Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (22 Ağustos 2013; 18:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Dünyada en çok sevdiğim, en çok güvendiğim aşkımla yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Şeyhimiz Sultanımız, dünyanın en tatlı Şeyhi. Bakın Şeyhimiz bana neler gönderdi? Tabakla böyle dolu dolu. Güzel çörekler. Canım Şeyhim, canım benim bu Suriye olaylarından çok rahatsız oluyor, Mısır’daki olaylardan çok rahatsız oluyor, onun için pek o kadar keyfi yok. Dünya tatlısı, maşaAllah. Ne tatlı insan, maşaAllah. O evin süsü. Aşağıya her indiğinde, devriyeye çıkacağında bayram havası esiyor. Ufaklıklar çoluk-çocuk falan muazzam bir heyecan. Çok şahane bir kültür, çok şahane bir güzellik. Aslında Şeyhimizin etrafındaki binaları, oradaki evlerin hepsini satın alıp, oraları daha bir genişletmek lazım. Ve Şeyhimize fayton olması lazım. Arabayla olmaz, faytonla gitmesi lazım şeyhimiz. Baya bayılır, değil mi? Püfür püfür şöyle.

DİDEM ÜRER: Film hazırmış.

ADNAN OKTAR: Bakayım, göreyim.

VTR- Şeyh Nazım El-Kıbrısi El-Hakkani Hazretleri.

ADNAN OKTAR: Şekerliğe bak şekerliğe. O inişi falan çok tatlı. Onu izin alalım da, onun da bir kısmını gösterebiliriz filminin, inşaAllah.

Ama fayton şart Şeyhimize. Arabayla falan ne alaka? Tabii faytonla gitmesi lazım, inşaAllah. Arkadan araba takip ediyorsa etsin ayrı, fayton şart. Onu bir düşünelim Şeyhimize, inşaAllah.

“Silsile-i Nakşi’nin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbani (r.a) Mektubat’ında demiş ki:” diyor Bediüzzaman, 5. mektubun birinci kısmında. Yani Nakşibendi tarikatının kahramanı ve güneşi olan İmam-ı Rabbani: “Hakaik-ı imaniyeden bir mes’elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim.” Yani iman hakikatleri o kadar önemlidir ki diyor, hepsinin üstündedir diyor. Yani Kuran mucizeleri, iman hakikatlerinin anlatılması.

“Hem demiş ki: “Bütün tariklerin nokta-i müntehası,” en son noktası, “hakaik-ı imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.” Yani güçlü imanın oluşmasıdır. O zaman, Mehdiyet neye ağırlık veriyor? Güçlü iman. Yani hakkul yakîn, ilmel yakîn, aynel yakîn iman.

Hem demiş ki: “Tarik-ı Nakşîde iki kanat ile sülûk edilir. Yani, hakaik-ı imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve feraiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur.” Yani helale harama çok dikkat edip, iman hakikatlerini güçlendirip güçlü bir imana sahip olmak. “Bu iki cenahta kusur varsa, o yolda gidilmez.” Yani tarikatta gidemezsin diyor.

“Öyle ise, tarik-i Nakşînin üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-ı imaniyeye hizmettir ki,” yani iman hakikatlerine hizmettir ki, “İmam-ı Rabbani (r.a) da ahir zamanında ona sülûk etmiştir.” Yani iman hakikatlerine ağırlık vermiştir diyor. “İkincisi: Feraiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.” Yani helallere haramla hizmet edip öğretip, anlatıp uygulanmasını sağlamak. “Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emraz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak,” kalpteki rahatsızlıkların temizlenmesine çalışmak, “kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz,” bak birincisi farz. İman hakikatleri, imanın güçlendirilmesi farz, “ikincisi vacib,” yani helallerin haramların anlatılması vacip, “bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir” diyor. Biz neye ağırlık veriyoruz? Farza, evet.

“Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki: Eğer Şeyh Abdülkadir Geylani (r.a) ve Şah-ı Nakşibend (r.a) ve İmam-ı Rabbani (r.a) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün hizmetlerini hakaik-ı imaniyenin ve akaid-i İslamiyenin takviyesine sarf edeceklerdi.” Yani aynı Hz. Mehdi (a.s)’ın yaptığı gibi. İman hakikatlerine ağırlık, yani Darwinizmin, materyalizmin yok edilmesi, küfür düşüncenin yok edilmesi ve Allah’ın varlığının ispat edilmesi. Buna ağırlık verecekler imaniyenin, “ve akaid-i İslamiyenin takviyesine sarf edeceklerdi.” Yani bağnaz-yobaz inançları ortadan kaldırıp saf İslam inancını, Kuran inancını ortaya koymak. “Çünkü, saadet-i ebediyenin medarı onlardır.” Ebedi saadetin sebebi onlardır diyor. “Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir..” Yani ebedi şikayete sebebiyet verir. Allah ebedi olarak sevmez. Allah ebedi olarak şikayet eder, hoşlanmaz. Şekavet, yani bir hoşnutsuzluk oluşur diyor Cenab-ı Allah’tan. “İmansız Cennet’e gidemez, fakat tasavvufsuz Cennet’e giden pek çoktur.” Onun için iman hakikatlerine önem vereceksiniz diyor. “Ekmeksiz insan yaşayamaz fakat meyvesiz yaşayabilir” diyor Bediüzzaman. “Tasavvuf meyvedir, hakaik-ı İslamiye gıdadır” diyor, iman hakikatleri. “Eskiden kırk günden tut, ta kırk seneye kadar bir seyr i sülûk ile bazı hakaik-ı imaniyeye ancak çıkılabilirdi.” O kadar çok uğraşılırdı. “Şimdi ise, Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lakayd kalmak elbette kâr-ı akıl değil” yani Mehdiyet o kadar süratle iman gelişmesine sebep olacak ki; mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın bir kitabını okuyan, bir sohbetine katılan kırk dakika içerisinde seyri sülûkla belki kırk yılda elde edilen iman inkişafını kırk dakikada elde edecek diyor. Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle, iman hakikatleriyle.

"Bilirsiniz ki, eğer dalâlet” küfür, imansızlık, “cehaletten gelse, izalesi kolaydır.” Onun yok edilmesi kolaydır, cehaletten geliyorsa, cahillikten kaynaklanıyorsa. “Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse,” bak fenden ve ilimden. Biyolojiden, paleontolojiden, felsefeden gelse “izalesi müşküldür” zordur diyor. İşte bu zoru Hz. Mehdi (a.s) yapıyor. “Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu.” Yani fenden felsefeden saldırmadıkları için binde bir, çok nadir diyor. Fenle felsefeyle karşılık verirler diyor ve küfrü öyle anlatırlar diyor. Cehaletten kaynaklanır diyor. İşte puta tapıyorum diyor, bilmem ne adam sapıtıyor yani cahilliğinden kaynaklanır diyor. Fenle karşı çıkmıyorlardı diyor. “Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi” diyor. Bunlardan da ancak, “bulunanlardan ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar.” Zır cahil oldukları için bilir zannediyorlar. “Cenâb-ı Hak şu zamanda, i'câz-ı Kur'ân'ın mânevî lemeâtından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.” Yani sözler o tip bir görev yapıyor diyor. Ama tabii Bediüzzaman bunu bir yönüyle yapacak diyor. Risale-i Nur bunu bir yönüyle yapacak. Hz. Mehdi (a.s) tam anlamıyla yapacak diyor. Yani her yönüyle yapacak. Çünkü, Risale-i Nur fen ve felsefeyle karşılık vermedi. Hz. Mehdi (a.s)’a bıraktı onu. Yani Darwinizm-materyalizm çöküşünü. Darwin’den hiç bahsetmedi Bediüzzaman. Hiç ismini ağzına almamıştır. Tamamen Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s)’a bırakmıştır.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara Sıhhiye Meydanı’nda İHH’nın organize ettiği Mısır mitinginde “İslam Birliği İstiyoruz” “Çözüm İttihad-ı İslam” ve “Türk İslam Birliği’ni istiyoruz” pankartları açmış kardeşlerimiz. Pankartlar mitinge katılanlar tarafından oldukça büyük bir ilgiyle karşılanmış, teşekkürlerini iletmişler.

