Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (24 Ağustos 2013; 18:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Dünyalar yakışıklısı bebeğimin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ilk kez Suriye’nin kimyasal silah kullandığını kabul etti.

ADNAN OKTAR: El kadar sübyanlar, kuzu gibi çocuklar, kitle halinde şehit ediliyor, Adam “aa, evet” yavaş yavaş, kardeşim madem anladın git Suriye’nin gırtlağına çök. Askerin, adamların hepsi oradalar. Al elindeki kimyasal silahları “demokratik seçim olsun, deliliği bırak” de bir şey yap. Her işi asarak, keserek halletmeye kalkıyorlar, olmaz. Milleti zorla Şii yapmanın alemi yok, zorla Sünni de olamaz zorla Şii de olunmaz. Bırak insanlar nasıl istiyorsa öyle yaşasınlar. Nasıl inanıyorsa öyle hareket etsin.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız bugün Rize’de bir konuşma yaptı ve ilk defa doğrudan Amerika’yı eleştirdi. Başbakanımız “Mısır darbesinin ardında İsrail var” şeklindeki yorumuna Amerika’nın tepki göstermesini eleştirdi. Bunun üzerine bugün yaptığı konuşma şöyleydi: Mısır’daki darbenin arkasında İsrail olduğu şeklindeki açıklamasına “Amerika’dan yanıt gelmesine üzüldüğünü” söyledi ve Erdoğan “peki Beyaz Saray’a ne oluyor da bunu konuşuyor. Eğer bu konuda konuşması gereken biri varsa, o da İsrail olmalı” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama Beyaz Saray zaten genellikle Musevilerin kontrolünde. Amerikan Parlamentosu da aynı şekilde Musevilerin ağırlıklı olarak hakim olduğu bir topluluk yani fikren, inanç olarak hakimler. Dolayısıyla Amerika için İsrail siyaseti çok hayatidir. İsrail çok önemlidir Amerika için. Çünkü Hristiyan alemi için çok önemlidir. Evanjelik inancında da Katolik inancında da bütün inançlarda İsrail’in bu bölgede bulunması hayati bir konudur. İnançlarının bir gereği olduğu için, bu tip bir tavır içinde olmaları beklenir zaten, bunda şaşılacak bir şey yok. Bir de Müslümanların kendi kendini katlettiğini görüyoruz biz, burada İsrail’in yaptığı bir şey yok. Mısır’da orduyu İsrail yönetmiyor, Mısırlılar yönetiyor, Müslümanlar yönetiyor. Sünni bir Müslüman o Çiçi denen adam ve koyu Sünni. Karısı da çarşaflı ve peçeli böyle bir insan Ortodoks bir Müslüman, Cici ve ekibi. Askerlerin büyük bir bölümü, hemen hemen yüzde doksanı namaz kılıyor ve koyu Sünniler. Birbirine kırdırmak için, oranın alimleri oranın ileri gelenleri fetva veriyor. İsrail’den hahamlar gelip “birbirinizi kırın” demiyor ki. Öyle bir şey olmuş olsa, aklım alırdı. Ama İsrailli hahamlar gelip onları yönetmediğine göre, oradaki alimler birbirine kırdırmaları için birbirlerini teşvik ettiğine göre ve kitapları da o yönde olduğuna göre eserleri, yazılarında nefret söylemleri olduğuna göre, bunda şaşılacak bir şey yok. İsrail’in yapabileceği bir şey yok. Milyonlarca kitleyi doksan milyonluk kitleyi İsrail nasıl yönlendirsin? Her birinin başına bir tane İsrailli koysa, yine olmaz. Demek ki, fikirde bir bozukluk var, inançta bir bozukluk var. Sünni bazı alimler, Musevi nefreti, Hristiyan nefreti, Şii nefreti, Alevi nefreti, Vahabi nefreti enjekte ediyorlar, “Hayber, Hayber” diye bağırarak sloganlar atıyorlar, “Hayber’de olduğu gibi” diyorlar işte her yeri yerle bir edeceğiz, şunu yapacağız bunu yapacağız, olay bu. Sürekli bir nefret söylemi var. Şu anda da orada Müslümanları mahveden, darmadağın eden, makineli tüfekle tarayan Sünniler yine, Sünni insanlar. Ve farz olduğuna inanıyorlar, bunların fitneci olduğuna inanıyorlar Müslüman Kardeşler’in.

DİDEM ÜRER: Direkt terörist diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii fitne çıkaranlar ve fetvada alıyorlar, alimler de fetva veriyor onlarda öldürüyorlar. Bir çok Sünni alim destek veriyor. Bunlar eğer İsrail’den geliyoruz diyen hahamsa o ayrı mesele biz bilmiyorsak. Ama bunlar Sünni alim. Karşı tarafında yine kafir olduğunu, fitneci olduğunu, zalim olduğunu söyleyenler de yine Sünni alimler. “İki tarafı kardeş edelim iki tarafı birbirini sevsin muhabbet içinde” olsun diyen Sünni alim çıkmıyor. İsrail ile bunun alakası yok. Müslümanların cahilliği, Müslümanların yanlış bilgilendirilmiş olması, bir kısmının bağnaz olması, bir kısmının acımasız, gaddar ve sevgisiz olması, mezhep taassubuyla saldırganlaşmış olması, Müslüman alimlerin bir kısmının yoğun çalışması sonucu elde edilmiş bir netice. Kitaplarına bakalım, kitapları da bu yönde. İsrail mi basıyor bu kitapları? Amerika’nın da tedirgin olması normal, çünkü İsrail’i önemli bir ülke olarak görüyor. Önemli bir topluluk olarak görüyor, inançlarına göre, İncil’e göre önemli görüyor. İsrail’in orada devlet kurmuş olmasını da önemli görüyor. Dolayısıyla Amerika böyle bir şeye kayıtsız kalmayacağı açık ve bu üslubu da adil görmüyor olabilir, Amerika. Çünkü görüyor Müslümanlar birbirleriyle uğraşıyor, İsrail’in böyle bir şey yaptığı yok. Yapmış söylemiş de olabilir ama kimse kale almaz. Böyle bir şey olmaz. İsrail dese ki Sünnilere Şiilere “Haydi birbirinizle savaşın” dese adam onu dinliyorsa zaten onun anormalliğidir. Orada İsrail’in etkisini iddia etmek son derece mantıksız olur. Sen söylemesen de zaten adam onu yapacak. İsrail söyleyince mi onlar onu yapıyor? Söylemese yapmayacak mı? Söylemese de yapacağına göre söylemiş de olabilir ayrı mesele. Ama zaten yapacak adam kitapları, eserleri, mantığıyla bu ortada. İkinci bir ihtimal yok ve İsrail’i de hiçbir şekilde kale almaz iki tarafta ayrıca bu konuda. Direkt kendi karaları, direkt kendi içtihatları hocalarının, alimlerinin yönlendirmesi. Çok gayret edilmesi lazım sevgi kolay olmuyor. Nefrete insanlar daha açıklar, öfkeye, kine çok açıklar. Sevgi sabır gerektiriyor, irade gerektiriyor, akıl gerektiriyor, kararlılık gerektiriyor. Çünkü sevgi bir anda yıkılabilir, sürekli omuz vermen lazım, sürekli, destek olman lazım. Yani şeytani nefis devreye girer, bir anda alabora olur. İrade kolay olmazsa gider sevgi. Onun için beş dakikada adam çekip vuruyor yirmi yıllık karısını. Sevgisini geliştireceği yerde, nefretini geliştirmiş. Nefret deniz gibi oluyor artık boğuyor adamı, kadını da boğuyor. Kadın da diyor “çek vur” çekip vuruyor. İslam aleminde de nefreti acayip enjekte ettiler, muazzam bir nefret. Kalabalıklar da sevgiden bahsedilmiyor, muazzam nefret sloganları oluyor. Mesela “Kahrolsun İsrail, kahrolsun Amerika, kahrolsun Şiiler” ona benzer.  Akıl almaz bir nefret üslubu. Ve kendi sohbetlerinde daha çılgınca ve daha yırtıcı bir nefret üslubu oluyor. Mesela Alevi nefreti vardır,  Alevi kardeşlerimize karşı nefret eden insanlar vardır. Bunu bir kültür olarak ezberden bilirler, anlatırlar. Nesilden nesile anlatırlar hatta, gelenek olarak anlatıyor. Mesela Yahudi nefreti, zaten Yahudi dediğinde, müthiş bir nefret nedenidir o. Mesela diyor ki “adamın arkadaşı aradı Yahudi” diyor veyahut orta Yahudi adam acayip teyakkuza geçiyor. Büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anlıyor. Mesela “komşumuz Ermeni” diyor adam “o mahalleye taşınılmaz” diyor. Müthiş bir nefret söylemi var. Bu kadar nefret söyleminin üstüne Müslüman toplumlarda birbirlerine karşı müthiş bir kin ve husumet duyuyorlar o zaman. Sevgi ifadesini nerede görüyoruz? Bana bir anlatsınlar. Facebook’u açıyoruz, müthiş bir nefret, mesela Ekşi Sözlük’e bakıyorsun, birçok yerinde muazzam bir nefret söylemi var. Öbür sözlülere bakıyorsun, müthiş bir nefret söylemi var. Twitter’da muazzam bir nefret söylemi var. En ufacık bahaneyle hemen nefret, sevgiyi çok nadir insan diline alıyor. Sevgiyi adeta unutmuşlar, onun için sevginin diriltilmesi için yoğun bir gayret gerekiyor. Asıl dünyanın ihtiyacı olan, gıdası olan sevgidir. Nefret dünyayı paramparça eder cehenneme çevirir. Sevgi cennete çevirir. Mehdiyet’in yapacağı sürekli sevgiyi gündemde tutup canlandırmaktır. Bir süre sonra, ısrarlı anlatımla sevgi kök bulup bütün dünyayı saracaktır. İyice güçlendikten sonra sevgi, artık nefret ölür ondan sonra yani yüzde 50’lilik limiti aşıldıktan sonra, sevgi kendinden nefreti ezmeye başlar. Artık yutuyor yani nefretin gücü yetmez ondan sonra. O limiti aşmak çok önemli. Orada çok sabırlı, iradeli, kararlı olmak lazım. Onu aştıktan sonra nefretçilerin gücü yetmez, sevgiyi ezmeye, inşaAllah. Bakın İran’da kadınlara verdikleri değer açısından şu resim çok manidar. İran’ın Dışişleri Bakanının basın açıklamasından bir fotoğraf. Bakın bütün erkeler sandalyelere oturuyorlar, hanımlar yerde oturuyorlar. Hiçbiri yapmaz, kendileri yerde oturacağına bak bacak bacak üstüne atmışlar, gencecik o hanımlarda yerlerdeler ve bunu makul görüyorlar hanımlarda. O, onu hakkı olarak görüyor. Yani kendi yeri zaten neresi olması gerekir, yerde olması gerekir. Aksini düşünmüyor, zaten yarım olduğunu düşünüyor, zaten yarım adamın diyor, dövülmekte hakkı olarak görüyor, aşağılanmayı da hakkı olarak görüyor. Seçilememeyi ve seçmemeyi de hakkı olarak görüyor, bir makama gelmemeyi de hakkı olarak görüyor. Adamın onun tek yanlı boşamamasını da hakkı olarak görüyor. Kendisinin boşama hakkının olmamasını da normal hakkı olarak görüyor. Yani her türlü aşağılanmayı çok makul görüyor. “O zaten Allah’ın emri bize, Peygamber (s.a.v) söylemiş bunu bize” diyor. Peygamber( s.a.v) seni aşağılar mı? Allah seni aşağılar mı? Deli misin sen? İnanmış Allah hidayet versin, allah akıl, fikir versin.

EBRU ALTAN: Zaten Darwinizm’de öğretildiği için oda onu desteklemiş oluyor.

ADNAN OKTAR: Darwinist düşünce zaten Darwin ne diyor? “Köpekten daha iyidir kadın” diyor, “eğlendiricidir” diyor. Ama yani köpek ayarında görüyor. Adam açık açıkta söylüyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir arkadaşımız paylaşmış bu resmi. Şöyle demişler; “böyle olması gerekir tabii bazı bağnaz zihniyettekiler. Hatta büyük aile toplantılarında sofrada erkekler oturur, kadınlar yerde oturup yemek yerler” diye karşı çıkmışlar.

ADNAN OKTAR: İşte bak, değer vermemeye alışmışlar adamlar. Avrupa da bunu görünce bu tarz bir rejim olduğunda, yerle yeksan atmaya çalışıyorlar. Allah yerle yeksan ediyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. İran bu kafasıyla ayakta duramaz. Zulüm payidar olamaz. Zulüm bu. Kadınlara zulmeden bir sistem ayakta durmaz. Bütün dünya için bu geçerli.

“Sevgili Hocam, hayırlı sohbetler olsun, inşaAllah. Çeşitli internet sitelerinde güneşin yeni bir manyetik alana gireceğine ve altınçağa geçeceğini yazıyor. Aynı sizin bahsettiğiniz gibi. Gönlümüzü ferahlatan yorumlarınızı bekliyoruz” diyor, Atilla Harun.

Ben onu yıllar önce söylemiştim, altınçağa geçince dünyanın manyetik alanı değişecek dedim. Dediğim gibi de gelişiyor. Yani daha önceki yazılarıma bakın, eserlerime bakın aynısı, kelimesi, kelimesine aynısıdır.

“Kişiliğiniz ve varlığınız bende derin saygı ve sevgi uyandırıyor. Dualarınızı lütfederseniz, imanımın hazzına haz katarsınız, canımın içi.” Ayten Hanım yazmış. MaşaAllah.

“Selam güzel yüzlü Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Akılcı, samimi ve güzel üslubunuz ilmimizin artmasına vesile oluyor” diyor, inşaAllah.

Evet genellikle, sevgi ifadeleri hep maşaAllah.

“Ruhum seni çok seviyorum.” Bakü’den Yegane yazmış.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz şöyle yazmış Hocam; “Adapazarı’nda Mısıra destek yürüyüşü yapıldı. Bizde mitingde ‘İslam Birliği İstiyoruz’ pankartlarıyla katıldık. Büyük kalabalık vardı. Ve İslam Birliği istiyoruz sloganlarıyla her yer inledi. MaşaAllah, konuşmacılarda bu coşkuya katılıp İslam Birliği’nin önemine vurgu yapan konuşmalar yaptılar. Miting dönüşünde de çok sayıda A9 broşürü dağıttık” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet bazı şaşırmışlarda “Çözüm İslam Birliği” pankartını görünce, elektrik çarpmış gibi oluyor adam. “Aman aman onu topla” diyor. Peki partinle ilgili, partinin başkanıyla ilgili bir şey olduğunda “çok güzel” diyor, “tebrik ederiz.” Çözüm İslam Birliği “aman aman aman.” Kardeşim sen Kuran’a aman aman diyorsun. Deli misin sen? Kuran, baştan sona İslam Birliği’nin farz olduğunu söylüyor. Aklını başına al.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün akşam Saraçhane’deki mitingde de pankart açmış kardeşlerimiz. Katılanların yanlarına gelip tebrik ettiklerini, “gerçekten tek çözüm bu” dediklerini belirtiler. Bu da pankartlarıydı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama tabii mutlaka izinli, kanuni zemini, kanuna uygun tarafların rızasını alarak, resmi prosedürü tamamlayarak yapılması elzem, ona çok dikkat edilmesi lazım. Türk İslam Birliği de denilebilir, Tek Çözüm İslam Birliği de denilebilir, her ikisi de aynı anlamda zaten.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davudoğlu, Suriye’deki insanlık trajedisinin önlenmesi için Srebrenitsa formülünü önerdi. Bosna da bu insanlık suçuna son vermek isteyen ülkelerle birlikte hareket edilmişti.

ADNAN OKTAR: En başta, İslam alemi, İslam alemine saldırıyor. İslam aleminin birleşmesiyle bu bela ortadan kalkar. Diyorlar ki, “biz Müslüman’ız, Müslümanlarla savaşıyoruz, ey Hristiyanlar gelin bizi ayırın. Bizi kurtuluşa sevk edin, bizi kurtarın. Kurtuluşa ulaşmak istiyoruz. Ancak bunu Hristiyanların yapabileceğine inanıyoruz” deniyor. Açıkça bu anlam geliyor bu. Yani Müslümanlar birleşip bunu yapamaz diyor. “Biz birleşip Müslümanlar olarak yapamıyoruz, yapamayız da, yapmakta istemiyoruz, ancak bunu yaparsa, Hristiyan alemi birleşip yapabilir, sizde birleşmiş durumdasınız, biz birleşemedik. Siz bunu başardınız, gelin bizi bu kavgadan kurtarın, bu beladan kurtarın. Çünkü biz birbirimizden savaş halindeyiz” diyor. Bu olmaz, İslam alemi kendi kendini kurtaracak. Tamam, Hristiyan alemi de destekçi olsun. Tabii onlarda biz dostça, sevgiyle bakıyoruz. Yani oluyorsa onlarda baksınlar. Ama kenara çekilmek olmaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Müfid Yüksel; “İslamiyet’in Arap yarımadasına hapsedilme projesiyle karşı karşıya olduğunu İslam’ın şefkat çemberiyle tüm insanlığın geleceğine sahip çıkan liderlere ihtiyacımız olduğunu” söylüyor.

ADNAN OKTAR: Lidere değil liderlere! İşte liderler bu hale getiriyor zaten. Binbir çeşit lider var, her kafan bir ses çıkıyor ve sonucunda bu oluyor. Bir tane lidere ihtiyaç var. Müslümanların bir tane başı olacak. Hep öyle olur. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) zamanında Müslümanların başı peygamberimiz (s.a.v) idi. Ondan sonra kimdi? Hz. Ebu Bekir (r.a), Hz. Ömer Bekir (r.a), Hz. Osman Bekir (r.a), Hz. Ali Bekir (r.a) hep başı olmuş Müslümanların. Başı olmadığında, felaket olur. Başlar olsun anlamında konuşmuş. Alimlere ihtiyaç var, hocalara ihtiyaç var, başlara ihtiyaç var. Var işte Şiilerinde var, sunilerinde eksiklik yok ki fazlalık var. Alim fazlalığı var, bol bol. Ne diyor; “Kafirdir bunlar, katli vaciptir” diyor. Öbür tarafın alimi diyor ki, Sünni alim karşı taraf “kafirdir, katli vaciptir” diyor. Ve kırıp geçiriyor Müslümanları birbirlerine, konu bu.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz şöyle yazmışlar; “Adapazarı’nda Saadet Partisi’nin Mısıra destek mitinginde konuşma yapan İslam Birliği’nin önemine vurgu yapan Saadet Partisi İl Başkanı Sayın Eyüp Yıldırım’ı mitingden sonra kendi daveti üzerine ziyarete gittik. Kendisine sizin Komünizm Pusuda, İslam Terörü Lanetler, Çözüm Kuran Ahlakı, Komünist Kürdistan Tehlikesi ve Devlete Bağlılığın Önemi kitaplarınızı hediye ettik. Açtığımız pankartlardan çok memnun kaldığını ifade etti.”  

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bayağı güzel. Saadet Partisi candır.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Azerbaycan’dan da kardeşlerimiz şöyle yazmışlar; “ Ben Nuriye arkadaşlarım Aylin, Jasmin ve İpek’le birlikte site hazırladık. İsmi; fotogaleria.com. İçindeki bölümlerden bazı şöyle, Hz. Mehdi (a.s)’ın Fiziksel Özellikleri, Zuhur Alametleri, Kuran Ahlakı, İslam’da Kadının Değeri.” Kardeşimizin ismi Nuriye resmini göndermiş. İkinci bir isim vermenizi rica ediyor.

ADNAN OKTAR: Nuriye, çok güzel ismi zaten. Tamam, Kuran’dan ona bir isim vereyim, inşaAllah. Ya Allah Bismillah. “Sen onların ne kadar hidayet bulmalarını istesen de” diyor, Cenab-ı Allah, Hadiye diyelim. Hadi erkekte, kadında Hadiye.

Didem Hocam ben gidiyorum, yarın görüşürüz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü