Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (19 Ağustos 2013; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Aşkım canımın içi nurlu sevgilimle yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da Ebu Zabel Hapishanesi’nde nakil sırasında çıkan olaylarda, 52 darbe karşıtı tutuklunun güvenlik kuvvetleri müdahalesiyle hayatını kaybettiği bildirildi.

ADNAN OKTAR: 52 kişi de olur, 152 kişi de olur şehit de olurlar. Bakın, yurt dışında falan gösteriler yapılıyor, bakıyorum televizyonu açıyorum, tek kelime İslam Birliği’nden bahsetmiyorlar. Varsa yoksa Mursi, varsa yoksa İhvan, “Mısır kurtulsun, Filistin kurtulsun” her biri ayrı ayrı. Mesela Filistin’de “Mısır kurtulsun” ifadesi yok. Onlar sadece Filistin kurtulsun diyor. Mısır diyor ki: “Mısır kurtulsun” diyor. O zaman bela yağmur gibi yağıyor işte. Kardeşim, dilinize mi yapışır? İnanmıyorsan da, sen söyle İslam Birliği olacak de. Söyle ne kaybedersin? Sürekli söyledikleri “yok olmaz, yok olmaz.” Sen bir kere olur de, gerisine karışma. Olur de olacak. Israrla “olmaz” diyor. O zaman bela yol bulup geliyor işte.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, aynı zamanda da Mısır güvenlik güçlerinin 16 Müslüman Kardeşler Teşkilatı yöneticisini gözaltına aldığı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Onun dozu gittikçe artar. Gözaltına da alırlar, asarlar da, keserler de, tesislerine el koyarlar, her şeyi yaparlar. Çünkü siyasi kafayla yaklaşıyorlar, egoist yaklaşıyorlar, “sadece biziz” diyorlar. Böyle olmaz, bütün İslam alemini hepsini esas almaları lazım. Ve Hıristiyan’ı da, ateisti de, Musevi’yi de hepsini şefkatle bağırlarına basmaları lazım. Dekolte hanım görüyorlar, nefretle bakıyorlar. Başı açık bir hanım görüyorlar, nefretle bakıyorlar. Onlar da işte o zaman başka türlü oluyor. Ve toplum ikiye bölünmüş oluyor.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan, Gezi için eylem yapanlara dün şöyle seslenmişti Hocam: “Şayet gezi ruhu diye bir şey varsa, o ruha sahip olanlar Mısır’daki alçaklığı tel’in etmek için derhal ayağa kalkmalı. Çarşısıyla, sosyalist gruplarıyla, feministiyle, anti-kapitalist Müslüman’ıyla, sanatçısıyla, doksanlılarıyla” diye.

ADNAN OKTAR: Tamam da, İslam ülkelerinin hiç biri ses çıkartmıyor. Zulme karşı herkesin sesini çıkartması gerekir ama garip bir şekilde İslam ülkeleri sesini çıkartmıyor. Şakır şakır insanları vuruyorlar, böyle bir rezalet olmaz. Bir üslubu bir yöntemi olması gerekir bunun. Ama onlar da tabii çok inatçı ve katı davranıyorlar, yani iknaya kapalı bir üslup gösteriyorlar. Devlet felç olmuş vaziyette Mısır’da. Ekonomi felç, hayat felç olmuş vaziyette. Öldü Mısır şu an. Ortak noktada birleşip, makul noktada birleşip sevecen bir üslupla yeniden ortaya çıkmaları gerekir. Gittikçe ölümü derinleştiriyorlar, komayı daha da derinleştiriyorlar. Mısır komada komaya girmiş, komayı daha da artıracak olaylar oluyor.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan bugünkü yazısında, Gezicilere yaptığı Mısır çağrısı sonucu aldığı olumlu olumsuz tepkileri yazısında anlattı; “Gezicilere genel olarak tepki göstermek için İhvan yanlısı olmaya gerek yok. İnsanlık yanlısı olmak kafidir. Bunu yapmak Mursi’ye destek olmak anlamına gelmez, insanlığa destek olmak anlamına gelir” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, tehditlerinin yanı sıra hükümete yönelik sert açıklamalar da yapan PKK yöneticisi Cemil Bayık: “Eğer AK Parti böyle devam ederse sadece süreç çökmez gidenler döner. Büyük savaş olur” iddiasında bulundu.

ADNAN OKTR: “Büyük savaş olur” diyor. Daha önce olan savaş değil miydi? Zaten yapıyorsunuz. Sanki ilk defa yapıyorlarmış gibi. Otuz seneden beri yapıyorsun. “Gidenler döner.” Gidenler zaten çoluk çocuk kadınlar gittiler. Yaşlılar, hasta olanlar gitti. Ben söyledim zaten onlar niye dönsün? Dönmez onlar bir daha. Dönmeleri için bir sebep yok. Ama çocuklar yetişirse tabii ilerde dönmeyi düşünüyorlardır. Ama söylediğimizin aynısı çıktı. Sürpriz bir şey yok. Özetle Cemil baba bunu bilsin, Türkiye’yi böldürmeyiz. Bunu aklına koyacak. Onun dışında özgürlükse, sonuna kadar yanındayız. Dostluk kardeşlik sonuna kadar yanındayız. Demokrasiyi sonuna kadar destekliyoruz. Ama onun dışında olmaz. Evet.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız; “Öcalan ve PKK’yı da kapsayacak bir genel af olacak” iddiasını dün şöyle yanıtladı: “Asla bir genel af söz konusu değildir. Kişilere karşı suçlarda, kişiler af yetkisine sahiptir. Devlete karşı suçlarda, devletin yetkisi vardır. Adam öldürme vs. konularda devletin af yetkisi olamaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru. Tayyip Hocam güzel konuşmuş.

“Canım Hocam, siz gerçekten bir tanesiniz, bambaşkasınız. Rabbimin yarattığı en özel kullardan birisiniz. İnşaAllah maşaAllah elhamdülillah” diyor. “Hep dersiniz ya, ‘her şey kıyasla anlaşılır’ çok doğru” diyor.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak, Taraf Gazetesi ile yaptığı röportajda, genel af konusuyla ilgili olarak “ortada binlerce faili meçhul, binlerce yakılmış köy var. Yaşamını yitirmiş 40 bin insan var. Kim kimi affedecek? Belki bir topluma katılım yasası olabilir. Böyle bir yasaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Çünkü PKK’nın da Türkiye’deki demokratik siyasete katılmasının yollarının açılması lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Komünist partisiyle senin ne işin var? Demokratik bir parti kur, normal faaliyetine devam et. PKK; Stalinist, komünist bir parti. Gücü yetiyorsa, gelsin katılsın seçimlere nasıl yapıyor görelim. Olmayacak şeyler söylüyorlar. Katillerden oluşan bir yapı olacak, cinayet işlemiş olacaklar, adamları da alıp seni meclise getirip koyacaksın. Katil milletvekilleri olacak. Şu olacak iş mi?

Kız olanın ismi İklim, erkek olanın ismi Mehdi. “Değerli Hocam, küçük Mehdi’den size selamlar. İki sene evvel siz değerli Hocam dua etmiştiniz, hastaneden çıkmıştı” diyor. Bir göreyim bakayım köfteleri ben. Bu İklim, bu da Mehdi. MaşaAllah, ikisi de birbirinden güzel. Mehdi de aslan gibi olmuş. Hastaydı o zaman hakikaten dua etmiştik, elhamdülillah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, ayrıca Gülten Kışanak; “PKK militanlarına da, Ergenekon’a da af çıksın yaklaşımını hem doğru hem adil, hem gerçekçi bulmadığını” belirtti.

ADNAN OKTAR: Öyle bir şey olmaz. O bir şüphe sadece insanlarda, o çok mantıksız. Başbakan açıklamayı yaptı Tayip Hocam “olmaz” dedi. Olmaz deyince de olmaz. Zaten öyle bir şeyde Allah esirgesin, hükümet gider. Yer-gök birbirine karışır, asla olacak bir şey değil.

“Sizin Yahudilerle bulduğunuz ortak nokta gibi mi? Onca ölümden sonra nasıl bir ortak nokta olur.” Bakın, nasıl oyuna gelmiş? Hemen kin, hemen nefret, hemen saldırma. Bir de Yahudi zıtlığı nedir, Musevi zıtlığı nedir? Bu sevgisizlik nedir? Niye Musevilerin bu dünyada yaşamaması gerekiyor? Niye Hıristiyanların bu dünyada yaşamaması gerekiyor? Ateistlerin, komünistlerin bu dünyada niye yaşamaması gerekiyor da sadece Sünni Müslümanların yaşaması gerekiyor? Ben bunu anlamıyorum. Şii’yi de kabul etmiyorlar, Alevi’yi de kabul etmiyor, Vahabi’yi de kabul etmiyor. Vahabi de Şii’yi kabul etmiyor, Sünni’yi kabul etmiyor. Sevgisizlik bağrınızı sarmış. Bütün vücudunuzu sarmış sevgisizlik. Dindar Museviler kuzu gibi insanlar, Allah’ı çok seviyorlar. Ben, bize geldiklerinde meyve ikram ettim, her meyve için ayrı dua okuyorlar. Allah’a şükrediyorlar her meyve için. Bir tane meyveyi alıyor mesela eline, inciri alıyor; incirin özel duası var uzun uzun dua ediyor. Bu insandan sen niye nefret ediyorsun? Katilden nefret et, zalimden nefret et ama masum Musevi’den sen niye nefret ediyorsun? Masum çocuklardan sen niye nefret ediyorsun? “Musevi çocuğu dahi olsa lanetlidir, onun da yok olması gerekiyor” diyor. Çocuk, çocuktan bile nefret ediyorlar. Bu ne çılgınlık böyle? Şimdi cinayet işlendi diye Müslümanlar artık anlaşmayı ortadan kaldıracaklar. “Bunca ölümden sonra” diyor. Peki karşılık verebiliyor mu Müslüman? Yok, silahsız, adamların önüne kıyma makinesinin önüne et atar gibi atıyorsunuz, cayır cayır Müslüman’ı öldürtüyorsun, şehit ettiriyorsunuz. Ve önü-sonu gelecek gibi görünmüyor bunun. Önümüzdeki günlerde daha da devam edecekler ve sonunda Müslümanlar ya mağlup olacak, ezilecekler, kendi içine çekilecekler bunca şehitten sonra. Ve tam sefaletle, çöküntüyle kendilerini bırakmış olacaklar. Şimdi bu akıl mı şu? Şu mantık mı? Olmuş olayları kimlerin organize ettiğini görüyoruz, biliyoruz. Bu felaketler meydana gelince yeni yeni felaketler aramanın alemi ne? Zararın neresinden dönülse kardır. Nerden dönersen oradan kar olur. Niye felaketi devam ettirmek istiyorsunuz? Her gün cenazeler kalkıyor, her gün insanlar bağırıp-çağırıyor. Çok da az insan toplanıyor zaten burada. Uykuları geliyor, karınları acıkıyor hemen yemek yemeye gidiyorlar. Bağırmaya bile takatleri yok bir kısmının. Ve İttihad-ı İslam’ı ısrarla söylemiyorlar. Yeni yeni birkaç kişi, birkaç yer söylemeye başladı. Saadet partisi yeni yeni Allah razı olsun İttihad-ı İslam’ı dillendirmeye başladılar. Eskiden de söyledi onlar ama nadir söylüyorlar şu an daha sıklaştırdılar.

Zekeriya Altuner; “İhvan’sız Mısır da Ortadoğu’da düşünülemez.” Kardeşim İhvan da olsun, Selefiler de olsun, Mısır ordusunun askerleri de olsun, Kıptiler de oldun, Hristiyanlar olsun, Museviler olsun, hepsi Allah’ın kulu. Sen ne diyorsun “İhvan”, İhvan’ın dışındakiler nedir? Yok kabul ediyorsun. Böyle olur mu? Hepsine sahip çık, o gariban Kıbdilerin ne suçu var? Hristiyan Kıptilerin ne suçu var? Müslüman Kıptilerin ne suçu var? Baltacı diyorsun, baltacıyı sen yetiştirdin Darwinist, materyalist olarak. Sahip çık kurtar, şefkat göster adamı gece- gündüz aşağılarsan sana düşman oluyor işte. “Hiçbir fonksiyonu olmayan İslam İşbirliği Teşkilatı.” Hiçbir fonksiyonu niye yok? Başında Hz. Mehdi (a.s) yok da onun için. Sebebi bu; başı yok, ruhu yok ve başı yok. Hz. Mehdi (a.s) ile beraber hem ruh, hem baş gelmiş oluyor. Ruhu ve başı olmayan İslam İşbirliği Teşkilatı milyarlarca liralık para kullanıyorlar, her türlü imkanı var binaları var, tesisleri var, her yerde şubeleri var ama ruhu yok. “Hiçbir fonksiyonu olmayan İslam İşbirliği Teşkilatı bile Mısır ile ilgili açıklama yapamazken.” Niye yapamıyor? Yine aynı şeyi söylüyorum; başında Hz. Mehdi (a.s) bulunmadığı için, başında imanlı, güçlü bir baş bulunmadığı için, Allah aşkıyla yanan baş bulunmadığı için ve ruhu olmadığı için bu halde oluyor. “Tek çözüm İslam Birliği demek hamaset değil mi?” Tek çözüm İslam Birliği’ni Allah diyor, Kuran söylüyor. Allah Kuran’da hamaset mi yapıyor? Allah söylüyor. Allah’ın söylediğini biz aktarıyoruz. Tek çözümün İslam Birliği olduğunu Allah söylüyor, bizim fikrimiz değil. Kuran’ın bize aktardığı bilgi bu. Ama Kuran’ın hamaset olduğunu söylüyorsan, o zaman bu olmaz. Ama bilgisizliğinden söylüyorsan, bilgini arttır, aklını da başına al. Herhalde dediğimin doğru olduğunu anlıyorsun. Nur Suresi, 55’i aç, hemen göreceksin. Kuran, baştan sona İttihad-ı İslam’dan bahseder, başından sonuna kadar. Hangi sayfasını açarsan aç İttihad-ı İslam ile ilgili hüküm bulursun.

Bismillah. Açıyorum, Furkan Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Diyor ki; "Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim. Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu.” Kuran dışına çıkarttı. İslam aleminin şu an başına gelen belanın sebebi ne? Kuran’ın dışına çıkmaları, uydurma hadislere göre hareket etmeleri. “Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır" diyor. “Yapayalnız ve yardımcısız bırakan” Müslümanları şu an ne yapıyor şeytan “yapayalnız ve yardımcısız” bırakıyor, birbirleriyle bağlarını koparıyor. Her İslam ülkesi yapayalnız ve yardımcısız.“Ve elçi dedi ki:” Hz. Mehdi (a.s), "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar." Peygamberimiz (s.a.v)’in bir tane şikayeti var; ümmetin Kuran’ı terk edeceğini söylüyor. Hadisi bırakacaklar demiyor “Kuran’ı bırakacaklar” diyor. “Uydurma hadislere sarılacaklar, Kuran’ı bırakacaklar” bir tane şikayeti var. Diyor ki “Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimiz'i görmemiz gerekmez miydi?" Mucize istiyorlar. “Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar.” İslam ülkelerinin liderlerinin birçoğu büyüklüğe kapılmış durumda, enaniyet yapıyorlar, kendilerini en büyük görüyorlar. Bakın İlam ülkelerinin liderlerine, büyük bölümünde muazzam bir enaniyet var, “ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar.” Azgınlık yoluna giriyorlar. Sevgi yoluna değil, şefkat, merhamet yoluna değil.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Cengiz kardeşimiz size bir resim göndermiş, şöyle söylüyor; “Canım yeğenim Demirkan, canımdan çok sevdiğim Hocamıza Oscar Ödülü’nü verirken” diyor.

ADNAN OKTAR: Şeker Demirkan’ı bana bir yaklaştır bakayım. Ah benim canım, nasıl yakışıklıymış, nasıl güzelmiş. Teşekkür ediyorum verdiği ödüle de. MaşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Malatya’dan bir kardeşimiz yazdı; “Dün canım yeğenlerimle birlikte Emeksiz Caddesi, Abdullah Gül Parkı ve Dört Yol’da esnaflara ve halkımıza üç yüzden fazla A9 broşürü dağıttık. Canım Hocama kedi gönderemiyoruz ama arkadaşımın yeğeni Aybüke’nin fotoğrafı var. Hocamızdan dua istiyoruz.”

ADNAN OKTAR: Kedi hükmünde onlar da. Göreyim o kediyi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Didem Hocam dinliyorum.

 DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye’deki Kürt bölgelerinde iç savaştan kaçan on beş bin kişi, son üç günde Kuzey Irak’a geçti. “Suriye’de insanların yaşayabileceği bir ortam kalmadığını ve Mesud Barzani’nin kapıları açması üzerine geldiklerini” söylediler.

ADNAN OKTAR: Canlarım benim, hep ömürleri böyle çileyle geçti Kürt kardeşlerimizin. Benim mübarek insanlarım. Saddam zamanında akıl almaz zulüm gördüler. Suriye’de benim çocukluğumdan beri hatırladığım hep zulüm görmüşler. İran’da top ateşine tutulur, Türkiye’de iddia edilen Ergenekon terör örgütünün çakalları, akıl almaz işkencelerden geçirdiler benim canlarımı. Ne mübarek insanlarmış ne çile, ne imtihan bu. Allah onlara velayet mertebesi versin, velilik mertebesi versin, ömürlerine bereket, hayır versin Cenab-ı Allah, iyilik, güzellik versin.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan’ın 14 Aralık 2010’da, 28 Şubat sürecinde alınan kararları tamamen ortadan kaldıran genelgeye imza attığı yeni açıklandı.

ADNAN OKTAR: Niye yeni açıklanmış?

DİDEM ÜRER: Yeni bilgi verildi.

ADNAN OKTAR: Demek ki riskli görmüşler, o zamanlar.
Buyurun, devam edelim.

DİDEM ÜRER: Geçtiğimiz aylarda çektikleri bir videoda Arakan’a savaşmaya giden Müslümanlar, dünya Müslümanlarına seslendiler ve askeri eğitim gördüklerini paylaştılar. Endonezyalı alimler de “Mücahitler, Arakan’da cihat etmeye hazırdır. Müslümanların şu an Arakan’da yaşanan krize karşı yapacağı tek şey, Allah olunda cihattır” şeklinde açıklama  yaptı. 

ADNAN OKTAR: İşte yöntem bu; ya sevgisizlik ya nefret. İşte Musevi’den nefret edecek, Hristiyan’dan nefret edecek, kafa-göz yaracak, silahlanacak, kavga edecek, intihar bombacısı olacak! Sevgiyle, ilimle, irfanla, demokrasiyle, ikna ederek, muhabbetle yaklaşmayı, uzlaşmayla yaklaşmayı bir kenara bırakıyorlar, inatlaşma ve kavga üstüne kurulu bir sistem. Sonunda da basbas bağırıyorlar ve başarısızlık oluyor. Öyle bir sistem acı getirir, öyle bir sistem huzursuzluk getirir, demokrasinin olmadığı, özgürlüğün olmadığı, kadınların rahat yaşayamadığı, kadınların baskı altına alındığı bir sistemde mutluluk olmaz. Her şeyin yasak olduğu, her şeye ölüm cezasının geldiği bir sistem, Müslümanlık değildir. Bu, faşist bir kafa, bu acımasız psikopat bir kafa Müslümanlıkla bir alakası yok bunun. Evet.

DİDEM ÜRER: 13 Ağustos- Salı günü Ataköy Şirinevler’de yedi yüz adet A9 broşürü dağıtmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu da Şirinevler’ in şirini. Bir faaliyeti var, bir şey yapıyor.

“Canımın içi Hocam, Allah için size aşığım, sizi çok seviyorum. Tüm dünyanın dertlerini üstlenen Hocam, Allah nurdan size taç giydirmiş. Nurunuz gözümüzü kamaştırıyor, bu nuru görenlerden olduğum için, Allah’ıma sonsuz hamdolsun” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz; “Samimiyetiniz, içtenliğiniz tüm gençlere hatta ateist ve yobazları bile ekrana kilitledi, tüm dünyaya yayılmış durumda. Allah bu şafak sökmesini en tez zamanda güneşin bütünüyle doğuşuna çevirsin tüm dünya huzura kavuşsun inşaAllah” diyor. “Ellerinizde öpüyorum aşkım” diyor, bu da Azerbaycan’dan. Ne kadar şekerler bu Azerbaycanlılar, maşaAllah.

“Bugün çok sevindiğim bir yazı okudum. Mehmet Şevki Hocamız, Şii ve Sünnileri birlik olmaya çağırmış.” MaşaAllah, o aklı başında bir insan da, onun için. Bir kısmı da diyor ki; “Şiiler nursuz olur” diyor, nefret diyor. “Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bildiğim kadarıyla Şii-Sünniler arasında iş birliği olmaz diyordu daha önce” diyor. Doğru, Hocamız artık Hz. Mehdi (a.s) devrinin başladığını gördüğünü bize vurgulamış oluyor, inşaAllah.

“Hocam, toplum sizi nasıl görmek istiyorsa, öyle olsanız ne güzel olacak” diyor. “Böyle bazı kişilerden tepki alıyorsunuz” diyor. O zaman ne olur biliyor musun? Allah belamızı verir, Allah vermesin. Halkın hatırını esas almış oluyorsun o zaman, Hakk’ın hatırını bırakmış oluyorsun. Allah’ın rızasını bırakıyorsun, halkın hatırını alıyorsun. O zaman Allah iflahını keser. Allah böyle başarı veriyor, güzellik veriyor. Zorluklarla karşılaşacaksın tabii. Peygamberlere ne diyorlardı? “Deli” diyorlardı, “yalancı” diyorlardı, saldırıyorlardı, küfrediyorlardı. Biz de onların yolundayız. Onların ümmetiyiz, Peygamberimiz (s.a.v)’in ümmetiyiz, Hz. İbrahim (a.s)’ın evlatlarıyız, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın evlatlarıyız. Dolayısıyla bizler de çile çekeceğiz, acılar çekeceğiz. Hz. İsa (a.s)’ı kim kabul etti? On iki kişi kabul etti, hiç kimse kabul etmedi. Bizi Allah’a şükür, yüzlerce insan seviyor. Peki o on iki kişiyle Ulu-l Azim peygamber, peygamberliğini yapıyor da ve Hakk’tan taviz vermiyor, halka uymuyor. Sen ne diyorsun “taviz ver Hakk’tan” diyorsun, “halka uy” diyorsun. Olmaz. Peygamberler nasıl taviz vermediler, Hz. İbrahim (a.s) nasıl taviz vermedi, “O tek başına ümmetti” diyor Hz. İbrahim (a.s) için. Tek başınaydı Hz. İbrahim (a.s). Taviz vermedi. Taviz verse kabul edeceklerdi, Resulullah (s.a.v)’in de taviz vermesini istediler, taviz vermedi. Hiçbir şekilde kabul etmedi.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 11 Ağustos’da Bursa’dan kardeşlerimiz Kent Meydanı’nda sizin çeşitli kitaplarınızdan yetmiş beş adet, iki bin beş yüz adet de broşür dağıtımı yapmışlar.

ADNAN OKTAR: O kadar şahane manzaralar ki, şu güzelliğe bak, maşaAllah, elhamdülillah. Aferin canlarıma maşaAllah. Ufaklıkları bana bir göster sıradan. Şu tatlılığa bak şu tatlılığa, ailesi bunlara tahammül ediyor, ben anlamıyorum. İnsan doyamaz bunlara, acayip şekerler. Baksana sevimliye, şimdi koskoca delikanlı olur kısa sürede bu. Şimdi bunlar bir hatıra olarak kalıyor, bunların hepsini saklayacağız. Bu aslanlarla sonra yine karşılaşacağız. Bu kaplana benziyor, maşaAllah.

Ben dinliyorum sizi Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Emre Belözoğlu, Mısır’daki Müslümanlara destek amacıyla maç sırasında bu dört işaretini yapmış.

ADNAN OKTAR: Tamam, güzel olmuş.

DİDEM ÜRER: Ancak sosyal medyada çok eleştiri aldı. Gezi olayları sırasında beş kişinin ölümüyle ilgilenmediği, milli takıma girmek için kendince reklam yaptığı gibi çok yoğun saldırılara maruz kaldı.

ADNAN OKTAR: Ne kadar sevgisizler. Bin tane kötülüğü olsa, bir tane iyilik yapmış olsa bir insan, bu güzeldir. Güzel bakın, bir sevgiyle bakın. Nasıl bir kafadır bu!

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz şöyle yazdı; “Nurumuz Seyyidimiz, kardeşlerimizle birlikte peygamberler şehrimiz Diyarbakır’ımızın en işlek semtlerinden olan Ofis, Gaziler, Dağ Kapı ve Bağlar’da üç bin adet A9 Tv broşürü ve iki yüz adet de kitaplarınızdan dağıttık.”

ADNAN OKTAR: Hay benim canlarıma, hay benim tatlılarıma, hay benim güzellerime, hay benim aslanlarım, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Tüm sorunların çözümü Allah’ın vaadi olan İslam Birliğidir diyoruz, hürmetlerimizi sunuyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan. Diyarbakır’ın koç yiğitleri. Benim kardeşlerim hep Kürt, nur gibiler. Bakın, annelerime başörtülü. Ben ne bu çocukları, ne başı örtülü annelerimi komünistlerin eline vermem, bunu unutacaklar. Diyor ki “canını alırız.” Al yetmiş altı milyonun canını al, alabiliyorsan. Sana nereye gidiyorsun diyen yok. Gücün yetiyorsa, sıkıyorsa diyelim, göster kendini bir görelim. Ben annelerimi, kız kardeşlerimi bu el kadar çocukları komünistlerin elinde ezdirmem, bunu unutacaksınız. Gelen ezdi giden ezdi benim canlarımı, bu ne rezalettir. “Geri kalanını biz tamamlayacağız” diyorlar. Yine benim kuzularım hicret etmişler, Suriye’den. Kardeşim bu bir manyaklıktır gidiyor. Kürt dedin mi adamların nevri dönüyor. Ahlaksızlığın en yüksek noktalarından bir tanesi şu Kürt düşmanlığı, Kürt karşıtlığı. Kürt karşıtı, Kürt düşmanı olan insanlar dünyanın en şerefsiz insanlarıdır. Dünyanın en karaktersiz, en namussuz, en şerefsiz insanlarıdır, her zaman söylüyorum. Nur gibi insanlar, ne istiyorsunuz? Oraya gidiyor, ondan kovalamaya kalkıyor, oraya gidiyor oradan kovalıyor. Ne istiyorsun? Museviler için de aynı şeyi yapıyorlar. “Sizi yaşatmayacağız” diyorlar. Peki ne yapsınlar? Almanya, “orayı istemiyorum” diyor, İspanya, “orayı da istemiyoruz” diyor. Amerika “orayı da istemiyoruz” diyor, kendi memleketimiz atalarımızın kaldığı yerde kalalım orda bari kalalım” diyorlar “orada da istemiyoruz” diyor. Delirdin mi sen? Delirdiysen, Allah’a yalvar. Onlar orada kalacak, İsrail onların memleketi, atalarının yurdu, bütün kabristanları orada, bütün cedlerinin mezarları orada bırak yaşasınlar orada. Ama duvarlar kalksın, Hz. Süleyman (a.s)’ın mabedini kuralım. Bir tek mabedini kurmayacağız Hz. Süleyman (a.s)’ın, mescidini bir tek oluşturmayacağız. Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayını da yapacağız. Aynısıyla birebir sarayı da yapacağız. Dedemin sünnetini ihya edeceğiz, dedemin ruhaniyeti sevinecek Hz. Süleyman (a.s)’ın, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Aydın Kuşadası’nda, Cihan kardeşimiz A9 Tv broşürü dağıtmış. Size hürmetlerini sunuyor.

ADNAN OKTAR: Aferin canlarıma, maşaAllah. Bunlar yakışıklı tayfa, mahallenin dayısı herhalde bu bir yaklaştır bakayım şunu. Şunlar mahallelerde öyle müthiş süs ki, şu kedi olayı muazzam bir şey. Bir de Allah’a şükür memleketimizde zibil gibi bol. Kedilere hürmet etsinler, çok sevgi göstersinler hayvanlara. Mesela trafikte bir saygı gösterin bir anda geçmeye çalışıyor. Hayvan bekliyor ışıkların olduğu yere geliyor canlarım, bir sağa bakıyor bir sola bakıyor. Bırak hayvan geçsin bir durdurun trafiği. Birisi eliyle alıp geçirsin hiç olmazsa. Köpeklerde öyle çok şekerler. Tam trafik ışıklarının olduğu yere geliyorlar veyahut uygun bir yere sağa sola çok titiz bakıyorlar. Geçenlerde bir vatandaş sol tarafa bakıyor arabalar sağdan akıyor böyle caddeye doğru yürümeye başladı “bu olmayabilir” dedim kardeşe Allahualem ruhu alınmış herhalde sürekli korna çalıyoruz, hiç “bana mısın?” demedi. Şaşırdı korna çalıyoruz diye, hayretle bize bakıyor. Direkt arabanın altına yatacak. O kadar çok böyle tip var ki Allah’ın hikmeti. Bunlar bir şey cin de olabilir, anlayamıyorum ben onları.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün kardeşlerimiz Taksim’deki yaklaşık yirmi otele sizin Allah’ın Yaratma Sanatı, Evrim Aldatmacası, Kabataş Devri Yalanı, Evrimin Fosillere Yenilişi, Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. Lut (a.s) kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah hepsine huzur, bereket versin, üstlerinden Allah acıyı, ızdırabı alsın. Memleketime huzur versin Cenab-ı Allah.

“Aşkım, ruhum, bir tanem, Sultanım Adnan Hocam, minik kedime isim verebilir mi?” Bunun ismi olsa olsa Boncuk olur herhalde. Baksana nazar boncuğu gibi gözler ismi Boncuk Pıtıpıtı.

DİDEM ÜRER: Hocam kısa bir ara verebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Enfal Suresi’nden bir ayet okuyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir” diye Rabbimiz bildiriyor. Allah, inşaAllah bütün İslam alemini bütün insanların kalplerini uzlaştıracak, birleştirecek ve İslam Birliği nasip edecek.

Bugünkü programımız burada son buluyor, yarın inşaAllah görüşmek üzere. 

Masaüstü Görünümü