Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (4 Eylül 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Yakışıklı sevgilimle sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Netanyahu; “Onlar kendi aralarında birbirlerine vururken, biz kendi aramızda yakınlaşalım.” Yakınlaşman güzel. Keşke de yakınlaşsan. İsrail’de bölünmüş durumda. Tel Aviv, cinsi sapıkların, din düşmanlarının, komünistlerin, ateistlerin, değişik insanların dünyaya dalmış böyle çılgın ruhlu bütün dinlere karşı olan insanların kalesi haline gelmiş. Kudüs’te, dindar Musevi ve Hristiyanların, Müslümanların bulunduğu bir yer olmuş. Net bölünmüş vaziyetteler aslında, tam ikiye bölünmüş durumdalar. Yani Netanyahu birleşelim diyor ama orada da öyle bir birlik yok. Müslüman aleminde de öyle Şiiler ve Sünniler. Halbuki, her ikisi de aynı. Her ikisi de aslında Ortodoks Müslüman bunlar. Şiilerde Ortodokslar, Sünnilerde Ortodokslar. Yani katı gelenekçi ve birazda bağnaz bir çizgileri var. Ama iyi niyetliler tabii, çünkü öyle biliyorlar dini, o şekilde anlamışlar. Fakat birbirlerine karşı birçok yerde çok şiddetli muhalifler. Irak’ta, Pakistan’da kıyasıya çatışma taraftarılar.

Mesela bu adamcağız bir yazı yazmış; Mustafa Durdu; “Dikkat bu yazımın muhatabı çağdaş ve laikçi yobazlardır.” Şimdi “laikçi” hemen üslubundan oradaki sıradanlık hissediliyor “laikçi” yanı. Laiklik bir kere güzel bir şey. Çünkü niye her inanca, her inançtan insana saygı duymak. Bunda anormal olan ne var? Kuran’da ne diyor Cenab-ı Allah “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize.” Benim dinim bana diyor. Ve dinde zorla yoktur diyor Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım. Peki bu durumda laiklik ne? İşte Kuran’ın açıkladığı bu. Laikliğin en güzel özeti, en kısa özeti. Adamlar laikliği anlatmak için ansiklopedi yazıyor kitap yazıyor. Kuran iki ayette bitirilmiş. Kuran’da iki ayette Allah laikliği anlatmış bitirmiş. Demagojiye, lafı uzatmaya gerek yok. Mustafa Durdu, en sonunda da diyor ki ;“Adnan Oktar’da asıl niyetini ikrar etmelidir. İsrail ile yoğun faaliyetlerini, Mason locaları ile ilişkilerini kamuoyuna ilan etmelidir.” Daha nasıl ilan edeyim, davul mu çalıyım? “Hz. İsa’nın mason locasına ineceği safsatasını” mason locasına inecek demedim, o mason localarına hakim olacak ve oluyor. Tapınak şövalyelerine hakim oluyor. “İsrail’i her daim koruyacağına” tabii ki korurum. Mazlumu ben, Müslüman’ı da korurum, Hristiyanı da korurum, ateistti de korurum, komünisti de korurum niye ezdireyim. Niye ezilmesi gereksin bir insanın fikrinden dolayı? Komüniste saygı duyarım. Ama saldırmaya kalkıyorsa kanunla, hukukla karşılığını veririz tabii. Ama adam fikrini açık açık söylesin. Hristiyan istediği gibi ibadetini yapsın. Musevi istediği gibi ibadetini yapsın. “İnşaAllah, Siyonistler özellikle sonu hüsran olacak” diyor. “Bugün Suriye’deki Rafızi zalimi ve ona destekleyen Yahudi zihniyetin sonu yakındır.”  Rafızi herhalde bu Aleviler, Şiiler, Nusayriler, onlar için kastediyor. Nusayrili olabilir yani bir inanç olarak Nusayrili inancına sahip olabilir adam. Hatta orada daha değişik inançlar var.

DİDEM ÜRER: 38 farklı diye söylediler, bugün Hocam.

ADNAN OKTAR: Çok çok farklı inançları var. Hepsine saygı duymak lazım. Tartışsın, konuşsun, ikna etsin. Ama kavgaya, kepazeliğe gerek yok. Bağnazlık yaygın. Solda da bağnazlık var, sağda da var. Gelenekçi inançta, gelenekçi İslam inancında olan kişilerde de bağnazlık var. Bilimle karşı koymak lazım, akılla karşı koymak lazım.

DİDEM ÜRER: Hocam, Amerikan Dışişleri Bakanı Kerry;  “Eğer Esad, misilleme yapacak kadar aptal ve kibirliyse, Amerika ve müttefiklerimizin, bir savaşa gitmeden, onu buna pişman edecek birçok yolları var” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani karşılık verdikten sonra, intikam almak mantıklı bir hareket değil. Çünkü mesela Esad vuracaksa, en fazla 24 saat sürer bu vuruşu. Amerika’nın ona cevabı da 72 saat sonra olursa zaten kaybeden yok burada. Hiç kimse bir şey kaybetmemiş oluyor. Çünkü Esad ve Amerika’daki muhalif güçler ve İsrail’deki muhalif güçler, memnun ve mesrur olmuş oluyor. Amaç yerini bulmuş oluyor. Sonra Suriye’nin yerle bir edilmesi zaten sorun değil. Zaten Esad istiyor yerle bir edilmesini. Çünkü Esad sağlam bir Suriye, tarihi dokusunu kültürel dokusunu, sanayi dokusunu muhafaza eden bir Suriye bırakmak istemiyor. Çünkü düşman güç olarak bırakıyor onlara. Onlara bir enkaz bırakmak peşinde olduğu için, kendinin ağır bombardıman yapması da çok masraflı olduğu için Amerika’nın yapması konumunda çok mutlu olur. Çünkü kendi deniz kenarında küçük bir yer ayarlamış, ufak yani küçük bir ülke ayarlamış kendisine orada mutlu yaşamak istiyor, kendi taraftarları, arkadaşlarıyla, ona da kimsenin bir şey dediği yok. Dolaysıyla hayalet ve enkaz bir Suriye istediği için, ağır bombardımanla yapacağı şey Amerika’ya teşekkür etmektir. Amerika şunu demek istiyor. Şimdi Türkiye’yi sen vuracaksın belli bir delilik yapacaksın diyor. Sen vurduktan sonra bende seni vururum, yerle bir ederim zaten aranan da bu. Hem Türkiye’nin çökertilmesi hem de Suriye’nin çökertilmesi. Yani adamların deniz kenarındaki, sayfiyeleri, turistik tesisleri buda zarar görecek durumda değil. Bu çok önemli. Kimseye bir zarar gelmiş değil. Ne İsrail’le zarar gelir burada, ne Suriye’ye zarar gelir. Zarar sadece Suriye’nin kendi halkına, tarihi dokusuna, sanayi tesislerine ve Türkiye’nin Güneydoğusunda bir çöküntüye yönelik bir plan var gibi görünüyor.

Filistinliler bölgenin süsüdür. İsrail bölgenin süsüdür. Oradaki insanlar, o bölgelerin süsüdür, güzelliğidir hepsine şefkatle yaklaşmak lazım. Solcu komünist olanlarda Allah onları kaderinde yaratıyor. Oturup kinle, nefretle yaklaşmaya gerek yok. Halim yaklaşmak lazım, akılcı yaklaşmak lazım. Birde solun anlatımının romantik yönü romantik ruhlarda böyle bir etki yapıyor olabilir. Yani kurtarıcı olmak, işte dürüst olmak, gerçekleri savunan insan olmak her insanın bilinçaltında olan bir şeydir. Komünist gençlerde gerçekleri bulan, halkın fark edemediği gerçekleri gören insan konumunda kendilerini görüyorlar. Aslında kültür düzeyi orta ve ortanın altında olduğunda, insan komünist oluyor. Yani yüksek kültüre sahip bir insanın komünist olması çok zordur. Komünist olduktan sonrada tembellikten vazgeçmek istemiyorlar bu sefer, içinde kalıyorlar, sonra bir kısmına liboş diyorlar. Vazgeçiyor ama öylesine vazgeçiyor, yine arkadaş çevresini bırakmıyor. Topluluk psikolojisi çok acayip bir şey. Yani insanın topluluktan vazgeçemiyor. Mesela komünizmden vazgeçiyor, mantıktan vazgeçiyor, arkadaşlarından vazgeçemiyor. Arkadaşlarıyla beraber yaşadığı için, herkesin birbirini komünist zannettiği için onların içinde yine kendini komünist gibi göstertmeye devam ediyor. Ben bıraktım ama yine kalbimde komünistlik var falan gibisinden. Dolaysıyla Darwinizme karşı olmada bir kitle psikolojisiyle oluyor. Yoksa hepsinin kanaati gelmiş ki fosil paniği başladı. Yoksa adam fosilden niye rahatsız olsun. Yayarsın gösterirsin, tanıtırsın, taş nihayet, adam bakar gider. Yani bunun komünizme veyahut kendi fikriyatlarına karşı bir yönü yok. Ama fosile baktığında, insanların derhal aydınlanacağını, beyninde bir şimşek çakacağını, Darwinizmin bir oyun olduğunu, Allah’ın yarattığını kâinatı ve dolaysıyla Marksizm’inde, komünizminde bir aldatmaca olduğunu saniyeler içerisinde insanlar anlıyor. Şok etkisi olduğu için çok panik oluyorlar. Ama kitapla eğitiminde şuurlu, bilinçli anlatabilecek düzeye gelme vardır. Kitapla eğitim çok çok daha önemlidir. Mesela Yaratılış Atlası’nın etkisi, çok çok şiddetlidir. Daha önce birçok yerde biz sergi yaptık, etkisi olmuyordu. Ama özellikle Fransa’ya Yaratılış Atlası binlerce gittiğinde, bütün dünya bir sarsıldı şöyle. Şu an Fransız aydınlarının hemen hemen tamamında Yaratılış Atlası var, evlerinde başköşede duruyor. O yüzden Fransa derin bir sessizliğe, içine kapanıklığa döndü. Şu an bir ölüm sessizliği varsa Fransa’da onun sebebi şu fakirdir, inşaAllah.

Bir ihtimal Türkiye’de getirilen o füzelerin koruyucu kalkan oluşturacağını düşünüyor olabilirler, Allahualem öyle bir şey pek olmaz. Yani o füzelerin adedi de zaten çok sınırlı. Ellerinde ne kadar Suriye’de roket var onu bilmiyoruz. Yani İran rahatça çok fazla sevkiyatta bulunmuş olabilir. Kaba ve hantal roketler ama patladığında hakikaten sorun çıkaracak gibi. Yani yağmur gibi roket yağarsa, bunları tek tek havada yakalama diye bir konu olmaz. Ama tekrar söylüyorum, İsrail’e hiçbir şekilde o tip bir tavır göstertemezler. Çünkü öyle bir şeyde deniz kenarındaki o şenlik yurduda yerle bir olur, hepsi yerle bir olur. Zaten böyle şeyler iyice anlaşma yapmadan, karşılıklı ikna oluşmadan olmaz. Bir saldırı olacaksa mutlaka bundan Suriye’nin de haberi olur, İsrail’inde haberi olur herkesin haberi olur. Yani başı boş olmaz.  Daha Türkçesi, bölgedeki asıl sorunun bir tanesi gereksiz İsrail düşmanlığıdır. Bu nefretin kalkması lazım ve gereksiz mezhep karşıtlığıdır. Sünni ve Şii mezhepleri aynı mezhep olduğu göstertilip barıştırmak lazım. Yani kardeş ruhunun onlara göstertilmesi gerekiyor. Ama bunların tamamı yine Mehdiyet’le olacak gibi. Yani nereye çıksak, yol yine Mehdiyet’e çıkıyor. Bunu yapacak bir müessese, topluluk bir yer yok yani şu an. Ya Sünnileri koruyan var, ya Şiileri koruyan var. Sünnileri ve Şiileri birbirleriyle kucaklaştırıp sevdirecek olan, ancak Mehdiyet’tir.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye’nin eski Savunma Bakanı Ali Habib’in, Esad yönetiminden ayrılarak Türkiye’ye sığındığı belirtildi. Ali Habib, Esad yönetimini terk eden en üst düzey Nusayri oldu böylece.

ADNAN OKTAR: Bak Nusayri, demek ki anormal bir şey olmuş olsa, Nusayri Türkiye’ye gelmez. Türkiye’de birçok Nusayri var. Modern normal kaliteli insanlar benim bildiğim, duyduğum, gördüğüm. Onlara derin şefkat göstertmek lazım, sevgi göstertmek lazım. Bak filmde gördüm. Adam “Nusayri Nusayri” diye soruyor, onlarda “Nusayri” diyor. “Tamam” diyor “gelin oturun şöyle”. Yani Nusayri olmak öldürülme sebebi olmuş oluyor. Bu çok korkunç bir şey. Nusayri’yi bırak adam dinsiz de olabilir sana ne. Yani komünist de olabilir yahut Hristiyan Musevi de olabilir. Niye senin tam dediğin gibi olmaya mecbur? O zaman Kuran’da bahsedilen ne? Allah dinsizlerden bahsediyor, müşriklerden bahsediyor, Hristiyanlardan, Musevilerden bahsediyor, Mecusilerden bahsediyor, birçok insan grubu var. Hepsi özgürdür, sen karışamazsın. Onların hakkındaki hükmü Allah verecek ahirette. Biz bu dünyada böyle bir hüküm vermekle mükellef değiliz. Sen mesela onu kafir olarak görürsün, bir de bakarsın ki, ahirette sen kafir olmuşsun. Bakarsın son nefeste, o imanla gitmiş olabilir, mümin olmuş. Yani sevecenlik, şefkat esas, merhamet esas. Dünya sevgiyle dolmazsa, dünyada yaşanmaz. Cennetin özelliği sevgi yurdu olması. Cennette her yerde sevgi var. Pırıl pırıl bir sevgi. Dünyada da her yerde de pırıl pırıl bir sevginin hakim olması lazım. İnsanları dehşete alıştırmaya çalışıyorlar, acıya alıştırmaya çalışıyorlar. Mesela filmler oluyor, yumruk yumruğa adamlar kavga ediyor, kafasını gözünü yarıyor. Yani silahla vurma olmayan, adam öldürme olmayan film neredeyse yok gibi bir şey. Yani romantik film bilmem ne oluyor, ona benzer bir şey yapıyorlar mesela aşk filmi onda da adam öldürme var, asma kesme var. Çocuklara filmler hazırlıyorlar, hep asmalı kesmeli, makineli tüfekler, tanklar, toplar, silahlar. Romanlarda da öyle, birçok şeyde öyle. Bu dehşet politikasının dünyadan kaldırılması gerekiyor. Şeytan, muazzam bir dehşet politikası uyguluyor dünyada. Bunun yerine yoğun sevgi politikasıyla, en lezzetli şeyi insanlara ikram etmek lazım. Sevgi en lezzetli olan taamdır. En güzel yiyecektir. Kalbin yiyeceğidir, ruhun yiyeceğidir ve en çok insan ruhu ona müştaktır. Yani kediler köpekler bile sevgiye deli olur. Mesela kedi, hep derdi sevilmektir kedinin. Bir seversen, bir numaralı ahbabın olur. Tabii yani o boş zamanlarında dikkat edin, ana konusu sevgidir onun. Gece gündüz sevsen, yani ömrünün üçte ikisi sevgiyle geçse kedi ister. Yani yemekle uyumanın dışında tek istediği şey sevgidir. Boğuşurken bile sevgiyi amaçlar o. Mesela elinle onu seversin, elini falan ısırıyor ama mesela dişini geçirmez, pençesini geçirmez sevgisinden dolayı şakalaşır. Daha olmazsa, yalamaya başlar böyle.

DİDEM ÜRER: Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin; “Şam yönetiminin kimyasal silah kullandığını ispatlanması durumunda askeri operasyona hayır demeyeceklerini” açıkladı. Ancak Putin’e göre operasyona Birleşmiş Milletlerin karar vermesi gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Putin, demek ki Suriye’yi gözden çıkarmış. Birleşmiş Milletler ne diyecek? Aynısı yani. Birleşmiş Milletler bu kendisi de var, veto edecek o açıdan. Uyanıkmış. Aslında Putin delikanlı çocuk. Yani onu iyi yakın bir markaja alsalar, yakın bir dostluk kurulsa, böyle bir insan bir daha Rusya’ya kolay kolay gelmez. Onunla İslam, Hristiyanlık, Musevilik bayağı canlanabilir. Yani üç dine karşı da içinde bir sevgi var.  İnancını çok savunan bir insan, çok iyi olabilir.

İnsan ne kadar aciz varlık. Mesela bir alerji ne kadar yaygın insanlarda. Çok fazla insan alerji ilacı kullanıyor. Bayağı da tehlikeli hastalıklar oluşabiliyor. Ama bütün bunlara rağmen insanların dünyayı bu kadar sevmesine ben hayret ediyorum, bu kadar delice bağlanmasına. İnsanların hemen hemen tamamına yakını ilaçla ayakta duruyor. Hep ilaçla yaşıyor. İlaç bir kesilse, dünyanın nerdeyse beşte dördü helak olacak gibi bir şey var. Mesela astım ilacı olmazsa ölür, kalp ilacı olmazsa ölür, romatizma ilacı olmazsa ölür. Yani çok acayip bir durum var. Allah öyle bir sistem meydana getirmiş ki, dünyayı sevmemeleri için ne gerekiyorsa yapmış. Ama Allah sevdirmek istemedikçe, insanlar daha da fazla sevme peşinde oluyorlar dünyayı. Allah “Bana dönün” diyor, çılgınlar gibi dünyaya dönmeye çalışıyorlar. Allah dünyanın her yerini aczle doldurmuş, buna rağmen acziyle boğuşarak, çılgınca dünyayı yakalama peşindeler. Halbuki her yer acze yönelik yani. Allah özellikle milyonlarca acizlik meydana getirmiş ki, bütün sevgilerini dikkatlerini Allah’a versinler diye. Bütün bunlara rağmen Allah’ı şiddetle unutup, dünyaya bütün dikkatlerini teksif etme ruhu var. Bu da insanın bir aczi. Bu da psikolojik bir acz ve yanlışlığı tabii.

DİDEM ÜRER: Peres, Esad için şöyle söylemiş; “yaşananlara o sebep oldu, tam olarak seçilmiş biri değildi. Esad, o ya da bu yolla yok olacak.”

ADNAN OKTAR: Onun hakikaten münasebetsizliği. Koskoca insansın, işin gücünde var, çık ortaya bir gün televizyonlara doğru dersin, ben seçilerek gelmedim. Seçim olsun de, herkes sana saygı duyar. Belli ki diktatörsün, babanda diktatör, sende diktatörsün. Ne kadar ayıp.  Nasıl olsa halk ses çıkarmıyor diye böyle dayatmacı diktatör sistemler, Ortadoğu’da borusunu öttürmeye devam ediyor. Halbuki halka saygı duymaları lazım. Halkı adam yerine koymuyorlar. Sizin yerinize biz seçeriz. Küçük bir azınlık, mesela on bin kişiyi, on kişi idare ediyor, on kişilik bir aile. Onlarda ses çıkartamıyorlar. Evet.

DİDEM ÜRER: 2005’te Dumlupınar Üniversitesi’nde görev yaparken daha önce yazmış olduğu “Evrim ve Yaratılış” isimli kitabında yaratılışı ayet ve hadis İslam alimlerinin ifadeleriyle açıkladığı için YÖK tarafından görevinden uzaklaştırılan Prof. Dr. Adem Tatlı, yine mahkeme kararıyla görevine geri döndü.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Allah sevgi istemez yanlış yazmayın, Allah kulluk ister müminden” diyor, Mikail Göçer. Niye? Yanlış biliyorsun. “Siz Allah’ı sevin, Allah da sizi sevsin” diyor, ayet var. Sevgi istiyor işte Allah. Yani eksik biliyorsun.

DİDEM ÜRER: 28 Şubat davasının sanık avukatlarının; “Biz ihtilal değil, görev yaptık. O zaman irtica iç tehditti” şeklinde savunma yapması, dünkü duruşmalara damgasını vurdu Hocam.

ADNAN OKTAR: “Darbe bizim görevimiz” diyor. İrtica iç tehdit, peki Komünizm Darwinizm iç tehdit değil mi? Doğru. İrtica demeyelim de, irtica çünkü geriye dönüştür. Geriye dönüşte bir güzellik var. Geride bizim kültürümüz var, güzelliklerimiz var. Her ülke her millet geride kalmış kültürüyle güzel olur. Geride kalan bilgileriyle güzel olur. Mesela bütün Avrupa böyledir. Öyle demeyelim de bağnazlık diyecek. Bağnazlığa karşı kültürle karşılık ver. Bilgiyle eğitimle ver. Darbeyle mi vereceksin? Küfrederek mi vereceksin? Kafa tutarak mı vereceksin? Eğiterektir bağnazlığa karşı mücadele.

Didem Hocam ben gidiyorum. Kardeşlerimiz erken yatıp erken kalksınlar, inşaAllah. Çünkü geç vakte kadar uykusuz kalırlar. Biraz dinlensinler, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü