Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (30 Ağustos 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Heybetlim, ruhum, güzel aşkımla yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün 30 ağustos Zafer Bayramı 91. Yıldönümü. İnşaAllah, herkese kutlu olsun diyoruz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah nice 30 Ağustoslar yaşatsın, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı günleri kutlamaları yapıldı. Daha önce pek çok operasyonun olduğu Goman Dağı’na askerle halk, ellerinde Türk bayraklarıyla yürüdüler Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Goman Dağı’na. Göreyim. MaşaAllah, çok iyi olmuş.

Şeyhimize bugün gittiler değil mi?

DİDEM ÜRER: Evet Hocam, gittiler.

ADNAN OKTAR: Canım Şeyhimiz. O zaman şeyhimizden biraz sohbet dinleyelim de yine ben konuşacağım Şeyhimizle ilgili, inşaAllah.

VTR- Şeyh Nazım El-Hakkani El-Kıbrısi Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı için ettiği dua.

ADNAN OKTAR: Bana Şeyhimiz bir asa bir de mübarek terliğini göndermiş. Çok selam söylemiş. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Gönderdiğim hediyelerden bardaklar ve tepsiyi çok beğenmiş. “Bununla çay içerim” demiş. Öyle şeylerden hoşlanıyor şeyhimiz. Pratik kullanabileceği şeyler götürelim Şeyhimize. Vitrinlik değil de pratik kullanabileceği şirin böyle. Üslubundan anlaşılıyor, inşaAllah. İyi, Allah sağlık, sıhhat, selamet versin şeyhimize dünya tatlısı.

Resimlerini görebiliyor muyum şeyhimin? MaşaAllah, Allah sağlık sıhhat selamet versin. Duvarlarda boş yer var mı ona bir bakalım da, yazı çok hoşuna gidiyor Şeyhimizin. Böyle güzel Osmanlı el yazması, o olabilir. Ama daha çok pratik şeyler, inşaAllah.

Dinliyorum Didem Hocam, buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çin; “Suriye’ye yapılacak olası bir saldırının Birleşmiş Milletler’in tüzüğüne ve uluslar arası ilişkilerin temel prensiplerine aykırı olduğunu” söyleyerek, taraflara sükunet çağrısında bulundu.

ADNAN OKTAR: Tamam da, Çin de ayıp yapıyor. Orada adam öldürülüyor gece gündüz, binlerce insan şehit ediliyor sürekli seyrediyorlar. Peki bu nereye kadar? Suriye tükenene kadar mı bekleyeceksin, ne bekliyorsunuz? Tamam, savaş olmasın ben de istemiyorum savaş olmasını, bir saldırı olmasını istemiyorum ben ama durdurmanın bir yolunu bulun. Ürdün’e gidiyorlar kimse ilgilenmiyor. Mesela Çin Ürdün’e yardımcı olabilir. Yiyecek göndersin, kıyafet göndersin, battaniye göndersin, çadır göndersin. Rahatça mülteciler oraya girebilsin. Ürdün’ün eti ne budu ne? O adamın buna nasıl gücü yetsin? Yüz binlerce insan oraya iltica ediyor. Her iltica eden kişiye, kişi başına bir çadır, battaniye, yiyecek, her türlü malzeme, temizlik, bakım malzemesi bunları gönderebilirler. Rusya da öyle. En güzeli oranın tahliye edilmesi, boşaltılması. Tamamen boşaltılması. Deniz yolundan da mümkünse boşaltılması gerekiyor. Şimdi özellikle Lübnan ve Ürdün, ikisine de yardımcı olmak lazım. Irak tarafına pek geçmiyorlar. Irak hükümetiyle konuşup kolaylı sağlatabiliriz. Irak’ta çok büyük sınırları.

DİDEM ÜRER: Barzani yardımcı olmuştu en son Kuzey Irak’ta.

ADNAN OKTAR: Onunla bitecek gibi değil bu, koskoca ülke yani bu ülkenin milyonlarca insanı var. Milyonlarca insan gidecek ama Esad utansın, çok büyük terbiyesizlik yapıyor. Kardeşim git yeni bir hükümet kurulsun. Yine kendi adamlarından da olsun bir şey dediğimiz yok. Git kendiliğinden, bir on dakika bırak milletin yakasını. Çoluğu çocuğu tehlikede, kendi tehlikede. Durduk yere başını niye belaya sokuyorsun? Demokratik kafada ol. Dersin, “tamam arkadaş ben istifa ediyorum. Madem bu kadar muhalefet var.” Çok muazzam bir muhalefet var. İstifa et bir hükümet kurulsun. Her taraftan adam gelsin, değil mi? Bir koalisyon hükümeti, tıkır tıkır gider. Bütün Suriye’yi mahvetti. İnada bindirilecek bir konu da değil bu. Ama şimdi oraya saldırı da pek makul değil yani, benim aklıma pek yatmıyor. Suriye. Yani şimdi nereyi vuracaksın? Her halükarda çok can kaybı olacak. Çok zor bu iş. Hayır şimdi, köprüyü vursan orada garibanlar köprüden geçiyor. Elektrik tesislerini vursan, iyi kötü adamlar aydınlanıyor. Orada bir şeyler yapıyorlar, buzdolabında yemekleri falan oluyor onlar da gidecek. Yine halk mağdur olacak. Orada Esad mağdur olmaz. Adam her halükarda bir yolunu bulur. Askeri tesislerle de bir şey olmaz. Onlar jeneratör şu bu falan idare edebilirler. Ama halk çok mağdur muztar durumda kalır. Hava bombardımanı bana hiç makul gelmiyor. Roketle de; roketin şakası olmaz ki, nereye gideceği, nereyi vuracağı belli değil roketin, değil mi? Tam hesaplarsın da şimdi nereyi vuracaksın. Mesela bir barajı vurduğunu düşünelim, elektrik barajını; orada garibanlar çalışıyor, onları vuracaklar. Elektrik kesilecek, halk rahatsız olacak, bir faydası yok. Jet uçağı yoksa, ortada nereyi vuruyorsun? Boş iş. Bence bu yöntem, yöntem değil.

DİDEM ÜRER: 300 milyar dolar diyorlar Hocam maliyeti, herhangi bir müdahalenin, dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Sırf milyar dolar şu garibanlara verseler, onlara yemesi içmesi için mesela konu biter. Mülteciler geri dönüyor yiyecek içecek olmadığı için, bakım olmadığı için. Türkiye 400 bin mülteci aldı. Türkiye büyük bir fedakarlık yaptı. Daha da gelse yine alıyor Türkiye. Türkiye kalender, garibanı koruyor. Ama bu kadar da yatmak olmaz, değil mi? Mesela Irak’a geçişin çok fazla olması lazım. Irak için bu utanç verici olmaz. Irak teşvik etsin “bize gelin biz koruruz” desinler.

DİDEM ÜRER: PYD güçleri en son yasaklamışlardı Kürtlerin bölgeden kaçmasını Hocam.

ADNAN OKTAR: Kaçsınlar, daha ne istiyorlar, kaçsınlar ne mahsuru var? Canını kurtarsın. Ne yapsın, boğsunlar mı adamları orada?

DİDEM ÜRER: Onların Esad’la anlaştığı söyleniyordu, orada özerk bölge kurmak için. Kürtleri orada tutup Esad’ın da onlara ses çıkarmayacağı yönünde genelde söyleniyordu.

ADNAN OKTAR: Ne toprak merakı bilmem ne? Suriye’nin her yerinde otursun Kürt kardeşlerimiz. Ne fark ed yani? Ne demek, ne kadar egoist bir üslup bu? “Kürt bölgesi, ancak Kürtler..” Bırak, her yere gidin. Suriye’nin her tarafında oturun ne fark eder? Niye dar alan yani niye?

DİDEM ÜRER: Ve hiç rahat etmeyecekleri bir yer Hocam, çorak toprak.

