Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (23 Ağustos 2013; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Aşkım, bebeğimin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dünyanın en tatlı, en şeker, en bal Şeyhi. Şeyhimiz, Sultanımız, Şeyh-il Şah Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri bugün de iyi, maşaAllah. O ne tatlı şey öyle, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin Şeyhimiz’in. Şeyhimiz ne diyorsa doğrudur. Ona göre hareket edeceksiniz. Diyorlar ki bazen “Hocam sen öyle diyorsun ama Şeyh’im başka türlü diyor.” O zaman ben yanlış düşünüyorum, Şeyh’im doğru söylüyor. Şeyh’ime uysunlar, o dünya tatlısı. İnşaAllah. Biz ayağının tozuyuz Şeyhimiz’in. Şeyh’im bir şey dedi mi o kanun, bitti o, tartışması olmaz. Sultan o, Sultan, dünyanın Sultanı.

DİDEM ÜRER: Çok vicdanlı olduğu için, Hamiyeti İslamiye’sine çok ağır geliyor olabilir. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dünya tatlısı, acayip şeker. Şeyhimiz’e fayton kafayı taktım ona.

DİDEM ÜRER: Hocam çok iyi bir fikir, mükemmel iyi olur.

ADNAN OKTAR: Kardeşim arabayla gelir ne alaka Şeyhimiz. Hatta çift fayton olması lazım, inşaAllah. Şeyhimize çok güzel şeyler yaptıracağım, inşaAllah. Her çıkışında tören olması lazım, inşaAllah, Osmanlı sultanlarında olduğu gibi. Efendim?

DİDEM ÜRER: Her çıkışında Mehter’de olabilir.

ADNAN OKTAR: Süper olur, aynı Osmanlı sultanlarında olduğu gibi, inşaAllah. Dua edin de Şeyhimiz’in ömrü uzun olsun. Cenab-ı Allah ona çok uzun ömür nasip etsin Şeyhimiz’e. Müslüman çok güzel olacak, Şeyhimiz her zaman söylüyor; “Müslüman güzel olur” diyor. “Ya Rabbi güzelliğimizi artır” diyor. Talebeleri çok güzeldir Şeyhimiz’in.

Bir şey mi diyeceksinsen Şeyhimiz ile ilgili?

DİDEM ÜRER: Şeyhimiz’i çok seviyoruz, Hocam.

ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah Nisa Suresi’nde diyor ki; “Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda mücadele etsinler.” Dünya hayatını veriyor, ahreti satın alıyor. Mesela biz şimdi istesek deniz kenarında eğleniriz. Antalya’ya giderim “yıllardan beri tatil yapmıyoruz, bir tatil yapalım.” Veyahut kendimi mi kandırmak istiyorum “tebliğe gidiyorum” derim Antalya’ya. “Oradaki insanlara ulaşmam lazım” derim, “tebliğe gidiyorum” derim. Sinemaya gideyim “kültürümü geliştireyim” diyebilirim veyahut eğlence yerine gideyim “bir lokantaya giderim hem oradaki insanlarla tanışırız hem yemek yeriz, şöyle denize karşı püfür püfür hem tefekkür ederim” diyebilirim. Halbuki bakın “dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar” dürüst davranacaklar. Allah’ın rızası en çok neredeyse, ona göre hareket edecekler. Her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu arayacaklar. Ben şu an çok rahat imkanım da var giderim. Kuşadası’nda tesiste kalırım iki ay, gayette makul. “Kardeşim orada tebliğ yapılıyor da burada olmuyor mu?” deriz. Burada yapacağız tebliğimizi. “Orada garsonlar, halka, turistlere tebliğ yapacağım” derim. Yahut “tefekkür edeceğim diyelim yahut dinlenmek için gidiyorum” diyebilirim. Her türlü bahane olabilir.

Şeyhimiz gibi güzel olsa insanlar, İslam dünyaya hakim olur. Ne bereket ne tatlılık var o insanda, maşaAllah. Evi ne güzel, alt katta oturmuşlar sohbet edip konuşuyorlar. Bağlıları da çok güzel insanlar Şeyh Hişam Efendi Hazretleri, Şeyh Mehmet Efendi, Şeyh Ahmet Yasin.

DİDEM ÜRER: Etrafındaki çocuklar da çok güzel oluyor.

ADNAN OKTAR: Çocuklar acayip şekerler.

DİDEM ÜRER: Hanımlar da çok efendi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim sanki böyle sahabe dönemi gibi, bir acayip oluyor insan hayret. Biz filmlerde görürdük öyle sahneleri öyle şeyleri. Sahabe topluluğu gibi ne güzel insanlar. Çocuklar çok Avrupai çok güzeller hepsi. Dikkatimi çekti hep Şeyhimize benziyorlar torunları. Hep bıcır bıcır, hep renkli gözlü, çok düzgün çok kaliteliler, bayağı güzeller. Şeyhimiz’in lehçesi acayip hoşuma gidiyor, acayip tatlı. Evde bazen bazılarını hafif uyarıyor, acayip panik oluyorlar “Şeyh Efendi, Efendim hata mı yaptık, siz sakın üzülmeyin Efendim.” Acayip tatlılar. Şeyhime yakışır böyle arada sırada şöyle bir Osmanlı çıkışı yapacak, evin güzelliği o. İlla bir şey olmasına gerek yok ki, olmadan da olabilir, yakışıyor Şeyh’imize.

Üstad Bediüzzaman çok şeker. Ne güzel, dürüst insan çok güzel oluyor. Bak Şeyhimiz dürüst, samimi çok tatlı oluyor, çok şeker oluyor. Allal’ı gerçekten seven insan çok tatlı oluyor, bulunduğu mekanda tatlı oluyor. Allah’ı sevmiyorsa, saray bile olsa o mekan çok korkunç geliyor insana değil mi? Izdırap çekiyor, çok bunalıyor insan. Mesela Şeyhimin evi mütevazi bir ev, cennet bahçesi gibi şahane.

Şeyhimizin yanına gitmeden önce oraları bir ayarlayalım. O çevre binaların satın alınıp bir istimlak edilmesi gerekiyor.

DİDEM ÜRER: Evet Hocam gerçekten şart, çok açılması lazım oraların.

ADNAN OKTAR: Şimdi bir kere Şeyhimizin faytonla yan yana duracağı özel bir yer olması lazım. Şeyhimizin her çıkışında hazır Mehterhan Takımı olması lazım hakiki ama böyle.

Buyurun Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cuma namazı sonrası açılmasında şöyle söyledi; “Birleşmiş Milletler Uzmanları, Suriye’de engel çıkartılmadan bölgeye gitmeli ve raporlarını bütün dünya ile paylaşmalılar” dedi.

ADNAN OKTAR: Benim Cumhurbaşkanım çok sevecen bir insan, güzel insan. Ellerinden öpüyorum, çok saygı duyuyorum. Tabii o mübarek belli bir dereceye kadar konuşabiliyor. Bakın şimdi ne diyor biliyor musunuz insanlar? “Ey Hristiyan alemi birleşin gelin Müslümanları kurtarın” diyor.  Allah Allah, kardeşim “Ey Müslüman alemi birleşin Müslümanları kurtarın” desenize. Zaten Müslüman Müslümanı yiyor kardeşim. Hem Müslüman hem birleş deyince konu bitecek, kökten bitecek. Bağırıyorlar Hristiyan alemine, kızıyorlar “Niye birleşip gidip Müslümanları kurtarmıyorsunuz?” diye. Arkasından da diyor ki “Ey kafirler” diyor Hristiyanlar için, “Ey kafirler, sizi Selahattin Eyyübi gibi paramparça edeceğiz, keseceğiz, biçeceğiz” diyor. “İflahınızı keseceğiz, bir tane Hristiyan bırakmayacağız” diyor. Ama arkasında diyor ki “Hristiyan alemi rica ediyorum birleşin, şu Müslümanları kurtarın” diyor. Allah aşkına aklınızı başınıza alın. Ne konuştuğunuzdan haberiniz var mı sizin? Sen nefret ediyorsun Hristiyanlardan, ondan sonra “git beni kurtar” diyorsun ve “birleşip, kurtar” diyorsun. “ Peki Müslümanlar birleşsin mi?” diyorum. “ Olur mu öyle şey nasıl birleşecek Müslümanlar?” Hristiyan alemi nasıl birleşecek o zaman? “Onlar birleşir” diyor. Sen de birleşirsin kardeşim. Aklını başına al, şeytandan Allah’a sığın. “Bismillahirrahmanirrahim” de “Euzübillahimineşşeytanirracim” de, bir şeytandan Allah’a sığın. Israrla ne zaman bak İttihad-ı İslam’dan bahsetsek, “ütopya, olmaz” diyor. Kardeşim bir olur de, inanma bak inanmadığın halde söyle. İnanma demiyorum, tabii inansın da inanmadığı halde de söyleyebilir. De bir usulen söyle. Usulen söyle de ki “Ben istiyorum İttihad-ı İslam’ı”  de, olacak. Israrla demiyorlar, son zamanlarda zoraki deneye başladılar. Orada burada gençler pankart açmaya başlamışlar, “İttihad-ı İslam ile ilgili pankart var, maşaAllah. İlginç, iyi olur çok iyi olur” diyor. Allah sana akıl fikir versin. Ana konu o zaten kardeşim en büyük farz. Uyuyorlar bir şey oldu millete, birçok insana bir şey oldu? Milletin uyanık, zeki olanları var, onlar çoğunluk ama onlarda baskı altında bir kısmı. Ümmetin de milletin de anlamı aynı zaten. Fakat Türk Milleti,, öncü olma vasfını çok iyi koruyan bir millet, çok uyanık ve aydın bir millet. Kaliteli Türkiye yani vahşi insan yok Türkiye’de. Mesela toplansa bile yüz tane vahşi ancak çıkıyor, toplayamıyorlar vahşiyi. Dikkat ediyor musunuz vahşi bulamıyorlar, kıyıda köşede ancak polis arayıp zoraki buluyor öyle, vahşi yok. Ama İslam ülkelerinin birçoğunda vahşi zibil gibi kaynıyor fokur fokur. O yüzden de bela yağmur gibi yağıyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün gece üç kardeşimiz Saraçhane’deki mitingde üzerinde “Tek Çözüm İttihad-ı İslam” yazan büyük bir pankart açmışlar. Pankart uzun süre televizyon ekranında da kaldı ve katılanlar da ilgi göstermişler pankarta.

ADNAN OKTAR: Bunu zaten Müslümanların yapması lazım, şaşırıyor adam, “Allah Allah ne kadar ilginç iyi olur, iyi olur” diyor. Sanki fanteziden bahsediyoruz. Başka bir yol yok. Kuran’da hep Allah hitap ederken “Müminler ve Mümin’at.” Ey Hanefiler, ey Şiiler, ey Vahabiler demiyor Allah. “Müminler ve Mümin’at” bu kadar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Ankara Sıhhiye Meydanı’nda Mısır mitinginin ikinci gününde çok büyük “İslam Birliği istiyoruz” ve Çözüm İttihad-ı İslam” pankartları açtılar. Ayrıca dün de İHA’nın da Mısır mitinginde yine pankart açtılar. Ve onların önünde İHA’ya röportaj vermişler; Tüm İslam aleminin kurtuluşunu istediklerini ve çözümün İslam birliğinden geçtiğini söyledikleri demeçleri İHA’nın haber sitesinde ve diğer pek çok sitede yayınlanmış.

ADNAN OKTAR: Şaşırmalarına ben hayret ediyorum. “İslam Birliği istiyoruz” dedin mi, “Aa gençlere maşaAllah, ne güzel şey. Nerden aklınıza geldi? Çok iyi olmuş” diyor. Ahir zamanın ilginçliği.

Allah ne kadar kolaylık veriyor. Sırf Şeyhimizin sözlerini dinleseler, konu kökünden bitecek. Suriye’de bir hafta kalsa Şeyhimiz, konu biter. Bir hafta sözünü dinleseler. Bir hafta da Mısır’da kalsa, sözünü dinleseler, konu biter.

DİDEM ÜRER: Allah bereket veriyor.

ADNAN OKTAR: Acayip bereket gelir, anında konu biter. Bir hafta, fazla değil. MaşaAllah. “İstanbul’dan Sultan gelecek” diyor Şeyhimiz, maşaAllah. Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül; “Bu acıların tekrarlanmaması için de, uluslararası camianın hep beraber ki, Türkiye buna hazırdır, gerekeni yapması şarttır” dedi. Ve “Bu katliamı yapanlar tarihte lanetle anılacaklardır ve öyle geçeceklerdir” dedi.

ADNAN OKTAR: Uluslararası camia güzel de, uluslararası camia da Hristiyan alemi var, Müslüman alemi var. Müslümanlar birleştiğinde konu biter. Adam der ki; “Senin kendi ailene ait sorun. Bir araya gelin, birleşin, konuyu halledin” der. “Müslümanlar kendi arasında kavga çıkarıyor. Fitne çıkarıyor. Gelip biz mi ayıralım?” derler adamlar. “Birleşin siz, siz ayırın” der. Üstelik de adamları kafir diye aşağılıyorlar. Hayır, bir de yaşama hakkı da kabul etmiyorlar. “Nerede bulursak asacağız, keseceğiz” diyorlar. Olmaz. Her şeyin altında da Musevi parmağı arıyorlar. “Yahudiler yaptı şunu, Yahudiler etti bunu.” Müslüman’ı Müslüman’a Yahudi nasıl kırdırsın? İki tarafta Müslüman. Onların alimi, hocası Yahudi mi? Musevi mi? Yani onların hocası kimse o, birbirine kırdıran o. Hocaları kırdırıyor. Alimler kırdırıyor. İki tarafın da alimleri var. Önde gelenleri var. “Git kafasını, gözünü yar. Öldür” diyor. “Ona git öldür” diyor. Fetva veriyorlar. Yani Vahabi alimler var mesela Sünniler’i kafir ilan ediyor. Adam Yahudi mi bu? Musevi mi bu insan? Sünni alimler var, bütün Şiiler’in katledilmesini söylüyor. Şii alimler var, bütün Sünniler’i kafir ilan ediyor. Bunlar Musevi mi, bu insanlar? “Ve kafir oldukları için de katli vacip” diyor. Ve nefret ediyorlar birbirlerinden, birçoğu. Aklı başında olan da çok tabii de. Bunlar Musevi değil ki, bunlar Müslüman. Müslüman Müslüman’ı kırıyor, Müslüman Müslüman’a fitne çıkarıyor. Müslüman, İttihad-ı İslam’ı istemiyor. Müslüman birleşmeyi istemiyor. Musevi istiyor. Musevilerle biz konuştuğumuzda, “İttihad-ı İslam olsun, çok güzel olur” diyorlar. “Müslümanlar birleşsin, gayet güzel, kardeşçe yaşarız” diyorlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’da da kardeşimizin evde kendi imkanlarıyla A4 kağıtlarıyla hazırladığı “İslam Birliği istiyoruz” ve benzeri afişleri Ulu Camii önündeki miting ve basın toplantısında dağıtılmış. Katılımcılar afişleri alıp havaya kaldırmışlar. Ulusal ve yerel televizyon kanalları da çekim yapmışlar.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Harikulade kolay bir yol var, olağanüstü kolay; bütün İslam aleminin yüzde 70-80’i diyecek ki, “İslam Birliği’ni istiyoruz” diyecek. İsterse yüzde 90’ı istemese dahi usulen söyleyin. “Olacak” diyorum. Usulen söyleyin, olacak. Ağızlarına sanki zift sürüldü. “Yok, söylemeyiz” diyor. Para verelim, parayla söyleyin. Ne kadar para istiyorsanız söyleyin. Para verelim, söyleyin. Yine olacak, derseniz. Ama şeytan sizin ağzınızı burmuş. Şeytan ağzınızı pençesiyle kapatmış. İki kelimeyi söyleyemiyorsunuz. “İslam Birliği’ni istiyorum” bu kadar.

“Şimdi insan o kadar alışmış ki kötülüğe, hatta kötüye, birisi karşısına çıkıp, o değil, asıl olan, olması gereken güzellik huzur bu denince şaşırıyor ve sanki bir algıda soruna yol açıyor. Özellikle duymasını istediğim biri de izliyor şimdi. Yani insanlara huzurlu, güzel, saygılı yaklaşınca, mesela sizlerden söz ediyorum tabii ki, bazı insanlar şaşırıyor. Bunun önüne nasıl geçeceğim?” diyor. Şimdi, dünya melek gibi insanlarla dolu değil. Şeytan gibi insanlar da var, melek gibi insanlar da var. Allah diyor ki; “İnsanların çoğu iman etmez, iman edenlerin çoğu da Allah’a şirk koşmadan iman etmez” diyor. İblis gibi, şeytan gibi insanlar dünyada çok, olacak. Şimdi nur gibi bir Müslümanla karşılaşınca şeytan ve ordusu, onun görevi ne? Nefrettir, kindir, öfkedir ve bunu teşvik etmektir. O zaman o şeytanlığını yapmıyor demektir. Halbuki onu Allah şeytan olarak yaratmış. Ve şeytana uyan onun ordusundan da bahsediyor Allah; “Atlılarınla, yayalarınla şamata yaparak ve fısıldayarak müminlere saldıracaksın” diyor Allah. “İman edenlere saldıracaksın” diyor ayette. Onlar da işte yayalarıyla, atlılarıyla, haykırmalarıyla, bağırmalarıyla, şamatalarıyla Müslümanlar’a inananlara, ehl-i nura, ehl-i İslam’a, müminin ve müminata saldırıyor. Kimi kafirun ve kafirat olarak, kimi münafıkun ve münafıkat olarak, tuğyan ve delalet bu tarzda bir saldırı içerisinde oluyor ve olacaktır. Bu onların yaratılışında var. Biz buna şaşırırsak olmaz. Biz ama daima iyilikle, güzellikle karşılık vermekle mükellefiz. Fakat şu an deccaliyet, tuzun suda erimesi gibi erimeye başladı artık. Çünkü Mehdiyet, su gibi sardı dünyayı. Deccaliyeti nerde görse, eritmeye başladı.

“Bugün Cuma sohbetinde canım Sultanım üç gündür, ‘manevi zatların görevlendirildiğini’ söylemiş Şeyhimiz. “En kısa zamanda vaktin sahibinin, Hz. Mehdi (a.s)’ın eline geçecek dünya” demiş, “çok az kaldı. Sonra Hz. İsa Mesih (a.s) gelir ve kıyamete de az kaldı” demiş Şeyhimiz. Bugün Cuma namazında beş-altı defa müjdelemiş Şeyhimiz, maşaAllah. Şeyhimizden böyle güzel bir müjde geldi. “Şam’ın etrafında dam büyüklüğünde manevi zatlar görevlendirilerek indirildi” demiş Şeyhimiz. O çıkan haberlerle de mutabık görülüyor, inşaAllah. “En kısa zamanda vaktin sahibinin eline geçecek” demiş. “Şam da, Irak da, Mısır da, Fas, Tunus, Cezayir de, hepsi inşaAllah. “Çok az zaman kaldı” demiş. Sonra “Hz. İsa Mesih (a.s) gelir ve de kıyamete de az kaldı” demiş. Sultanlar Sultanı Şeyhimiz bugün, beş altı defa vurgulamış bunu Cuma sohbetinde. Şeker bal Şeyhimiz.

Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v); “Size dünya feth olunacak, Mehdi devrinde” diyor, hadis. “Eğer bir menzilde muhayyer kalırsanız” eğer bir menzilde, mesela İstanbul’da duruyorsanız, orada kalıyorsanız, “Şam denilen şehre bakın” diyor. Ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s) devrinde. “Şam denilen şehre bakın. Zira orası melhamelerde Müslümanların toplandığı yerdir.” Savaşın olduğu, büyük bir savaşın olduğu yerdir. Dediği doğru çıktı mı Peygamber (s.a.v)’in? Çıktı. Hz. Mehdi (a.s) devrinde, dediği çıktı. “Onun karargahı da Guta denilen yer olacaktır.” O, Müslümanlara sarin gazıyla saldırdıkları yer, Guta. Orada savaşın yoğunlaşacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v), Guta’da. Orada da biliyorsunuz çoluk çocuk binlerce insanı şehit ettiler. Yine Peygamberimiz (s.a.v)’in hadis-i şerifinde. “Melhame-i Kübra gününde” büyük savaş gününde” Bunu büyük savaş olarak alıyor Peygamberimiz, (s.a.v) şu an, Müslümanların birbirini kırdığı dönemi. “Müslümanların merkezi Şam şehrinde Guta denilen yerdedir.” “Mücadelenin yoğun olduğu yer” diyor. “O gün Müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır” Niye? Çünkü çok şehit çıkacak da onun için. Şehit yönünden en yoğun olacak yer, Guta. Ne diyor Bediüzzaman 5. Şua’da; “Eğer tenvin nun sayılsa, 999 ederek” diyor. 999, yani 1999’a işaret var, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Duma Şehitleri Tugay Komutanı Ebu Hamza; “Esad güçlerinin kimyasal silahlarla gece yarısı zaiyatın daha fazla olması, için vurduğunu söyledi. Ve Birleşmiş Milletler denetçilerinin ülkede olduğu bir dönemde kim kimyasal silah kullanabilir? Esad güçlerine göre muhalifler. Halbuki biz bölgede ailelerimizle yaşıyoruz. Ailelerimizi, çocuklarımızı kendi emellerimize alet edip nasıl kimyasal silah kullanabiliriz” diye açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Esad, tabii işi sahtekarlığa döküyor, deliliğe döküyor. Bir kere kimyasal silah, havadan atılan bir bomba bu, havadan atılan bir silah. Adam mahalle arasında filit makinesiyle mı gezecek? Aerosolla mı gezecek, nasıl gezecek? Sokak sokak gezecek, gaz dağıtacak, öyle mi? Havadan atıyorlar. Adamlarda bunlarda uçak olmadığına göre, helikopter olmadığına göre, havadan atıldıktan sonra, bir anda binlerce kişi aynı anda ölüyor. “Muhalifler yaptı” diyor. Muhaliflerin yaptığı konular ayrı. Ama bu konu artık böyle çetrefilli bir yalan. Bu kadar adilik yapmasın.

DİDEM ÜRER: “Elimizde böyle bir silah da yok zaten” diyor.

ADNAN OKTAR: Adamlar nere bulsun sarin gazını? Nerede muhafaza etsin?

DİDEM ÜRER: İki buçuk saat bombalama yapmışlar zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii, çok geniş bir alan, bütün bir mahalleye hakim oluyor. Havadan bombalama yapılıyor. Sarin gazı havadan atılıyor. Koskoca şehre adamlar sarin gazını nasıl atsınlar? Kendileri de ölür atarken. Adam nasıl yapsın? Çok etkili bir gaz. Adam eline filit makinasını alacak, tek tek herkesi, mahalle mahalle gezecek, adamlara da hiçbir şey olmayacak! Birleşmiş milletler de kuş gibi oturup bunları dinliyor. Olay açık değil mi? Havadan bombardıman. Gözünüzün önünde oluyor, anlamayacak ne var bunda? Koskoca şehri adamlar tek tek filit makinasıyla gezecekler mi burnuna mendil bağlayıp. Sarin gazı, maskeyle de kurtaramazlar. Yani yüzlerce adamın mahalleyi tek tek gezmesi lazım, sırtlarına sarin gazını yükleyip. Dangalaklığı bıraksana. Havadan bombardımanı herkes, yüzlerce kişi görüyor, aynı anda oluyor, binlerce kişinin gözü önünde yapıyorlar. Aslında onlar da biliyorlar işi, biraz saflığa veriyorlar. Uzatacak bir şey yok. Alenen yapıyor adamlar. Göz göre göre yine yapar. “Yine muhalifler yaptı” diyecek. On binlerce kişiyi yine öldürür, “yine muhalifler yaptı” diyecek, onları da şehit edecekler. Adamlar da iki saat anlamıyor. Korkuyorsan “korkuyorum” de. “Emin değiliz” diyorlar. “Bir bakalım muayene edelim.” Belli ki işte gazdan. O kadar insan nasıl ölür? Çocuklar çırpına çırpına ölüyorlar. Yara yok, kanama yok. Belli işte sarin gazıyla şehit etmişler. “Tam anlayamadık. Biraz muayene edelim.” Korkuyorum” de, o akıl alır. Dürüst konuş, lafı uzatmaya gerek yok.

DİDEM ÜRER: Bütün alametler zaten sarin gazını gösteriyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Fotoğrafa baktığında anlaşılıyor, gaz zehirlemesi. Çocuklar olduğu gibi duruyor öyle. Adamlar çırpına çırpına ölüyorlar, belli. Gazla zehirlemişler. Nedir burada çocuğun sorduğu?

DİDEM ÜRER: “Bütün ayetlerde farklı söyleniyor” diyor. Kendince, en üstteki cümle yani yazdığı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, Kuran’da hata aramaya kalkmaları çocukça. “Biz her şeyi sudan yarattık” (Enbiya Suresi, 30) diyor. Her şeyin yüzde sekseni, yüzde doksanı su bütün canlıların, doğru. “Sizi akıtılan bir meniden, bir sıvıdan yarattık” (Kıyamet Suresi, 37) diyor, bu da doğru. “Sizi bir çamurdan yarattık”(Hicr Suresi, 26) diyor Allah, bu da doğru. “Pişmiş çamurdan yarattık” (Rahman Suresi, 14) diyor Allah, bu da doğru. Birbiriyle çelişen bir şey yok ki. İlk önce Hz. Adem (a.s) yaratılışında Cenab-ı Allah, porselenden yaratıyor. İlk Adem (a.s)’ın yaratılışı porselendir. Manken var ya porselen manken. Pişmiş porselen heykel. Mükemmel bir heykel yapıyor Cenab-ı Allah, sonra “buraya gel” diyor, birden yürüyor heykel, bu kadar. İnsana dönüşüyor bir anda. Hz. Musa (a.s)’ın asası nasıl ağaç tahta. Bir anda nasıl yılana dönüşüyor, aynısı. Yani oradaki olayların arasında hiç fark yok. Hz. İsa (a.s) çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor. Üfürüyor, koyuyor yere, geriye çekiliyor, uçup gidiyor, kuş oluyor. Cenab-ı Allah “Kendi iki elimle yaptım”(Sad Suresi, 75) diyor. Çamurdan, balçık çamuru, bu sanatçıların kullandığı şey var ya porselen çamuru. Bildiğin çamur, Kuran’ın anlattığı o. “Ondan bir insan yaptım” diyor. “Pişmiş” diyor. Porselen pişince o şekli alır. “Porselenden bir insan yaptım.” Allah “kum” diyor, Allah’ın izniyle Cenab-ı Allah, sadece “kum” diyor “kalk” diyor, kalkıyor. Şaşkın şaşkın bakıyor, hayret ediyor ben neyim gibisinden. Sonra Cenab-ı Allah diyor mesela “bu ne?” diyor. “Bu tuzluk” diyor Cenab-ı Allah. Tek tek öğretiyor Allah. “Bu ne?” “Çatal.” “Bu ne?” “kaşık.” “Bu ne?” “Ayakkabı.” Hepsini öğretiyor. İlk dili ona öğreten Cenab-ı Allah’tır. Bu kadar. Yani birbiriyle çelişen hiçbir yön yok. Hz. Adem (a.s)’ın sperminden insan yaratılıyor. Ayette diyor ki; “Az bir sudan hakir bir sudan sizi yarattık” diyor. “Az bir sudan” meniyi kastediyor. Tamam, doğru. Bütün canlıları sudan yarattı. Hz. Adem (a.s)’ın bütün vücudu su. Yüzde seksen, doksanı su, doğru. Çocuklarının da vücudunun yüzde sekseni, doksanı su. Bunda şaşacak ne var? Kuran’da kusur arama işini bir kere bıraksınlar, bulamazlar. 1400 seneden beri arıyor adamlar, bulamıyor, şimdi siz mi bulacaksınız? 1400 seneden beri geceli gündüzlü Kuran’da kusur arıyorlar, bulamadılar. Bulamazsın da, yedi ceddin gelse yine bulamazsın. Kıyamete kadar arayacaksın, yine bulamayacaksın.

Didem Hocam ben gideyim mi, ne yapayım?

DİDEM ÜRER: Hocam, nasıl isterseniz?

ADNAN OKTAR: Ben gidiyorum. Haydi Selam, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Aleyküm Selam. 

Masaüstü Görünümü