Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (27 Ağustos 2013; 21:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Aşkımın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun.

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Washington Post Gazete’si; “Birleşmiş Milletler heyeti Suriye’den ayrılır ayrılmaz Suriye harekatının başlayacağını” yazdı.

ADNAN OKTAR: Washington Post. Tahmin ediyordur, çünkü resmi açıklama yok. Öyle olması gerektiğini düşünüyordur.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Birleşmiş Milletler denetçilerine Şam’ın saldırıdan dört gün sonra verilen inceleme iznini çok geç bir adım olarak değerlendiren batılı ülkeler, Esat’a sert bir cevap verilmesi konusunda mutabık kaldılar. Kendi delillerini yok ettiğini düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii dört gün çok geç.

Şeyh Ahmet Yasin Hocam’ın çok güzel konuşmaları var. Hazırsa dinleyelim.

VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri (25 Ağustos 2013 Bursa)

ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah, İbrahim Suresi / 13’te diyor ki; "Şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz. “Suriye’de neler olacak” diyor. Allah “helak edeceğim” diyor. “Mısır’da ne olacak” diyor. Allah “helak olacak” diyor. Yalnız bağnaz Müslümanlık da çok büyük bir tehlike. Gerçek Kuran ahlakı, Kuran’a olan sevgi adeta kenarda duruyor. Büyük bir güç olarak kenarda duruyor. Gerçek İslam bir ateştir, münafık sistemi yakar, yani yok eder. Ama o ateşin etrafında şimdi bir sur var. O sur yıkıldığında, ne kadar münafık düşünce varsa, ne kadar yobaz düşünce varsa Allah’ın izniyle İslam’ın Kuran’ın nuruyla tertemiz olacak, hepsi yanıp yok olacak, inşaAllah.

Cenab-ı Allah diyor ki 14. ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım: "Ve onlardan sonra” onlardan evvel ve onlardan sonra. Çünkü onlar helak oluyor “sizi o arza” o arz hangisi? Dünya. Adresi de söylüyor Allah, yeri de söylüyor, değil mi? “O arza mutlaka yerleştireceğiz.” Bak kesinlik ifade eden cümle söylüyor Allah. Mutlaka yerleştireceğiz, gönlümüz rahat olsun diye. Ne demek? Sizi dünya hakim, yapacağım diyor Allah. “İşte bu, makamımdan korkana” Allah’ı sevene değil. “Allah’ı ben seviyorum” diyor. Korkuyor musun? “Korkmuyorum” diyor. Korkmazsan aklın gider. Korkmazsa bir insan gayriihtiyari ahlakı bozulur. Gayriihtiyari kişiliği bozulur. Gayriihtiyari İslam’ı yaşayamaz. “Ben çok seviyorum Allah’ı” diyor. Peki ne yapıyorsun? Egoistlik, bencillik, hırçınlık, terslik. Allah’tan korkan yapabilir mi? Yapamaz. Yalan söyleyebilir mi Allah’tan korkan? Yapamaz. Adaletsizlik yapabilir mi? Yapamaz. Ama Allah sevgisiyle yapar adam. “Allah’ı seviyorum” der yapar. Nasıl yapıyorsun diye soruyoruz? “Allah affeder zaten” diyor. Nerden anlıyorsun diyoruz? “Ben Allah’ı seviyorum çünkü” diyor. Bak, Allah korkusu yok. Allah korkusu olmadı mı her şey yapar Allah esirgesin. Bak, “Bu makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)" diyor Allah. (İbrahim Suresi / 14) Allah’ın tehdidinden korkuyorsa, Allah’tan korkuyorsa Allah onu mümin olarak kabul ediyor. Ve ona nimet veriyor. Beni seveni demiyor Allah. Allah o zaman der, “beni sevse yeterli” der. Demiyor Allah. Hep kendisinden korkulmasının üzerinde duruyor Allah. Çünkü korktu mu mükemmel ahlak oluşuyor. Çünkü yalan söylemez, kalleşlik yapmaz, oyun oynamaz, gurur-kibir yapmaz. Nasıl enaniyet yapsın Allah’tan korkan? Allah’tan korkmadı mı kibirli de oluyor, gururlu da oluyor, vefasızlık da yapar. Diyor ki “ben seni çok seviyorum” diyor. Tamam güzel Allah razı olsun. Vefa var mı? Yok. Sabır var mı? Yok. Şefkat var mı? Yok. Yalan söyleme var mı? Var. Bencillik var mı? Var. Egoistlik var, hasetlik var, kıskançlık var, büyüklük, azamet her şey var. Ee? “Ben seni seviyorum” diyor. O sevgi neye benziyor? Boşluk, altı yok. Ama Allah’tan korkan diyor ki, “ben seni seviyorum.” Enaniyet yok, mütevazi, sevecen, saygılı, itaatli, doğru sözlü, vefa onun için bir nimet, güzellik, halim. O gerçek aşk olur işte. İçi dolu, öbürünün içi boş. Vardır öle tipler görürsünüz. Kokoş tipler. “Allah’ı seviyorum” diyor, her türlü melanet var. “Allah’tan korkulur mu?” diyor. Allah’tan korkanı ayıplıyor. Bakıyorsun her türlü melanet var. Hepsinde olmasa bile büyük bölümünde böyle.

“(Peygamberler)” imamlar, Mehdiler, “fetih istediler,” Allah’tan, fethedilmek. Fetih, yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti. İslam’ın gururunun, onurunun dünyaya hakim olması. İslam’ın ahlakının, güzelliğinin, sevgisinin, estetik anlayışının, demokrasi anlayışının, özgürlüğün dünyaya hakim olması. Fetihten kasıt bu. “(sonunda) her zorba” zorba ne demek? Silahla, baskıyla, netice almaya kalkan. Sevgiyle netice almaya kalkana Allah zorba diyor mu? Demiyor. Akılla, irfanla, demokrasiyle netice alana Allah zorba demiyor. Kime diyor zorba diye? Zor kullanana zorba denir. Silah kullanan, şiddet kullanan, terörle yıldırarak, korkutarak, bombalayarak, asarak, keserek, askeri çözümlerle netice almaya kalkana zorba diyor Allah. Bak, “Zorba ve inatçı.” Görüyorsun doğru olduğunu bir şeyin, kendinin yanlış olduğunu görüyorsun. Mesela şimdi bu sırık inatçı. Suriye’deki sırık. Sen bir kere babadan oğla krallık sistemi kurmuşsun, milletin yakasından düşmüyorsun. Demokrasi yok. Doğru mu? Doğru. Müthiş zulmediyorsun, baban da zulmetti. Doğru mu? Doğru. Millet seni istemiyor “git” diyor gitmiyorsun inat ediyorsun. Doğru mu? Doğru. İnatçısın. Bak, “Her zorba ve inatçı bozguna uğrayıp..” Bozguna uğramak ne demek? Bozgun; dağılma, etrafındakiler dağılıyor, gücü dağılıyor, bozguna uğruyor. Eğer sen bir mazlumun üzerine asker gönderiyorsan zorba olursun. Mazlumun üzerine polis gönderiyorsan zorba olursun. Ama kanuna hukuka uygun bir şey yapıyorsan zorba olmazsın. Suriye’de halkın üstüne asker gönderiyorlar. Bu bir zorbalık. Kanuni bir şey mi bu? Değil. Hukuka uygun mu? Değil. Demokrasiye uygun mu? Değil. Zorbaca yapıyor, askerle insanları eziyor. Mısır’da polis de zorbaca eziyor. Hukuka kanuna uygun mu bu? Değil. Asker ve polis; adaleti, vicdanı, hukuku, gerçeği, iyiliği ve güzelliği savunmakla mükelleftir. Zorbaların elinde oyuncak olmaz. Zalimlerin elinde oyuncak olmaz. Bunu da kabul etmemesi lazım. “Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti” diyor ayette. (İbrahim Suresi / 15) Yok oldu, yani bulamıyorsun. “Yok oldu gitti” diyor Cenab-ı Allah. Ebcedi de; 1995 tarihini veriyor. 1995 Mehdiyet’in tarihini veriyor.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Kuzey Kore’nin Suriye’deki Esat rejimine gaz maskesi göndermek istediği, ama maskelere Türkiye’de el konulduğu ortaya çıktı. Gaz maskelerinin yanında silah ve mühimmat da bulundu.

ADNAN OKTAR: İşte bak. Orada halka aslında gerekiyor gaz maskesi, adam askerlere gaz maskesi dağıtıyor. Bu ne demek? Gaz kullanacaklar, sivil halk ölecek askerler kalacak. Kafa bu. Bak bir daha söylüyorum; Suriye’den insanları tahliye etsinler. Meşru bir tahliye olsun. Ve civar ülkeler de misafirlerini bağırlarına bassınlar. Onlar bereketiyle gelir. Yani mal hırsıyla, para hırsıyla “bunlara kim bakacak, nereden para bulacağız, nereden yiyecek bulacağız” bu zulüm olur. O geldiğinde bereketiyle, rızkıyla gelir, güzelliğiyle gelir. Çok ayıptır, çok büyük bir ahlaksızlık, terbiyesizlik olur böyle demek, zulüm olur. Cahilliğinden diyen Allah’a sığınsın. Fakat bunu bilinçli olarak söyleyen zalimdir. Çok büyük zalimdir, acımasızlık olur o. Çünkü desek ki “sen orada olsan, gittiğin ülke de seni almasa nasıl karşılarsın” desek, “aman ha olur mu öyle şey” der. Peki bu gelenleri nasıl karşılarsın diyoruz? “Ne işleri var, gelmesinler” diyor. Bu egoistlik, zulüm. Olmaz.

Bakın diyor ki ayette İbrahim Suresi 24. ayet: “Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.” (İbrahim Suresi / 24) Bu, hem Tevrat’ta, hem de İncil’de bu tarz sözler var. Vahiy demek ki değişmiyor. Vahyin hükmü değişmiyor bakın. Tevrat’la İncil’e de bakıyoruz aynı sözler orada da var. Saf vahiy, yani Allah’ın hükmü hiç bir zaman için değişmez, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Halep’te dün fosfor bombasını Esat rejimin attığı ortaya çıktı. İnsanlarda boğulma vakıaları ve bunun yanı sıra da vücudunun çok büyük bölümünde yanıklar olduğu görüldü. Türkiye’ye de 50-60 kişi kadar geldi. Aynı şekilde yanık olarak vücutlarında tedavi görmek üzere.

ADNAN OKTAR: Esad zaten şu an esir durumda, onu dövüyorlardır Allahualem. O da kurtarılmayı bekliyor. Rejim kendi içinde şeytana dönüştü. Şu an bir iblis ordusu Suriye’ye hakim durumda. Delirdiler akıl, fikir gitti. Artık her şeyi yapacak durumdalar. Onun için akılcı güzel bir çalışmayla Suriye’ye girilmesi gerekiyor. Ama her aşamasında itidalli olmak lazım. Her aşamasında çok akılcı olmak lazım. İlk, ilk, çok önemli bak bunu tekrar tekrar söylüyorum, orada halkı süratle tahliye etmek. Bir içerisi boşalsın. Yani can kaybı riski hem çok azalır veya tamamen kalkar. Mümkün mertebe tamamen halkı boşaltalım. Orada Suriye’de çocuk kadınlar falan hiç kimse kalmasın. Sınır bölgesine geldiklerinde onları güvenle, hemen içeriye alsınlar sınırdakileri. Hatta çağırsınlar megafonla değil mi. “Yaklaşın şu bölgeden gelebilirsiniz, buyurun bekliyoruz” Arapça söylesinler. Çünkü korkuyorlar onlar sınıra gelince acaba ne olur gibisinden. Kolaylık göstersinler.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Esad’ın ailesinin ülkeden kaçtığı ve Birleşik Arap Emirliklerine gittikleri iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Olabilir. Yazık ailesine zaten onu yapmaları lazım. Esad’ın kendiside gitsin aslında. Kendiside kaçsın, kaçabiliyorsa kaçsın.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez “Bugün hiçbir strateji, Müslümanların kanının akmasını önlemekten daha önemli değildir. Bugün hiçbir siyaset, mezhepçilik fitnesini ortadan kaldırmak kadar değerli değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bakın Hz. Mehdi (a.s) ağzıyla konuşuyor. Mehdiyet devri gelince bak mezheplerden kurtuluş nasıl anlatılıyor. Bana daha önce anlattıklarım hikaye gibi geliyordu adamlara bir şeyler söylediğimde değil mi? Bana hep böyle eleştiriler yapıyorlardı. Olur mu öyle şey ya diyorlardı mezheplerde. Bak herkes mezheplerin kalktığını söylüyor. Diyanet İşleri Başkanı söylüyor, Tayyip Hocam diyor; “Benim için mezhep diye bir konu yok” diyor başbakan. Bak Diyanet İşleri Başkanı “Benim için mezhep diye bir konu yok” diyor. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız “mezhepler kalkmıştır” diyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın içtihadına ihtiyaç var, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam canlı yoklamaya katılan bir grup vardı, onların resmini göstermek istiyorum uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Abisinin canları bunlar. Abisinin tatlıları, ben bunları yiyeyim kıtır kıtır burunlarını.

“#İslamGelsinAcıBitsin” maşaAllah bir ara listedeydi değil mi?

DİDEM ÜRER: Listedeydi, evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Biraz daha yükseltmeye gayret edelim, inşaAllah. Bazı haset eden yobazlarda, bazı bağnazlar, cahillerde  “#İslamGelsinAcıBitsin” bundan rahatsız oluyor. Bak deliliğin şiddetine bak, hastalığın şiddetine bak. Cahil olanlar hadi diyelim cahilliğinden yapıyor. Bildiğin halde böyle bir çılgınlığı, böyle bir garipliği, böyle bir ucube kafayı nasıl geliştiriyorsun. Hangi vicdanla geliştiriyorsun ben anlamıyorum. Bak “#İslamGelsinAcıBitsin” bundan rahatsız oluyor. Ben diyor ehl-i sünnet Müslüman’ım diyor arkasındanda.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Rusya’nın Suriye’den, 89 Rus ve eski Sovyet ülkeleri vatandaşını tahliye ettiği belirtildi.

ADNAN OKTAR: Onlarda işe uyanmış demek ki. Doğru yapmışlar.

DİDEM ÜRER: Suriye’nin Lazkiye kentinde cepheye yakın olduğu için yoğun çatışmaların yaşandığı Bayırbucak Türkmen bölgesindeki sahra hastanesi, kısıtlı imkanlarla hasta ve yaralılara hizmet vermeye çalışıyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Civar ülkelerde de sahra hastaneleri kurulsa iyi olur. Ürdün’de diğer ülkelerde olabilir, evet. Yani insan kurtarmak çok önemli. Hz. Süleyman (a.s)’ın meselelerinde Tevrat’ta da geçiyor. Düşman dahi olsa o yaralıysa kurtarmak gerekiyor ki, mümin nur gibi Müslümanlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Abdullah Kuloğlu, Ortadoğu’da yaşanan çalkantılarla ilgili “Bir yeniyi arıyoruz mevcut yetmiyor. Ümmet olarak batının liberal demokrat dünya görüşü karşısında, neyi getirmek istediğimizi henüz elle tutulur bir berraklıkla söyleyebilmiş değiliz” dedi. “Ve fikirde cesaret göstermemiz gerek” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Söyleyemedin, söyleyemezsinde, çünkü modelin yok. Mehdiyet diyemiyor. “Ben bulacağım” diyor. Rahmetli Necip Fazıl, “ayağa kalk Sakarya” diyor. Sakarya, Hz. Mehdi (a.s) ile ayağa kalkabilir. Politikayla siyasetle Sakarya ayağa kalkamaz. Kaderinde yok, Sakarya’nın ayağa kalkmasının Hz. Mehdi (a.s) ile olacağını Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Yok, peygamber bilmez ben daha iyi biliyorum derse o zaman işte felaket yağmur gibi yağmaya başlıyor. Allah kendine meydan okutturmaz. Perişan eder, ben akıl yürütüp bulacağım diyor. Neyi bulacaksın, 100 yıldan beri araştırıp duruyorsun neyi bulacaksın. Allah’ın dediğini beğenmeyen, Allah adına neyi bulacağını düşünüyor. Allah’ın dediğini beğenmiyorsun, “Allah adına diyor, Allah için daha iyisini bulacağım Allah’tan daha iyi düşünüyorum” diyor. Allah’a meydan okumuş olursun sen. Müşrik konumuna gelirsin o zamanda bela yağmur gibi yağar. Belanın içinde boğulursun, Allah esirgesin.

İbrahim Suresi 5, şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Musa’yı kavmini karanlıklardan nura çıkaran” zulümatlardan nura, zulümatan-nur “ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat diye ayetlerimizi göndermiştik. Şüphesiz bunda çok sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.”  “Allah’ın günlerini hatırlat” Şii kaynaklarda bu “Allah’ın günlerini hatırlat” Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği tarih, belireceği günleri hatırlat anlamındadır diyor, inşaAllah. “Musa demişti ki” Seyyidina Musa, “eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür.” Bak işte bu deccaliyete işaret. Ahir zamanda olacak felaketi Hz. Musa bildiriyor. Bak diyor ki “eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız” şuan yüzde 99 inkar dünyada. Bak “tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Ve övülmüştür.” Mehdi’si ona yetiyor. Tek Mehdi’si ile bütün dünyaya Cabbar ismiyle şanını kabul etiriyor Allah. “Rabbiniz şöyle buyurmuştu, andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım.” Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah. “Ve andolsun” diyor Allah yemin ediyor, “eğer nankörlük ederseniz” yani şükretmezseniz, nimetin Allah’tan olduğuna inanmazsanız “şüphesiz benim azabım pek şiddetlidir.” Savaş çıkartırım, ihtilal oluştururum, iç savaş çıkartırım, saldırı çıkartırım, ekonomik kriz çıkartırım mahvederim sizi diyor Allah. “Oluyor muymuş ya bunlar” diyor adam. Hastanede yatarken soruyor bunu. “Oluyor muymuş böyle bir şey” diyor. Bütün sülalesi yok edilmiş, “bu ayet,  bu oluyor mu” diyor. Olmuş yaşıyorsun, haberin yok. Bak İslam aleminin haline dünyanın haline, bak anlarsın. Museviler hakkında Kuran’da yüzlerce ayet vardır. Musevileri aşağılık gören bir üslup bereketsiz ve uğursuz bir üsluptur. İslam’a Kuran’a çok açık bir mücadele gibidir bu. Halbuki ehl-i Kitap’la Allah evlenebilirsiniz diyor. Yani Musevilerle. Ve onların kestiğini yiyebilirsiniz diyor Allah. Onlara misafir gidebilirsiniz diyor Allah. Onlarla dost olup arkadaş olmamızı istiyor Allah. Ama yehudlar vardır yehud. Yani putperest bir kavim. Ben-i İsrail ayrıdır, yehudlar ayrıdır. Onlara karşı o devirde Müslümanlar tabi güçlü bir mücadele verdiler, Yahudlara karşı. Müşrik bir kavim. Ama Beni İsrail, dindar Beni İsrail açıkça hükmü belirtilmiş, evlenebilirsiniz sözü konuyu bitiriyor. Bunun üzerine artık söz olmaz. Diyor ki “tamam öyle ama böylede bir ayet var” kardeşim evlenebilirsiniz dedikten sonra daha bunun üzerine ne konuşuyorsun sen. Ne demek evlenebilirsiniz? Sırdaşın olacak, sevgin olacak, güveneceksin, çocuklarının annesi olacak, bir yatakta ömür boyu yaşıyorsun dostun oluyor o senin. Sen nasıl bir üslup geliştiriyorsun o zaman? Onun için durduk yere İsrail düşmanlığı İsrail kavmine İsrail dindarlarına karşı nefret politikası uğursuzluk getirir. Çok yanlış bir hareket hem günah hem Kuran’a uygun olmayan hareket olduğu için bereketsizdir ve çok hatalı bir tavırdır. Bundan vazgeçmesi lazım insanların. Sevecenlikle yaklaşmaları lazım, güzellikle yaklaşmaları lazım ve Nasraniler için de öyle Hristiyanlar. Mesela Allah diyor ki “Size yakın bulursunuz” diyor ayette. “Yok ben onu düşman görüyorum” diyor. Şefkatle yaklaş, Allah diyor açıkça “size yakın bulursunuz, sevgi bakımından size yakın bulursunuz” diyor Allah. Ne demek? Sizde onları sevin. Sevgi olarak size yakın bulursunuz ne demek, ne anlama gelir? Seni seveni sende seveceksin. Açık bunun anlamı. Dolayısıyla Hristiyan ve Musevi nefretini enjekte edenler, çok yanlış yapıyorlar, bu oyuna da hiç kimse gelmesin. Dolaylı yoldan da bunlara kimse yardımcı olmasın. Çünkü Kuran’da, Hristiyanlar Nasraniler’i de Cenab-ı Allah, aynı şekilde açıklıyor. Mesela Hristiyan olanla evlenebiliyorsun. Çocuklarının annesi oluyor, yemeğini yiyebiliyorsun Ehl-i Kitap. Kuran’a inanıyorsan, inanmıyorsan o ayrı mesele.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz 9-18 Ağustos tarihleri arasında Bursa metrolarında A9 Tv tanıtım videosu yayınladılar. Onun resimleri vardı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şahane, maşaAllah çok güzel olmuş. Allah şevklerini arttırsın. Hepsi Allah tarafından yaratılıyor. Allah yavaş yavaş güneşi çıkarıyor, güneş doğarken bakın, önce hafif bir kırmızılık oluşur, sonra yavaş yavaş acele olmaz. Çocukta öyledir yavaş yavaş gelişir, doğum olur. Mehdiyet’i de Cenab-ı Allah, yavaş yavaş geliştiriyor, inşaAllah. Bizlerde Hz. Mehdi (a.s) talebesi olduğumuz için, bizlerde yavaş yavaş bir gelişme tezahür ediyor.

Yunus Suresi, 36. Cenab-ı Allah diyor ki, “Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz.” Hep zan, yobazlara bakıyoruz zan, bağnazlar zan, Darwinistlere bakıyoruz zan, tahminle! Kesin hükümle olması lazım. “Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz.” Zan ile ne yapılır? Hiçbir şey yapılmaz. “Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir” diyor Allah.

Şeytandan Allah’a sığınırım.“Eğer seni yalanlarlarsa,”  diyor Cenab-ı Allah-ki, hep Darwinistlerin, materyalistlerin, bağnazların yaptığı hep yalanlama, karşı çıkma “yalanlarlarsa, onlara de ki:” Allah bir akıl, bir üslup gösteriyor, "onlara de ki: Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir” bu kadar. Ben size karışmam sizde bana karışmayın. Bu nedir? Demokrasinin özü. Diyorlar ki Kuran’da demokrasi var mı? İşte al. “Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” Bu kadar. “Uzak olduğunuz için sizi cezalandıracağım” demiyor. Uzaksınız sadece ama “bende sizin yaptıklarınızdan uzağım” diyor. Fakat bu bir kavgayı gerektirmiyor.

“Her ümmetin bir” Mehdi (a.s)’ı, bir elçisi “bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman” ebcedi kaç? 2021. Bir tane rakam veriyor, 2021. Harf toplamı 2021.” “Her ümmetin” mesela Müslümanlar bir ümmet, “bir resulü” bir elçisi, bir Mehdisi vardır. “Onlara resulleri” Mehdileri, “geldiği zaman,” 2021, “aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.” Hep adalet, Cenab-ı Allah’ın en çok üzerinde durduğu şey. Hz. Mehdi (a.s)’da geldiğinde, en önemli görevi ne? Adalet, adil olmak dünyaya müthiş bir adalet hakim oluyor. En büyük konfor adalettir, adalet olmayınca mahvolursun.

“Derler ki: "Eğer doğru sözlüyseniz” madem anlattıklarınız doğru, “bu belirttiğiniz süre (va'd) ne zamanmış?" “Ne zaman Hz. Mehdi (a.s) geliyor? Ne zaman Hz. İsa Mesih (a.s) geliyor? Ne zaman kıyamet kopuyor? Bize bir söyleyin” diyorlar. Böyle bir merak da var bunlarda. İlla yapacağından değil ama öğrenmek istiyor içgüdüsel düşünceyle bunu talep ediyorlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Almanya’dan kardeşlerimiz sizin çalışmalarını esas alarak İslam Kısa ve Öz isimli site hazırlamışlar. Site adresi şöyle “www.islamkurzundknopp.de

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o siteyi hazırlayan kimse kardeşlerimiz Allah onların her yerlerini nur kılsın, kalplerine ferahlık, inşirah versin.

“Allah barış yurduna çağırır.” Teröre, anarşiye karşıdır Allah. Savaşa karşıdır. Ne diyor ayette? Yunus Suresi, 25. “Allah barış yurduna çağırır” her yerde barış istiyor Allah. Cennette barış, dünyada barış, sulh, selamet. Anarşi, terör, kavga, gerilim Allah bunu istemiyor, “ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” Ebcedi kaç? 2007. Açın bakın tarihine, harfleri yan yana koyun 2007 tarihini veriyor. Mehdiyet’in tarihi. “Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse” demek ki siyasetle, politikayla şunla bunla olmuyor. Allah’ın seçmesiyle oluyor, “ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” Dosdoğru yola yöneltip ilettiğinde zaten dünya hakimi oluyor kişi, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Pazar günü Üsküdar sahilinde kardeşlerimiz yaklaşık bin adet A9 broşürü ve sizin Adamlık Dini ile En Büyük İftira: Şirk kitaplarınızdan dağıtmışlar. “Çok ama çok yakışıklı zümrüt gözlü, aslanlar aslanı, Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocamız’ın ellerinden öper, sevgilerimizi iletir, dualarını bekleriz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak, denizin kenarında. Her zaman söylüyorum, başörtülü ve pardesülü bir kardeşimiz yanında dekolte sayılabilecek kuzu gibi canlarım, aslan gibi delikanlılar bir arada kardeşçe Allah için, din için ümmet ruhuyla, Müslümanlık ruhuyla hareket ediyorlar. Cennette de böyle beraber olacaklar. Hacda da böyle beraberler. Çünkü birbirini koruyan, kollayan bir topluluk. İnşaAllah.

“Recep Tayyip Erdoğan’ı, Hz. Mehdi (a.s) ilan edenler var, duydun mu?” diyor. Bir nevi Mehdi tabii ki ne var bunda, niye rahatsız oluyorsunuz? İslam için Kuran için hizmet ettiğine göre, Dışişleri Bakanımız, Mehdi’dir. Tayyip Hocam bir nevi Mehdi’dir.  Adalet Bakanı bir nevi Mehdi’dir. Çünkü hayır için uğraşıyorlar.

“Amerika saldırsın diye dua eden İslam Birlikçileri, Hz. Mehdi (a.s)’da geliyor demek. Mehdiniz belli oldu Obama.” Ne alakası var Obama gariban bir insan, mazlum bir insan Amerika’yı dengede tutmaya çalışıyor. Amerika’nın da ekonomisi de alt-üst, halk da fakir sıkıntıdalar. Amerika’nın niye mahvolmasını istiyorsun ben anlamıyorum ki? İyi olsunlar, güzel insanlar Amerikalılar bayağı şekerler. Dünyanın süsü onlar niye kötü olmasını istiyorsun? Mesela Ruslar da öyle çok güzel insanlar Ruslar. İyi olsunlar, zengin olsunlar, devletleri güçlü olsun niye rahatsız oluyorsunuz? “Amerika saldırsın diye” niye saldırsın diye dua ederler? O belayı durdursun diye dua ediyorlar. Niye saldırsın kim ister ki saldırıyı? Onun için daha titiz davranıyor bu kadar özen gösteriyor. Saldırmaya kalksa zaten çoktan saldırılıp yerle bir edilirdi Suriye. Ama Allah esirgesin bin bir türlü cinayet oluşmuş olur.

AYLİ KOCAMAN: Bosna’da da durdurmuştu.

ADNAN OKTAR: Tabii, çok özen gerekiyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ufuk Yıldırım kardeşimiz kameranın arkasındaki duran kedilerle ilgili resim göndermiş. Önce bunu göndermiş daha sonra daha iyi diye “A9 Tv’de kamera arkasında duran kardeşlerimiz birer aslandır” diye bunu göndermiş.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Olayı tam açıklayan resimler.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 20 Ağustos Salı günü kardeşlerimiz Etiler’de çok sayıda A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Etiler’e bakıyorum, Etiler’in aslanları. Bunlar da Etiler’in cinleri, bak sen gözlere, maşaAllah. Etiler’in nuruna nur katmışlar. Oraları nurlandırmışlar, çok güzel olmuş. MaşaAllah, elhamdülillah. Aferin.

DİDEM ÜRER: Hocam, “Canımız, Sultanımız, nurumuz, aslanlar aslanı bir tanem Adnan Hocam, Nevşehir merkezde kızım ve oğlumla birlikte halka, iş yerlerine yaklaşık sekiz yüz adet broşür dağıtımı yaptık canım Hocam. Dağıtım sırasında kedi göremedim. Kendi kedimizin resmini gönderdim, hasretle o nur ellerinizden öpüyorum, canım Hocam” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Kedilerin hası bunlar. Ne de tatlıymış, kaşları mı var o nedir öyle?  Gözleri sürmeli gibi bu nasıl oluyor böyle bir şey? Sizin tarzınızda sürme yapmış. Bir tane daha kedi vardı. Asıl kedi bu işte bu toraman bir kedi. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin. Canımız kardeşimizin de Allah cehdini artırsın. Evet.

DİDEM ÜRER:Hocam, Azerbaycan’dan kardeşimiz iki tane site hazırlamış, biri; “sosyaldarwinizm.com” ikicisi de; “fosilmuzeyi.com” Abdurrauf Valiye kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Aferin, süper olmuş, maşaAllah. Dinliyorum.

DİDEM ÜRER:19-20 Ağustos tarihlerinde Diyarbakır’ın değişik semtlerinde çok sayıda esrinizi dağıtmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Diyarbakır’ın aslanlarına bak sen. Diyarbakır’ın güzellerine, yiğitlerine bak, maşaAllah. Şu köfteyi ben bir göreyim. Sen burada olacaktın, yerdim ben senin o kulaklarını.

DİDEM ÜRER: Hocam az önceki resimde de arabada bir tane köfte vardı ama felaket gürbüz bir şey.

ADNAN OKTAR: Bakayım, yanaştır. O kolları ısırmak, burnuna bak sen maşaAllah. Bunlar da bal, şeker, kaymak takımı. Severim ben onların tatlılığını, güzelliğini canlarım benim. Asıl aslanlar burada ekipler maşaAllah. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin. Yiğitlerim benim canlarım Allah, inşaAllah ferahlayacağınız güzel günler gösterecek. Kürt kardeşlerimizi çok ezdiler. Diyarbakır hep Kürt’tür maşaAllah, çoğu Kürt’tür. Candırlar Diyarbakır. Allah güzelliklerine güzellik katsın. Ömürlerini uzun etsin, hayır, bereket versin. Canlarım benim onlar zor şartlarda yaşıyorlar ama inşaAllah, çok güzel günler görecekler.

“Adıyaman Menzil Şeyhi Seyyid Abdülbaki Hazretleri hastaymış. Hocam, sizden dua talep ediyoruz” diyor. “Ümmeti Muhammed (s.a.v)’e rica etseniz dua etseler olur mu rica etsem?” diyor, Uğur Aslan. Haberin doğru olduğunu düşünelim. Allah, Menzil Şeyhi Seyyid Abdülbaki Hazretleri’ne şifa versin. Başımızdan eksik etmesin çok mübarek, muhterem bir insan, temiz bir insan, nurlu bir insan seyittir kendisi Peygamberimiz (s.a.v)’ın soyundan, mübarek bir silsileden gelir. Sağdad-ı Nakşibendi’nin sultanlarından, şu an üzerindeki o hastalığı alsın Rabbimiz. Üstüne bir ferahlık gelsin şu an. Cenab-ı Allah bize bu güzel müjdeyi de duyursun, Rabbimiz.  İnşaAllah.

“Tevbe Suresi, 41, 42, 43 ayetlerin bizlere bakan yönünü açıklayabilir mi inşaAllah?” diyor. Tamam, inşaAllah. Aylin Hocam bana bir açabilir misin, Tevbe Suresi, 41, 42, 43.

Nigar, ne güzel ismin senin, canım benim nedir senin rahatsızlığın? Bana bir rahatsızlığını yazsın. Bir de Şeyh Seyyid Abdülbaki Hazretleri’nin rahatsızlığı nedir ona bir baksınlar. Tıbbi destek gerekiyorsa, yıldırım gibi gönderelim. Biraz detay vermelerini rica ediyoruz. ama süratli bilgi versinler.

Uğur Bayram; “Meslek ve Teknik Öğretmenleri olarak on üç yıldır çile çekiyoruz, on üç yıldır atama bekliyoruz. Sesimizi duyuru musunuz Hocam?” diyor. Doğru mudur böyle bir şey?

DİDEM ÜRER: Bugün sürekli yazıyorlardı “atama bekleyen öğretmenler için destek” diye.

ADNAN OKTAR: Niye böyle bir şeye ihtiyaç var?

DİDEM ÜRER: Düzenleme yapılamıyor herhalde?

ADNAN OKTAR: Niye? Zibil gibi okul açsınlar kardeşim, kurslara okul açsınlar cemaatler veyahut topluluklar bol bol okul açsınlar, Türkiye’nin her yeri okul olsun.

DİDEM ÜRER: Şimdi şu kursları özel okula çevirip, oralara da öğretmen atayacaklarmış.

ADNAN OKTAR: Olur olur, çok iyi olur.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bursa’da kardeşlerimiz, 15 Ağustos tarihinde Yıldırım’a bağlı Teferrüc Mahallesi’nde bin iki yüz elli adet, 18 Ağustos Pazar günüde İvazpaşa semtinde bin iki yüz elli adet A9tv broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Hocam, az önce gösterdiğimiz Azerice siteleri bütün Azeri kardeşlerimiz yapmışlar birlikte ve size selamlarını iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Azerbaycan’ın aslanlarına hepsine selam ediyorum. Azerbaycan mübarek bir ülkedir, mübarek insanlardır. İlk birleşeceğimiz ülkelerden bir tanesi Azerbaycan, hepsi candır hepsine ‘Selam’ ediyorum. Hükümete, devlete sahip çıksınlar, bağnazlara karşı da çok dikkatli olsunlar. Çok güzel olacak Azerbaycan yakında. İnşaAllah.

Bediüzzaman diyor ki Kastamonu Lahikası, 61’inci sayfada,” Bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için,” komünizm, faşizm çeşitli cereyanlar.“Faraza hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi” bunu 1900’lerde söylüyor. Şu an bir asır geçti 2000’ler. Ne diyor? “Faraza hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” ‘Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili vakit vermemiştir’ diyor. “Bir asır sonra gelecek o zat” diyor. Daha nasıl vakit versin? “Şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa bundan bir asır sonra” diyor, “zülumatı dağıtacak zatlar Mehdi ve şakirtleri olabilir” diyor. Daha nasıl vakit verilsin? “1400 sene sonra gelecek bir hakikati” diyor, daha nasıl vakit verilsin? Açık açık söylüyor Bediüzzaman. Şam Hutbesi’ndeki verdiği hutbede de “elli sene sonra” diyor. Kaç ediyor? 2000’ler. 1980, 1990, 2000’ler. “2000’lerde dağıtacaklar” diyor Bediüzzaman. “Darwinizme, materyalizme karşı darbe vuracak” diyor Mehdiyet, Şam Hutbesi’nde. Ta 70-80 sene önce söylüyor ama “1371’den sonrasını esas alıyorum” diyor, o bulunduğu tarihten. “71’den 30-40 sene sonra” diyor, kaç ediyor? 80, 90, yarım asır sonra onları darmadağın edecek. Ne yapıyor? 2000. Daha nasıl tarih versin?

“Bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek.” Demek ki, İslam siyasetle hakim olmuyormuş. Öyle olsa Hz. Mehdi (a.s) siyasete girerdi. Ne yapıyor? “Harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için” harekat, yaptığı faaliyeti harekat olarak alıyor Bediüzzaman. Hz. Mehdi (a.s)’ın faaliyetlerinin tamamını harekat olarak alıyor, “harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için” işte komünizmin, faşizmin veya başka düşüncelerin başka siyasi ekollerin etkisine girip, o hareketin gücünü, kalitesini, etkisini kaptırmamak için “siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek” vazgeçecek, “ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağı şeyi anlatıyor. Çünkü siyasete girmiş olsa, bir tarafın insanı olacak. Ama Hz. Mehdi (a.s), komünistleri de sevecek, AK Partilileri de sevecek, MHP’lileri de sevecek, Saadetlileri de sevecek hepsine sahip çıkacak. Mesela Mursi’de ne oluyor? Sadece Mursi’nin taraftarları esas oluyor. Bir başka partide ne oluyor? Sadece o partinin taraftarları esas oluyor. Diğer partilere karşı bir sevgi, bağrına basma, muhabbet görülmüyor. Koruyuculuk olmuyor. Ama Mehdiyet’te işte böyle olmuyor. Bütün siyasi partiler, bütün fikirler, bütün ekoller Mehdiyet’in bağrında oluyor. “Herhalde” Mehdi “en âzam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak;” iman hakikatlerini esas yapacak. Ne demek iman hakikati? Allah’ın varlığı ve birliğini anlatacak. Damar sistemini anlatacak, gözlerdeki yapıyı anlatacak, hücreyi anlatacak, proteinleri anlatacak. Bak ne diyor? “Herhalde en âzam” en büyük demektir, “âzam meseleyi” yani iman hakikatlerini “esas yapıp,” ana konu bu olacak, “öteki meseleleri esas yapmayacak,” yani şeriatın konularıyla veyahut başka konularla ilgilenmeyecek” diyor. Onları o kadar esas yapmayacak. “ta ki iman hizmeti” Allah’ın varlığının, birliğinin ispat edilmesi faaliyeti, “safvetini” temizliğini, “umumun nazarında bozmasın” halkın nazarında bozmasın, “ ve avamın çabuk iğfal olunabilen” avam halkın, çok çabuk iğfal olunabilir diyor akılları, şüphe eder. ‘Acaba para için mi yapıyor? Şu partinin adamı mı? Şöyle mi çıkarı var? Başka amaçları mı var?  Amerika’ya mı hizmet ediyor? İsrail’e mi, hizmet ediyor? Masonlara mı, hizmet ediyor? Yahut Suudi Arabistan’a mı, hizmet ediyor?’ Bin bir türlü vesveseye açık insanların kafası. Onun için diyor ki; “ avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” (Kastamonu Lahikası, s. 61-62) İyice anlaşılsın. Amacın sadece Allah’ın rızası olduğu iyice anlaşılsın. Başka maksatlara ait olmadığı iyice tahakkuk etsin. “Hem yirmi seneden beri tahribkarane (yıkıcı şekilde) eşedd-i zulüm altında o derece ahlak bozulmuş” İnsanların ahlakı öyle bozulmuş ki, ne sevgi kalmış ne merhamet ne şefkat ne muhabbet çok bozulmuş  “ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki,” metanet metin değil adam. Bir olay oluyor, korkuyor “hadi bana eyvallah” diyor. Metin değil. Dolayısıyla sadakat yok. Çıkarıyla çatıştığında sadakatini kaybediyor “hadi bana müsaade” diyor kaçıyor. “sadakat kaybolmuş ki, ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez (güvenilmez)”  (Kastamonu Lahikası, sf. 86) Mesela arkadaş dost ediniyorsun ama yirmi arkadaşın var. Ama Bediüzzaman diyor ki; mesela “otuz kişi” diyor ama onlardan yirmi tanesi “birine bile itimat edilmez” diyor. Tehlikeli oluyor. Ya muhbir çıkıyor. Ya oyun oynuyor. Ya iftira ediyor.  “Ahir zaman böyledir” Diyor Bediüzzaman. Bak belki; “ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez. “Bir kişiye itimad edilmez diyor. “Bu acip halata karşı” Bu acayip hallere karşı “çok fevkalade sebat” sebat sabırla devam etmek “sebat ve metanet” Hz. Mehdi (a.s)’ın özellikleri, metanet metin sarsılmıyor. Olaylar, iftiralar, adli olaylar hiçbir şeyden sarsılmıyor. “metanet ve sadakat” Davaya Allah’a, Kitaba sadakat “ve hamiyet-i İslamiye lazımdır” İslam’a saldırıldığında İslam’ı koruma hırsı. Allah’a dine haşa adamlar hakaret ediyor. Koskoca İslam aleminde bir tek biz dava açıyoruz. Bir tek biz hukuk yoluyla mücadele veriyoruz. Başka hiç kimse yok. Geçen günler kanal A’da adam şaşırdı. A Televizyon “bir tek” dedi “bu arkadaşlar ilgileniyor” dedi. Koskoca cemaatler var, büyük büyük kuruluşlar var. Emirlerinde adamlar yüzlerce binlerce avukat var. Emirlerinde görevli yüzlerce binlerce avukat var. Bir tanesi yeter o avukatların. “Hiç biri ilgilenmiyor” diyor “Dine mukaddesata bu kadar saldırı oluyor, Allah’a Kitaba bu kadar saldırı oluyor, hukuki yönden çok kolay olmasına rağmen vurdum duymaz bir şekilde ilgilenmiyorlar.” diyor “Bir çoğu için bu böyle” diyor. “Ama bir tek bu arkadaşlar ilgileniyor.” diyor. Bakın hamiyet-i İslamiye işte budur; İslam’ı koruma hırsı. Allah’a Kitab’a söz ettirmeme hırsı. “Hamiyet-i İslamiye lazımdır. Yoksa akim kalır, zarar verir.” (Tarihçe-i Hayat /Kastamonu Hayatı S.1) Öbür türlü siyasetle yapmaya kalkarsan siyaset tarafgirlik yaparsan “akim kalır” diyor. Zarar verir. Ben şimdi bir partiye mensup olmuş olsam, sırf o parti mensuplarını seveceğim. Öbür türlü sevmeyeceğiz. Ama ben öyle değilim. MHP’yi de çok seviyorum. Saadetliyi de seviyorum. Ak Partiliyi de seviyorum. Hatta BDP’den de bir çok insanı çok seviyorum. Benim nur gibi namazında niyazında Kürt kardeşim. Komünist değil, bir şey değil, BDP’ye oy veriyor. BDP’nin içerisinde tabii iyisi de var, kötüsü de var, her çeşit insan var. Ama ben onlara da şefkat duyuyorum. İyi yönleri için, güzel yönleri için. Yanlış yönleri için zaten mümkün değil. Hiçbir partinin yanlış yönünü desteklemem. Güzel yönlerini, güzel insanlarını desteklerim. Neden? Çünkü ben, Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim. Talebelerde o bahçenin kokusu olur. Gül bahçesine giren gül kokar. İllaki gül dalından sen bir şeyler alırsın. O koku üstüne gelir.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşim şöyle yazmış; “Aksaray içerisinde Osmanoğlu konağımıza gelen yabancı kardeşlerimize, Hocamızın kitaplarından hediye ettik. Akşam yemeğine davet ettik. Hocamın nur ellerinden öper hayırlı dualarını bekleriz.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim güzellerime maşaAllah benim aslanlarıma aferin. Ne güzel başörtülü insanlarda var. Dekolteli insanlarda var. Şortlu orada hanım kızımız, hanım kardeşimiz. Gayet güzel gayet tatlılar hepsi birbirinden güzeller. Allah hepsinin kalbine inşirah ferahlık versin. İyilik güzellik versin, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Şöyle yazmış başka kardeşlerimiz; “24 Ağustos Cumartesi günü kardeşlerimizle Çapa ve Fındıkzade de iki bin sekiz yüz adet A9 Tv broşürü ve iki yüz adet de Hocamızın kitaplarından dağıttık. Allah aşkıyla çok sevdiğimiz canımız, aşkımız, aslan Hocamızın ellerinden öpüyoruz ve hayır dualarını bekliyoruz, inşaAllah”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah genç kızlarda çok güzeller hepsi başı örtülüler, başı örtüsüzler hepsi birbirinden güzeller. Allah hepsinin imanını şevkini artırsın. Hepsine bereket nur versin Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Hocam İstanbul’da da bazı kardeşlerimiz dün Maltepe’de bin adet “A9” broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aslanlarıma aferin, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Pazar günü Bandırma’dan bir kardeşimiz Levent Evleri mahallesine yedi yüz elli adet civarında A9 Tv broşürü dağıtmış. “Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocamızın ellerinden öperim” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, biz de onların ellerinden öpüyoruz. Allah her hareketlerine her tavırlarına, kalplerin her atışını sevap versin.

DİDEM ÜRER: Hazar kardeşimiz Miami’de bir dil okulunda bu gün Yaratılış Atlası ve sizin çalışmalarınız hakkında İngilizce bir sunum yapmış. “Canım bir tanecik Seyyid Muhammed Adnan Hocam’dan gönlünden geçen duayı istiyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: Ah benim canım aferin benim güzelime maşaAllah. Amerika’da Rusya’da her yerde Azerbaycan’da yoğun olarak Allah’ı anlatıyorlar. Kuran hakikatlerini Kuran mucizelerini anlatıyorlar. Ağzından çıkan her harfe Allah sevap yazsın. Her nefesine sevap versin. MaşaAllah elhamdülillah, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam, Almanya’da ki kardeşlerimiz kalabalık bir grup olarak bir araya gelip yemek yemişler, resim çekmişler size gönderiyorlar, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah şifa versin. Güzellik olsun, sağlık olsun maşaAllah ne güzel ne güzel. Cennet sofralarında, cennet evlerinde cennet konaklarında, cennet çadırlarında böyle toplu yemekler Allah nasip etsin. Orada yemekler yıllar sürüyor. Bir yemek oturduğunda, on yıl yirmi yıl yemek yersin. Burası gibi değil, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bursa’da ki bayan kardeşlerimiz, 25 Ağustos Pazar günü Gürsu’da bin beş yüz adet A9 Tv broşürü dağıtmışlar. Sizden hayır duası rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah şu güzelliğe şu nura bak, tatlılığa bak. Allah hepsine şifa sağlık sıhhat versin ki İslam’a Kuran’a güç bulsunlar. İslam’a hizmette Cenab-ı Allah onlara bereket, huzur, yol açıklığı, kolaylık nasip etsin inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Diyarbakır’dan şöyle yazmışlar Hocam; “Seyyidimiz nur Hocamız iki gündür Diyarbakır’da camilerimizi dolaşıp imamlarımızla, İslam Birliği sohbetleri yapıyoruz. Ayrıca camilere hazırladığımız afişleri asıp, İslam Birliği konulu broşürler dağıtıyoruz. Yaklaşık otuz beş camide sohbet yapıp altı yüz İslam Birliği broşürü dağıttık. Tüm camilerinizi gezmeyi hedefledik, inşaAllah. Ellerinizden hürmetle öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Diyarbakır’ın tatlılarına bak kuzularına bak. Dünya şekerlerine bak. Bunlar bayram şekeri Allah onlara iyilik güzellik versin. Ne yazmışlarında bakıyor musun?

DİDEM ÜRER:“Bu zamanda en büyük farz vazife İttihad-ı İslam’dır” Diğerinde de şeytandan Allah’a sığınırım “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.” (Ali İmran Suresi,103)

ADNAN OKTAR: Ah benim aslanlarım ah benim güzellerim. Cennet kuzusu bunlar.

DİDEM ÜRER: Ve altlarında da İslam Birliği için gayret edelim yazıyor. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, “İttihad-ı İslam’dır” evet Bediüzzaman’ın “bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır.” Aferin benim kuzularıma. Benim Kürt canlarım, Diyarbakır’ın süsleri nurları, Bediüzzaman’ın evlatları şahlanmış vaziyette, maşaAllah. Ne yapsaydık, PKK’nın eline mi vereyim ben bu nur gibi canlarımı? Oradaki annelerimi kız kardeşlerimi komünistlerin eline mi vereyim, ne yapsaydım? Tabii ki, onları Mehdiyet’in nuruyla saracağız. İttihad-ı İslam’ın nuruyla saracağız. Ve onlara cennet hayatı gibi bir cennet yaşatacağız Allah’ın izniyle. Cennet asa bir baharda geldiler onlar. “ben diyor “kışta geldim” Bediüzzaman öyle diyor. “Sizler” diyor “cennet asa bir baharda geleceksiniz” diyor. “Ne mutlu sizlere” diyor Bediüzzaman. “Ben de mezardan sizleri tebrik edeceğim” diyor. “Mehdi ve şakirdleri gelecekler” diyor, “o tohumlar sümbüllenecek, bende kabrimden sizleri seyredeceğim” diyor. Yalnız hayrettir diyor ki “Van’a gelin, İslam hâkim olduğunda İttihad-ı İslam olduğunda, ben orada size mezarımdan sesleneceğim, sizde duyacaksınız” diyor. Allahualem keramet gösterecek bir şey yapacak Bediüzzaman dedin mi yapar. O acayip o boşa söylenmiş bir söz değil. “Duyacaksınız” diyor. “Ben sesleneceğim” der, ayrı. Ama “siz duyacaksınız” diyor çok acayip. En en tevil etsek en alttan bir tevil dersek Bediüzzaman’ın ses kasetleri çıkacak anlamına gelir. İnşaAllah. Yani ahir zamanı öven, İttihad-ı İslam’ı öven, Hz. Mehdi (a.s)’ı tebşir eden, öven bir kaseti çıkacak demektir. Böyle bir şey de duyduk bir Hoca Efendi’de de varmış sesi Bediüzzaman’ın banda alınmış sesi. Muhtemelen işte bu ahir zamanla ilgili, Mehdiyet’le ilgili.

MaşaAllah, ne kadar güzel bu kızlar böyle. Esila Hanım da ziyaret buyurmuşlar meşhur Esilamız. Ama çok güzeller bunlar maşaAllah. Bakayım, maşaAllah şu Esila köftesine bir zum yap, yaklaştır. Seni çete seni, seni çete seni her olayın içinde! Saç toka falan her şey çok güzel. Hepsi çok güzeller maşaAllah. Canlarıma Allah uzun ömür versin. "Bugün Esila arkadaşlarını misafir etti. Diğer misafirlere ve Damla'ya cenneti anlattı. Çok eğlendik kendi aramızda, muhabbet ettik, sohbet ettik" diyor, maşaAllah. Nur gibiler.

Cenab-ı Allah, Allah Yolunda olan insanlara sağlık sıhhat, selamet versin. Cenab-ı Allah normalde imtihan eder; acıyla, hastalıkla imtihan eder. Ama Cenab-ı Allah, dava adamlarına, davalarını devam ettirdikleri müddetçe hastalık vermesin Cenab-ı Allah-ki, rahat rahat faaliyet yapabilsinler. Çünkü hastane, eczane; bunlar çok vakit alan şeyler, hem para harcanıyor. O parayı İslam'a harcattırsın bize Cenab-ı Allah. Hastaneye ayıracağımız vakti, İslam'a hizmet ettirsin. Allah Yolundaki mücahitlerden, İslam'a can-ı gönülden samimi hizmet edenlerden, hepsinden Allah belayı alsın, hastalığı kaldırsın-ki, İslam'a hizmette kusur olmasın. Çünkü vakit dar, zaman yok. Cenab-ı Allah, o zaman darlığını zaten biliyor Rabbimiz. Onu kaldırsın. Müminlere bir ferahlık versin.

Şeyh Efendi'nin rahatsızlığının ne olduğu geldi mi bize?

DİDEM ÜRER: Daha gelmedi. Torunundan bilgi istediler. Sayfasına baktım. Torunu; "filmleri bekliyoruz" diye yazıyor sayfasında fakat "durumu iyi gibi" yazmış. Ama onunla mesajla bağlantıya geçmeye çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: Akıllarında olsun; bir daha bize, gecenin üçünde dördünde bile olsa, telefon etsinler. Bu alimler, kolay yetişen insanlar değil. Çok mühim yani, herhangi bir insan değil. Gece üçte de olsa, hemen telefon açsınlar, gerekirse biz oraya profesör götürürüz. Diyarbakır’sa Diyarbakır, Mardin’se Mardin, Siirt’se Siirt, Urfa’ysa Urfa. Hatta üç beş tane profesörü gece kaldırır götürürüz, Allah'ın izniyle. Fedakar oluyor doktorlarımız, Allah razı olsun, inşaAllah. Gerekirse, uçak ambulans göndeririz, bir şey yaparız. Allah vermesin. Bazen küçük bir müdahaleyle çok büyük felaketler kalkabiliyor.

"Deşifre Programı’nda Mehmet Ali Önel" evet, hamiyetli bir delikanlı o, maşaAllah. "Deşifre Programı’nda" A Haber diye bir kanal. Buradaki bu delikanlının, Mehmet Ali Önel'in Deşifre Programı’ndaki ifadeleri, Hocam bir okur musun?

GÖRKEM ERDOĞAN: "Benim burada bir şikayetim var. Kişiler, şahıslarına yapılan hakaretin hesabını sorabilir. Bununla ilgili nitekim Ekşi Sözlük'e açılan çok sayıda dava var. Gazeteciler, sanatçılar vs. davalar açıp haklarını korudular. Ama dinin manevi şahsiyetine yapılan saldırılara verilen bir cevap yok. Aslında bunun için Türkiye'de onlarca cemaat, İslami hassasiyeti olan onlarca kesim, onca tanınmış bilinmiş din adamları varken bu konuda kimsenin bir çabası yok."

ADNAN OKTAR: Görüyor musun? "Bu konuda kimsenin" Ne kadar acı bir şey bu ahir zamanda. "Peygamber (s.a.v) için ölürüz" diyorlar. Hakaret ediyor adam, hakaret! İki satır dilekçe vereceksin savcılığa. Buna gerek duymuyorsun, bir de "Peygamber (s.a.v) için ölürüm" diyorsun. Yerinden bile kalkmıyorsun. Çok rahatsız edici bu. Bizden başka hiç kimsenin bu konuyla ilgilenmediğini söylüyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: "Bu konuda Ali Emre Bukağılı'yı ben gerçekten tebrik ediyorum. Aslında bunun ta başında bir mücadele şeklinde olması lazımdı. Bu işe gönül koyan, buna inanmış insanların burada yapılmış olan saldırıların doğrudan kendi manevi şahsiyetlerine yapılmış olduğunu düşünüp dava açmaları gerekirdi."

ADNAN OKTAR: Sadece bizim yaptığımızı söylüyor, doğru.

DİDEM ÜRER: Şöyle diyor kardeşlerimiz, Ankara'dakiler; bugün Demetevler metro çıkışında kırk adet kitabınızı, yirmi beş belgesel CD ve üç yüz adet PKK'ya Çözüm broşürü dağıtmışlar. "Heybetli Sultanımızın ellerinden öperiz" diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ben de onların ellerinden öpüyorum, maşaAllah.

Rahmetli Mustafa Sungur Ağabey diyor ki; "daha önce biz biraz geri duruyorduk" diyor, "Risalelerden başka kitaplarla ilgilenmiyorduk" diyor. "Fakat neşriyat (yayınlar) aleminde Harun Yahya'nın eserlerinin elmas hükmünde olduğunu gördük, maşaAllah" diyor Mustafa Sungur Ağabey. Canım benim, o kadar uğraştık ki, işte kader. Ama tabii durumu da çok ağırdı. Aslında çok çırpındık ama kader öyleymiş. Ömrü bu kadarmış.

"Adnan kardeş" dedi. Yanına gitmiştim. "Sen Sedd-i Zülkarneyn oldun" dedi, "bize seni aşıp gelemiyorlar" dedi. "Sedd-i Zülkarneyn oldun" dedi açık açık. Bayağı kalabalık içinde söyledi. "Sen Sedd-i Zülkarneyn oldun. Seni aşıp bizim üstümüze gelemiyorlar" dedi. Nasıl gelsinler? "Sedd-i Zülkarneyn oldun." Hep böyle "Adnan kardeş" diyerek, maşaAllah. Öyle coştu bir ara; "Bediüzzaman; 'ben görmeyeceğim ama sen göreceksin' dedi" dedi. İslam hakimiyetinden, Hz. Mehdi (a.s)'dan bahsediyorduk. Durduk yere birden bire söyledi. Talebeleri de çok kalabalık, herkes dondu kaldı böyle. "Duydunuz, değil mi?" dedik. "Evet, duyduk" dediler. Acayip şaşırdılar. "Allah Allah" dediler, "hayret ettik, ilk defa söyledi". "Ben görmeyeceğim Hz. Mehdi (a.s)'ı, sen göreceksin" demiş. Sungur Ağabey'e de demiş.

Kılıç Ali Paşa Camii'nde, yukarıdaki cami, Kılıç Ali Paşa Camii'nde; biz orada daire oluşturduk, oturuyorduk çocuklarla. Herkesin başında sarık var, beyaz böyle, papatya gibi herkes, başında çiçek açmış gibi. Yeşil sarık takıyordum ben. Ondan sonra, içeri girdi Sungur Ağabey, paltosuyla, deve tüyü rengi paltosu vardı, pardesü yani. Başında da onun meşhur, deve tüyü renginde, kahve rengi takkesi vardı. İçeriye girdi. "Selamun Aleykum kardeş" dedi. "Aleykum Selam Hocam" dedim. "Adın ne senin kardeş?" dedi. “Adnan Oktar" dedim. "Nerelisin sen?" dedi. "Ankaralıyım" dedim. "Kaç yılında doğdun sen?" dedi. "1956" dedim. Hemen cebinden bir defter çıkardı. Adımı Arapça yazdı, Arap harfleriyle yazdı. Bir ebced hesabı yapmaya başladı, adımı, doğum tarihimi de yazdı. Ebced hesabıyla bir şeye baktı. Sonra ben Hocamızla aşağı doğru, biraz caminin mihrap tarafına doğru, imamların namaz kıldırdığı yere doğru gitmeye başladık. Orada durdu. "Hocam" dedim ben, cesaret geldi üstüme, "Hocam" dedim, "Hz. Mehdi (a.s), Nur talebesi mi olacak?" dedim. Bunu Bediüzzaman'a sorduğunu söyledi. Ama mealen, yaklaşık söylüyorum. "Hz. Mehdi (a.s), Nur talebesi olmayacak" dedi, "Bediüzzaman böyle dedi" dedi. Bir Süleymanlıya sorsan, "Süleymanlı" der. Nakşibendilere soruyorsun, "Nakşibendi olacak" diyorlar. Bir Nurcuya da, Nur talebesine sorduğunda ne der? Tabii ki "Nur talebesi olacak". "'Nur talebesi olmayacak' dedi" dedi Sungur Ağabey. Hayret ettim. "Nur talebesi olmayacak" dedi. "Peki Hocam, nasıl olacak" dedim ben "o zaman?" "'Bambaşka olacak' dedi" dedi. Böyle elini açtı iki tarafa, "'bambaşka olacak' dedi" dedi. Ben onu söyleyince, dedim artık herhalde ayıp olur daha da... Aslında keşke sorsaydım ama işte kaderde. Hemen durdurdum ondan sonra. Çünkü o zaman bazen kuşkulanıyorlar yahut tedirgin oluyorlar, ondan sonra açıklamayı durduruyorlar. Mesela Şeyh Nazım Hocamız'a gittiğimizde, bizim çocuklar sorular soruyor ama o gerektiğinde cevap veriyor. Mesela istedikleri kadar sorsunlar, cevap vermiyor. Sungur Ağabey de mesela konu açıldığında cevap vermiyor ama birden bire kendiliğinden konuşuyordu öyle. Mesela bu "'ben görmeyeceğim ama sen göreceksin' dedi", onu durduk yere söyledi. Mesela "sen Sedd-i Zülkarneyn olacaksın" durduk yere söyledi. "Ama benim yaşım ilerledi" dedi, "ben Hz. Mehdi (a.s)'ın hurucunu göremeyeceğim ben" dedi. “Yalnız Abdullah Yeğen’le konuştuk, o görecek “dedi. “O görür” dedi, “aramızda konuştuk onun sağlığı müsait” dedi. Abdullah Yeğen ağabey için. “Ama biz kendi aramızda böyle bir kanaatimiz oldu” dedi. Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz de, maşaAllah çakı gibi şu an. O “ben Mehdi’yi gördüm” diyor. Yine göreceğim bu aralar” diyor. “Hatta İstanbul’da gördüm, yine göreceğim” diyor. Allah talebesi etsin bizi, inşaAllah” diyor. “Bediüzzaman söylemişti, gördüm” diyor.  Dünya tatlısı, acayip şeker. Ama bu çok tatlı, “yine göreceğim” diyor. MaşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır’da dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Karadavi; “halkın oyuyla işbaşına gelen Cumhurbaşkanı Muhammet Mursi’ye karşı çıkanların harici olduğunu halkın öldürülmesine fetva veren eski Mısır Müftüsü Ali Cuma’nın da Müftü değil cunta ve polislerin kölesi olduğunu” söyledi.

ADNAN OKTAR: Karadavi Hoca çok şeker. Ben buraya geldiğinde tanışmıştım. Bayağı nur yüzlü, bayağı tatlı. Otelde toplantıları vardı, orada kısaca görüşmüştüm. Ama tabii Karadavi Hocayı dinlemezler. Yani olmaz. Yani Cunta Karadavi Hocaya kim bilir nasıl bakıyordur. Ama hadi dediği gibi de olsa, başa yeniden geçse bile Mursi yine mutlu olmazlar. İllaki Mehdiyet. Çünkü herkesin kucaklanması gerekiyor, herkesin. Kıptilerin, Hristiyanların, Musevilerin, ya bir kere Musevilere karşı tavrı çok sert. Çoğu acımasız, bazı Müslümanlar nefret ediyorlar. Yazık günah ya. Ne kadar acayip bir kafada bunlar. Peygamber nesli, Peygamber Hz. İbrahim’in evlatlar, Hz. Musa’nın, Hz. İsrail’in evlatları. İsrail, Yakup aynı Peygamber. “Kahrolsun İsrail” diye bas bas bağırıyorlar. İsrail Peygamber ismi, sen ne konuştuğunun farkında mısın? Öyle denir mi ya? Devleti desen ayrı ama İsrail. Olmaz öyle.

DİDEM ÜRER: Hocam, Malatya’da son 48 saatte 48 adet deprem tespit edildi.

ADNAN OKTAR: 48’de 48 kere, çok acayip. Ahir zamanın özellikleri. Ahir zamanda Peygamberimiz ne dediyse aynısıyla çıkıyor ve çıkmaya da devam edecek.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz geçtiğimiz Pazar günü Yeşilköy’de 500 adet A9 broşürü dağıtmış. 

ADNAN OKTAR: 500 adet, maşaAllah benim canıma. Ben bunu yiyeceğim. Bu tam klasik sarma. Kibarlığa güzelliğe bak sen, şekerliğe bak. Şunları bir kere sevemiyoruz ya, insanın hep gönlü kalıyor bunlarda. Doyasıya bir sevsem şunları.  

Elenix; “ne demek, peki dindar gençleri de nimet olarak görseler, daha güzel yaşıyor olamaz mıyız?” Ne demek istiyor? Dindar gençler tabii ki nimettir.

“Hocam, Bediüzzaman Hazretlerinin kabri bulunacak mı? Yoksa kıyamete kadar gizli mi kalacak?” O işte Isparta’daki isim olmayan El Baki Huvel Baki yazan mezar taşının olduğu yer, Bediüzzaman’ın. Isparta şehir mezarlığının içinde.

“Bir yanda Suriye, bir yanda Mısır, birlikte çözülür Müslüman, bir sır  Rahim ve Rahman’dır” diyor. MaşaAllah hoş bir şiir yazmış.

Üsküdar’daki Sungur Ağabey’in dershanesinde üst katta Sungur Ağabey, Hüsnü Bayram Ağabey’le beraber demin anlattığım konuda, Abdullah Yeğen Ağabey’e dinç görünümü sebebiyle “selam söyle o mübarek zata” demişler. Hüsnü Bayram Ağabeyle, Sungur Ağabey. “Mehdi’ye bizden selam söyle” demişler. “Biz yetişemeyiz ona” demişler. Yani onun hurucuna yetişemeyiz diyor. Sungur Ağabey diyor, “göreceksin” dedi bana. Sungur Ağabey gördüğü kanaatinde Mehdi’yi. “Ben gördüm” diyor. “Ama hurucunu göremeyeceğim ben” diyor. Hüsnü Bayram Ağabey içinde öyle demiş. Ama Abdullah Yeğen Ağabey’e “sen dinçsin” demişler, “sen göreceksin selam söyle o mübarek zata bizden” demişler ikisi birden. Herkesin içinde anlattı bunu. Biraz konuşması zor anlaşılıyor. Ama bayağı net konuştu, anlattı, herkes duydu.

DİDEM ÜRER: Hocam, Esra Zeynep kardeşimiz size mesaj göndermiş, okuyayım mı? Diyor ki; “canım, aşkım Hocam sizi izledikçe neşe doluyor içim. Öyle güzel tesir ediyorsunuz ki, ruhuma gözyaşlarımı tutamıyorum sevinçten” diyor. “Sizi çok seviyorum Hocam. Allah sizden razı olsun. Sevgiyi, aşkı, neşeyi, kadere teslimiyeti sizden öğrendik. Sizi çok seviyorum Hocam, çok ama çok seviyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Kardeşim tamam, bunlar bütün cemaatler Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor. Baksana diyor ki; “Hocam dünya çapında en geniş İslami yapılanmaya sahip olan tebliğ cemaatinin iki günlük toplantısına katıldım” diyor. “İmamul Hasan vefat ettikten sonra, ulema toplanıp yeni bir lider seçmeyi istişare etmişler. O esnada büyük alimlerden biri bir uyku haline geçmiş. O alim demiş ki; “Peygamberimiz (s.a.v) bana geldi dedi ki; “emrinin Mehdi’dir” demiş. Yani lider seçmenize gerek yok, emriniz Mehdi’dir, ona uyun demiş. “Hocam anlamıyorum, adamlar Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiyorlar şu an” diyor. Belki farkına vardılar bilmiyorum, işlerine gelmemiş olabilir yani. MaşaAllah. 

“Dini yaşamadıkları zorluklarla ilgili gerçekten çok önemli açıklamalar yapıyorsunuz. Fıkıh kitaplarında hükümlere göre iki rekatlık bir namaza 4 mezhep arasında 250 tane ihtilaflı mesele var. Yani iki rekatlık namaza ümmet bu kadar ihtilafa maruz kalırsa, nasıl ittihad gerçekleşebilir?” İmam Mehdi’yle, İmam Muhammet Mehdi çıktığında, hurafeleri anlattığında, siz zaten net kanaatiniz gelecek. Hz. Mehdi (a.s) öyle bir delillendirir ki, adı “el Hüccet” bir delil yani. Allah’ın delili, Hüccetullah. Güzel delillerle anlatacak Hz. Mehdi (a.s). Şu an talebeleri anlatıyor öncü olarak ama Hz. Mehdi (a.s) çıktığında, tamamdır. Aynı zamanda Bakiyetullah, ene Bakiyetullah diyor, “Ya Rabbi, ben senden bir bakiyeyim.” Yani Hz. Muhammed’in (s.a.v) evlatlarından son, yani artık onunla hatem buluyor. Hateme Veli, son veli, inşaAllah. “Ene Bakiyetullah” diyor, “Ya Rabbi ben senden bakiyeyim” son bakiye, inşaAllah.

“Yobazların katlettiği” kardeşim yobazlar bir yandan katlediyor, Darwinist-materyalistler bir yandan katlediyor. Kan kan kan, her yeri kan sarmış durumda. Mehdiyyü’l dem, işte bu kanı durduracak, bütün bu acıları durduracak olan Mehdi’nin zuhuruyla bu kan duracak. Onun dışında durmaz. Yani o akacak kan damarda durmaz derler biliyorsunuz, ancak Hz. Mehdi (a.s) ile.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz yeğenlerinin resimlerini göndermiş, Ayşegül ve Kübra. Sizi çok seviyorlarmış. Rüyalarında görmüşler, siz onları çok sevdiğinizi söylemişsiniz. “Aşkımız, ruhumuz Hocamıza sevgilerini iletiyor ve dua istiyorlar. Çok ısrar ettiler birde.

ADNAN OKTAR: Canlarım benim, bahar çiçeği gibi ikisi de, dünya tatlısı. Allah onları cennette bana kardeş etsin, bizlere kardeş etsin. Cennet bahçelerinde böyle oturmayı onlara nasip etsin. Allah onlara hastalık vermesin. Allah yolunda mücadele edenlere, Allah hastalık vermesin. Ruhen de, bedenen de Allah rahatsızlık vermesin ki, rahat faaliyet yapabilsinler. Çünkü üzüldüklerinde de hizmet yapamıyorlar. Ayette onun için Cenab-ı Allah “üzülme” diyor Allah, haram kılıyor. “Üzülme” diyor Allah, sürekli “gücünüz gider” tabii. “Korkma” diyor Allah. Felakettir korku. “Üzülme, korkma” bu ikisine, sürekli dikkat çekmiş Cenab-ı Allah. Peygamberlere yasaklıyor, ümmete de, haramdır.

Didem Hocam gidelim. İnşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah. Yarın görüşürüz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü