Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (31 Ağustos 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio

DİDEM ÜRER: Derin yeşil gözlerine ve her şeyine hayran olduğum aşkımla devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Biz savaş istemiyoruz. Onu iyi anlasınlar. Biz, hiç kan dökülmeden bir şey yapılacaksa onu yapalım diyoruz. Hiç kan dökülmeden. Onun dışında istemiyoruz.

DİDEM ÜRER: Mümtazer Türköne dünkü yazısında; “önceki gün Bağdat’da intihar bombacısının son sözü Allahu Ekber olmuş. Müslümanlar’ın, Müslümanlar’a karşı sürdürdüğü mukaddes cihatlar İslam coğrafyasını mezbahaya çevirdi” diye açıkladı. Ve, “Siyonist İsrail’i, emperyalist Amerika’yı Müslümanları birbirine düşürmekle suçlamak bunca kanın sebebini açıklamaya yetiyor mu?” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim işte nereye dönsen, aynı noktaya geliyoruz. Başta adil, makul, sevecen, sevgi dolu bir insan olursan, her yer sakinleşir. Yoksa şu an bin bir türlü kutup var dünyada. Bin bir türlü zıt kutup. Hepsi birbirine zıt. Hepsi birbirini yiyen sistemler. Yani birbirini parçalayan makineler var şu an binlerce. Bunlar birbiriyle boğuşuyor. İstediğini yap havadan bombala, karadan bombala. Ne yaparsan yap netice alamazsın.

Şimdi Şeyhimiz dünya tatlısından kısa bir konuşma dinleyelim, sonra devam edelim. Çünkü Şeyhimiz dünyalar tatlısı Şeyhimiz demiş ki, “oğlumun duasıyla ben düzeldim” demiş kardeşlerimize. İnşaAllah, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Doğru söylüyor Hocam. Doktorlarda “mucizevi” demiş zaten.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

VTR- Şeyh Nnazım Kıbrıs Hazretleri’nin Güzel Duası

DİDEM ÜRER: Yakışıklı Hocamın güzel sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bizim Mehdiyeti sürekli hatırlatmamızın sebebi şu. Çünkü eğer hatırlatmazsak adamlar der ki biz çözümü düşündük hakikaten gayret ettik ama aklımıza gelmedi derler. Onun için biz sürekli söyleyelim. Sağır sultanın kulağına kadar gitsin. Bir süre sonra çok büyük açmaza girecekler. Yani acının şiddeti çok yükselecek. Yani çarnaçar kalacaklar. Yani muazzam bir açmaz, muazzam bir acıya düçar olacaklar. Bunun sonucunda mecburen Mehdiyet’i isteyecekler. Ama söylemezsek, sorumlu oluruz. Yani bizim şu an yapacağımız şey ara ara hatırlatmak. Ama makul mantığıyla. Bakın kavga olmayacak, adalet olacak, huzur olacak. Sizin yaptığınız yöntem şu bakımdan boştur, bu şu bakımdan doğrudur şeklinde ısrarla anlatıp ve alimlerinde Müslümanları nasıl felç ettiğini. Ki bu mucizedir. Ahir zamanın mucizesi. Deccalin de istihracıdır bu. Deccal biristidracgösteriyor. Deccalin gösterdiği mucizeye, harikaya istidrac denir. Kafirlerin gösterdiği. Deccal biristidrac gösteriyor hoca efendileri böyle etki altına alıyor. Hoca efendiler bunun farkında bile değiller. Büyü yapıyor onlara deccal. Bir alim nasıl diyebilir İttihad-ı İslam istemiyorum. İnanılır gibi değil.

Şeyhimiz meşhur devriyesine çıkmış. Ne şeker insan, maşaAllah. Birde Şehyimiz bir şey dediğinde, o doğrudur. Bana bir daha sormasınlar. Şeyhimiz dedi mi tamamdır, konu kapandı. Çok şeker, net çözüm getiriyor. Mesela bir şey oluyor, şöyle olsun diyor. Yapsalar hakikaten olacak iş, bitecek konu. Değerini bilmeyenler var, onlar kalbi kararmış adamlar. İşte ölçü o. Mesela Allah dünyada imtihan ediyor bizi. Kalbi sevgi dolu olanlar, o mübarek tatlı varlığı çok seviyorlar. Kalbi karanlık, fitneci, deccalin zehrinden içmiş olanlarda, ona karşı tavır alıyorlar, Allah’ın hikmeti yani.

