Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (7 Eylül 2013; 10:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: İncil’de çok değişiklik yapmışlar. Çok yazık etmişler. Gerçek İncil’leri nasıl kaybettiler, o zaman ki müminlere de ben şaşırıyorum. İnsan bir mağaraya saklar, bir şeye saklar. Çok zor onları mağarada bulmaları. Bin bir türlü yer olur. Sar muşamba gibi bir şeye, göm toprağın içine bulunur o zamanla. Hiçbir tane bıraktırmamışlar, her yerde yaktırıp yıktırmışlar. Gerçeğini bulabilene aşk olsun. Bulunamıyor yani çok acayip. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) zamanında bulunacağı söyleniyor. İnşaAllah, bulacağız. Tevrat’tan çok istifade etmek lazım. Tevrat’tan istifade etmemek, akıllı bir hareket değil. Tamam, Tevrat’ta tahrif edilmiş çok yer var, doğru ama tahrif edilmemiş yerlerinden çok istifade edilebilir. Mesela Museviler Tevrat’ı çok okurlar, çok düşünürler Tevrat üstüne. Onun için bayağı zeki bir millettir, yani zekayı müthiş geliştirir. Geceli gündüzlü, hep gözleri çoğu da bozuktur Musevilerin. Hep miyop olur çoğu, yaygındır. Gece gündüz kitap okuduklarından. Tevrat’ı çok okur ve sürekli düşünüyorlar okuyup. Yalnız onlarda birde sözlü Tevrat var, yani dilden dile giden Tevrat, o çok önemli. Onu herkese söylemiyorlar. Yani onu elde etmek de önemli. Mesela Tevrat’ta diyor ki “Mehdi zamanında, Mesih zamanında, Hz. Süleyman’ın mescidinin yapılacağı” söylüyor. “Mescit yapıldığında orada kurban kesilecek, kurbanlar orada kızartılacak” diyor. Kebap yapılacak böyle orada, “kokusu Jeliko’ya kadar gelecek” diyor. Jeliko çok uzak bir yer. Bu sevginin, ilmin, ahlakın oralara kadar yayılacağı anlamına geliyor mesela sözlü Tevrat’ta. Kokunun güzelliği tamam da Jeliko’ya kadar kokunun gitmeyeceği belli. Oradaki ruhun, oradaki sevgi anlayışının oraya kadar yayılacağı anlamında. Ama mesela düz okuyan bunu bu şekilde anlıyor ama sözlü Tevrat’ı bilen biliyor onun bu anlama geldiğini, inşaAllah.

“Sende Bana böyle ihanet ettin ey İsrail halkı, böyle diyor Rab” diyor. Allah kendisine ihanet edeceklerini diyor İsrail’in. Çok tehdit ediyor İsrail’i. Diyorlar ki “siz İsrail’i küçük düşürüyorsunuz” ama Allah birçok yerde lanetliyor. “Ama ulusumuzsunuz sizi koruyacağım, affedeceğim” diyor. Lanetleme dini yapmayan herkese var. Müşriklere de lanet var, fasık Müslüman’a da lanet var. Zannediyorlar ki sırf Musevilere lanet var. Değil. Mesela diyor ki “Davud ve İsa diliyle lanetlenmiştir” tamam ama bu lanet masum çocuklar, masum insanları kapsayan bir lanet değil. Kimse yamukluk yapan onları kapsayan bir lanet.

Evet, buyurun dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ankara “İsrail’in, Mescidi Aksa’ya Müslümanların girişini engellemesini kınadığını ve kabul edilemez bulduğunu” açıkladı Hocam.

ADNAN OKTAR: Onda ne var, onda bir şey yok ki. Her bayram olduğunda, Müslüman bayramında da Musevi bayramında da tedbir alıyorlar. Her yerde tedbir alınıyor. Olay çıkmaması için yapılan bir şey ve eskiden beri yapılan bir şey. Yani yeni bir uygulama olsa tamam tepki gösteririz ama can güvenliğini sağlıyorsa mesele yok. Ama oradaki kardeşlerimiz garanti verirlerse yani oradaki yönetim garanti verirse, mesela Türkiye asıl yapması gereken bu Türkiye’nin. Türkiye mesela Filistin’e hami olsun. Konu biter. “Arkadaş” der “ben polisimi göndereceğim.” Özel kuvvetlerden polis mesela beş bin kişi gibi bir polis kuvveti gönderir. “Buranın sorumluluğu bana ait, kaldırın bunları” der bu kadar. “Bütün güvenliği kaldırın, eğer bir olay olursa ben sorumluyum.” Bu kadar. Enini alır, arşını da satar herkes çok rahat olurlar yani. Onlar da istiyor aslında. Mesela Filistin Türkiye’ye ilhak olsun ya. Feshetsin, “biz Türkiye bağlandık” desin bu kadar. Suriye’de aslında aklı olsa Esad’ın, direkt Türkiye’ye ilhak eder Suriye’yi. Süper olur yani dünyanın en zengin, en gösterişli ülkelerinden biri olur Suriye. Halkı da acayip zengin olur, kendi de. Esad en başta kendi de çok rahat ederdi. Kafası çalışmıyor diyeceğim ama kendi kafası da değil, yani kendi kararı değil. Yani Türkiye’ye ilhak etse, Türkiye’den çok daha zengin olur Suriye. Rusya da çok rahat eder. Kardeşim üstün oluyorsa olsun. Sana üstünü kaldır diyen yok. Her yer üstün olsun. Gel sıcak denizlere inmek istiyorsun, gel yaşa. Git soğuk iklimini yaşa diyen yok ki sana. Gel istediğin gibi yaşa.

Bakın şimdi üç liderin kıymetini iyi bilmek lazım. Bir Obama, bir Putin böyle adamlar bir daha gelmez. Bak Amerika’ya hep savaşçı kavgacı adamlar geldi genelde. Mesela Obama çok adil yaklaşıyor çocuk, maşaAllah. Putin’de öyle bayağı delikanlı. Yani İslam’dan yana, Müslümanlardan yana, Hristiyanları koruyor, Musevileri koruyor, halktan yana bir tavrı, delikanlı görünüyor. Bir kısmı gıcık olacak ama birde Tayyip Hocam, çok şevkli bir delikanlı Tayyip Hocam. Tabii bayağı şevkli. Birde sempatik olmak için, sevecen olmak içinde tavır gösteriyor. Kendini sevdirmek için gayret gösteriyor. O sert tavrını kaldırdı. Hani eleştiriye kapalıydı? Kuzu gibi oldu işte bak bayağı saygılı, sevecen, ne istiyorsanız yapıyor. Şakalar yapıyor, espriler yapıyor, ne gerekiyorsa yapıyor, daha ne yapsın?

Kadının cazibeli olması şahane bir şey. Güzel olabilir ama cazibeli olmak daha da muhteşem bir şey. Allah’tan bir güç o çünkü. Özel bir elektrik, o şaşırtıcı bir şey. Her kadında olmuyor. Bakıyorum çok güzel kadın ama soğuk, bir elektrik yok üstünde. Çok muhteşem çok güzel ama bir cazibesi yok. O çok güzel bir süs. Allah’tan verilmiş gizli bir ruh süsüdür. Gizli bir ruh süsü yani onun tarifi yok. Mesela cazibe açıklanamıyor. Yani çok hayret verecek bir güç, bir mucize, cennet süsü. Cennette kadınlar çok çok cazibeli oluyorlar. Ayette diyor “tutkuyla eşine” bak “tutku”, tutku cazibenin şiddetli olmasında oluşan bir özellik. “Eşlerine tutkuyla bağlı” diyor ve “gözlerini sadece eşlerine yöneltmiş” Allah fıtraten onu vermiş insana. Ondan haz alıyor, yani ona karşı bir sevgi duyuyor. Ne olacak hani o da et, o da et? Öyle bir şey yok. Özel bir ruhla Allah onu ona bağlıyor ve helal kılıyor. Mesela haramda mümin rahatsız oluyor. Haram felç ediyor mümini, gücü yetmiyor. Ama aklı zayıfsa, imanı zayıfsa, haram fark etmiyor adama. Ama eti artık pelteleşmiş, eti ölmüş, kemiği ölmüş, duyarsızlaşmış. Halbuki haram, insanı çok sıkan bir şey. Bir mümini parçalar haram, yani harama gücü yetmez. Hem haram olduğu bilecek, cayır cayır onu işleyecek. Mümkün değil. Ama iman zafiyetinde, vücut felç olduğu için, beden felç olduğu için, vücut çürüdüğü için etkilenmiyor. Rahat rahat harama giriyor. Ama bir ölü harama girmiş oluyor, diri olarak harama girmek mümkün değil. Ancak ölü olarak harama girer bir insan. Adam diyor ki “hayret nasıl yapıyor?” Ölü. Ölü olduğu için yapıyor. Diri yapamaz, dirinin gücü yetmez. Yani dayanılmaz bir azaptır, müminin yapabileceği bir şey değil. Evet.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, G-20 zirvesinde yaptığı görüşmelerle ilgili “ortak operasyon kararı yok. Adım Birleşmiş Milletler raporuna göre atılacak” dedi. “Savaş heveslisi olmadıklarını, komşuda çıkan yangının ilk sıçrayacağı yer olacaklarını ve yangını söndürmek gerektiğini” belirtti. Komşuda yangın başlamıştır, ilk vuracağı yer biziz” dedi.

Didem Hocam sende güzel konular oluyor, dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: Hocam Mısır’ın darbeci generali Sisi ülkedeki 2200 camiyi kapatmaya hazırlanıyor. Amaç Cuma namazları sonrası bir araya gelen darbe karşıtı göstericileri yıldırmak olduğu bildirildi.

ADNAN OKTAR: Doğru mudur o?

DİDEM ÜRER: Evet, o şekilde söyleniyor.

ADNAN OKTAR: O zaman çok anormal bir konuma gelir. 2200 cami kapatmak ne demek? Yani ortalığı yatıştırmak için tamam bir şey dediğimiz yok. Ama tabii cinayetleri kepazelik, onun hesabını verecek o ayrı çok büyük bir ahlaksızlık. Ama cami kapatmak, Mısır hallaç pamuğuna döner delirdi mi o?

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye’de Esad rejiminin muhalifleriyle kaba ve karadan gerçekleştirdiği ağır silahlı saldırılarda 56 kişi hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Evet, o sürekli olur. İşte her bunu duyan Mehdiyet’in önemini düşünsün. Her bunu duyan İttihad-ı İslam’ın önemini düşünsün. Mezhepçiliğin Müslümanların ne hale getirdiğini düşünsün. Bağnazlığın ne hale getirdiğini düşünsün. Çünkü bağnazlık olmasa, mezhepçilik olmasa hiç kimse Müslümanlığa bir şey diyemez. Hiçbir iddiası olamaz kimsenin. Ama bağnazlık olunca adamın söyleyeceği söz oluyor. Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Şam’ın kimyasal silah kullandığı iddialarının provokasyon olarak değerlendirerek Suriye’ye askeri müdahale de bulunması halinde Esad yönetimine yardım edeceklerini belirtti.

ADNAN OKTAR: İşte konuyu İran’la, Türkiye’nin çözmesi lazım. İran’la Türkiye anlaşırsa konu biter. Onun dışında olmaz. Ama oda yine Mehdiyet’in yapabileceği bir şey. Çünkü Şii ve Sünni’yi barıştıracak olan, Mehdiyet’tir. İki uzlaşmaz kutup gibi görülüyor şuan.

Tevrat’ta, Yeşaya bölümünde diyor ki; “Çünkü bu gökler duman gibi dağılacak.” Kıyametin nasıl olacağı belirtiliyor. “Giysi gibi eskiyecek yeryüzü.” Hakikaten şuan bütün binalar eskidi. Roma eski, Fransa eski. Mesela Bebek’e gidiyorum, bütün binalar eski. Etiler’e gidiyorum, bütün binalar eskimiş. Yani çok sağlıksız bir görünüm var. Bak “Üzerinde yaşayanlar sinek gibi ölecek.” Yani toptan biranda böcekler nasıl topluca ölüyorlar ilaçlandığında. Sinek gibi oda çok acayip bir ifade bir ilaçlama gibi. “Ama benim kurtarışım sonsuz olacak.” Yani müminler kurtuluşu yaşayacak ve sonsuza kadar cennette olacaklar. Sonsuz değil mi? Nasıl olur? Cennetle. “Ardı kesilmeyecek zaferimin.” Müslümanlara müjde var burada. “İnsanların aşağılamalarından korkmayın” diyor, devamında. Demek ki Mehdiyet’e, Müslümanlara hakaretler olacak, iftiralar olacak. Mümin bundan etkilenmeyecek, korkmayacak. “Yılmayın sövgülerinden” diyor. İnternette orada, burada hep küfür hakaret. Ama bak ne diyor “yılmayın sövgülerinden.” Ama Musevi arkadaşlara bakıyorum, hemen yılıyorlar. Biri bir şey söylüyor, hemen yılıyor. Bir şey söylüyor, korkuyor. Kendinden bir şey istiyor, araziye geçiyor. Gereksiz bir korkaklık.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İran’ın eski Kiş valisi Ali Rıza Forgani;“Amerika’nın Suriye’ye saldırması durumunda, saldırıdan sonra 21 saat içinde her Amerikan bakanının, dünyadaki Amerikan elçilerinin ve Amerikan askeri komutanlarının bir aile üyesi kaçırılacak ve 18 saat sonra da ampite edildikleri videolar dünyaya yayılacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani böyle kabadayılık yapmaları, çok kızdırıcı gelir Amerika’ya. Herkese çok kızdırıcı gelir. Çünkü daha öncede Irak’ta, Saddam böyle kabadayılık yaptı, şöyle yaparım, böyle yaparım. Dünyanın her tarafını kana boyarım, iflahınızı keserim. Amerika şuan aşağılanmış oluyor. Eğer bunu sineye çekerse, beş paralık olur Amerika. Yani bu lafları sineye çekerse. İran’ın aşağılamalarını kabul ederse-ki, kabul ediyor konumunda şuan. Epeydir bir süreden beri aşağılıyor. Her gün aşağılamanın dozunu artıyor İran. Ama yöntem bombalamayla olmaz. Eğer bir kurtuluş isteniyorsa, Amerika Mehdiyet’i desteklesin. İttihad-ı İslam’ı desteklesin. Konu kökünden hallolsun. Öbür türlü bin bir türlü rezalet, bin bir türlü kepazelik kapıda. Bak mafya ağzıyla konuşuyor adamlar. Sevgiyi unutmuş, şefkati unutmuş, merhameti unutmuş, Mehdiyet’i unutmuş. Şiddetli üslup kullanıyor. Ona karşıda kanla karşılık verirsen adamı daha da kudurtursun. Çözüm; Mehdiyet. Amerika’nın yapacağı iyilik, güzellik budur, Mehdiyet’i desteklemek.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Diyanetsen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar;“Gezi olaylarının İmam Hatip’e talebi arttırdığını” söyledi. Ve “Birleşmiş Milletler Avrupa birliği ve Nato gibi uluslararası kuruluşlar, emperyalist güçlerin amaçlarına hizmet etmek için oluşturulan yapılardır. İslam dünyasının yapacağı tek şey İslam Birliği Birleşmiş Milletlerinin oluşturmasıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Nihayet ama başı olmayacak tabii. Başı da olmayacak, sonu da olmayacak. Yani olmayan bir birlik olacak. Başını söylesin, başını. Başı kim olacak? Başsız birlik olmaz. Başını söylemiyor. Baş olmayınca kimse toplanmaz. Başı söylesin.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye Eski Savunma Bakanı General Ali Habibin, rejim tarafından verilen katliam emirlerine uygulamak istemediği için önce oradan istifa ettiği ardından da Türkiye’ye sığındığı belirtildi.

ADNAN OKTAR: İyi aferin, yine gelebilmiş. Askerlerin hepsi kaçsın, Suriye ordusu. Yani nasıl asker bunlar, ben anlamıyorum. Müslüman katlediyorlar, adam askerde. Müslüman katliamı olan bir ülkede, bir insan askerlik yapıyorsa, o alçaklık yapıyor demektir. Yani Müslümanları katletmeye başladıklarında orada askerlik yapılır mı? Derhal kaçacak. Yani acımasız bir katliam varsa Müslümanlara yönelik, seni de kullanıyorlarsa sen dünyanın en aşağılık adamı konumuna düşersin. Kaç, kurtul değil mi? Yanında silahında var kaç kurtul. Yani müminleri öldüreceğine, katil haline geleceğine değil mi? Git, başka yere sığın. Hicret et sevap kazanırsın. Tamam devam edelim.

DİDEM ÜRER: Müşteki Avni Öztürk’ün avukatı Mustafa Polat, Akit’e yaptığı açıklamada; “28 Şubat sürecinde mağdur olan herkesin davaya müdahil olup tazminat davası açabileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Olur mu, öyle çok zor olur. Hangi birimiz açacağız yani. Binlerce insan mağdur oldu. O değil de bu adamların o devirde açtığı mahkemeler var. Kapattıkları vakıflar var. Onlar halletsin ilgili birimler o konuları halletsin. Cezaevine girenler var. Değil mi? Adam komploya düşürülmüş, tuzağa düşürülmüş onlar halledilsin. Cayır cayır geçerli şuan onlar. Bize de o devirde türlü türlü davalar açtılar, tuzak kuruldu. Bin bir türlü iftira atıldı. Münafıklar ayrı içerden, dışarıdan müşrikler muazzam bir muhasara vardı. Ne yollardan geçtik ya, ne zorluklardan geçtik. İnsanlar kendi keyfinin, zevkinin peşinde oluyor. Kimi evlenmenin peşinde, kimi köşeyi dönmenin peşinde, kimi para kazanmanın peşinde. Mesela bizimle tanışıyor adam, ya bizden para koparmaya çalışıyor ya da köşe dönmeye çalışıyor, ya aramızdan bir insanı almaya çalışıyor. Ya teşkilata getirmeye çalışıyor, ya iftira etmeye çalışıyor. Beceremezse de, her türlü ahlaksızlığı yapmaya çalışıyor. Dili döndüğü kadar. Normalde de it adamlar, aşağılık adamlar bir çoğu. Çok haysiyetsiz, şerefsiz adamlar. Ama Müslüman’ı böyle mazlum görünce, sansar gibi yanına yanaşıp ona tuzak kurmak aşağılık hareketler yapmak. Çünkü Müslüman mazlum. Ne yapacak, dövemez sövemez. O yüzden elleri rahat oluyor. Ama mesela ite, kopuğa karşı çok pervasızlar. Çok dikkatliler onlara karşı. Onların yanında çok rahatlar, çok saygılılar. Ama mümin gördüğünde, bunlar kuduruyor adeta. Nereden ne rezillik yapabilirler. Nasıl para mı koparabilir? Adam mı koparabilir? İtlik mi yapabilir? Köşe dönmek için teşkilat mı kurabilir? Nasıl tehdit edecek? Nasıl iftira atacak? Nasıl pislik yapacak? Onun derdinde oluyor. Küfre yaptı mı küfür kemiklerini kırıyor. Öyle bir şey olmuyor. Ama Müslüman Allah’tan korkuyor. En fazla dava açıyor. Davada da her zaman ispat edemiyorsun. Bir dereceye kadar ispat edebiliyorsun. Küfür kendine laf söyletmiyor. Çok acımasız oluyor. Çok yırtıcı oluyor küfür. Evet.

Sultanımız, Şeyhimiz Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri. Dışarı devriyeye çıkmış. Ne şeker şey, evde böyle birisinin olması müthiş bir şey. İnişi bayram havasında oluyor. Bütün millet toparlanıyor, maşaAllah. Tekbirlerle böyle güzel salavatlarla arabaya bindiriliyor. Ama şu fayton işine taktım ben, bu mutlaka olması lazım.

Şu adil kullanım, kota hakkı, Tayyip Hoca’mın ilk yapacağı izahat bu olacak. Tarihe bununla geçsin Tayyip Hocam, inşaAllah. Bir de başkanlık sistemine yanaşmasın Tayyip Hocam. O çok tehlikeli bir şey. Yani onu birileri söylemiş zamanında ama ona girmesin. Bu iyi, bu sistem. Başbakan var, cumhurbaşkanı var, herkes görevinde oluyor bu makul. Başkanlık sistemi Türkiye’ye göre değil. Çok çok tehlikeli olur. Ama çok ince ayarı yapılırsa düzenlenirse belki düşünülebilir ama o nasıl olacak onu da araştırmak lazım.

“Benim bir kız çocuğum var, Allah’tan en büyük isteğimdir ki, Allah onu sizin talebeniz etsin inşaAllah, Hocam. Lütfen kızıma bir isim verir misiniz, lütfen” diyor. “Ellerinizden öperiz” ama çok şeker. İran/Tebriz şehri Azerbaycan, Sevinç. Bakayım. Getir şu köfteyi ben bir göreyim, getir getir. Gözlere buruna bak sen, ben bunu kıtır kıtır yerim. Kollar tam ısırmalık. Ayaklara bir bakayım. Patiler, getir getir patileri getir. Senin o ayağını hart diye ısırırım ayakları, maşaAllah. Bak talebeniz etsin diyor size maşaAllah, ne güzel. Başkaları işte evlendirsin, köşe dönsün, birinin üstüne yıkılmaya kalksın, zengin bulsun gitsin üstüne atlamaya kalksın. Tehdit etmeye kalksın, ondan sonra baş belası olsun ömür boyu, böyle bir kafa içinde oluyorlar. Ben kendimi Allah’a adayayım, İslam’a adayayım, Kuran’a adayayım Allah benim için ne takdir ederse, o olsun demiyor. Bir an önce köşe dönsün, bir an önce birisinin başına bela olsun. Yani dürüst bir insan, Allah’a kendini tam teslim eder. Ve vatana, millete, davasına, Allah’a, Kitap’a hizmete amade hale gelir. Sırf üremek için hamam böceği gibi ortaya çıkmak, çok anormal bir hareket. Ona isim tamam, bismillah. İsmi Nalan olsun, Nalan maşaAllah.

Bakın diyor ki Cenab-ı Allah Tevbe Suresi, 65, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara sorarsan “and olsun biz dalmış oyalanıyorduk” derler. De ki “Allah ile, ayetleri ile, elçisi ile alay mı ediyordunuz?” Mesela bak, yobaz takımında, bağnazlarda Müslümanlıkla alay etmek, cennetle cehennemle alay etmek ana konu halinde. Yani başka hiçbir konuda alay etmiyor, espri yapmıyor. Bu kadar anormallik ben görmedim. İlla ki cennetle, illa ki cehennemle, meleklerle, Cebrail’le onunla ilgili espriler yapıyor. Ya git sen babanla ilgili espri yap. Değil mi? Kendi arkadaşlarınla ilgili espri yap. Onu yapmıyor illa ki dinle ilgili. Bunu zaman zaman uyarmak lazım. Bu çok çirkin bir şey. Ve bu hoca takımında oluyor bazı hocaların. O tip adamlar ben ona diyorum. Başka türlü ne diyelim onlara tam yahut işte kendini hoca zanneden kişiler diyelim. “Onlara kendilerinden öncekilere Nuh, Ad ve Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şeylerin haberi gelmedi mi?” Bak dünyanın her yerini Allah birbirine katıyor. Mesela şimdi Suriye başka zaman Irak, mutlaka o kavim onu hakkettiği için o bela geliyor. Bir kavim belayı hakketmeden bela gelmiyor. Ne İslam’ı tebliğ ediyorlar, ne dini yayıyorlar dünyaya dalıyorlar işte. Köşe dönsün, evlensin, çoluk çocuk olsun. Onları da yeniden evlendirsin sonra torunları evlendirsin üresin yani. Kardeşim sen hamamböceği misin? İnsan mısın sen? Allah’a, dine, Kitap’a hizmetin nerede senin? Vatana, millete, devlete, bayrağa hizmetin nerede senin? Hiç, hiçbir şey onu ilgilendirmiyor. İlla ki keyfi, zevki, dünyası. Gidiyor mesela bir genç görüyor. Kafaladığını zannediyor, kandırdığını zannediyor. Ömür boyu başına bela olmaya hazırlanıyor. Veya bir genç kız görüyor onu kafaladığını zannediyor, kandırdığını zannediyor. Ya parasına tamah ediyor, ya bir çıkarı olmuş oluyor. Veya ailesinden birileri ona uygun olmuş oluyor. İlla ki kafalasın köşe dönsün. Böyle kan içen vampir gibi. Ya o çocuğun etine dişini geçirecek kanını emecek. O kızın etine dişini geçirecek kanını emecek. Böyle bir kafa olmaz, bunlar çok büyük bir vicdansızlık biz Allah’a kul olmak için geliyoruz. Güzel ahlakı yaşamaya geliyoruz, vefayı yaşamaya geliyoruz. Allah’a, Kitap’a, dine, vatana, millete hizmet etmeye geliyoruz. Yani köşe dönmeye hamam böceği gibi üremeye değil. Tamam insanın çoluğu çocuğu olabilir ama bu Allah’a amade edersen, Allah’a adarsan olur. Allah için yaşarsan olur. Yoksa bir anlamı yok. “Münafık erkeklerle, münafık kadınlar bazısı bazısındandır.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kötülüğü emrederler, iyiliği alıkoyarlar.” Yani illa ki pislik yapmaya kalkar. “İyilikten alıkoyarlar” peki bunu yaparlarken. Münafık kötülüğü emrederken nasıl emrediyor. Daha anasından doğmadan emrediyor. İlmi ledün “iyilikten alıkoyarlar,” daha anasından doğmadan iyilikten alıkoymuş oluyor, daha anasından doğmadan, Münafık. “ellerini sımsıkı tutarlar.” daha anasından doğmadan elini sımsıkı tutar. Ama başkasını yolmaya kalkar o, başkasını soymaya kalkar da, kendi eli çok sıkıdır onun. “Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” (Tevbe Suresi, 67) Bak hep sebep ne? Allah’ı unutmak. “O da onları unuttu” diyor Allah da onları unuttu. Unutma değil tabii burada kastedilen. Unutmuş gibi perişan oluyorlar. Unutulmuş bir insana çeviriyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. ”Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.” (Tevbe Suresi, 57) İşte bir yere iş olmak, bir yere bela olmak yani bu sülük özellikleri, bu kene özelliklerine dikkat çekiyor ayet. Bak diyor ki “onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı,” herhangi bir yer. Yani birinin üzerine yapışsalardı “hızla oraya yönelip koşarlardı.” yani zenginse, imkanı varsa, yiyip içeceği bir yer varsa gider onun başına bela olur. “Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar,” yani ona bir iyilik yaparsan, bak sadaka değil sırf bu. Mesela ev olabilir, araba olabilir, mesela evlenme konusu olabilir. İlla birine kafayı takıyor, “şu kızı istiyorum” diyor. Olursa tamam, hoşnut oluyor. Olmazsa bela olur. Ve yahut delikanlıyla evlenmek istiyor, reddederse onun da başına bela olur. Ve yahut ev almak istiyor, alamazsa onun da başına bela oluyor “kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.” (Tevbe Suresi, 58) İşte ya çekip vuruyor, ya yakıp yıkıyor. Yahut kindarlık ediyor, pislik ediyor, komplo yapmaya kalkıyor. İşte bu ahlaksızlığa Allah dikkat çekiyor Kuran’da. “Eğer onlar, Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı” yani ne demek? Allah’a tevekkül etselerdi, Allah’a teslim olsalardı, Allah’ın onlara kaderde yarattığı imkana yeterlilik gözüyle baksalardı “ve: "Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek,” bak önce ne diyor? “Allah bize yeter” ne para ne pul ne şu ne bu. Çünkü ölmez insan açlıktan, uykusuzluktan da ölmez. “Allah bize yeter” diyor “Allah pek yakında bize fazlından verecek,” hep ümitli olmak “pek yakında” biz ne diyoruz? “Allah pek yakında bize fazlından verecek,” biz ne diyoruz? “Dünya hâkimiyeti verecek, bize Hz. Mehdi (a.s)’ı verecek, bize İsa Mesih (a.s)’ı verecek, bize güvenliği, huzuru verecek” diyoruz Müslüman olduğumuz için. “O'nun elçisi de.” Yani Mehdisi de bunu yapacak bize. Bu nimetleri sunacak bize. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın bize güzellikler sunacağına inanıyoruz. “Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (ya).” (Tevbe Suresi, 59) ne demek Allah’a rağbet etmek? O’na rağ olmak, O’na bağlanmak, yani hırs yapmamak, rahat olmak. Mesela bak biz şimdi burada konuşuyoruz. Bundan para kazanmıyoruz biz. Bilakis üzerine para veriyoruz tebliğ yapmak için. Ama hoca efendiler ne yapıyorlar? Üzerine para alıyorlar. Biz üzerine para veriyoruz. Allah’ı anlatabilmek için, Din’i sevdirmek için, Kuran’ı anlatabilmek için üzerine para veriyoruz. “Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir.” (Tevbe Suresi, 60) diyor Cenab-ı Allah “fakirler, düşkünler” İslam’da sosyal adaleti emreden açık hükümler, ayetler. Nasıl? Sadaka ne demek? Gönlünden koptuğunca. Gönlünden nasıl kopar bir insanın? Mesela yüz kişi varsa, eğer yüzünü de doyurmazsan gönlün nasıl ferahlayabilir ki? Demek ki Müslüman zibil gibi dağıtıyor, zibil gibi, bol bol.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mısır’da Müslüman kardeşler Derneği’nin kapatılmasına ilişkin karar önümüzdeki günlerde çıkması beklendiği, Derneğin kapatılması yönünde Mısır makamları tarafından henüz bir kara alınmadığı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim kapatsalar ne olur, kapatmasalar ne olur? Hepsini tutukluyorlar. Zaten ezip, asıp, kesip, dövüyor, sövüyorlar. Yani farz edelim açtılar ne fark eder, kapattılar ne fark eder. Aynısı yani. Zaten fiilen kapatmış durumdalar şuan. Bütün yöneticileri tutuklamışsın sen, demokratik haklarını da vermiyorsun, dehşet saçıyorsun. Adam zaten bitmiş. Yapacak bir şey yok.

“Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı.” diyor Cenab-ı Allah Tevbe suresi, 48 “Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi.” Şimdi de öyle, Müslümanlara karşı hep böyle pislik adamlar iş çevirirler, adilik yapmaya çalışırlar, tehdit etmeye kalkarlar, çakallık yaparlar. Afganistan’da da öyle, Mısır’da da öyle, başka yerde de öyle. Müslüman mazlum olduğu müddetçe bu böyle oluyor işte. Ama mesela zalime karşı kabadayılık yapmıyorlar. Mesela Suriye, Rusya’ya karşı hiçbir şekilde kabadayılık yapmaz, hiçbir şekilde. Ne yaparsa yapsın kabadayılık yapmaz. Çünkü gücünden korkar. Ama bakıyor Müslüman gariban, hemen tepesine biniyor ve asıp kesiyor. Mısır’da da öyle, orada Amerikan kuvvetleri olsa, on bin, yüz bin kişilik her ne yaparsa yapsın, Mısır ordusu gıkını çıkarmaz.

Zeynep Sultan da bana bir yazı yazmış; “Hocam, makyajım abartılıymış, bağnazlar bana öyle söylüyorlar” diyor. “ Ben bana yakışanı yapıyorum” diyor “iman hakikatleri öğreniyorum, kariyer hedefim” diyor “yayında Sizinle beraber sizinle iman hakikatleri sunmak istiyorum. Hocamın, ağabeylerimin ve ablalarımın ellerinden öperim” diyor Zeynep. Zeynep’in resmini görebilir miyim? Makyajını abartılı buluyorlarmış bazı kişiler. O şeker, bal, kaymak.

“Hocam, Sizi İran’dan beğeniyle izliyoruz, hiçbir programınızı kaçırmıyoruz maşaAllah, nazar değmesin. Bize dua edip, Selam yollar mısınız?” Mehdi Rezai.

Ayten Hanım; “Sizleri çok seviyorum” diyor. Kedilerinin resmini göndermiş. Kediler, bakayım. Ne şeker, ne tatlı, ne bal, ne kaymakmış. Oturuştaki tatlılığa bak sen. Hayret ya üşümüyorlar da, toz toprak da bunları kirletmiyor. Gıcır gıcırlar. Şimdi de Ayten Hanımı da görelim. MaşaAllah, Allah nurunu arttırsın. Allah kalbine ferahlık versin.

“Hocam annemin sizlere selamı var, Merzifon’dan Selamlar” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, bebeğimin resmini gönderiyorum” diyor “hoşça kalın” diyor. Ben onu yerim, yerim ben onu. Kıtır kıtır yerim onu. Ne şekermiş o. Allah ona sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe etsin, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin. Kuzuya benziyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz önceki gün Adapazarı Şeker mahallesinde iki bayan kuaförü ve iki eczaneye kitaplarınızdan hediye etmiş.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel, ne güzel. Orayı ne güzel nurlandırmış, ne güzel dershane haline getirmişler. Ne güzel deccala tıkamışlar orayı. Deccal artık oraya giremez. MaşaAllah.

Ben dinliyorum, bir yandan kitap okuyorum, bir yandan seni dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz dün Eminönü ve Mısır Çarşısı civarında beş yüz adet İttihad-ı İslam, beş yüz adet Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar ve esnafa kitap hediye etmişler. “Hocamıza sevgilerimizi gönderiyoruz. Ellerinden saygı ve hürmetle öpüyor ve dua istirham ediyoruz, inşaAllah” demişler.

ADNAN OKTAR: Bak şu ekip şahane. Anne dağılmış gerçi ama bu kadar veletle ne yapsın. Baya güzellermiş, maşaAllah. Annenin mekan burası. Ama anneleri çok titiz bir bayan anladığım kadarıyla.

Bahar Kılıç. Bahar ne güzelmiş. “Ben de Hocamdan isim istiyorum, lütfen. Benim küçüklüğüm” diyor. Küçüklüğü de çok güzelmiş, bakayım. Baya güzelmiş, maşaAllah şahane kız, çok delikanlı güzel bir kız.

Hadiye, Aysel, Yegane; “ Sizleri çok seviyoruz” diyor, “İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s) talebesi olalım” diyor. “Hocam sarı saçlı, mavi gömlekli Nezaket Hanım, sağdan ikinci pembe gömlekli Aysel Hanım sizden isim istiyor. Hepimiz hürmetlerinizle ellerinizden öpüyoruz” diyor, Bakü’den.

Nasıl güzellermiş, nasıl şekerlermiş, nasıl balmış onlar, muhteşem, maşaAllah. Bakıyorum, o güzelleri bir göreyim. MaşaAllah. Azerbaycan’ın aslanları, güzelleri, nurları maşaAllah. Şimdi sarı saçlı, mavi gömlekli Nezaket. Nezaket’e bir isim vereceğiz. Evet, Bismillah bakayım, ona “Gönül” ismini veriyoruz. “Gönül.” Sağdan ikinci pembe gömlekli Aysel Hanım’a da yine isim vereceğiz Bismillah bakıyorum. Pek kullanılmayan bir isim ama ona “Yakut” ismini verelim. Yakut Hanım.

DİDEM ÜRER: Hocam Bahar da bir isim rica etmişti.

ADNAN OKTAR: Bahar. Hakikaten çok güzel kız, maşaAllah. Aman Allah’ım birçok isim var nasıl yapsam bakayım? Onun ismi de “Zeliha” olsun. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz “Gönül” ismini verirken, o sırada bana Gönül isimli birinin paylaştığı resmi gönderdiler. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte kader, Allah kaderde olduğunu gösteriyor. Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, iki kardeşimiz Güngören Genç Osman Mahallesi’nde A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Aferin onlara, maşaAllah. Allah onlara sağlık, sıhhat, uzun ömür versin, bereket versin, şevk, heyecan versin Allah. Derin imanla inşaAllah, İslam’a hizmet ederler.

Olay kontrolden çıktı. “Hocam benim adım Meryem. Rica etsem Hocamız benim için ikinci bir isim verebilir mi? Lütfen Hocam” diyor. Aman Hocam buna bir çözüm bulsak, ne yapacağız? Bunun sonu gelmeyecek. Günde bir kişiye isim verelim en iyisi içlerinden seçelim, tamam. Bismillah, ona “Şükran” evet. “Allah Şekür’dür” diyor bak. “Allah Şekür’dür” Teğabün Suresi, 17.

“Biz sizin gülen yüzünüzü, çok hikmetli sözünüzü, derin yeşil gözünüzü, sevgi dolu özünüzü bağrımıza basar, severiz” diyor.

“Sevgisi, hasreti burnumuzun direğini sızlatan canımız” diyor, bir hanım kardeşimiz maşaAllah.

Başka bir hanım kardeşimiz; “Bütün kardeşlerimiz sizi dinlemenin ne büyük ayrıcalık olduğunu bir bilselerdi. Vesileyle Allah’a nasıl yaklaştığımızı, imanı nasıl sevdiğimizi, ölümü isteyen ruhi bunalımlarımızdan kurtulup yaşama nasıl aşkla, şevkle tutunduğumuzu bilselerdi. Nasıl muhteşem bir varlıksınız canım Hocam? Bir tanesiniz, bir tane maşaAllah, elhamdülillah” diyor. Sen de bir tanesin, cansın maşaAllah.

“Canım bir tanecik Hocam, Allah sevgisini, derin imanı bize aşılayan, her çirkinlikten kötü ahlaktan güzel ahlaka bizleri yönelten biriciğimizsiniz, nur tanemizsiniz, canımızsınız, sevgilimizsiniz Allah sizi bizden ayırmasın” diyor. MaşaAllah, bir hanım kardeşimiz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Muhammed kardeşimiz evrimin geçersizliğini anlatan yeni bir site hatırlamış. Sizin çalışmalarınızdan faydalanarak, ismi www.evrimbilim.com.

ADNAN OKTAR: Şahane, her oraya gelen ona bir sevap bırakıp gidecek. Her ziyaretçiden ona bir sevap maşaAllah, ne güzel.

DİDEM ÜRER: Kayseri’den kardeşlerimizin size mesajı var; “Can dostumuz, en yakınımız, güzellerin şahı, Sultanımız, geçtiğimiz gün Talas Bahçelievler’de beş yüz adet broşür, on adet Harun Yahya eseri dağıtımı yaptık. Sizi çok seviyoruz Hocam, duanızı istirham ediyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah onların her yerini nurla kaplasın, felaketlerden, hastalıklardan onları korusun. Bol bol İslam’a, Kuran’a hizmete imkan versin Cenab-ı Allah.

Evet, ilk biz olunca böyle olur tabii, maşaAllah. Şu an izlenme rekoru kırıyoruz maşaAllah, inşaAllah.

Tur Suresi. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Tur'a andolsun” dağa, “Satır (satır) dizili kitaba,” demek ki kitap çok önemli. İnternet mi kitap mı? Kitap çok hayatidir. “Yayılmış ince deri üzerine;” burada Tevrat’a da dikkat çekilmiş oluyor. Çünkü Tevrat deri üzerine yazılıyordu. Ama en makbul yazının en güzel yazı yazmanın mesela ince deri üzerine olacağına da işaret etmiş oluyor Kuran. Çünkü bozulmuyor, kalıyor uzun süre ve çok kullanışlı oluyor. Kağıt çok kolay yırtılır ve yanar ama deri çok dayanıklıdır. “Ma'mur eve,” süslü, güzel eve, “Yükseltilmiş tavana,” demek ki güzel ev nimet, yükseltilmiş tavan nimet basık evler hakikaten insanı rahatsız eder. Tavan yüksekse insan rahat eder, güzel olur. “Kabarıp, tutuşan denize,” kıyamet başladığında deniz kabarıyor yani karalar hareket ettiği için hacim oluyor, kabarıyor deniz, yükseliyor ve tutuşuyor. Niye tutuşuyor? Çünkü magma alttan dışarı çıkıyor, fışkırıyor. Fışkırınca muazzam magma sütunları, ateş sütunları suyla karışık olarak göğe yükselmeye başlıyor. Hem buhar hem ateş olarak.“Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir”, kıyameti. “Onu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur. O gün gök, sarsılıp çalkalanır” diyor Cenab-ı Allah. “O gün gök, sarsılıp çalkalanır” her yer sarsılır demek ki deprem. Çalkalanma nedir bu? Deprem, evet. Ama çok yüksek güçte. “Ve dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür” dağ hareket ediyor magmanın üstünde oradan oraya gidiyor. Çarpmanın hızıyla, gücüyle kıyamet başladığı için. “İşte o gün,” diyor Allah, “yalanlayanların vay haline,” o zaman işte çekler, senetler, evlenmek için yapılan entrikalar, oyunlar, hırslar, üremek için yapılan gayretler onların hepsi anlamsız hale gelmiş olacak. Diyor ki “Ki onlar, 'daldıkları saçma bir uğraşı' içinde oynayan-oyalananlardır” saçma bir uğraş nedir? Dünya telaşı, dünya işleri. Dünya işi, Allah için olursa kıymeti vardır. Dünya işi Allah için olmazsa, bir anlamı yoktur. Ahreti amaçlayarak, Allah rızası için yapılırsa bir amacı olur, faydası olur.

Ayfer Akçakoyun; “Aşkım Hocam, kurban olurum senin o bembeyaz ellerini yaratan Allah’a, o güzel ellerinden hürmetle öpüyorum” diyor. “O mübarek ellerinizden” diyor. Estağfurullah, biz sizin ellerinizden öpüyoruz.

Azerbaycan’dan çok fazla mesaj var, maşaAllah.
Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Mısır’da kanlı olayların ardından istişare için Ankara’ya çağrılan Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı görevine döndü. Mısır Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Bedir Abdulbati;“kendi büyükelçilerinin Türkiye’nin Mısır’ın iç işlerine müdahalesi durmadığı sürece Ankara’ya dönmeyeceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: İç işlerine müdahale deyip de, böyle maşayla karıştırıyor değil ki Türkiye. Sadece acıdığı için Müslümanlara, zulüm yapıldığı için, acımasızlık yapıldığı için feryadını dile getiriyor, rahatsızlığını dile getiriyor. Ne desin? “Oh iyi oldu” mu desin? Ne büyük terbiyesizlik bu adam öldürülüyor, demokrasi katlediliyor. Nasıl sussunlar, ne desinler? Onlar yol göstersin anlatsın onu diyelim. Nasıl diyecekmiş başka? Cayır cayır adam vuruluyorsa, insanlar asılıp kesiliyorsa, Müslüman kurtarın diyecektir. Ne desin? Onların çoluğu çocuğu öldürülse ne yapar onlar? Kurtarın diye feryat etmez mi? Oradakiler de bizim evlatlarımız. Ölüyorlar, şehit ediliyorlar. Biz de kurtarın diye feryat ediyoruz, karmaşık bir şey yok. iç işlerine karışıp da ne yapacağız? Mısır iyi olsun, güzel olsun, hoş olsun istiyoruz biz.

DİDEM ÜRER: Hocam, 2 Eylül Pazartesi günü kardeşlerimiz, Maltepe’de bin adet A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah onları şevklendirsin, daha güzel gayretler, daha güzel imkanlar, daha güzel hizmetler versin.

Didem Hocam, saat üçe geliyor, ben gezmeye çıkacağım. Ben gidiyorum, yarın görüşürüz, inşaAllah. Haydi Selam.

DİDEM ÜRER: Aleykum Selam. 

Masaüstü Görünümü