Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (8 Eylül 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Gücüne, sevgi derinliğine ve aklına hayran olduğum bir tanemin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye, Amerika ve Avrupa’da halkın çoğunluğunun Suriye’ye olası bir harekat yapılmasına karşı. Bu oran Avrupa Türkiye’de yüzde 72, Amerika’da ise yüzde 62.

ADNAN OKTAR: Tamam, operasyon yapılmasında, orada halk boğuluyor, adam öldürülüyor. Şimdi duyan da “keyif için savaşmak istiyoruz, gözümüzü kan bürüdü, kan akıtmak için bahane arıyoruz, Suriye’yi de müsait bulduk boğacağız.” Orada çocuk, adam öldürülüyor adam. Her gün yüzlerce binlerce adam şehit ediliyor. Bunları bir şekilde kurtarmak gerekiyor. Kurtarmak için de en kesin, en derli-toplu yolu söyledim, dedim ki: “70 ayrı noktadan 70 ayrı tümenle yahut tugay, İslam ülkelerinin askerleri girsin.” 70 saat devam etmez. Kökünden konu hallolur, hem içinde hallolur, hem dışında hallolur, mesele biter. Anladıkları halde anlamazdan geldiler. Ve anlamazdan gelmeye de devam ediyorlar. Gayet kolay bir şey bu. Sıfır can kaybı olur. “Selamun Aleykum biz geldik” bu kadar. Fazla karmaşık bir şey yok.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizden önceki yayında konuştuk da, sizin dışınızda, ya “müdahale olsun” diyorlar, ya da “müdahale olmasın” diyorlar ama üçüncü bir alternatifi kimse söylemiyor, bir tek siz söylüyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi, müdahale olursa tabii ki adamlar çöker, doğru. Fakat bu adamların elindeki silah mevcudu belli değil. Ne tip silahlara sahipler bunu bir ortaya koymak lazım. Bir de can kaybı olmadan operasyon yapabiliyorlar mı? Can kaybı olmadan yapıyorlarsa, yapsınlar zaten. Kimsenin bir şey dediği yok, gayet güzel olur. Ama benim dediğim, kökten çözüm. Yani bıçak gibi çözer. Bir de birlikte hareket etmeye alışırlar, İttihad-ı İslam’a alışırlar. Birlikte meselelerin nasıl kolay çözüleceğini de görmüş olurlar. Allah onda bereket getirir. Çünkü Kuran;’a uygun bir hareket benim dediğim. Öbürleri Kuran’a uygun değil. Seyretmek de haram, müdahale de haram. Çünkü Müslüman mazlum öldüreceksin belli ki. Ama bunda haram bir fiil yok çünkü Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım; “Müslümanlar kavga ettiklerinde aralarını bulun” diyor Allah. Tamam işte bu, bunu yapacaksın gayet basit, son derece kolay.

Övünmek gibi olmasın ama akıllı insan hakikaten az. Ben bakıyorum da dengeli insan hakikaten az. Makul konuşulabilen, makul bağlantı kurulan. Manyak gibi insanların bir kısmı, deli gibiler. Hayır, normal konuşuyor önce bakıyorsun sonra deli çıkıyor. Yahut deli gibi hareket ediyor sonra akıllı olduğunu anlıyoruz, normal olduğu ortaya çıkıyor. Şöyle mutedil adam bulmak biraz zor oluyor. Akıllılıktan ziyade samimi yet. Çünkü akıl; Allah yaratır aklı, an an yaratılır. Samimiyet çok önemli. Çünkü Allah diyor bak; “Ancak samimi kullarım kurtulur” diyor Allah. Samimi oldu mu Allah ona aklı sürekli akıtıyor. Akıl sürekli akar. Akıl beynin içinde durmaz. Millet zannediyor ki, küp gibi içinde muhafaza oluyor akıl. Öyle bir şey yok. Kafanın içi bomboştur. Kafaya akıl sürekli akar, ırmak gibi Allah tarafından akıtılır. Samimiyetini gördüğünde, Cenab-ı Allah o kişilerde ki bilir zaten, kaderde bilir onu, ona aklı sürekli akıtır. Samimiyetsiz olduğunda, aklı keser. Adam divane olur, manyak gibi olur. Samimiyetsizliği çok teşvik ediyorlar, şu dizilerde, filmlerde falan samimiyetsizliği çok teşvik ediyorlar. Mesela el hareketleriyle falan konuşuyor, deli gibiler. Normal olsana.

DİDEM ÜRER: Sürekli kavga, tartışma oluyor aralarında.

ADNAN OKTAR: Evet. Mesela ses tonunu özel ayarlıyor. Dindar zannediyoruz adamları onlar da bile bir poz. Tutarlı makul insan çok güzel, mesela kadında güzel, erkekte de kadın için çok güzel. Mesela kadın muhatap olamıyor, acayip oluyorlar. Kendilerini süper yakışıklı zannediyorlar, deli hareketlerine başlıyor. Halbuki normal vasat bir insan. Yahut süper zeki olduğunu kadını kafaladığını zannediyor, baya akıllı olduğunu zannediyor. Aptalca yalanlar söylüyor, kızın yahut kadının avucunun içinde oluyor aptal, maymun gibi oynatıyor onu. Fakat baya güzel kafaladığı kanaatinde, acayip kandırdığı kanaatinde. Çocuk gibi uydurma yalan söylüyor, kız da tabii inanmış gibi görünüyor ona, inanmış gibi göründe daha da kafayı çiziyor, daha da sapıyor, daha da yalanlar söylüyor. Halbuki çok sıkı bir deliyle karşı karşıya olduğunu anlıyor kadın orada. Yıllarca idare edebiliyorlar bazen, deli olduğunu anlıyor, avucuna alıyor, “öyledir idare ediyorum” falan diyor sorulduğunda. Halbuki Kuran Müslüman’ı makul olacak, her şeye akılcı bakacak, tutarlı olacak, heyecanla bakmayacak. Biz dış olaylara öyle bakıyoruz. Mesela Mısır’a heyecanla baksak askeri kanada öbürlerine falan hepsine kin duymamız lazım, nefret etmemiz, düşman olmamız gerekiyor. Ama akılcı bakında diyoruz, “onlar da Allah’ın kulu, onları da kurtaralım, şefkatli yaklaşalım” diyoruz. Sevecen bir tavrımız oluyor, koruma amaçlı oluyor. Kinimizi, öfkemizi kaldırıyoruz. Neyle, imanla. “Niye kinlenelim, oda Allah’ın bir kulu” diyoruz, “onu da kurtarmakla mükellefiz” diyoruz, değil mi? Çünkü, firavundan daha mı aşağı bu adamlar? Hz. Musa (a.s), firavunu kurtarmak istemişti. O zaman makul yaklaşıyoruz. O zaman kurtarmak azminde oluruz. Firavun da adam öldürdü, olmadık zulüm yaptı.

Benim canlarımın güzel yönü; kıskanma bilmiyorlar. Haset çok korkunç bir şey. Haset edenin bereketi müminin üstüne gider. Mümine gelecek bela da, onun üzerine gider. Mümini gençleştirir haset, haset edeni de çökertir. Onların bir karalık gelir üstlerine, bir zülumat gelir. Müminin üstüne de bir nur gelir, mükafat olarak, Allah katından.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Obama, Suriye’ye müdahale konusunda bir radyo ve bir internet sitesinde bulunduğu açıklamada, “bu başka bir Irak ya da Afganistan olmayacak. Yapılacak müdahale hem zaman hem de kapsam olarak limitli olacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Adam ölmeyecekse tamam ama adam ölecekse, olmaz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: AB Dış Politika Şefi Catherine Asthon, 28 AB ülkesinin mutabakata vardığını açıkladı. Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığı konusunda.

ADNAN OKTAR: Çocuklar, yüzlerce çocuk yerde yatıyor, yara yok, kan yok bütün millet debeleniyor. “Acaba bu nedir “ diyor. Elektrik çarpmıştır yahut bilmem ne olmuştur. Mantıksızlığı ortada olayın. Belli ki kimyasal silah kullanmış. Yani korkuyorsanız ayrı mesele, çekiniyorsanız ayrı mesela ama adamlar yapmış. Fakat bir daha tekerrür etmez, Allahualem onlar da korktular. Korkutmakta fayda var bence, yapmasalar bile, esmeseler bile üstlerine gitseler iyi olur. Çocuklar, gençler falan baya çırpınıyor çocuklar, mahvolmuşlar. Adam istediği gibi hareket ediyor, akıllarına ne gelirse onu yapıyor, olmaz öyle. Ama köktencilik önemli.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sivillere karşı işlenen katliamların en büyüğü Suriye’de yaşanıyor. Suriye’de olayların başladığı bu güne kadar 10 binden fazla çocuk hayatını kaybetti. Bugün Başbakanımız da “toplam 106 bin kişini hayatını kaybettiğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Bir de çok güzel çocuklar. Kuzu gibiler, acayip tatlılar. Ve her gün yine çocuk öldürülüyor, kadın öldürülüyor, kadınlara tecavüz ediliyor, işkenceyle öldürüyorlar. Müslüman ülkeler de yan gelip yatıyorlar. Canınız kıymetli, canınıza da bir şey olmayacak. Bak, birer tümenle gelmiş olsanız, 70 ayrı noktadan girsen adam sana nasıl silah kullansın? Ne yapacak yani? Gir, çoluğu-çocuğu herkesi kurtar, konu bitsin. Esad’ı da götürüp asmalarına, kesmelerine gerek yok. Esad da olsun hükümette, bir hükümet kursunlar, değil mi? Mesela onu dış işleri bakanı yapsınlar, iç işleri bakanı olsun. Dış işleri bakanı olsun, madem siyasete bu kadar meraklı. Bütün grupların katılacağı bir koalisyon hükümeti kurulsun. Bakanlık adedini artırabilirler, hepsinin katılması için. Mesela 50 tane bakanlık oluştursunlar, hepsini katmak için. Gayet güzel koalisyon hükümeti kurabilirler.

Havadan bombalama falan bunlar sakat iş. Bombanın nereye geleceği belli değil. Ne tür bomba kullanacaklarını söylemiyorlar. Deseler ki, “biz şuraları şuraları vuracağız.” Can kaybını bize söylesinler, can kaybı istemiyoruz biz. Nusayri olsa da istemiyoruz, Alevi olsa da istemiyoruz, Sünni olsa da istemiyoruz. Kim olursa olsun istemiyoruz. “Bu hak ediyor” dediğimiz bir adam yok orada. Tama şimdi diyor ki, “Suriye’de askerleri vuralım” diyorlar. Vuruyorsun ama adam emir altında zaten. O da kaçamıyor oradan, o da belanın içinde. Karşılıklı belaya düşme var, birbirlerine kilitlenmişler. O ondan korkuyor, o ondan korkuyor. Esad askerlerden korkuyor, askerler Esad’tan korkuyor. Rusya Çin’den çekiniyor, Çin Rusya’dan çekiniyor. Bir bela karmaşası var.

Ahmet 19830; “o yüzden mi Suriyelilerin kanını dökmek için can atanların tarafındasınız?” Tarafında olursunda, kan dökme yönünde ittifak etmezsin. Biz Amerika’nın böyle bir politikası var diye, Amerikan halkına karşı mı olmamız gerekir? Ben Amerikan halkını seviyorum, çok sevgi duyuyorum. Bayağı da sempatikler. Yani savaşta kim kan döküp cinayet işlediyse, o suçlu olur. Hükümet Obama’nın da suçu yok şu an. Obama güzel ahlaklı bir insan. Niye karşı olayım ben ona? Mazlum bir insan, hep adaletli davranmaya çalışıyor, makul davranmaya çalışıyor. Rusya’ya moskof bilmem falan diyor. Ben Rusları çok seviyorum, şefkat duyuyorum. Tamam, Türklerin çok kanını akıttılar zamanında. O benim dostluğumu engellemez. Gelmiş geçmiş o. Ben o yüzden onun torununun torununun torunundan hesap mı soracağım? Ne kadar vicdansızlık bu. Akıl mı şu yani?

“Allah (c.c)  insana aklı samimiyete göre verseydi adam bu boyuta taşımazdı.” Samimi insana Allah akıl verir, bu açık olan bir şey. Bütün Peygamberlerde, güzel insanlarda hep bu görülmüştür. Dürüst olana iyi. Mesela içten pazarlıklı, şüpheci, karanlık, iyi niyetli olmayan, dürüst olmayan, kalbinde fesat olan, insanların iyiliğini istemeyen, sevgiye içinde muhabbet duymayan bir insanın, Allah basiretini bağlar, ferasetini bağlar zırvalar, abuk sabuk hareket yapmaya başlar, bakışı bozulur, konuşması bozulur, mantığı bozulur. Allah yoluna engeller koyar, bereketsizlik gelir, anlayamaz da. Diyor “aksilikler bir türlü peşimi bırakmıyor”  diyor. Sen samimiyeti bırakıyorsun, aksilikte senin peşini bırakmaz tabii. Dürüst olursan, samimi olursan sana aksilik gibi görünen şeylerin doğru olduğunu görmeye başlarsın. Her şeyde hayır olduğunu görmeye başlarsın. Mesela diyor ki “uçağı kaçırdım” diyor, “ne büyük aksilik” diyor. Hayır var kardeşim, hayır var.

Asil kadın çok güzel oluyor. Basit kadın ne kötü oluyor, Allah vermesin. Basit güzel de olsa, Allah Allah yani hiç etkisi olmuyor insana, acayip bir şey oluyor. Ne kadar kötü bir şey basit kadın. Mesela ben gördüm öyle çok güzel kadın ama basit. Beğenmeye çalışıyorum, bir türlü beğenemiyorum. Sevmeye çalışıyorum, bir türlü sevemiyorum. Ne kadar bela yani Allah vermesin. Kadına yakışan soyluluk çok güzel oluyor,  nezaketli olmak, kibar olmak, efendi olmak ve özellikle samimiyet, candanlık.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Suriye’de Hocam demin sizin bahsettiğiniz konuya mutakıb olarak, rejim karşıtı gösterilerin başladığı 2011 yılının Mart ayından bu yana 2963 kişinin güvenlik güçlerinin işkenceleri sonucunda öldürüldüğü bildirildi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o çok daha korkunç, Allah esirgesin. Çünkü insan eli kolu tutarken, kendini savunma imkanı varken, şehit edilse yine bu bir derece. Ama çok alçaklar. Adam esir ediyor, götürüyor, işkenceyle öldürüyor. Yani nevri dönmüş adamların. Onun için acele edilmesi gerekiyor Suriye konusunda. Ya beynini uyuşturacaksın, düşünmeyeceksin, ya askeri müdahale olacak, sel gibi kan akacak, ya hiç kan akıltılmayan askeri müdahale olacak elektronik boma kullanılacak. Ondan netice pek alamazlar veyahut İslam ülkeleri 70 dümenden, Suriye’ye 70 ayrı noktadan. Bunda kan hiç akmaz ve kökten konu hallolur. Uzatıyorlar, gayet net çözüm olduğunu gördükleri halde, anlamazdan geliyorlar. 

“Tüm faili meçhuller araştırılsın hepsi, açıkça cinayetleri hepsinin failleri bulunsun, hukukla karşılığı mutlaka verilsin”.  Sami Ayyıldız’da katılmış. Kim bu Sami Ayyıldız?

DİDEM ÜRER: Bilmiyorum ben.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bende olacak, Allahualem toprağın altına girseler yine bulurum hepsini. Yani cinayet en rahatsız olduğum konu. Yani mutlaka kafası ezilmesi lazım ve mutlaka yakalanması lazım. Yani kanun hukukla tabii. Yani bir katilin sokakta gezmesi müthiş rezilliktir, müthiş kepazeliktir. İşkenceyle adam öldürecek, adam gidip pavyonda eğlenecek. Olmaz öyle şey. Özellikle cezaevinde adam öldürülmesi çok büyük kahpeliktir bu, savunmasız insanları öldürmek. Ama bu dünyanın her yerinde var aşağı yukarı. Birde normal karşılıyorlar. Halbuki çok korkunç şey bu ve müthiş bir rezillik yani.

DİDEM ÜRER: Ertuğrul Gazi’yi anma şenliklerinde Büyük Birlik Partisi Başkanı Sayın Mustafa Destici protokolü terk etti. Protokol konuşmalarında her sene uygulanan siyasi parti genel başkanlarının yaptığı halka hitap bölümünde meclis dışında olan siyasi parti başkanlarına bu sene söz verilmemesine tepki gösteren Destici; “ecdat topraklarında bile adaletsiz davranılıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani garip bir şey tabii, çok yakışıksız. Mustafa Destici sevilen bir insan. Büyük ve değerli bir camianın lideri, şehidimizin yadigarı. Yani sanki orada birisi yokmuş gibi, yani en azından bir insan olarak çıkartılması lazım. Yani kural kural kural, tamam kural ama asıl kural budur yani nezakettir. Ben utanırım şahsen öyle bir şey olsa. Böyle önemli bir kişiyi çıkarmamak, bak şahsından dolayı değil, temsil ettiği camiadan dolayı önemli. Şahsı herhangi bir insan, ama temsil ettiği camianın onuru var, bir güzelliği var, bir anlamı var yakışık olmamış bu. Çok ayıp olmuş. Bu kuralı, bu usulü, bu adabı değiştirsinler ve telafi edebilirler bir yerde. Bayağı aklı başında güzel konuşan bir insan. Tutarlı konuşan bir insan. Yani lafını sözünü bilmeyen, lafının nere gideceğini fark edemeyen bir insan da değil. Seçerek konuşuyor. Ayıp yapmışlar.
Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, sosyal medya üzerinden ODTÜ’deki eylemlere destek vermek amacıyla Taksim’de toplanma çağrıları yapılmıştı. Bunun üzerine elli kişilik bir grup, Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. Buradan Taksim Meydanı’na yürümek isteyen gruba polis izin vermedi ve yirmi beş kişi gözaltına alındı, Gezi Parkı kapatıldı, sonra yine gece saatlerinde açıldı.

ADNAN OKTAR: Bu yürüme işi falan, bu halkı rahatsız ediyor. Çok acayip. Önüne gelen yürümek istiyor. O zaman bizde kalkıp çıkıp yürüyelim. Bu insanları rahatsız eder, yakışık almaz. Anlatacaksan, Facebook’tan yaz, oradan yaz, buradan yaz, konuş, bir şeyler yap, ilgili yerlere dilekçe verirsin. Bu bağırtı çağırtı edebiyatı son zamanlarda çıktı. Ve kitle psikolojisinde salgınlaşabiliyor insanlar. Mesela normalde halim selim bir insan, cam çerçeve kırabilecek hale gelebiliyor, hatta adam öldürebilecek hale gelebiliyor. Tahmin etmediğin bir insan, orada kitle psikolojisinden cinayet işleyip, adam yaralayabiliyor. Kalabalıklar tehlikeli oluyor. Komünizminde en çok kullandığı silah bu, kalabalıklar. Bu yanlış.

“Hocam Selam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Zehra Nur’un Hocamıza mesajı var, sevgilerimizi gönderiyoruz Azerbaycan’dan. Hocamızın görmesini çok isteriz mesajımızı” diyor. Zehra Nur bana iki tane yazılı mesaj göndermiş. “Şu Darwin’den nefret ediyorum” diyor “Adnan Oktar Hocam’ı çok seviyorum” diyor. Ama bak ne kadar çok sevdiğini göstermiş. “Çok seviyorum” diyor. Biz de Zehra Nur’u çok seviyoruz. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin.

“Hz. Muhammed (s.a.v.), muhafazakar değil, devrimciydi.” Tamam. Her peygamber devrimcidir. Tabii ki bir devrim yapıyorlar. Ama yakıp yıkarak değil, hayır getirerek, güzellik getirerek. İnkılâp yapmış oluyorlar.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’nın Mamak ilçesinde Camii ile Cemevi’ni aynı bahçede buluşturan Cami Cemevi Kültür ve Araştırma Merkezinin açılışında yüzü maskeli militanlar taşla ve sopalarla polise saldırdılar. Temel atılan bölgeye yürümek istediler, buradaki bazı alevi vatandaşlara saldırdılar. Saldıranların DHKP-C bağlantısı olan sol görüşlü aleviler olduğu iddia edildi.

ADNAN OKTAR: İşlerine gelmemiş demek ki. Aleviler candır, ne güzel Alevilerin, kardeşlerimizin orada olması, cemevinin olması değil mi? Ne hoş, camiden cemevine giderler, cemevinden camiye gelirler. Baya güzel olur. Bomba, işte şamatayla, gürültüyle korkutarak, bu nefret meydana getirir. Korkuyla bir insan fikrinden vazgeçiriliyorsa, korkutularak, derin bir nefret meydana gelir kalbinde. Komünizmin bu kadar insanlarda nefret duyulmasının sebebi bu. Komünizm denilince insanların kalbinde bir nefret meydana geliyor, öfke meydana geliyor. Yani eski yaptıkları zulümleri akla geliyor. Ama halim selim komünistler de var. Demokrat, aklı başında, laf söz dinleyen, konuşarak, demokratik mücadeleyi esas alan komünistler var. Benim onlara saygım var. Değil mi? Demokrasiyi esas yap. O zaman küçük de olsa fikrin kabul görebilir. Fikrini samimi savunanlar bir araya gelebilirler o zaman, konuşabilirler. O yüzden kabadayılıkla fikir anlatmaya kalkmak çok yanlış bir şey. Fosillerden korkuyorlar, fosillerden çekiniyorlar ve bu onların aleyhine oluyor. Taraftarları bunların muhalif olduklarını o zaman daha iyi anlamış oluyorlar. Çünkü bu öyle bir etkili bir şey ki, bunu gören ikinci bir ihtimal veremez. Adamlar fosilden korktuklarına göre “bunların işi bitmiş” der. “Ben bunlara güvenmeyeyim” diyecektir. Fosilden korkuyor, taştan kokuyor. Onun görülmesini istemiyor. Demek ki fikir bitmiş adamda.

Abdullah Şahin, “gelmek istiyorum” diyor. Gel.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ahmet Adnan sizi çok özlemiş. Süper tarzıyla yeni resmini göndermiş.

ADNAN OKTAR: Adnancı dediğin böyle olacak. Getir bakayım şu minik Adnancıyı. Ben onu yerim kıtır kıtır, şapkasını, kendini, kulaklarını falan her yerini. Patilerini özellikle, maşaAllah, elhamdülillah. Cennet kuzusu gibi, şeker şey bu. Ahmet Adnan, ben mi koymuştum adını?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Perşembe günü kardeşlerimiz Almanya’da otuz adet belgesellerinizden dağıtmışlar. Bir de “hayır dualarınızı eksik etmeyin, nurlu ellerinizden öpüyoruz” diyorlar Size.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, benim güzellerime. Allah onlara basiret, feraset, iyilik, güzellik, nur versin, sağlık, sıhhat versin. Coşkun bir enerji versin Allah. İslam’ı Kuran’ı yaymada Allah onları güç, kuvvetle yardım etsin. Hz. Mehdi (a.s)’da, Hz. İsa (a.s)’da talebe etsin Cenab-ı Allah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: 4-8 Eylül tarihlerinde kardeşlerimiz Osmaniye’de Park 328 Alışveriş Merkezi’nde fosil sergisi düzenlediler. Sergiyi binlerce Osmaniyeli gezmiş ve ilgi göstermişler. Sergideki arkadaşlar; Rukiye, Serdar, Serkan, Ali, Mustafa, Fatma ve Ali.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah çok güzel. Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hollanda’dan kardeşlerimiz yazmış Hocam: “Hollanda sahilinde fosil sergimiz devam ediyor. Çok iyi geçti, çok yoğun ilgi vardı. Açıklamalarımıza hayran kaldılar. ‘Çok ispatlı ve inandırıcı’ dediler. Bütün hizmet yapan kardeşlerimiz ve aramıza yeni katılan dünyalar güzeli Çiğdem kardeşimizle birlikte. Yiğit, heybetli, yakışıklı, gözümüzün nuru aslan Hocamız’a sevgi, saygı ve hürmetlerimizi iletiyoruz” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım, bu ne güzellik, maşaAllah. Allah cennet kızı yapsın onu. Hepsini. Bereketle, güzellikle, iyilikle Allah karşılasın. Cennetle, Cemalullah’la Allah onları sevindirsin, hepimizi. “Cenab-ı Allah’tan onlara bir Selam vardır” diyor, “sözlü” cennette, sözlü selam. Allah “Selam” diyor, bütün Müslümanlar, onlar da “Aleykum Selam” diyorlar Allah’a. Güzel bir insan olarak tecelli ediyor Cenab-ı Allah. “En lezzetli odur” diyor cennette, “insanın en lezzet aldığı odur” diyor. “Cuma günleri Allah öyle bir gelir, ziyaret eder” diyor “cenneti.” İnsanlara selam veriyor. “Selam” diyor, onlar da “Aleykum Selam” diyorlar. MaşaAllah. İnsan şeklinde tecelli ediyor. Ama tecellisi, zatı değil.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye’den üç otobüs dolusu iş gezisine gelenler sergiyi ziyaret etmişler. Ve orada Yaratılış Atlası’nı görünce “Adnan Oktar” diye hemen tanımışlar sizin kitabınızı ve “evrim teorisini yerle bir etti, perişan etti” diye söylemişler. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani tabii mesrur oluyoruz duyunca insan, gayri ihtiyarı memnun oluyor, mutlu oluyor.

DİDEM ÜRER: 5 Eylül günü kardeşlerimiz Harbiye’de 550 adet broşür dağıtmışlar. Hürmetlerini iletiyorlar size.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

“Enbiya Suresi’nde ayetteki terazi” Teraziden kasıt, tabii ki bu baskül anlamında değil. Günahların, sevapların Allah katında değerlendirilip, neticelendirilmesi.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sizi çok seven Gizem kardeşimiz şöyle yazmış; “Merhaba canım Hocam, bugün faaliyetten sonra evde sohbet ettik. Yanımdaki annem. Sizi çok seviyor ve duanızı rica ediyor. Ayrıca çocukluk fotoğraflarını da göndermiş Gizem.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel insanlar, ne güzel ev, ne güzel anne. MaşaAllah ikisi de çok güzeller. Anne de çok güzel. Allah onlara mutluluk, huzur, iyilik, güzellik versin. Bereket versin. Canımın içi, nasıl güzel maşaAllah. Çocukluğunda da şekermiş. Tam ısırmalık yanaklar. Ne güzel oluyorlar çocukluklarında maşaAllah. Cennette de inşaAllah görürüz.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz de şunu yazmış; “Bugün kardeşlerimizle toplandık. Kuran Bilgisi kitabınızdan ayetler okuduk ve faaliyetlerimiz hakkında sohbet yaptık. Allah aşkıyla çok sevdiğimiz, bir tanemiz Hocamızın ellerinden öpüyoruz. Sevgilerimizi iletiyoruz.”

ADNAN OKTAR: Şu meclisin güzelliğine bak. Şu sofradaki berekete bak. İnsan imreniyor. Ne güzel insanlar, maşaAllah. Allah her yerlerini nur kılsın. Ne güzel nur anneler, nur nineler, nur genç kızlar maşaAllah. Allah onlara yediklerini, içtiklerini şifa vesilesi yapsın, hastalık ve dertten onları uzak tutsun Cenab-ı Allah, İslam’a hizmet etsinler. Bol vakitleri olsun, İslam’a hizmete, güç kudret bulsunlar, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bugün Galata Kulesi çevresindeki esnaflara ve Taksim’deki otellere İngilizce kitaplarınızdan hediye etmiş kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Çok şahane olmuş, aferin. Mükemmel. MaşaAllah, elhamdülillah. Her yer nurlanmış, ışıklanmış. Çok güzel.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ağustos ayında Çanakkale’ye gitmiş bir kardeşimiz. “Arkadaşım Büşra ile beraber 50 adet Hocamızın kitaplarından ve A9 broşürü dağıttık” diyor. “Hocamız’ı tanıttık. Sohbet ettik. Canımız Hocamız’ın ellerinden öperiz, hayır dualarını bekleriz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ekibin tatlılığına bak, şekerliğine bak. Nasıl güzeller hepsi, maşaAllah. Allah onları koruyup kollasın, hidayet versin, cennette de kardeş etsin. Çok güzel insanlar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, MHP Gurup Başkanvekili Mehmet Şandır, ODTÜ’de başörtülü öğrencilere yapılan sözlü saldırı ile ilgili; “Türkiye 21. yüzyılı yaşarken, bireysel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması hiçbir şekilde kabul edilemez” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, MHP de tavrını koymuş oldu, güzel olmuş. Böyle şeylerde topluca milletin reaksiyonunun bilinmesinde fayda var. Çok ayıp. Bir avuç genç kız geliyor oraya. Misafir, ayıptır yani. Başörtülü olabilir. Dekolte olan da gelebilir, mayoyla gelen de olabilir. Ne karışıyorsunuz? Saygı göstermek lazım.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz yazmış Hocam; “Canımız, bir tanemiz Hocamız, Bodrum Gümbet’e tatile gittik. Giderken yanımızda broşürlerimizi de götürüp faaliyet yaptık. Gümbet’te gündüz ve gece, hem esnafa, hem plaj çevresindeki kişilere broşür dağıtımı yaptık. Oğlumuz Talha faal bir çaba içinde görev yaptı” diyor. “Sizi çok seviyoruz. Dualarınızı bekliyoruz” diyor.

ADNAN OKTAR: Talha bayağı yakışıklı delikanlı. Kıyafetler. Ama yeni Adnancılar muazzam. Hep James Bond gibi tipler böyle. Gayret süper maşaAllah, Allah ömürlerini uzun etsin.

DİDEM ÜRER: Hocam, Düzce’den de bir kardeşimiz dün annesiyle birlikte sizin kitaplarınızın dağıtımını yapmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah canım benim, güzelim benim, aferin nasıl nurlu. Ne güzel. Başörtüsü çok yakışmış benim canıma, aferin. MaşaAllah, elhamdülillah. Başörtülü yaşlı anneler falan oluyor, çok şeker oluyorlar. Acayip güzel oluyorlar. Başı açık anneler de çok güzel, çok tatlı. Babaanneler falan olur böyle dekolte giyinir. Bir de süslü falan da oluyorlar. Çok şekerler, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Siz söyledikten sonra “Suriye’ye yetmiş ayrı yerden İslam ordusu girsin” diye, New York Times’da bir yazar, yeni bir haber olarak şu anda köşe yazısı yazmış. Harward Üniversitesi’nden Navaf Obeyd; “Arap Birliği yetmiş beş-yüz bin kişilik bir ordu hazırlasın. O ordu girsin Suriye’ye” yazmış. “Türkiye’nin muhakkak desteği olması gerektiğini” belirtmiş. “Ve denizden de kuşatma olsun ama asıl Ürdün tarafından” diye söylemiş, “Suriye’ye girilsin” demiş.

ADNAN OKTAR: Ürdün olur mu? Her noktadan. Türkiye dahil, Irak dahil, Ürdün dahil, her noktadan girilmesi lazım. Deniz dahil. Yani denizden ayrıca çıkartma yapılacak. Yüz bin kişi yetmez. Yüz bin kişi çok az, olur mu? En az yedi yüz bin kişilik olması lazım. Birer tümen gönderecekler. Hiçbir şey değil tümen. Bir tümen asker kaydırmak zor mu? Bir ülke, bir tümen verecek asker. Gemiyle getirecekler yahut askeri uçaklarla getirecekler, bu kadar. Bir tümen. Yetmiş saatte biter. En fazla yetmiş saat. Tankla girecekler, o kadar. Her yerde alkışlarla karşılanırlar. Onun dışında olmaz.

Şimdi Ürdün tabii ki bir tehlike altına girer Suriye’ye saldırıldığında. Ürdün’ün askeri gücü çok zayıf. Fakat Ürdün’den girecek tümen sayısı, Ürdün’ün topraklarına göre en az 5-10 tümen olacak. 10 tümen asker ne demek? Muazzam bir güç demektir. Mesela Türkiye cihetinden yirmi tümen yahut yirmi tugay da girebilir. Tugay diyelim biz inşaAllah. Aslında tugay kurtarır. Yetmiş tugay kurtarır. Ama büyük ülkeler tümen gönderse daha iyi olur. Onlar tümen gönderse, çok daha iyi olur.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz, geçen hafta Antalya’da tatildeyken durdukları tesislerde benzin istasyonlarında ve otelde sizin kitaplarınızdan dağıtmış. Ve size sevgilerini iletiyor.

ADNAN OKTAR: Aferin maşaAllah. Aferin benim güzelime, maşaAllah. Allah şevkini arttırsın, güzelliğini arttırsın, sağlık, sıhhat versin, afiyet versin. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam bir de Fatma kardeşimiz, kedilerinin resmini gönderdi. Sizi çok sevdiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Ah onu yerim ben, o uslu canını. Bıyıklar. Bir de tedirgin de.

Tamam, bugün bu kadar olsun gidelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü