gidiyor. Mesela burada belanın gelmesi konusu bu, hayvana yapılan zulüm. İnsana yapılan değil hayvana yapılan zulüm. Hayvana yapılan zulüm yüzünden orayı helak ediyor Allah. Hayvana yapılan zulüm insana yapılan zulüm gibi. Aynı hükmü uyguluyor Allah hayvana yapılan zulümde. Bacağından biçmek, hayvan kan revan içinde kalıyor. Devriliyor deve bayağı güzel tatlı bir hayvan. Vahşi herif, helal olan yol var. Hayvana böyle bir eziyet yapman için bir sebep mi var? Hayvan debeleniyor kan revan içerisinde yürüyemiyor da, ağzı dili yok hayvanın. Kendini anlatacak bir durumu da yok. Bak ne diyor Cenab-ı Allah “Şu halde benim azabımla uyarılmak nasılmış?” diyor Allah “çünkü biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oldular” diyor Allah. Müthiş bir felaket gönderiyor Allah. Atom bombasına benzer bir şeyden bahsediyor burada Allah. O devirde de daha sade, daha kolay yöntemle yapılan maddenin bir başka maddeyle karşılaşmasından meydana gelen atom bombasına benzer bir patlama olabiliyor yani bir şey var. Bunu bilgisi var o zamanki insanlarda. Cenab-ı Allah onları vesile ediyor. “And olsun biz Kuran’ı zikir için kolaylaştırdık fakat öğüt alıp düşünen var mı?” İşte bak şimdi bağnazlara bunu sormak lazım. Allah “kolaylaştırdım” diyor “gayet kolay” diyor. Türkçeye de çevrilmiş. Adam diyor ki, yazmış “biz kırk yıl geçse anlayamayız.” Allah diyor ki “müşrikler anlayamaz Kuran’ı” diyor. Adam diyor ki “biz anlayamayız, kırk yıl geçse anlayamayız.” Bak Allah’ın dediğinin aynı açıklaması. “Biz de onlara taş yağdıran kasırga gönderdik yalnız Lut Ailesini bu azaptan ayrı tutuk. Onları seher vaktinde kurtardık.” Sabah vaktinde. “Tarafımızdan bir nimet olarak, işte biz şükredenleri böyle ödüllendiririz.” Hayrettir bu tip olaylarda iyileri Allah özel olarak ayrı tutuyor. Öyle bir insan varsa, tebliğ yapan, İslam’ı anlatan insan onları ayırıyor Allah. Toplu helaklarda onlara bir şey olmuyor genelde, Allah’ın dilemesiyle. “Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler” “direttiler” diyor Allah, devam ediyor.  “Andolsun onları bir sabah vakti” sabah vakti onların en rahatsız oldukları vakit, tam keyif yaptıkları an olduğu için Allah genellikle sabah vakti vuruyor. “Sabah vakti erkenden üzerlerine kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırdı” diyor. “Kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırdı. Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın. Andolsun Firavun ailesi ve çevresi ve kavmine de uyarılar geldi.” Onlara da uyarılar geldi diyor Allah. Mesela şu anda uyarılar geliyor insanlara, devam ediyor uyarılar. “Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar” diyor Allah. Hepsi komple olduğu gibi yalanladılar. “Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakaladık” diyor Allah. Hep dünya tarihi bunlarla yani zalimler mutlaka mağlup oluyorlar. Mesela şimdi de bak dünyada zalimler ataktalar halbuki mutlaka mağlup olmaya mahkumlar. Bu kanunu bilmiyor zalimler. Bilse hiç baştan girmez. Zalim olup devam eden olmuyor. Mutlaka yıkılıyor, çok kısa sürüyor zalim. Yaklaşık kırk yıl falan sonra Allah bozulma başlatıyor. Sonra tepelerinin üstüne yere onları dikiyor. “Sizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mı? Yoksa sizin için Kitaplarda bir beraat mi var?” diyor Allah. Adam “yok ya Firavun’a niye benzetiyorsun adamı?” diyor. Allah diyor ki “daha mı hayırlı onlar?” diyor. Yani “kafirin daha hayırlısı olmaz” diyor Allah. O da kafir, o da kafir. Küfür içerisindeyse, samimiyetsizse, zalimse, gaddarsa, acımasızsa aynı hükümde. “Sizin için kitaplar da bir beraat mı var?” diyor Allah. Yani onun için Allah’ın hükmü olması lazım "Biz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan' bir topluluğuz mu diyorlar" Allah. Bak hep öç alma asma, kesme zulüm Allah bunu istemiyor. “Yakında o topluluk bozguna uğratılacak” bak Allah “yakında” diyor, çok kısa süre içinde demin söylediğim gibi. “Ve arkalarını dönüp kaçacaklar” diyor Allah. Şimdi mesela Suriye’de mutlaka yenilecekler göreceksiniz. Mısır’da mutlaka yenilecekler. Ama bak bağnazlar da yenilecek yalnız, bağnaz da yenilecek. Hak olan Kuran’a tam tabii olanlar galip gelecekler sonuçta. Bağnaz olanın iktidarı da durmaz mutlaka yıkılır bağnaz. Ancak Mehdiyet yolunda olan iktidar ayakta kalabilir. Allah öyle yaratıyor. O bir kolaylık. Mesela Mehdiyet’e uyuyorsa bir iktidar mümkün değil ancak kıyamete yakın devirlere kadar devam ediyor. Ondan sonra bozulur ama Mehdiyet yolundaysa bozulması mümkün değil. Ama bu aralar kıyamet yakın olduğu için iktidarlar çabuk yıkılacaklar. Hükümetler çabuk yıkılacaklar, daha seri olacak. Çünkü Allah Mehdiyet’in bir an önce hakim olmasını istiyor, vakit kısa olduğu için. Allah’ın kullandığı cemiyetler var, gizli cemiyetler, onlar da bu talimatı almış durumdalar. İllimünati gibi, işte masonluk gibi, tapınak şövalyesi gibi sistemlerle kısa sürede Mehdiyet tarzı İslam’ın hakimiyeti şirk sistemlerinin de yıkılması. Şirk sistemlerin yıkılması için bu gizli cemiyetler de şu an yardımcı oluyorlar, bunu açıkça söyleyeyim. Mehdiyet yolunda olan sistemin de hakim olması için de var güçleriyle destek oluyorlar. Bunları zamanla daha açık göreceğiz, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam Yusuf İslam daha önceden görüşmüştünüz siz.

ADNAN OKTAR: Evet tanırım, birkaç kere görüştüm.

DİDEM ÜRER: Modern Müslüman olmanın önemini anladığını açıklamış; “Artık entel giymiyorsunuz” diye sormuşlar. Bu soru üzerine “evet imajımı değiştirdim. Önceleri bir Müslüman gibi görünmeyi çok önemserdim. Sonradan fark ettim ki buna gerek yok. Yani özel bir giyime gerek yok. Modernlik bu günle alakalıdır. İslam hep dünle ilgili olmak zorunda değil. O da çağı yakalamalı. Bu anlamda daha modern bir Müslüman’ım” demiş.

ADNAN OKTAR: Onu bize geldiğinde konuşmuştuk onunla, aynı bu şekilde konuşmuştuk. Kabul etmişti o zamanlar. Yani çünkü o imajıyla ortaya çıkmış olsa çok daha etkili olacaktı. O biraz geleneksel Ortodoks bir Müslüman görünümü verdi, gücü kırıldı tabii. Halbuki modern yönüyle ortaya çıksa daha etkili olurdu. Ama fark etmez. Fakat Yusuf İslam’ın iyi özelliği, çok dürüst olması, çok efendi olması. Buralarda mı o?

DİDEM ÜRER: İstanbul’daydı, döndü mü tam bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Dönmediyse çağıralım, bir görüşelim.

DİDEM ÜRER: Müziğe de yeniden başladı Hocam, bırakmıştı.

ADNAN OKTAR: Tabii iyi yapmış. Ama biraz şu sakalları düzeltsin, bir şekil versin. Gidişat oraya benziyor yaklaştır yüzünü bakayım. Evet, bizim sitili almış hadi bakalım. Yöntem doğru iyi olmuş, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Daha dinç görünmüş zaten.

ADNAN OKTAR: Tevazusu çok iyi. Mazlum da, iyi. Stilimizi de beğeniyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Atatürkçü Düşünce Derneği’nin gençler için düzenlediği yaz tatili kamplarında, Gezi Parkı eylemleri için provalar yapıldığı iddia edildi. Alınan bilgilere göre; “derneğin genel merkezi tarafından organize edilen Köyceğiz yaz gençlik kampına katılan öğrencilere “polisle nasıl çatışılır?” eğitimi veriliyormuş.

ADNAN OKTAR: Çok ayıp, çok ayıp. Akılla. Slogan atın, bağrın, konuşun. Sazlı sözlü toplantılar yapıyorlar ya ne güzel, müzikle çok güzel anlatabilirler. Valilikten izin alın toplantı yapın polise saldırmanın alemi ne? Mesela otobüse molotof kokteyli atmışlar. İçinde çoluk çocuk var delirdiniz mi siz?  Kadınlar, hanımlar var. Ne zorunuz? Öldürmeye, yakarak öldürmeye tam teşebbüs. Yani cinnet bu, çok yanlış Allah’tan korkmuyorlar tabii. Ne diyelim? Onları bilemiyoruz ki. Ne diyelim yani?

Canlarım benim hep yaşlılar. Bunlar bitti mi hiç sanatçı manatçı kalmayacak gibi gözüküyor. Ahir zamanın felaketlerinden biri de bu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani, Sayın Davutoğlu’nun da bulunduğu yemin töreninde Esad’a tam destek vereceklerini ve dünyadaki hiçbir gücün aralarındaki onlarca yıllık birliği bozamayacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Esad, yolcu gidecek. Esad’a yapılan ne? Ruhsuz bir Suriye, bedensiz bir Suriye. Binalar yok. İnsanlar yok. Yıkılmış viraneler ve cehennem var. Esad da oralarda geziniyor. Artistlik yapıyor. İran yanlış yoldan girdi. Oyuna geldi. Şeytanın oyununa geldi. Aklını başına alsın. “Allah böyle bir felaketi niye veriyor?” diye düşünmeleri lazım. “Allah niye yerle bir etti oraları?” bir düşünsünler. Esad üç buçuk atıyor. Bıraksın artistliği sokağa çıkıyor. On dakika dışarı çıkmayla olmaz. Hiçbir yere gidemez. Öldü Suriye. Mehdiyet’le yeniden can bulacak.

Ah yerim ben onu. “Canım Hocam sizi çok seviyorum. Bir an önce büyüyüp, sizin talebeniz olmak istiyorum” diyor. Ayşe. Bak bak, şekerliğe, ballığa, kaymaklığa bak. Şu annesi ayaklarını bir ısırsa, topuklarını falan. Yanaklara bir annesi dalsın bence. Şekerliğe bak. Evde bu, muazzam bir şey, maşaAllah.

Şimdi Başbuğ’umuzun, rahmetli Başbuğ’umuzun bir konuşması var, önce onu bir dinleyelim.

DİDEM ÜRER: “Hangisini verelim?” diyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Türklük ve İslamiyet’i birbirinden ayırt etmeye kalkan tipler var. Onlara tokat gibi cevap veriyor rahmetli Türkeş, Başbuğ’umuz. Onu bir dinleyelim.

VTR-Alparslan Türkeş

ADNAN OKTAR: Evet, rahmetli Başbuğ çok dindardı. Bir şey konuşurken Kuran’a uygunsa konuşurdu. Sünnete uygunsa konuşurdu. Kendi aklına göre, kendi kafasına göre konuşmazdı. Bazı delikanlılar kendi kafalarınca yeni felsefeler ortaya çıkartmaya çalışıyorlar. İslamiyet olmadan Türkçülük kafası, onu andıran bir üslup kullanıyorlar, çok yanlış hareket ediyorlar. Safkan faşist kafadır o. Ve onda ne sevgi var, ne merhamet var, ne şefkat var, ne güzellik var, ne de bereket var. Çok uğursuzdur. Uğursuz olduğu için de, Allah onu mağlup eder. Başbuğ, konuşmalarında bu kafada olan adamları uyarmıştır. Ve hiçbir zaman için MHP’nin içerisinde de bu tiplere imkan tanınmamıştır. Ülkücü gençlik hep tavır almıştır böyle tiplere. Ülkücü dediğin gerçek anlamda dindardır. Allah’tan korkar. Allah’ı sever. Peygamber (s.a.v)’e son derece saygılıdır. Kuran’a göre hareket eder. Dolayısıyla da hareketinde bir bereket vardır, güzellik vardır. O yüzden de bereketli bir faaliyet olmuştur.

Mesela bunlar ne diyorlar? Aslında kaile almazdım, fakat yanlış bir düşünce olduğu için, az da olsa bu kafada olan insanlar var, faydası olur diye açıklıyorum. Yoksa bir grup olarak kimsenin taktığı, kaile aldığı şeyler değiller. “Bize ne Gazze’den, bize ne Hamas’tan. Yaşasın bağımsız Doğu Türkistan” pankartını eleştirmemizi kendilerince eleştirmişler. “Bana ne Hamas” ne demek? “Müslüman da olsa, her ne olursa olsun, beni ilgilendirmiyor” diyorsun. “Ancak saf kan Türk ise, beni ilgilendirir” diyorsun. Bunu bir ülkücü söyleyemez. Aklı başında bir insanın söyleyeceği bir söz değil bu.

Sonradan da bazı arkadaşlar yani bu çocuklar için demeyelim de, böyle yine ilginç fikirler ortaya atmışlardır. Düşünceler ortaya atmışlardır ve Başbuğ bu kafayı tamamen ortadan kaldırmıştır açıklamalarıyla. Bu gençlere gelince bunlar da tabii ne diyorlar? Özetle “önce Türkiye düzelsin” diyorlar, “sonra Arap ülkelerine yardımcı olabiliriz” diyorlar. Bu zaten normal olan bir şey. Ama sen ne diyorsun? Baştan kestirip atıyorsun, “bana ne” diyorsun “Gazze’den, bana ne Hamas’tan, yaşasın Bağımsız Türkistan” diyorsun. Ama desen ki, zamanı gelince “tabii ki biz Hamas’ı da kurtaracağız, Gazze’yi de kurtaracağız, Mısır’ı da kurtaracağız” desen, “güçlenip bunu yapacağız” desen, bu olur. Ama sen baştan felsefeyi ve inancı koymuşsun, “bana ne” diyorsun. Adam yerine koymuyorsun, insan yerine koymuyorsun. Müslüman olarak kaile almıyorsun. Bu, Kuran’a aykırı bir üslup. Başbuğ’un şiddetle karşı olduğu bir üslup. Faşizan bir üslup, yanlış bir üslup. Bu lafı oturup düzeltmeye çalışmana gerek yok. Bak şimdi biraz kıvırmışlar. İşte diyor ki kendi kafasınca “Ortadoğu’da iki ev vardır. İki evin içi de oldukça kirlidir. Bir evin batı kapısı komşu evin kuzeyindedir. Bu evlerden biri Türkiye ve Türk dünyası, diğeri Filistin ve Arabistan’dır. Türkiye’deki ev sahipleri kendi evlerinin içini evlerini kendilerine bağımlı hale getirenleri temizlemeden diğer evi temizliğe kalkmamalıdırlar. Sizin evinizde kendi evini temizlemeden yardıma koşan birini ne kadar güvenebilirsiniz?” Bu kafayı geliştirirken bir dayanak yok. Ne Kuran’a dayandırmışlar, ne Başbuğ’un izahlarına dayalı, kendi kafalarına göre köfteler ortaya bir fikir atmışlar ve kıvırıyorlar. Bak lafı kıvırıyorlar. Sen burada ne diyorsun? “Bize ne Gazze’den” diyorsun. Bak şart şurt koymuyorsun, hiçbir şey koymuyorsun kestirip atmışsın. “Beni ilgilendirmez” diyorsun, adam yerine koymuyorsun. İnsan yerine koymuyorsun. Müslüman kardeşine söylediğin lafa bak sen. “Bize ne Gazze’den, bize ne Hamas’tan.” En kolay nereden kurtarıyorsan, oradan kurtarırsın. Irak yakınındaysa, gidip Irak’ı kurtarırsın önce. Suriye yakınındaysa gider Suriye’yi kurtarırsın. Sonra onları toplarsın gidersin Doğu Türkistan’ı kurtarırsın. Hazır elinde güç varken niye bekleyesin kardeşim? Hazır yakınında kardeşlerin varken imkanın varken, bir an önce güçlen, toplan muazzam bir ekonomi güç olursun, Çin’e bir ekonomik ambargo koysa İslam alemi, Doğu Türkistan konusunda yalvarır Çin. Diz çöker. Hemen bağımsızlık iste “bağımsızlık da vereyim” der, “ne istiyorsanız yapayım?” der. Fazla da değil, bir aylık bir ambargo koymuş olsa, “ambargo koyacağım” dese, ambargo koymasına bile gerek yok, “ambargo koyacağım” dese Çin yüzüstü yere yatar, yalvarır. “Ne istiyorsanız yapayım” der. Böyle bir imkan varken oturmuşlar köfteler “fakat Türkler Ötüken’de otağ kurmadan Mescid-i Aksa’da namaz kılamayacağını bilincindedir?” Şimdi bak lafı değiştirmiş. Sen bak Mescid-i Aksa’daki Müslümanları, şimdi kurtarmaya kalmışsın bak burada. Ama sen daha önce ne diyorsun? “Bize ne Gazze’den, bize Hamas’tan” diyorsun ve kayıtsız şartsız bunu söylüyorsun. Bu patavatsız ifadenin düzeltmesi böyle olmaz. O lafı önce kaldır ortadan bir sen. Sonra bunu söyleyebilirsin. Ama nerede güçlenirsen orası senin için kârdır. Niye illa Ötüken? Ötüken’den önce bakarsın sen burada Azerbaycan’la birleşirsin, Suriye’yle birleşirsin, Irak’la birleşirsin, Mısır’la birleşirsin bir anda bir güç haline gelirsin. Oradan da gidersin, diğer İslam ülkeleriyle birleşirsin. Sonra Doğu Türkistan’ı kurtarırsın, sonra Türklük alemini kurtarırsın takır takır, peş peşe. Çünkü sermaye, güç her şey eline geçmiş oluyor. Veyahut Azerbaycan’ı önce kurtarırsın. Ermenistan’ı alırsın Türkiye’ye dahil edersin.  Bastırırsın Türklük alemini oradan da olabilir.  Nereden kolaysa nereden çabuk oluyorsa oradan yaparsın. Bu kurala ne gerek var? Ve Müslümanları bu derece aşağılayan bir üslupla dışlamanın alemi ne? Ne kadar çirkin bir ifade. Bunu duyan bir insan ne anlar? “Bana ne Hamas’tan,” bana ne Arap’tan, bana ne Laz’dan, bana ne Kürt’ten bu kafaya gider bu. Bak Başbuğ ne diyor? “Kürt, Laz, Çerkez hepimiz kardeşiz” diyor. Sen burada bunu diyor musun? Demiyorsun. Bunu dememişsin sen. Sen dışlayan bir üslup kullanmışsın. Ondan sonra kıvırıp köfte bunu kurtarmaya çalışıyor.  Zırva tevil götürmez derler. Önce bu lafı düzelteceksiniz.

“Biz Turan’cıyız” diyor. Güzel. Türklük alemi tabii ki birleşecek. Senin bunu bize anlatmana gerek yok. Bunu Atatürk de açıklamış, rahmetli Abdülhamit devrinden beri bütün Türk milletinin kalbindedir kızıl elma. Tabii ki isteriz. Ama yol nereden kısa ise biz oradan hallederiz. Usule ne gerek var? Nereden çıkarıyorsun bu kafayı? Bakarsın Ürdün de kabul etmiş, Mısır kabul etmiş, Suriye kabul etmiş aşağıya kadar gidersin. Bir bakarsın Fas, Tunus, Cezayir kabul etmiş. Muazzam bir güce dönüşürsün. Bir bakarsın Suudi Arabistan kabul etmiş. Bir bakarsın İran kabul etmiş. Dünyanın en büyük gücü oldun demektir. Bir petrol ambargosu uygulasa yer yerinden oynar. Bir ekonomik ambargo uygulasa yer yerinden oynar. Dünyanın bir numaralı gücü olmuş oluyorsun. Doğu Türkistan gün meselesidir o zaman, senin dediğin yöntemle Doğu Türkistan’ı sen yüz yıla kurtaramazsın. Vakit kaybettiriyorsun. Pratik ve kolay yolu seçeceksin. Bütün Müslümanlar bizim kardeşimizdir. Bütün Türkler bizim kardeşimizdir. Turan da hedefimizdir, İttihad-ı İslam da hedefimizdir. Buna Türk İslam birliği diyoruz. Ama sen Turan aşağı, Turan yukarı başka bir şey dediğin yok. İslam aleminden bahsetmiyorsun. Allah’tan bahsetmiyorsun. Kuran’dan bahsetmiyorsun. Ülkücülükten bahsetmiyorsun. Kendi kendine bir kafa çıkarmışsın, uydurma mantıklarınla kendince kurtarmaya çalışmış. Ama diyorum zırva tevil kaldırmaz. Onu düzelteceksin, o ifadeyi. Olmamış o. “Bu yüzden esir Türklerin yurtları azad olana kadar “bize ne Gazze’den, bize Hamas’tan, yaşasın Bağımsız Doğu Türkistan” demeye devam edeceğiz” diyor. Çocuk gibi diretmenize gerek yok. Münasebetsizlik yaptınız, düzeltin bu lafı. Olmadı. Ne Kuran’a uygun, ne hadise uygun, ne akla uygun, ne vicdana uygun, ne Başbuğ’un izahlarıyla bağlantılı. Hiçbir MHP’li kabul etmez şu izahınızı. Kendi kendinize kafa ortaya çıkarıyorsunuz. Kendi kendinize mantık ortaya çıkarıyorsunuz. Nerede görülmüş böyle bir şey? En kestirme yol ne ise o dur. Ama tabii ki insan Türk asıllıysa bir milletle tabii ki birleşirsin. Bunda şaşıracak bir şey yok. Türklük aleminin bütün hepsi esir. Ama Türklük alemini Arap kardeşlerimizle, İslam kardeşlerimizle, Müslüman kardeşlerimizle ittifak ederek kısa sürede çözebiliyorsak en akılcı yol odur. Nereden en kısa yol varsa biz oradan gideriz ve hepsine sevgi duyarız. Arap’a da, Kürt’e de, Acem’e de hepsine Allah’ın yarattığı kullar olarak saygı duyarız ve üstünlüğü takvada ararız.  Tabii ki insanın gönlünde mesela ne bileyim Ötüken var, insanın hoşuna gidiyor tabii ki oralar hiç görmediğimiz ata yurdumuz. Oralar gariban kaldı tabii. Çok uzaklarda kaldı. Ama bu Mehdiyet’le olacaktır.  Hz. İsa Mesih (a.s)’ın vesilesiyle olacaktır. İttihad-ı İslam’la olacaktır. Kuran’a uymakla olacaktır. Kendi kafanıza göre fikirler ortaya çıkarmakla olmaz. Olsa şu ana kadar yapardın. Yapamadığına göre demek ki yanlış. Öyle olmaz. Ama Başbuğ’un üslubunda nefis bir Türk İslam sentezi üslubu var. Müthiş bir Müslüman sevgisi, ırkçılığa şiddetle karşı olma var. Türk’üm diyen herkesi Türk kabul etme var. Ve Arap kardeşlerine, Laz kardeşlerine, Çerkez kardeşlerine karşı derin bir muhabbet var ve bir an önce onları kurtarma azmi var. Sıraya koymuyor, “hangisi kolaydaysa onu kurtarırım” diyor, hangisi kolaydaysa. Kolayda olan varken zorda olanı niye bekleyelim? Kolayda olanı esas alırız.

“Ahmet Muhammet Adnan Hocam kardeşim Eda ile kitaplarınızı okuyoruz. Size seviyoruz” diyor. Aman Allah’ım ne kadar güzelmiş bu kızlar böyle, ne şekerlermiş iki kardeş tertemiz. Görebiliyor muyum ben onları? Ah canlarım benim Allah onlara güzellik, sağlık, sıhhat, afiyet versin. Neşe versin, mutluluk versin. Nur gibiler, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Tunus’ta iktidardaki En Nahda Partisi muhalif protestoları yüz elli bin kişinin katıldığı dev bir mitingle cevap verdi. Mitingde konuşan En Nahda lideri Raşid Gannuşi; “Tunus’ta, Mısır’daki gibi darbe yapacak bir ordu bulamadılar. O yüzden hükümeti düşürmek için suikastları kullanıyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Bütün dünyada şu bağnazlık bitse, bu belalarda olmaz. Adamlar onlarda da daralanlar var demek ki, tabii suikast çok büyük ahlaksızlık da. Fakat bütün kitleler rahat etse ne olur? Mesela bak ben bütün partilere karşı şefkat duyuyorum. Hepsinin haklı yönleri oluyor, güzel yönleri. Tabii bütün derken, komünist partileri falan, yani irili ufaklı partileri kastetmiyorum. Mesela Saadet Partisi’nin ayrı bir güzelliği var, destekliyorum. MHP’nin ihtiyaç yönü çok fazla, çimento yönü çok önemli millet için, bölücülüğe karşı gücü çok önemli, destekliyorum. Ben böyle tek bir partiyi destekleyip, tutulmuş bir ruh savunmam. Akılcı yaklaşıyorum. Çünkü hakikaten mesela Saadet Partisi’nin çok güzel, Osmanlı, sıcak bir İslam anlayışı var. Tabii ki desteklerim. İttihad-ı İslam istiyor, tabii ki desteklerim. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk İslam Birliği’ni savunuyor, tabii ki desteklerim.  Büyük Birlik Partisi Türk İslam Birliğini savunuyor, tabii ki desteklerim. Niye desteklemeyeyim? Aklın yolu birdir. Akılcılık bunu gerektiriyor. Yani koskoca bir gücü kenara koyacağım. Niye? “Particilik adına” diyeceğim “siyaset adına” diyeceğim. Benim öyle bir derdim yok. Ben İslam’a, Müslümanlara faydasını esas alırım. Mesela Cumhuriyet Halk Partisi’ni niye kenara atayım? Çünkü laik yönü güzel. Atatürkçü modern yönü güzel. Bağnazlığa karşı tavrı güzel, İslam’a yaklaşımındaki yeni atağı çok güzel. CHP’nin her zaman bir şefkate, desteğe ihtiyacı olduğunu da görüyoruz. Dışlamak çok akla yatkın bir hareket değil. Şefkat, koruma akıllıca bir tavır. Bunun sonucunda da CHP’de güzel bir gelişme oldu. Ve gelişmeler oluyor. Kaliteli insanlardan oluşan bir topluluk, diğer partiler gibi. Niye desteklemeyeyim? Ve AK Parti’yi zaten mecbur olduğumuz için, kitle partisi, sağ parti olduğu için destekliyoruz. Ben daima akılcılığı savunurum. Ama mesela bazıları vardır, siyaset adına, politika adına haklı da görse, diğer partiyi desteklemez. Faydalı olduğunu görse de desteklemez. Bunun yanlış olduğu çok açık. Bunun tartışılacak bir yönü yok. Ben böyle bir kafaya girmem. Benim hiçbir çıkarım da yok. Benim çıkarım Allah’ın rızasında ve birlik ve bütünlük Mehdiyet’in ruhudur. Milleti partilere ayırıp birbirinden gücünü ayrı tutmak, bana doğru gelmiyor. Hepsinin gücünü bir araya getirmek, hepsinin güzel yönlerini bir araya getirmek ve sonuçta İttihad-ı İslam’ı oluşturmak ve Mehdiyet’i oluşturmak en doğru harekettir.

Ayaş yolları “canım Hocam” diyor “seviyoruz sizi Canım Hocam” diyor maşaAllah.

Abdülhamit. “Hocam siz çok yaşayın inşaAllah” diyor. Yalnız bu yazı bölünmüş biraz. Abdülhamit Yürekli’nin yazısı. Başından sonundan gitmiş biraz.

“Hocam bugünkü sohbetinize bayıldım” diyor. MaşaAllah.

Allah yolunda olanlara Allah “mutlaka zafer vereceğim” diyor  “mutlaka”  “zalimler mutlaka mağlup olacak” diyor hak yolda olanlar mutlaka galip olacak, Nur Suresi, 55. Ayeti. Ve Allah’ın kanunu tarih içerisinde hiç değişmemiş. Hiç aksi olmamış. Bu sefer de yine Allah’ın dediği olacak.  Ve adım adım da oluyor. Bak olmuş, oluyor ve daha da olacak. 

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Risale-i Haber sitesinden Oğuz Düzgün; “İttihad olmazsa, zafer de olmaz” başlıklı bir yazı yazdı Hocam.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor.

DİDEM ÜRER: Yazısında; “İttihad-ı İslam’ı gerçekleştirmekten başka hiçbir çaremizin kalmadığı o kadar açıktır ki, bu hakikati görememek herkesin işi olsa da bizim işimiz olamaz. O halde cemaat büyüklerimiz, tarikat şeyhlerimiz ve değerli hocalarımız vakit kaybetmeden İttihad girişimlerini başlatmalı. Kaybedecek bir anımız bile yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Bakın, Nurcu’nun hası. Aferin gencimize. Birçok Nurcu İttihad-ı İslam’dan bahsetmekten çekiniyor. Niye? Çünkü Mehdiyet gündeme gelecek. Mehdiyet gündeme gelince ağabeyleri gündeme gelecek diye düşünüyorlar, yani şu fakir. Babam, canım kardeşim, öyle bir iddiam yok. Sakin olun. Bir de Allah’ın dediğinin dışında bir şey olmaz. Öyle ısmarlama Mehdilik olmaz. Kimse Hz. Mehdi (a.s), zaten durduramazsın sen. Çırpınsan da, sussan da yine Hz. Mehdi (a.s) çıkar ortaya. Ama benim Hz. Mehdi (a.s) olduğumdan korkup İttihad-ı İslam’ı savunmamak çok çocukça bir hareket. Niye bu kadar eminsiniz benim Hz. Mehdi (a.s) olduğumdan? Niye bu kadar adınız gibi eminsiniz? Gece gündüz “o Hz. Mehdi (a.s) değil” diyor. Tarihte görülmemiş bir şey. İlk defa görülüyor. Bin dört yüz seneden beri bir insana bu kadar çok “Hz. Mehdi (a.s) değilsin” denmesi tarihte görülmemiş. Ve bir insan tarihte hiç görülmemiştir bu kadar “ben Hz. Mehdi (a.s) değilim” dediği de görülmemiştir. Bak aferin Risale-i Haber’den delikanlımıza. Oğuz Düzgün. Hakikaten düzgünmüş, maşaAllah, düzgün bir insanmış. İttihad-ı İslam’ı gürül gürül savunuyor, korkusuzca, Allah rızası için.

DİDEM ÜRER: Rota Haber’de de yazıyor ve sık sık yazıyor Hocam, İttihad-ı İslam konusunda sürekli, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aferin, aferin benim canıma. Aferin maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İsmet kardeşimiz şöyle diyor; “Dün İstanbul Bağcılar’da bir çay ocağına sizin iki kitabınızı bıraktım. Ellerinizden hürmetle öpüyorum inşaAllah” diyor.

ADNAN OKTAR: Biz canımızın ellerinden öpüyoruz. Ben onların ellerinden öpüyorum. Allah razı olsun, maşaAllah, elhamdülillah. O çay ocağı artık nur saçacak. Orası nur evi, nur kaynağı olmuş oluyor. Oraya deccal bir daha uğrayamaz. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam sizi çok seven Aylin kardeşimizin oğlu Salih’in resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Neşeye bak, uyuma, maşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Çok tatlıymış, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Annesi yaşadı bunun acayip. Bir patisinden ısırıyordur annesi, bir ayaklarından ısırıyordur. Çok şeker, maşaAllah, elhamdülillah. Allah ömrünü uzun etsin, hayır bereket versin. Hz. İsa (a.s)’a, Hz. Mehdi (a.s)’a talebe eylesin. Hayırlısı. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam Urfa’dan kardeşlerimiz 6000 adet DVD, 300 adet İlmi Mercek Dergisi ve 100 adet kitabınızdan dağıtmışlar. Şöyle diyorlar. “Canım Hocam sizi çok seviyoruz, ellerinizden öpüyoruz. Allah’a emanet olun” demişler.

ADNAN OKTAR: Hz. İbrahim (a.s)’ın dergahında üstelik. MaşaAllah, elhamdülillah. Ah benim canıma, ah benim aslanıma, ah benim güzelim ah. MaşaAllah Allah her yerlerini nurla sarsın. Her yerlerini nurla örtsün. Damarlarını nurlandırsın. Kalplerini nurlandırsın. Her yerlerini nur kılsın Cenab-ı Allah, maşaAllah. 

DİDEM ÜRER: Hocam eski büyükelçi ve CHP Milletvekili İnal Batu vefat etmiş, Pelin Batu’nun babası. Allah’tan rahmet diliyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şeker Pelin’in babası. O ne tatlı şey o, bayağı tatlı. Canım benim, o şimdi üzülüyordur belki. Ama inşaAllah ahirette de babasıyla beraber olacak. Gönlü çok müsterih, rahat olsun. İnal Batu, efendi bir insandı. Dürüst iyi bir insandı. Biz röportaj da yapmıştık. Dünya geçici, hepimiz oraya gideceğiz. Cenab-ı Allah’ın katına gideceğiz. Fakat o civcivin üzülmesini istemem. Tevekkülle, hayırla, güzellikle karşılasın. Babasıyla ahirette olacağını düşünerek sevinç duysun, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Antalya’dan kardeşlerimiz yazmışlar; “Kadir Gecesi münasebetiyle Antalya’da teravih namazı sonrası 600 adet çeşitli kitaplarınızdan dağıttık. Kitaplarınıza çok büyük ilgi oldu sizi tanıdıklarını ve A9 televizyonunu izlediklerini söylediler. Bize de dua eder misiniz? Sizi çok seviyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Yalnız şimdi biz sıradan bir başlayalım. Şimdi ilk baştan başlayalım. Şekerliğe bak sen, maşaAllah. Aferin benim canlarıma. Bak o saniye Cenab-ı Allah katında sabit. Aferin benim canıma, aferin maşaAllah. Birkaç tane daha vardı orada başka köfte, kediler vardı başka. MaşaAllah. Allah onları daha güzel kılsın, her yerlerini nurlandırsın, kalplerine ferahlık versin. Ne güzel maşaAllah Urfa’da yaşamak Hz. İbrahim (a.s)’in ayağının bastığı yer, orada onun elini sürdüğü yerler duruyor. Aslında iyi araştırılsa elinin izine, parmak izine de rastlanır. Birçok yerde kalmıştır, inşaAllah. Ayağını bastığı yerler hepsi orada, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam 2 Ağustos Cuma günü kardeşlerimiz Fatih’te çok sayıda A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok iyi olmuş. Hz. Fatih orada yatıyor ne güzel. Hayret edilecek bir yer. Bütün peygamberler, evliyalar, sahabeler hep Türkiye’de, maşaAllah. Çok güzel. Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Azerbaycan’dan şöyle yazmış kardeşlerimiz; “Hz. Muhammed (s.a.v), ümmete “size iki şey emanet ediyorum; Kuran ve Ehl-i Beyt. Bunları terk etmeyin” diye buyurmuştur. Bende Seyyid Adnan Oktar Hocamız’ın, Kuran yorumlarının video görüntülerini bir sitede topladım inşaAllah. İsmini de “Emanet” koydum “emanet.herdildeao.com” .

ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanıma maşaAllah çok güzel olmuş. Her dakika, her saniye, o sitesi orada durduğu müddetçe Allah ona sevap versin. Çok hayırlara vesile olacak, ne güzel her yerden Deccal kuşatılıyor. Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ankara’da dün kardeşlerimiz beraber iftar yemeği yemişler ve yemekten sonra sizin kitaplarınızdan ve Risale-i Nur’dan Mehdiyet hakkında sohbet etmişler. “Hocamızın hayır dualarını bekliyoruz” dediler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sofranın güzelliğine bak sen, insanların güzelliğine bak, evin güzelliğine bak ve Risale-i Nur’dan çok iyi. Kaynaktan şakır şakır.

DİDEM ÜRER: Hocam Kadir Gecesi’nde Eyüp Sultan’da 45 adet sizin kitaplarınızdan dağıtmış kardeşlerimiz. Çok yoğun ilgi olduğunu söylediler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah hem de Eyüp Sultan’da çok iyi olmuş. Ne güzel memleket, ne güzel insanlar, maşaAllah.

Dinliyorum ben.

DİDEM ÜRER: Kayseri’den de şöyle yazmışlar; “İstanbul’a gelirken yol üzerindeki tesislerde…

ADNAN OKTAR: Bir mahsuru yoksa hafiften müzik çalsın ne var. Başka programlarda da kaval çalıyor bizde mandolin çalıyor ne var.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “İstanbul’a gelirken yol üzerindeki tesislerde sizin kitaplarınızdan ve…” müziğin ritmine göre konuşmam gerekiyor. “Sizin kitaplarınızdan ve broşür dağıtımı yapmışlar ve İstanbul’da kardeşlerimizle toplanıp beraber iftar yaptık, sohbet ettik” diyorlar. “Kayseri’ye döndükten sonra da kardeşlerimizle toplanıp iftar yaptık, hikmetli sohbetlerinizden yararlandık ve Kuran meali okuduk her birimizin imanına ve bu güzellikleri yaşamamıza vesile olduğunuz için Allah senden razı olsun Hocamız” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Nasıl imreniyorum şu güzelliğe, maşaAllah ne güzel. Şu çocuklar şahane bir şey, evin içinde, bu çok büyük olay yani. Göreyim bakayım şu ufaklıkları, öndekileri. Şu tatlılığa bak, insan katrilyonları verse şu güzelliği elde edemez maşaAllah. Göster öbürünü, burunun tatlılığına bak, güzelliğine bak maşaAllah. Aferin çok güzel Allah hayır, bereket, iyilik, güzellik versin, nur versin, o yedikleri-içtikleri onlara şifa olsun. İslam’a kuvvet bulmalarına vesile olsun Cenab-ı Allah. Onlara hep huzurla, iyilikle, güzellikle muamele etsin.

DİDEM ÜRER: Hocam, Zehranur’un bir resmi var prenses. Yeni dünyaya gelmiş 27 Temmuz’da.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ayağın haline bak.

DİDEM ÜRER: Her şeyi tam ama minyatür.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başparmağı kadar, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz çok tatlı bir ufaklığın resmini göndermiş Sena ismi.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bak iki arkadaş bakışa bak hele seninkinin. Bu çok müthiş olmuş, köpeğin tatlılığına bak.

AYLİN KOCAMAN: İkisi de birbirine müthiş ilgi duyuyor.

ADNAN OKTAR: Allah hoşumuza gitsin diye böyle çok şahane şeyler yaratıyor maşaAllah, Cenab-ı Allah elhamdülillah. Bir de elbisenin detaylara bak sen.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz kiliseyi ziyaret etmişler Hocam. 

ADNAN OKTAR: Kilise… Çok iyi olmuş.

DİDEM ÜRER: Şişli Diri Su Kilisesi. “Bizi çok iyi karşıladılar, misafir ettiler, kilisede yaşlılara yardımcı olduk, çocukları sevdik, kilise görevlisi Hasan Bey’e eskiden Müslüman’mış o yüzden ismi Hasan’mış. Hocamızın “Hz. İsa’nın Geliş Alametleri ve Hristiyanlar Hz. İsa’yı Dinlesinler” kitaplarını hediye ettik çok sevindi. Telefon numaramızı verip her türlü ihtiyaç ve isteklerine hizmetlerinde olduğumuzu söyledik. Sonrasında da Şişli’de broşür dağıttık. Bahçemizdeki kedilerin resmini de yolluyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: Çok önemli Hristiyanlar. MaşaAllah, cin bunlar, çok şekerler bayağı güzeller maşaAllah. Canlarım benim Hristiyanlar çok tedirgin oluyorlar her ülkede onlar mağdur oluyorlar genellikle. Öyle telefon numarası verip gece iki, üçte bile olsa hemen arayın, emrinizdeyiz. Kandillerde mesela güzel helva yaptırıp, lokma yapıp böyle güzel kapalı onlara götürür hediye edersiniz. Kitap götürebilir, çiçek götürülebilir. Çiçek çok severler. Sevginizi hissettirirseniz çok rahatlarlar. Hiçbir zaman için çekinmeyin. Mesela Allah esirgesin hastaları olur, bir şeyleri olabilir, hastaneye gitmelerinde yardımcı olmak çok sevap olur, çok iyi olur. Onlar bizim misafirimiz mazlum tertemiz insanlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sultanahmet’te 1 Ağustos akşamı broşür ve “Türk-İslam Birliği’ne Çağrı” kitabınızı dağıtmış kardeşlerimiz sonraki akşam da “Atatürk’ün Vatan ve Milet Sevgisi” ve “Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla” kitaplarınızdan çok sayıda dağıtmışlar. Saygılarını iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Bu çocuklara benim acayip aklım takılıyor bunlar ne tatlı şeyler, ekibin tatlılığına bak sen.

DİDEM ÜRER: Çok tatlı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah şimdi vakaya bak sen tatlılığa bir de kulaklarındaki süs, küpelere. En iyi teşkilat hepsi mevcut. MaşaAllah çok güzel. Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Niğde’den şöyle yazmış kardeşlerimiz ; “Mübarek Kadir Gecesini mübarek kitabımızı ve canımız Hocamızın kitaplarını okuyarak değerlendirdik. Uyanmamıza vesile olan Hocamızın dualarını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bakın o kapalı canım, o da açık. İkisi de birbirine eşit tertemiz Müslümanlar. Çok da yakışmış benim canıma başörtüsü, maşaAllah. Aferin, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz 1 Ağustos tarihinde Bursa AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Tarık Kader Beyefendiyi makamında ziyaret etmişler. Sizin kitaplarınızdan armağan etmişler çok güzel bir ziyaret olduğunu söylediler.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş, çok çok güzel olmuş. AK Parti Gençlik Kollarını özellikle koruyup kollamak, yardımcı olmak çünkü fikirle donatmak çok önemli. Bina olabilir insanlar da olabilir ama fikirle donatmak çok hayati. O çocuklar biraz nötr durumdalar bu yönde olursa çok iyi olur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Çorum’dan Mihrican kardeşimiz; “Canlı yayını takip ediyoruz inşaAllah. Canımız bir tanemiz Hocamız’ı çok seviyoruz. Bu kediciği de Hocamıza armağan ediyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: Çok sinir bozucu olay çok şeker. Ben bu herifi yerim normalde elime geçse de. Deliliğine bak tatlılığına bak şunun. Nerden aklına geliyor böyle şeyler. Ne komik şey, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, dört kardeşimiz geçtiğimiz gün İçerenköy Mahallesi’nde 1000 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Size saygılarını ve sevgilerini sunuyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim aslanlarıma. Nefesleri adedince Allah onlara sevap versin maşaAllah. Çünkü oruç, oruçlu olarak hava da çok sıcak, çok zor maşaAllah elhamdülillah. Allah cennette bunlara, bu canlarıma güzel hatıralarını hatırlatacak Cenab-ı Allah inşaAllah.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Londra yönetimi internette uygunsuz içeriğin erişiminin kısıtlanması tavsiyesini hayata geçirdi Hocam. İngiltere Başbakanı David Cameron yaptığı konuşmada; “ülkedeki bütün hanelere uygunsuz içeriği önleyecek filtre uygulamasına geçileceğini isteyenlerin daha sonra bu filtreyi kaldırabileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: İyi güzel. Nükleerden daha tehlikeli. Asıl nükleerden tehlikeli olan Darwinizm, materyalizmdir. Onu filtreleyeceklerine, bilimi ortaya koyacaklarına oturmuş işte “şunu filtreledik bunu süzgeçten geçirdik.” Baş edemezler öyle. Öyle olmaz. Bu sevimli kim?

DİDEM ÜRER: Bu sevimli Hocam Şafak diye Azerbaycan’dan bir kız kardeşimiz göndermiş. Bu minik prenses Hocamızı izliyor ve resimlerini gönderiyor. “Sizi çok seviyoruz ellerinizden öpüyoruz” diyor. Betül’müş. Küçük Betül.

ADNAN OKTAR: Sen ne tatlı şeysin sen. Burnun tatlılığına bak gözlerin tatlılığına bak. Birde ince ince saçlar, her yer oturuş. Abla olmuş bu artık büyümüş. Genç kız olmuş, maşaAllah aferin. Allah onu daha da güzelleştirsin cennet bahçelerinde böyle oturmayı nasip etsin ona, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Marmara bölgesinin üç büyük şehri olan Sakarya, Kocaeli ve Bursa’da yerel seçim anketi yapıldı. Üç büyük şehir anketinde de AK Parti büyük farkla önde gözüküyor. Bursa’da Ak parti yüzde kırk iki, CHP yüzde yirmi sekiz, MHP yüzde on üç çıktı.

ADNAN OKTAR: Son zamanlarda dinden İslam’dan bahsedince tabii, maşaAllah. İyi CHP denge partisidir. “Niye” diyor “CHP’yi destekliyorsun?” Desteklerim. Atatürkçü, akılcı Müslüman nur gibi insanların olduğu parti. Niye desteklemeyeyim? Bir arada kendi aralarında yarışsınlar o ayrı mesele. Ama ben sevgimi hepsine gösteririm. Çünkü samimi seviyorum. Samimi, benim kendi vatandaşım tabii ki seveceğim. Niye CHP’ye tavır alayım? Ne kadar anormal bir hareket bu yani ne kadar anormal bir hareket. Müslüman mı? Müslüman. Kaliteli mi? Kaliteli. Dürüst mü? Dürüst. Niye tavır alayım? Ne zorum? Ben politikacı değilim ki yani böyle bir ihtiyacım da yok. Akılcı yaklaşıyorum doğru olanı yapıyorum.

Bitirelim, yarın devam edelim, inşaAllah.   

Masaüstü Görünümü