Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (16 Ağustos 2013; 18:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM ÜRER: Yakışıklı aşkım, gözümün nurunu Hocamın sohbetine ile devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da bugün darbe karşıtı gösteriler birçok camide kılınan Cuma namazlarının ardından tekrar başladı. Göstericilere açılan ateş sonucunda çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Sadece İsmailiye’de yirmi kişi olduğu belirtilmişti, fakat hızla sürekli arttığı söylendi.

ADNAN OKTAR: “İttihad-ı İslam” diye bağırsınlar sokaklarda, “Ya Rabbi Hz. Mehdi (a.s)’ı gönder” diye bağırsınlar. Bereket bulurlar. “Ya Rabbi Hz. Mehdi (a.s)’ı gönder, Ya Rabbi bütün Müslümanlar kardeş olsun, herkes birbirini sevsin, deccal fitnesinden Ya Rabbi bizi kurtar” diye dua etsinler. Şu an deccal fitnesi orayı sarmış vaziyette ama deccalden bahsediyorlar, fakat Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiyorlar. Deccali lanetliyorsun madem, firavun’u lanetliyorsun, Hz. Mehdi (a.s)’dan neden bahsetmiyorsun. Her deccalin olduğu yerde bir Hz. Mehdi (a.s) vardır, söyle Hz. Mehdi (a.s)’ı dünya kurtulsun diyeceksin. Bütün Müslümanlar kurtulsun diyeceksin, herkesi seveceksin egoistlik olmaz. Herkesi sevecek bütün insanlığı, herkesin kurtuluşu için dua edecek. “Ya Rabbi Hz. Mehdi (a.s)’ı gönder” diye dua edecekler. “Ya Rabbi bize İttihad-ı İslam’ı nasip et ” diyecekler. Dinliyorum, evet.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan, İslam dünyasını eleştirdiği bugünkü yazısı şöyle; “Diktatörlerin yeryüzünün en gaddar diktatörleridir. Başkanları yeryüzünün en kibirli başkanlarıdır. “Göndereyim şunları” dersin ve başına çok daha büyük bela almış olursun. Biliyorum mazlumsun, mağdursun. Biliyorum işbirlikçi rejimler eli ile perişan ettiler seni. Biliyorum kabahatin bir kısmı onlarda ama ey İslam dünyası, kabahatin çoğu da senin değil mi?”

ADNAN OKTAR: Doğru güzel demiş. Çok güzel söylemiş, çünkü Allah’ın dediğini yapmıyorlar. Sen Allah’ın dediğini yap, o zaman sen ne yaparsan sevap kazanırsın. Peygamber (s.a.v), ahir zamanı tarif etmemiş mi sana, etmiş. Sen niye önem vermiyorsun, niye önemli görmüyorsun? Alenen deccalin zuhur ettiğini görüyorsun, o deccaliyet değil mi? Deccaliyet. Deccal, deccal deccal deccal. Deccalden bahsediyorsun, karşıtını on misli daha fazla söyle. “Mehdi, Mehdi, Mehdi”  de. Yeri, göğü inlet. İttihad-ı İslam’ı sürekli gündeme getir.

DİDEM ÜRER: Yiğit Bulut bugünkü yazısında; “Rastgele varoluş ve evrim sonucu bu güne gelişin imkansız olduğunu” belirterek, “matematik ilminin ‘m’ harfini bilen biri böyle bir saçmalığın varlığını asla düşünmez” dedi. “Ve yaratılan mükemmel sistem içinde iyiye güzele doğru tekamül yani evrim maddi ve manevi anlamda her yerdedir devam eder. Bu da evrimdir ama bunu görmek, Yaratıcı’yı inkar etmeyi gerektirmez” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne demek istiyor yani?

DİDEM ÜRER: O, Allahualem bir evrimin varlığı anlamında değil de, iyiye doğru gelişme her yerde olur ama bunu Allah sağlar anlamında söylüyor. Elektronlardan örnek vermiş.

ADNAN OKTAR: Elektron ne yapıyor?

DİDEM ÜRER: Elektronların tesadüfen yaratılamayacağını anlatıyor. “Atomun sırf içine bakmak yeterli, hücreye gitmeye gerek yok” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi iyiye doğru giden evrim diye bir şey yok ki. Toplum zaman zaman kötüye gidiyor, batıyor, mahvoluyor. Mesela Firavun devrinde adamlar muazzam teknoloji geliştirmişler. Şu an ki teknolojide bile yok o bazı yöntemler. Ama sonra aynı yerde çok sık sefalet ortamlar olmuş, onlardan çok daha önce de çok müthiş medeniyetler yaşamış. Kazılınca bakılıyor. Gayet kaliteli evlerde oturmuşlar mutfak, salon, banyosu her yeri mükemmel ama aynı yerde pejmürde ve perişan nesiller olmuş. Binlerce sene sonra dolayısıyla sürekli bir olumluya değil sürekli zikzaklar çiziyor. Bir iyiye gidiyor bir kötüye gidiyor toplum. Tez-antitez tarzı bir şey olmuş oluyor. Şimdi toplum iyiye doğru gidecek, İslam hakim olacak ama yeniden kötüye gitmiş olacak ve yeniden bozulacak, kıyamet kopacak. Ama herhalde o şöyle demek istemiştir, belki de bilim, teknoloji gittikçe gelişti. O anlamda demiştir, evet, o anlamda doğru tabii.

DİDEM ÜRER: Sayın Bekir Bozdağ, bugün Hacı Bektaşi Veli’yi anma törenlerinde kürsüde bir konuşma yapıyor. Kürsüden indiği bir sırada yumruklu saldırıya uğruyor, çenesine isabet ediyor. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’da tepki gösterdi. Bu kişinin on beş gün önce Kahramanmaraş Belediyesi’nden atıldığı ve akli dengesinin yerinde olmadığı söylendi, sonradan tespit edilmiş.

ADNAN OKTAR: Ama özel ayarlanmıştır. Bekir Hoca ve diğer kişiler biz geçende de söyledik Başbakanımızın da mesela çok iyi korunması gerektiğini söyledik. Ünlü tanınmış kişilerin adeta çember içinde olmaları gerekir. Zaman bozuk, adamların şakası yok. Böyle güvenip rahat bir ortam var diye korumasız olmak olmaz. Korumaları hem sağında, hem solunda her tarafında olmaları gerekir ve kuş uçurtmamaları gerekir. Her seferinde bu tip saldırılara deli birisine yaptırıyorlar, dolayısıyla ceza da almıyor, çok makul de görünüyor, konu örtbas oluyor. Bir de böyle olaylar öncede tahmin edilebilir. Polis olay yerine gidip baktığında riski, gerginliği hissedebilir. Anlaşılabilir yani. Önden gidip orada geniş kapsamlı tedbir alınması lazım. Güvene dayalı bir sistem olmaması gerekiyor. Özellikle riskli toplantılar, riskli sohbet ortamları daha da titiz olunması gereken yerler.

DİDEM ÜRER: Hocam, öncesinde zaten baya bir slogan atılıyor. Orada anlaşılıyor gergin bir ortam oluştuğu, dediğiniz gibi tedbir alınabilecek bir ortamdı.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, orada deliyi adamlar tembihlerler. Mesela deli bilmem ne diyorlar “git şunu yap” demişler. Para da verse yapar, yiyecek de verse yapar, yani çok rahat olabilecek bir şey o. Bekir Hoca’ya geçmiş olsun. Sessiz sedasız efendi bir insan, halim bir insan fakat tecrübe olsun, inşaAllah müthiş bir titizlik. Bela geliyorum der yani görülür bela, çoğu zaman görülür. Bazen görülmez ama bazen de bela geliyorum diyor. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suudi Arabistan Kralı az önce yaptığı konuşmada, İhvan’ı terörist ilan etmiş az önce ve “Mısır ordusunun arkasındayız” demiş “teröristlere yaptığı mücadelede.”

ADNAN OKTAR: Suudi Arabistan’ı anlamak o kadar zor ki. Terörist olup da adam elinde sopayla odunla geziyor. Ama işte orada yapılan hata şu, siyasi bir hırs var. Siyasi parti, siyaset ruhları oturmuş. Halbuki Bediüzzaman; “siyaset ruhları karatır” diyor. “Ve siyaset cihetiyle en değerli bildiği, en imanlı bildiği bir insanı kafir hükmünde görür, kafir hükmünde olan bir insanı da, melek gibi görür, siyaset cihetiyle” diyor Bediüzzaman ve kardeşi kardeşe karşı negatif siyaset” diyor “adeta karşı hale getirir” diyor. Onun için “Eûzubillâhimineşşeytâne ve’s siyase” diyor. “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” diyor. Onun için Müslümanlığın siyasetle hakim olması mümkün değil. Müslümanlık, sevgiyle ve herkesi kucaklayarak ve herkesle dost olarak hakim olur. Toplumda genel olarak yaşamaya başladın mı, hükümet ne olursa olsun, konu bitmiştir. Mühim olan toplumun yaşaması. Ama sen adama zorla yaşatmaya kalkarsan, hanımların başını zorla kapatmaya çalışırsan, “işte sen şunu giyeceksin, sen bunu giyeceksin, şunu içeceksin bunu içmeyeceksin, şunu şöyle yaşayacaksın” bunlardan bir tanesi bile insanların dengesi bozabilir. İnsanlar özgür olmalı. Kadın istediği gibi giyinsin kardeşim sana ne? İsterse bikini mayo ile gezsin, ne karışıyorsun. Öyle olunca, toplumun hepsi aynı görüşte olması mümkün olmadığı için, ikiye bölünüyorlar siyaset cihetiyle, ondan sonra o ona, o ona, o ona, o ona. Çok ızdıraplı bir ortam oluyor. Bediüzzaman’ın tespitlerini burada mutlaka devreye koymak, Kuran’ın ölçülerini en başta devrede tutmak ve Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine göre hareket etmek isabetli olur. Bir kere Mısır’da kimler var karşıtlar Kıptiler. Bağrına bas Kıptileri, nur gibi insanlar. Mesela ne diyor hanımlar “biz başı açık gezeceğiz, bütün Mısır sizin” deyin bağrınıza basın. Dekolte hanımlar “istediğiz gibi hepinizi çok seviyoruz” deyin. Niye korkutuyorsunuz onları, niye tedirgin ediyorsunuz? Mesela orduya gel tamam konuşalım dersiniz, Allah razı olsun geldiniz güzel, iki taraf kavga etmesin diye geldiniz, bir polis gücü olarak geldiniz. Biz meseleyi hallederiz, sizde gelin onlar da gelsinler, hep beraber konuşalım asgari müşterek de rahatlık olsun. Çünkü tevazu gösteren kazanır, mazlum olan kazanır. İhvan burada alttan almakla bir şey kaybetmez. Mesela orduyla konuşma daha akıllı olduğunu gösterir onun, üstün olduğunu gösterir. Herkese karşı kucaklayıcı olduğunda, o zaman ordu der ki “bunlar çok şahane insanlar” der, “biz niye bunlara karşı mücadele edelim” der. Ama zıtlaşan, kavgacı ve inatçı bir insan görünümü vermek çok hatalı bence alttan almak çok güzel olur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Abdullah Öcalan, “görüş alış-verişinde bulunabilmek gerekçesiyle yanındaki beş hükümlünün gönderilip yerlerine üst düzey sekiz PKK’lı ve KCK’lının İmralı’ya gönderilmesini hükümetten istediği” söylendi. “İkinci bir istek olarak da çalışma odası istediği” belirtildi. “Bunun soncunda İmralı’da özel düzenleme yapıldığı” ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Sıkılıyor anladığım kadarıyla o orada. Konu arıyor Allaualem. Allah’a sığınsın böyle baş edemez, Böyle sıkıntısı gitmez. Allah’a kendini bıraksın, tevekkül etsin. Kuran okusun, iman hakikatleri okusun benim kitapları okusun, dua etsin. Kalbi öyle ferahlık bulur. Yapacağı şey; tövbe edip, Allah’a iltica etmesi.

DİDEM ÜRER: 9 ve 10 Ağustos’ta Fatih’te çok sayıda A9 Tv broşürü dağıttı kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aferin canlarıma. İnternetten izlenmeyi daha iyi hale getirelim. Kardeşlerimiz çünkü televizyonu bazen her yerde bulamayabilirler ama telefondan, bilgisayardan izleyebiliyorlar. Onun için izleme kalitesini daha da yükseltelim. Çok rahat ulaşabilsinler. Ağırlık olarak onun üzerinde durursak daha iyi olur. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: 8-11 Ağustos tarihleri arasında, Bursa Hayvanat Bahçesi’nde fosil sergisi düzenlendi. Sergiye ilginin çok fazla olduğunu iletti kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeker bir şey yanaştır bakayım. Dünya tatlısı, böyle bir tip Türkiye’de olmayabilir bu acayip sevimli.

DİDEM ÜRER: Yeni siteler hazırlamış kardeşlerimiz; “Niçin Kendini Kandırıyorsun?” kitabınızın Azericesi’nden faydalanmış. Ayrıca Azerice “Zamansızlık ve Kader Gerçeği”nden kitabınız ve “Mikro Dünya Mucizesi” kitabınızdan hazırlanmış İngilizce site var. 

ADNAN OKTAR: İnternet televizyondan çok daha önemli. İnternette güzel siteler hazırlamak, geniş arkadaşlıklar kurmak, güzel bağlantılar kurmak, daha anlaşılır hale getirmek, farklı dillerde de kolay anlaşılır siteler meydana getirmek çok önemli.

“Said Nursi’nin söylediklerini niye tekrar ediyorsunuz Hocam” diyor. Bol tekrar mükerrer kalbi ferahlandırır. Mesela “Allah, Allah” diye tekrar ediyoruz. “SubhanAllah, SubhanAllah” diye tekrar ediyoruz. Tekrarlar güzeldir. Sevgi tekrar tekrar söylenir, nefesi nasıl sürekli alıyorsun, nasıl yemeği sürekli yiyorsun bıkmıyorsun. Allah’ı anmaktan da insan bıkmaz, güzeli söylemekten de bıkmaz, sevgiyi söylemekten de bıkmaz.

“Adnan Oktar’ın büyük hayranıyım. Bende öğrencisi olmak istiyorum, nasıl öğrencisi olabilirim çok rica ediyorum beni bu konuda bilgilendirin, şimdiden teşekkür ederim.” Mina Ateş. Bende senin öğrencin olursam o zaman olur, karşılıklı, inşaAllah.

“Kuran’da yazılanlardan çok Mehdi ile ilgilenmeniz de çok ilginç. Gerçekten amaç.” Gzlmci.

Gezi eylemci herhalde demek istiyor. Veyahut gözlemci de olabilir bir ihtimal. Evet. “Kuran’da yazılanlardan çok Mehdi ile ilgilenmeniz de çok ilginç. Gerçekten amaç” Şimdi Kuran’da ne diyor Allah “Müslümanlar birleşsin” diyor. Mehdi nedir? Müslümanları birleştiren. Yüzlerce ayet Müslümanların birleşmesinden bahsediyor. Hz. Mehdi (a.s) ne? Müslümanları birleştiren insan, Müslümanları birleştirme. O zaman neden bahsediyoruz? Kuran’dan bahsediyoruz. Hz. Mehdi (a.s) ne yapacak diyoruz?  Malı eşit olarak yayacak sosyal adalet olacak diyoruz, fakir kalmayacak diyoruz. Kuran ne diyor? Aynısını söylüyor. Dolayısıyla Kuran’ın aynısını söylüyoruz. Hz. Mehdi (a.s) ne yapacak? Dünyadan bütün silahları kaldıracak. Atom bombası, napalm bombası, obüs topu hiçbir şey kalmayacak, silah kalmayacak. Kuran ne diyor? Barışa davet ediyor, aynısı yapılmış oluyor. Hz. Mehdi (a.s); öksüze, yetime, düşkünlere yardımcı olacak. Kuran ne diyor? Öksüze, yetime, düşkünlere yardımcı olun. Mehdiyet’ten bahsedince neden bahsetmiş oluyoruz? Kuran’dan bahsetmiş oluyoruz. Mehdiyet; Kuran’ın tefsiri, Kuran’ın uygulamasıdır, fiili uygulamasıdır.

“Selam. Tatlı yeğenlerim ve kedimizin resmini yolluyorum Hocamız’a iletiniz lütfen”, Ömer. Bakayım. Ama çok güzelmiş yeğeni maşaAllah canım benim. MaşaAllah ikisi de çok güzeller maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, sağlık sıhhat versin, iyilik güzellik versin. Nur gibiler maşaAllah, çiçek gibiler.

“Kral Hocam, nur Hocam, karanlığı aydınlatan canımın içi Hocam, maşaAllah Hocam. Hocam benim bir sorum olacak; Hz. Mehdi (a.s), namazı Türk-İslam Birliği’nden önce mi kılacak sonra mı, inşaAllah? Bir de bir sorum daha var, çok merak ediyorum. Cennette dil hangi dil? Cennete özel bir dil var mı farklı diller olduğu için? Allahualem cennetin bir dili vardır. Hocam, inşaAllah dualarınızı bekliyoruz. Duacıyız dünyanın kurtulması için inşaAllah. Aşığınız Şebnem Azerbaycan’dan” diyor. Ne kadar çok aşık var bu Azerbaycan’dan. Ne şekerler bunlar, ne tatlılar. Cennette istediğimiz çalgıyı çalarız anında mesela kanun çalmak isteyen çalar anında. Klarnet mi cümbüş mü ne istiyorsanız anında çalarsınız. Her şarkıyı çok güzel söylersiniz, müthiş yetenekli olur insan. İstediği an uçar, istediği an suyun içinde gider cennetin özelliğidir. İstediği dilde konuşur, nasıl hoşuna gidiyorsa. İstediği vasıta istediği anda oluşur. Aklından geçirmesi yeterlidir. İstediği yerde istediği anda oluşur, hemen orada olur. Hayal, biz mesela hayalimizde nasıl geçirdiğimizde bir ev oluşturabiliyoruz cennette öyledir. Hayalimizde mesela bir köşk oluşturduğumuzda hemen o oluşuyor kafamızda. İşte cennetteki köşkün oluşması da üç boyutlu ve net olmasında kaynaklanıyor. Cisim olarak oluşmuş, cisim şeklinde oluşuyor. Ama tabii yine hayal hükmündedir, fakat biz onu cisim olarak algılarız. Bir nevi esatiri bir varlık olmuş oluyor. Sanki bir esirden oluşmuş madde gibi düşünün öyle. Hatta diyor ki Peygamberimiz (s.a.v) diyor, “kişi çarşıya çıkar, cennet çarşılarına çarşılarda, güzel insan, güzel kadın, güzel erkek resimleri vardır, erkekler bakar” diyor, “bende böyle yakışıklı olsam der, o anda hemen o kişinin görüntüsü oluşur onda” diyor. “Hemen o şekle gelir görüntüsü” diyor. Mesela genç kız “ne kadar güzelmiş bu” der diyor. “Aklından geçirir” diyor “hemen onun güzelliği aynı anda onda oluşur” diyor. “Cennet çarşısında gördükleri görüntüler” diyor. Dünyada ne varsa, aynısı ahirette de var fakat orada kaliteli, düzgün, güzel, tozsuz ve kirsiz olarak var. Bu, dünyanın aşağı yukarı bayağı benzeri, dünyaya benziyor. Ama birçok yönden bak mesela meyveler çünkü meyveye baktığımızda cennet meyvesine şahıslar diyor ki “biz bunu görmüştük” diyorlar, “benzerini dünyada görmüştük” diyorlar, şaşırmıyor. Ama dünya meyvesi gibi değil mesela elmayı koparttığında daldan, elma hemen orada oluşuyor, portakalı koparttığında hemen oluşuyor, yine aynı yerde duruyor. Mesela şimdi bizim meyve ağaçları var, insan kıyamıyor meyvelerine, çünkü aldığında ağaç boş kalacak. Ama cennette güzelliği yine devam ediyor. Mesela kuşta da öyle. Çok güzel kuş bir görüyor, mesela beğeniyor onu, yemek istediğinde kuş hemen pişmiş olarak geliyor. Yiyor kuşu, sonra kemikleri toplanıyor kuşun, yeniden uçup gidiyor, cennetin özelliği olarak. İnsanın hoşuna gidecek, ilginç birbirinden hoş olaylarla dolu cennet. İnsanların hoşuna gitsin diye yapıyor Cenab-ı Allah, beğensinler diye. Ama bu beğeniyi öğrenmemiz için de, önce burada sevgiyi öğrenmemiz gerekiyor. Sevgiyi öğrenmeden gittiğimizde, kalbimiz boş olmuş oluyor. Anlamayız mesela o zaman elmanın değerini bilmeyiz, kuşun da değerini bilmeyiz, insanın da. Mesela huriler var ama çok güzel hanımlar değerini bilmez insan. Çocuklar var vildanlar çok güzel ama sevgiyi öğrenmeyen adam burada ne yapıyor, çocuğun kulağını büküyor, tokatlıyor, kovalıyor çocukları sevmiyor, çocuk sevgisi yok. Şimdi cennette çocuk var, orada da çocukları kovalamaya kalkar adam. Sevmiyor çünkü. Ama severek gittiğinde, o zaman coşuyor. O çocuklara sarılıyor, seviyor onlarla oynuyor, şakalaşıyor. Cennet delikanlılarıyla tanışıyor, cennet kızlarıyla tanışıyor, onlarla arkadaş oluyor. O zaman bir anlamı olmuş oluyor sevgi olunca. Cennet eşyalarını beğeniyor. Sevgiyle baktığında, Allah o şekilde, zevk alınacak şekilde yaratıyor. Yoksa adam sevgiyi öğrenmezse, cennette rahatsız olur. Cennete gitse de rahatsız olur sevgiyi bilmiyorsa.

İpek Hanım diyor ki; “Seni çok seviyor ama kelimeler bulamıyorum yazmaya” diyor. “Şu an Hz. Süleyman’ın Krallığı filmini izledim. Hz. Süleyman Peygamber dua ederken, aklıma sen geldin. Allah ilham etti, inşaAllah. Bütün dünya Mehdi’ye muhtaç. Şu mesajı yazarken nasıl olduğumu Allah bilir, inşaAllah. Kelimeler bulamadım yazmaya kalbim çıkacak gibi bir başka” diyor, İpek Hanım, maşaAllah.

“Anlattıklarınızdan bir kelimeyi bile kaçırmak istemiyoruz, hepsini su gibi içesimiz geliyor” diyor bir hanım kardeşimiz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Leyla isimli bir kardeşimizin bir kız çocuğu olacakmış. Sizin için şöyle diyor “Bir kız bebeğimiz olacak, ismini Allah aşkıyla çok sevdiğim canımdan öte aşkım Hocam koyabilir mi rica etsek?”

ADNAN OKTAR: Nurlu şeker biz kız çocuğu. Bismillah, ismini “Hilal” koysun, inşaAllah. Evet, ama annesi de bir isim koysun tabii ayrıca.

DİDEM ÜRER: Rad Suresi’ni okuyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. 33. ayetin sonundan başlıyorum. “Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. Dünya hayatında onlar için bir azap vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur.”

“Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu da yoktur.”

 “Takva sahiplerine vaad edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.”

Rabbimiz, herkesin canını Müslüman olarak alsın. Tüm şehit olan kardeşlerimizin mekanını cennet kılsın, inşaAllah. Zalimlerin hükmünü de biz Allah’ın sonsuz adaletine bırakıyoruz. Allah hidayet versin, hidayet vermediklerinin de zaten hükmünü Kuran’da belirttiği şekilde, Rabbimiz sonsuz adaletiyle kılar. Onun için bizde onun adaletine güveniyoruz, inşaAllah.

Bugünkü yayınımız sona eriyor, yarın inşaAllah yeniden görüşeceğiz. 

Masaüstü Görünümü