ADNAN OKTAR: Birçoğu hayretle karşılamıştır. Bak, diyorlar ki: “NATO toplansın, Müslümanları kurtarsın. Avrupa ülkeleri toplansın, Müslümanları kurtarsın.” Kardeşim, Allah aşkına aklınızı başınıza alın. Şu konuşmanızda bir mantık var mı? Sen Hıristiyan diye beğenmiyorsun o adamları ama “Hıristiyanlar beni kurtarsın” diyorsun, “Müslümanları kurtarsın.” Peki, “Müslümanlar toplansın, bir araya gelip toplanalım” niye demiyorsun? Diyor ki: “Hıristiyanlar bir araya gelip toplansın, Müslümanları kurtarsın” diyorlar. Allah akıl fikir versin size, Allah size hidayet versin. “Müslümanlar bir araya gelsin kurtarsın” diyeceğine, “Hıristiyanlar bir araya gelsin kurtarsın. Niye toplanmıyorsunuz?” diye kızıyor onlara ayrıca. Bas bas bağırıyorlar televizyonlarda. “Allah’tan korkun utanmıyor musunuz?” diyorlar. “Ey Hıristiyanlar, bir araya gelin toplanın, gelin Müslümanları kurtarın” diyor. Adam diyor ki: “Sen Müslüman değil misin, toplan bir araya gel, sen kurtar” diyor. “Bize niye söylüyorsun” diyor. “Müslüman Müslüman’ı kırıyor orada zaten” diyor. “Bir araya gelin, beş dakikada halledin” diyor. “Olur mu Müslüman nasıl birleşecek.” O zaman da Hıristiyan diyor ki: “Ben nasıl birleşeceğim o zaman” diyor. “Sen birleşmiyorsan, ben de birleşmiyorum o zaman” diyor. Adamın, işine geldiğinde adamı düşman görüyorsun, işine geldiğinde de “gel kurtar” diyorsun. Birinden birine karar ver. Kurtarıcı mı adam, bela mı sana göre? Kurtarıcıysa, o zaman o lafı kaldır. Ve ondan niye kurtuluş bekliyorsun? Bak şaşırıyorlar bu pankartlara falan. Hayret ediyor, ilk defa görüyor adam. “Hakikaten” diyor, “Mursi’yi kurtaralım” diyor. İslam’ı kurtaracaksın, bütün İslam alemini kurtar. Müslümanların hepsi mahvolmuş vaziyette.

DİDEM ÜRER: Geçtiğimiz Pazar günü kardeşlerimiz Orta köyde 600 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: 600 tane aferin. Aferin canlarıma.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İhvan yetkilileri her gün tutuklanıyor bildiğiniz gibi, en son yine ihvandan Muhammet Bedi ve Murat Muhammet Ali son iki günde tutuklandı. Bugün, Ahmet Arif gözaltına alındı.

ADNAN OKTAR: Artık İhvan’ın adamlarını kontrolünü tamamen ellerine almak istiyorlar. İhvanın yapacağı şey, İttihad-ı İslam’ı ısrarla savunmak.

DİDEM ÜRER: Fransa Dışişleri Bakanı; “Suriye’deki kimyasal saldırının kanıtlanması halinde güç kullanmak zorunda kalacaklarını” açıkladı ve Avrupa Birliği, Mısır’a silah yardımı yapmama kararı aldı. Gerçi zaten asıl silah yardımı yapan ülkeler kararı almışlardı. Dünkü biraz öylesine bir kara aldı.

ADNAN OKTAR: Biraz artistlik yapıyor. Artık bundan sonra gerek yok gibi. Açık açık belli işte bak çoluk çocuk hepsini şehit etmişler. Ne tatlı onlarda, kuzu gibiler. Resimleri var mı onların? Acayip bal kaymaklar, kuzu gibi böyle tam hepsi cennet kuzusu belli yani. Ölüsü de tatlı onların, dirisi tatlı, her şeyleri tatlı. Hepsi şehit onların, maşaAllah. Bak bak tatlılığa bak şunların, şekerliğine bak. Ah benim canlarım ah, ah benim kuzularım ah. Daha hala “İttihad-ı İslam’a gerek var mı? İttihad-ı İslam çok uzak.” Yani günde binlerce yüzlerce Müslüman öldürülüyor. Irak’ta, Afganistan’da birçoğu faili meçhul. Kiminin bak başına benzin döküp yakıyorlar, başına benzin döküp tekmeliyor, ayrıca adamın kafasını. “Yok” diyorlar, “hiçbir şey yok İslam aleminde.” Çocukları toplu gazla öldürüyorlar, kitle halinde öldürüyorlar, Suriye yerle bir oldu, Mısır yerle bir olmuş durumda, her yer kaynıyor. “Hiçbir şey yok” diyor, “çok rahatız maaşı da alıyoruz” diyor. “Gayet güzel” diyor “İslam alemi çok rahat, keyfimiz de yerinde, hiçbir şey yok” diyor. “Sakin olun” diyor. “İttihad-ı İslam’a da gerek yok” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)’a da gerek yok, hiçbir şey yok” diyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’dan bazı kardeşlerimiz Cumartesi günü Demir tepe de 40 adet kitabınızı ve 500 adet broşür dağıtmışlar ve cd dağıtmışlar. “Hocamızın nur ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Aslan onlar aslan.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İran dışişleri Bakanı Zarif, Davutoğlu’yla yaptığı görüşmede; “Suriye’de kimyasal silah kullanılarak yapılan katliamın arkasında Şam yönetiminin olamayacağını” söyledi. Rusya ise olayın “Esad’ı zor duruma düşürmek için planlanmış bir provokasyon gibi görüldüğünü” açıkladı. Uzmanlarda genel olarak “madem Esad böyle bir açıklama yapıyor, o zaman izin versin Birleşmiş Milletler görevlere gitsinler” diyorlar ama ona da izin vermiyor Esad.

ADNAN OKTAR: O zaman çok samimiyetsiz, berbat bir üslup bu. Yani çok kalleşçe bir üslup. Yani öyle bir şey yoksa, bakarlar Esad’ın masumluğu ortaya çıkmış olur, bir daha da kimse bir şey demez bu konuda.  Ama müsaade etmeyecek, sinsi sinsi Müslümanları bin kişi, beş yüz kişi, altı yüz kişi, yedi yüz kişi şehit edecek, her seferinde de aynı düzmece izahlar. Ama işte Müslümanlar birleşmediği müddetçe, bu felaketlerin önü arkası gelmez. Yani özellikle alimler, Hocalar sürekli Müslümanların şevkini kırmaya, birlik azmini ortadan kaldırmaya, Müslümanların birleşme heyecanını tamamen iftad etmeye yönelik bir üslup kullanıyorlar. Bu üslup da gecikmeye sebep oluyor. Ama gecikmede kaderde, Allah’ın emri bu. Kader değişmiyor. İllaki o vakti merhumu gelecek, illaki o vakit gelecek. Ben aylar önce dedim, Müslümanların üzerine büyük felaketler gelecek önümüzdeki günlerde dedim, çok büyük olaylar olacak dedim. Bakalım yayınlarda var, görürsünüz. Aynen dediğim gibi olaylar çıktı ve gelişti. Ve Allah, Cabbar ismiyle kabul ettirecek dedim Hz. Mehdi (a.s)’ı. Şimdi bak her yerde İttihad-ı İslam talepleri çıkmaya başladı. Her yerde Türk İslam Birliği. Önceden söylemiyorlardı. Hatta öyle pankart kaldırın kardeşim bunları falan diyorlardı, hiçbir şekilde kabul etmiyorlardı. Ama şu an, şiddetle talep eder konuma geldiler.