ADNAN OKTAR: Tabii, git Şam’a da git her yere git ne alakası var? Ben bu mantıksızlığı anlayamıyorum. Kürt Kürt’le, her yerde Kürt, devamlı Kürt. Nur gibi Araplar da tertemiz, Kürtler de tertemiz, Türkler tertemiz, hepsi Allah’ın yarattıkları kullar, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry açıklama yaptı, akşam saatlerinde. Amerikan İstihbarat kuruluşları: “Esad rejiminin 21 Ağustosta organize bir biçimde kimyasal silah kullandığı konusunda son derece emindir” dedi. “Roketlerin nereden ateşlendiğini ve nerenin hedeflendiğini net olarak biliyoruz” dedi, “Esad rejiminin yaptığını” söyledi. Ve “Amerika bu konuda yalnız değil” dedi bir müdahale konusunda. “Müttefik ve dostlarımız yanımızda” dedi. Türkiye’yi de saydı müttefik olarak. “Asıl önceliklerinin de, kendi dostlarını korumak olduğunu” söyledi. “Çünkü Esad rejiminin bir kimyasal saldırısında bulunma durumunda bütün Irak, Türkiye, Lübnan, Ürdün’ün bundan etkileneceğini” iddia etti, “onları korumak istiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ben bu rezaleti anlayamıyorum inanılır gibi değil. Alevi-Sünni işte koalisyon yapın, yarısı Alevi olsun, yarısı Sünni olsun, beraber idare edin ne var? İnanılır gibi değil bu azgınlık, bu çılgınlık. Ben bunu anlayamıyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam birde John Kerry şey söyledi; “dört gün boyunca olay yerini Esad rejiminin bombalayarak kanıtları yok ettiğini” söyledi. “Birleşmiş Milletler denetçilerini kontrol altında tutup kısıtlamak istediler” dedi. “Zaten Birleşmiş Milletler denetçileri her halükarda bunu kimin yaptığını tespit edemeyeceklerini Ban Ki Mun söyledi” dedi. “Onların yapabileceği tek şey kimyasal silah kullandı diye açıklama yapabilmek” dedi. “Ama biz Esad rejiminin yaptığından kesin eminiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Dört gün tabii bekletmesi, o anlama geliyor, yani delilleri yok etme. O çok güçlü bir delil. Tamam, onda bir sorun yok. Adamlar yapıyor, zaten biz onu inkar etmiyoruz, o açıklığı belli de, fakat pratik ve net neticeler varken- ki, İslam alemi için bu çok büyük utanç verici. Ses çıkartmıyorlar. Büyük bölümü ses çıkartmıyor. Ne İslam Birliği’ni kabul ediyorlar, ne de bu işe karışıyorlar. Kendi vatandaşlarına karşı da saygısı yok. Mısır’da mesela bak o Müslümanlar’ı acımasızca öldürüyorlar. Kendi kendilerinden nefret ediyorlar. Kendi kendilerini aşağılık görüyorlar. Mesela buldozerlerle o ölüleri ezdiler ya, oradaki ölüler eğer Avrupalı olsaydı suret-i katiyyede onu yapmazlardı. Suret-i katiyyede. Norveç, İsveç’te olsa tahayyül dahi edemezler. Ama kendi adamı olunca birbirlerini acayip aşağılık görüyorlar. Çektiler kızını vurdular çocuğun sokağın ortasında. Bin bir türlü adilik. İftihar ediyorlar onunla, seviniyorlar.

DİDEM ÜRER: O keskin nişancıların gülme ifadeleri vardı.

ADNAN OKTAR: Sırıtıyor, acayip arsız bir ifade var yüzünde, dikkat ederseniz. Müthiş hayasız ve basit olduğu, adi olduğu hemen yüzünden anlaşılıyor, suratından. Yani onlardan da nefret ettiği anlaşılıyor yüzünden. Birbirlerine olan nefretin kalkması için yine, sahabe İslam’ının, Kuran İslam’ının hakim olması gerekiyor. Yani belli ki şu ana kadar kullandıkları yöntem yanlış. Demek ki, Mehdiyet yöntemleri esas, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, İngiltere’nin Suriye’ye askeri müdahale kararı için Salı günü Birleşmiş Milletler müfettişlerinin açıklayacağı raporu bekleyeceğini ve Amerikan Başkanı Obama, “Suriye konusunda henüz karar vermediğini” belirtmiş. Fakat “bunun uluslararası sonuçları olmalı” demiş.

ADNAN OKTAR: Asıl vahşet var, vahşeti görmüyorlar. Yüz binlerce insan şehit ediliyor, onu normal karşılıyorlar. “Bombayla” diyor “olabilir.” Öbürü “makinalı tüfekle olmuş, o da olur” diyor. “Napalm bombasıyla yakarak” “yakarak o da olur” diyor, “bir şey olmaz. Kimyasalla olmaz” diyor. Hepsi vahşet. O da vahşet, o da vahşet.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bugün Başbakanımız tam sizin söylediğiniz şekilde konuşma yaptı. Dün de açıklamıştınız. “Kimyasal silah var mı, yok mu? Bunu tespit etmeye çalışıyorlar. Halbuki yüz bin kişi tankla, topla vuruldu” dedi. “Önemli olan bu” diye, tam bu yönde bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Ben bunu günlerden beri söylüyorum. Bugün söylemedim. Geçen hafta da söyledim, ondan evvel de söyledim.

DİDEM ÜRER: Dün akşam yine söylediniz.

ADNAN OKTAR: Dün akşam yine söyledim. Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Yeni Çağ Gazetesi yazarı Afet Ilgaz; “Suriye’de bir savaşın çıkarılmasını bütün Türkiye ve bütün dünya hayır demeli. İslam’da bu yoktur, Cumhuriyette de olmadı. Haksız savaşlar bizim kitabımızda yoktur” demiş.

ADNAN OKTAR: Savaş değil de, kurtarma operasyonu yapılsın. Savaş neye yarar, hiçbir şeye yaramaz. Boş iş. Zaten haram olur. Bir anlamı olmaz onun. Öyle olmaz da, tahliyeyi çabuklaştırsınlar. Tahliyeye destek versinler. Tek bir roket milyonlarca dolara maloluyor. Dört milyon dolar, tek bir roket. Dört milyon dolarlık yiyecek gönderilse Ürdün’e, bütün mülteciler dolar Ürdün’e. Gayet de rahat olur. Her noktadan adamlara çadır kurulsun. İmkan sağlansın. Kolay bir yol varken, böyle bir yola girmeye gerek yok. Roketle, bombayla bir şey elde edilmez.

Aferin, Saadet Partisi bak güzel bir üslubu başlatmış; “Bizde sevgi esastır. Bizim görüşümüzün temeli şefkat ve sevgidir. Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü. Sevgimizin kökeni menfaat değil, şefkattir. Bütün insanlığın saadeti için çalışan muhabbet fedaileriyiz.” Çok güzel. Bu oldu. Bu, Hz. Mehdi (a.s) ağzı. Bu, Kuran üslubu. Bunda siyaset kokusu yok. Bunda sevgi var, samimiyet var.

“Hocam kıyafet uyumunuz her zamanki gibi Milano’daki modacıları bile kıskandıracak ihtişamda maşaAllah” diyor. MaşaAllah.

“Hocam, sizi çok seviyoruz. Annem ve ben o güzel sohbetlerinizi dinliyoruz. Ufkumuzu genişletiyorsunuz. Annem çok yakışıklı buluyor sizi” diyor, Mustafa Canbolat. Ne güzelmiş kedisi, maşaAllah bayağı şekermiş.

Amerika’nın kurtarıcılığını beklemek, akıllı bir hareket değil. Amerika ne yapacak? Elindeki bütün silahları kullanır. Çünkü roketlerin modası geçiyor, silahları modası geçiyor, onların hepsinin kullanılması lazım. İmha etmekle uğraşmaz. Çünkü ona ödenek alamaz o zaman, imha ederse. Onların hepsinin yağmur gibi yağdırılması lazım. Yağdırdı mı fabrikalar ne diyecek? “Allah razı olsun” diyecekler, silah fabrikaları. Ne diyecek Amerika o zaman? “Şimdi yeni imalata geçin” diyecek. İşçiler sevinecek. Amerika’nın halkının ihtiyaçları tam anlamıyla karşılanmış olacak o zaman.