Aslında mektup olaraktan yazalım kurtuluşu. Alimlere, ünlü alimlere, devlet büyüklerine mektup olarak gönderelim çok kısa. Yani internette bir yer gösterelim, şu adrese girerseniz bu konuda bilgi alabilirsiniz, kurtuluş budur diyelim. Hayatın gerçeklerine ne kadar çok girdi Müslümanlar. Ben direnecekler zannettim, çok rahat kabul ediyorlar. Mesela koskoca alim adam zannediyorsun, büyük bir alim zannediyorsun. Risale-i Nur’lara ben sadık olacaklar zannettim Abdullah Yeğin’i. Fettullah Hoca neyse, o esir konumunda. Artık onun sözleri geçerli olmuyor. Yani Kuran’da ki hükümlerin dışında Kuran’a uygun sözlerin dışında hiçbir sözü geçerli olmaz. Ama mesela Adbullah Yeğin, esir konumunda değil, bir şey değil. Senin zoruna ne oluyor? Şuraya bak ağaç dikerim diyor, sanayiye bakarım ben diyor. Konu bu, din bana bunu anlatıyor İslam, ben bunu anladım diyor. Mağlup olmuşlar, çok ezilmişler demek ki. Bu çok anormal bir durum. Yani bu kadar iradesizlik olmaz. Hekimoğlu İsmail, evet. Abdullah Yeğin’in Ağabey’i o da esirdir gibi yani. O da garibimde öyle, o da öyle. Çıtı çıkmıyor adam. Bediüzzaman Seyyid diye hikaye anlatıyor, dinliyor o da mübarek. Koluna girmişler ya, sakalı uzamış falan o tatlı. Ama durumu anlattık ona. O farkına varmıştır. Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekleyen bir insan o zaten. Yani öbür talebeleriyle beraber, öbür arkadaşlarıyla beraber bekleyen bir insan. Onları kafalamaları, kandırmaları mümkün değil. Öyle bir şey olmaz. Yani yapan için diyorum kimse onu yapmaya kalkan.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Çankaya köşkündeki resepsiyonda Cumhurbaşkanı Gül; “Suriye’de kimyasal silah kullanılmasının karşılıksız kalması kabul edilemez dedi. Aksi takdirde herkes buna başvurur. Bu bir insanlık suçudur ve gereken yapılmalıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam şimdi gittin bombaladın. Biz çok büyük hata yapmışız, bir daha böyle bir şeye başvurmayalım. Bunu mu diyecekler adamlar? Ama öyle öldürmekten hoşlanmıyorsanız, biz daha uygununu öldürelim o zaman derler, boğarak öldürelim derler, yakarak öldürelim, doğrayarak öldürelim derler. O zaman testereyle keselim diyecek adam. Bak testereyle kesmek, onu makul görüyorlar. Satırla adam doğruyor onu da makul görüyorlar. Adamları duvara dayıyorlar bıçaklıyorlar, teker teker sıradan, o da diyor savaştır olur bunlar normal. Zehirli gaz, aa diyorlar gazla öldürmüş vay zalim vay diyorlar. Adam başına ağaçla vura vura öldürüyorlar, o da normal oluyor. Suratına benzin döküyorlar, yakıyorlar kafasını, bu da normal oluyor savaştır olur bunlar diyor. Adam diyor gaz sıkmış, kardeşim çok büyük olay diyor. Bir sizi bombalayalım da aklınız başınıza gelsin. Bundan hiçbir şey çıkmaz. Sen binbir türlü ölüm cinsinden bir tanesini yasaklıyorsun, bin türlü öldürmeye teşvik ediyor, buyurun serbestsiniz diyorsun, ben bir tane öldürme şeklini kabul etmiyorum diyorsun. Ben bunun mantığını anlamadım. Kardeşim hepsi vahşet. Adamın suratına bomba atıyorlar, yüzüne bomba atıyor, vücuduna, şarapnel parçalıyor, can çekişe çekişe ölüyor, çok normal diyor, işte bak savaş dediğin böyle olur diyor. Bunlardan netice çıkmayacağı belli, boşa para harcıyorlar. Boşa uğraşıyorlar, boşa can yakıyorlar. Çözüm Mehdiyettir. Çünkü İttihad-ı İslam deyince o da altı boş kalmış oluyor. Çünkü İttihad-ı İslam’ın bir başı olması lazım. Adamlar başsız İttihad-ı İslam’dan bahsediyorlar. Başı olmayan bir insandan bahsediyor. Başı olmayan bir İttihad-ı İslam olmayacağına göre, İttihad-ı İslam’ı kökten reddetmiş oluyorlar böylece. Abdülhamit devrinden beri var. Ve söylüyorlar ama pratikte yok.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan da yine “Kerry’nin açıklamasına bakılırsa G20 zirvesi öncesi müdahale olabilir. Bir iki günlük değil. Rejim bırakma noktasına getirilmeli” diye belirtti.

ADNAN OKTAR: Yok öyle bir şey pek olmaz. Aslında Obama’ya da bir mektup yazılması lazım. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın ve Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında bir yol yok.

DİDEM ÜRER: Hocam, 91. yıldönümü gerekçesiyle 30 Ağustos Zafer Bayramında Anıtkabir’deki devlet töreninde Başbakan Erdoğan ve Kılıçdaroğlu el sıkışmamış ve birbirleriyle hiç konuşmamışlar.

ADNAN OKTAR: Biz barıştırırız, inşaAllah. Tayyip Hocam, Anadolu delikanlısı. Onun iyi niyetli yönünü görmeye çalışmak lazım. Her yere de gücü yetmez. Her şeye gücü yetmez tabii. İyi olsun diye uğraştığını düşünüyorum. Ama Sayın Kılıçdaroğlu da çok akıllı denge unsuru, dirayetli bir insan. O da çok ehemmiyetli. Çünkü o olmasa, dengeler bozulur gibi görünüyor. Hepsine ihtiyaç var. Allah öyle usturuplu yaratmış ki yani hücre gibi. Mesela nasıl mitokondri var, koful var, çekirdek var. Bir tanesi eksik oldu mu hücre ölüyor. Türkiye’de de siyasi sistemi o kadar mükemmel yaratmış ki Cenab-ı Allah. Mesela MHP’ye müthiş ihtiyaç var. Çünkü Türk, Türkiye diye bir şey kabul etmiyor adamlar. Yani başsız, adsız bir memleketten bahsediyorlar. Adı sanı olmayan bir memleket. Mesela CHP, aydın zihniyetiyle bağnazlığa karşı müthiş bir denge unsuru. Hatta bu solcular. Dün seninkiler coşmuştu. Onlar çok uyanıklar. Darwinizmin asıl olay olduğunu yani asıl konunun o olduğunu çok iyi biliyorlar. Yani süper uyanıklar bu Mao’cu ekip. Kitapla anlatıyoruz. Sokak sokak anlatıyoruz. Tek tek anlatıyoruz. Allah’a çok şükür yıllardan beri netice aldığımız bir çalışma olduğu için şu an zemin kolay, rahat. Ve hakikatten nereye gitsek insanlar Darwinizme inanmıyor. Materyalizme inanmıyor. Artık mumla arıyoruz Darwinizme inananı. Sokak sokak arıyoruz. Hocalar söylüyor Darwinist Hocalar; “Darwinizmle ilgili konferans vermek istedim, yok adam yok” diyor. “Sen hakikatten inanıyor musun?” diyorlar bana” diyor. “Artık ümitsizim” diyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu; “bugün önce Suriye’de bir ateşkesin sağlanması lazım. Müslüman coğrafyasında kan akmasın. Başbakan daha dikkatli bir dil kullansın. Orada insanlar birbirini boğazlıyor. Suriye’den kan aksın diye eğitim kampları kuruyorsunuz” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, ne diyorsun sen bu konuya?

DİDEM ÜRER: Hocam, doğru söylüyor Sayın Kılıçdaroğlu gerçekten, sizin hep söylediğiniz bir şey zaten. Kan akmaması yönünde dikkat edilmesi gerekiyor. Ama Başbakan’ı da Suriye’de muhalifleri desteklemekle suçlamış.

ADNAN OKTAR: İyi olan, güzel olanla herkes dili döndüğünce desteklemekle mükellef. Sayın Kılıçdaroğlu’nu ben dürüst buluyorum, sevecen ve kibar bir insan.

Ahmetcan; “Gezi parkıyla ilgili Hocamızın açıklamaları biz gençler tarafından beğenildi ve sevildi. Hatta ağaçları kesmeyin, sökün güzelce geri dikin ya da başka yere dikin dedi. Bu da hoş bir şey. Peki Ankara ODTÜ’teki kesilen ağaçlar için ne düşünüyor? Yol yapmak için ağaç kesmek ve yok etmek nasıl düşünüyor? Özellikle ağaçlar sökülmeli, kesilmeli sonra güzelce tekrar dikilmeli,  bu mümkün diyordu gezi olayları için. Şimdi aynı şey ODTÜ’te oluyor. Ve bu konuda bir yorum bekliyor Ankaralı dostlar. Şu an izliyor üç arkadaşım” diyor. Ortadoğu Teknik Üniversiteli üç arkadaşta izliyorlarmış. Ayşegül, Ceren ve Bilge, hepsine selam ediyorum. Sevgilerimi sunuyorum. Şimdi ağaç, kökünden sökeriz yol değil mi burası yol. Yolun kenarına o ağacın yanına bir arkadaş daha ona yaklaştırırız. Uzak komşuyu yakın komşu haline getiririz. O şekilde istediği gibi yol açsınlar, hiçbir ağaç ölmeden. Alacak, yakın komşusunun yanına götürüp dikecek. İç içe olacak arkadaşlar. İstediği kadar açsın öyle. Ama öbür türlü olmaz. Ağaç benim için çok hayati. Ben yolda bakıyorum asırlık çınar ağaçları var yol üstünde, canlarım böyle yüz yüz elli yıldır, iki yüz yıldan beri Abdülhamit’i görmüş, Abdülaziz’i görmüş. Görmüşte görmüş ve hiçbir şey olmadan kalmış Allah’a şükür, maşaAllah. Yol üstünde de çok gördüm. Kimi üstüne tabela çakmış, kimi asfaltla kenarlarını kapatmış. Açın yağmur geldiğinde bolca o su alsın. Allah’a şükür Allah yine de rızkını veriyor derinden. Tabela çakmak ne demek ağaca. Belediye yasaklasın onu. Bütün tabelaları söksünler. Gitsin başka yere yapsın. Ağaç çocuk gibidir. Çok şekerdir. Kuzu gibi, insan ona kıyamaz bayağı tatlı, yaprakları şeker. Sessizliği güzel, efendiliği güzel. Onlar bize güveniyorlar zaten. Ağabeylerimiz ablalarımız bizi korur diyorlar. Çünkü ağzı yok ki bağırsın. Misafirliğe gider ama öldürülmekten hiç hoşlanmaz ağaçlar. Yakın misafir olması lazım ayrıca. Tabii oranın hemşerisi olan ağaç, orada kalmalı. Yakın bir yere gidecek. Arkadaşından ayırmaya da gelmez. Özler o arkadaşını. İllaki arkadaşlarıyla yan yana. Yakın oldu mu tamamdır.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Ankara Belediyesi orada çalışma yapıyordu. Fotoğraflarla açıklama yaptılar; “Üç yüz ağaç sökülecek yerine on bin ağaç dikilecek” diye. “ODTÜ’nün içinden yol geçecek” dediler. “Birkaç ağaç sadece ölmüş, onların dışındakiler yeniden dikilecek” dediler.

ADNAN OKTAR: Genişçe dozer kepçesiyle çıkarsınlar, bitişikte arkadaşının yanına götürsünler. O zaman gönlümüzde bir ukde olmaz. Rahatsız olmayız.

Ben Şeyhimle karşılıklı bir çay içmek istiyorum.

DİDEM ÜRER: Ne kadar iyi olur anlatamam. Çok iyi olur.

ADNAN OKTAR: Çay bardağını beğenmesi acayip şeker. Defalarca söylemiş. Ondan hoşlanıyor demek ki. Şeyhimize güzel böyle hoş görünümlü bir semaver bulabilirsek. İyi bir şey yurt dışından da olabilir, yurt içinden de olabilir. Elektrikli Osmanlı bir semaver. Ben Şeyhimi bir ondan bir çay içerken göreyim. O ne dünya tatlısı bir Şeyh, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Hayret mesela bak bir insan yaşlanan insanın kalbi gittikçe bozulur, damarları gittikçe bozulur. Damarla ilgili tedavi de görmüyor ayrıca, ilaç da almıyor. Kalbindeki o rahatsızlık düzelmiş. Hiçbir şey yok damarlarında ya. Yani o yaştaki insanın damarları stent takıyorlar, bilmem ne filan, baypas yapıyorlar. Billur gibi, maşaAllah. “Oğlumun duasıyla oldu” diyormuş Şeyhim, maşaAllah. O benim babam, ben de onun oğluyum maşaAllah. Dünya tatlısı şekeri, balı kaymağı. Şeyhimize dua etsinler. Bir de Şeyhim bir şey dediğinde, bana diyorlar ki “sen şöyle söylüyorsun, Şeyhim böyle söylüyor.” Kardeşim ben söylüyorsam cahillik etmişimdir. Şeyhim söylüyorsa, doğrusunu söylemiştir. Direkt Şeyhimizin söylediğini yapacaklar, o kadar. Ne cüret ya gelip bana soruyorlar. Olacak iş mi? O diyorsa, tamamdır. Dünya tatlısı, bayağı bal, şeker, inşaAllah. Şeyhimize dilini kötü yönde uzatanlar oluyor, Allah onların dilini koparır, akıllarını başlarına alsınlar. Dünya tatlısı benim Şeyhim, inşaAllah.

Kakao şahane bir şey. Ama yağının alınması lazım kakaonun. Epey oluyor. Dedim ki bir kaynatalım kakaoyu dedim. Yağını biz kendimiz alalım dedim. Bir miktar kakao kaynattık, soğudu. Baktık üstü bembeyaz. Abartmıyorum. Böyle parmak kalınlığında katı yağ oluşmuş, doymuş yağ çok tehlikeli. Yağın hası zeytinyağıdır. Bol bol zeytinyağı yesin kardeşlerimiz. Şeker yemesinler, ekmek yemesinler illa rejim yapıyorlarsa. Zeytinyağı şahane bir şeydir, bol bol yesinler. Yalnız o sızma zeytinyağının zehir gibi bir acı zeytinyağı var. O nedir? Yok antioksidan bilmem ne. Okside ona kalsın. Biz normal zeytinyağını tercih ederiz, inşaAllah. Bir de bu çıktı. Nereye dönsek antioksidan bilmem ne filan. Yani öyle belirli bir ömür var. O ömür biter. Her şeyde var antioksidan, her yiyecekte olur. Her şeyde bir şifa vardır, bir güzellik vardır. Allah’ı anarak yemek lazım. Ben Musevilerde görmüştüm, çok imrendim, çok hoşuma gitmişti. Meyve tabağı getirdik. Her meyveye ayrı duaları var. Bayağı bakıyorlar meyveye dua ediyor ona, ondan sonra yiyor. Bazıları böyle deveye saman vermişsin gibi gözü kapalı yiyor. Olmaz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Birleşmiş Milletler’den yapılan açıklamaya göre Suriye’de kimyasal silah araştırması yapan denetçiler iki hafta sonra raporlarını açıklayacakmış.

ADNAN OKTAR: Kimyasal silah da var, zulüm de var. Mahvediyorlar. Orası, mezbaha gibi, insan mezbahası gibi. Yani mahvediyorlar. Orada düşünecek bir şey var mı? Ölümün güzeli hoşu, ortalısı, bilmem nesi olur mu? Bu ballı ölüm, bu biberli ölüm diyor. Vahşet hepsi vahşet kardeşim. Bomba atıp suratını parçalamak ne? Adama yangın bombası atıp elini yüzünü yakmak ne? Gazla öldürmek ne? Hepsi birbirinin aynı. Ölümün şekerlisi ballısı olmaz. Yani mahvediyorlar o çocukları orada. Dehşet yaşıyor, delirmiştir o çocuklar orada ya korkudan. Genç kızlar var, aslan gibi delikanlı genç kızlar. Yaşlılar dedeler, hepsi mahvoluyorlar. Obama bunu bilsin; Mehdiyet’in dışında, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın dışında bir çözüm yok. Olsa, ona ait bir işaret görürdük. Bir alamet görürdük. Akılda bunu gösteriyor. En başta Kuran bunu gösteriyor, akıl mantık da bunu gösteriyor.

Evet, Didem hocam.

DİDEM ÜRER: BBC, Suriye’nin kuzeyinde rejimin kullandığı iddia edilen yanıcı bombaların etkilerini görüntüledi. Napalm gibi diye nitelendirilen bomba en az on çocuğu öldürdü Hocam.

ADNAN OKTAR: Mesela bak buna müsaade ediyorlar. Napalm, makul bir bomba olarak kabul ediliyor. Meşru bir bomba olarak kabul ediliyor. Napalm cehenneme çeviriyor etrafı nitroglarisinle, benzini karışımı olarak yapıyorlar. Attığında, 3 bin dereceye çıkıyor sıcaklık patlamanın olduğu yerde ve ne varsa kömüre çeviriyor. Bu normal diyor, gayet makul diyor. Birde onun çevresinde olanlar napalm bombasının patladığı yer var. Oradakiler hemen ölüyor zaten ama yakınında olanlarda ağır yanıklar oluşuyor. Onlarda bağıra bağıra ölüyorlar. Bu nedir diyor? Çok normal diyorlar bayağı güzellikle öldü bunlar diyorlar. Bu olur diyor, bunda bir mahsur yok diyor. Bu şekilde olmaz diyor zehirleyerek   olmaz diyor.

Mehdiyet’in dışında çözüm yok. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın dışında çözüm yok. Bin kere söyleyeceğim. Söylemedi demesinler. Ben söylemekle mükellefim. Allah bir süre sonra mecbur edecek, göreceksiniz. Yani 2020’ler 2021 öyle bir hale gelecek ki dünya, yani başka hiçbir çözüm düşünemeyecekler. Çarnaçar  kalacaklar, tek bir yol olarak bunu görecekler. Ve yalvara yalvara Mehdiyet’i  kabul edecekler. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın bir talebi olmaz. Yalvararal Hz. Mehdi (a.s)’ı başa getirecekler. İnşaAllah. Mesela Amerika Birleşik Devletleri 2. Dünya Savaşı’nda sırf Napalm bombasıyla Japonya’da 100 bin kişiyi öldürdü. Tokyo’da sırf Tokyo’da gökten alev yağdı böyle cehenneme döndü Tokyo. Ama tam anlamıyla bir cehennem 100 bin kişiyi öldürdüler.

“Hocam, Ankara belediyesinin ağaç kesmesi diye bir şey yok. Her şeyde Ankara’nın iyi olması daha iyi olması için.” Erkaya Ozan. Ağaç kesebilir, kesilmesin demiyoruz. Nasıl kesilecek? Dipten, dipten kesilecek. Hemşerisinden ayırmayacak bu, inşaAllah. Yani balta değmeyecek, köküne değmeyeceksin, alıp taşıyacaksın. Onların hepsinin ismi var tek tek. Kiminin ismi Necmi, kiminin ismi Ayşe, anlaşıldı mı? Çiçekli olanlar hanımlar oluyorlar. Çiçeksiz olanlar beyler. Onları böyle sevgiyle taşıyacaksın, o kadar.

“Atatürk’ü masonların öldürdüğü, masonların doktorun öldürdüğü, iğneyi vurduğu Atatürk’ün daha önceden öldürülüp, yerine dublör yerleştirildiği gibi iddialar var. Siz ne söylersiniz?” Hasan Bayrak. Atatürk’ün ölümü, kininden oldu. Doktor mason olması, öyle bir şey yok. Masonların anormalleri var, garip olanları var, yanlış olanları var ama benim tanıdığım masonlar bayağı güzel huylular, kibar insanlar, insan sevgisiyle dolu insanlar. Var her toplumun anormali olur. Masonunda anormali olur, tapınak şövalyesinin de anormal olur. Benim gördüklerim iyi insanlar.

“Yollarda çok dik rahatsız edici kasis oluyor. Belediyeler buna bir çözüm bulabilir mi? Bazı yerlerde daha yumuşak ve uzun kasisler oluyor. Gerektiği yerlerde bu şekilde olsa “ diyor. Yolda gidiyoruz. Tangır hopluyoruz, tangır hopluyoruz. İnsan acayip rahatsız oluyor. Önü sonu yok. Bu kadar hayatı kalitesiz hale getiren yöntemlere ne gerek var. O tümseğin çok hafif belirtisiz yapılması lazım. Geniş mesela  1 metrelik 1.20, 1.30 genişliğinde yapılmış olsa, o ferahlatıcı olur. Ama çok sert tümsekler yapmışlar. Onlarda işte kasis midir neyse ne, insanları rahatsız ediyor. Yanlış bu. İnsan sağlığı için çok tehlikeli. İnsanın beynini sallıyor, vücudunu sallıyor değil mi? Hastası var, omurilik hastası olan insan oluyor, akşama kadar tangır, tangır, tangır sert vuruşlarla gitmiş oluyor. Uğraşamaz ki adam onlarla. Tabii arabanın yavaşlaması isteniyorsa, geniş olarak o tümsek ayarlansa, mesele hallolur. Geniş olarak yapılacak, bu kadar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: CHP İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter; “AKP bizden iyi şimdi kadınları ön sıralara oturtuyorlar. Bizim gibi herhangi bir toplantı da kadınları itip, kakıp omuz vurup ayaklarına basıp geri itmiyorlar. Mecliste ön sıralarda oturtuyorlar “ dedi.       

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Hakikaten solda kadına o kadar değer vermiyorlar. Çok soğuk oluyor. Mesela ben komünist hanımlara bakıyorum, parkalı, markalı çok bakımsız hiçbirinde makyaj olmuyor, bakımda olmuyor. Erkek gibiler büyük bölümü öyle komünist hanımlarda. Mesela Mao’cu kızlara bakıyorum. Onlarda öyle hiç güzel kız göremiyorum. Bakımlı kız göremiyorum. Erkek gibiler bu ne bu? Hayat mı bu? Sanat yok, estetik yok, şu yok, bu yok hiçbir şey yok. Bu ne ki bu? “Biz komünistiz” diyor. Rusya’da gördük işte orada ne sanat kaldı, ne estetik kaldı, ne güzellik. İnsan birbirine şaka yapamıyor, eğlenemiyor, gülemiyor, konuşamıyor. Hayat öldü. Sanat eserleri kalmadı, hiçbir şeyleri  kalmadı. Mahvettiler Rusya’nın bin yıllık sanat eserlerini, kısa sürede kazıyıp yok ettiler. Hiçbir şey yok şu an Rusya’da. Çin’de de öyle oldu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Suriye’de devrimin manevi lideri olarak kabul edilen Şeyh Usame Er- Rıfai “Suriye’de batılı asker istemediklerini” söyledi. Hocam size günlerdir sadece İslam ülkelerinin müdahale etmesi gerektiğini söylüyorsunuz. 70 farklı nokta bu şekilde bir açıklama yapmış. 

ADNAN OKTAR: Şeyh Efendi haklı tabiiki. Müslümanlar gelsin. Müslüman’ın birbirinin arasını bulması farzdır. Kavga ettiklerinde Müslümanların arasını bulun diyor Allah farz Allah’ın emri. Ne yapacağız işet söylediğim gibi 70 ayrı noktadan, 70 ayrı tünel veyahut tugay konuyu halleder. Bu kadar mükemmel olur. Mesela 5 bin kişilik tugay olsa 3 bin kişilik tugay. 70 nokta muazzam bir şey değil mi? Tankla askeri araçlarla girecekler. Asker desteğiyle her yerde alkışlarla karşılanırlar. Halka yitecek dağıtsınlar, güzellik dağıtsınlar. Yanlarında doktorlar olsun giderken değil mi? Psikiyatristlerde olabilir, pedagoglar olabilir çocuklara yardımcı olmak için. Çok dehşet yaşadı çocuklar rahatlık olur.

İşte kadın düşmanı, kadın karşıtı bağnazlar bunu istemiyor. Nefis bir güzellik, ne güzel bir varlık. İlla çirkin olacak, illa üzüntülü olacak, hoş olmayacak. Aslında o kompleksten kaynaklanıyor. Çünkü böyle tiplerin güzel kadına kalışı pek olmuyor. Güzel kadın böyle tiplere zaten hiç yanaşmaz. Sevgisiz adama niye yanaşsın. Sevgiden anlamıyor, merhametten anlamıyor, akıl yok, fikir yok, derinlik yok, tutku yok, kirli, ruhu kirli lafını sözünü bilmiyor, patavatsız dolaysıyla çok çirkin sevgisiz, gaddar aksi kadınlar bunlara yaklaşıyorlar .Onlarda istiyor ki bizim çevremize de böyle insanlar olsun. Böyle sakallı, bıyıklı onların olduğu gibi sarımsak kokan, ters, aksi, münasebetsiz, laf sokan, ruhsuz, böyle erkekleşmiş ruhu ama üstüne de sevgisizlik, merhametsizlik gelmiş, dedikoducu, fitneci, nursuz insanlar olmasını istiyorlar. Bakıyorlar burada nur var, güzellik var, cazibe var, temizlik var, aşk var, tutku var, vefa var, fedakarlık var, cömertlik var, arkadaşlık var, güzel olan her şey var. Bakıyorlar sevgiyi çok güzel yaşıyoruz. En korkunç hayatı yaşadığı için, en azaplı hayatı yaşadığı için, kalbe tırmanan bir ateş onu yaktığı için ben niye böyle sürünüyorum da onlar böyle mutlular diye haset ediyor. Haset edince, güzelliği yok etmeye çalışıyor bu sefer. Gözü niye böyle, kaşı niye böyle, saçı böyle. Nasıl olması gerekiyor? Her şeyin çirkin olması gerekiyor. Gözü de çirkin olacak, dudağı çirkin olacak, burnu çirkin olacak. Saçı kıyafeti her şeyi çirkin olacak şimdi oldu diyor. Sen çirkinlikler içinde yaşa, biz güzellikler içinde yaşayacağız, ahirette de, dünyada da, inşaAllah.

EBRU ALTAN: Şeyh Nazım Hocamız da, “Allah güzeldir, güzeli sever” diyor.  

ADNAN OKTAR: Tabii. Mutluluğundan zevk alır sevdiğinin mutlu olmasından. Ben egoistçe bakmam. Karşımdaki mutlu oluyor mu? Ben ona bakarım. Mutlu oldukça zevk alırım. Güven bir konfordur. Benim sevgim bıkmaz, bitmez durağanlaşmaz ve gittikçe artar. 10 yıl sonra yine aynı şekilde severim. 20 yıl olsa, Allah nasip etsin ömür versin, yine aynı şekilde ve daha fazla sizi severim. Bende bıkma olmaz. Ama küfür ruhunda bıkma oluyor. Daha üç gün geçmeden, bir hafta geçmeden bıkıyor. İnsan güzelden bıkar mı? Güzellikten bıkar mı?

DİDEM ÜRER: Hocam, 29 Ağustos Perşembe günü kardeşlerimiz Bakırköy İncirli’de 700 adet Yaşayan Fosiller, Gaziosmanpaşa’da da 550 adet İslam Birliği İstiyoruz broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Baksınlar, dine inanmayanlara en çok ne rahatsız ediyor, en doğru olan odur. Benim gördüğüm, Darwinizmin çökertilmesi çok ağırlarına gidiyor. Dinin anlatılmasından rahatsız olan bir komünist görmedim. Kuran’ın hükümlerinden mesela şu helaldir, şu haramdır desen, hiç rahatsız olmazlar. Ama kendi putları olan Darwinizmi bu kadar yerlerde süründürdüğümüzde, bu kadar perişan ettiğimizde, çok çok ağırlarına gidiyor. Güneş balçıkla sıvanmaz derler. Darwinizm öldü, her yerden duyuluyor bu. Komşundan duyacaksın, arkadaşından duyacaksın, babandan duyacaksın, taksi şoföründen duyacaksın, manavdan duyacaksın, her yerden o acı haber senin açından acı olan haber, sana gelecek. Acı haber tez gelir derler.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Papa Francis’in protokolü sevmediği ve seremoni kuralları istediği gibi değiştirdiği biliniyor. Protokolü çiğneyerek yine Ürdün Kraliçesi Raina’nın önünde jest ile eğilip elini öptü. Bu durum Katolik dünyasında, “Papa Müslüman bir kadın önünde eğilir mi?” diye bir tartışma başlattı.

ADNAN OKTAR: Bak, onlarında bağnazları var, görüyor musun? Şeyh Nazım Hocamız mübarek, can, dünya tatlısı, Papa Kıbrıs’a Şeyh’imi ziyarete gelmişti, Müritlerinden birine elini öptürdü. “Vay nasıl elini öper.” Niye öpmesin? Yaşından dolayı öper, 1; misafir olduğu için öper, 2; Müslümanların tevazusunu göstermek için öper, 3; şefkatli merhametli bir insan olduğu için, ahlakının o yönünü takdir ettiği için elini öper, birçok nedenden öper. Papa’nın bu tavrını tebrik ediyorum, muhteşem. Bir hanımın elini öpmesi, onun önünde eğilmesi çok güzel nezaket, çok nezih bir tavır, takdir ve tebriklerimi sunuyorum. Yazılı olarak da gönderelim ayrıca Papa Hazretlerine. Demek ki, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebesi. Bu bir güzelliktir. Hep nefreti istiyorlar. Papa’ya nefretle bakacaksın, Papa Müslümanlara nefretle bakacak. Onlar ona nefret duyacak, onlar ona nefret duyacak, ya kardeşim herkes birbirini sevsin. Sizi niye rahatsız ediyor bu ya? Niye gocunduruyor? Ne güzel. Hürmet olsun, sevgi olsun, saygı olsun. Mesela buraya yaşlı Hahamlar geldi sarıldım, sakallarını sevdim böyle, bayağı şekerler. 80 yaşında Haham, ta İsrail’den kalkıp gelmiş. Saygısı, sevgisi, gözlerinde pırıl pırıl bir sevgi vardı, muhabbetle gelmiş. Niçin saygı göstermeyeyim? Niye hürmet göstermeyeyim? Allah’ı seviyor, sırf Allah’ı sevdiği için saygı gösteririm, sevgi gösteririm. Nefret öğretmenleri, ısrarla nefret öğretmeye çalışıyorlar. Komünistlerin bir kısmı gidin şunlardan nefret edin, bilmem kimlerin bir kısmı çıkıyor, şunlardan nefret edin. Nefret tiksinti verecek bir şey. Sevgi çok güzeldir. Dünyayı cehenneme çevirttirmeyeceğiz, bunu unutsunlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz şöyle yazmış Hocam; “30 Ağustos Cuma akşamı kardeşlerimizle bir araya gelip, Kuran’dan ayetler okuyup, faaliyetlerimiz hakkında istişare yaptık. Dünyanın en yakışıklısı, en kuvvetlisi, en akıllı, derin imanlı, bakışlarına, heybetine hayran olduğumuz, canımız, bir tanemiz, Hocamıza en derin muhabbetlerimizi, hürmetlerimizi sunar, saygıyla ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, sofranın güzelliğine, insanların güzelliğine, evin güzelliğine bak, maşaAllah ve küçük küçük melekler de var orada, maşaAllah. Günahsız, maşaAllah. Görebiliyor muyum ufaklıklardan bir tanesini? Bak bak şu tatlılara bak sen. Bunlar badem şekerleri, badem. Bak şekerliğe bak sen. Kuzuyu görüyor musun sen, kuzunun tatlılığını? MaşaAllah. Çocuk yüzüne bakmak ne büyük nimet, yani çünkü masumluğun günahsızlığın nuru, bütün güzelliğiyle yüzlerinde tezahür ediyor. Mesela küçük bir kuzum var akşam gördünüz, şimdi  arkadaşlar sohbet ediyorlar toplu, getirttirdim dışardan böyle yaka paça geldi seninki ayaklar lastik gibi sallanıyor. Büyük bir dikkatle bize bakıyor ya mesela önce dikkatlice bana baktı, şuurlu ya, sonra kafasını çevirip kalabalığa baktı böyle tek tek herkese bakıyor böyle. İnsan bir ara ürperiyor insan acaba değişik bir şuuru mu var diye, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Çorum’da yoğun olarak Alevi kardeşlerimizin yaşadığı bir bölgede bugün 750 adet A9 broşürü dağıtmış kardeşlerimiz ve sizin eserlerinizden hediye etmişler. “Gönüllerin sultanı, sevgi öğretmenimiz, bir tanemiz, Hocamıza sevgi ve saygılarımızı iletir misiniz lütfen” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Aleviler candır, Aleviler güzel insanlardır.

Burhan Hebbi; “Herkes savaşın nasıl olacağını söylerken, bir tek Adnan Oktar barışın nasıl olacağını söylüyor.” Doğru tabii.

DİDEM ÜRER: “Yaklaşık 120 kişiden oluşan 35 Alevi Türkmen aile, Kumkapı sahilindeki parklarda yaşam mücadelesi veriyorlar. Sünni Suriyelilerin mülteci kamplarında yerleştirildiği gözlenirken, Alevi Türkmen ailelerin parklarda yaşamaya mecbur edildiğini söylüyorlar. Çaresizlikle Kumkapı’nın da  bağlı olduğu Fatih Belediyesine müracaat eden Suriyeli sığınmacılara belediye ekiplerinin yardım etmediği öğrenildi.”

ADNAN OKTAR: Ama Kumkapı da tam eğlence yeri, güzel bir yere gelmiş kardeşlerimiz, canlarımız. Onlar bizim baş tacımız. Belediyede eğer bir eksiklik varsa hizmetlerde, hürmette yarın ortalığı ayağa kaldırırız kanunla hukukla, inşaAllah gereğini yaparız. Ama İstanbul gibi yere gelmeleri kardeşlerimizin bir güzellik, Kumkapı da İstanbul’un en güzel yerlerinden bir tanesidir, inşaAllah. Yarın öyle bir sorunu bırakmayız Allah’ın izniyle, inşaAllah. 

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hollanda’da kardeşlerimizin düzenlediği fosil sergisi devam ediyor, bugün de yine çok yoğun ilgi olmuş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Didem hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Cihat sizi temsilen Malezya’da Singapur’daydı. 27 Ağustos’ta Malezya’nın Kuantan şehrinde Pahang Devlet Müzesi’nde Masonluğun Müslüman toplumlara etkisi ve Mehdiyet konulu bir toplantıya katıldı. Katılımcılar ahir zaman alametlerini dinledikten sonra Peygamberimiz  (s.a.v) bu konuyu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açık olarak bildirmiş şeklinde ifade ettiler maşaAllah. 28 Ağustos’ta Kuantam’da Uluslararası İslam Üniversitesi’nde Evrim Teorisinin çöküşü konulu konferans verdi. 29-30 Ağustos’ta da Singapur’da Naim Camii’nde insanın yaratılışı konulu konferans verildi ve Mehdiyet, ahir zaman sohbeti oldu. Katılan kardeşlerimiz size karşı sevgi ve ilgilerini ifade ettiler. Sevgilerini gönderdiler, İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Çünkü akılcı, doğru, makul anlatım yapıyorlar. İlave yok, ek yok, çıkarma yok. Tam doğrusu neyse, o. En samimi anlatım neyse, o.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin laiklik anlayışı, bağnazlığa karşı tavrı çok güzel.  Bu Milliyetçi Hareket Partisi’nde de vardır. O da bağnazlığa karşıdır, o da laikliği savunan bir ruh içerisindedir. Aynı şekilde AK Parti de bu mantıktadır.

“Bir sorum olacaktı, Ayasofya’da Hz. Hızır (a.s)’a ait makam var mıdır?” Hz. Hızır (a.s), yüzyıllardan beri Ayasofya’da, Hz. Mehdi (a.s) ile Hz. İsa Mesih (a.s)’ın namazı için bekler. Yüzyıllardan beri bekler. Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s) ile beraber namaz kılacak. Orada diyor ki, hadiste; “Müezzin, kamet getirir” diyor. Hangi müezzin? Onu da göreceğiz. Kapalı söyleyeyim de, anlayan anlasın yani. İnşaAllah.

“Dünyalar tatlısı, bir tanemiz Hocam. Şu an Maşukiye dağ evinde arkadaşlarımla; Adnan, Pınar, Emel, Emrah ile Sizi izliyoruz. Hocam size bir sorum olacak, her Müslüman er ya da geç cehennemde cezasını çektikten sonra cennete gireceği doğru mudur?” Beyza Tufan. Beyza sen, cehenneme girmemeye çalış. Yani ben sana uygun üslubuyla söyleyeyim. Nasıl olsa çıkarım diye bir hazırlık yapma. Cehenneme girmemeye çalış. Cehenneme girdiğinde çıkmak çok zordur. Öyle söyleyeyim de, anla.

“Hocam, Zaman Gazetesi’nde dün bir haber yayınlandı. Haberde; ‘canlılığın uzaydan geldiği ve organik maddelerin birleşerek canlılığın oluşturduğu’” doğru mu bu Zaman Gazetesi’nde?

DİDEM ÜRER: Evet, Zaman’da çıkmış.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bu ne demek? “Canlılık uzaydan geldi ve organik maddeler birleşerek canlılığın oluşturdu.” Bu Allah’ı inkar etmek, Kuran’ı inkar etmek olur bu. Kuran’ı kökten reddetmek anlamına geliyor bu. Bunu Zaman Gazetesi’nde nasıl yayınlarsın sen? Bu nasıl bir mantıktır? Hadi desen ki “böyle diyorlar, cevabı budur” desen, yine bir derece. O da yok. Direkt inancın olarak bunu anlatıyorsun. O zaman Kuran’ı reddetmiş oluyorsun, Allah’ın hükmünü reddetmiş oluyorsun.

Hasan Bayrak; “Hocam, çok yakışıklı oldunuz zamanla” diyor. “Daha da yakışıklılaştınız” diyor. Doğru. İmanla, irfanla İnşaAllah.

Ümit Durupınar; “PKK komünist değil, faşist bir harekettir” diyor. Onlar komünistiz deyince, sen zorla adamları faşist mi yapacaksın?

Didem Sultan Hocamız buyurunuz.

DİDEM ÜRER: Hocam Denizli’den kardeşlerimiz fırsat buldukça A9 broşürü dağıtıyorlar. Resimlerini göndermişler. “Canımız Hocamızın duası kalp ferahlığımız olacak İnşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Aman ne tatlıymış o ne şekermiş. Bal, kaymak ve şekerden oluşan, iki tane köfte, yanaştır bakayım. Keyfe bak şunun. MaşaAllah Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin, güzelliklerine güzellik katsın Cenab-ı Allah.

A9 broşürlerine evrimi eleştiren broşür daha güzel olur.

DİDEM ÜRER: Evet Yaşayan Fosiller broşürünü de dağıtıyorlar.

ADNAN OKTAR: A9’un içinde olsun ama bence içinde evrimin geçersizliğini anlatan geniş bir bilgi olsun. Evrimin geçersizliğini. Ayrıca A9’da bir kenarında anlatılabilir. Ana konu A9 olmasındansa, aydınlatıcı bilgilendirici olsa daha iyi olur. Kardeşlerimiz samimi olarak gayret ediyorlar. Bir şeyler yapıyorlar. Ben kendi fikrimi söylüyorum. Daha iyi olur gibi düşünüyorum.

İzmir candır. İzmir’e söz söyleyenler, cehaletinden söyler. İzmir’de sevgi dolu güzel insanlar, güzel insanlardan hoşlanan, nezaketten, saygıdan hoşlanan klas insanlar vardır. Bütün Türkiye’miz gibi İzmir’de de nur dolu, nurlu insanlarla dolu bir ilimizdir. Allah hepsine uzun ömür, güzellik, bereket versin.  İç açıcı bir yerdir İzmir. Güzelliklerin olduğu bir yerdir. MaşaAllah.

Durup durup bizim canlarıma bazen “güzellikleri suni” diyor. Kardeşim suni de olsa güzel. Mesela ağaç, meyve bakımla güzel oluyor, çiçek bakımla güzel oluyor. Fakat suni olduğunu farz edelim, acınız dinecek mi? Acın dinmiyor ki. Onunla kendini ikna etmeye çalışıyorsun. “Gerçekten güzel değil, suni güzel” diyor. O niye biliyor musun? Kendini biraz yatıştırmak, o acısını hafifletmek. Acını hafifletse çocuklar onu da kabul eder. Hadi öyle inandılar diyelim. Öyle değil ama öyle inan diyelim. Ama acını o da dindirmiyor. Çünkü suni de olsa çok çok güzel. Suni olmadığını da bildiğine göre, acı o zaman daha da katlamalı oluyor. Ne yapacaksın? Şimdi dediler ki “bu kadar okka burun olmaz, bu kadar güzellik olmaz.” Mesela Badem şekeri için de dediler işte “burnu ameliyat, dudakları ameliyat. Küçüklük resmini göster badem şekerinin. Herhalde dört yaşındaki çocuğa da ameliyat olmaz. Onu diyorsanız, o zaman insaf yani. Bak tatlılığa.  Öbür resmi vardı bir tane daha. Şu atlılığa dudakların, burnunun güzelliğine bak sen. Mesela. Bu da mı yani, silikonla mı olmuş bu? Ameliyatla mı olmuş. Saçına da boya diyeceksin. Değil mi? Yapmayın etmeyin. Hasetlik duyduk da, bu kadar hasetlik görmedim. “Hâsidin izâ hased” diyoruz. Haset edilen insan daha da güzelleşir. Haset eden de daha da çirkinleşir. Allah’ın kanunu budur. Bakın haset edenlere, çok itici, çok çirkindirler. Haset edilen insanlara bakın, çok güzel, nurludurlar. Haset edildikçe, güzelliklerini Allah artırır. Sağlıklarını artırır, ömürlerini uzatır. Onların da ömründen alır, onlara verir. Onların nurunu alır, onlara verir. Onlarda nur kalmaz. Onların hayat enerjisini alır, hased edilene verir Cenab-ı Allah, hayat enerjisini. Onlar bitkin ve bitap olurlar. Onlarda iyi olan ne varsa, onlardan alır. Onlarda bir rahatsızlık varsa, o rahatsızlığı alır Allah, onlara verir. Mesela farz edelim vücudunda bir rahatsızlık var, onlardan alır Allah o derdi, ona verir. Bu Allah’ın kanunu. Ve böyle bir cezalandırma metodu var Cenab-ı Allah’ın.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Erdek’te kardeşlerimiz sizin 70 adet kitabınızı ve 250 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Hürmetlerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam lakabı “Kirpi” olan minik Badenur’un resimleri var. Acayip şeker. Size gönderdiler.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu kadar da olmaz maşaAllah. Lakabı Kirpi. Dünya tatlısı, benim kızıma öyle demesinler. Onun ismi Bayram Şekeri. Yaklaştır bakayım. Ah tatlım benim, canımın içi, pamuğum benim, güzelim benim. Burun fındık gibi. Ne şeker, tatlı şey bu böyle. Saçlar Allah Allah maşaAllah, elhamdülillah. Allah güzelliğine güzellik katsın, sağlık, sıhhat versin. Onu, Allah boylu poslu çok güzel bir hanım haline getirsin, Hz. Mehdi (a.s)’a talebe etsin Cenab-ı Allah. Mesela bak benim canım öyle, çok güzelleşti gördünüz. Kısa sürede, maşaAllah.

“Hocam neden devamlı Tevrat’tan örnekler ve görüntüler veriyorsunuz?” diyor Bülent Göney. “Tevrat’ın tahrif olduğuna inanmıyor musunuz yoksa?” İnanıyoruz. Tahrif olan kısımlarını gösterdik, anlattık. Allah ne diyor, “Kuran’a bakın, tahrif olan yerlerini görün” diyor. Mesela diyoruz ki, “Allah Bir” Tevrat “Allah birdir” diyor. “Tevrat tahrif olmuştur. İnanılır mı buna?” der misin sen? Demezsin. Kuran’a muhalif, hakka muhalif bir hüküm olduğunda Kuran onu açıklıyor. Yoksa Tevrat geçerlidir. Geçersiz olan yerler nedir? Kuran’a uymayan olan yerlerdir. Niye tahrif olsun? Tamamı tahrif olmuş olur mu? Hak Kitap’tan hiç mi hüküm kalmamış? Nereden görüyorsun bunu? Kuran, Tevrat’tan örnek veriyor. “Tevrat’a baksınlar” diyor Allah, Tevrat’a gönderme yapıyor. “Ellerindeki Kitap’a baksınlar” diyor. Allah’ın hükmü için Tevrat’ı delil olarak gösteriyor. Sen diyorsun ki; “geçmiş” diyorsun. Olmaz. Geçersiz olan yerlerini, Kuran’dan anlarız.

“Siz, İslam’daki şeriat hukukuna inanmıyor musunuz?” Hangi şeriat hukuku? Bir yobaz şeriat hukuku var, müşrik şeriat hukuku var. O Kuran’a savaş açan, bağnazların mantığı. Yahut savaş açmasa bile cehaletin pençesine düşmüş bağnazların, müşriklerin mantığı. Onu kabul edemeyiz. Ama Kuran’ın hükmü dersen; Kuran hükmü nurdur, modernliktir, güzelliktir, asalettir.

Didem Hocam, var mı anlatacakların?

DİDEM ÜRER: Var Hocam. 30 Ağustos Cuma günü kardeşlerimiz Adapazarı’nda 1500 adet İslam Birliği istiyoruz, Çözüm İttihad-ı İslam broşürü dağıtmışlar, dualarınızı istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Yanaştır bakayım şu benim canımı. Ah benim tatlım, ah benim boylu poslum, güzelim benim. Allah senin o gayretlerini cennette sana güzelliğe çevirsin. Ah ah benim tatlıma bak sen. Ah benim bir taneme bak sen. Bakışların şekerliğine bak. Nurum benim, aslanım, maşaAllah.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: PYD liderinin kardeşi Mustafa Müslim; “Yıllardır bölgede Araplar, Türkmenler ve Kürtler diktatörler tarafından eziliyor, yok ediliyor. Bu katliamlar, emperyalizm tarafından destekleniyor. Buna göre güç birliğine gitmemek, kabul edilemez bir durumdur” dedi.

ADNAN OKTAR: Güç birliği değil. Gücü nereye birleştiriyorsun? İşte var. Birçok İslam Birliği resmi teşekkülleri var. Adamlar kınama mesajı veremiyorlar, hiçbir şey söyleyemiyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında mümkün değil. Yüz yıldan beri bu nutukları duyuyor ümmet. Yüz yıldan beri aynı. Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında mümkün değil. Allah’ın kanunu bu. Allah’ın kanununu ya kabul edeceksiniz, ya böyle Müslümanlar sürünür. Başka türlü olmaz.

DİDEM ÜRER: Hocam, 30 Ağustos akşamı Bursa Panayır Mahallesi’nde kardeşlerimiz 1200 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar, aslan maşaAllah, elhamdülillah.

“Nasıl olur da Adnan Oktar korkmadan onca dini yayın yapan kuruluşlara karşı laik bir yayın yapıyor? Üstelik Atatürk belgeselleri yayınlıyor. Bunu çoğu kişi bilmiyor. Atatürk sevgisi nereden geliyor?” Atatürk olmasa, burada oturamazdık. Allah ona rahmet etsin.

Didem Hocam gidelim, yarın gelelim. İnşaAllah.

Masaüstü Görünümü