Şeytandan Allah’a sığınırım, Furkan Suresi, 41-“Seni gördükleri zaman yalnızca alay konusu edinirler” diyor Cenab-ı Allah ayette Peygamberimiz (s.a.v) için. “Seni gördükleri zaman seni yalnızca alay konusu edinmektedirler. Allah’ın elçi olarak (Mehdi) olarak gönderdiği bu mu? derler” diyor. Niye? Çünkü yemek yiyor. Çünkü bahçelerde geziniyor. Çünkü şaka yapıyor, konuşuyor. Hz. Mehdi (a.s)’a da aynı üslubu kullanacaklar, “Allah’ın Mehdi olarak gönderdiği bu mu? diyecekler.” 

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimiz Adapazarı’nda A9 broşürü dağıtmışlar. Sizden dua rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Göreyim bakayım, neler yapmışlar. MaşaAllah, ne güzel. Ne güzel. Allah şevklerini arttırsın, Allah onlara kuvvet versin, sağlık sıhhat versin, azim versin, heyecan versin. Üzerlerindeki hastalıkları rahatsızlıkları gidersin, Cenab-ı Allah ki dine kuvvet bulsunlar. Müslüman’ın güçlü olması önemli.

“Öyleyse kafirlere itaat etme.” Yani küfre kafirlere itaat etme. “Onlara Kuran’la büyük bir mücadele ver” diyor Allah. Ebcedi; 1979, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor.  Bakın “öyleyse küfre” tuğyana, delalete İslam karşıtı hiçbir harekete itaat etme. Onlar gibi davranma. Onların anlayışı gibi bir fikre girme. Mesela Darwinist-materyalist olma. Allah’ı inkar eden bir sistem içerisinde olma, Kuran’a uy. “Onlara Kuran’la büyük bir mücadele ver.” Büyük bir mücadele diyor Allah, herhangi mücadele değil. Dünya çapında büyük bir mücadele ver. Tam, 1979 tarihini veriyor 52. ayet. 53. ayette de-“iki denizi birbirine salıp katan O’dur” diyor. İki denizi birbirine katan, olay yerini de söylüyor İstanbul. İki denizin birbirine karıştığı yer. Bakın “iki denizi birbirine salıp katan O’dur”  diyor Allah. 

Evet, dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İstanbul’da kardeşlerimiz geçtiğimiz Perşembe günü Bahçelievler ve Gaziosmanpaşa’da çok sayıda yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar. 

ADNAN OKTAR: Göreyim. Sıcaktan bayılmış bunlar. Acayip şekerler, canlarım benim. Sıcakta böyle bir karakter göstermeleri çok hoş. Soğukta toplanıp şişiyorlar. Soğuk yere de yatmıyorlar, normalde soğuk onlar için. Yerleri de özel oluyor, tahta falan ahşap veyahut bez, yün bir şey buluyorlar. Uyanık olmaları çok tatlı.

“Canım Hocam, bir tanem, nurlar nurusunuz. Canımıza can katıyorsunuz. Hayatın anlamı güzelleşti sizinle.  Allah’a sevgimiz, imanımız arttı vesilenizle. Bol susamlı Ankara simidini çok seviyorum Hocam” diyor. “Her türlü tatlılardan bahsetmiş ama en güzeli en tatlısı sizsiniz” diyor.

 “Gündüz derslerinde size şöyle bir doyamadık. Adeta siz kaçtınız, biz kovaladık. Derslerde nurlu simanızı çok kısa gösterdiniz. Cenab-ı Allah, İttihad-ı İslam’dan sonra gece derslerini tekrar bize lütfetmesini diliyoruz” diyor. MaşaAllah.

“Selam. Ellerinizden öperim. Sizi çok seviyoruz. Çok çok sevgiler” diyor. MaşaAllah. “Canlı yayını izliyoruz.” Şükür Azizov, Azerbaycan.

“Hocam ismim Yelda Kartal. Siz dünyada tanıdığım en mükemmel, en harika insansınız. Sesinizle, bakışlarınızla, düşüncenizle hayatıma anlam katıyorsunuz. Hocam iki ay sonra bir erkek çocuğum olacak. Hocam sizden ben küçük talebeniz için dua etmenizi istiyorum. Allah gücünüzü ve kuvvetinizi artırsın, inşaAllah.” Allah sana hayırlı, bereketli, güzel bir evlat nasip etsin. Onu da inşaAllah Allah’a ada, Hz. Mehdi (a.s) talebesi olsun, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebesi olsun, inşaAllah.

 “Bugün E-5’de bir otomobil arkasında gördüğüm yazıyı gönderiyorum Hocam” diyor. “Bir vatandaş ‘İslam Birliği’ni istiyorum’ yazısını aracının arka camına yapıştırmış çok da hoş olmuş” diyor. Tabii çok güzel olur, mesela ufak yazılar bayağı güzel olur.

42 ve 43, rica edeyim.

MERVE BÜYÜKBAYRAK: Şeytandan Allah’a sığınıyorum."Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı."

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s), Darwinizme, materyalizme karşı öyle mücadele verecek ki eğer kararlılık göstermeseydi neredeyse Darwinizmden, materyalizmden vazgeçecektik” diyecekler. Ama bunu derken bir de bakacaklar vazgeçmişler. Direnirken direnirken vazgeçmiş olduklarını görecekler. Evet.

MERVE BÜYÜKBAYRAK: “Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir.”

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s), sapıklıkla itham edilecek, Allah’ta kimin sapık olduğunu onlara gösterecek. Felaketleriyle etkisiyle, Hz. Mehdi (a.s)’a verdiği başarısıyla, Hz. Mehdi (a.s)’ın doğru yolda olduğunu asıl sapıkların bağnaz takımı olduğunu onlara göstermiş olacak, inşaAllah. Evet.

MERVE BÜYÜKBAYRAK: “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü?”

ADNAN OKTAR: Kendi istek ve tutkusu ne demek? Müşrik inançlar, Kuran’a uygun olmayan inançlar.

MERVE BÜYÜKBAYRAK: “Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?”

ADNAN OKTAR: Allah “Ben onlara gereğini yaparım, sen rahat ol” diyor. İnşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün Saraçhane’de toplantı vardı bu Mısır’daki kardeşlerimiz için toplu dua ettikleri, orada büyük pankartlar açtılar; “Tek Çözüm İttihad-ı İslam” pankartı açtılar bu şekilde kardeşlerimiz. Ve Ülke Tv’de de sürekli yayınlandığı Tv Net’te de galiba. Bir de Erem Şentürk vardı geçtiğimiz günlerde İttihad-ı İslam’ı anlatan, şu şekilde söylemiş; “Oradaydım, bu akşam daha büyük açılacak pankartlar Arapça, İngilizce ve Türkçe olarak. Birkaç yabancı kanala da servis edeceğiz” diye belirtmiş, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet bunu yaparlarsa, kurtulurlar. İttihad-ı İslam ile isterlerse, kurtulurlar. Yoksa “Amerika gel bizi kurtar, NATO bizi kurtar, Avrupa Birliği gel bizi kurtar. Neredesin İngiltere?” Müslüman’ın konuşacağı laf mı bunlar? Birleşin, bir araya gelin, kardeş olun zaten olay biter. Kardeş kardeşi boğuyor şu an, Müslüman Müslüman’ı boğuyor. İttihad-ı İslam olduğunda, adamın aklının ucundan dahi geçmez böyle bir fitne, böyle bir rezillik.

Allah sağlık, sıhhat, afiyet versin bütün müminlere, inananlara Cenab-ı Allah.

Aylin Hocam, Furkan Suresi, 33.

AYLİN KOCAMAN: Kovulmuş şeytandan Allah’ a sığınırım. “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, Biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.”

ADNAN OKTAR: Yani yobazların, bağnazların hurafelerine karşı, Kuran ayetleriyle konuşacağı için Hz. Mehdi (a.s), ayet ona bakıyor. Ama tabii asıl Peygamberimiz (s.a.v)’e bakan bir ayet. Ahir zamana bakan yönüyle, Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor. Çünkü yobazlar zırvalayacaklar, abuk sabuk şeyler söyleyecekler, Hz. Mehdi (a.s) da Kuran ile akıl ile en güzel cevabı onlara vermiş olacak. İnşaAllah.

Ben sizi dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, şu ufaklığa bakar mısınız?

ADNAN OKTAR: Bir yaklaştır, onu. Hayır balıkla arkadaş olanı da ilk defa görüyorum. Ama acayip arkadaş olmuş. Balık da şaşkın şaşkın bakıyor ilk defa böyle bir arkadaşlık gördüğü için. Dünya tatlısı, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.

“Canım Hocam, ismini koyduğunuz oğlum Furkan Ali’nin size fotoğraflarını gönderiyorum. Dualarınızı bekliyorum, Hz. Mehdi (a.s) talebesi olmak için, inşaAllah” diyor. Ben onu kıtır kıtır yerim. O tatlılığa bak sen, tatlılığa, pozlara, şekerliğe, maşaAllah. Canım benim bir avuç, ne tatlı şey bu böyle ağza bak sen. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık, sıhhat, bereket versin Cenab-ı Allah hepinize. Annesine de babasına da hayırlı uzun ömür versin. İnşaAllah, Seyyidina Hz. İsa Mesih (a.s)’a sarılmayı, onunla muhabbet etmeyi, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olmayı Cenab-ı Allah hepimize nasip etsin. Hepimizin Hz. Mehdi (a.s) talebesi olduğu aşikar. Mübareğin zuhuru yaklaşıyor, ızdıraplar, acılar onu gösteriyor. Acılar, ızdıraplar daha da artacak, daha da artacak “yeter” diyecekler, “Ya Allah Bismillah” deyip, Hz. Mehdi (a.s) çıkacak. Nasıl çıkıyor? Kendi çıkmıyor, ümmet çıkarıyor. Diyorlar ki “Allah rızası için çık ortaya artık” diyorlar. “Alametler sende malum belli biz anladık, Allahualem sensin, Allah rızası için yap. Aksini yaparsan, bütün ümmeti Muhammed’in kanı boynuna olsun” diyorlar. “Bütün bu acıların sorumlusu sen olursun uzatma, konuyu çabuk bitir kabul et bu konu hallolsun” diyecekler. “İstemediği halde biat ederler” diyor. “Haşa” diyor Hz. Mehdi (a.s), “ben kimim, zavallı bir insanım?” diyecek. “Hz. Mehdi (a.s) kim, ben kimim?” diyecek. “ Biz biliyoruz, hüsn-ü zannımız var, Allahualem sensin” diyorlar. “ Bu kadar olay, bu kadar alamet, bunu açıklaması yok. Ümmeti Muhammed kan denizinde yüzüyor” diyecekler. “Başka çözüm yok, kabul et konu bitsin” diyecekler. Ondan sonra bir bereket, ondan sonra bir güzellik, ondan sonra bir saltanat, ondan sonra bir nefislik, nefaset, güzellik bütün dünyayı saracak. İlimde, irfanda, demokraside, güzellikte eşi menendi olmayan bir hoşluk bütün dünyayı saracak. Bereket, bolluk akacak adeta sular seller gibi, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Nur Suresi’ni okuyorum, 64. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilendir.” İnşaAllah, şu anda dünyada meydana gelen her olayı, Rabbimiz ahirette herkese bildirecek. Hem felaketlerin içinde olanları da, hem de felaketlerin sorumlularını da buna vesile olanları da Rabbimiz hepsine karşılığını verecek. Allah sonsuz adalet sahibidir. O yüzden bizim yapmamız gereken, üzerimizdeki sorumluluğu yerine getirip, bir an önce İttihad-ı İslam’ı kurmak, bütün Müslümanları da İslam Birliği’ne teşvik etmektir.

İnşaAllah, bugünkü yayınımız sona erdi, yarın tekrar görüşeceğiz.

Masaüstü Görünümü