Zuhal Hanım’ın kızı Zeynep İkbal, altıncı yaş gününü ev sohbetiyle kutlamışlar. Minik tavşan ve annesi. Her ikisine de Allah uzun ömür versin. Bereket versin. Nasıl şekermiş, nasıl balmış, nasıl kaymakmış? Gayrete bak sen. MaşaAllah. Allah evlerine huzur versin. Kendilerine huzur versin, selamet versin, kalplerine ferahlık versin. İnşaAllah.

“O kadar insanı nereye tahliye etmeyi planlıyorsunuz?” Şimdi etrafındaki ülkeler, Irak sınırı binlerce kilometre, Türkiye sınırı binlerce kilometre. Yani çok uzun, yüzlerce kilometre. Ürdün sınırı öyle. Hatta İsrail’le de sınırı var, İsrail’e de geçebilirler. Baksana Lübnan’a geçebilirler. Yani her yerden müsait.

AYLİN KOCAMAN: İsrail sınırında bayağı yaşayan var Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii İsrail’e çok rahat geçebilirler, Ürdün’e çok rahat. Ama bunlara destek olmak lazım. Şimdi Irak fakir ülke, yüzlerce kilometre her yerinden geçer halk oraya. Ama güvenli bir bölge oluştursun, sınır bölgesinde. Ne kadar? Mesela 5 kilometre, 10 kilometre bir sınır güvenlik bölgesi. Benim garibanlarım, canlarım zaten bir şey istedikleri yok. Çadır olsa yeter onlara ya. Bir çadır, dışarda yemek yapıyorlar falan. Hiçbir şey istedikleri yok. Canını kurtarsın yeter. Milyonlarca dolar jete, uçağa, bombaya para verileceğine buna verilsin. İstese dünya bunu çok rahat halleder. İslam ülkeleri de çok rahat halleder. Suudi Arabistan parayla oynuyor, darphane gibi. Sırf Suudi Arabistan istese, bütün masrafları karşılar. Bir avuç insan var ya gariban Suriye’nin halkı. Güzel insanlar Suriye’nin insanları. Hepsini kurtaralım, ama hepsini istinasız. Yani mezhep, din fark etmez. Hristiyan, Alevi, Sünni kim varsa hepsini kurtaralım. Hükümette gitsin, bu kadar. İntikam olmasın. Yani hiç kimseden intikam almaya kalkmasınlar. Yani hepsini birden kurtarmak gerekiyor.

Mert, Şeyhimin bana gönderdiği asayı getirsin. Şeyhimin terliğini de getirsin, göreyim ben. Ne kibar insan Şeyhim, ne Osmanlı, ne kaliteli insan, maşaAllah. Çok değerli bir insan.

Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Jerusalem Post’un haberine göre; “El-Halil’de İsrail askerleri bir düğün evinin önünden geçerken içeri girerek arama yapmak istemişler. Ancak düğüne karışan askerler Filistinlilerle dans etmeye başlamışlar ve Filistinli askerlerden birini silahıyla birlikte omuzlarına alırken, diğer askerlerde silahları omuzunda Filistinlilerle birlikte Gangnam Style dansı yaparken resimleri ve videoları varmış.”

ADNAN OKTAR: Olması gereken bu işte. Yani biri İsmailoğulları, biri Yakupoğulları aynı babanın evlatları, ne oluyor yani? Paylaşılamayacak ne var? Sevgiyle, şefkatle, neşeyle, muhabbetle birbirlerine yaklaşmaları lazım. Güzel olmuş, iyi olmuş.

Turgut Bayram; “Adnan Bey, İsrail’e karşı duyduğunuz sempati ve laf söyletmeme tavrınız anlamıyorum. Yahudiler bizim dostumuz değil, düşmanımızdır.”

Yok, ben öyle görmüyorum. Bak Tevrat elimde. Açıp bakıyorum, hep sevgiden hep barıştan bahsediyor. Bak diyor ki; “yaşlılar saygı görmedi, çocuklar odun yükü altında tökezledi.” Bak şikayetçi Tevrat bu olaydan, “yaşlılar kent kapısında oturmaz oldu.” Herhangi bir sayfa açtım. Ağıtlar Bölümü Hezekiel’in başlangıcı çıktı. Göster. Yani özel ayarladığım bir yer değil. “Yüreğimizin sevinci durdu, vay başımıza, bu yüzden yüreğimiz baygın, viran olan Siyon dağının üstünde çakallar geziyor” diyor. Kan dökücüler. Ben, Hz. Yakup (a.s)’ın evlatlarını, İsrail’in evlatlarını size öyle astırıp kestirtmem, onu söyleyeyim. Bunu unutacaksınız, mümkün değil. Hz. İbrahim (a.s)’ın evlatlarını yok ettirmem. Bunu bırakacaksınız. Ne İsmailoğullarına, ne Yakupoğullarına zarar getittirmem. Bunu bırakacaksınız. Boş yere uğraşmayın. Bir avuç Beni İsrail var, dünyadan kazımak istiyorlar. Dünyanın hiçbir yerine gitmelerini istemiyorlar. Buhar olmalarını istiyorlar, buna müsaade etmeyiz. Bu ne sevgisizlik, bu ne merhametsizlik. Allah Kuran’da, yüzlerce ayette Beni İsrail’den bahsediyor. Ne yapacaksın? Hadi İsrail’i kazıdın, Allah esirgesin, yok ettin. Bir tane Musevi yok, ne olacak? Allah kalbinize sevgi koysun, merhamet koysun, bu acımasızlığı ruhunuzdan kaldırsın.

Bismillah. Bak İbrahim Suresi, 12, Hz. İbrahim, İbrahim Suresi, İsrail dediğin Hz. İbrahim (a.s)’ın evlatları. Mezarı orada zaten Hz. İbrahim (a.s)’ın, mezarın yarısı Müslümanların bölümünde, yarısı Musevilerin bölümünde. Şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim. Bize doğru yolları o göstermiştir.” Doğru yol ne? İttihad-ı İslam, Müslümanların kardeş olması, zulüm olmaması, kan dökülmemesi.” Ve elbette bize verdiğiniz eziyetlere sabredeceğiz.” İmtihan olarak. Acayip eziyet ediyorlar Müslümanlara ve Müslümanlarda sabrediyor. “Tevekkül edenler, Allah’a tevekkül etmelidirler. Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz.” Dünyaya hakim edeceğiz. “İşte bu makamından korkana ve tehdidimden korkana ait bir ayrıcalıktır. Mehdiler, Peygamberler fetih istediler, sonunda her zorba inatçı bozguna uğrayıp yok oldu.” Her deccal. Şu anda da bir deccal azgınlığı var, Mehdiyet’in gücüyle Allah’ın izniyle yok olacak.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İbrahim kardeşimiz kızı Zeynep’in resimlerini göndermişti, size çok sevgilerini iletiyormuş Zeynep.

ADNAN OKTAR: Ah benim canımın içi, nasıl güzelmiş, nasıl pamukmuş, nasıl tatlıymış. Bayağı güzel, maşaAllah ve çok çok güzel kız olacak belli, görünüşünden belli. Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin, sağlık sıhhat versin, inşaAllah. Bayağı güzel.

DİDEM ÜRER: Hollanda’da çok yoğun istek üzerine bu sende Denha kentinin sahil kenarında fosil sergisi düzenledi kardeşlerimiz. Şu an devam ediyor sergi. Sergiye katılan kardeşlerimiz; Mehmet, Necati, Erdal, Burcu, Feyza, Ünal, Erhan, Cengiz, İnan ve sevimliler Narin ve Ecrin.

ADNAN OKTAR: Hollanda’daki kardeşlerimi tebrik ediyorum, maşaAllah elhamdülillah, muazzam olmuş. Hollanda önemli bir yer. Dünyanın her yerini okul haline getirelim. Bütün Türkiye’yi, belli bir bölgeyi değil, her yeri. Kitaplar dağıtalım, fosil sergileri açalım, konferanslar verelim.

Didem Hocam neler anlatacağız?

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetlerinden biraz isterseniz bahsedelim.

ADNAN OKTAR: Bahsedelim.

DİDEM ÜRER: İki kardeşimiz bugün Çağlayan’da esnaf ziyaretleri yapmışlar. Birçok işyerine İlmi Mercek ve İlmi Araştırma dergilerinden vermişler ve Türk İslam Birliği hakkında sohbet yapmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Diyarbakır’dan da kardeşlerimiz 500 adet kitabınız dağıtmışlar, maşaAllah. Size sevgilerini iletiyorlar, “nur ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Diyarbakır’ın aslanları, koçları, canları. Onları ayrı bir seviyorum ben. Ne şeker şeyler bunlar, ne tatlı şeyler. Aslan onlar aslan. Diyarbakır’ın koç yiğitleri. MaşaAllah, aferin. Diyarbakır nurdur, güzelliktir, insanları çok hoştur, maşaAllah. Hep böyle peygamberlerin, evliyaların en yoğun olduğu yerler. Ve Kürt kardeşlerimin, canlarımın yoğun olduğu yerler. O yüzden onlara ayrı bir sevgim, ayrı bir muhabbetim var. Ufaklıklara da buradan sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum, Allah hepsine sağlık, sıhhat, afiyet, güzellik versin, iç huzuru versin, neşe versin, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Elazığ’daki kız kardeşimiz, bu akşam A9 TV, İslam Birliği’ne Çağrı broşürlerinden dağıtmışlar. “Özellikle gençlerin çok zeki ve bilinçli olduğunu, sohbetlerde İslam Birliği’ni istediklerini” ifade ettiklerini söylediler.

ADNAN OKTAR: Canlarımız bayağı akıllı ve çok modernler, çok şekerler, çok güzel huylular. Eskiden İslam Birliği denince insanların aklına hep işte bağnazlar, yobazlar, böyle bayraklar açacaklar, ellerinde kılıçlarla falan. Şimdi İslam Birliği deyince neşe, sevinç, güzellik, demokrasi, sanat, müzik, dans, neşe her türlü iyilik, güzellik, bereket, bolluk, insancıllık, güzel binalar, güzel insanlar, alabildiğine özgürlük, kadın haklarının alabildiğine yayıldığı, güçlendiği, kadınların baş tacı edildiği, çocukların cennet gibi bir hayatta yaşadığı cennete dönmüş bir dünya akıllarına geliyor insanların. Doğrusu da, bu. Allah insanların iyiliğini ister. Allah insanların kötülüğünü istemez.

Şeyhimizin tatlı terlikleri, dünya tatlısı terlikleri. Bak bak bak nasıl güzeller. Nasıl şeker Şeyhimiz’in terlikleri görüyor musunuz? MaşaAllah. Tam Osmanlı el yapımı, altı keçe. Şeyhim tatlı ayaklarıyla bununla geziyor. MaşaAllah, bana göndermiş. Şeyhimiz’in kullandığı baston. Birde Şeyhim bana bir tombak göndermiş, hediye. Bu da tatlı bastonu Şeyhim’in. Birde şahane bir tombak, “oğluma hediye ediyorum” diyerek gönderdi Şeyhimiz. Birde bu maşaAllah. Teşekkür ediyorum ben Şeyhim’e. Ben de Şeyhim’e çok güzel bir çay takımı gönderdim. “Çay içerim ben onunla” diyor. Dünya tatlısı ve Şeyhim Allah’ın izniyle demir gibi, hiçbir şeyi yok. Çok detaylı muayene yapıldı, bayağı sağlıklı elhamdülillah, maşaAllah.

Didem Hocam ben gidiyorum, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü