Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (26 Ağustos 2013; 20:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Aklına, derinliğine, kudretine hayran olduğum aşkımın sohbetine başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: “Aşkım, gözbebeğim bir sorum olacak. Kendi içimizden Hz. İsa (a.s) hakkında hüznü zan edebilir miyiz? Sevgiler hürmetler nurum” diyor, Ayşe Aksoy. Ne anlamda diyor?

DİDEM ÜRER: Yani Hz. İsa (a.s)’ı gördüğümüzde bu Hz. İsa (a.s)’dır diye hüznü zanda bulunmamızın bir mahsuru olur mu diyor?

ADNAN OKTAR: Ama çok güçlü delil gerekir tabii. Bir kere Hz. İsa (a.s)’ın bir icraatı olması lazım. Yani tek başına “Hz. İsa (a.s) ile karşılaştık” dersek, bu inandırıcı olmaz. Aklı başında güçlü bir çevresi olması lazım. Çok çok güçlü, onun şanına yakışır bir güçte çevresi olması lazım. Tip olarak çok benzemesi lazım. Annesinin babasının olmaması lazım, ailesinin olmaması gerekiyor. Bu dünyada hiçbir şekilde, soy bağı olan kimse olmaması lazım. Geçmişini hatırlamıyor olması lazım. Ama en önemlisi, yüzünde peygamber ifadesi olur, o normal insanda olmaz. Yani avamda olmaz. Peygamber asaleti ayrıdır. Avamda mümkün değil öyle bir ifade olmuyor. Peygamberde mucize şeklinde hayret verecek bir asalet oluyor ama hayret verecek bir asalet. Avamda mutlaka bir basitlik olur az veya çok sıradanlık olur. Bir şeye tenezzül eder bir şey yapar az da olsa olur. Peygamberde hiç olmuyor hiç, oradan anlaşılıyor zaten peygamber olduğu. Yüzünden anlaşılır hüsnü zan edeceğiz. Farz değil zaten iman etmemiz. Vicdanen zannı galiple, Allahualem o diyeceğiz. Böyle, o kadar.

“Hocam, hayırlı akşamlar. Sizi ailece izliyoruz. Bu katliamlar inşaAllah biter de, yine yüzümüz güler. Selamlarınızı bekliyoruz” diyor, Ahmet Göçer. Allah’ın Selamı hepimizin üzerine olsun.

Dr. Fatma Hanım. “Ben de yeni öğrencinizim, kabul buyurursanız” diyor. Estağfirullah, biz sizin öğrenciniziz. Ayrıca bak doktorsun sen maşaAllah, biz ilminden istifade edeceğiz.

“Hurafelerden uzak ve gerçek dini anlatan ve Kuran ahlakını öğrenmemize vesile olan canım Hocam” diyor, Cavidan Doğan.

Bu hakikaten ne büyük rezalettir hurafe. Nur gibi Kuran var ne güzel tertemiz. Sana sade güzel çok kolay bir din gösteriyor. Bak çok kolay bir din. Niye belanı arıyorsun? Olmayan namazları niye ortaya çıkartıyorsun? Olan namazı kıl, olmayan namazı niye farz kılıyorsun? Olmayan abdest şekillerini niye millete dayatıyorsun? Olmayan cinayetleri, olmayan zulüm ve gaddarlığı, acımasızlığı, şiddeti Müslümanlara niye Allah’ın emri gibi gösteriyorsun?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Şam yönetimi BM temsilcilerine saldırıların isyan grupları tarafından olduğunu iddia ettiler. Bu kimyasal silahların.

ADNAN OKTAR: İsyan grubu olsun başka grup olsun fark etmez. Orada sürekli adam ölüyor mu ölmüyor mu? Bizi bu ilgilendirir. Bir şekilde adam ölüyor orada. Bunun durması gerekiyor, öbür türlü biz sorumlu olacağız. Her gün adam öldürülürse biz burada seyredersek ne demektir bu? “Öldürsünler bize ne” diyorsun. O zaman Allah esirgesin cinayete ortak olmuş olursun. Mutlaka durdurulması lazım. Durdurmak için de ne yapılması gerektiğini anlatıyoruz işte.

İslam ülkeleri olursa psikolojik de rahat ederler onlar. Müslüman asker girdi mi gönülleri daha rahat olur. Ama teknik donanım açısından tabii Hıristiyan askerler de çok yaman oluyorlar. Onların olmasında fayda var. Her biri bir koldan birlikte girsinler Suriye’ye, inşaAllah. Ama aman Allah esirgesin can kaybı olmasın. Ben Esat güçlerinin de can kabı olsun istemem işin doğrusu. Yani hiç kimseden can kaybı olmasın. Ne gerek var? Allah esirgesin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Libya’nın Sebha kentinde, emniyet binasına düzenlenen silahlı saldırıda 11 polisin hayatını kaybettiği bildirildi.

ADNAN OKTAR: Şimdi, orada da her türlü kepazelik olur. Orada da daha rezalet başlamadı, orada altyapısını hazırlıyorlar rezaletin. Her türlü kepazelik olur. Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan huzur yok. Şimdi bak, Suriye’yi Allah’ın izniyle kurtaracağız. Ama yine huzur gelmez. İllaki Hz. Mehdi (a.s), illaki Hz. Mehdi (a.s). Mehdi’siz olmaz. Mümkün değil huzur bulamazlar.

Ahmet Sarıcuma; “Hocamızın baretine sahip hiçbir insan yok yeryüzünde. Tespitler ve çözüm önerileri kesin, ilahi bir akıl sanki.” Tabii, Allah ilham ediyor. Biz kuluz, zavallı kuluz. Gölge varlıklarız, konuşturan Allah.

Hızır Taşçı; “Sizce annesine sade mezar yaptıran kendisi için anıt mezar yaptırır mı? Vasiyet eder mi? Atatürk’ün naşını haşa ilahlaştırdılar” diyor. Liderler bir cumhuriyet kurmuş, devlet kurmuş hürmet ediyoruz, sevgi duyuyoruz. Bu bir vefa borcudur. Ne ilahlaştıracağız? Biz de biliyoruz Atatürk’ün herhangi bir kulu olduğunu. Her insan zavallıdır Allah katında, her insan garibandır. Atatürk’ün de öyle bir iddiası yok çok dindar Atatürk. Ama Türk milletinin vefa hissi güçlüdür. Vefa hissi olarak ona şefkatlerinden. Ne yapsaydılar? Yani belediyeden mezar mı yaptırsaydılar Atatürk’e? Bu mu yakışır bizim milletimize? Yakışanı yaptılar işte. Bir sevgi gösterisi, bir nezaket gösterisi. Mesela Fatih Sultan Mehmet’in de kabri var, değil mi? Kanuni Sultan Süleyman, onlar unutulmasın diye. Ama son dönemde hakikaten Türkiye neredeyse yok olmak üzereydi, Allah vesile etti. Kibar insan Atatürk, kaliteli, bağnazlığa karşı çok güzel tedbir aldı Allah razı olsun ondan. Şu anda bile Atatürk’üm kurduğu şu cumhuriyet sisteminde bile bağnazlar köpek gibi havlıyor. Bak benim canlarım çıkıyorlar; “niye saçı boyalı, niye bakımlılar, niye televizyona çıkıyorlar..?” Atatürk’ün kurduğu sistem olmasa hepsini keserdiler. Böyle kansız gözü dönmüş adamlar. “Atatürk’e ne gerek vardı?” diyor. Sen de olmazdın, blue jeanla falan geziyorsun seni de keserdi adamlar. Atatürk gayet güzel hizmet etti. Bak, Mehdiyet anlayışında İslam’ın Türkiye’de oturmasına sebep oldu. Bütün İslam alemi Türkiye’den bekliyor bak liderliği. Türkiye Mısır gibi olacaktı, Pakistan gibi olacaktı. Yani kan gövdeyi götürürdü şu an Atatürk olmasaydı. Bağnazlık diz boyu olacaktı. Azılı yobazlar var ya televizyona çıkıyorlar bazen zırvalıyorlar psikopat herifler; onlar şu an Türkiye’yi yönetiyor olacaktı. İster misin böyle bir kabusu? Yolda yürümekten aciz zavallılar, üçkağıtçı herifler Türkiye’yi yönetiyor olacaklardı. Ve onların gaddar ruhuna, acımasız ruhuna, sadistliğine, psikopatlığına, katilliğine Türkiye teslim olmuş olacaktı. Bunun mu olmasını istiyorsunuz?

Senin anlatacağın çok şey vardır hocam, buyurun.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah, hemen anlatayım. Hocam, Amerika Savunma Bakanı Hagel “Suriye’ye askeri müdahale sadece uluslararası destekle olabilir” demiş.

ADNAN OKTAR: Olabilir, ona kimse bir şey demez. Arap ülkelerinden, İslam ülkelerinden her yerden, işte dedik; üç bin, beş bin, iki bin, on bin asker versinler teçhizat tamam olsun. Bu sefer de Amerika nefreti yayılıyor. Sanki Amerika Suriye’nin meraklısıymış gibi. Ne yapsın adamlar? Başlarına bela geliyor. Irak’a girdiler başlarına bela oldu. Afganistan’a girdiler başlarına bela oldu. Yok şöyle çıkarı oldu.. Çıkarı falan yok adamların. Adamların ekonomisini falan mahvettiler. Başka bir şey olduğu yok.

Tevrat’tan, İncil’den de ders yapalım. Tevrat’ta çok güzel açıklamalar var, çok güzel izahlar var. İncil’de çok güzel izahlar var. Kuran’a uygun olan Tevrat hükümlerini, Kuran’a uygun olan incik hükümlerini anlatarak ders yapalım, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, darbe karşıtlarına karşı meydanlara inenlere karşı katliamlara imza atan Mısır ordusu, Adeviyye’de şehit ettiği insanların cesetlerini buldozerlerle ezip üstüne de ateşe verdikleri söylendi.

ADNAN OKTAR: Orası ayrı bir bela. Orada Müslümanlar tamamen geri çekilsinler de, bu psikopatlar biraz sakinleşir. Bunlar şu an cinnet geçirdi, bunlar manyaklaştılar. Eteklerindeki taşı döksünler ne istiyorlarsa bir görelim. Yani nedir zorları? Aslında en başta onu yapsalar daha iyi olurdu da hayırlısı. Şu anda da olabilir. Tamamen meydanlardan çekilsinler, “o zaman görelim” desinler “ne yapıyorsanız yapın bakalım. Ne yeteneğiniz varmış, ne üstünlüğünüz varmış.” Hırs yapmaları yanlış oldu.

DİDEM ÜRER: Hocam, meydanlardan çekildiklerinde daha gizli gözaltılar meydana gelip daha fazla kişiyi öldürebilecekleri sessizce. Böyle bir şeyden çekindiklerini söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: O zaman oraya da NATO gücü girsin. Mısır’a NATO gücü girsin. O zaman İslam ülkeleri birleşsinler, ya onlar bir barış gücü oluşturup oraya girsinler, Mısır’a. Bütün İslam ülkeleri birleşsin. Sözümü dinlemiyorlar ki; İttihad-ı İslam’ı yapın diyoruz. İslam alemi birlesin diyoruz, adalar kaval dinler gibi havaya bakıyor. Gece gündüz söylüyoruz; bak mahvedeceksiniz Müslüman alemi diyoruz. Birleşsen ne kaybedersin? Bak diyorum ki; inanmıyorsan da söyle, İttihad-ı İslam’ı istiyorum de. Mesela bir toplantı oluyor orada pankartı kaldırtmışlar. İttihad-ı İslam. Çok acayip bir şey. İttihad-ı İslam’dan ne çekiniyorsun? Sözlü olarak söyleyeceksin korkma bir şey yok, sözlü söyleyeceksin. “Nasıl olacak” diyor. Sen karışma Allah Allah sana yap dedik mi biz İttihad-ı İslam’ı? Sen yapmayacaksın Allah yapacak. Sen sadece dua et. Duada “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” diyeceksin bu kadar. İttihad-ı İslam Mısır için de her yer için de çözüm. Gözlerinde büyütüyorlar. Şeytan onlara çok zor gösteriyor. Mesela namazı da çok zor gösterir şeytan. Halbuki, namaz çok kolaydır. İslam’ı zor gösteriyor. Ama pisliği de kolay gösteriyor. Mesela cinayeti kolay gösteriyor, hırsızlığı, soysuzluğu, adiliği, karaktersizliği kolay gösteriyor. Zor olanı kolay gösteriyor. Kolayı da zor görüyorlar. Bak, “İttihad-ı İslam’ı istiyorum, İslam Birliği’ni istiyorum” bu kadar.” Dilin kopmaz, bir şey olmaz söyle bitsin.

Didem Hocam buyurun, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Netanyahu; “Suriye rejimi insanlara karşı suç işlemektedir. Bu vahşeti durdurmak gerekir. Fransa’da bizimle aynı kaygıları paylaşıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, işte o zaman gereğini yapsınlar, herkes birleşsin.

DİDEM ÜRER: Dün Esad’ın bir çıkışı olmuştu Hocam, “Siz bize müdahale ederseniz bizde İsrail’e saldırırız” diye ama.

ADNAN OKTAR: Öyle İsrail’e saldırmak biliyorsunuz prim yapıyor. İsrail’e küfretmek prim yapıyor onların kafasına göre. Öyle deyince “Bu yiğit, hakiki Müslümanmış, sağlam adammış bunu destekleyelim” diyecekler. Uyanıklık yapıyor kendi kafasınca. İsrail’e, sen mazluma saldırırsan Allah belanı verir. Suç işleyen varsa, gider onun yakasına yapışırsın. İsrail’de her türlü insan var; Müslümanlar var, Hristiyanlar var, Museviler var, mazlumu var, suç işleyeni var. Suç işleyeni ayırırsın onları cezalandırırsın. Ama mazlumdan ne istiyorsun?

Şeytandan Allah’a sığınırım. Necm Suresi. “Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı” bir sapkınlıkla bir de azmakla suçluyorlar Peygamberimiz (s.a.v)’i, evliliklerinden dolayı, onun kadınlara olan muhabbetinden dolayı bir kin duyuyorlar, o devrin münafıkları. Allah, Peygamberimiz (s.a.v)’in kalbine müthiş bir kadın sevgisi koymuş, müthiş bir insan sevgisi var, müthiş bir çiçek sevgisi var. Münafıklarda insan sevgisi olmadığı için, kadın sevgisi de olmuyor, hayret ediyorlar. O zaman onu azgınlık olarak alıyorlar, azma olarak alıyorlar. Halbuki kalbindeki coşkun insan sevgisinden kaynaklanan Allah sevgisinden kaynaklanan bir muhabbet o. Bir de sapkınlıkla suçluyorlar “sapmadı ve azmadı. O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.” Nasıl konuşur? İlhamla, vahiyle, çıkar içinde konuşmaz, “hevadan konuşmaz” diyor. Daha deminde söyledim, peygamberler hevadan konuşmuyorlar. Çok akıllıca, isabetli, doğru, samimi konuşurlar. “O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir” Kuran hükümleri vahiydir, saf vahiydir. “Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.” Kim? Cebrail (a.s). MaşaAllah.

Didem Sultan Hocam buyurunuz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye’den Suriyeli muhaliflere dört yüz tonluk silah yollandığı öne sürüldü. Silahların Körfez ülkeleri tarafından finanse edildiği iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Bıraksınlar tıraşı Allah aşkına, silah her yerden gider, biliyordur adamlar. Karakol basar elde eder, cephanelik basar elde eder. Bu çözüm değil, çözüm kökünden girip halletmek. Başka türlü olmaz yazık, herkese yazık. Nnusayrilere de yazık ben onların öldürülmesini istemiyorum. Yazık o çocuklara yazık o insanlara, Sünniler de yazık onlara yazık hepsine yazık. Girip “sakin olun, oturun” diyeceksin, bu. “Kardeşsiniz siz” diyeceksiniz. Dost hale gelmeleri önemli.

Didem Hocam buyurun. 

DİDEM ÜRER: Doğu Türkistan’da Kargalık Bölgesi’nde Çin polisi tarafından on beş Uygurlu’nun katledildiğine dair haberler bugün haberler vardı Hocam, Uygur Türkü’nün.

ADNAN OKTAR: Bunların hepsi dilekçeyle sorun Çin Büyükelçiliği’ne, cevap versinler.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Tur Suresi, 44- “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.” Yine ehemmiyetsiz görürler, “gök gösterisi bak ne güzel ışıklı gösteri” diyor. Bela geliyor üstüne, bela. Allah’tan kork diye yapıyor Allah sana, ışıklı gösteri olsun diye yapmıyor.” Çok ilginç bir tabiat olayı yaşandı” diyor, şehrin üstüne düşse tuz-buz olursun Allah’tan kork, boş alanı vuruyor Allah. Tehdit ediyor seni, eğlen diye yapmıyor Allah. O eğlenceci kafalarına dikkat çekiyor Allah diyor ki, "Üst üste yığılmış bir buluttur." Derler.” “Hafife alırlar” diyor. Gök taşı düşmesi ne demek? Bir şehrin üzerine çok büyük bir olaydır. Onu hafife almaya çalışıyorlar. “Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.” Kıyamet gününe kadar bırak. 45’inci ayet, yani 1545. Bediüzzaman’ın kıyametin kopacağı dediği tarih, 45 evet. “O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler.” Hep hileli düzen. Mesela Mısır’da hileli düzen, Suriye’de hileli düzen, Pakistan’da hileli düzen, Amerika’da hileli düzen her yerde hileli düzenler var. İnsanlar gına getirdi bu hileli düzenlerden. Hileleri parçalayacak olan, Hz. Mehdi (a.s)’dır. Hile, hurda hiçbir şey kalmayacak Hz. Mehdi (a.s) devrinde.

Ali Şahin; “Rabbimiz bizi katledilen İslam çocuklarıyla şoklayıp, sarsıp kendimize getirmeye, birleştirmeye çalışıyor. İslam coğrafyasının mesajı okuması lazım yani Allah’ın verdiği mesajı görmesi lazım” diyor. AK Parti Gaziantep Milletvekili Ali Şahin. MaşaAllah, aferin güzel söylemiş. Ali Şahin, Hz. Ali (r.a) gibi konuşmuş, maşaAllah.

Fişli Müstehzi; “Hocam, Hz. Mehdi (a.s) neden müdahale etmiyor?” Müdahaleyi Allah yapar. Hz. Mehdi (a.s) müdahalede vesile, araçtır. “Allah niye müdahale etmiyor?” diyeceksin. Yaratan Allah zaten yarattığına neden müdahale etsin? İbret alalım diye yaratıyor, İttihad-ı İslam’ı isteyelim, Allah’a yalvaralım diye yaratıyor. Yoksa bir anda durdurur hepsini. Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile eder, siz, Hz. Mehdi (a.s)’ı putlaştırırsanız olmaz. Allah durdurmayı diliyor, çıkartır Mehdi (a.s)’ı durdurur. Ama kendi durduruyor. Herhangi bir taşla da durdurabilir, toprakla da durdurur. Hz. Mehdi (a.s) ile durduruyor, sadece araç Hz. Mehdi (a.s).

Ali Bey, maşaAllah öyle yaman biri demek ki. Aferin, güzel. Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin, koruyup kollasın, Allah daha güzel makamlar versin.

 Anlat Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Tabii Hocam, inşaAllah. Alanya Oba Belediyesi Şehir Merkezi’nde kardeşlerimizin fosil sergisi oldu sokakta ve çok ilgi olmuş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel. Allah muvaffak etsin, süper olmuş. Benim canlarımın bir çoğu dekolte canlarım neşeli, sıcak insanlar, başı açık insanlar var, nur gibi tertemiz Müslümanlar. Bağnazların asla bağlantı kuramayacakları insanlar. Bağnazlar bu kafadan vazgeçecekler, milleti ikiye bölmekten vazgeçecekler.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’ın en büyük Selefi gurubunun partisi Anayasa Düzenleme Komitesi’ne katılmayı kabul etti. Amacının “İslami kimlik maddelerini müdafaa etmek olduğunu” belirtti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tamam da, güzellik istiyorsanız, iyilik istiyorsanız önce bir sevgiyi, muhabbeti, dostluğu, kardeşliği ortaya koyun. Önce hükümleri ortaya koymaya çalışıyor. Önce adam iman ediyor mu sen ona bir bak. Mısır’ın yarısı iman etmiyor neredeyse. İman hizmeti yapın, Kuran mucizelerini anlatın, iman hakikatlerini anlatın. İnsanlara İslam’ı sevdirin, Kuran’ı sevdirin, sonra hükümler, en sona hükümler. En başta hükümleri yapmaya kalkıyorlar, o zaman da böyle oluyor. Bir de hüküm mü, hüküm de değil şeytan uydurmaları. Kuran’ın hükümleri değil nerede bağnazca yalanlar varsa nerede şeytani uydurmalar varsa kadın aleyhinde, güzellik aleyhinde, sevgi aleyhinde ne kadar şeytani tuzak varsa onları Allah’ın hükmü diye insanlara tanıtmaya çalışıyorlar. Allah ayağınıza dolandırır, olmaz.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mehmet Yılmaz; “Müslüman kardeşlerin istedikleri demokrasinin sadece kendileri için işleyen bir demokrasi olduğunu” yazmış.

ADNAN OKTAR: Mehmet Yılmaz, kim bu?

DİDEM ÜRER: Hürriyet Gazetesi yazarı.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor, maalesef doğru. Bağnaz İslam anlayışında, kafa bir yere kadar çalışıyor ondan sonra çalışmıyor. Kardeşim orada Hristiyanlar var orada Kıpti Hristiyanlar var çeşitli mezhepler var, ateistler var, komünistler var başka inançta insanlar var. Hepsini şefkatle kucaklıyor musunuz? Hepsine cennet gibi bir hayat vaad ediyor musunuz? Yok, varsa yoksa biz diyorlar. Öyle olmaz. Mehdiyet ruhunda bu yok, hepsini kucaklayacaksın hepsini koruyup kollayacaksın hepsi mutlu olacak ki sen de mutlu olasın. “Sırf ben mutlu olacağım” dersen “adam bende seni mutlu etmem” diyor o zaman işte. Böyle olur işte sonuç.  Ama mutlu etmeyi amaçlarsın, adam seninle neden uğraşsın kardeşim? Adam sana ne desin, onun mutluluğunu da amaçlarsan. Bırak o da rahat yaşasın, o da güzel yaşasın. Ona “hayatını cehenneme çevireceğim” diyorsun “ bende rahat yaşacağım” diyorsun ama “bende hayatımı cehenneme çevireceğim” diyorsun. “Onu da kendimi de cehenneme çevireceğim” diyorsun. Bunun adı ne diyoruz? “İslam” diyor. Yalan söyleme, İslam değil şeytanın istediği gibi istiyorsun sen. İslam, Kuran’dır. Kuran ayetine göre var mı dediklerin? Yok, hurafeye göre hareket ediyorsun, o zaman bela gelir. Kötü niyetle mi yapıyor? Yok, bilgisizliklerinden, eksikliklerinden, acıyoruz. Kurtulmalarını istiyoruz, destekliyoruz. Kurtulsunlar istiyoruz ama bağnazlığın pençesine düşmüş durumda Mısır.

Bağnazlıkla ilgili kitabımızı hazırlıyorum, o çok iyi olacak.

Tur Suresi, 32’de, “Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor?” Aklına ne diyor Allah? Saçma akıllı, zırvalıyor. Aptal ama anlatamıyorsun ki aptal olduğunu. “Yoksa onlar azgın bir kavim midir?” diyor Allah, “azgın bir kavim midir?” Nasıl? İşte kırar, yıkar, teröristlik yapar, kafa-göz patlatır. “Yoksa: "Onu kendisi uydurup-söyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar.”Görüyor musunuz sorun neymiş? Görüyor musunuz biz hangi sorunla ilgileniyoruz? Allah sorunu söylüyor. Millete şeri bilgilerin verilmemesi değil konu adam iman etmiyor, iman. Allah’a iman etmiyor. Ne diyor Allah, “Hayır; onlar iman etmiyorlar” diyor. O zaman iman hakikatleri anlatacaksın. Ana konu neymiş? İmanı güçlü kılmak, imanın gelişmesini sağlamak. “Şu halde, eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler.” “Kuran gibi bir kitap getirsinler” diyor Allah. 1400 seneden beri kaç defa denediler yapamıyorlar. Mesela bir surenin taklidi yapılabilir, onların kafasına göre. Dersin “bende yaptım” der getirirsin. Yapamıyorlar. Edebi sanat olarak hiçbir şekilde yapılamıyor. Halbuki yapmış olsalar, onu delil olarak sunacaklar, Kuran’ın. Çünkü Cenab-ı Allah ısrarla söylüyor, “eğer güçleri yetiyorsa benzerini yapsınlar” diyor. Yapamıyorlar. Edebi sanat açısından bakan biliyor onu herkes bilmez. Edebiyat sanatından anlayan, şiirden anlayan, nesirden anlayan anlar. “Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar?” İşte Darwinistlerin dediği o “hiçbir şey yok” diyor. Ama “tesadüfen yaratıldı” diyor. “Hiçbir akıl, hiçbir şuur müdahale etmedi” diyor. Her şey tesadüfen olmuş, onların kafasına göre. “Yoksa yaratıcılar kendileri mi?” diyor Cenab-ı Allah. Çünkü onlar diyorlar ki, “Tesadüfen toprak bir araya geldi insanı yaptı, insan da sonra toprağı incelemeye başladı ‘Ben nasıl oldum acaba?’ gibisinden incelemeye başladı” diyor. Onun için diyor Allah, “Yoksa yaratıcılar kendileri mi?” Kendindeki maddeyi düşündüğünde adam daha önce nasıl o? Şuursuz bir toprak ama o toparlandı, bir araya geldi sonra toprağı inceleyen bilim adamlarına dönüştü tesadüfen” diyor. “Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.” Bilgiyle demiyor Allah, “kesin bir bilgiyle inanmıyorlar” kesin bilgi ne? Hakku’l yakin. Biz ne yapıyoruz? Kesin bilgi sunuyoruz. Ne yapıyoruz? Fosil koyuyoruz, proteinlerin yapısını koyuyoruz kesin bilgiye ulaşmalarını sağlıyoruz insanların.

Ta o devirde, kız çocuklara karşı bir nefret var, 1400 sene önce. Diyor ki Cenab-ı Allah, “Yoksa kızlar O'nun da, erkek-çocuklar sizin mi?” Allah’a izafe ediyorlar, kız çocuğu istemiyorlar. Allah’ı da sevmedikleri için hep “kız çocuğu ona ait” diyorlar.

“Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar?” Hiç legal kurmaz küfür, yani makul bir düzen kurmaz, hep hileli, hep samimiyetsiz. “Fakat (asıl) 'o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.” İşte hileli düzen, Mehdiyet’tir. Allah o hileli düzene düşürecek onları, haberleri bile yok. Allah sürekli hile kuruyor onlara ve hileye sürekli düşüyorlar. Adım adım mesela Suriye’de bir hileye düşürdü Allah, Irak’ta da hileye düşürdü dünyanın her tarafında hileye düşürüyor. Kendi elleriyle, yavaşa yavaş İslam’ı dünyaya hakim etme peşindeler. İsteseler de istemeseler de.

“İşte ahiret yurdu; “ diyor Allah Kasas Suresi’nde. “Biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere” demek ki, büyüklenmemek en hayati konu, enaniyet yapmayacaksın. Hayret mesela insan aciz olduğu halde nihayet etten, kemikte oluşan zavallı bir varlık. Et yani bildiğin et, kemik, yağ, kan bir avuç. Allah ona enaniyet veriyor. Dışarı çıkın, yüz binlerce enaniyetli insanla karşılaşırsınız. Acayip enaniyetli. Doğal ihtiyaçların var, uyuyorsun, zavallısın sonunda da öleceksin ama buna rağmen enaniyetli. “ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere,” dünyanın her tarafında bozgunculuk var şu an. Müslümanları mezheplere bölmekte bozgunculuktur. Parçalamak, Müslümanlara yardım etmemek, İttihad-ı İslam’ı istememek çünkü bozulsun, parçalansın istiyorsun sen birleşsin istemiyorsun. “(armağan) kılarız.” (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.”Eğer takvaysan, sonuç güzel oluyor.

“Kim bir iyilikle gelirse, artık onun için daha hayırlısı vardır” ne güzel adam iyilikle geliyor, Allah ona hayırlısıyla karşılık veriyor, daha hayırlısı. Daha iyi oluyor, daha güzel oluyor, malı artıyor, mülkü artıyor, zenginliği artıyor, güzelliği artıyor, huzuru artıyor her yönden iyi oluyor,  “kim bir kötülükle gelirse, artık kötülükleri yapanlar, yalnızca yaptıklarıyla karşılık görürler.” Allah’ın adaleti. Mesela sadece yaptığı kadar, fazla değil.

Ankebut Suresi’nde, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yoksa kötülükleri yapanlar, Bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar?” diyor. Dünyaya mesela küfrü hakim edeceğini sanıyor.  Yani dünyaya mesela küfrü hakim edeceğini zannediyor. Darwinizmi, materyalizmi hakim edeceğini zannediyor. Komünizmi hakim edeceğini zannediyor. Bayağı uğraşıyor. Partiler kuruyor. Ekipler kuruyor. Çırpınıyor. Terör çıkartıyor. Yapamazsın işte. Sonunda mağlup olacaksın. İnanmıyor. Ama zamanını beklediğinde, bak komünizmi kurdular Rusya’da. Gümbür gümbür yıkıldı. Çin’de komünizmi kurdular. Can çekişiyor. Mesela Türkiye’de komünistler o kadar uğraştılar, başarılı olamadılar. Darwinistler o kadar uğraştılar, o kadar üniversitelerde, okullarda bayağı emek verdiler. Milyarlar, trilyonlar harcadılar. Biz ortaya çıktık, bir avuç kitapla buhar yaptık adamları. Hidrojen bombası patlamış gibi oldu. “Ne olacak ya bizim kitaplar? Ne olacak bizim Darwinizim, materyalizm” falan nidaları arasında buhar oldular.

Bakın, “Bizi aşıp geçeceklerini mi sandılar?” diyor Allah. “Beni geçemezsiniz” diyor Allah. “Ne kötü hükmediyorlar” diyor. Boş yere, yanlış bir hüküm. “İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” diyor Allah. “İman ettik” iyi güzel. Nedir? “Cennete gitmek istiyorum” diyor. “Yok” diyor Allah, “ben seni sınayacağım” diyor. “Ne olduğunu kendinde göreceksin” diyor, Allah.

“Sevgili Hocam, darbeyi kınayan mitingleri gördünüz mü? Tekbir getirirken o gençlerdeki nefret, kin dolu gergin suratları farkettiniz mi? Allah bizi bunlardan korusun. Hiç tanımadıkları insanlar için bu kadar gergin olunmaz. Tabii biz de ağlarız. Ama ben o üç Alevi’nin taranma videosuna da ağlarım. Onları bekleyenler de perişan değil mi? Onlar insan değil mi?” diyor. Arif Yıldıran. “Darbeyi kınayan mitingleri gördünüz mü?” Neredeki mitingleri kastediyor acaba?

DİDEM ÜRER: Bütün Türkiye çapında yapılanları kastediyor herhalde, Saraçhane’de, Ankara’da, birçok yerde yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Orada tabii mitinglere gelenlerin içinde bağnazlar var, yobazı var, aklı başındası var, teröristi var. Yani kin dolu insanlar var, sevgisiz insanlar var. İyi niyetliler var içlerinde, karmakarışık. Ama tabii ki nefret dolu ifadeler varsa yüzlerinde bu çok korkunç. Bayağı kötü ve çok riskli. İslam aleyhine olur bu, Müslümanların aleyhine olur. Çünkü tipsiz suratlar, azgın insanlar, gözü dönmüş intikam çığlıkları, merhametsiz yüzler, bu çok tehlikeli. Bunu gören “aman, aman, aman” der. Yani bundan şiddetle kaçınmak lazım. Üç Alevi’nin taranma videosu, var mı o video bizde? Üç Nusayri’yi otomatik silahla vuruyorlar. Ben gördüm onu.

Mesela Nusayri olmak suç mu? Alevi olmak suç mu? Nusayri ise, ne güzel işte o da bir Müslüman. O da bir insan. Allah onu öyle yaratmış. “Ben Nusayri’yim” diyor. “Sen nasıl Nusayri olursun?” diyor. Sen de Nusayri olabilirdin. O anadan, babadan Nusayri olmuş çocuk. Yani bilmez de o, Nusayri’nin ne olduğunu da bilmez işin doğrusu. Aileden, atadan gördüğü için Nusayri’yim, “ben de Nusayri’yim” diyor. Kimliğine yazmışlar Nusayri’yi. “Bekle bakayım şimdi beş dakika” diyor. “Nusayri’yim dedin sen değil mi? Tamam gerisine karışma. Oturun bakayım şöyle” diyor, çocukları diziyorlar. Takır takır takır takır vuruyorlar çocukları. Mesela bu çok acımasızlık, bu büyük bir zulüm. Bunun dinle, imanla alakası yok. Bu deccallık. Sana ne? Komünist olabilir. Ateist olabilir. Hristiyan da olur. Musevi de olur. Sana ne? Allah onun hükmünü verir. Belki o cennete gidecek. Ahlaksız herif, sen cehenneme gideceksin. Allah yargılar. Sana ne? Yanlış yoldaysa, yanlış düşünceleri varsa bir hafta sonra düzeltir, iki gün sonra düzeltir. Belki sen imansız gideceksin. Sana ne? Allah “sen müdahale et” diyor mu inancına? “Dinde zorlama yoktur” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Sen nasıl zorlarsın adamı? “Müslüman değilsin, Nusayri’sin, tak vuracağım seni.” Nusayri olmayı Müslüman olmamak olarak kabul ediyor. Birçok mezhep var. Alevi mezhep var. Adam ne olursa olur. Sana ne? Hayır, komünist olur, ateist olur. Sana ne? Saygı göstermekle mükellefsin sen. Onu koruyup kollamakla mükellefsin. Her gün ağlamamız gerekiyormuş. Her gün. Sabaha kadar ağla senin işin gücün yoksa. Biz her gün güleceğiz. Ağlamanın kafası ne? Allah’a inanmadığında insan ağlar. Seven niye ağlasın? Allah’tan korkan niye ağlasın? Allah’ın hayırla yarattığına niye ağlayalım? Ne demek ağlamak? “Ben isyan ediyorum” diyorsun. “Beğenmedim” diyorsun. Allah aşkından ağlarsın ayrı. Allah korkusundan ağlanır. O da çok güzel. Ama Allah’ın yaptığını beğenmeyip ağlıyorsan bu küfürdür. Bu Allah’a isyandır. Allah’ın yaptığına razı değilsen, hayır görmüyorsan, onu şer olarak görüyorsan, kötülük olarak görüyorsan, Allah’ın yanlış yaptığını, kendinin doğru olduğunu düşünüyorsan küfür kafasındasın demektir.

Didem Hocam buyurun, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gümüşhane’de 17-18 Ağustos tarihlerinde fosil sergisi olmuştu kardeşlerimizin. Gümüşhane festivalinde.

DİDEM ÜRER: Halk çok ilgi göstermiş. Belediye Başkanı da ziyaret etmiş sergiyi.

ADNAN OKTAR: Belediye başkanı da gelmiş, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Sergiyi hazırlayanlardan Yasemin ve Yurdanur kardeşlerden biri rahatsızmış. Sizden dua istiyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Yasemin ve Yurdanur’dan bir tanesi. Allah ikisine de şifa versin. İkisine de sağlık, sıhhat versin. Ne güzel hem mücahide yapıyorlar, hem hastalık. İki sevap birden. Bitkinlik, yorgunlukla yapılan hizmet, ibadetler daha fazla sevap. Özel olarak verildiğini Allah Kuran’da belirtiyor zorlukların, sıkıntıların. Özel olarak Allah’ın imtihan kastıyla yarattığını Allah belirtiyor. Sevgi orada belli olur. Zora girmeden sevgi olmaz.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hollanda’da kardeşlerimiz Roosendaal Belediye Başkanı’nı ziyaret etmişler. Yaratılış Atlası hediye edip, yapmayı düşündükleri faaliyetler hakkında bilgi vermişler. Kendisi bu çalışmaları desteklediğini söylemiş ve ziyaretten memnuniyetini ifade etmiş. Ayrıca oradaki kardeşlerimiz bir araya gelerek yemek yemişler ve sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah nurlarını arttırsın. Ne güzel sohbet, ne güzel ortam. Çok arkadaşla tanışsınlar. Kendileriyle böyle hem hal olmalarını, samimi olmalarını sağlasınlar. Samimi olması yeter. Sadece samimi insan bulsunlar, onlarla arkadaş olsunlar. Namaz kılmasa da, oruç tutmasa da olur. Yeter ki samimi olsun. Samimiyse zaten tamamdır. Ondan geriye hepsi gelir. Temiz, dürüst insanlarla tanışmak lazım, konuşmak lazım.

Dünyanın en tatlı Şeyhi, bir tanecik Şeyhimiz, dünyanın en güzel insanı, benim gördüğüm Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani bugün çok iyiymiş, maşaAllah. Dışarıya meşhur devriyesine çıkmış.

“#İslamGelsinAcıBitsin” evet, demin söylemiştim. Onun İngilizcesini de yapın.

DİDEM ÜRER: #EndPainsByIslam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. #İslamGelsinAcıBitsin. Evet, bunu hemen birinci yapalım. İnşaAllah. #İslamGelsinAcıBitsin.

Ceylan dedi ki, “Hocam, bir milletvekili ağabeyimiz Rabia’lı bir şeyler söyledi” dedi. “Böyle mi söylesek?” Şimdi Rabia’dan insanlar anlamaz. Ama bundan anlar. #İslamGelsinAcıBitsin. Bizi ilgilendiren Mehdiyet’in bütün İslam alemini kucaklamasıdır. Havz-ı kevser ahirette de. Kevser havzının başında, o havuz başına toplanmamız bizim için tek başına yeterlidir. Rabia Meydanı, adam Rabia Meydanı’nı darmadağın eder, ortadan çıkartır. Meydan diye bir şey kalmaz. Öbürü Taksim, diyor, öbürü bilmem ne meydanı diyor. Şimdi her meydanı kutsamak olmaz. Kutsal meydanlar meydana getirmeye gerek yok. Bunun önü sonu gelmez. Herkes o zaman bir meydanı kutsallaştırır. Çin’de bir meydanı kutsallaştırırlar. Moskova’da Kızılmeydan’ı kutsallaştırırlar. Sürekli meydan kutsallaştırmalar var. Kuran’da, hadiste olmayan yeni yeni semboller, yeni yeni işaretler, yeni yeni inanç şekilleri meydana getirmek yanlış bence. Bir anlamı da yok. Biz orayı kutsallaştırmaya kalkarsak da, öbürü de başka yeri kutsallaştırmaya kalkar. Bunun önü sonu gelmez. Kutsal meydanlar yarışı başlar bu sefer. Biz böyle şeylere hiç girmeyelim. Benim naçizane kanaatim.

Nusayri olmak nasıl suç oluyor? Ben anlamıyorum. Bu ne demek? Nusayri ölmesi gereken bir varlık olmuş oluyor. Allah Allah. Niye? Annesinden, babasından doğması suç oluyor adamın. Sana ne inanç olarak. Sonra, o da Nusayri olabilir. Alevi de olabilir. Bektaşi de olabilir. Vahabi de olabilir. Sana ne? Şii de olabilir. İlla kendi inancında olacak. Yoksa ne olacak? “Öldürürüm” diyor. Böyle kafa olmaz.

Bak şimdi çocuklar Nusayri. Onları sorguluyorlar. Gencecik delikanlı bunlar ne bilsinler. Hepsi dünyadan bihaberler bunlar gariban tır şoförü çocuklar. Nusayri ailelerden gelen Alevi gençler. Yani niye bu suç oluyor?

Evet, işte kafa bu! Önüne gelene vuracak, kendi mezhebinden olsa bile kabul etmiyor.

Ayriyeten bu örgütten de olacaksın.  Diyorlar ki; “ Atatürk niye öyle bir değişiklik yaptı”? İşte bu olurdu.  Yani bu kafa olurdu. O Onu vururdu O Onu vururdu. Esat’ta kafayı çizdi O’da aynı şekilde Müslümanları vuruyor.  Esat’tın askerleri de aynı. Bu adamların yaptığının bin mislini de Onlar yapıyorlar. Soruyor; “Sünni misin sen”?  Bitti. Sık kafasına hemen. “Nusayri”  geç o zaman” diyor. Öyle bir çılgınlık öyle bir şeytana uymak,  Ahir zamanda ilk defa görülüyor bu kadar şiddetli.  Ya kardeşim sana ne Nusayri de olabilir, Alevi de olabilir, Bektaşi de olabilir, dinsizde, ateiste, komüniste olur Allah çeşit çeşit yaratıyor. Allah Ona o ilhamı veriyor inancı veriyor. Allah insanları imtihan ediyor. Bir hafta sonra başka olabilir inancı. Bir hafta sonra başka türlü olabilir. Sen ne biliyorsun ömrünün sonuna kadar nasıl yaşayacağını. Müthiş bir zulüm! Bu zulmü Esat çok daha şiddetli olarak uyguluyor. Askerler mesela, tekme tokat postallarla önce Müslüman Sünnileri dövüyorlar, ağzını burnunu kırıyorlar, benzinle yakmalar kimyasal silahlarla öldürmeler. Makineli tüfekle veyahut başka türlü kesici aletlerle bıçaklayarak habire Müslümanları gece gündüz öldürüyorlar. Onlar Nusayrileri öldürüyor Nusayriler Sünnileri öldürüyor. Çok korkunç bir şey hâlbuki iki tarafta Allah’a inanıyor. Her iki taraf Allah’ın birliğine inanıyor bak, peygambere inanıyorlar, diğer peygamberlere inanıyorlar, ahirete inanıyorlar kardeşim her şeyiniz bir sana ne? Ne karışıyorsun. Ne gerek var. İşte bu belanın çözümü mehdiyettir. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’a ihtiyaç var.  Onun için İttihad-ı İslama ihtiyaç var. Yoksa bu acımasızlık, bu ıstırap bütün dünyayı sarıp kuşatacak gibi görünüyor.  İslam’a ve mukaddesata akıl almaz küfürler oluyor. Peygamberimiz’e haşa Allah’a dine. Görüyorsunuz Ekşi Sözlük’te olsun, diğer yerlerde olsun, diğer ünlü yazarlarda Gazetecilerde falan birçoğunda Allah’a mukaddesata son zamanlarda muazzam derecede çirkin sözler, terzifkarane,  hakaretamiz çirkin sözler oluyor. Peki, çirkin sözler oluyor da ne oluyor? Hangi cemaat ilgileniyor? Hiçbir cemaat ilgilenmiyor. Sadece ilgilenen bak sadece ilgilenen biziz.

 Geçen hangi kanalda?

DAMLA PAMİR: A Haber.

ADNAN OKTAR: A haber. Evet, adam şaşkınlıkla bunu söylüyor. “Hiçbir cemaat” diyor, “bu hakaretlere, bu küfürlere cevap vermiyor” diyor, “sadece bizim arkadaş topluluğumuzun cevap verdiğini” söylüyor. “Hayretler içinde kaldım” diyor adam. “Ama dünyada hiçbir cemaat” diyor “çıkıp küfredenlere cevap vermiyor” diyor. Hukuki cevap vermiyor. Çok kolay bir şey,  hukukla cevap vermek, vermiyorlar. İlgilendirmiyor adamı sonrada ben “takvayım “diyor. Sonrada bize eleştiri getirmeye kalkıyor. Niye makyaj yapıyor hanımlar? Niye müzik dinliyorsunuz?  Orada Allah’a dine mukaddesata hakaret ediliyor, çıtını çıkartmıyorsun çıtını. Karışmıyorsun başın belaya girecek diye, avukat parası vereceğim diye. Dikkat çekeceğim diye, keyfinden karışmıyorsun. Veyahut tamamen um ursuzluğundan karışmıyorsun.  Ama biz gecemizi gündüzümüze katıp,  ilgileniyoruz hukuki davalar açıyoruz, gereken cevabı veriyoruz. Mesela, bu gezi olaylarında da öyle! Hepsi yorganın altına girdi ödleri koptu. Birçoğu gıklarını çıkartmadılar. On günlerce. On beş gün sonra aslan kesildiler. Çok ürkek, çekingen, menfaatlerinin çatışmasından şiddetle kaçınan, çok hesapçı adamlar. Nefsani hesap peşinde olan adamlar. Çıkarlarında çatışma var mı yok mu, ona bakan adamlar. Tayyip Hocam’ın evine linç etmek üzere, Başbakanı şehit etmek için, binlerce kişiyi yola koyuyorlar, 150 metre falan kaldı eve, orada durdurdular. Ucu ucuna. Başbakanlık ofisini bastılar yüzlerce kişi, bir avuç polis vardı onları da tabi ezip geçtiler. Başbakan orada olsaydı linç edeceklerdi, şehit edeceklerdi aradılar. Başbakanlık’a doğruda 5000 kişi yürüyüşe geçmiş,  arıyorlar yani bulsa şehit edecekler. Kimse gıkını çıkarmadı birçok kimse. Tamam, ses çıkaranlar oluyor ama çok nadir. Bak bu hanım kızlar sabahlara kadar, 24 saat uyumayıp yurt dışını da bilgilendirdiler, yurt içini de bilgilendirdiler, o fitneye fücura cevap verdiler. Bak üç gün uyumadan, geceli gündüzlü faaliyet yaptı bu çocuklar. Üç gün nefes almadan! Hem Avrupa’yı bilgilendirdiler yanlış bilgilere karşı, çünkü halkı tahrik etmeye yönelik, provakatif çok fazla yalan haber ortaya saçıldı. Hepsine cevap verilmesi gerekiyordu. Teker, teker hepsine cevap verdiler. Bak hala Başbakan kendi kendini savunuyor.  Günlerden beri oradan oraya koşuyor, oradan oraya koşuyor. Hâlbuki birçok kişi onun yerine konuşma yapabilir. Birçok kişi demeç verebilir. Her şeyi ona bırakıyorlar, bazı tipler. Sonrada hazır bir netice olmuş olsa, en önde göğsünü gererek ortaya çıkarlar.  

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimiz yazmış; “Dün kardeşlerimizle Surp Garabet Ermeni Kilisesi’ni ziyaret ettik, papaz Zarik Bey’e Hocamız’ın selamını bir buket çiçekle, ilettik. Kendisi de size çok selamlarını iletti. Bizleri de çok güzel karşıladılar maşaAllah. Beraber bir şeyler yiyip sohbet ettik, maddi manevi bir ihtiyaçları olup olmadığını sorduk. Çok teşekkür ettiler. Ziyaretten sonra da Üsküdar da A9 TV broşürleri dağıttık. Aslan Hocamız’ın nurlu ellerinden öpüyoruz. Duaları bizim için çok önemli” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Çok çok güzel olmuş. Hıristiyan canlarımız ahir zamanda çok zor durumdalar. Deccal saldırısı özellikle onların üzerinde çok yoğun. Musevileri, Hıristiyanları mahvediyorlar. Kiliselere saldırıyorlar, hakaret ediyorlar. Çok çok zor durumdalar. Onun için o canlarımıza var güçleriyle kardeşlerimiz destek olsunlar, yardımcı olsunlar. Çünkü Allah’ı çok seven insanlar. Ahirete inanan, peygamberlere inanan insanlar. İnşaAllah, Muhammedi Hıristiyan da olurlar, dua ederler ama şu halde de, ehl-i Kitap olarak kardeşimiz onlar. En çok da onlar çiçeği severler. Çiçek götürsünler, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam size selam söylemiş Papaz.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Allah hepsine ferahlık, iyilik, güzellik versin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’ndan bazı kardeşlerimiz geçtiğimiz günlerde çok sayıda A9 broşürü dağıtmışlar Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, benim canlarıma. Bu da sevimli arkadaşları. İyi, güzel. Allah yardımcıları olsun, Allah onlara bereket, iyilik, güzellik versin, huzur versin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz, Derya Sağlam adı, Sizden isim rica ediyor. Sevimli Derya.

ADNAN OKTAR: Derya ismi çok güzel. Kaç yaşında Derya, söylememiş mi?

DİDEM ÜRER: Bilmiyorum ama herhalde yirmili yaşlarında herhalde. Yirmi sekiz yaşındaymış.

ADNAN OKTAR: Biraz eski isimlerden verelim ya, böyle Osmanlı ismi. Cemile olsun ismi. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam Elazığ Harput’ta kardeşlerimiz iki yüze yakın kitabınızı dağıtmışlar. Bu esnada Şeyh Nazım El Kıbrısi Sultanımız’ın talebesi olan Elazığlı Ahmet Bingöl Hoca, kardeşlerimizi görünce hemen gelmiş ve “çok güzel bir faaliyet yaptıklarını” söyleyerek, en kısa zamanda Allah’ın İslam Birliği’ni sağlaması için dua etmiş. Size de çok selamlarını iletmiş.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Allah nurunu arttırsın hoca efendinin, maşaAllah. O canlarıma da Allah nur, bereket, hayır, iyilik, güzellik sunsun. Bereketli uzun ömür versin Allah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir soru sormuştu kardeşlerimiz, iletebilir miyim? “Ahir zamanda kötülük mü yoksa iyilik mi ön planda olacak?” diye soruyorlar.

ADNAN OKTAR: Önce kötülük, sonra iyilik. Önce felaketler, belalar, cinayetler, karmaşa, düzensizlik, sonra bereket, bolluk, adalet, huzur, iyilik ve güzellik.

Fakir insanların gönlü çok güzel olur. Zenginleştikçe Allah’ın hikmeti, bilemiyorum, kalpte bir katılaşma oluyor. Birçok insanda böyle oluyor. Fakirin kalbi çok derindir, sevgisi çok derindir, aşkı, muhabbeti çok güzeldir, Allah’a muhabbeti çok güzeldir, sanata, estetiğe eğilimi çok yüksektir. Her yönde güzel ahlaklı oluyorlar fakirler. Zenginler, Kuran’da dikkat çekilmiştir, iyisi de olur ama çoğu zaman fitne hep zenginden çıkar. Kuran’da öyledir yani, “kavmin ileri gelenleri” ama tabii içinde çok iyi insanlar da olur.

DİDEM ÜRER: Hocam bir şey daha sorabilir miyim?

DİDEM ÜRER: Demin ahir zamanla ilgi soru soran kardeşimiz soruyor, “kötülük mü iyilik mi olacak?” diyen, “kıyamet iyilik ve bolluk içindeyken mi kopacak?” diye soruyor.

ADNAN OKTAR: Olur mu? Allah’a inanan hiç kimse kalmayacak. “Kuran refedilecek” diyor. Kuran’ın sayfası dahi kalmayacak. Bütün Kuran’ları tahrif edecekler, camileri yıkacaklar. Yani Allah ve din ile ilgili hiçbir bina, mesela Kabe’yi de yıkıyorlar. Kabe’nin arazisini dümdüz yapacaklar, yerle bir edecekler. Din, mukaddesle ilgili tek bir harf, tek bir kelime bile kabul etmeyecekler. Hiçbir Müslüman kalmayacak. Ancak işte son zamanlara doğru, kıyametten biraz evveline kadar ima ile namaz kılan Müslümanlar olacak. Gözleriyle ima ederek namaz kılacaklar. Yani şöyle, gözünü sadece hareket ettirecek, o kadar. Onlarda zor bir durumdayken Cenab-ı Allah diyor ki; “güzel kokulu bir rüzgar gelir” diyor, “hepsinin canını alır” diyor. Geziyor Azrail (a.s), geziyor. Her evde onlar oluyor. Mesela birini tarlada, birini işyerinde hepsinin canlarını alıyor, artık sadece şerirler kalıyor. “Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın refedilmesiyle dünya artık divane olur” diyor Bediüzzaman “aklını kaybeder” diyor. Ve “izni İlahi’yle, başını başka bir seyyareye vurur” diyor. Bir göktaşına vuracak. “Onu” diyor ayette “ikinci bir vuruş izler” diyor. Muhtemelen vuruş sipin atacak, o göktaşı dünyadan girip, dünyayı yırtıp çıkacak, sonra yine dünya’nın manyetik alanına girip dünyaya bir daha vuruyor. O ikinci vuruşundan sonra dünya tuz buz oluyor. Dağılacak. İntizamsız hareketlerle” diyor “artık müsademe başlar” diyor “yıldızlar birbirlerine vurmaya başlar” diyor “bu intizamsız hareketlerle” “ ve izni İlahi’yle kıyamet kopar” diyor. Kıyamet koptuktan sonra zaten bütün fizik kanunları, kimya konuları değişiyor. Yeni bir boyuta geçmiş olacağız. Yani artık çekim kanunu falan yok ondan sonra. Newton’un kanunları şu bu falan artık işlemez. Yani o zaman artık kalbe gerek kalmıyor. Kalp, kan sistemi yok vücutta, yeni yaratılışta. Kanla işlemiyor vücut. Yani nefese ihtiyaç yok. Nefes, sırf zevk olsun diye veriliyor nefes. Yani güzel kokuyu almak için var nefes. Kalp sırf heyecanı hissettirmek için var. Onun dışında yok. Mesela katrilyonca ton yiyecek yese, hiçbir şey olmuyor insanda. Sadece “hafif” diyor “hafif terler insan” diyor “o yiyeceğin atığı olarak, çok güzel kokulu” diyor ama “çok güzel kokulu, hafif bir ter şeklinde vücuttan atılır” diyor ama nefis kokulu, güzel koku tarzında. O kadar. Belli belirsiz güzel bir koku, o şekilde atılıyor, istediği kadar yiyor şahıs ama dünyadaki kanunlarla şuan baş ağrısı, diş ağrısı, uykusuzluk. Mesela uyku yok. Uykuya vücudun ihtiyacı olmuyor. Yorgunluk yok. Bilmiyor insan yorgunluğun ne olduğunu. Toz yok. Toz özel olarak yaratılıyor. Toz yok. Mesela bir odada küçük bir yerde bile milyarlarca toz oluyor. Tek tek yaratılıyor toz. Her tozun kaderi vardır. Ama ahrette yok toz. Tek bir tane toz bulamazsın cennette bir tane. Tabii insan isterse yaratır Cenab-ı Allah ama yok. Mesela insan çocuk olmasını istiyor. Eşiyle beraber oluyor. Çocuk hemen oluyor. Yani dokuz ay beklemiyor. Hemen Allah anında çocuğu yaratıyor. Ama öbür türlü doğum sancısı var, şu var, bu var falan. Sadece hayal etmesi, aklından geçirmesi yeterli oluyor. Hemen bir Vildan oluşuyor, cennet vildanı. İnsanların hoşuna gitmesi için, zevk alması için. Mesela bir yerden bir yere gitmek istiyor, hayal etmesi yetiyor. Yani kafasından onu geçirdiği an, şak hemen olay yerli yerinde oluyor. Hayal hızında. Mesela bir yiyecek bir şey istediğinde aklından geçirmesi yetiyor. Şu anda da bu sistem bizim içimizde Allah tarafından koyulmuş durumda ama flu olarak var. Mesela istediğimizde bir anda portakal hayal edebiliriz kafamızda. Tadını da hayal edebiliriz ama flu oluyor. Beğendiğimiz bir şey olduğunda, hayal ettiğimizde hemen oluşuyor o. Bir manzara veya bir yer, bir ev kafamızda canlandırdığımızda hemen oluşuyor, hemen o evin içine de girebiliyoruz istesek. Ama flu oluyor. Cennette öyle değil, üç boyutlu ve nettir. Aradaki fark bu. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam etiket dört numarada şu an girdi listeye.

ADNAN OKTAR: #İslamGelsinAcıBitsin dört numarada. Bastırsınlar, birinci yapalım onu. Leventler, yiğitler hadi bre. MaşaAllah, İngilizcesi de evet. İngilizceyi de bastıralım, her ikisi de birincisi olsun.

DİDEM ÜRER: Ben bir faaliyet daha okuyayım isterseniz.

ADNAN OKTAR: Sen bir faaliyet daha oku.

DİDEM ÜRER: Salı akşamı Küçükçekmece’de Sefaköy’de bin adet A9 broşürü dağıtmış kardeşlerimiz, “sizi, Allah’a olan aşkımızdan dolayı çok seviyoruz Hocam” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Arslan gibi delikanlı kız, tam Müslüman nur gibi, bazende çarşaflı annelerimiz, kardeşleri oluyor. Onlar da çok güzel, nur gibi. Bakın birebir birbirlerine eşitler. Gönülleri çok rahat olsun. Ah ben onu yerim ben onu ah. Abisi onu yesin. Abisi o burnunu ısırsın. Yanaştır kafasını şunun bakayım. Ah tatlım benim, canımın içi. Bir tanem benim, tatlılığa bak sen. Annesi bunu parçalaması lazım böyle, kulakları mulakları falan.

DİDEM ÜRER: Bir de çok yorulmuş Allahualem, bu saatte artık.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, gece geç vakit Allahualem, iyice uykusu da gelmiş. Şehlalaşmış, çok tatlı olmuş.

DİDEM ÜRER: Hocam yoğun baskı altındayım, psikolojik baskı altındayım, çok sayıda gitmeyin mesajı alıyorum şu an. Hocam bu arada Cemile isminin anlamlarını yazmış Derya, çok güzel okuyayım isterseniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Birinci anlamı; güzel kadın. İkinci anlamı; gönül almak amacıyla yapılan davranış anlamları varmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cemile çok güzel bir isim.

DİDEM ÜRER: Hocam bunu Berker Ateşen kardeşimiz göndermiş. Çok çalışkan bir kardeşimiz. Çok yalvararak ve çok ne olurlar yazarak, iki yıldır isteyemiyormuş, sizden o da isim rica ediyor.

ADNAN OKTAR: Buna?

DİDEM ÜRER: Kendine.

ADNAN OKTAR: Ben buna da isim vermek istiyorum.

DİDEM ÜRER: Çok iyi olur.

ADNAN OKTAR: Adı cimcime bunun. Şimdi o sevimliye bir isim verelim.  Bismillah. İsmi “Andolsun, biz Musa’ya kitabı verdik.” İsmi Musa olsun.

Didem Hocam ben gidiyorum, yarın görüşürüz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü